.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

30 Nisan 2018 Pazartesi

ERKEN SEÇİM

Erken seçim inşaallah devletimiz ve milletimiz için hayırlı olacaktır. Seçimler normal olarak 3 Kasım 2019'da yapılsaydı o zamana kadar dış destekli muhalefetin dozajını artırarak oluşturacağı kaos stratejisi altında ülkemiz çok bunalacaktı.
Erken seçim düşüncesi ister Devlet Bahceli'nin fikri olsun, isterse birlikte alınan bir kararın ilanı olsun Türkiye düşmanları açısından tam bir ters köşe olmuştur.
Dış destekli kurgular Abdullah Gül'ü öne sürmek istemişse de bu plan tutmamıştır. Daha önce de bir kaç sefer aynı cümleyi kurmuştum. Akparti dışarıdan yıkılamaz. Akparti ancak içerden yıkılabilir. Bunun farkında olan iç ve dış düşmanlar bu taktikle sonuca varmak istediler.
Bugün Yeni Şafak'ta "Erken zafer duygusuna dikkat" başlıklı Aydın Ünal'ın yazısını okudum. Mücadelede erken zafer duygusunun rehavetinin yol açacağı tehlikeyi göz ardı etmeyelim.
Bu mücadele Akpartinin siyasi ikbal mücadelesinden ibaret değildir. Bu mücadele Türkiyenin beka meselesidir. Dış düşmanlar karşılarında boyun eğmiş, itaatkar bir devlet istiyorlar. Bağımsız, müslümanların ümidi bir devlet değil... Suud veliahdinin bugünkü beyanatı gibi Filistinlerin Israil ile onların şartlarına boyun eğen bir anlaşma yapmalarını istediği gibi Türkiyenin de  islam ulkelerini yağma eden batılılara uyumlu uydu bir devletcik olmasını istiyorlar.
Bağımsız politika izlemek isteyen her ülkenin batılılarca cezalandırıldığı gibi Türkiyenin de cezalandırılmasından korkan muhalefet teslim siyaseti izlemek istiyor.
Artık ya zincirlerimizi kıracağız yada zincirli halde köle olarak yaşamaya devam edeceğiz. Seçimde oy verilecek iki seçenek bundan ibarettir.

65 yorum:

  1. Siyasi soylemlerden uzak durmanizi tavsiye ederim. Yakinda ove ove bitiremediklinize bela okuyacaksınız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasi söylemden uzak duralım.
      Roketsan Kasırga füzesinin menzilini 4 kat arttırdı. Milli imkanlarla tasarlanan füzenin menzili 30 km den 120 km'ye çıkarıldı.
      Sizin mesajınızsan anladığım ise eğer kazara Erdoğan secilemezse amerika ve onun içerdeki muttefikleri Erdogan'ın itibarını yok etmek için itibar suikastı yapacaklar. Milletin gönlündeki sevgisini yok etmeye çalışacaklar. Bizim gibi siyaset icin değil vatan ve millet icin, islam alemindeki mazlumların ümidi olan Erdogana olan desteğimiz tersine dönecek oyle mi?

      Sil
    2. Maksat neydi?
      Amerika elbette canı isterse satacağı istemezse vermeyeceği füzeleri kendisi yapan bir ülke devlet başkanından elbette fırsat bulduğunda acımasızca intikam almaya çalışır. Burada onemli olan vatan icin calisan her kim ise bizim onun aarkasında durmamız imanımızın geregidir. Başkasını bilmem.

      Sil
    3. mealen şoyle diyor. maaşina kanaat edemeyen siyasetçilerin yada liderlerin tarihte nasil bir akibete ugradiģini ve nasil lanetle anildiğini kastediyor.tarih tekerrur edecek diyor. doğru soze ne denir.

      Allah c.c çydd kumpas lafinin bedelini öyle bir sorarki!!!

      ahirette sorulunca "biz bilmiyorduk" demeniz bahane olmaz.
      araştirsaydiniz denir.

      kişinin duyduğunu soylemesi gunah olarak ona yeter..hadisi şerif.

      Sil
    4. kasırga füzesinden ziyade gezgin bora khan ve pakistanın denizaltından ateşlenen babür ün muadilleri üretilmeye çalışılıyor
      bu ara kasırga demişken darbeciler bunlarla yüklü 20 askeri aracı ankaraya getirmeye çalışıyordu her bir arabada 4 füze vardı https://www.ajanshaber.com/darbecilerin-korkunc-plani-fuze-rampalarini-ankaraya-tasiyorlardi-haberi/372217

      Sil
    5. Mustafa bey Erdoğan'ın amerikaya ve kapitalist rejime karşı verdiği mucadeleyi yeterli bulmanız hata.Oy verenlerin çoğu başkası yok veya kötünün iyisi diye veriyor.Halk isyan eder duruma geldi twittera bakmanızı tavsiye ederim.Ayrıca abdye ülkeyi satma düşünceseinde olanlar akpnin besleyip büyüttüğü fetodur.

      Sil
    6. Degerli Devran Tuncer
      Twitter üyeliğim yok. Halkın bir kısmının memnuniyetsizligini ben de gozlemliyorum. Bir iktidar ancak halkın oyu ile hükümet edebilir. Tamam yada devam diyecek olan halktır. Bot hesaplarla algı oluşturmaya çalışanlar degil. Milletin ferasetine guveniyoruz. Hiçbir iktidar ebedi degil. Şimdilik Erdogan'ın ülkeyi yonetmesinin dışarıdan bize dayatilanlara mukabil daha hayırlı olacağını düşünüyoruz. Bunun anlamı bir partiye gönül verdiğimiz anlamına gelmez. Bizce iman hizmeti herşeyin üzerindedir. Seçimlerde vatan ve millet menfaati için neyi uygun görüyorsak ona oy atariz. Iyi işlerinin destekçisiyiz. Erdogan şimdiye kadar gelen siyasilerin içinde en iyisidir diye kanaatimiz var.
      Dış güçlerin Erdoganı kendi çıkarlarına uygun davranmadığı için devirmeye uğraştıkları malumdur. Böyle bir zamanda Erdogana tamam demek dış güçlerin arzusudur.
      Erdogan insaallah seçilecektir. Ancak daha sonra Erdoganı makamında rahat birakmayacaklar. Kaos planlarını öne sürecekler. Şimdi yazmak münasip degil ama tahminen Iran ile savaş akabinde ülkemiz saldırıya ugrayabilir. Bu sırada başta dindar insanların olacağı ifade edilmiş.
      Erdogan Erdoğan dememizin nedeni siyasi tarafgirlik degil vatan ve milletin selametini öncelemektir.
      Ülkeyi satan pek cok grup var. Bunların hepsi simdi hangi tarafta millet görüyor. Siyaset sevdası degil vatan savunmasında doğru yerde durmak istiyoruz.
      Bizim vazifemiz galip olmak yada olmamak degil. Biz Allah icin dogru yerde oluruz. Netice Allahtandır.

      Sil
    7. “Birinci Sualleri: Ne için eskide hürriyetin başında siyasetle hararetle meşgul oluyordun? Bu kırk seneye yakındır ki bütün bütün terk ettin?

      “Elcevap: Siyaset-i beşeriyenin en esaslı bir kanun-u esasisi olan ‘Selamet-i millet için fertler feda edilir. Cemaatin selameti için eşhas kurban edilir. Vatan için herşey feda edilir’ diye, bütün nev’i beşerdeki şimdiye kadar dehşetli cinayetler bu kanunun su-i istimalinden neş’et ettiğini kat’iyen bildim. Bu kanun-u esasi-i beşeriye, bir hadd-i muayyenesi olmadığı için, çok su-i istimale yol açılmış. İki Harb-i Umumi, bu gaddar kanun-u esasi, bin sene beşerin terakkiyatını zir ü zeber ettiği gibi, on cani yüzünden doksan masumun mahvına fetva verdi. Bir menfaat-ı umumi perdesi altında şahsi garazlar, bir cani yüzünden bir kasabayı harap etti.

      “İşte, beşeriyet siyasetlerinin bu gaddar kanun-u esasisine karşı, Arş-ı Azamdan gelen Kur’an’ı Mu’cizü’l-Beyandaki bu gelen kanun-u esasiyi buldum. O kanunu da şu ayetler ifade ediyor: ‘Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez.’ (En’am Suresi/164); ‘Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesat çıkarmamış birini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.’ (Maide Suresi/32)

      “Yani bu iki ayet bu esası ders veriyor ki: ‘Bir adamın cinayetleriyle başkaları mes’ul olmaz. Hem bir masum, rızası olmadan, bütün insanlar için dahi feda edilmez. Kendi ihtiyariyle, kendi rızasıyla kendini feda etse, o fedakarlık bir şehadettir ki, o başka meseledir’ diye hakiki adalet-i beşeriyeyi tesis ediyor.”16

      Sil
    8. Boyle düşünmeniz beni mutlu etti çünkü cogu kisi herhangi bir partiyi takim tutar gibi tutuyor. Allah bu dini ve vatani ayakta tutanlari basimizdan eksik etmesin.(amin)

      Sil
  2. Dikkat edilirse Mehdi denince bir anda yüzlerce gaybaşina simalar ortaya çıkıyor ve bilgiççesine döktürüyor. Ne döktürüyor? Rivayeti yapıla yapıla pestili çıkmış Mehdi yorumları. Sıkıysa o yorumlara karşı bir şey beyan edin. Anında size eleştiriler yağar. Ama Mehdi devrinde olacak önemli bir hadise hakkında 4 gündür tıs yok. Neden acaba? Nerede 2018-2019 kahinleri. İşte meydan buyurun. 24 Haziran’ı bir yazın. Bediüzzaman’a (Ben Mehdi’yi görecek miyim) diye soran Salih Özcan merhumuna verdiği cevap aslında işin hakikatidir: “Çalışır ve zemin hazırlarsanız görürsün” İşin sırrı bu.

    Yani demek istiyor ki Mehdi bir çekirdek, ona bakar ve uyarsanız o hükmeder. Daha doğrusu şahs-ı manevisi hükmeder. Tıpki Hz. Peygamber’in vahyi bize bildirip gerisini bize bırakması gibi. Çalışıldığı ölçüde İslam hakim oldu.

    Yani? Çalışıp çalışmama hususunda 24 Haziran ne ifade eder? Şimdiye kadar 3 düzen gördük.1923 düzeni. Sonra 1960 ve 1980 Anayasaları gibi yeni bir dönem açtı. Bu 4. dönem oluyor. Geçen 3 düzen monarşik cumhuriyetti. O bir vesayet rejimi idi. İç-dış vesayeti temsil ederdi. 1960 ve 1980 de bir önceki düzenin eskimesi ve elden kaçması korkusuyla eskiyi süsleyip püsleyip yeni düzen diye yutturdular. Ama o üç rejim de iç-dış vesayetin rejimi idi. Orada millet yoktu. Esas ve temel politikalar milletin iradesiyle değil iç-dış vesayetin emir ve arzusuyla oluşturulurdu. Milletin iradesi ile başa gelenlere kala kala yol ve kanalizasyon yapar ama iç-dış vesayetin konularına karışmazdı. Hadlerine mi düşmüş. Bunu söyleyen ilk politikacı ise erkek olmadı. Bir kadın, Tansu Çiller oldu: “Ana konuları asker alır, hükümetlere kala kala kanalizasyon-yol yapmak kalır” diyerek içler acısı halimizi 70 yıl sonra yüzümüze çarptı.

    Düşünün. Menderes niçin asıldı? Demirel niçin iki darbeye maruz kaldı? Özal’a niçin ilk 4 yılının ortasında cephe alınıp daha sonra zehirlendi. Refahyol hükümeti niçin devrildi. Tek sebebi var. Dış vesayetin iç vesayeti sıkıştırmasıyile. Ve biz cumhuriyet sonra buna eklenen çeyrek demokrasi yutturmasıyla övünür otururuz. Değil mi?

    Şimdi önümüzde yeni bir dönemin ilk seçimi yapılacak. Sahip çıkılmazsa gericilikle eski vesayet cumhuriyetine döneceğiz. Başarırsak ne olur? Gerçek ve hakiki ve doğru istiklali kazanacağız. Daha doğrusu kazanma ihtimali yüzde 99’a ulaşacak. Yani 0999 tarihinden bin yıl sonra Türk yeniden misyonuna dönecek. Bu da ancak milletin iradesiyle olabilir. Padişahın-paşanın-diktatörün-monarşik cumhurbaşkanın isteği ile değil. Milletin iradesiyle olacak. Bu 21. Yüzyılını tayin edecek bir seçim de olacak. Yani yalnız Türkiye’yi değil küresel düzeni de etkileyecek bir neticeye bizi ulaştıracak. Biz bir asırdır ayakta-yatakta uyutulduk. Her uyanma teşebbüsümüz balyozla başımıza vurularak yine durduruldu. Amma bu yetti artık.

    İnanıp inanmamak konusunda serbestsiniz. Bediüzzaman daha 1911’de 25 yıllık tek parti diktatoryasını ona malum olmadığı için 1931-1941’e fecr-i sadık müjdesi vermiş. Sonra bunu 1371’e (f951-52) tarihi ile tashih etmiş. O da şartlı. Değil ise? Fecr-i sadıkın başlangıcı için 30-40 sonra dediği için 1981-1991 için veya 1991-2002 için müjdelemiş. İşin aslını bilenler ise 1371’den 70 (30+40) yıl sonrasına işaret etmişler. Çünkü diğer tarihler aşama ve merhale olduğu anlaşılıyor. Bediüzzaman bir de 3 şart koşmuş. Bunun ikisi yerine geldi. Biri kaldı. Ayasofya. Onu gerçek istiklalin 3. kilometre taşı olarak vurgulamış.

    Bediüzzaman hep hürriyeti ve demokrasiyi savunmuştur. Çünkü ahir zamanda şahıs değil milletin, cemiyetin, cemaatin etkili olacağını bildiği için şahs-ı maneviye işaret edip milletin bir hedef etrafında içtimasını öngörmüş. Politika ile ilgili bütün görüleri bir kaç satırdır o da demokrasi ve hürriyet. Ve bir şart koşmuş. O şart da nedir? Onu da tek parti diktatoryasının ilk zulüm yargılamasında Eskişehir de beyan etmiş. “Bu millete hükmedenler dindarlığa taraftar olmalı.” Nokta.

    İşte mesele budur. Demokrasi din ve vicdan hürriyeti ve sivil hürriyet onun için önemlidir. O da her seçimde yenilenir. Devam edeceğiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin yazdıklarında yıllardır aynı şeyler tekrar edib duruyorsun.pres.pres.farklı görüş beyan eden olmasın anında eleştiri yağmuruna tutup rencide ediyorsun.Seb'an mesani vs yazılalı günler oldu. tıs yok görmezden geliyorsun.teşekkürler garibbiri

      Sil
    2. Eski zamanda kuşlarla yani güvercinlerle haberleşme yapılırdı. Ama zaman değişti galiba çünkü artık güvercinlerle değil kartallarla haberleşme yapılıyor. Malum kartal da kuştur. Büyük olursa mesaj daha iyi taşınır sanıyorlar. Ben o garip birinin tarafgir ve hatalı ve eksik iddiasını çürütmek işim olmadığı için Seb-ül Mesani ile ilgili sakat görüşlerini eleştirmedim.. Varsın öyle düşünsün, dedim. Konumuz Seb’a mesani değil. Ahir zaman hizmeti ve onun mürşidi.

      Son 15-20 yıldır millet aklını Mehdi ile bozmuş. Deccallerin ve deccaliyetin saçtığı küfr-ü mutlak şerlerine bakan yok siyasi lider seçer gibi Mehdi tayini peşindeler. Hocasını-şeyhini kapan Mehdi diye ortaya çıkıyor. Veya geldi-gelecek yorumları döktürüyor. İyi de müteşabih olan ihbarları çözmek avamın, sıradan insanların, imamların, şeyhlerin vazifesi değil. Rasihlerin işi. Kaldı ki Kur’an bile onun kimliğini gizlemiş. İşari olarak haber veriyor. Zamanında diğer kitapların bir sonra gelecek Peygamberin kimliğini gizlemesi gibi.

      Seb’a mesani meselesi müteşabih bir tabirdir. Kur’an’ın mana tabakalarında 40 sosyal kitleye ayrı ayrı hitabı vardır. Ama onun o garibin garip yorumunda iddia ettiği gibi Ha-Mim ile ilişkisi çok ama çok çok dolaylıdır. Belki de yoktur. Çünkü onlar Hz. Peygamber'in isimleridir. Galiba Evrad-ı Nakşi’nin Hz. Peygmaberin şahsı ile ilgili hakikatini Mehdi’ye telbis etmek istemiş. Şimdi kartalla mesaj gelince ona cevabını veriyorum oradan okursun. Şu net ve açık. Hz. Mehdi Hz. Ali’nin delaletiyle 19. Asırdan sonra 20. yüzyılda zuhur eder. Miladi tarih verilmesinin sebebi Deccalin Rum'un içinden huruç etmesi sebebiyle. Zaten onun tohrakları diyar-ı Rum'dur. Hz. Peygamber’in son Halife Şam’da toprağa verildiği yıl da Mehdi'nin zuhur tarihidir. Mehdi, herkse uykuda yani gaflette iken gelir hizmetini yapıp gider. Ve ona tabi olanlarla başlayarak hizmeti yerine getirilir. Ki 3. Fasılda al-i beytin hayattaki milyonları bulan mensuplarının da işin içinde olacağı bildirilir. Sözün kısası Mehdi şahs-ı manevisi 3. Faslı yapar ve Hilafet-i Muhammediye’yi ittihad-ı İslam ile ihya eder. Bu bir asırlık hizmeti gerektirir. .

      Unutulmasın Anadolu Elif-Lam-Mim’e mazhardır. Elif-Lam-Mim’in tebşiratına ve hizmetine mazhardır. Çünkü risaletin sahibi öyle takdir etmiş. Ha Mim işin içinde yoktur. Kartallar hoşlanmasa da. Onlar yüksekten uçar ama, hakikatler yeryüzünün ehline aittir. Kuş bakışı değil, feraset-basiret bakışına tabidir.

      Sil
    3. İsmim Akın soyismim KARTAL sağlık memuruyum.beni postacı kuş zannettin heralde şampiyon.yazını şimdi gördüm.hastane taşınıyor meşgulüm.yorumları okuyorum senide diğerlerinide .uslubun hoş değil insanları rencide edip kacırıyorsun.tavsiyeleri dinle.zan denizinde boğuluyorsun.geç olmadan gözünü aç.

      Arifin her bir kelamı mercan incidir, Gafilin her bir kelamı tende canı incitir.

      uslubu beyan aynıyla insan

      meydan senin şampiyon.boks

      Sil
    4. Ya Kartal niçin kızdın? Kuş mübarek bir yaratıktır. Yalnız haberleşme aracı değildir. Başka marifetleri de vardır. Önce hatırlatayım Kur’an’da En’am Suresi 38 ayetinde kuşların da bir ümmet olduğu bildirilir. Çok mübarektirler. Hz. Davud’un dua arkadaşları oldukları gibi tek başlarına Cenab-ı Allah’ı tesbih ederler. Ya Hz. Davud’un (as) varisi Hz. Süleyman’ın (as) Hud Hud kuşu. O da haberci bir kuş idi. Sonra ehl-i küfre karşı bombardıman uçağı vazifesi gören Ebabil kuşları vardır. Cenab-ı Allah’ın emri ile Ashab-ı Fili yok etmişlerdi. İstersen önce şu herkesin özlediği cennetten konuya girelim. Biliyorsun ehl-i iman Berzah Aleminde iken ruhları kuşlara bindirilerek cennet gezdirilir. 29 Söz’de bu şöyle anlatılır:

      “Bir kısım hayattar ecsam –bir hadîs-i şerifte “Ehl-i cennet ruhları, berzah âleminde yeşil kuşların cevflerine girerler ve cennette gezerler.” diye işaret ettiği tuyurun hudrun tesmiye edilen cennet kuşlarından tut, tâ sineklere kadar– bir cins ervahın tayyareleridir. Onlar bunların içine emr-i Hak’la girerler, âlem-i cismaniyatı seyredip o hayattar cesetlerdeki göz, kulak gibi duyguları ile âlem-i cismanîdeki mu’cizat-ı fıtratı temaşa ediyorlar. Tesbihat-ı mahsusalarını eda ediyorlar.”

      Kuş derken kuş misali demek istedik. Mensup olduğun manevi şirketin veya cemaatin adına itirazınla bir nevi manevi haber getirdin bizde cevap yazdık. Hiç rencide olma. Biraz güzel düşün. İslam Cadde-i Kübradır, ama kulvarları sayısızdır. Esas olan her zamana ait ana kulvarın paralelinde olmaktır. Zaman yaşlandıkça eski kulvarlar artan kalabalığa dar kalır. O zaman yenileri açılır. İlle herkesi kendi kulvarınıza zorlamayın. Dinde zorlama yoktur.

      Sil
  3. http://www.nurdanhaber.com/tr-tr/haberler/56310/bediuzzamanin-talebesi-husnu-bayramoglu-cumhurbaskanligi-secimi-icin-ne-dedi/

    YanıtlaSil
  4. Insaallah memleketimiz icin hayirli olur milletimizin birlik ve beraberligine ittihadi islamin kurulmasina vesile olur

    YanıtlaSil
  5. Bu seçimde, kime oy vermeliyim ??

    ______Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyordum, samimi bir arkadaşım. Malum önümüzde büyük bir öneme sahip ilk kez sececeyimiz Cumhurbaşkanı seçimi var ve konu yine döndü dolaştı  Siyasete geldi. Arkadaşım, Erdoğanı eleştirmeden duramasada  ilk seçim hariç tüm oyunu hatta ailesinden 5 oyla beraber Erdoğana vermiş birisi.. Fakat şu C.B seçiminde oyunu Erdoğan'a vermeyeceyini bir kaç defa tekrarlıyınca, hem şaşırdım hemde konunun siyasetten uzak C.B ittifakinin  Ülke geleceği için ne kadar önemli olduğunu anlatmak istedim Çünkü arkadaşım vicdanlı ve samimi birisi idi yanlış yapmasını istemedim..
         ______ Arkadaşımın Hükümeti ve Erdoğanı yermesinde en önemli eleştirme konusu; Hz Ömer in Adaletinden ve Hz Osmanın Ahlakından sürekli bahsedip kıyaslıyor, onların ahlak ve adaleti nerede şu hükümetin Erdoğanın ahlak ve adaleti nerede.. Bazı belediyelerdeki yolsuzluklarını Ak parti milletvekillerinin bazılarının yolsuzluklara bulastigi söyleyip durdu...
    Arkadaşıma dedim, Bak güzel kardeşim senin bu söylediklerinin bazılarına katılıyorum doğru olması muhtemeldir.. Fakat hz Ömer ve Hz Osman Hz Ali bunlar İslamın şiarı ve Adalet ve Ahlak kavramlarını kendi zamanlarında öyle bir fiiliyaata dökmüşler ki 1400 yıldır Timsal hükmüne geçmiş. Çünkü Bizzat Peyganber efendimizi (sav) görüp ondan ders almışlar. Tabiri caizse Turfandada ki gibi İslamın adalet ve ahlak kokusunu tam hissetmişler rengini perdesiz görmüşler İmanın Tadını -zaman kayıpsız- emmiş doyamamışlar....  Şimdi Onlarda ki Yüksek Ahlak-ı seciye ve Adaleti Mahz ı  tam ve mükemmel adaleti sen nasıl şu Fitneler zamanı  olan Ahirzaman da Şu idareci ve Hükümetten nasıl beklersin...
          ______ Hem İslam hukukunda Mecellede büyük zarar küçük zararla giderilir diye bir kaide var . Diyorsun ki bu Hükümet Ya yüksek ahlak-ı secieyde olacaklar yada bunlar ahlaksızdırlar, Ya Hz Ömerin Adaletini uygulasınlar yada bunlar hırsızlar , Bunlara oy vermem....
           ______Bu Şeytanın bir hilesidir, Şeytanda Vasati olup İslamın lehine olan şeyleri kabul etmeyip Ya bana müsbet kabul ettiyiniz-i, Minare başında gösterin makamı orasıdır, Yada onun yeri Kuyu dibidir diyerek Hile ile Koca bir alanı kendi lehine zaptediyor.. Halbu ki evet kabul ediyorum Hz Ömer kim  bu zamanda Erdoğan kim... belki tırnağı etmez. Faakattt, biz minare başındaki timsalle kıyaslamıyoruz ki tam tersi Kuyu dibindeki kokuşmuş  ve bozulmuş larla şu andaki Hükümeti kıyaslıyoruz ((yani son 200 yılı özellikle son 80 yılı)) İslamın lehine bir anlayış var... Bak,kılık kıyafette serbestlik geldi Kimse artık dini anlayışından dolayı hor görülmüyor, Milli bir Savunma Sanayimiz gelişiyor, Yol, Baraj, Havaalanı, Tersane,Sağlık sektörü,Eğitim vs... Bunların hepsi Allah aşkına 3le 5 çarpılarak büyüyor. Bu büyümeyle 15- 20 yıl da Dünyanın ilk 5 Ülkesinden birisi olcağız... Sevgili arkadaşım dedim senin bu kıyasın yanlış kıyastır Hatta Kıyas verdiğimiz misalde Memleket yararına her olumlu gelişme   tamtersi  Kuyu dibinden yukaru taa minare başına kadar Memleketin hayrına çalışanlar Hükümetin doğrularıdır ve Kuyu dibi ise Hükümet zararlı icraatler yapıyor memleketi aleyhine işler çeviriyor diyenlerin ispat edemez-se olduğu makamdıri..
    ____Çünki Hükümetin icraatının çoğu olumlu ise o Hükümet övülmeye layıktır. Çok şükür arkadaşım bu konuda karşı birşey söylemedi İnşallah oyunuda Cumhur İttifakı  olarak kullanır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hz omer olmasinlar. hatta musluman bile olmalarina gerek yok. neccaşi olsunlar yeter.

      Sil
    2. erdoğanı hz ömer dönemi ile kıyaslayanlar kendilerinin ve 80 milyonun sahabe gibi olmadıklarını söylemeyi unutuyorlar
      eğri oturup doğru konuşacağız yılbaşında nimet ablanın önünde her grubdan partiden görüşten adam sırada var aslında bizim layık olduğumuz kılıçdaroğlu misilli insanlar
      ancak rahmeti ilahi erdoğanı lütfetti
      seçimde erdoğan alamassa ne olur
      sana feryat lazımsa bu mülkün halkını söylet
      sana harabat lazımsa bu halkın mülkünü seyret
      dizelerindeki zamanı yaşarız
      halkın malı evladı temmuz güneşine maruz kalmış kar gibi erir
      ne diyelim karamollası yeni asyası chp ile kol kola
      mhp seçmeninide doğu ve orta anadolu hariç cumhurbaşkanı seçiminde erdoğana ihtimal oy vermeyecekler sanırım

      Sil
    3. akdoğan kardeş.hiç kimse hangi sebeble olursa olsun emeviler ile a bbasiler yada mervanlar vs ler arasinda seçim yapmak zorunda brakilamaz.

      bediuzzaman menderese oy vermiştir ama menderesin son 3 yilinda ustada yaptiği zulum hiç konusulmaz.



      >
      Nur Talebeleri Gerçek Manada Demokrat Olamazlar..

      Nur Talebeleri Gerçek Manada Demokrat Olamazlar..
      Risale-i Nur talebeleri, her ne kadar partiler içinde bilhassa 1950 den sonra, Demokrat partiyi tutmuş ve oylarını vermişlerse de, amma Demokrat nizamının mevcud haliyle ve mahiyetiyle,olduğu gibi Nur talebesinin kabulu ve akide itibarıyle tam inanacağı bir şey olamaz. Evet, üst tarafta bir kaç nümunesini arz ettiğimiz vechiyle, Nur talebeleri sadece zevahiri kurtarmak ve mevcut Demokrat iktidarının aleyhinde olmadıklarını göstermek için


      Risale-i Nur talebeleri, her ne kadar partiler içinde bilhassa 1950 den
      sonra, Demokrat partiyi tutmuş ve oylarını vermişlerse de, amma
      Demokrat nizamının mevcud haliyle ve mahiyetiyle,olduğu gibi Nur
      talebesinin kabulu ve akide itibarıyle tam inanacağı bir şey olamaz.


      Evet, üst tarafta bir kaç nümunesini arz ettiğimiz vechiyle, Nur talebeleri sadece zevahiri kurtarmak ve mevcut Demokrat iktidarının aleyhinde olmadıklarını göstermek için;Üstad Bediüzzamana karşı Demokrat iktidarı döneminde, yapılan bed muameleler vesilesiyle makamata yazdıkları
      istidalarda kendilerini Demokrat diye gösterenlerin hiç birisinin kaydu ve
      kuyudu olmadığı gibi;kayıdları olmuş olsa da, sadece zahire göre olduğu
      ve hakikî manasıyla mevcut Demokratlık nizamını olduğu gibi kabul ve
      tasdik etmek ise, dinin hassas akidesinin bazı köşelerine dokunan pek mühim noktaları es geçmek demektir.O halde, Nur talebeleri sadece o zamanlarCHP ye karşı ehvenüş-şer olan Demokratları, içlerine girmeden uzaktan desteklemek gibi davranışta bulundular.

      Mesele bundan ibarettir.
      Şimdi meselenin hakikat ve asliyetini Üstad Bediüzzamanın
      değerlendirmelerinden okuyalım...İşte birinci değerlendirmesi:

      “Üstadımızdiyor ki:“Mahkemelerin te’hirinde hayır var. Şimdiye kadar nurculara verilen zahmetler, rahmetlere dönmesi gösteriyor ki;bu te’hirde de hayırlar varki, birisi bu olmak ihtimali var:

      Hariç Alem-i İslamda nurun ehemmiyetli te’sire başlaması ve inkişaf ve
      intişara başlaması.. Ve buranın siyasileri Avrupaya bir rüşvet olarak bir
      derece Avrupalaşmak meylini göstermesi, hariçte
      zannedilmekle;mahkemelerce Nurun


      Üstadın ikinci değerlendirmesi(Abdullah Yeğin Ağabeyin Berlinden faks ile
      gönderdiği 9.04.1996 günkü mektubu ve hatırasında, Üstadımızdan
      duyduğu sözlerini aynen naklediyoruz:
      “Bir zaman, üstadımızın son zamanlarında,zannederim 1958 senesi
      idi.Türkiyede 16 yerde nurcular tevkif edilmişti. Ben de herhalde sen de
      tevkif edilmiştin.(1)

      Hapisten çıktıktan sonra Üstadımızı ziyarete gitmiştim.
      O zaman üstad dedi ki:

      “Halk partisi ve Demokrat partisi ikisi
      kardeştir”.Ellerini iki parmağına işaret ederek:“Böyle iki kardeştirler”
      Alem-i İslam Nurcuları takip ediyor..Bunlar hakikî şeriatçı mı, yoksa
      siyasetçi mi? diye..Türkiyede sizlerin tevkifınız, bizim siyasetçi veya
      Demokrat olmadığımızı gösterdi. Nurcuların şerefini kurtardınız. Demek, biz Demokrat değiliz.

      Yasaklı
      Bediüzzaman ve Menderes ibretliği ;

      Menderes Üstad Bediüzzaman'ı görmeye tahammülü olmadığını söylüyordu.
      Talebeleri "üstadım biz hep onu destekledik ama bize etmediğini bırakmadı,hikmeti ne?diye sorduklarında Üstad ;

      "Kardaşlarım , bu hizmete safiyane dahil olan kardeşlerimiz muaffakiyeti Allah'tan biliyorlar bu parti bize destek olsaydı DP den bilecek ve ihlasları kırılacaktı.Allah buna müsade etmedi bunları bize musallat etti" dedi ve Menderes Üstad'ı Ankaradan kovarak kendi sonunu hazırladı.

      Sil
    4. üstadı ankaradan menderes değil namık gedik kovaladı
      menderes tamir için çalıştı ancak çaresizdi ricali kaht denen durum vardı
      çevresinde celal bayar medeni berk v.b tescilli masonlar tarafından sarılmıştı
      hatta menderese 27 mayıs darbesi önceden haber verildiği halde bu saklandı yok böyle bir şey dendi ve darbe oldu
      emevi abbasi seçimine gelince.... bizim elimizde bir oy hakkımız var eğer sen bunu ehveni şer tabir edilen kişi için kullanmazsan karşı taraf oyları chp ye verir senin emeğini mahveder elbette seçim yapacağız katılacağız kazanma ihtimali olan ehveni şerri tercih edeceğiz bu onu kabul değil karşı tarafın şerrinden korunmak içindir...ha vermedin ne olur sokakta baş örtüsünü yasaklamaktan ezanın aslından döndürülmesine kadar her şeyi yaparlar..... ha ben bunu yapmam bileğimle düzeltirim diyorsan hem kendi bileğini kırdırırsın hem gavura fırsat verirsin

      Sil
    5. Risalelerin üçte biri lahikalardan oluşur. Risale-i Nur hizmeti bu kitabi kayıtlı düsturlara göre yürütülür. Bediüzzaman ihtiyaç duyulan her konuda bir lahika yazarak iman hizmeti düsturlarını bizzat kendisi tespit etmiştir.
      Iman hizmeti esas olarak siyasi tarafgirliklerinin dışında olduğundan ancak secimden seçime bu konuda fikir beyan edilmistir.
      Bediüzzaman'ın siyasi tavrı şeriatın ehvenüşşer düsturuna uygun olarak ifade edilmiştir.
      Ehvenüşşer de iki tane şer vardır. Mesele bu iki şerden daha az zarar vereni secmektir. CHP dine çok zarar verdiği için millet CHP'den kurtulmak için Demokrata yönelmiştir. Arapça ezan yasağını kaldıran DP'yi dine az müsaadekar diyerek CHP gibi mutecavize karşı sadece oy vererek desteklenmiştir.
      DP'den bir takım beklentiler olmuştur. Yani hürriyet rejimi getirmesi beklenmistir. Ancak icindeki masonlar sebebiyle DP doneminde de Nur talebeleri ve diger müslümanlar takibe ve hapse mazruz kalmıştır.
      DP hakkında olumlu ifadeler onları daha hayırlı işler yapmaya teşvik amacıyla söylenmiştir.
      Sohbetlerin hususi lahikalarin kitabi ve umumi birer düstur olduğunu unutmamak lazım.

      Sil
    6. az zararlı olanı seçmek yani ehvenüşşerri tercih risalelerin değil başta mecellenin hükmüdür
      mecelle madde 25. Zararı Âmmı Defi' İçin Zararı Hass İhtiyar Olunur.

      Sil
    7. mustafa bey..soylediklerine yuzde yuz katiliyorum.

      fakat ehvenusser ictihadi zulum baslamadan evveldir.sonra değil.

      ustadin desteği 1958 den evveldir.sonra değil.

      baska bir kaynakta ustad chp başimizi kesecekti dp kolumuzu kolumuzun kesilmesine razi olduk demistir.

      kol kesilimce ehvenusser biter.

      gunumuzu karsilastirmak icin demedim bunu.iş o mevzuyu coktan aşti.

      ama illaki menderesle kiyaslanacaksa ustadin chp ve dp birdir sozune dikkat cekmek isterim.

      emevi abbasi birlikteliği.husnuzan biryere kadar.



      Sil
    8. Risalelerin üçte biri lahikalardan oluşur. Risale-i Nur hizmeti bu kitabi kayıtlı düsturlara göre yürütülür. Bediüzzaman ihtiyaç duyulan her konuda bir lahika yazarak iman hizmeti düsturlarını bizzat kendisi tespit etmiştir.
      Iman hizmeti esas olarak siyasi tarafgirliklerinin dışında olduğundan ancak secimden seçime bu konuda fikir beyan edilmistir.
      Bediüzzaman'ın siyasi tavrı şeriatın ehvenüşşer düsturuna uygun olarak ifade edilmiştir.
      Ehvenüşşer de iki tane şer vardır. Mesele bu iki şerden daha az zarar vereni secmektir. CHP dine çok zarar verdiği için millet CHP'den kurtulmak için Demokrata yönelmiştir. Arapça ezan yasağını kaldıran DP'yi dine az müsaadekar diyerek CHP gibi mutecavize karşı sadece oy vererek desteklenmiştir.
      DP'den bir takım beklentiler olmuştur. Yani hürriyet rejimi getirmesi beklenmistir. Ancak icindeki masonlar sebebiyle DP doneminde de Nur talebeleri ve diger müslümanlar takibe ve hapse mazruz kalmıştır.
      DP hakkında olumlu ifadeler onları daha hayırlı işler yapmaya teşvik amacıyla söylenmiştir.
      Sohbetlerin hususi lahikalarin kitabi ve umumi birer düstur olduğunu unutmamak lazım.

      Sil
    9. Altan e, eee. Uyan Türkiye'de sabah oldu.
      1*Bediüzzaman’ın siyasi desteği ikidir. Hem bir siyasiye, hem de partisine. Bediüzzaman’ın İslam kahramanı dediği Menderes’e tam bir desteği vardır. Menderes’i ölümüne kadar hakkında müsbet kanaat beslemiş ve desteğini esirgememiştir. Bu arada şunu hatırlatayım. Menderes Türkiye’yi yeniden dar-ül İslam yapan ve bugüne kadar olan ve bundan sonraki siyasi hizmetin mahsulatın sevabı defter-i amaline yazılacak bir zattır. Yeni Türkiye’nin ilk kilometre taşıdır, ümit ışığıdır. Hatıraları okursanız Menderes’in uçağı Londra’da bir sabotaj sonucu düşürüldüğü saatlerde talebelerine “O’nu kurtardık” demiştir. Yani 17 Şubat 1959 günü meydana gelen o kazada Menderes’in sağ kurtulmasında Bediüzzaman’ın o andaki duasının makbuliyeti vardır. O zaman sizin iddianız havada kalır. Bütün talebeleri Bediüzzaman’ın Menderes’e desteğinin tam olduğunu söylemişlerdir. Sizin iddia ettiğiniz gibi değil.

      Menderes’in iktidar olduğu 1950’den ta 1960’a kadar Bediüzzaman sürekli mahkeme mahkeme gezdirilmiştir. Sürgünden sürgüne gönderilmiştir. Gezdiren kim? Kemalist-Selanikçi Sebatayist-Masonik güçlerdir. Yani Beidüzzaman’ın tabiriyle bir asırdır hüküm süren fesat komitesidir. Ve bu yargılama işkencesi yakın tarihe kadar 1990’lara kadar devam etmiştir. Bunda hem Menderes, hem Demirel, hem de Özal iktidarlarının bir dahli, bir kusuru, bir komplosu yoktur. O dönemi anlamanız için Menderes arkadaşlarına sürekli “Aman dikkat devlet ve güç elimizde değil. Halkçıların elinde” demiştir. Ve o zaman Halkçılar “Seçimi kaybettik ama iktidar biziz” diye övünürlerdi. 27 Mayıs bunun için yapıldı. Halkçı iktidarın devamı için.

      Bediüzzaman Demokratları, çoğunluğu teşkil eden dindar demokratları sebebiyle desteklemiştir. Ve DP’yi “Kur'an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum.” demiştir. Niçin böyle söylediğini de Emirdağ Lahikası’nda açkıça belirtmiştir. “Bu vatanda 4 parti vardır” diyerek izahını yapmıştır. Ve o zamanın milliyetçi-muhafazakar partilerinin de niçin Demokratlarla işbirliği yapmalarını da sarahaten anlatmıştır. Ve buna rağmen onlar makam ve siyasi hırsla Demokratların yıpratılıp iktidar düşürülmesi için derin güçler tarafından ayartılıp partiler kurdurularak Halkçı-Kemalist rejimin hem yaşamasını hem de yandaşlarının iktidar olmalarına sebep olmuşlardır.

      Bediüzzaman’ın “Dindar Demokrat” teşhisine dikkat etmek lazım. Oradaki hikmeti ve istikbalde neye inkılap edeceğini iyi analiz etmek lazım. Burada çok önemli bir sır var. Anlayana. Çünkü onun bu tezinin makbuliyetinin ne zaman olacağını Katip Osman’ın rüyasında ihbarı verilmiştir. Kastamonu Lahikası’nda o rüyanın tevili de vardır. Ve o rüyada ne anlatıldı ise 2002’de ve sonrasında o oldu? Cumhurbaşkanı manifestosunu açıklarken muhalefeti Demokrat olmadığını eleştirirken kendisinin de Demokrat olduğunu yani dindar Demokrat olduğunu zımnen kabul etmiştir. Acaba Erdoğan bu sözü niçin söyledi? Siyaset biliminden çakmak lazım.

      Herkes günlük yaşıyor ve günün şartları üzerinden ahkam kesiyor. Öyle olunca şunu idrak edemiyor: Mehdiyet’in hayat faslının tamamı Demokratların 50 yıllık iktidarlarında gerçekleştirmiştir. Ki o sırada dinci parti şimdi yaptığı gibi yıpratıcı muhalefetle bu hizmete fren vazifesi görüyordu.

      Ehven-i şer diyerek demokratları eleştirip müstakil parti kuranların Deccal’in taifesi ile işbirliği yapıp ehven-i şerre karşı çıkıyoruz numarasiyle şerr-i mutlaka alet olmuşlardır. Unutulmasın ehven-i şer bir şeriat kuralıdır, kaidesidir. Hayrın olmadığı zamanda ehven-i şer ihtiyar olunur. Ve bundan dolayı kişi hesaba çekilmediği gibi üstüne üstlük sevap da kazanır. Aklını siyasi hırs bürüyenler niçin fecr-i sadıkın 70 yıl geciktiğini iyi düşünsünler.

      Sil
    10. 2*Yorumunda bir palavra sallamışsın. Nur talebeleri zevahiri kurtarmak için Demokratları desteklediğini öne sürmüşsün. Ya bu Risale-i Nur’da yazılıyorsa. O zaman yüzüne tokat gibi iner. Ve yalancı durumuna düşersin. Sen resmen Nur talebelerini eyyamcı siyasetçi olarak değerlendirmişsin. Sonra Bediüzzaman’ın hizmeti DP destekli mi, yoksa Kur’an ve iman hizmetine mi? Yani beşeri güçlere mi, İlahi irşada mı? Kur’an’dan tereşşüh etmiş bir hizmetin siyasi partiye endeksli olduğunu düşünen varsa aklı yoktur. DP’nin Nurculara karşı tutumu ve davranışı onun desteklenmesi için ölçü değildir. Ve bunu iddia etmek Bediüzzman’a iftira atmaktır.

      Şimdi eğer DP kötü ise. Ve devrildikten sonra niçin Cezaevleri bir anda Nurcularla dolup taştı. 1960-1965 arası içeri girmeyen Nurcu kalmamıştır. Başbakan İnönü’nün emri ile MİT’in birinci vazifesi Nurcu takibi olmuştu. Bediüzzaman o sözleri gizli Halkçı iktidar içindir. DP’nin Nurculara davranışı ölçü değildir. Öyle olmasa idi bu sözü yalan çıkardı: “Kur'an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum.” 1957 seçiminden itibaren ülkede irtica yaygarasını çıkaran ve onunla Halkçı bürokrasiyi tahrik eden kimdi? Bediüzzaman o zaman batı kaynaklı krize karşı Menderes’e son çare olarak Ayasofya’yı Cami yapmasını teklif etmişti. Ama ülkede şimdi olduğu gibi dış tahrikle başlayan krizler Menderes’i sıkıştırmıştı. Ama Menderes yapamadı ama esas politikasından saptığı iddia edilemez. Madem rahmetli Abdullah Yeğin öyle diyordu niçin 1965’te DP’nin devamı partiye oy verdiler, desteklediler. Menderes’in ipi 1955’te İttihad İslam’ın öncüsü olan Bağdat Paktı’nı kurduğu zaman çekildi. Demirel’in ise geldiğinin ilk yılında. Niçin bilir misin? Yazmayayım daha iyi.

      Ankara’lı Nurcular biliyor. 1968’lerde Haldun Menteşeoğlu’nun İçişleri Bakanlığı sırasında 1957 sonrası olduğu gibi dindarlara baskıyı artırarak iktidara karşı soğutmak için Nurculara Halkçı savcılar operasyonlar başlattı. Ve dindar kitleleri dinci Truva Atı misülli partiye yandaş sağlamayı amaçlıyorlardı.Oy bölünecek onar iktidar olacak, hayali. Bir akşam Menteşoğlu Başbakanı arıyor. “Efendim polis bir ihbar üzerine savcının emriyle Nurcu medresesini basacak”. Ne emir verildi biliyor musun? Yazmayayım. Halkçılara malzeme olur. Ama o zaman Ankara’da yaşayan bir Nur talebesi görürsen sor. Anlatsınlar.

      Bediüzzaman günlük politika ile uğraşmazdı. Onun vazifesi başka idi. O vazife yapılmasaydı bugün bu hale gelinmezdi. Şu unutulmamalıl. Demokrat 4 parti tasnifinde İttihad-ı Muhammedi Fırkası’nın müttefikidir. Ve halen öyledir. Bunun ne anlama geldiğini meydana gelecek olaylardan sonra herkes anlayacak. İçinde bulunduğumuz 3. aşamanın bir sonucu da bu olacak.

      Senelerce bu ülkede demokrasi düşmanlığı yapan, demokrasinin İslam’a aykırı olduğunu söyleyenlere İlahi tokat 28 Şubat’ta geldi. Ve ondan sonra söyledikleri tek söz “Tek kurtuluş yolu Demokrasi”

      Türkiye’de mili iradenin temsilcileri 2007 veya 2010 sonrası ülkenin yönetimine hakim olabildi. Acaba bu ülkede 90 yıl başörtüsü yasak oldu. Bütün iktidarlar fesad komitesi ve askeri vesayet yüzünden muktedir olamadığı için bunu yasağı kalkmadı. Çünkü seçimlerle milli irade temsilcileri iktidar olunca askeri vesayetin sopasını görüyordu. Sonra müttefikimiz Amerikalı ve Avrupalılar geliyor siyasileri konuşuyor. Ama icraat için askere gidiyordu. Bediüzzaman bunu bilmiyor muydu. Nur talebeleri bunu görmüyor muydu? Ve onlara siyasi hizmetin o hizmette hiçbir hükmünün olmadığını bilmiyorlar mıydı? Hz. Peygamberin ahir zaman hizmetkarlarına sıkı tembihi “Muvaffakiylet siyasette değildir” olmuştur. Ama avamın, cahil cühelanın tek oyuncağı siyaset onunla oynar herşeyi o açıdan görür. Sonra da ortaya çıkar böyle abuk sabuk görüşler serd eder. Risale-i Nur’un vazifesi Kur’an ve iman hizmetidir. O hizmet olmasaydı ikinci fasıl gerçekleşmezdi. Ve onu gerçekleşmesinde din ve vicdan hürriyetini koruyan Demokratların hizmetini unutan taş olur.

      Sil
    11. abdurrahim bey..bunlari ben yazmadim .alintiladim..çogu nur cemaati sitesinde bunlar var.bu konuda polemige girmek istemiyorum.

      bir derdiniz varsa nurcularla halledin. bu sizin ic meseleneniz.

      ustadin talebelerinin aģzindan kim yalan uyduruyor bilmiyorum.

      menderes "gorusturmeyin beni o kurt hocayla" dedimi demedimi?

      sizi destekliyecegim diye bunlari yazan nur kardesleri gomemem onlari destekliyeceğim diye sizi de gomemem.

      mustafa bey bu konuda arastirma yapsin admin olarak gorevidir.

      Sil
    12. http://www.risaleajans.com/nur-alemi/-mayis-ihtilalinin-manevi-sebepleri


      şu anki durumu kesinlikle buna döngülemiyorum.bu boyle biline.

      benim şahsimin döngusu başka.ehvenuşşer mevzu bahis bile değil benim için.

      hadi menderes guc sahibi değildi..peki ya şimdi.çydd kumpas.ya değilse?

      Sil
    13. 1*Yenen yemeğin sindirilmesi esastır. Bu da midede hazmın ana aşaması ile başlar.Sonra bağırsaklara geçerek orada ikinci bir ameliyeden sonra hazma hazır hale gelir. Mide veya bağırsaklarda bir sorun varsa yenen yemek hazmedilecek hale gelmez ve vücuda bir faydası da olmaz. Onun gibi bilginin hazmı esastır. Yani beyne giren bilgi ilgili hafıza merkezinde bir değerlendirmeden geçer sonra akli muhakeme ile bir nevi hafızadaki diğer bilgilerle senteze uğrar ve kişiye mal olur. Yani tefehhüm gerçekleşir. Bu aşamadan sonra kişi bilgi sahibi olur ve yorum yapabilecek hale gelir. Yoksa sallamasyon-atmasyon bol olur. Bir de ileri derecede bilgi hazmına sahip olanlar basiret veya ferasetle mesele ve mevzuları daha iyi anlar. Tefehhüm eder. Bunda ruhun safiyeti de devrededir. Malum her şey ruha yansıyarak reaksiyonlar belirlenir.

      Senin derdin konu ve bilgiyi yeterli şekilde hazmedememektir. Okuduğunu ayrıca tahkik de etmiyorsun. Ben rengi kast ederek “al” diyorum, sen ise başka mana verip “alamam” diyorsun. Ve sonra oturup kel alaka şeyler anlatıyorsun. Boğaz dediğimde sen yemek borusunu veya boğaz diye algılarken, oysa ben Ayasofya’nın baktığı İstanbul Boğazı’nı kast ettiğimi anlamıyorsun. Çünkü konuya bağlı ve vakıf değilsin. Meselemizin ana konusu Demokratlar. İttihad-ı Muhammedi’nin müttefiki. Birinin bir şeye taraftar olması demek ona mensubiyete gerektirmez. Hz. Peygamber ehl-i kitapla ittifak yaptı, birlikte cihad etti. Acaba Hz. Peygamber o zaman onlara mı intisap etti ki Demokratları destekleyen Bediüzzaman DP’li olmuş olsun. Ve böyle zan ederek ortak hedef için bir konudaki birlikteliğini ortağa mensubiyet anlamına gelmediğini anlamamak muhakeme kıtlığındandır.

      Bediüzzaman’ın ölünceye kadar Demokratları destekledi. Hatta son bir yılda o zaman Bediüzzaman ile ilgili halkçıların ve yalakası basının estirdiği menfi iftira fırtınasıyla oluşan terör atmosferi hükümeti de etkiledi. Öyle ki 1959 yılında Bediüzzaman Ankara’ya gelir. Malum basınımız rejimin yalakalığı gereği curcunu başlar. Ankara karışır. O zaman Menderes, Bediüzzaman’a Milletvekili Gıyaseddin Emre’yi gönderir ve Ankara’dan ayrılmasını rica eder. Bediüzzaman bunu “Menderes’in hatırı” için kabul eder. Ancak 6-7 ay sonra Ankara’ya yeniden gelir. Çünkü 1957 seçimleri sonrasından başlayan ihtilal endişelerini onu telaşlandırır. Sonunda iş gizli gizli fiiliyata dökülünce başkente gelir ve bir musibeti bir felaketi önlemek için önce Ankara Valisiyle yanaşmayınca bu kez savcı ile görüşmek ister. Baktı görüşmüyorlar DP ileri gelenlerine haber salar. Ayasofya açılsın ve Risale-i Nur’un serbestiyetinin resmen ilan edilmesini belaların def için teklif eder. Duacı olacağını söyler. Sonra Ankara’dan ayrılır. Yabancı basın bile Bediüzzaman için estirilen havadan etkilenir. Onun birlikte gelmek isterler. Ve benzeri olaylar. Bediüzzamn bir hafta sonra aniden yeniden Ankara’ya polis sokmaz. Oysa o talebeleriyle vedalaşmak istediğini söyler. Çünkü 40 yıl önce Eddai manzumesinde haberini verdiği vefatının zamanı yaklaşmıştı. Bu sırada basın her türlü şarlatanlığı gösterir falan. Şimdi bu olayların içyüzünü bilmeyen ve yaşamayan ve bunlara ilgili hatıratı okumayanlar senin verdiğin o sitede yazıldığı gibi asılsız yorumlara konu olur. Münevver Ayaşlı Bediüzzaman’ın Ankara’ya niçin geldiğini ihtilali haber vermek istediğini nereden bilecekti. Basını okuyup etkilenmiş ve bunun kendi anlayışına göre yazmış.

      Sil
    14. 2*İşin garip tarafı hem o yazıda DP’liler kötüleniyor sonra da onların şehit oldukları yazılıyor. Şöyle: “Bazılarının kalblerinin selimliği ve çektikleri çok acı ve merhametsizce zulüm ve işkenceleri neticesinde, onları şehadet mertebesine ulaştırdı. Bu ne perhiz bu ne turşusu denmez mi? Sana Tavsiyem Abdülkadir Badıllı’nın mufassal tarihçesinin son cildini oku. O sitedeki yorumların sallamasyon olduğunu anlarsınız. Prof Akgündüz arada sırada şekeri yükselir abartılı veya hatalı görüşler serd eder.Mesela Gülenci Akademisyenlere el çektirilince onları korumak için iktidarı eleştirdi. Bir ara Erdoğan’ın bir sözü için yine kahramanlığa kalkıştı. Böyle özellikleri var. Ama olayların içyüzü onun göstermek istediği gibi değil.

      Bediüzzaman sıradan biri değil. Bir politikacı gibi sabah başka akşam başka söz etmezdi. Bediüzzaman daha 1911’lerde başlayarak ilhamla veya Kur’an’ın irşadiyle her şeyin bir iki iktidarla düzelmeyeceğini biliyordu. Onun için muhtelif tarihler vermiştir. Öyle ki her bir sonraki tarih bir önceki tarihin gelişmiş hali oluyordu. 1371 veya 30-40 yıl sonra veya 1417 ihbarları gibi. 1999’a işareti ve 2002’ye söylemedim ama olacak tarzındaki ihbarı gibi. Şimdi bu demokratlar meselesi ile ilgili Bediüzzaman’ın ne yazdığını görelim. Yakın tarihimiz iyi bilinmez.

      Şimdi bahar havasında oturulmuş ahkam kesilirken bir perşembe gecesi camiden çıkan damat alayının okuduğu ilahiler sebebiyle alayının toptan zindana atıldığını bilir miydiniz? O günleri yaşamayanlar bunu bilmez. Gazetelerde bir iki dini haber çıkanca Başbakanlık “Dinden bahsettiniz. İleri gitmeyin paçanızı alırız" yollu genelgeler yayınlandığını bilir misiniz? Sonra İslam Deccali’nin ilk büyük devlet adamı kurbanının Menderes olduğunu da? Menderes hem küresel deccalin hem Süfyan’ın kurbanıdır. Bakın ne diyor Bediüzzaman:

      *"Menderes bir din kahramanıdır. Dine büyük hizmetleri olmuş ve olacaktır. Fakat Adnan Bey arzu ettiği hizmetinin semeresini göremeyecektir. Benim de dine hizmetim olmuştur. Ketm etmeyeyim... Ama ben de hizmetimin semeresini Adnan Bey gibi göremeyeceğim. Her ikimizin de hizmetlerimizin semeresi ileride görülecektir."

      *“Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakit te onlara yardımcı olarak çalışıyoruz, asayişi muhafazaya müsbet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatlar itibariyle bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz. Risale-i Nur’un neşri her tarafta kanaat-ı tamme verdi ki, Demokratlar dine taraftardırlar. Şimdi bir Risaleye ilişmek; vatan, millet maslahatına tamamen zıttır.” (Unutulmasın Risale-i Nur ilk kez Demokratlar zamanında onların izni basıldı. Buna rağmen rejimin savcıları takibatı durdurmadı. Menderes, Bediüzzaman’ın isteği üzerine Diyanet İşleri Reisi’ne Risale-i Nur’un basma talimatı veriyor. Ama o zamanın reisi mason etkisinde ve entirakısyla bu eseri basmıyor. Ancak 60 yıl sonra Erdoğan’ın emriyle gerçekleşiyor. )

      Sil
    15. 3*"ittihad-ı İslamdan olan Nurcular büyük bir yekûn teşkil eder. Demokratlara bir nokta-i istinaddır. Fakat Demokrata karşı eski partinin müfrit ve mason veya komünist manasını taşıyan kısmı, iki müthiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar. Eskiden nasıl Ahrarlar iki defa başa geçtiği halde, az bir zamanda onları devirdiler. Onların müttefiki olan İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) efradının çoklarını astılar. Ve "Ahrar" denilen Demokratları, kendilerinden daha dinsiz göstermeye çalıştılar. Aynen öyle de, şimdi bir kısmı dindarlık perdesine girip Demokratları din aleyhine sevk etmek veya kendileri gibi tahribata sevk etmek istedikleri katiyen tebeyyün ediyor. Hatta ulemanın resmî bir kısmını kendilerine alıp Demokratlara karşı sevk etmek ve Demokratın tarafında, onlara mukabil gelecek Nurcuları ezmek; ta Nurcular vasıtasıyla ulema, Demokrata iltica etmesinler.”
      *”Doğrudan doğruya eski zalim parti hesabına şu maksada matuftur ki; yüz binlerle Nur Talebelerini Demokratlar aleyhine çevirip Demokrat Partisinin sessiz, sedasız, gösterişsiz fakat dindarlıklarıyla gayet muhkem bir istinadgahını yok etmek ve Demokrat hükümetini yıkmaktır.”
      Bediüzzaman’ın umum Nur talebelerine en son dersi:
      “Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakit te onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. asayişi muhafazaya müsbet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatlar itibariyle bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.
      Risale-i Nur’un neşri her tarafta kanaat-ı tamme verdi ki, Demokratlar dine taraftardırlar. Şimdi bir Risaleye ilişmek; vatan, millet maslahatına tamamen zıttır.
      “Şimdi Allah’a şükrediyoruz ki, siyasî partiler içinde bir parti, bir parça bunu hissetti ki; o eserlerin neşrine mani olmadı; hakaik-ı îmaniyenin dünyada bir cennet-i maneviyeyi ehl-i îmana kazandırdığını ispat eden Risale-i Nur’a mümanaat etmedi, neşrine müsaadekar davrandı; naşirlerine de tazyikattan vazgeçti.
      Kardeşlerim! Hastalığım pek şiddetli; belki pek yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan-bazan men’ olunduğum gibi-men’ edileceğim. Onun için benim Nur ahiret kardeşlerim, "ehvenüşşer" deyip bazı bîçare yanlışçıların hatalarına hücum etmesinler. Daima müsbet hareket etsinler. Menfî hareket vazifemiz değil. Çünkü dahilde hareket menfîce olmaz. Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekardır; "ehvenüşşer" olarak bakınız. Daha azamüşşerden kurtulmak için; onlara zararınız dokunmasın, onlara faideniz dokunsun.
      Hem dahildeki cihad-ı manevî; manevî tahribata karşı çalışmaktır ki, maddî değil, manevî hizmetler lazımdır. Onun için ehl-i siyasete karışmadığımız gibi, ehl-i siyaset de bizimle meşgul olmaya hiçbir hakları yok!
      Mesela: Bir parti bana binler vecihle sıkıntı verdiği halde, hatta otuz senede hapisler de, tazyikler de olduğu halde, hakkımı helal ettim. Ve azablarına mukabil, o bîçarelerin yüzde doksan beşini tezyif ve itirazlara, zulümlere maruz kalmaktan kurtulmaya vesile oldum ki,
      “Herkes ne kötülük işlerse kendi aleyhine işler. Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez” ayeti hükmünce kabahat ancak yüzde beşe verildi. O aleyhimizdeki partinin şimdi hiçbir cihetle aleyhimizde şekvaya hakları yoktur."

      Sil
    16. 4* Ehven-i şer için o kadar iktibas yapmana gerek yok. Unutma Ak Parti de ehven-i şer ile başlayan Demokratlar partiler serisinin Risale-i Nur hizmeti ve bazı ciddi dindarların çalışması ile “Hayr-ı kesir”e inkılap etti. Yani terakki ettirildi. Hayat faslı ile. Bu tabir de Bediüzzaman’ın talebesi Mustafa Sungur’a ait. Bu silsile DP ile başlar AP ile devam eder ANAP’la ve DYP ile Ak Parti’ye uzanır. Bunun sonu fecr-i sadık. Ondan sonra neler olacak neler. Ne elmalı köfteler.

      Bu arada aklını siyaset ile bozanlar Beidüzzaman’ın şu sözünü unutmasın: “Siyasetçi nadiren dindar olur” Ama bir Hadis var: “Cenab-ı Hak muhakkak günahkar bir Müslüman’ın hizmetiyle bu dini kuvvtlendirir.” Bu hadis tam tamına 11 tarihe ebcedi olarak işaret eder. Bunun ilki 1373 (1953) sonuncusu 1424 (2004) Bundan sonra bir tarih daha var. 16 yıl sonraya işaret eder ki, o da Hıristiyan aleminin intibahının zirveye geldiği bir tarihte bir şeyler olacak. Konumuzun dışından. Bu tarihlerin tamamına yakının Beidüzazman’ın Mehdiyet’in ikinci faslı olan hayat faslının yani şeair-i İslamiye’nen ihya dönemidir. Ve o süreç sırasında 400 imam-hatip açıldı, ezan aslına döndü, dini tedrisat başladı, Kur’an kursları açıldı, başörtüsü yasağı kalktı, memure Cuma namazı izni çıktı. Tanrı’dan istifa edip Allah ismine rücu ettik. Bunları yapanlar da kimi asıldı, kimi darbeyle devrilip sürgün edildi, kimi zehirlendi. Biz oturmuş onlara b…. atıyoruz. Büyüklüğümüzün göstergesi olarak.

      Tekrar ediyorum hiçbir beşer benim için ölçü değildir. Risale-i Nur meydanda. Ve iktibasımı oradan yaptım. Beidüzzaman 1919’da sürgünden gelir. Çevresi onun siyasetten uzak durmasını anlayamaz ve ona sorular yöneltir. Beidüzzamnn kader-i İlahi’nin sevkiyle Büyük Deccal’in siyasi rejiminin iktidar olduğu ülkede sürgünde idi. Yani önce büyük deccalle tanışır. Sonra akla hayale gelmez bir firarla kaçar ve İstanbul’a döner. Firarın başlarında yürürken ormanda bir keçi görür. İnsan vardır diye peşine düşer. Keçi bir mağaraya girer. O da içer girdiğinde bir pir-i fani ile karşılaşır. Bediüzzaman bunu eserlerinde yazmaz. Bir sohbetinde anlatır. O zat ona yakında olacaklardan haber verir: “Büyük musibetler, felaketler gelecek. Bunları def’edecek üç şey vardır. 1-Heryerde seslice Ezan-ı Muhammedi okumak. 2-Cemaatle namaz kılmak 3-Kur’an dersler vermek ve almak.

      Sonra o adam Bediüzzaman’a yolu tarif eder. O zat Bediüzzaman’ı düşünceye salar bir nevi uyandır. Sonra İstanbul’a döndüğü zaman yakaza halde gördüğü o meşhur rüya. Ve manevi Meclis’ten ona yöneltilen sorular. Ki bir iki yıl sonra Eddai’yi yazar ve ölüm tarihini iki manalı seksenle yani 40 yıl sonra vefat edeceğini ve 1380’i 80’le hatırlatarak mezarının askeri nabbaşlar tarafından açılıp cesedinin çalınacağını haber verir. Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,/Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâma.

      Acaba bir rivayete göre Hızır aleyhissilam olduğu söylenen o zatın ilk maddesini kim hayata geçirdi. Menderes. O ezanlar yüksek sesle okunursa ne olur hiç düşündünüz mü?

      Sil
    17. abdurrahim bey.o sitedeki arkadaslarla bir alakaniz var ise soyleyin duzeltsinler.

      ehvenuşşer ve menderes konusunda polemiğe girmeye gerek yok.zira ustadi gucendiririz belki.

      elbette bediuzzaman dogru olani yapmiştir.onda kusur yoktur.

      fakat menderes buyuk hizmetler yapsada benim ulastigim kaynaklar kritik ve affedilemez yanlişlar yaptigini soyluyor.

      islamda kritik sevap ve gunahlar vardir.

      kritik sevaplar en gunahkari cennete kritik gunahlarda en mumin kulu dahi cehenneme goturebilir..

      avam taifesinde bu kritik ameller cok değişkendir.

      fakat mertebe yukseldikçe bu kritikler azalir ve netleşir

      bir alim veya imam eğer yanliş fetva verirse cehennemi boylar mesela. bediuzzaman ve arvasi mevzu ornek verilebilir.yazmayalim bunu aramizda kalsin.

      bir yonetici yada devlet başkani yada vs ise adaletten BILEREK taviz verirse işte bu kritik olur.

      menderisin kritik yanlislari var.guvenilir kaynaklardan bu doğrulanmiştir.tum hayir ve hizmet amellerini boşa çikarak turden hemde.elbette amelinin bosa gidip gitmedigini Allah c.c. bilir biz değil.

      tarih islama ve muslumanlara en muthiş hizmetleri yapip kritik hata ile cehennemi boylayan imamlarla ve yoneticilerle dolu.

      cevap vermem yazilarini okuduğum anlamina gelmesin cok uzun ve melayani ve teori bazli ve kirici yaziyorsun .


      en onemlisi her hizmeti yada iyi şeyi şahisa bağliyorsun.

      şoyle olmasaydi boyle olurdu boyle olmasaydi şoyle olurdu.

      neyzen tevfik gibi konuştuğunun farkinda değilsin.

      said nursi olmasaydi risalei nur yazilmayacakmiydi zannettin?

      başkasina YAZDIRILIRDI

      banada guzel yazdirilmiş denecekmi bakalim?


      Sil
  6. Hazirandaki seçim üç aylık tertip hükümetini aklıma getirdi nedense

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu zaman gösterecek. Ben başta ingiltere olmak üzere Erdogan'ın eze eze kazanacağı haberine dikkatle yaklaşıyorum. Erken rehavete kapılmak tehlikelidir. Şimdiye kadar en önemli seçim olacak. Bir kapı ya geçilecek yada o kapı kapanacak.
      Butun hesap seçimi ikinci tura bıraktırıp ikinci turda sonuç almayı umuyorlar.
      Bu seçimlerde bir kısım dindar parti ve grupların hatta Akparti içindeki bazı kesimlerin tutumları ile durumun nazik olduğunu gosteriyor. Umarız anketlerin gosterdigi gibi seçimleri Erdogan alır.
      Aksi takdirde Musa'nın ateşi ağzına alması ile yakması gibi milletin ve dindarların canı yanacak.

      Sil
  7. 1*Fetih, açma, açılma demektir. Bilinen anlamı bir şehrin veya ülkenin İslam’a kapı açması demektir. Ve fetih denince akla kılıçlı, silahlı fetih gelir. Ama esas fetih manevi fetihtir. Yani dini fetihtir. Hz. Peygamber hariç bütün enbiya ve resuller bir kavim, bölge, mıntıka, ülke fethine müyesser olmuşlardır. Hz. Süleyman’a (as) izafe edilen cihan hakimiyeti buna dahil. Çünkü o zaman içinde insan yaşanılan topraklar geniş Ortadoğu ve havalisi olduğundan bu cihan hakimiyeti kabul edilir. Hz. Davud’un da (as) hakimiyeti de öyledir. Aslında her maddi fethin arkasında manevi bir fetih vardır. O manevi açılım olmadıkça fetih müyesser olmaz. Ahir zamanda dünyanın kalabalıklaşıp medenileşmesi ve dünyanın bir köy haline geldiği bir zamanda Muhammedi fetih silahlı değil manevi olacaktır. Manevi fethin en önemli özelliği gönüllü katılımdır. Ki bu Cenab-ı Allah’ın murad ettiği “iman” şeklidir. Kişi bazında başlayan fetih yayılarak toplumu kapsayınca yani şahs-ı maneviyi oluşturunca maddi fetih gerçekleşir. Zamanımızda fetihlerin manevi cihadın eseri olmasının hikmeti budur. Medeni insanı ikna ile inandırılır. Bu kural deccaliyet sonrası Tevhid’in hakimiyetinde bu temel kural olacaktır.

    Peki ülke içinde fetih nasıl olur. Din dahilde niza istemediğinden zor veya silahlı hakimiyete izin vermemiştir. Bu meşru değildir. Ve red edilmiştir. Ayrıca din adına kimsenin hareket etme hakkı da yoktur. Bu zamanın şartlarında da din adına siyasi ve silahlı kalkışmaya izin verilmemiştir. Bu şeriata aykırı olur. Bunun bir türlü anlaşılamamasının sebebi Türkiye’de taktik hatası olarak siyasi fethin öncelenmesi sebebiyledir. Ve asıl manevi cihadla fetih ihmal edilmiştir. Başarının bir kişinin başa gelmesiyle elde edileceği sanılmıştır. Ve bu taktik hatası ve tercihi bir asırdır başımızı gelmedik kalmadı. Halbuki ahir zamanda İstanbul’un fetih silahla değil, tekbir ve tehlilllerle yani manevi cihadla olacağı haberi verilmiş. Din adına kalkışanlar başarılı olamadığı gibi manevi cihadı veya hizmeti ihtiyar edinenleri etkisizleştirmiştir. Bunun en iyi örneği makine profesörü olup da din adına kalkışan ve seçimlerde sandıklarda Müslüman sayımı yapılacağını ilan ederek ona oy vermeyen yüzde 80-90 ülke insanını kafir sayarak rahmet-i İlahiye’yi tekeline almak istemesi olmuştur. Peki onun perde gerisinde kim vardı. Bir şeyh. Cami cemaati ile devlet yönetiminin aynı olduğunu sanan bir zat.

    Bu yetmemiş gibi dünyadaki konjonktürün değişimi sebebiyle yani Sovyet sonrası askeri vesayetin gerilemesi ve sivil güçler bu arada diniin önem kazandığından harici düşman bu kez din perdesi altında içimizde girerek silahlı gladyö yerine takkeli gladyöyü postalcıları kullandığı gibi kullanmaya kalkıştı. O da 15 Temmuz’da az daha ülkemizi bölünme ve çökmenin eşiğini getiriyordu. Yani Bediüzzaman’ın siyasi topuz yerine nur topuzuna dört elle sarılmasının önemi yıllar sonra anlaşılabilmiştir. Çünkü zor ve kaba kuvvetle kafiri mü’min değil münafık yapar. Münafık ise yer yüzünün en tehlikeli yaratığıdır. Sözün kısası silahlı ve siyasi topuzlu fetih veya hizmet dönemi eski hal olduğundan medeni zamanda muhal olmuştur.

    YanıtlaSil
  8. 2*Zamanımızda daha çok eski Yunan’da ve sonra Ortaçağda İngiltere’den nüveleri görülen halkın yönetimi katılması bizde ne zaman ihya ve esas oldu? Hz. Ebubekir ile. Yani hilafet seçimle başlamıştır. Hz. Peygamberden sonra ümmeti idare edecek zata seçimle vazife verilmesi ilkesi benimsendi. Bu hem dini hem de siyasi olarak bir icmadır. Bu icma da Kur’an’ın dünyevi işlerde halka danışılması emri etkili olduğu gibi, dini emirleri uygulamada da ayni yöntemin esas alınması çok önemlidir. Bu ne yazı ki ancak 4 halife ile yürüyebildi. 5. Halifede ise zorbalık ve hür irade mücadelesini despotizm kazandı. Ve raşid hilafetin yerine ısırıcı hilafet geldi. Halbuki İslam geleneğinden esas olanın sultan veya diktatör veya zümre hakimiyeti değil ümmet-millet iradesinin iktidara yansımasıdır. Yani dinen bir nevi demokratik idare tarzı esastır. Sebe Melikesi kıssası buna bir örnek olurken, Meclis’e dayalı yani şuraya dayalı rejimlerde kadının hükmdar olmasına o kıssa ile zımnen cevaz veriliyor. Çünkü istişare esas.

    Dindar kesimlerin ve sade vatandaşın seçimlerle iradelerini ortaya koymaları ancak ve ancak demokratik olmayan cumhuriyetten kurulma zamanı olan 1950 sonrası mümkün olmuştur. Ancak o dönemden başlayarak millete dini kisveli tuzak kuruldu. Harici baskılarla başlayan demokratik döneme geçilirken dindarları elde tutmak ve saltanatlarını muhafazada kullanmak için bu tuzaklar önümüzü kondu. Zaman zaman bu tuzaklar başarılı oldu. Dinci partilerle veya milletçi partilerle.

    Ahir zamanda Türkler arasında kabil-i iltiyam olmamak üzere inşikak yani tedavisi mümkün olmayan bir bölünme olacağı ihbarı vardır. Bediüzzaman o zaman milletin bölünen iki gücünün pata durumuyla kurulan dengenin dışarıdan yani ülke dışından küçük bir müdahale ile istenen tarafın lehine bozulacağına dikkat çeker. Bu da dindarlığa saygı duyan iktidarları muhafazada müttehid olmak yani birleşmiş halde olmanın önemini vurgular. Bu nazara alınmadığı zaman darbelere zemin hazırlandığı çok kez şahit olundu. Tabi buna alet olan da manen mesul duruma düştü. Dimyatanın pirinçten olması gibi iktidar hülyaları soldu gitti. Ve bundan ders alınmadığı için bir kaz kez tekrar etti.

    Acaba Osmanlı sonrası hangi hür ve müstakil olduğu iddia edilen kaç ülke diyar-ı İslam’dan diyar-ı küfre inkılap etti. Nasıl? Ve ne zamana kadar bu sürdü. Bunun sorumluları kimdir?. Bu konu üzerinden bir fikir çalışması yapılması ibret için iyi olur. Çünkü büyük ve küçük ikili deccal en çok Müslümanlardan Türkleri Hıristiyanlardan Slavları vurdu. 1000 yıllık mahsulatı yok oldu.

    YanıtlaSil
  9. 3*Ehl-i dinin yani hizmetlilerin, uhrevi hizmeti esas alan cemaatlerin siyasi hareketlere katılmaları ve dünyevi makamlara göz koymasına dinen izin yoktur. Tercih etmeleri halinde dini hizmeti bırakır ve dünyevi hizmete seçer. Zaten istense de ikisi bir arada tutulamaz. Mümkün değil. Dini makamları ıskat olur. Onların hizmeti dünyevi inkılap olur.

    Dini hizmette İlahi emirlere enesiz-egosuz teslim ve sırf rıza-yı İlahi ile yapılacağından dünyevi makamlar için çalışılması mümkün değildir. Bütün ehl-i tarik ve dini cemaatlerin hizmetkarları böyle bir eyleme kalkışmaları halinde dini hizmetleri değer kaybeder. Belki gadab-ı İlahiye’ye müstahak da olurlar. Hele din adına siyasi harekete asla ve kat’a izin yoktur. Kur’an ve şeriat ile telifi mümkün değildir. Ebu Vefa hazretleri bunu bildiği için ümmetin dünyevi hizmetini icra eden Fatih’i huzura almamış. Onun vazifesi Müslümanların dünyevi hizmetlerini görmektir. Gelir de bir şeyhin emrine girmesi onun idarecilik vasfını ıskat eder. Veya şeyhin manevi makamını dünyevi saltanat ile gölgeler iş çığırından çıkar. Çünkü o bir siyasetçi olarak ümmetin dünyevi işleri ile alakadar olacak. Bunu yapmanın mükafaatı ise ehl-i dinin sevabına ortak olur. Ebu Vefa Hazretleri bu görüşünde haklı çıktı. Nitekim fethin manevi lideri Akşemseddin bir iki meselede Fatih Mehmed’e müdahale ettiğinde bir nevi terslenince İstanbul’u terk etmiştir. Bu hakikat bir türlü siyasal İslamcı ve dinci simaların kafasında mana bulamamıştır.

    Bu kadar uzun yazmamın sebebi ince bir nüansın anlaşılması içindir. 24 Haziran tutumunun iyi anlaşılması için. Ülkenin yöneticilerinin belirleneceği seçimler yaklaştı. Ehl-i din siyasetin içinde değil. Ama milletin huzuru, güveni, iaşesi ve harici düşmanlara karşı emin ellere tesliminin önemi kadar, dini yaşamı ve muhafazası için bunu önceleyen ve şiar edinen siyasetçilere taraftar olmak vatandaşlık görevidir. O zaman bu konuda söz beyan etmesi, oyunun rengini göstermesi kadar tabii bir olay yoktur. Hırsızlar, namussuzlar, ahlaksızlar, fahişelere tanınan oy hakkının dindara tanınmasını dini istismar yaftasına yapıştırmak isteyenler kimdir? Bilmeyen yoktur. Onun için dine ve dindarlığa saygı duyanlara oy verilmesi kadar tabi bir husus olamaz. Irkçılara veriliyor, komünistlere veriliyor. Batılı cereyanları temsil eden bir düzine siyasi partilere oy veriliyor, ama “dindarlar olmasın” denirse o zaman bunun adı şey olur. O olur. Direnmek en tabii hak olur. Kimse dindarları geçmişte olduğu gibi yaftalamaya kalkışmamalı. O zihniyet fosil çağın çöplüğüne atıldı.

    Milletin yöneticileri dine saygılı olmak durumundadırlar. Ümmetin veya milletin dini ihtiyaçlarını karşılayacak hatta teşvik edecek ama dini hususları karışmayacak. Onun işi gücü milletin dünyevi olan ticari, maişet, güvenlik, huzur ve refahını temine çalışmaktır. Bunun yanında dini-manevi-milli değerlere saygılı olması gereklidir. Dine saygılı idarecileri ve hükmedenleri desteklemek o zaman bir nevi şart olur. 1935 yılında Bediüzzaman irtica iftirasıyla yargılanırken mahkemede söylüyor: “Bu mübarek vatanda bu fıtraten dindar millete hükmedenler, elbette dindarlığa taraftar olması ve teşvik etmesi, vazife-i hâkimiyet cihetiyle lâzımdır. Hem madem, lâik cumhuriyet prensibiyle bîtarafane kalır ve o prensibiyle dinsizlere ilişmez; elbette dindarlara dahi bahanelerle ilişmemek gerektir.” Çünkü:

    “Lâik cumhuriyeti, dini dünyadan ayırmak demek olduğunu biliyoruz. Yoksa, hiçbir hatıra gelmeyen dini reddetmek ve bütün bütün dinsiz olmak demek olduğunu, gayet ahmak bir dinsiz kabul eder.”

    YanıtlaSil
  10. 4*Yani mesele ortada. Dindarlığa saygı laiklikte de esastır. Dinsizlik değil. Örnek aldığımız batıda mesela İngiltere’de Başbakanların Pazar ayini yönettiği dahi görülmüştür.

    Şimdi başka bir husus var. “Biz ehl-i takvayız. Siyasetle ilgimiz yok. Biz karışmayız. Ne halleri varsa görsünler” denemez. Kimse onlara siyaset yapın demiyor. Ülkenin refah ve güvenliği ve istikrarı için çalışacak insanlar seçilecek. Bunun yanında manevi ihtiyaçları karşılayacak. Menfi tutum bunun kaybedilmesine yol açar ki o zaman onların hali nice olur. “Dinde hassa, lakin muvazene-yi akliyeden noksan” Bizim böyleleri ile işimiz yok. Din adına kalkışanlarla olmadığı gibi.

    Türkiye alem-i İslam’ın kapısı. Alem-i İslam’a ne girecekse buradan girer. Şer de hayır da. Hatta ve hatta alem-i İslam’ın saadeti de bu kapıya bakıyor. Onun içindir ki, 1.8 milyar insanın saadeti bir manada Türkiye’ye bakar. Türkiye bu misyonu terk edeli alem-i İslam zor şartlar altında. Fakr ü zaruret ve cehalet içinde. O zaman? Türkleri kim Orta Asya’nın bozkırlarından kaldırıp oraya buraya değil de Anadolu’ya yerleştirdi. Bunun bir hikmeti olsa gerek. O da “muvazene-yi akliyeden noksan”ların anlayacağı bir husus değil. 21. Yüzyılı; 20. Yüzyıla hakim olan neocon-siyonistler değil Türkiye şekillendirecek. Bunun için de muhakeme-yi akliyeyi güçlü kılmak lazım.

    20 Nisan’da Fransa’da Kur’an’da tahrifat için bildiri yayınlanıyor. Ezher anında cevap verirken bizde ilk haberi 24 Nisan’da çıkıyor. Tıss yok. 16 gün sonra jeton düşünce ağızlar eleştirileri sıralıyor. Ne hız ve sürat değil mi amma? Hadi siyasiler seçim telaşında yani kafasını lüzumsuzlar kutusuna sokan dini cemaatler neredeydi? İşte o “muhakem-yi akliye noksan”larının marifeti bu kadar olur.

    Bütün İslam dünyası cehalet ve yoksullukla cebelleşiyor. İlahi bir nimet olan fosil yakıtla zenginleşenler paralarını yabancı bankaların servetine servet katarken yine yabancı ülkelerde israfla eğlencelerle ömür tüketiyorlar. Onları eğlence merakı Duhan’a sokuyor, bizimkileri de dünyaya kapıları kapatmış palavra övünçlerle tekebbür illetine tutulurken kimi de gelen beklenenleri bekleyerek atalet sergiliyor..

    Halbuki 21. Yüzyılın şekillenmesi aşamasında Türkiye’yi çok önemli vazifeler beklerken fecr-i sadık kapımızı çalmak üzere. Bu fecr-i sadık öyle bir müjde-tebşir ki, Hz. Peygamber bunu bir sabah namazı şifresi ile ihbarını yaparken kimse farkında değil. Tevhidin cihan hakimiyetinin zamanının gelindiğinin farkına varılamıyor. Bu da bölgemizde sulh ve sükunu ve ittihad-ı İslam’ın vaad ettiği huzur ve güvenliği tehdit eden bir korsan devletin bütün dünyayı arkasına alarak ortalığı kan deryasına çevirmesine dur denmesinin zamanının geldiği anlaşılamıyor.

    YanıtlaSil
  11. 5*40 yaşındaki çocuk ruhlu yetişkinlerin bebekle oynar gibi bir halet içinde yapay oyuncaklarla avunuyor. Türkiye niçin alelacele seçime gitti. Ne gibi istihbarat edinildi ki baskın seçim darbesi ile fitne-fücur odakları şaşkınlık geçirdi. Ve arkasında batının Londra-Frankfurt-Newyork finans kriz timleri harekete geçit. Almanya-İngiltere kime destek veriyor? ABD kime veriyor? Fransa ne yapmak istiyor. Ama bölgesini bırakın küresel aktör olma potansiyeline sahip Türkiye’nin bu hale gelmesindeki sırrın ne olduğunun kim farkında. Acaba manevi fetih olmasa yani bir hesaba göre 90 bir başka hesaba göre 70 yıllık manevi emekler olmasa bu noktaya gelinebilinir miydi?

    Kabil-i iltiyam olmayan inşikak sonrası ortaya çıkan bölünmede emeği geçen milletçiler bu kez Halkçılar lehine ağırlık koymaya kalkıştılar. Onları kim teşvik ve himaye etti?

    DP ile uyanan Demokratlık Bediüzzaman’ın tabiriyle İtithad-ı Muhammedi fırkasının müttefiki Ahrarların yeni bir vizyonu idi. O müttefikin başarısı İttihad-ı Muhammedi fırkasının başarısı demektir. Çünkü manevi hizmeti biri ve maddi hizmeti diğeri yapıyordu. Onun için Bediüzzaman “Vatan-İslam-Kur’an namına” onları destekliyordu. Bu 1991 yılına kadar devam etti. Sonra ne oldu? Şu oldu, küçük-büyük deccal ittifak ederken her darbeden sonra kapatılan ama sonra yeniden hayat bulan Demokratların misyonu hatalı bir tercih sonucu bitti. Bitmesine bitti ama dindar Demokratlar bir manevi işaretle haberi verilen bir kadının döneminde yeni bir ittifaka gidip 2002 sürecini başlattı. Ve 1970’lerde bir derin devlet komplosuyla bölünen dindar demokratla bu kez genişlemiş olarak ittihad ettiler. Bunu bozmak ve yerine kim ikame edilmek istendi. Temeli 40 yıl önce atılan ve 1986’da Özal döneminde devletin içine sızdırılan ve 28 Şubat döneminde iki deccalin ittifakı sonrasında palazlandırılan Neocon-siyonistlerin soytarısı Gülen oldu. Komünist tehlikesi sırasında önem verilen İslam-Hıristiyan dayanışması Siyonist formülüyle mutasyona uğratılıp siyonist Hıristiyanlar ve fetö denen bir ejderhayı ortaya çıkardılar. İşte bu 1980’lerde temeli atılan ve 1990’ların başında başlatılan son fitnenin ateşlediği Melhemede ne gibi misyon biçildiği 15 Temmuz’da görüldü.

    YanıtlaSil
  12. 6*Şimdi gelelim. 24 Haziran’a. 1339’dan bir asır sonra o tarihte temeli atılan cumhuriyetin müsbet manada her açıdan hakiki cumhuriyete inkılap etme fırsatı elde edilecek. Veya tehire uğrayacak. 24 Haziran ile bir hususa daha kavuşma imkanı elde edilecek. Gerçek istiklale. Ayasofya ile sembolize edilen ve gölgelenen istiklalin hakikiye inkılap etme fırsatına. Daha biz kendi kabuğumuzda hikayeden bir cihana bedel veya Selaniklilerin sloganı “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” ninnisiyle ile avunurken Arap aydınları Türklerin yeni yüzyılından söz edip dururlar. Mustafa Özcan sık sık bundan bahseder. Acaba Arap münevveri görüyor da biz niçin göremiyoruz. Arap niçin Arapların değil de Türklerin yeni yüzyılından söz eder dururlar. Ey büyük büyük Türk milliyetçileri ve çok ehl-i takva Müslümanlar niçin? Bu sorunun cevabını bulduğunuz an gerçek gün gibi ortaya çıkar. Siçzin için gayb olanın gerçekte gayb. Olmadığı anlaşılır. Manevi fetihin söz ettim. Bu fetih zincirleme olacak. Önümüzdeki 5 yılda çok değişimler yaşanacak. O da 24 Haziran’a bakar. 24 Haziran’da 2015-Haziran’ın tekrarı olması durumunda gelecek yıl veya ertesi yıl son kartımızı kullanacağız. Ya yok olacağız, ya da Çin’den Atlantiğe kadar var olacağız.

    Acaba sabık ve kaçak eski milliyetçiler ile, müzmin Halkçı yandaşı Erbakan’ın dostları niçin bile bile lades dediler. Bu hastalık anlaşıldığı kadarıyla tedavisi kabil görülmüyor. 1974 yılında Aslitürk ile büyük Atatürkçü Emin Çölaşan’ın oturdukları apartmanda buluşması ile başlayan Halkçılara müttefik olmak neyi icabı. Ve aradan 40 yıl geçmesine rağmen bu ittifak neden? Makine profesörü ölümünden birkaç yıl önce ulusalcı TV’lerde papağan edasıyla ne diyordu: “Ak Partiye oy vermek Siyonist İsrail’e oy vermek demektir” demesindeki şaşkolozluk neden? Kader-i İlahi’nin istidraç ile yükseltip sonra tepe taklak bıraktığı o lider şimdi mezarında onun hesabını verirken, hayattakilerin inadımız inattır tarzında muhalefetleri neyin eseri? Duhanda muhakeme-yi akliye noksanlığı mı, yoksa göz karartan makam hırsı mı? Ak Parti’yi devireceklermiş. Sonrası ise, mücevvher ve altını 4 yamalı bohçaya koyarak muhafaza edeceklermiş. Ne demişler siyaset İspanyol nezlesi gibi fikri hezeyanlaştırırmış? Kendisi bir sinek iken bile tavus kuşu olacağını sonmak gibi “Başbakan” olacağını söyleyen dişi Hacıvat, şimdi kimden ne destek aldıysa veya gaz verildiyse bu kez “Cumhurbaşkanı olacağım” diye tutturmuş. Size tavsiyem yürüyüşüne dikkat edin. Badi badi yürümesi neyin alameti bilir misiniz? Şımarık ve vurdum duymaz ne oldum delisine.

    YanıtlaSil
  13. Hani hakaret etmek yasakti? Adam Erbakana aklinca kucumseyerek makina profesoru diyor,veya utanmadan onu papagana benzetiyor.Ama Allah da herseyi goruyor.

    YanıtlaSil
  14. 1-
    Ehven, tanım itibariyle, “daha zararsız, daha hafif, kolay”; şer ise, hayrın karşıtı olup, “kötülük, fenalık, meşrû olmayan her türlü iş” demektir.
    Terkip olarak da ehven-i şer ise, diğerlerine kıyasla zarar ve fenalık bakımından daha hafif olan kötülük anlamında kullanılır.
    Ehven-i şer kavramı, siyasî ve hukukî sahada kullanılan bir tabir olmakla beraber, insanların hayatında önemli bir hareket tarzını da tanımlar. Her akıllı insan, hayatında karşılaşabileceği bazı kötü alternatiflerin içerisinden—başka seçenek şansı yoksa—daha az zararlısını tercih ederek zararı asgariye indirmeye çalışır. Buna günlük hayattan örnek verilebileceği gibi, öğrencilik, askerlik, ticaret vs. hayatındaki bazı önemli kararların alınması açılardan da örnekler bulunabilir. Düşman karşısında sıkışan bir ordunun zararı en aza indirgeyen bir tercih yapması, ticaretle uğraşan bir insanın sıkıntıya girdiği bir dönemde kaynaklarını en verimli bir şekilde kullanarak zararı en aza indirmesi, kangren olmuş bir ayağın kesilmesi hep bu tür mülahazaların meydana getirdiği bir davranış biçimidir.
    “Hilkatte hayır asıl ve esas, şer ise tebeîdir. Hayır küllî, şer ise cüz’îdir.” (Muhakemat, s. 44) Şerler ise hayırları göstermek ve fark ettirmek içindir. Çünkü her şey zıddı ile bilinir. Karanlık olmazsa ışık, soğuk olmazsa sıcaklık fark edilmez, ölüm olmazsa hayatın değeri anlaşılmaz.
    Adalet, hak sahibine hakkını vermek ve haksızı cezalandırmak, yani zulüm ve tecavüze engel olmaktır. Peygamberimiz (asm), “Zalime de, mazluma da yardım ediniz” buyurmuşlardır. Sahabeler, “Zalime nasıl yardımcı olalım?” diye sorunca Hz. Peygamber (asm), “Zulmüne engel olmak, onu zulümden çekmekle” cevabını vermişlerdir. (Buhari, İkrah, 7)

    YanıtlaSil
  15. 2-
    Ehven-i şer, zulmü önlemeye çalışmaktır. Bu ise bir adalet-i izafiyedir. Adalet-i izafiye ise, “Küllün selâmeti için, cüz’î zararları kabul eden, büyük zulüm ve haksızlıkları önlemek için az bir zarara rıza gösteren bir adalet-i nisbiyedir (göreceli adalettir).”
    Bediüzzaman, “Şerr-i cüz’î (küçük şer) için hayr-ı kesîri (büyük hayrı) tazammun eden emri terk etmek, şerr-i kesîri (büyük şerri) işlemek demektir. ‘Ehvenüşşerri’ ihtiyar elzemdir.” (Muhakemat, 23) der. Adalet-i izafiye küllün selâmeti için cüz’ü feda eder, cemaat için ferdin hakkını nazara almaz. Ehven-i şer diye bir nevî adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahza (tam adalet) kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez; gidilse zulümdür. (Mektubat, 57)
    Ehven-i şer, şerden kurtuluşun ifadesidir. Hayrın olmadığı ve şerlerin istilâ ettiği bir durumda hayra yol açmak, şerden kaçmak için yapılacak bir eylemdir. İki şerli işin en az zararlısını tercih etmektir. Bu durumda ehven-i şer, şer değil, bir nevî adalet-i izafiyedir.
    Mecelle’de “Ehven-i Şerreyn (kaçınılmaz iki şerden hafif olanı) ihtiyar olunur” (Mecelle, 29) der. Çünkü iki şerle karşılaşınca—başka alternatif yok ve birinin tercih edilmesi zorunlu ise—hafif olanı işlenerek büyüğünün çaresine bakılır. (Mecelle, md. 28) ve “Daha şiddetli olan zarar, daha hafif olanı ile izale olunur” (md. 27) denmektedir. Bu ve benzeri prensiplerle, akıl ve mantığın rahatlıkla kabul edebileceği bir sistem dâhilinde genelde hukukî hayata bir esneklik ve istikrar kazandırılmasına ve adil bir dengenin kurulmasına çalışılmıştır. (H. Yunus Apaydın, Şamil İslam Ansiklopedisi, 2: 83)

    YanıtlaSil
  16. 3-Mecelle’de geçen bu kuralın hukuktaki uygulama örneklerinden biri şöyledir: Bir kimsenin çok değerli bir incisi yere düşüp, bir tavuk tarafından yutulmuşsa, incinin sahibi, tavuğun değerini ödeyerek tavuğu sahibinden satın alır (Mecelle, md. 902). Bu durumda tavuğun sahibi, tavuğu satmamazlık edemez. Şayet direnecek olursa, fiyatı kendisine ödenerek, tavuk ondan cebren alınır. Kural olarak bir kimsenin malını, rızası hilâfına satmak caiz değilse de, burada daha büyük zararı gidermek amacıyla, daha hafif olan zarara katlanılmış ve söz konusu kural gereğince, mülkiyetin dokunulmazlığı prensibine bir nevî sınırlama getirilmiştir.
    Eğirdir Kaymakam Vekili İhsan Üstündağ, 1930 yıllarında bir mesele için Eğirdir Mal Müdürü, eczacı ve bir doktor ile Barla’ya giderler. Eczacı, “Allah, niçin şerleri yaratıyor?” diye itiraz eder. Kaymakam Vekili “Bunu Hoca efendiye sorarız” der. Barla’ya varınca Bediüzzaman’ı ziyarete giderler. Onlar daha sormadan Bediüzzaman:
    “Şimdi size şerrin nasıl hayır olduğunu anlatacağım” diyerek söze girer: “Kangren olmuş bir parmağı kesmek şer değil; hayırdır. O kesilmezse, el kesilir. O zaman daha büyük şer olur. Demek, Allah bu şerri hayır için yaratmış. Siz eczacı veya doktorsunuz, bunları daha iyi bilirsiniz. Ayrıca, bir hindinin altına yumurta konsa, bunların çoğu bozulsa, azı hindi olsa, bu şerdir denilmez” diye ikna edici bir cevap verir. (Son Şahitler, 4: 300)
    Siyasete ehven-i şer noktasından bakılmalı, niçin?
    “Madem siyasetçilerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar vermiyor, az müsaadekârdır; ‘ehvenüşşer’ olarak bakınız. Daha ‘âzamüşşer’den kurtulmak için, onlara zararınız dokunmasın, onlara faydanız dokunsun.” (Emirdağ Lâhikası, s. 458)

    YanıtlaSil
  17. 4-
    Peki siyasette neden ehven-i şer? “Tam hayır” yok mudur? Bediüzzaman, buna da şöyle cevap verir: “..çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.” Yani siyaset arenasında mutlak hayrın yer alması bu zamanda mümkün görünmüyor. İslâm terbiyesi bozulmuş, siyasetin cinayetleri büyük ve din adına ortaya çıkan siyasetçi/siyasî hareket—ister istemez—dini siyasete âlet etmeye mecbur kalacaktır. (Emirdağ Lahikası, s. 386) Bu ise azamüşşerdir. Çünkü bu bozuk cemiyette imana güç vermek lâzımdır. İman kâmil olmayınca ibadet ve ahlâk ile ilgili hususlarda mesafe alma imkânı olmaz. Bu hususta yapılacak her çaba, boşa emekten öteye gitmez. Bunun için yapılacak en müsbet ve doğru tercih, bilhassa siyasette, iyiye götüren yola girmektir. Meselâ, bir öğrencinin pekiyi alması idealdir. Öğrenci çok zayıf durumda ise ondan pekiyi alması beklenilmez, o zaman birinci öncelik zayıfını kurtarmak için çalışarak geçer not almasını sağlamaktır. Bu ise ehven-i şerdir. İyiye ve Pekiyiye bu şekilde gidilebilir. Buna şerdir denemediği gibi ehven-i şerre de şerdir denilemez.
    Bediüzzaman Hazretleri bu nedenle “Demokratlar komünistlik ve dinsizliğe karşı bize yardımcıdır.” (Emirdağ Lahikası, 423), “Ehven-i şer olarak desteklenmelidir.” (Emirdağ Lahikası, 424) buyurur.
    Siyaset literatüründe kullanılan ehven-i şer kavramı, bazılarının nazarında, değişik mülahazalarla, ürkeklik ve kimliksizlikten öte bir anlam ifade etmemektedir. Buna göre şerler arasında tercih yapılmasının bir sapma, hatta ana daireden çıkma olduğu; hâsılı, İslam’a değil batıla hizmet olduğu düşüncesi—propaganda tarzında—daima işlenmiştir. Hâlbuki ehven-i şer bir mecburiyet hâlidir; eğer mecburiyet oluşmazsa bu anlamdaki ithamlar ve tenkitler haklılık kazanabilir.
    İslâmî ve muhafazakâr camialarda, siyasî tercihlerin altında yatan sebepler, uzun süre zihinleri meşgul ettiği bilinen bir gerçektir. Ehven-i şer kavramı, Türkiye’nin şartları göz önüne alınarak, bazı camialar için siyasî tercihte anahtar görevi görmüştür. “Biz hayırız; ehven-i şer şerdir” diyerek meydana çıkanların nasıl “azamüşşerre” sebep oldukları çok tecrübe ile sabittir. O tecrübelerden de ehven-i şerrin şer değil, hayra giden yolu açmak olduğu ortaya çıkmıştır.

    YanıtlaSil
  18. sonuç bediuzzaman dp ye destek vermiştir. fakat dp li olmamistir.

    hem dp hem menderes ehvenuşer bile olsa isledikleri şer ve zulumlerin bedelini odeyecekler.odedilerde.

    ehvenuşer ayridir zulme ortak olmak ayridir.

    ehvenuşere destek verilir. bizzat kendi olunmaz.olunursa bedelini sorar Allah c.c.

    YanıtlaSil
  19. 70 sene önceyle bugünün ne alakası var ? "Ehven-i şer" söylemi yüzünden sıkıştığınız noktaya bak.

    70 sene önce Menderes 2 dünya savaşının hegamonu Amerikayı temsil ediyordu, İnönü, 1 dünya savaşının hegamonu ingiltereyi temsil ediyordu.

    Kapitalizmin her 50 yılda bir çıkardığı hegamon savaşları 11 eylülden beri sürüyor. Pentagon, küresel sermayeye savaş açtı.

    Bugün Pentagonun sıkıştırmaları ve FETÖ saldırıları sebebiyle İngiltereye yaklaşmıştık. Brexit'ten sonra İngiliz kraliyet ailesi ile İngiliz küresel sermayesi birbirinden ayrıldı. İngiliz kraliyet ailesi Pentagonla anlaştı. Küresel sermaye ise Fransa, Rusya,Almanya (AB), İran ile ittifak halinde.

    Bugün biz kimin tarafındayız ?

    Bunun nesi "ehveni şer" ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. türkiye yaşamak için batıya muhtaç edildiği ve hatta bu şartla kurdurulduğu için biz bu güne kadar bu vesait ile yaşadık yaşıyoruz bu zincirleri daha kıramadık
      https://garbiyatenstitusu.com/turkiye-ingiliz-milletler-toplulugu-uyesi-mi/

      Sil
    2. Bahsettiğiniz yazıdaki gibi "dış politika değişikliğinde İngiltere'ye gidilir" cümlesini doğrularcasına CB İngiltereye gitti.

      Seçimlerin 1,5 yıl öncesine alınmasında "önemli" bir sebep olmalıydı; bence en önemli sebep İngiliz kraliyet ailesi ile Küresel sermayenin arasının açılması, İngiliz devletinin Pentagonla anlaşması,buna bağlı olarak TRnin dış politikada yeni bir karar almak zorunda kalmasıydı.

      İngiliz devleti tarafını seçersek, Pentagon (NATO+FETÖ)+İngiliz devleti+İsrail tarafına geçmiş oluyoruz. Yani bugüne kadar uygulanan dış politika tam tersine dönecek demektir.

      Güncel bir örnek oldu; İngiltere casusun zehirlenmesi olayını basında köpürterek Rusya ile arasını açtığını, taraf değiştirdiğini,bütün dünyaya duyurdu. Şimdi biz İngiliz devleti tarafında olacaksak, Rusya'dan uzaklaşacak mıyız ?

      Diğer yandan "değneğin diğer tarafında" ise küresel sermaye /Rotshchild var. Tam anlamıyla "kırk katır mı, kırk satır mi" açmazındayız. Erken seçim kararı ile dovizin fırlaması, küresel sermayenin saldırılara başlaması, İngiliz devleti yanında pozisyon alacağımızın göstergesi.

      Devlet çok önemli bir karar aşamasında, büyük ihtimalle bu sebepten erkem seçim kararı alındı, büyük ihtimalle CB bu sebeple İngiltereye gidiyor, "en kibar ifadesi ile" uluslararası havayı koklamak için.

      Devlet ne karar aldı/alacak ? Şimdilik bilmiyoruz. Devlet bir karar aldı/alacak ve seçimlerden hangi sonuç çıkarsa çıksın bu karar uygulanacak. Hatta seçim sonuçları bu karara göre dizayn edilecek olabilir.

      Dış politika ile ilgili olarak bir karar /ehven-i şer tercihi aşamasındayız ama kullanılacak oyla ilgili ehven-i şer tartışmalarının ne bu kararla ne de seçim sonuçları ile hiçbir alakası olmaz.

      Sil
  20. Arkadaşlar Akşener adaylıktan çekilebilir. Ramazan'dan önce açıklarlar böyle birşey olursa. Selametle.

    YanıtlaSil
  21. Bizim bir büyük sıkıntımız da yerli batılı mankurtlar. Yani batının beyinsiz yandaşları. Onların içinde en etkilisi ve en köklü olanları İngiliz uşaklarıdır. Çünkü TC onların vesayet ve himayesinde kuruldu. Bütün cumhuriyet politikaları onlar tarafından planlanıp uygulandı. Bu NATO üzerinden yeni ortak olarak ABD gelince kadar tek ülke şovu halinde sürdü. Sonra biri daha geldi. Her ikisin de arkasında siyonist odaklar ve küresel sermaye ve politikaları vardır. Bu 1773‘te Yahudi ekabirinin zirvesi sonrası başlayan bir süreçtir. Unutulmasın Kudüs’ü bizden alıp Siyonistlere veren İngiltere’dir. Öyle ki 1916’da Kudüs’ü işgal eder etmez Belfour Beyannamesi ile “Filistin Yahudilerindir” dedi. 1924’te bunun tekrarladı. Yani ilk büyük deccal huruç ederken ikinci tekrara ise küçük deccal huruç ederken. Ancak o toprakları bir türlü Yahudilere teslim etmekte acil davranamayınca efendileri siyonistler gittiler 2. Cihan Harbi’ni ilki gibi tezgahlayıp ABD’yi küresel piyasaya çıkarıp istediklerine kondular. Bu demektir ki ABD ve İngiltere varsa bilin ki arkasında Siyonistler de vardır. Küresel sermaye vardır. CIA, MI6 vardır.

    İngiltere Başbakanı Ocak 2017’de Başkan Trump işe başlar başlamaz gidip görüştü. Bu görüşmenin ABD-İngiltere-Siyonizm küresel hükümranlığı arasındaki bir iç değerlendirmedir. Ve Başbakan May ABD’den ülkesine dönmeden doğru Türkiye’ye geldi ve Erdoğan’la görüştü. Acaba 3’lü çete Erdoğan’dan ne istedi? Bilen yok? Erdoğan bu geziye şimdi cevap veriyor. Seçim kararı alındığında bu ziyaret takvime önceden girmişti. Acaba Londra’da ne konuşuldu? Öğreneceğiz veya zamanla anlayacağız. Unutulmasın Abdullah Gül İngilizlerin adamıdır? Onu seçimden önce ısındırmak istediler ama havalarını aldılar.

    Şimdi 16 ay önce İngiliz basını Başbakan May’in ziyaretini olumlu gösterdi. May’in, İngiltere'nin AB'den ayrılmasından sonra yeni ticaret anlaşmalarını hazırlamak için Ankara’ya gittiğini vurguladı .May ve Erdoğan’ın 100 milyon Sterlin tutarında savaş uçağı anlaşmasını imzalamasını öne çıkardılar. Downing Street bu anlaşmayla, Türkiye'nin İngiltere için önde gelen savunma ortağı olmasını umut edildiğini yazdı. Bu arada İngiliz basınında insan hakları falan filan meselesi ikinci planda kaldı. Bir İngiliz Gazetesi bunun için “Türkiye'nin insan hakları ihlalleri ticaret anlaşmasının gölgesinde kaldı” diye aba altında az da olsa sopa gösterdi.

    Şimdi İngiltere Erdoğan’dan memnun mu? Bence değil. Erdoğan şahsiyetli ve milli menfaatleri gözeten bir dış politika izliyor. Bu batılıları ve siyonist küresel sermayeyi rahatsız ediyor. Soruyorum 15 Temmuz gecesi darbesinin arkasında İngiltere dahil kim yoktu? O İngiltere ki Gülen birkaç yıl önce üstün hizmet madalyası verdi. Türk okullarının dilinin İngilizce seçilmesi ve İngilizce öğretildiği için, Sonra 15 Temmuz oldu. Ve Gezi sırasında MI6 ajanları her yerde cirit attı. Bütün tahriklerin arkasında vardılar. Ne istiyordu o alçaklar. Erdoğan’ın kellesini. Niçin? Hatırlarsınız Gül’cüğümüz o sırada çok demokratik görünüyordu. Acip acip demeçler veriyordu. Taht ona kalacaktı sanki.

    Şimdi Erdoğan'a İngiliz basını hep bir ağızdan saldırı halindeler: Başbakan May’e ateş püskürüyorlar. Erdoğan’ın için ağza almadık eleştirileri kalmadı. İnsan Hakları, Türk gazetecilerin hapiste kofti iddiaları aklınıza ne geliyorsa sayfalarına taşıyorlar. Niçin 16 ayda ne değişti. ABD ile iyi-kötü polisçilik oynayan İngiltere’nin hesabını bozan ne var. Göreceğiz.

    Yalnız şu unutulmasın. Şimdi 1922’de değiliz. Ve İngiliz’i teşhis eden Bediüzzaman’ın görüşü giderek ülkemizde ağırlık kazanıyor. Yani anlayın artık.

    YanıtlaSil
  22. 1*Şu sıralar herkesin aklında ve ağzında büyük bir endişe ve korku. Medine’de kilise yapılacak. Vah vah. Ne hassas beyinler. Kur’an’ın Yahudilerle ilgili ayetlerin çıkarılması istenmiş. Ama 16 gün sonra ancak tepki verdik. Bir iki yazar çıkmış yakında Suudiler laik olacak iddiasında. Panik üzerine panik. Bu Kur’an meselesi yeni değildir. Küresel fitne ABD’lilerle 11 Eylül komplosunu icra ettikten sonra ilk önce ne yapıldı?. Siyonist alçakların tezgahı ile Kur’an’ın Yahudilerle ilgili ayetleri çıkarılmış Mushaf basıp dağıtmaya kalkıştılar. Bereket versin Araplar bunu yemedi. Şimdi eski bir Selanikli Yahudi ailenin veledi Sarkozy o entrikayı cibililyeti gereği tezgahladı ve Kur’an’dan o ayetlerin çıkarılmasını istedi. Bir ara İngilizlerin bir uşağı Şeytan Ayetleri ile aynı entrikayı tezgahladı da başaramadı. Zaten bu Fransız-İngiliz ikilisi Siyonistlerle alem-i İslam’ı bu hale sokan iki devlettir.
    Şahsen şunlara hayret ediyorum. İslam dünyasının ağlanacak haline yeni mi farkına vardık. Son 15 yılda bölgemizde ölen Müslüman sayısı neredeyse 5 milyonu bulacak. Yeni mi uyandınız? NATO’nu İslam’ı düşman ilan edip bölgedeki azınlıkları çarpıştırma planı tam gaz uygulanıyor.

    Yahu ağalar beyler biz hilafeti kovduk, İslam’ı temsilden vaz geçtik, üstelik İslam dininden istifa ettik. Hiç sesimizi çıkarmadık. Nasıl oldu? Nasıl oldu ise şimdi rüştünü ispatlama derecesine gelen diğer ülkelere de aynı dinden soğutma ve dinsizleştirme stratejisini uyguluyorlar. İki asırdır bunca melanet niçin yapıldı? Büyük İsrail için. Onun güvenliği için. Çevresi uydu ülkelerle pardon eyaletlerle donatmak için. Fırat’tan Nil’e kadar arz-ı mev’ud için. Kudüs başşehir olmak üzere bölünecek 9 İslam ülkesinden oluşan 22 eyalet 23. eyalet İsrail’e siyasi-iktisadi-kültürel-dini-geleneksel olarak tabi olmak için. Zaten kafi derecede Yahudi Müslüman ve Yahudi Hıristiyan var edildi. Her şeyimizde Yahudi izi-tesiri yok mu? Yazdım bunları.. 1897 yılında İsrail devleti Basel’de kurulurken plan şu idi: (1-50 yıl sonra topraklarımızda devlet kuracağız 2- 50 yıl sonra da Büyük İsrail’i kuracağız.) 1997’de. Bu gecikti. Niçin? Uzun hikaye. Sayfalar alır. Yalınız size bir iki manevi yönünü hatırlatayım.

    Deccal ne zaman huruç etti? Bizim Mehdi avcıları deccali bulmadan Mehdi ararlar. Aralarında hocalar, ilahiyatçılar, şeyhler de var. Deccallerin ileri karakolları 19. Yüzyılda ortaya çıkar. 1917’de Büyük Deccal, 1924’te de Küçük Deccal huruç eder. Her ikisin de çıkışında siyasi ve askeri olarak arkalarında yani darbe ve ihtilallerle muharrikleri Yahudi’dir. Hadis: “Deccal Yahudi’dir”. Bu ihbar bugünkü ahvali ihbar etmek içindi. Hilafet bitince Mehdi’nin zamanı gelir. Şimdi ben bunu yazınca (Mânevî makam sahibi olmak ve velâyet mertebelerinde terakki etmek” ve o nimet-i İlâhiyeyi kendinde bilmek) derdindeki bazı dini cemaatlerin mensupları bana kızıyor. Ama gerçek bu. Dünyevi şan ve şeref ve şöhret peşindekiler ahir zaman ahvalini asla ve kat’a anlayamayacaklar. Mezarda veya mahşerde bunu anlayacaklar. Ve ne derler acaba o zaman? Basiretsizdik.

    YanıtlaSil
  23. 2* Bütün sır ve manevi güç, İlahi plan, takdir-i İlahi, Elif-Lam-Mim’in işaret ettiği Anadolu. Dünyanın tahtı bu Anadolu. Oraya hükmeden dünyaya hükmeder. Çünkü Anadolu bu 3 harfi mazhar. İbni Abbas’a göre bu 3 harf “Ben Allah'ım daha iyi bilirim" anlamına geliyor. Bu da Allah’ın dediği ve takdir ettiği olur anlamındadır. Onun için Mehdi bu topraklarda zuhur eder. Çünkü beşer şaşar Cenab-ı Allah Mehdi ile onları aşar. Çünkü onun dediği olur. Binlerce yıl Asya steplerinde güç ve seri intikal eğitimi alan ve genlerine işleyen bir millet niçin 999’dan sonra Anadolu’ya sevk-i İlahi ile göç ettirildi. Nedir hikmeti. O zaman kılıç hakimdi. Medeni zamanda ise elmas kılıç olan iman ve Kur’an hakikatleri. Bu iki dönem arasında bir asırlık geçiş dönemi vardır. Deccal hükmederken o eğitim Türk’e verilir. Artık kılıçlı Türk’ün yerine kalemli hikmet sahibi Türk fethe hazır hale getirilir. Bu bütün harici ve dahili din düşmanlarına, münafıklara sonlarının geldiği zamandır. Ve o zaman “Geçti İslam dünyasında pazarı sür eşeğini geldiğini yere” demeye sözle değil fiili olarak gün sayıyoruz. Buna nasıl gelinir.

    Bakara Suresi’nin 8. Ayetini cephede 1915’te tefsir eden Bediüzzaman şöyle diyor:
    “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedit olur. Dahili olursa, zararı daha azim olur. Çünkü; dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Harici düşman ise, bilakis, asabiyeti şiddetlendirir, salabeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslam üzerine pek büyüktür. alem-i İslamı zelzeleye maruz bırakan nifaktır. Bunun içindir ki, Kur’an-ı Azimüşşan, ehl-i nifaka fazlaca teşniat ve takbihatta bulunmuştur. (İşartül icaz)

    Son bir asırda görmediğimiz fitne ve nifak cinayetleri kaldı mı? Hepsini gördük.İşte o zaman kilit zincirlenen Anadolu’yu açmak-fethetmek için anahtarı lazım olur: Bdiüzzaman bir gün bir talebesine şöyle der: “Kardeşim, ‘Ben orada olsam buraya gelirdim. Âlem-i İslâm kapısının kilidi Türkiye'dir. Bu kilit açılınca âlem-i İslam’ın kilidi açılacak. Buradan gitmek, harpten kaçmak gibidir. Harpten kaçmak kebairdendir. Buradan gitmek için izin yok’ der.”

    Yani asıl olan “Rum mağlup oldu” ayetine mazhar olan yani işaret edilen Anadolu’nun kilidinin açılmasıdır. Ve bu kilit şimdi ayan beyan 10-12 yıldır açılmasının zemini hazırlanıyor. Bu kilit açılınca ne olur bilir misiniz? Kudüs fetholur, Mehdiyet Mekke-Medine’ye ulaşır. Mu’tezile ve selefilik ıslah olur. Yani ittihadı İslam tamam olur. Hilafet-i Muhammedi’ye sıra gelir. Ne zaman mı, çok yakında.

    Bu Rum ili Anadolu var ya? Nuh Tufan bu topraklarda başladı. 6 ay sonra 10 Muharrem günü bir manada ilk buharlı gemi de olan Nuh’un gemisi Cudi Dağı’na indi. Acaba ahir zamana Nuh’un gemisinin Anadolu’da bir dağa konmasının ne işareti olabilir?
    “Evet, Risale-i Nur, sefine-i Nuh gibi Anadolu’yu Cebel-i Cûdî hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tokatından kurtulmasına bir sebeptir. Çünkü, zaaf-ı imandan gelen tuğyan, ekseri musibet-i âmmeyi celb ettiği gibi, imanı fevkalade kuvvetlendiren Risale-i Nur, o musibet-i âmmeyi dairesinin haricine bırakmaya rahmet-i İlahiye tarafından vesile oldu.” (Kastamonu Lahikası)

    YanıtlaSil
  24. 3* Daha bitmedi. "Ey yer suyunu yut ... Gemi Cûdî dağına oturdu." 11.sure olan Hûd Sûresi’nin 44. Ayeti böyle buyurur. Diyeceksiniz konumuzla ne ilgisi var? Var efendim. Risale-i Nur, Kitab-ı Kabir-i Kainatı (Büyük Kainat Kitabını) okutur. O zaman hadiseler birer satır olur ve mana verir. Şu sıralar, Anadolu’da ne görüyorsunuz? Ankara Mamak’ta 5 Mayıs’ta bir çeşit tufanvari seller sırayla her gün bir şehri su altında bırakıyor. Nuh Tufanı küresel çapta idi. Şimdiki ise onun küçük bir örneği. Ona nazaran seller dar bir alanda etkili oluyor. O zaman 6 ay 10 gün süren Tufan, bu kez lokal seller halinde Anadolu’da arz-ı endam ediyor. Bu kez galiba 60-65 gün sürmesi beklenebilir. Malum erken seçim, karar alınmasından 65-66 gün sonra yapılacak. Ve 10 Muharrem yerine 10 Şevval’de yani 24 Haziran günü Cebel-i Cudi’ye oturur misali sellerden ve benzemezlerin ittifakından geriye bir şey kalmayacak. Ve yeni bir hal başlayacak. Acaba kilit o gün mü açılacak. Çünkü o gün Anadolu’nu kilidi açılırsa sıra bütün Alem-i İslam’a gelecek. Büyük Kainat Kitabı böyle işaret ediyor. Şevval bir manada Ramazan orucunun 6 gün orucuyla devamı.

    Kilidi açmak birden mi, kademeli mi olacak? Yani tam açılış bir yıl veya iki yıl sonra mı. Yoksa 10 Şevval (24 Haziran) günü iki önemli yılın kapısı mı açılıyor. İşaretler hafi olurmuş. Öyle olunca görecek göz az olur. Ama vuku bulunca herkes görür. Ama bir işaret var. Hiç görülmedik şeyler oluyor.

    Bu 11. Sure Hud Suresi’nin 24. Ayeti ilginç: “Bu iki topluluğun durumu, kör ve sağır kişi ile gören ve işiten kişinin durumu gibidir. Bu ikisi bir olur mu hiç? Hâlâ düşünmez misiniz?”.
    24 Haziran’a iki büyük topluluk giriyor. 10 Şevval günü,. Yani Hicri 10’uncu ayın 10’uncu günü biri gemiyi yakalayamadığı için batmış olacak. Seçim Miladi 175’inci gün: 1+7+5 = 13. İlginç değil mi? Bu Ak Parti’nin de son 16 yılda gireceği 13.seçim. Erdoğan’ın ise biri Cumhurbaşkanlığı 1 + 13 = 14. seçimi oluyor. Biliyorsunuz 13 rakamı çok uğurlu. Mehdi’nin tevafuk rakamı.14 rakamı da daha önce yazdığım gibi Erdoğan’ın tevafuk rakamı. Ama Mehdi’nin hizmte asrı Hucri 14. Yüzyıl. Yani 1300’lü yıllar. 14 asır hakimiyet asrıdır. 10. Sure Yunus Suresi. Hicri 10. Ayda yapılacak seçime tevafuk eden 10. Surenin 10. Ayeti de çok hoş: “Orada onların duaları 'Sen kusurdan ve ortaktan uzaksın Allahım' sözünden, karşılanmaları bir esenlik müjdesinden ibarettir. Dualarının sonu ise, 'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' demektir.”

    Evet Kur’an’ın ilk kelimesi “Hamd”dir. Dünyada ve ahirette daima şükür ve hamdler ve teşekkürler aralıksız Allah’a ulaşıyor. Biliyor munuz Seb’a Mesani ile ilgili ayet müteşabih olduğundan çok mana mertebeleri var. Biri de Fatiha’dır. Fatiha hamd ile başlar. Başka? Seb’a mesani daimi olarak tekrarlanan 6’sı iman hakikati ve biri de İslam’ın 5 rüknünün işaret ettiği ibadetle 7 sayısına ulaşır. Yani 6 iman hakikati + ibadet = 7. Bu nereden aklıma geldi. Hicr Suresi’nin 87 ayeti olan “Biz sana 'tekrarlanan yedi'yi ve azametli Kur'ân'ı verdik” Ebcedi 1439’a bakar. Bu tarih yeni bir dönemi 87 yıllık bir sürur dönemini başlatıyor. Çok yazmayayım bazı ehli tarik bozuluyor. Ama seçim sanki 2 (iki) 7’nin işaretini verir gibi yani “iki seb’a” der gibi Hicri 277. gün yapılıyor. İki 7 = 14. 1439’da + başlayacak 87 yıllık bir devir = 1526. 1+5+2+6= 14. Hud Suresi’nin Cudi dağına işaret eden 11. Surenin 44 ayetidir Hem iki 14’e bakar hem de 1+1+4+4= 10. 10 Şevval veya 10 Muharrem. Biri büyük Muharrem biri küçük Muharrem (Şevval 10). Hicri 10. Ay ile 6. Miladi ay = 16’dır. 1+6= 7. İki sebanın bir ayağı da bu. İki seçim. İki seb’a. Biri 13’e bakar biri 14’e. Yani biri Cumhur ittifakına (3 parti) biri de tevafuk rakamı olan 1’e bakar. 3 cumhur müttefiki 3. Sıradaki adayı destekliyor. Ne olur? Yazmamı gerek var mı?

    YanıtlaSil
  25. 4*Şimdi geriye gidelim: Bediüzzaman’ın kilid açma melesine ve Anadolu’nun Cebel-i Cudi haline gelip gelmediğine bakalım. Kilidin açılma zamanının gelip gelmediğine. Anadolu’nun Cebel-i Cudi haline gelmesi demek gelecek musibet ve belalara karşı bir sed vazifesi gören bir hakikat olmalı. İşte onun yüzü hürmetine ve, şahs-ı manevinin cehdi ve çalışması sonucu musibet ve belalar def edilecek. Ya da ediliyor. İnşaAllah.

    Cudi Dağı Şırnak’ta, Şırnak’ın plaka kodu 73. 7+3 =10.Yani 10 ayın 10. Günü Kürt kardeşlerimize de işaret ediyor. Bu toprakların en koyu dindar insanları Marksist bir fitnenin, Duhan’ın esiri. Akılları ve kalpleri gölgelenmiş gibi. Önce Türkleri vuran ahir zaman fitnesi olan Ye’cüc ve Me’cüc olan terör ve anarşi şimdi onları da vuruyor. Onları vurduğu yetmemiş gibi Arap-Acem-Türk kardeşlerinin huzur ve istikrarını da zedeliyor. Siyonist şerre alet oluyor. Halbuki dünyada Al-i Beyt terbiyesi alan Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu insanları şimdi ahir zamanın iki fitnesiyle belalara uğruyor. Bediüzzaman gibi bir çok allamenin yetiştiği bu toprakların şimdi böyle ana Deccal Siyonistlerin esiri haline gelmesi ne acı değil mi? Ye’cüc ve Me’cüc ahir zamanda kalplerdeki iman seddinin yıkılması sonucu her yeri istila edeceğini Kur’an işari olarak haber veriyor. Şimdi onların da önüne sandık geliyor. 14 ilimizin 9’u Kandil’in esiri gibi Deccaliyetle beslenen ve Ye’cüc Me’cüc destekçisi durumundan kurtulmalı. Ye’cüc ve Me’cüc ilk kez dünyada Türkler arasında görüldü. 1961 sonrası. 20 yıl kan kusturdular. Tam onlar baskı altına alınırken fesad komitelerinin tahrikiyle bu kez Kürt teröristleri ortaya çıktı. Niçin diye bir düşünmek lazım. Sonra ey ehl-i Cudi sonra musibet ve belalar sizi daha çok bulur.

    Şimdi ittihad zamanı ve kilidi açmanın zamanı. Belki 1.8 milyar Müslümanın huzur ve güveni ve sömürülmekten kurtulması ve imanın 6 hakikati ile İslam’ın ubudiyetini canlandırmanın zamanı. Kur’an bizi kardeş yapmış. Ve bir manada milliyet-i İslam’a almış. Yalnız sizi değil 50-60 millet ve ülkeyi. Yani biz kardeş olunca “Mü’minler kardeştir” ayetinin hakikatiyle, alem-i İslam’ın ittihadına sıra gelecek. Takdir-i İlahi böyle murad etmiş. Fırsatı kaçırmayın. Size sorarım 1 milyon Suriyeli katledildi. 13 milyon Suriyeli vatanından oldu. Göçebe ve aç halde. Afgan ve Pakistan’da da aynı dert. Dinde kuraldır. Kötülüğe ya fiili mani olacaksın, ya da sözle karşı geleceksin veya kalpten red edeceksin. Bu bir nevi vazifedir. Unutmayın Kürt-Türk ittifakı Kudüs’ü yani Peygamberler şehrini 120 yıllık işgalden kurtardı. Yenisine hazır mısın? Unutmayın sed yıkılırsa bela ve musibetler seri halde gelir.

    YanıtlaSil
  26. 5* Cebel-i Cudi ve Seb’a mesani ve tevafuklar ne gösteriyor? Cumhur ittifakının oy potansiyeli 55 ile 65 arasıdır. Ak Parti’nin şu anki tek başına potansiyeli yüzde 46-48. Buna ittifakla gelecek ilave oylarla yüzde 53-55 olabileceği öngörülüyor. Bunun sandalye sayısı ise 360 ile 400 arası. Veya 340-360 arası. Bunu HDP’nin Meclise girip girmemesi tayin edecek. Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi belki veya bir ihtimal 7 Temmuz’a kalabilir mi? Teorik olarak olabilir. O zaman da seb’a mesani yani 7. Ay 7. Gün hükmünü icra eder. Ama 24 Haziran’da işlemin tamam olması beklenmelidir.

    Malum partiyi İngilizler destekliyor, Almanlar ise hem malum partiyi hem de cadının partisini. Niçin? Bir düşünmek lazım. 2011’den beri ABD ile 3 Avrupa ülkesi Almanya-Fransa-İngiltere ağırlıklı olarak küçük yavruları Avusturya-Hollanda-Belçika ile her türlü melaneti gösteriyorlar.

    Dini olmayan bir havyan-ı natıktır. Çünkü esfel-i safilin şartlarında boğulmuştur. İnsan iman ve ibadet ile hayvan-ı natık olmaktan kurtularak ala-yı illiyine yükselir. Avrupa’da din büyük bir zaaf içinde, kiliseler boş. Onların Mesihi ki nüzulü tam tamına 57 yıl oldu. Onların fecr-i sadıkla yani Ayasofya’nın cami olmasını takiben artık tevhid dinine yöneleceklerine dair gaybi ihbarı var. Onlar da manen bizim kilidi açmamıza bakıyor. Ki 17 yıl sonra Tevhid Hıristiyan aleminde zirve yapmış olacak. Bu sözlerime maddi gözle değil mana gözüyle bakılmalı. Çünkü fetih bu kez kılıçla olmuyor bir nevi sivil hareketle. Ferdi şuurlanma ile Domino etkisiyle.

    Evet, Bediüzzaman Demokratlara oy verilmesini desteklemiş. Çünkü bu ülkede 4 siyasi parti olduğunu bunlardan ittihad-ı Muhammedi’nin şimdilik başa geçmemesi gerektiğini belirterek Demokratları desteklenmesini istemiştir. Çünkü ahval ve şerait bunu gerektiriyor. Yani İttihad-ı Muhammedi’nin başa geçmesinin şartlarının oluşmadığını gerekçe göstererek. Ya milletçiler?. Bediüzzaman onların da özellikle milliyetçi partilerin durumunu ve almaları gerekli tavrı şöyle izah ediyor. Yani onları dışlamıyor ve demokrat kabul ediyor. Bir şartla. Ve adeta bu günleri haber veriyor. Şöyle:

    “Eğer İttihad-ı İslâmdaki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezc olmuş bir millet olsa, o Demokratın mânâsındadır, dindar Demokratlara iltihak etmeye mecbur olur. Frenk illeti tâbir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâmı parçalamak için içimize bu frenk illetini aşılamış. Fakat bu hastalık ve fikir, gayet zevkli ve câzibedar bir hâlet-i ruhiye verdiği için, pek çok zararları ve tehlikeleriyle beraber, zevk hatırı için her millet cüz’î-küllî bu fikre iştiyak gösteriyorlar.” (Emirdağ)

    “Milliyetçilere gelince, "Eğer bu partide sırf İslâmiyet esas olsa, Demokrat Partiye yardım ettiği gibi, muhalif ve muarız olmayarak, iktidara gelmesine çalışmaz. Eğer bu parti, ırkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olmayan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karışmıştır. O zaman hürriyetin başında olduğu gibi, bu asîl ve masum Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik tarafgirliği meydana gelecek, o vakit hakikî Türkleri, ecnebiler boyunduruğu altına girmeye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair unsurdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebiye istinad ile masum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğun-dan, Kur’an ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkar Demokrat Partinin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum" (Emirdağ)

    Ve o ders dinlenince külli bir ittifak doğdu. Bu kez halkçılar milletçilere elde edemeyecek bir bir kez daha "Kara bahtım kem talihim" şarkısını söyleyecekler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bediüzzaman haklı çıktı. Milliyetçiler bu kez Cumhur ittifakına dahil oldular. Insaallah halkçıların ırkçılığı elde etme planları çökmüş oldu.

      Sil
  27. Secime bir hafta veya on gun kala reis fetonun onemli adamlarindan (Adil oksuz) gibi bir kacini derdest edip turkiyeye getitebilir. Butun seytani k kuvvetler ve decalin yamagi ebusehilin torunlari Tayyip erdoganin kazanmasi icin is birligi yapmis bulunuyorlar kredi derecelendirme kuruluslari Turkiyenin kredi notunu bengaldes seviyesine indirmek icin is birligi yapmis durumdalar turkiyede 2001 krizi gibi bir kriz cikartmak pesindeler ekonomik kriz cikinca sayin cumhurbaskanimiza millitin itimadi kalmayip oy vermesini onlemeye calisiyorlar kafirlerin bir plani varsa elbete rabbiminde bir plani vardir ALLAH CC islam ve Turk dusmanlarina firsat vermesi AMIN AMIN AMIN

    YanıtlaSil
  28. CHP cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce Fox tv de: Özal gibi Erdoğan'da öyle gidecek dedi.
    Ne demek istedi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kural dışına çıkacaklar demek
      daha önce veliaht yusuf izzettin efendi ve özel kadınlar vasıta edilerek öldürüldü iddiası vardı
      ancak özal ile iddia basına yansımıştı
      http://www.haber7.com/guncel/haber/608781-ozalin-olecegini-demirel-biliyordu

      Sil
  29. Erdoğan'a özel olarak bir yahudi ödülü verilmemiştir. ABD'deki yahudi cemaatinin 2.dünya savaşında zor durumdaki yahudilere Turk diplomatların yaptığı yardımlardan ötürü Türkiye'ye verilmiştir. Türk diplomatlar hayatta olmadığı için ödül Türkiye adına Erdoğan tarafından alınmıştır.
    Bazı kesimlerin oluşturduğu algıya göre Yahudiler Erdoğan'a ödül verdiğine göre bu boşuna değil iddiası geçersizdir. Unutmayın ki Osmanlı da Ispanyadan kaçan yahudileri kabul etmiştir.
    Zulme uğrayan insanlara kim olursa olsun yardım etmek başka, siyonizmi lanetlemek başkadır.

    YanıtlaSil
  30. Süleyman Özışık'ın Türkiye gazetesindeki "24 Haziran seçimlerini görebilecek miyiz?" başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ediyorum.
    Abdullah Gül ve Temel Karamollaoğlu'nun ayaklanma ve kalkışma sinyali verdiğini yaziyor.
    Devlet dairelerinde hoşnutsuzluk yaratma amaçlı bugün git yarın gel dediklerini söylüyor.
    Meral Akşener ve Fetöcülerin sessizliği, Kılıçdaroğlu 'nun yeni bahara uyanacağız demesi..
    Muharrem İnce'nin Özal'ın gidişine vurgu yapması, Amerikan kaynaklı İsrailli suikastcilerin Türkiyede bulunduğu haberi.. Gordon Duff'un Amerikanın İran'a Erdoğan öldürülmeden saldıramayacağı haberi... Ankarada kritik gorevde bilunan bazı görevlilerin uzaklaştırılıp sorguya alındığı...
    Bütün bunlar nedeniyle Erdogan'ın çok iyi korunması gerektiği belirtiliyor.



    YanıtlaSil