.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

28 Ocak 2018 Pazar

HZ. İSA VE MEHDİ GELDİ Mİ? / MEHMET KIRKINCI

Hz. İsa ve Mehdi geldi mi? Onları nasıl tanıyacağız?
Risale Haber-Haber Merkezi

Mehmet Kırkıncı Hocaefendi, Hz. İsa (as) ve Mehdi meselesine dair soruları cevapladı. Kırkıncı hocaefendi, sık sık gündeme gelen ve polemiklere konu olan her iki meseleyi Kur'an-ı Kerim, Hadis ve Risale-i Nur'dan yaptığı izahlarla açıkladı.
Hz. İsa (a.s) hakkında bilgi verir misiniz?
Hz. Meryem’in oğlu olan ve Allah’ın bir mucizesi olarak babasız dünyaya gelen Hz. İsa, (a.s) Cenab-ı Hakk’ın seçkin kıldığı, dört büyük kitaptan biri olan İncil-i Şerif sahibi ulu’l-azim bir peygamberdir.
Hz. İsa Allah’ın Resulü, mahlûku ve memlüküdür. Allah, ona mevhibelerin en âlisi olan risaleti bahşetmiştir.  O da diğer insanlar gibi ibadetle mükellef kılınmış, bunu en büyük bir şeref telakki etmiş, Cenab-ı Hakk’ı büyük bir iştiyak, muhabbet ve hayretle tazim ve tebcil etmiştir.
Geçmiş bütün peygamberlerin yaptığı gibi,  Hz. İsa da ümmetini, Cenab-ı Hakk’a iman etmeye,  O’nun rızasını kazanmaya, sevip sevdirmeye, O’ndan korkup günahlardan ve kötülüklerden sakındırmaya ve salih amellerde bulunmaya davet etmiş, dünya hayatının fani olduğunu hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarından hesaba çekileceğini bildirmiştir.
Hıristiyanlar Allah’ın varlığına inanmakla beraber, Papazları Allah’ın yeryüzündeki vekilleri olarak görür ve onun günahları bağışlayabileceklerine inanırlar.
Hıristiyanların bir kısmı teslis gibi batıl inanışlara sapmış, kimisi Hz. İsa’yı hâşâ, Allah’ın oğlu olarak görmüş, bir kısmı da ona ulûhiyet sıfatı vererek dalalete düşmüşlerdir. Halbuki Hz. İsa da bir beşerdi, yerdi, içerdi ve uyurdu. Yiyip içen, doğup ölüme ve zevale mahkûm olan, hâşâ, ilah olur mu?  Bu husus bir ayette şöyle ifade edilir: “Meryem oğlu İsa Mesih sadece bir Resuldür. Nitekim ondan önce de birçok elçi gelip geçmiştir. Onun annesi de çok dürüst, son derece iffetli bir hanımdı. Her ikisi de diğer insanlar gibi yemek yerlerdi.”[1]
Aynı şekilde Yahudiler de “Hz. Üzeyir’e Allah’ın oğlu” diyerek sapıklığa düşmüşlerdir. Böyle bir Allah inancı olur mu hiç?  Böyle bir iman nasıl makbul olabilir?  Demek ki, onlar Cenab-ı Hakk’ı Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği gibi bilemediler ve hakiki manada tanıyamadılar. “İnkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.” Allah’a Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ve Peygamber Efendimiz (sav.)’in ders verdiği gibi inanmak ve öyle itikat etmek lazımdır ki,  makbul ve kâmil bir iman olsun.  Zira “Allah’ı bilmek, O’nun varlığını bilmenin gayrısıdır.”       
Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu veciz ifadeleriyle şöyle ifade etmektedir:
“Hâlbuki Allah'ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve "Lâ ilahe illallah" kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa "Bir Allah var" deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci' tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah'a iman hakikatı onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.”[2]
Hz. İsa’nın (a.s) doğumu, hayatı ve Allah katına yükseltilmesi hep mucizevî bir şekilde olmuştur. Bu büyük peygamberin hayatı Kur’an'da ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “... Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi, Meryem’e ulaştırdığı('ol' emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur.”[3]
Başka bir ayette ise şöyle buyrulmaktadır: “Hani Melekler, şöyle demişti " Ey Meryem!  Doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”[4]
Diğer bir ayette de şöyle buyrulur: "Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu (yaratılışı bakımından) Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol” dedi. O da hemen oluverdi.”[5]
Bu ayette iki peygamber arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekilmiştir. Allah Hz. Âdem’e "Ol" demiş ve O da yaratılmıştır. İşte Hz. İsa'nın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle gerçekleşmiştir. Hz. Âdem (a.s) anne ve babasız,  Hz. İsa ise babasız olarak yaratılmıştır.  Evet, her şeye kadir olan Cenab-ı Hak, insanı isterse Hz Âdem gibi ana- babasız yaratır, isterse Hz. İsa’yı yarattığı gibi babasız yaratır,  isterse anne ve babayı vesile ederek yaratır. Zira“O, yaratmanın her çeşidini bilir.”[6]
Bu iki peygamber arasındaki diğer bir benzerlik ise, Hz. Adem'in cennetten yeryüzüne indirilmesi, Hz. İsa'nın da ahir zamanda semavattan tekrar yeryüzüne indirilmesidir.
Hz. İsa Vefat etmedi mi? Eğer vefat etmediyse o tekrar yeryüzüne inecek mi?
Kur’an-ı Kerim'de Hz. İsa'nın Allah katına yükseltildiği ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Bu hakikat bir ayette mealen şöyle ifade buyrulur:  “Ey İsa! Şüphesiz, seni ben vefat ettireceğim. Seni kendime yükselteceğim…”[7]
Başka bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır: “Oysa O’nu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. O’nun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. O’nu kesin olarak öldürmediler.”[8]
Bir başka bir ayette de şöyle buyrulur: “İnkarcılar onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır, ama Allah bu tuzağı bozmuştur.”[9]
Bu ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi Hz. İsa hayattadır, ruhu henüz kabzedilmemiş ve eceli gelmemiştir. O’nun dünyada göreceği daha birçok hayırlı ve mühim işleri vardır. Yeryüzüne inecek ve vazifesini ifa ettikten sonra o da her nefis gibi vefat edecektir.
Bediüzzaman Hazretleri hayat tabakalarını anlatırken Hz. İsa’nın vefat etmediğini, O’nun üçüncü tabaka-i hayatta bulunduğunu şöyle ifade eder: “Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm’ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar.” [10]
Hz. İsa'nın  ahir zamanda ikinci kez bir mucize olarak yeniden dünyaya  geleceğine dair  ayet ve hadisler mevcuttur. Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne inecek olmasından dolayı O, gerek Müslümanlar ve gerekse Hıristiyanlar tarafından büyük bir merakla ve heyecanla beklenmektedir.
Hz. İsa'nın yeryüzüne inişi ahir zamanın ikinci devresi ve kıyametin büyük bir alameti olacaktır. 
Peygamber Efendimiz (sav.) bir hadis-i şeriflerinde; “On büyük alamet vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır…buyurmuş ve bunlardan birisinin de “İsa bin Meryem’in çıkması…”[11] olduğunu ifade etmiştir.
Bir başka hadis-i şeriflerinde ise, “Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır.”[12] buyurmuştur.  
Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikati şöyle ifade etmektedir:
“Hadîs-i sahihte rivayet edilen: Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın geleceğini ve şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal'ı öldüreceğini imanı zaîf olanlar istib'ad ediyorlar. Onun hakikati izah edilse, hiç istib'ad yeri kalmaz.” buyurarak, şöyle izahta bulunur:
“Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyet’e inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek.”[13]
Hz İsa Niçin Gelecek?
Peygamber  Efendimiz (sav)’den  sonra peygamberlik kapısı kapandığından Hz. İsa (a.s), yeni bir şeriat getirmeyecek, Kur’an'a ve sünnete tabi olacak, onlarla insanlığı irşad edecek, Kur’an ve imanın ulvi hakikatlerinin ve eşsiz güzelliklerinin tüm dünyaya yayılmasına vesile olacaklardır.  
Bediüzzaman Hazretleri ahir zamanda yeryüzüne ikinci defa gelecek olan Hz. İsa’nın (as) vazifesini şöyle ifade eder:
“Şahs-ı İsa Aleyhisselâm’ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal’ın teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî’nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tâbi’ olur.” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.”[14]
Hz. İsa’nın namazda Mehdi’ye tabi olması, O’nun koyduğu düsturları kendine rehber edip, onlar ile irşadını yapmasıdır. “Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürür. Yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.”[15]
Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi, Hz. İsa ile Hz. Mehdi ortak fikrî mücadeleleri ile Deccalı ortadan kaldıracaklar, iman hakikatlerini dünyaya yayacak ve tüm inananların huzur ve saadetlerine vesile olacaklardır. Bugün Avru’panın birçok yerinde Müslüman olanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Müslüman olanlar da genellikle ilim ve fikir adamlarıdır. Hatta birçok Papaz’ın da Müslüman oldukları bilinen bir hakikattir.   Artık Hz. İsa’ın da ayak sesleri duyulmak üzeredir.
Hz. İsa Nasıl Tanınacak? Herkes onu tanıyabilecek mi?
Bediüzzaman Hazretleri bu meseleyi şöyle izah etmektedir:  “Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. O’nun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” [16]
Demek ki, Hz. İsa'nın yeryüzüne indiğini herkes değil, yakınında bulunan bazı kimseler 'imanın nuru' ile  bileceklerdir.
Allah’ın seçip gönderdiği her mübarek peygamber gibi, Hz. İsa da üstün ahlakın bütün vasıflarını taşır. Onu diğer insanlardan ayıran en belirgin özellik, onun yüksek şahsiyeti olacaktır. O’nun sahip olduğu kuvvetli imanının nuru yüzüne yansıyacaktır. Onu görenler müstesna bir insanla karşılaştıklarını anlayacaklardır.
Allah, diğer tüm elçilerine olduğu gibi, Hz. İsa'ya da yardım edecek ve onun ne kadar emin bir insan olduğunu zamanı geldiğinde insanlara gösterecektir. Allah'ın elçisi Hz. İsa'yı bekleyen müminler için yol gösterici bir başka işaret de onun her işinde muvaffak olmasıdır.
Bazı kimseler; “İsa’dan başka Mehdi yoktur.” hadis-i şerifini delil göstererek Hz. İsa’nın Mehdi olduğunu söylüyorlar. Mehdi ile Hz. İsa aynı kişiler mi?
Hz. İsa ile Mehdi ayrı ayrı zatlardır. Mehdi, Hz. Peygamber’in (sav.) neslinden gelecek, İslam âlemi içinde bulunacak, iman hakikatlerinin ve sünneti seniyyenin ihyasına çalışacaktır. Hz. İsa ise, Hıristiyanlık âlemi içinde bulunacak,  dinsizlik cereyanları ile mücadele edip, onları mağlup edecektir.     
Her asırda büyük mehdinin vazifesini görecek mehdi-misal zatlar geldiği gibi ahir zamanda da mehdi-i azam gelecek ve en büyük bir tecdit hareketinde bulunacaktır.
İbn-i Macede yer alan; “İsa’dan başka Mehdi yoktur.”  hadis-i şerifine muhaddisler şöyle mana vermişlerdir: “Buradaki Mehdi kelimesi şahıs değil sıfattır. Yani Peygamber Efendimizden (sav.) sonra hidayet sıfatına kemaliyle sahip olan zat Hz. İsa’dır. Çünkü birçok insanın hidayetine o vesile olmuştur. Ahir zamanda gelecek Mehdi-i Azam ise Hz. Peygamber (sav.)’in evladından bir zattır. Ahir zaman fitnesinin en dehşetli olduğu bir zamanda bu ümmetin imdadına koşacak ve onların hidayetlerine vesile olacaktır. Bu hususta pek çok hadis-i şerif vardır. Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi ile Hz. İsa’yı bir kabul etmek hem büyük bir hata, hem de itikadi yönden büyük bir tehlikedir. Gerçekte Mehdi olmayan bir mürşide Mehdi demenin şer’an bir mahzuru yoktur. Ama Hz. İsa (as.) meselesi böyle değildir. Peygamber olan bir zâtın peygamberliğini inkâr veya peygamber olmayan bir kimseye peygamberlik izafe etmek insanın itikadına büyük zarar verir. Onun için bu konuda çok dikkatli olmak gerekir. Ahir zamanda gelecek Mehdi, Peygamber Efendimiz (sav.)’in evladındandır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Mehdi benim neslimdendir. Fatıma’nın evlatlarındandır.”[17] buyurmaktadır. Şu hâlde Mehdi’nin anne ve babası bellidir. Yani Mehdi babasız dünyaya gelecek değildir. Annesi de Hz. Meryem değildir. Buna rağmen bazı kimselerin böyle korkunç bir yanlışa ve büyük bir tehlikeye nasıl düştüklerini anlamak mümkün değildir.
Hz. İsa (as.), Hıristiyanlığın ıstıfasında yani safiyete erişmesinde, teslisten kurtulup tevhide ulaşmasında vazife görecektir. Onun için Hz. İsa’yı İslam âleminde değil, Hıristiyan âleminde aramak gerekir.  Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri, “Hz. İsa’nın Hıristiyan ruhanileri arasında bir âlim olarak faaliyet göstereceğini” ifade eder.
Bir İslâm ülkesinde irşad vazifesi, Peygamber Efendimiz (sav.)’in varisleri olan büyük müçtehid, mürşit ve âlimlere aittir. Hz. Mehdi de irşat vazifesini İslam âleminde devam ettirecektir.  Hz. İsa’nın görevi ise, Hıristiyan âlemi içinde olacak ve onları teslis inancından yani üç ilah safsatasından (Allah, Hz. Meryem, Hz. İsa) kurtarıp, onların bütün kâinatın Halık-ı Zülcelaline ve bir olan Vacibül Vücud hazretlerine inanmalarına vesile olacak ve böylece onları tevhid inancına kavuşturacaktır. Evet, Hz. İsa ile ilgili bütün gerçekler Kur’an’da ve hadislerde açıkça ifade buyrulduğu halde,  günümüzde  bazı kimselerin, hayranlık duydukları ve aşırı muhabbet besledikleri  zatların   Hz. İsa olduğunu iddia etmeleri itikadî bakımından büyük hata ve çok tehlikeli bir durumdur.
Bu vesileyle burada bir hatıramı nakletmek istiyorum:
1960’lı yıllar idi. Her hâlinden meczup olduğu anlaşılan bir zat, üst üste iki gün gelip akşam namazını medresemizde kıldı, fakat tesbihata durmadan çıkıp gitti. Arkadaşlara o zatın kim olduğunu sordum, tanımadıklarını ve ilk defa gördüklerini söylediler. Aynı kişi üçüncü gün  akşam namazına yakın yine medreseye geldi ve bana; “Malatya’dan geldiğini, mürşidinin fevkalade bir makama sahip olduğunu söyledi.”
Ben de kendisine: “Senin mürşidin Kutup mu?” diye sordum. “Hayır” dedi. Peki; “Gavs mı?”   dedim,  yine “Hayır” diye cevap verdi.  “O hâlde senin mürşidin Mehdi’dir” dedim.   “Hayır, ondan da ileri.” deyince ben de: “Ümmet-i Muhammed içinde Mehdiyetten daha ileri bir makam bilmiyorum. Mürşidinin makamını söyle de bilelim.” dedim.
Bunun üzerine: “Bunu sana sır olarak söylüyorum, benim mürşidim Hz. İsa’dır” dedi.  Ben hiçbir şey söylemedim. Akşam namazına Osman Demirci Hoca, Hacı İshak, Hacı Musa ve Mehmet Şercil Ağabeyi geldiler. Namazdan sonra misafiri onlarla tanıştırdım ve bana söylediklerini onlara da anlatmasını istedim. Onlar meseleyi öğrenince hayrette kaldılar ve benim ona ne cevap vereceğimi merak etmeğe başladılar.  Ben kendisine dedim ki; “Benim, şimdiye kadar sana ne zararım dokundu, benden ne kötülük gördün?”  Adam birden hayret etti ve “Estağfirullah hocam, senden ne kötülük görebilirim ki.” dedi.
“O hâlde niye benim imanımı tehlikeye atmaya çalışıyorsun” dedim. Adam iyice şaşırdı. Bu kez kendisine şunu sordum:  “Mürşidinin annesini, babasını tanıyor musun?”.  “Elbette, tanıyorum” dedi. Çocuğu da var mı?” diye sordum. “Üç oğlu var.”  diye cevap verdi. “Peki, hiç düşünmedin mi?    Hazret-i İsa’nın annesi Hazret-i Meryem idi, babası yoktu, kendisi hiç evlenmemişti, dolayısıyla çocuğu da yoktu. Bu hakikatler ortadayken, sen nasıl olur da mürşidine –Maazallah- Hz. İsa diyebiliyorsun?  Bu ne acip bir iddia, nasıl bir safsata”
Adam benim bu konuşmamadan çok mahcup oldu ve hemen tövbe etti. Daha sonra kendisine: “Mürşidin kendisi mi Hz. İsa olduğunu söylüyor?” diye sordum. “Hayır, dedi, kendisi katiyen kabul etmiyor. Yalnız arkadaşlarımızdan birisi rüyasında onu Hz. İsa olarak görmüş.” dedi.
Bu kez ona; “Peki hiç rüya ile amel edilir mi? Hem de biraz önce söylediğim hakikatler ortada iken.” dedim.
Şeytanın bir rüya ile bu kadar insanı nasıl iğfal ettiğine, hakikatleri nasıl gizlediğine hepimiz hayret ettik.
Evet, zaman zaman kendisinin yahut mürşidinin Hz. İsa veya mehdi olduğunu iddia edenler oldu ve bundan sonra da olacaktır.
Her asırda Mehdi var mıdır? Mehdi bir tane midir? Sizce mehdi gelmiş midir? Bazı kimseler Mehdi’nin henüz gelmediğini söylemektedirler? Mehdi hakkında  görüşlerinizi alabilir miyiz?        
Bu mühim mesele asırlardan beri herkesin hayalinde dolaşmakta ve Mehdi’nin gelmesi merakla beklenmektedir. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de mehdilik iddiasında bulunanlar olmuştur.  Bazı kişiler tabi oldukları veya aşırı hüsn-ü zan besledikleri zatları mehdi ilan etmekte; bazı kimseler de Hz. İsa ile mehdinin aynı kişiler olduğunu iddia etmektedirler.     
Daha önce de arz ettiğim gibi,  mehdi olmayan birisine mehdi demenin yahut dememenin itikadî bakımdan hiçbir mesuliyeti yoktur. Mehdi olmayan bir zata mehdi demek veya mehdi olan bir zatın mehdiliğini kabul etmemek imani bir mes'ele değildir.
Mehdi, yol gösteren ve hidayete vesile olan demektir.  Bu tarif çerçevesinde, geçmiş büyük zatlardan Seyyid Ahmed-üs Sünusî, Seyyid İdris, Seyyid Yahya,  Seyyid Abdülkadir-i Geylanî, Seyyid Ebulhasen-i Şazelî, Seyyid Ahmed-i Bedevi ve Şah-ı Nakşibendi gibi maneviyat âleminin sultanları,  milyonlarca insanın hidayetine vesile olmuşlar ve bu ulvi vazifeyi hakkıyla ifa etmişlerdir.
Peygamber Efendimiz (sav.)’in haber verdiği ahir zamanda gelecek ve evlad-ı Resûl’den olacak olan Mehdi-i Azam,  manevi mücahedesiyle kıyamete kadar gelecek insanların irşadına vesile olacak, ehl-i dalalete ve zalimlere karşı metin bir irade ve büyük bir sabır ile mücadele edecek ve davasında biiznillah muvaffak olacaktır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah o günü uzatacak, ehl-i beytimden insanların hidayetine vesile olacak olan o Mehdi’yi gönderecektir.”[18]
Hz. Mehdi’den evvel yeryüzü zulüm ve ahlaksızlıkla dolduğu halde, O’nun zamanında adalet, huzur ve saadet hâkim olacaktır.  Malumdur ki, peygamber olan bir zat tebliğ vazifesini gizleyemez. Onu ilân etmekle mükelleftir, zira onların sıfatlarından biri de tebliğdir. Hz. Mehdi ise, mehdiyetini ilana memur değildir. O sadece irşat vazifesini ifa etmekle mükelleftir. İmam-ı Şarani’nin de ifade ettiği gibi, “Mehdi-i Azam Kur’an’a, imana ve âlem-i İslâm’a yaptığı icraatlardan ve hizmetlerinden tanınacaktır.”
Mehdi-i Azam, hak ve hakikati anlayıp anlatmada ziyadar bir yıldız gibidir. İnsanlara karşı son derece şefkatlidir. Fertler arasında muhabbeti temin eder. Kötü ahlaklardan içtinapla beraber söz ve fiillerinde Kur’an ve sünnet üzere hareket ederek kalbini ve latifelerini muhabbettullah ile tezyin eder. Rehber olduğu müntesiblerini, marifetullahta terakki ettirmenin yolunu ve adabını çok iyi bilir. Kur’an ve sünnetten iktibas ettiği nur ve feyiz ile tabilerini marifet ve muhabbet-i İlahiyede  en âli derecelere ulaştırır.    
Bediüzzaman Hazretleri;  “Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedîyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor,” buyurduktan sonra ahirzamada gelecek olan Mehdi-i Azam’ın özelliklerini şöyle ifade eder:
“… âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u a’zam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”[19]
Ahir zamanda gelecek olan Mehdi-i Azam, selefdeki mürşitlerin ve mücedditlerin hakiki bir vârisidir. Bir Arap şiirinde denildiği gibi, ‘Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak Cenab-ı Hakk’a zor gelmez.” İşte bu hal, ahir zamanda gelecek olan o zatta tecelli edecektir.
Bediüzzaman Hazretleri, Mehdi-i Azam’ın vazifesini de şöyle ifade eder:
“Mehdi'nin cem'iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem'iyetinin mu'cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.” [20]
Mehdinin asıl hizmetinin ve fütuhatının manevi kılıç tabir edilen ilim ile, hikmet ile, tebliğ ile ve  irşat ile olacağı yukarıdaki ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır.  Üstad, yine aynı eserinde şöyle buyurmaktadır:   
“Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek…. bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.”
Evet tarihe atf-ı nazar edildiğinde milletin fazileti, ahlakı ve irfanı için gayret gösteren, kalplere hayat bahşeden ve ruhlara nesim-i hidayet estiren  ve insaniyet semasında yıldız gibi parlayan başta aktab-ı Erbaa olan Abdülkadir Geylâni,  Ahmed er Rüfai,  Ahmed Bedevi, İbram-i Dusuki olmak üzere Şah-ı Nakşibendi gibi kutupların, gavsların, ariflerin, yüzyirmidört milyon evliyanın ve sayısız mürşid-i kâmillerin, Mevlana, Yunus Emre ve Ahmet Yesevî gibi ali şahsiyetlerin olduğu görülecektir. Bu müstesna zatlar,  kalp ve gönül âleminde hakiki mürşitler yetiştirerek İslâm dininin kayyumu olmuşlardır. İnsanlara marifetullah ve muhabbetullahın hakiki zevkini tattırmışlardır. Bu hal yaklaşık bin yıl devam etmiştir. Bundan sonra ise Mehdi-i Azam devri başlayacaktır.
"Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim." diyen Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan büyük mutasavvıf İmam-ı Rabbanî Hazretleri “Mektûbât-ı Rabbânî” adlı eserinin 260. Mektubunun bir bölümünde bu hakikati şöyle ifade eder:     
“Şunun da bilinmesi yerinde olur: Nübüvvet mansıbı, Hatemü’r rüsül Resulüllah (sav.) Efendimizle mühürlenmiştir. Ona ve âline salât ve selâm.  Lâkin tebaiyet yolundan, ona tabi olanlara bu mansıbın kemalâtından kâmil manada bir nasip vardır. Bu kamâlat nasibi diğerlerine nazaran,  ashab tabakasında daha ziyadedir.
Bu devlet,  kıllet yolu ile çoğalarak tabiine, sonra da teba-i tabiine sirayet etmiştir. Bundan sonra gizlenmiş, saklılığa geçmiştir. Bundan sonra, velayet kamâlatının zılliyeti yayılıp üstün gelmeye ve şüyu bulmaya başlamıştır.
Ancak beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten sonra, bu saklı devlet tecdid edile. Ona bir üstünlük verilip şüyu bulması artırıla. Böylece kamâlatın aslı zuhur edip onun zıllıyetini örte. Ve nisbet –i aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun.”[21] 
Peygamber Efendimiz (sav.)’in ahirete teşriflerinden sonra tabiin ve tebe-i tabiin devri üç yüz yıl devam etmiş, risalet cenahı mansıbını geri çekince, bundan sonra, tekke ve zaviyeler vasıtasıyla irşat devri başlamış ve büyük mürşitler vasıtasıyla nice kâmil müminler yetişmiştir. Bu hizmet de bin sene devam ettikten sonra Mehdi-i Azam devri başlamıştır. Onun hizmeti ise kıyamete kadar devam edecektir.
Mevzuumuzu Bediüzzaman Hazretlerinin şu harika ifadeleriyle bitirmek istiyorum:
“ Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki: Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevîsi "Ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan hariç olduğunu. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum.
Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı A'zam'da kutbiyet ve gavsiyetle beraber "ferdiyet" dahi bulunduğundan, âhirzamanda şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u a'zamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u a'zamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telakki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.”[22]
DİPNOTLAR:
[1]  Maide Suresi 6/675
[2] Nursî, B.S Emirdağ Lahikası
[3]  Nisa Suresi 4/171
[4] Al-i İmran Suresi, 3/45
[5] Al-i İmran  Suresi, 3/59
[6]  Yasin Suresi 36/79
[7] Al-i İmran Suresi 3/55
[8]  Nisa Suresi 4/156-157
[9]  Al-i İmran Suresi 3/54
[10]  Nursî, B.S Mektubat
[11]İbn Mace, Fiten, 28
[12] bk. Kenzul Ummal, Kitabul-İman, Bab-ı Nüzul-i İsa İbn-i Meryem, 14/332
[13] Nursî, B.S Mektubat
[14] Nursî, B.S Şualar
[15] Nursî, B.S Mektubat
[16] Nursî, B.S Mektubat
[17] Ebu Davud, Mehdî, 1; İbn Mace, Fiten, 34
[18] Ebu Davud, Mehdi 1; Tirmizî, Fiten 52
[19] Nursî, B.S Mektubat
[20] Nursî, B.S Mektubat
[21] Mektûbât-ı Rabbânî,  Çile Yay. İstanbul, 1983. Çeviri A. Kadir Akçiçek 1 cilt, sayfa 569
[22] Nursî, B.S Kastamonu Lahikası
www.mehmedkirkinci.com

Kaynak: Hz. İsa ve Mehdi geldi mi? Onları nasıl tanıyacağız?

196 yorum:

  1. "... bazı kimselerin, hayranlık duydukları ve aşırı muhabbet besledikleri zatların Hz. İsa olduğunu iddia etmeleri itikadî bakımından büyük hata ve çok tehlikeli bir durumdur."

    Burada belirtilen şahsın kim olduğu gayet açıktır.

    YanıtlaSil
  2. Merhum Mehmed Kırkıncı Hoca’nın dini hakikatlere dayanan yazısı bir çok doğruyu ortaya koymaktadır. Bu yazıya ancak tevil ve şerh yazılır. Onlar da ilmi esaslar sınırında kalan aktüel meseleleri biraz daha açmak içindir. Ehl-i ilim ve nur-u iman sahipleri Mehdi’nin zuhur ve hakimiyet tarihini, en önemlisi şahs-ı manevisinin yani Mehdiyet’in hizmetinin iman-hayat-şeriat fasıllarıyla olacağını bilir.

    Kırkıncı hocanın yazısının aradan geçen üç günde neredeyse hiç yorum yapılmaması şunu gösteriyor ki, kulaktan dolma veya ayağı yere basmayan şişirilmiş bilgilerle hemen ortaya atılıp sayısız teviller yapıp ahkam kesenler ortadan gözükmüyor.

    Biz ahir zamanın bir faslındayız. Ahir zaman fitne çağıdır. Yalnız ümmete değil beşere deccaliyetin musallat olduğu bir dönemdir. Yani Deccaliyetin hükmettiği bir zamandır. Bu hükmetmenin özelliği nedir?. Kur’an ve hadislerde belirtildiği üzere suret-i haktan görünerek aldatma dönemidir. Doğru ile eğriyi veya hak ile batıl birbirine karışır. Bu husus özellikle İslam dünyasında ve hassaten Türkiye’de eşedden yaşanır. Yalan ve aldatmalarla batılı hak, hakkı batıl olarak gösteren baş münafığın cereyanı ifsad ve idlal ile hem hükmeder hem dinsizliğe zemin hazırlar. Yani tablo Bakara Suresi’nin 42 ayetinin “Hakkı bâtıl ile karıştırmayın; bile bile hakkı gizlemeyin” buyurduğu gibidir.

    Ve herkes bilir ki Mehdi-Mesih ikilisinin hizmet zamanıdır. Önce Mehdi zuhur, sonra Mesih nüzul eder. Bunun zamanı işari olarak haber verilmiştir. Mehdi ile Mesih arasında 20 yıl kadar bir süre var. Ve Mesih’in adeta Mehdi’ye yardım etmek için geleceği anlaşılıyor. Tabi esas vazifesinin Hıristiyanları Tevhidi yaymaktır ve ümmetini kurtarmaktır.

    Hz. Mesih ne zaman nüzül eder? Yani hizmetinin başlangıcı ne zamandır. Bilindiği gibi Hz. İsa (as) göğe yükseltilmiştir. Ve ahir zamanda nüzul ederek ümmetine Tevhide kabul ettireceği bilinmektedir. Gökte 1900 yıl bir nevi melek vücuduyla yaşayacak. Mesih’in nüzulü, bir melek gibi ve Hz. Cebrali’in Dıhye kimliğiyle gelmesi örneğinde ancak kısım kısım olacağı anlaşılmaktadır. İlki ne zaman? Mehdi’nin hizmete başlamasının ilk yıllarında Hz. Mesih’e mülaki olacağı anlaşılıyor. Meryem Suresi’nin 30. Ayeti olan “ 'Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.” ebcedi işaretleri 1930’lu yıllar bir, 1950’lerin sonu iki ve 2000’lerin ilk 10 yılında üç olurken, devr-i saadetinin 2040’lı yıllarda yaşanacağı anlaşılıyor. Bu son dönem bir nevi Tevhid’in Hırıstiyan aleminde zirve yaptığı yılları olacağı anlaşılıyor

    Hz. Ali (ra) Celclutiye duasındaki “Ve dört. Meryem oğlu İsa’nın İncil’inden” mısrasının1960 tarihine işaret eder. Bu tarih Hırıstiyan alemini batıl akidelerden kurtularak Tevhide yöneleceğine işaret eder. Bunun gözle görür hale geleceğinin tarih ise 2030’lu ve 40’lı yıllardır. Allahü alem.

    Bir küçük not daha. Bu Avrupa’da ve Amerika’da bir çok din adamı Tevhide inanıyor. Bunun aleni hale gelmemesinin en baş sebebi iki dine duyduğu düşmanlıkla iki dini ifsad eden siyonizmin batı dünyasında körüklediği İslamfobiya. Hz. Mesih’in bir kez Avrupa’ya bir kez de ABD’ye nüzulu da söz konusu. Veya iki kıta arasında ortak bir eyleminin olacağı anlaşılıyor. Bundan çıkacak sonuç ise: Teröre son vermek, ittihad-ı İslam, Müslümanlarla Tevhidi kabul ederek omuza omuza gelme ve küresel barış. Şu an bunun temeli atılıyor. Siz siyasi ve askeri hadiselere pek aldanmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Celculutiyedeki o babın ebcedini merak ediyordum öğrenmiş oldum Allah razı olsun.

      Sil
    2. Yalnız nüzul bir değil bir kaç kez oluyor. Kur'an gibi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. 1*Hz. İsa’nın nüzülu niçin? Ahir zaman fitnesi ve Hıristiyanlığın tasaffi ederek Tevhide yaklaşıp İslamla omuz omuz gelmesi içindir. Zamanı ise ahir zamandır.
      Rivayetlere bakılırsa Hz. Mesih bir sabah vakti, bir de ikindi vakti nüzul ediyor. Şimdi Türkçenin mana darlığı yüzünden Arapça izahlar Türkçe’de mana kıyımına uğruyor. Kur’an-ı Kerim bir kerede dünya semasına indi. Ne zaman? Şaban’ın 15. Gecesi olan Berat Kandili’nde. Bunun adı Arapça’da inzal’dır. Yani Kur’an’ı kerim bir gecede Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indiriliyor. Bunun adı (inzal). Sonra Kadir Gecesi’nde vahiy ile Hz. Peygambere indirilmesi başlıyor. Bunun adı da (tenzil) dir. Nüzul da bu anlama geliyor.

      Rivayetler dikkatlice okunursa Hz. Mesih nüzul ediyor. Bu nüzul anlaşıldığı kadarıyla Mehdi’nin zuhurundan 20 yıl sonra veya hemen akabinde. Bu nüzul doğrudan doğruya Büyük Deccal için bir. İkincisi tabi olacağı Zat’la (Mehdi ile) mülaki oluyor. Üçüncüsü esas Hz. Ali’nin Celcelutiye Duası’nda kerametle bildirdiği üzere 1960’tır. Bu nüzulün ana maksadı ise Hıristiyanlığı batıl akidelerden kurtarmak ve din-i tevhid olan İslamiyet’e yöneltmektir.

      Peki bu oldu mu? Evet nüzul gibi. Bölüm bölüm. 1962 Vatikan 2. Konsülü’nde Müslümanlar kafir olmaktan çıkarıldı. Sonra İslam dünyasına yakınlık kuruldu. 1960 sonrası Avrupa’da geniş sayıda insan Müslüman olmaya başladı. Kiliseler İslam’a yakın bakar oldu. Öyle ki 1984 Avrupalı Kardinallerin aldığı Tevhidin kabulü kararı siyasi sebeplerden daha doğrusu ana Deccal siyonizmin siyaseti etkilemesi sebebiyle açıklanmadı. Sonra Papa 2. Paulün yazdığı ve kiliselere dağıtılan kitapta Fatiha Suresi alınarak onun üzerinden din yorumlandı. Bu arada İslam dini Avrupa’nın birçok ülkesinde resmi din olarak kabul edildi.

      Asıl önemli mesele Komünizmin çöküşü. Deccalin rivayetlerde belirtildiği gibi Mesih’i görünce tuzun eridiği süratte eriyip gitti. Ve Rusya’da yeniden dini bir uyanış başladı. Burada gözden kaçırılan husus Rus komünizminin diğer ayağı olan Troçkizmin Neoliberal akımla ortaya çıkıp şimali rüzgarı olarak esmeye başlaması. Bu Avrupa’da siyonzimin yeni bir oyunu oldu. Çünkü İslam ülkeleri Büyük İsrail için hedefe konmuştu. 1990.

      Sil
    5. 2*Mesih’in Mehdiye tabi olması sabah namazında olacaktı. Bu Mehdi’nin vazifeye başladığı zaman olacağı gibi Ayasofya’nın puthane olmaktan çıkarılıp ibadete açılması zamanında da olabilir. Bediüzzaman bunu fecr-i sadık olarak niteler. Çok bilinmeyen bir rivayet daha var. Mesih elinde kılıcı savaşa savaşa gelir ve kılıcını Ayasofya’nın minaresine asar. Burada dikkat çekici bir husus. Deccal (Süfyan)bir kilisenin (Ayasofya’nın)yanında boğazlanarak öldürülür. Bu da o mabedin yeniden ibadete açılacağına işari olarak haber verir. 1980 ve 1988 Ayasofya içindeki Sultan Abdülmecid Mescidi ibadete açıldı.İlki Demirel’in zamanında açılmış ama 12 Eylül darbecileri gelir gelmez kapatmıştı. Daha sonra Özal döneminde o mescid yeniden açıldı. Ve hala açık.

      Meryem Suresi’nin 30 ayeti ilginç ebcedi işaretler verir. 1349-1350 tarihi ilkidir. Sonra 1360-62’ye işaretleri var. Ardından 1410 komünizmin çöküş tarihine ve sonra Mesih ruhaniyetinin katkılarıyla Tevhid Dininin batıda zirve yapacağı 1460 yılına bakar. Buradan şu mana çıkıyor. Hz. Mesih’e işaret eden ilk tarih ilk nüzulünde mülaki olacağı varis-i Nebi Hz. Mehdi’nin hizmetine işaret var. 1349 Süfyan’nın hakimiyetinin demir perde gibi indiği bir tarihtir. Sonraki tarihler ise komünizmin dünyanın başına bela olacağı 2. Cihan Harbi sırasındaki nüzul. Bu siyasidir. Nitekim o dönemde başlayan zaman aralığında 10 yıl içinde işgal altındaki bir çok İslam ülkesi kurşun atmadan istiklaline kavuştu.

      Mehdi’nin daha çok dini tecdidde inkişaf gösterirken Mesih’in küresel siyasette etkili olacağı ve bu güçle hem Hıristiyanlığın tevhid dinine yaklaşması hem de Mehdi’nin ittihad-ı İslam projesine destek vereceği biliniyor. Bunun da başlama tarihi 1410 olduğu anlaşılıyor. Çünkü o tarih yakın zamanda Deccallerin anası olarak kabul edilen siyonizmin Süfyanilerle ittifakı ve 28 Şubat’ı tezgahlaması var. Tabi ondan önce Körfez’e yapılan askeri müdahale geliyor.

      Mesih’in hizmleti sırasında çok uğraşı vereceği alından ve başından suların akması rivayetiyle anlaşılıyor. Bunun sonu İsrail’in ortadan kaldırılmasına kadar uzanıyor. Bu devrede Hz. Mesih’in olağanüstü mesai harcaması beklenebilir. Lut gölünde Deccali yakalayıp öldürmek hem Mesih’e hem de Mehdiye izafe ediliyor. Doğrusu Mesihiyet ve Mehdiyetin işbirliğini olması akla daha yatkın. Çünkü o dönmede Türkiye Mehdiyet’in gayer ve desteğiyle büyük bir güce sahip olacağı anlaşılıyor.

      Sil
  3. Arkadaşlar dünyanın çıkması için suriye işgal edilmeli eğer bu sene süfyan çıkarsa suriyenin işgali ne zaman başlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hadîslerde Şâm diye geçer ve Şâmı kübra anlamında Orta Doğu'dur ve bu coğrafyadaki gerçek tek devlet olan TR -İslam dîninin başı da olması hasebiyle- helakinin önemine binaen anlatılır.


      Süfyan ise döngüsel Yezîd ibn Muâviye ibn Ebî Süfyân'dır

      (Ebû Süfyân - Muâviye - Yezîd = Atê - Demirel - Feto).


      Süfyan Yezîd Feto aynen tarihteki Yezîd gibi TRyi ifsad edecek!


      „Süfyan 39da çıkar“ ve „receb cuma“ hadîslerine göre 30 mart 2018 c günü çıkacak Feto.

      Gavur saldırısı ise ramazandan yani hazirandan sonra.


      II. Mehdî II. Erbakan’ın ise 8 aylık çıkış alametleri ise

      10.5.1439 – 10.1.1440

      27 ocak 2018 – 20 eylül 2018 arasında olacak.


      Rüyalardan da anlaşılan önce bir partisi olacak.

      Sonra da II. Erbakan olarak Asker’in desteğiyle (Akp’ye rağmen) ekonomiyi kurtarmak için tam yetkili olarak başa getirilecek.

      Ama askerî darbeyle düşürülecek (1 halîfe öldürülecek, 1 halîfe de düşürülecek hadîsleri) (3 aylık tertîb).


      Sonra da Süfyan Feto’ya karşı çıkacak ve

      tüm dünyayı yıldız etkisi sayesinde fethedecek (Mehdî’nin yıldızı).

      Sil
    2. Sayın III. Mehdî III. Erbakan, Hz. Mehdi'nin zuhuruyla ilgili gökyüzünde aniden ortaya çıkacak bir yıldız ya da gezegen'den bahseden bazı riyavetler vardır.Acaba bu bahsedilen gök cismi 12. gezegen olan Marduk gezegeni olabilir mi?Bu konuyla ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

      Sil
    3. „Süfyan 39da çıkar“ ve „receb cuma“ hadîslerine göre 30 mart 2018 c günü çıkacak Feto.

      Artık çıkacak hali mi kaldı; çıktı ve ifsadını yaptı yapacağı kadar. onun işi bitmiştir.

      Sil
    4. Ben feto olduğunu sanmıyorum fetonun yüzünde çiçek hastalığından kalma eser gözünün beyazında nokta var mı bir kadınla olmaktan zevk alır mı ki kucağına oturtsun askeri bir komutan mı gibi sonra suriyeden çıkacak süfyan vb.

      Sil
    5. „deccal 34 yaşını geçmiş“ diyor.

      37de çıkışı itibariyle 28 ay kalacak.

      39da çıkışı itibariyle de 9 ay kalacak.

      9 veya 7 ay kalacak.

      39dan sonra çıkacak.

      „receb cuma“


      Bu hadîslere göre 12 receb 1439 cuma günü çıkacak.
      30 mart 2018 cuma


      Süfyânî’nin gördüğü rüyanın 3.sündeki 7 bayraklı da AB7 oluyor. 3. ve asıl çıkışı AB7 desteğiyle olacak. Bunu da Feto söyledi zaten „Batı müdahale edip Akp'yi düşürüp beni kurtarsın vermesin teslim etmesin“ diye.

      Hadîslerdeki „Rûm’a kaçıp“ „Hristiyan olup“ da „gavuru getirip İslam'la savaştıran Kureyşli Mısrlı“ Feto oluyor işte.

      Yâbis vadisi de Pensilvanya (Pen'in ormanları) oluyor artık.

      Mehdî'nin üzerine göndereceği „12 bin kişilik Kelbî ordu“ da artık Fetö tümeni oluyor.

      "Süf dec TRye saldırıp vaziyete hakim olunca tüm halk biat edecek. Sadece çok az bir mübarek kesim hariç" diye hadiste geçiyor. Buna göre de tüm halk korkudan da artık Feto'ya biat edecek. Erbakan vakfı hariç.

      Boşuna Caferi sadık hadîsinde "hınzır halk!" dememiş işte. Yahûdî’den korkup Erbakan'ı sat Akp'ye takıl, sonra onu da unutup papaz Feto'yı bulup hidayete er.

      Bu Feto en son Kamalak’ın Sp’sine şeyh olmuştu hani oradan bakin ki Humini gibi gelip çöktüğünde herkes nasıl da kabullenecek. Ama yine de piskopat Yezîd’in hışmından kurtulamayacaklar tabi.

      „İnlerine gireceğiz“ dediler. „Üst akl“ dediler. Kanka oldukları „üst akl Roldshildler“in inine gidip gevrek fotolarını çektirip teslimi beyaz bayrak sayelerinde oturdukları köşklerine koydular. Fetö’ye hiç bir yapmayacaklar. Çünkü patronları aynı Yahudi. Tanıştırıp aracı olan da Fetö idi çünkü. Dalga geçer gibi gündüz vakti deneme yayın gibi darbe yaptılar.

      Tek dertleri MG Cihadını satıp ceplerini doldurmak.

      Hadîste de haber veriyor zaten:

      “Nihâyet bu cemâ‘atin sürdürdüğü hîle ve aldatma esnâ´sında Deccâl çıkacaktır.” (hş)

      Sil
    6. haber verilen süfyani fetö değildir.
      süfyan her savaşı kazanacak ve sadece hazreti mehdi ye yenilecektir.
      suriye, ırak da faaliyetler gösterecek ve medineye saldıracaktır. mekkeye doğru yola çıktığında yerin altına geçirilecektir.

      fetö türkiyede ve amerikada faaliyetleri olan bir haindir. suriyede ve ırakta bulunmamıştır. fetö deccallerden bir deccaldir fakat süfyani denen şahıs bu hain değildir.

      Sil
    7. 30 Marta az kaldı, ne olacak göreceğiz

      Sil
    8. Mehdî hadîslerinin tümü TRdeki MG siyasi hareketini anlatır.

      Döngüsel dille anlatıldığı için müteşabihtir. Döngüsel tarih bilgisi gerektirir ki dünyada bu ilmin literatürü var ama çalışması yoktur. Hz Peygamber de „bu ilmi öğrendiğini“ söylüyor.

      Mesela „Furât Kûfe’yi basacak“ hadîsindeki Furât ve Kûfe döngüsel manadadır ve Fırat dediği Karadeniz-İstanbul boğazı-Marmara denizi-Çanakkale boğazı çıkışına kadar ki su yoludur. Benzer şekilde Dicle de Akdeniz-Ege şeklinde Çanakkale boğazı girişine kadr ki su yoludur (Karadeniz Akdeniz derken TRdeki Karadeniz Akdeniz anlamında sahil kısmıdır). Kûfe dediği de İstanbul’dur. Bu haberi de görülen bir rüyadan kesin olarak anlıyoruz. Beklenen büyük İstanbul depremi tsunami yapıyor. Çalkalanan Karadenizin normalde de zaten üstten giden fazla suları Marmara denizine doluyor. Yükselen Marmara’nın suyu gerisin geri gelip İstanbul’u basıyor (Nûh tafanı döngüsü).

      Fırat-Dicle havzası tablosunu İstanbul merkezli Karadeniz-Akdeniz havzası tablosuyla birleştiriyoruz yani (döngüsel). Nehr kollarının giriş çıkış akışlarının tam bir uyum içinde olduğu görülecektir.

      Benzer şekilde Zevra (Mezopotamya) hadîsi de döngüsel manada ve TR demek.

      Mehdî’nin çıkacağı Kabe (Mekke şehrinde bulunan İslam’ın en büyük mescidi) de döngüsel manada ve siyasi parti genel merkez binasıdır. 10 günlük hacc, döngüsel manada ve seçim yasaklarının olduğu seçim öncesi son 10 gün demektir vs.

      Mehdî hadîsleri Bedî’nin de dediği gibi mücmel (kapalı) manalar raviler tarafından parantezlerle açılmış, sonra bu parantezler kaldırılarak asıl manaya karışarak metnden zannedilmiş. İşte Orta Doğu’daki tüm o ismler sonradan karıştırılmış ismlerdir (daha Anadolu Bizans hele).

      Hadîste 1. Süfyan ağır yara alıp nalları dikince 2. Süfyan devreye giriyor diye haber veriliyor. İşte 1. Süfyan (Muaviye Demirel) İhsanoğlu 2014te cum aday oldu kaybetti siyasi maktul oldu. O yüzden 2. Süfyan (Yezîd) Feto askerî usulle işi halletmeye girişecektir.

      Sil
    9. Hocam kullandigin bi ilac varmi ? Bu hadislerin sahihliginden nasil bu kadar emin olabiliyorsun ? Allahin ayetiymis gibi kiymet vermissin bide ? Turkiyeyide sular altinda biraktin. Islamin bir ordusu varsa bu turkiyededir, turkiye giderse mehdi kendine birak ordu bulmayi selam verecek kisi bulamaz. Evrenin yaratilis dilini anlamamissin bile, bir mikron dahi yaklasmamissin bu dile lakin tarih saat vermissin nerdeyse. O gun geldiginde yanlis hesap diyeceksin baska bir hadis beyan edeceksin.allahin tum sirlarina ermis gibi tarih vermekte nedir ? Ben bunda maalesef artniyet okuyorum. Mevcut iktidarin fanatigi degilim lakin kinin kor etmis seni.

      Sil
    10. Sizin kurtuluşunuz se‘dece filâncanın oğullarının aralarında ihtilâf etmeleri iledir. Onlar ihtilâf edince Ramazân ayındaki nidê´yı ve Kâim’in zuhûrunu bekleyin. Şüphesiz ´Allâh istediğini yapar. Kâim’in zuhûru ve sizin görmek istediğiniz se‘dece filânca oğullarının ihtilâfından sonra olacaktır. İşte böyle olunca halk onların hükûmetine tama‘hlanacak, herkes ayrılığa düşecek ve Süfyânî zuhûr edecek. Ve buyurdu ki: Filânca oğulları mutlaka hükûmet edeceklerdir. Onlar hükûmet edip ihtilâf edince hükûmetleri dağılacak ve durumları bozulacak. Sonunda Horâsênî ve Süfyânî onların ‘aleyhinde ayaklanacaklar. Biri doğudan diğeri batıdan süratli 2 at gibi Kûfe şehrine doğru koşacaklar. Biri oradan biri de buradan. Öyle ki filânca oğulları onların eliyle helêk olacaklar. Ve onlardan hiç kimseyi sağ bırakmayacaklar. Sonra şöyle buyurdu: Süfyânî, Yemânî ve Horâsênî ‘aynı yılda zuhûr edecekler. ‘Aynı ayda ve ‘aynı günde. Tıpkı bir zincîrin halkaları gibi. Birbirlerinin ardınca zuhûr edecekler. Böylece zorluk her yönden meydana gelecektir. Onlara düşmanlık edenler mahvolacaktır. Bayrakların içindeki tek hidêyet bayrağı Yemânî’nin bayrağıdır. Çünkü sizi sâhibiniz olan hz Mehdî’ye da‘vet edecektir. Yemânî zuhûr ettiğinde halkın ve bütün Müslümânların silâh satması harâm kılınacaktır. Yemânî zuhûr ettiğinde ona doğru kalk. Şüphesiz onun bayrağı hidêyet bayrağıdır. Herhangi bir Müslümânın onun karşısında kibrlenip ‘ısyân etmesi halâl değildir. Her kim bunu yaparsa o ateş ehlindendir. Zîrâ o, hakka ve doğru yola da‘vet etmektedir. Sonra bana buyurdu ki: Filânca oğullarının hükûmetinin yıkılması tıpkı bir toprak testinin kırılması ve tıpkı adamın birinin elinde cam kêse olduğu hâlde dalgın bir şekilde yürümesi sonucu elinden kêsenin düşüp kırılması gibidir.
      Buyurdu ki: Kêse düşürenin işte böyle dalgınlığı ve korkması gibi hükûmetleri ğaflette olduklarında yıkılacak. Ve Emîrü’lmü´minîn (‘as) Kûfe minberinde şöyle buyurdu ki:
      “Şüphesiz zikri yüce ´Allâh’ın mutlak ve kesin olarak onayladığı kazâ´ ve kaderine göre Ümeyyeoğullarını açıkça ve kılıçla devirecek, filânca (‘Abbês) oğullarını ise ´ânî olarak devirecektir.” Daha sonra imâm Muhammed bâkır (‘as) sözlerine şöyle devâm etti: Bir değirmen taşı mutlaka dönmelidir. O taş têmm olarak milinin etrâfında bir kez döndüğünde ´Allâh taş kalbli ve soyu belli olmayan birini onların üzerine gönderecek ve zaferler onunla olacak. Onun ‘askerlerinin saçları ve bıyıkları çok uzun olacak, elbiseleri siyahtır ve onlar kara bayrakların adamıdırlar. Onlara düşmanlık edenler mahvolacaktır. Ve onları hiçbir fark gözetmeksizin topluca öldüreceklerdir. ´Allâh’a andolsun ki ben onları, onların yaptıklarını ve fâcirlerin onlardan görecekleri eziyyetleri görür gibiyim. ´Allâh cefâ´kêr ‘Arabların başına onları acımadan musellat kılacaktır. Furât kıyılarındaki şehrlerinde, karada ve denizde onları öldüreceklerdir. Bu, onların yaptıklarının cezâ´sıdır. Ve rabbin, kullarına asla zulmetmez.”

      Sil
    11. Zevrâ´’da bir savaş olur. Huzeyfe ise “Yâ Resûlallâh Zevrâ´ nedir?” dedi. Buyurdu: Zevrâ´ doğuda nehrler arasında bulunan ve

      ümmetimin en şerrlileri

      nin yaşadığı bir şehrdir.

      Zâlimler

      hep orada otururlar. Onlara 4 çeşit belâ´ müsellat olur:

      Kılınçtan geçirilir,

      yere batırılır,

      tûfâna ma‘rûz kalır ve

      hayvân sûretine değiştirilirler.

      Sil
  4. İranın 7 gün 8 gece vurulması hadisi hangi sahabeden geliyor hadis sahih mi yazabilirsen sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enver Baytan Peygamberimizin dilinden gelecegin tarihi diye bir kitapta yaziyor. Bakıp yazayım.

      Sil
    2. suriye ye üs kuran iran velübnan hizbullahına karşı israil güneyden suriyeye girebilir
      http://www.mynet.com/haber/dunya/suriyede-flas-iddia-israil-de-mi-savasa-dahil-oluyor-3663390-1

      Sil
  5. MEHDI HAZRETLERI ZAMANINDA RAMAZAN AYININ ON DURDUNDE GUNES TUTULACAK O AYIN ILKINDE ISE AY KARARACAK BUNLARIN OLUSU ADETIN VEMUNECCIMLERIN HILAFINA OLACAKTIR MEKTUBATI RABBANI 380. MEKTUP

    YanıtlaSil
  6. Ben suriyenin işgal edilip dünyanın başa getirileceğini zannediyorum 3.Mehdi 3. Erbakan

    YanıtlaSil
  7. Mustafa kardeş önce süfyan mı yoksa suriyenin işgali mi vuku bulacak

    YanıtlaSil
  8. Galiba süfyan 6 ay komutanlık yapıp esedi öldürüp yada öldürtüp 9 ay şehriyeyi yönetmek amacıyla suriyenin başına geçecek recep ayında aynı gün yemani beyaz bayraklarla harekete geçecek yemenden uyanık olalım birbirimizi uyaralım

    YanıtlaSil
  9. 1*Mehdi-Mesih’in ahir zaman hizmeti ile ilgili cümle gaybi haberleri müteşabihtir. Yani perdeli, örtülü, sırlı, müphem, manası kapalı bir devredir. Dikkat edilirse Rum Suresi’nin 2. Ayetinin hep hatırlatır ve 1909 tarihini veririm. Bu benim keşfim değil. Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin bir istihracı olup Bediüzzaman, Arabi’nin bu sureden yaptığı istihraçları üstü kapalı Mu’cizat-ı Kur’aniyye Risalesinde işaret etmiştir. Bir başka kaynak ise bir hadis. Ebcedi hesapla 1902-1952-2002 tarihini verir. Bu mehdiyetin 3 faslının başlangıç tarihleridir. Şimdi ehl-i keşfin çoğu Mehdi’nin zuhur tarihini değil de, şahs-ı manevisinin yani cereyanının hakimiyet zamanını zuhur vakti diye verir ve “Mehdi bu tarihi çıkar” derler. Halbuki o sırada Mehdi ebedi aleme teşrif etmiştir.

    Çünkü alem-i manada görülüneni hata ederek ve tarih karıştırması yaparak haber verirler. Ve zuhuru genelde H1400’ün başına işaret ederler. Halbuki Arabi hem H1300’ün başına hem de 1400’ün başına ayrı ayrı işaret eder. Sebebi konuyu “Gaybı ancak ve yalnız Allah bilir” hakikatine hürmetten müphem bırakmış. İbni Haldun bu istiracı başka türlü anlayıp Arabi’yi eleştirmiştir. Çünkü Arabinin verdiği tarihi Mehdi’nin zuhuru kabul edip bu tarihte çıkmayınca eleştirmiştir. O hicri tarihte Mehdi’nin zuhur zamanı sanılmış ve Mehdi beklenmiş. Ne var ki Arabi'nin müphem taktiği şöyle olmuş. Bu tarihin gerçekte kendisinin ölümünden sonra geçecek zamana işaret ederek Mehdi’nin zuhur zamanının1321H 1904M. Tarihine işaret etmiş. Koca İbni Haldun bunu anlayamamış.

    Burada bir hatırlatalım.Kur’an-ı Kerim bir çok tarihi hadiseyi zikrederken maksad tarihi olayı vermek değil. Her ayetin mana mertebeleri bulunduğu ve her bir asra baktığı hakikatini nazara vererek benzer olayları tefhim içindir. Mesela Mü’minin Suresi’ni 38. Ayeti ile 41-42-43-44-45. Ayetleri Firavun’a karşı çıkan bir mü’minin hali üzerinden işari olarak Deccal-Mehdi’ye bakar. Ve 45. ayetin (Firavun ehlini ise azabın en kötüsü kuşatıverdi) son cümlesini Rumi olarak 1424’e yani 2008’e bakar. Bu tarih Mehdiyetin zuhur merkezinde Süfyan ehlinin (veya rejiminin) yani cereyanının sonuna işaret eder. Abdülhamid’e komplo kurulma tarihinden tam bir asır sonra. O tarihten sonra yeni bir dönem başlar. Bu da Rum Suresi’nin verdiği tarihten (1909) bir asır sonradır.
    Bediüzzaman’ın ihbarı ne idi? “Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.” Bu kış 1909-1913 ile 1999-2003 arasıdır.
    Yukarda verdiğim Hadis’in işaret ettiği 1902-1952-2002 tarihleri içinde Süfyan’ın Rum’da huruç edeceği tarih ile Mehdiyetin fasıllarının başlama tarihine işaret eder. Bu üç tarihti içinde Süfyan’ın şahs-ı manevisi yoktur. Süfyaniyetin çöküş tarihi ise 2008 veya 2009’dur. Yani 3. Faslın başlarından yer alır. Bu dönemden sonra yeni bir dönem başlar. Mehdiyet alem-i İslam’a yönelir. Bu da Türkiye’nin alem-i İslam’a dönüşünü ifade eder. Bunda rol oynayacak Cehcan’ın dönemi de vardır. Allahü alem.

    YanıtlaSil
  10. 2*Şimdi Firavun gibi Süfyan’ın hurucu, hakimiyeti, tahribatı, neticeleri çok uzun bir süreçtir. Bunların içinde Deccaliyetin yaydığı dinsizlik sonucu kalplerdeki iman sedlerini yıkarak bir nevi insanlıktan çıkan Ye’cüc ve Me’cüc denen ortalığı kan gölüne çevirecek terör ve anarşi var. Onun da bitirilmesi merkezdeki Süfyaniyetin çöküşünden 10-15 yıl sonra olacağı anlaşılıyor.Hem Ye’cüc ve Me’cüc’ü ortadan kaldırma hem de onu bela eden ana Deccal komitesinin dağıtılmasına sıra gelir.
    Nasıl mı? Mesela. 2009 tarihinde Deccallerin anası ve büyük destekçisi Siyonist zihniyetin reisine Mehdiyet adına “One minute” çekildi. Bu yeni bir dönemin başlangıcıdır. Ve 10 yıl sonra nereye gelindiği görülüyor ve daha yaşanacaklar vardır. Bu dönem Cehcah’ın dönemi. Yani onun yetiştiği veya vazife aldığı veya hazırlık yaptığı bir dönemdir. Başı bu. Sonu ise yaşanınca görülecek. Onun da kilometre taşları Ayasofya-Kudüs ve anarşinin bitirilmesi gibi olaylardır.

    Mesih ile ilgili yazımda Mesih’in nüzulün işari tarihlerini verdim. Şimdi şöyle bir hadis var: “(Her asırda) ümme¬timden bir topluluk kendilerine düşmanlık edenlere karşı üstünlük sağlayarak hak uğrunda savaşmaya devam edeceklerdir. Nihayet onların en sonuncusu (olan topluluk) da mesih deccali öldürecektir.” (Ebu Davud 2484. hadis)
    Hadisin sonunda “En sonuncu topluluk” diye bahsedilen ve mesih deccali öldürecekleri ifade buyurulan topluluktan maksad; Hz. Mehdi ile İsa (as) ve onların tâbiileri olduğu anlaşılıyor. Bediüzzaman Mehdi ve tabiilerinin yapacağı hizmeti şöyle izah etmiş:

    “Hazret-i Mehdi’nin cem’iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışanSüfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem’iyetinin mu’cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.”(Mektubat)

    Bu Mehdi’nin vazifesi.Nasıl ki Mesih Mehdi’den 20 yıl sonra gibi nüzul eder, Büyük Deccal ile küçük Deccalin tenkili arasında da 20 yıllık bir süre kadar önce Büyük Deccal 1409’de çökertilir 20 yıl yıl sonra ise Süfyaniyet. Ancak bu zamandan sonra 40 yıl önce İsevi ruhanileri ile Mehdi’nin tabiileri arasında başlayan manevi işbirliği 2009’dan sona yoğunlaşacağı anlaşılıyor.

    YanıtlaSil
  11. 3*Bediüzzaman 1409’daki hadiseyi şöyle ifade ediyor: “Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem’iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak.”( Mektubat )

    Sonra ne olacak? Türklerin devlet bazında İslam’a katılması 999’da Karahanlılar ile başlarken bir iki asır içinde İslam’ın hem ordusu hem bayraktarı hem de muhafızı olmuşlar. Bu tarih Miladi 999’dur. Bediüzzamn bu tarihi esas alarak “1000 yıldan beri” diyerek çok ilginç bir hakikati ifade eder:
    “Bin seneden beri İslâmiyetin kahraman bir ordusu ve bayraktarı olan Türk milletine âlem-i İslâmın adâvetini izâle etmek, Türkler yine eskisi gibi İslâmiyetin kahramanıdırlar kanaatini verdirmektir. Bu suretle dörtyüz milyon (şimdi 1.8 milyar) hakikî kardeşleri bu millete kazandırmakla saadet-i hayatiyesine en ehemmiyetli bir hizmeti ifa eylemektir ki, Risale-i Nur iman hakikatlerini bu vatanda neşrederek bu azîm faydayı fiilen göstermiştir.” (Emirdağ/ll)

    Tabi bu sırada Al-i İbrahim ve Al-i Muhammed (as) kast edilerek şöyle deniyor: “İnşaallah, yine Araplar ye’si bırakıp, İslâmiyeti’n kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesâ¬nüd ve ittifak ile el ele verip Kur’ân’ın bayra¬ğını dün¬yanın her tarafında ilân edecekler¬dir.” (Hutbe-i Şamiye)

    Bu olayın başlangıcı ise Irak operasyonuna Türkiye’nin katılmaması olmuştur. Arap aleminde Türkiye hakkındaki yanlış düşünce iki al-i beytin irşadıyla değişmeye başlıyor. NATO’nun 1990 toplantısında neocon-siyonist mihrakların elindeki küresel sermayenin neoliberal iktidarlarının sıkıştırması sonucu İslam yeni düşman ilan edilir. Türkiye buna katıldı mı? Evet. Nasıl mı? Özal’ı zehirleyerek işe başladılar. 1980’lerde ise küresel sermaye iş çevrelerini etkileyerek iç siyasette yeni tezgahlarla iktidar değişikliğine gittiler. Ve arkasından NATO’cu cuntacılar 28 Şubat’ı kurguladı.

    Bu 28 Şubat olayında İsrail’in müesses nizamının ABD’yi vekil tayin etmesi meselesi var. Bu husus ABD’de doktora tezi olmuştur. İsrail müesses nizamının sıkıştırması ile ABD’nin bütün şer kurumları 28 Şubat hadisesini provoke etmişlerdir. Bediüzzaman bu olayı Kur’andan tevafukla işari 1417 tarihini verirken Tağuti bir harekete olarak niteler.

    YanıtlaSil
  12. 4*28 Şubat tam tamına 72 ay yani 6 yıl sürdü. (1996-2002) Rivayetlerde yer alan Beyda hadisesi budur. Burada 3 önemli olay var, ki rivayetlerde bu silahlı güç devrede olduğu için 3 savaş olarak zikredilir. 1.ve 3.yü Mehdi yanlıları, ikincisini ise Ana Deccal ile Süfyan yanlıları kazanır. İşte burada bin yıldan beri İslam’a hizmet eden Türkler yeniden uyanır. Ne zaman iman ve hayat faslından üçüncü fasla geçerek. Çünkü Beyda Kur’an’ın iman surelerinin nüzul ettiği Mekke ile İslami hayatın inkişaf ettiği Medine arasındaki dümdüz bir yerdir. Beyda bu iki mekanın sembolize ettiği fasılların işareti olarak gaybi haberlere girmiştir. Beyazımsı dümdüz bir yerdir. İşareti beyazımsı bir takım şeyler, gazete-beyaz ekran-iş dünyasının beyaz hisse kağıtları falan. Ve 1999’dan 10 yıl sonra yeni dönem başlar. Yani Mü’min Suresi’nin 45. Ayeti hükmünü icra eder.

    Burada çok önemli Bediüzzaman’ın bir müjdesi var. Türk Ordusu kuvvetini kendi milleti aleyhinde değil, İslâm dünyasının selâmet ve zaferi hedefinde kullanıp büyük vazifeler göreceğini Mektubat’ta belirtir. Ve kılıç düşmanın başına patlar. Irak operasyonuna katılmayan Türkiye, Yinon Planı’na vekaleten 1990’da NATO’nun Büyük İsrail için Ye’cüc ve Me’cücü kullanarak İslam dünyasında dini ve ırkı etnisiteleri silahlandırıp çarpıştırarak neticeye gitmek istemesi çabalarına büyük darbeler vurmaya başlar. Şu anda yaşanan kaos sonrası her 100 yılda bir dünya yeniden kurulur kuralında Türkiye başat güç ve rol tayin edici oluyor. Daha yaşamadığımız çok şeyler var. Mehdi avcıları bozulacak ama, Mehdi-Mesih’ten başka ahir zamanda rol tayini edici hiç ama hiç kimse yoktur. Kahtani Mehdi’nin bir şakirdi ve vazifesini yapıp gitti. Geriye kala kala bin yıldan beri misyonu olan Türk’ün uyanması ile Cehcah’ın yani Mehdiyetin destek verip şekillendirdiği istikbalin finalini yazma kaldı. Şimdi şu Cehcah’a bir bakalım. Neyin nesidir?

    Mütecaviz dinsizliğe karşı İslâm-Hristiyan ittifakı, son bir asrın ehemmiyetli meselelerinden biri olmuştur. Hz. Peygamber saldırgan dinsizliğe karşı İslam-Hıristiyan ittifakın haber vermiş. Bununla alâkadar olarak manidar bir hadiste şöyle buyuruyor: “İstikbalde Rum ile emniyeti te’min eden bir sulh akdedeceksiniz ve birlikte ikinize de muhalif olan bir düşmana karşı savaşacaksınız.”

    Bu hadis iki önemli hadiseye işaret eder. İlki Sovyetlere yani büyük deccale karşı yapılan ittifak. Buna Türkiye dahil 4-6 ülke fiili olarak katılmış bir o kadar ülkede siyaseten destek vermiş. Bu sayede özellikle Türkiye’nin bir nevi Sedd-i Zülkarneyn vazifesi görerek komünizmin İslam alemini sirayetini önlemiştir.

    Ancak Büyük ve Küçük Deccal’in çökertilmesinden sonra Deccaliyein Siyonist ayağı meydanı alır. Ve 1975’ten bu yana çevirmediği dolap, yapmadığı fesad, çıkarmadığı fitne yoktur. Bu siyasi ve askeri ittifakı bozdu. Ve ortaya yepyeni bir manzara çıkardı. Siyonizmin vekaletini üstlenen ülkeler Deccal komitesinin tertibiyle İslam dünyasına saldırdı. Ve çatışmalar bir anda yayılmaya başladı. O zaman Mehdiyet-Mesihiyet ne yapar? Beynelmilel dinsizlik ve anarşiliğe karşı, İslâm-Hristiyan ittifakını yenilenir. Bu ittifakın ilk maddi bölümü geçmişte icra edildi. Ancak küresel barış, sağlanamadığı gibi yeni bir kan dökücülük ortaya çıktı. Küresel çapta huzur ve asayişi ciddi ihlal eden anarşiye sıra gelir. İsrail’in “Rebbana Rebbana” demeden dünyevi menfaat ve karları (Yeni ipek yolu, enerji nakil yollarının Gazze’ye yönlendirmek, dağıtım ve ticaretini tekeline almak, Arap sermayesi ni söğüşlemek) “hep ban hep bana” egoizmi ile asayiş ve huzuru bozarak kendine endekslemesi bazı ülkeleri kızdırmaya başladı.

    YanıtlaSil
  13. 5*Şimdi burada yeni bir hadisin ihbarı var. “Melahim (çatışmalar-savaşlar) vuku bulduğu zaman, Allah mevaliden öyle bir ordu gönderecek ki atlar (ının cinsi) bakımından Arabların en kıymetlisi ve silah yönünden en iyisi olup, Allah İslâm dinini onlarla te’yid (takviye) edecektir.”

    Bu hadiste sözü edilen Mevali Mevlana’nın çoğulu olup Arap olmayanları kast eder. Bu İslâmiyeti destekleyip takviye edeceği haber verilen Mevali, Arablar’dan başka bir millet olduğunu gösteriyor. Kim olabilir? Arap değilse ya Türk ya da Acemdir. Kuvvetli ihtimal Türk’e işaret eder. Çünkü Mehdiyetin manevi desteği onlarda. Veya İsevi bir milleti akla getirir. Kim ola? Amerika mı, Rusya mı, İngiltere mi? Yaşayınca anlayacağız ama esas olan Bediüzzaman’ın ihbarıdır. “Kılıcını ayağına vurdurmaz, düşmanın başına vurur” Gördüğümüz kadarıyla 2106’da Fırat operasyonu ile bu ucunu gösterdi, 2017’de bir başka bir ucunu Afrin’le. Sırada Münbiç var. Bu 3 operasyon terör ve anarşiye yöneliktir. Siyonist İsrail yakında bunlara alenen sahiplenince sonunu getirecek. İnşaallah. Bu dönem çok kritik ve belirleyici bir hususu ortaya çıkaracak. Şimdilik ona girmemeyi tercih ederim. Ben ehl-i keşif değilim. Ama onların görünen köyü kılavuz istemediği için her kes anlayışına göre neticeye gitsin.
    İşte bu dönemde Cehcah’ın kimliği ortaya çıkıyor. Yani Mehdiyetin üçüncü faslında ittihad-ı İslam’ın gücüyle oluşan siyasi-askeri otoriteyi temsil eden zat ile müjdelenen büyük son. Hadiste buyruluyor:

    “Cehcah adındaki bir adam idareyi ele alıncaya kadar günler ve geceler (Süfyan’ın devre-i istibdadları ve dalalet karanlıkları) gitmeyecektir."(Müslim, Tirmizi) Tirmizi’nin lafzı şöyledir: “Mevali’den Cehcah dedikleri bir adam idareyi ele alıncaya kadar gece ve gündüz gitmeyecektir.”

    Peki bu Cehcah’ın vasıfları nelerdir. Müncid Lügatı’nda: İyiliklere süratle koşan kimse . Istılahat-ul Hadis isimli kitabda: Koyun sürüsünün yanında olan bir kimse, sürüden bir koyunu kurdun götürdüğünü görünce feryadla bağırması. Er-Raid Lügatı: 1-Harbde na’ra atan kahraman. 2-Yırtıcı hayvanları koğmak ve men’etmek için atılan sayha. (Anarşistleri durduracağına işaret olsa gerek.)

    Bediüzzaman burada ilginç bir tesbitte bulunuyor. “Sonra bugün namazda ve tesbihatında iken, manevî tarzda denildi ki: Küre-i Arz’da çarpışan, mücadele eden cereyanlardan her halde birisi İslâmiyete ve Kur’ana ve Risale-i Nur’a ve mesleğimize taraftar olacak;……” Kur’an lehine hizmet edeceği o cereyanın harekâtını fikren takip etmekle meşgul olmak münasib olmadığı için; nefis de, akıl ve kalbe tâbi’ olup merakını bırakmış diye anladım.” (Kastamonu L)

    Bu Amerika’nın müsbet kısmına işaret olabilir. Yani Mesihiyet cemiyetinin yardımı. Bence bir iki yıl içinde buna şahit olacağız gibi.

    YanıtlaSil
  14. 6*Bediüzzaman Emirdağ Lahikası’nda bir başka ip ucu veriyor: “Eski Said’in o rü’ya-yı sadıka gibi olan hiss-i kabl-el vuku’ ile o dar daireyi bütün Osmanlı memleketini ihata edeceğini görmüş. Belki inşâallah o görüş, yüz sene sonra Nurların ektiği tohumların sünbüllenmesi ile, aynen o geniş daire Nur dairesi olacak, onun yanlış tabirini sahih gösterecek.”

    Mehdi’nin vazifesi Hz. Peygamber nasıl şirki ortadan kaldırdı ise Mehdi de fitneyi yok edecek. O bunu yaparken sadece sünnete tabi olacak. Hadis: “Benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, Mehdi ise sünnetim üzere mücadele verir.” Bu da ona dünyevi saltanat verdirmiyor. Ayrıca Naim bin Hammad Ebu Said-il Hudri’den tahriç etmiş: “Mehdi daha önce zulümle olan dünyayı adaletle doldurur, insanlar asr-ı saadet dönemine “adeta” geri döner. Uykuda olan uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz”
    Bu husus çok önemli. Gafil gaflet uykusunda iken Mehdi vazifesini yapıp gider. Kimsenin ruhu bile duymaz.

    Mehmed Kırkıncı Hoca, Hz. İsa’nın (as) nüzulunun herkes tarafından bilinmesi gerekmediğini Bediüzzaman’dan naklederek haber vermiş. Onu sadece yakınlarının (belki 13 kişi kadar) tanıyacağına işaret etmiş. Ya Mehdi. O biraz daha geniş bir zümre tarafından tanınacak. Çünkü Duhan bütün Müslümanları sardığı bir zamanda zuhur edecek Mehdi hizmetini yapıp gider ama kimse fark edemez. Sonra onun Talut’un 312 askeri, Bedrin 312 sahabesi, gibi 312 talebesi hizmeti yaparak yayar. Mehdi’nin bilinmemesinin bir hikmeti ise, bu fitne zamanında kalplerin bile öldüğü ve manevi hayatın zayıfladığı bir zamanda şahsa değil Kur’an ve sünnete bağlılığı sağlamak kimliğini gizlemek için kader-i İlahi böyle hükmetmiş. Ancak olanları feraset gözüyle görüp anlayanlar Mehdi’ni gelip gittiğini bilecek. Bunu 2019’de Mehdi gelecek safsatasına inanlara anlatmak zor. Ama 2020’de onlar da anlayacak.

    Neyse bırakalım bunları da ittihad-ı İslam’ın müjdesine bakalım. Bediüzzman 1920’lerin başında hissi kablel vuku bazı şeyler keşfeder. Ve müjde verir. İlginç bir yöntemle biri kendisiyle ilgili diğeri milletle ilgili (1960 darbesi) iki acı hadisenin yaşanacağını keşfettiği gibi büyük o müjdenin olacağını müjdeler. O manzum kıtada 1380’de vefat edeceğini ve mezarının açılacağını acı da olsa söyleyerek esas müjdeyi verir.

    Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde/Said’den yetmiş dokuz emvat bâsâm âlâma./Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,/Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâma./Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla/Revânım saha-i ukbâ-yı ferdâma.

    Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya/Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma./Zira yemin-i yümn-ü imandır,/Verir emn ü eman ile enâma.

    (Burada 79 emvat (ölü) ile vücud her 6 ayda bir kendini yenilediği için 39 yıl 6 ay sonra vefat edeceğini ve mezarının 27 Mayısçı nabbaşlar tarafından açılacağını ima eder. Ama 1920’de önce emperyalistlerin sonra Süfyanilerin işgalinde olan alem-i İslam’ın tekrar İslamların ellerine geçeceğini müjdelemiş. Ve öyle oluyor. Daha bitmedi müjdenin gerisi var)
    “La ya’lem-ül ğaybe illallah, vel ilm-ü indallah, vallah-ü a’lem-ü bissevab”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mehdinin şahsı manevisinin geniş dairelerde kendini göstermesi Nurların etki alanına kaldıysa iş zor. Sahte mehdinin kendini nurcu gibi göstermesi en çok nurcuları vurdu. Çünkü eskiden beri nurcular denince akla fetö örgütü geliyor. Gerçi, Fetö örgütü hariç nurcuları toplasan bir milyon kişi eder mi, o da şüpheli. 81 milyonluk Türkiye'de nurcuların ağırlığı ne ki toplumsal sonuçlara yol açacak kadar etki göstersinler. Şimdi insanlar nurcuyum demeye korkuyor. Nurlardan uzak duruyor. Bu şartlarda risalei nurun toplumsal bir etki göstermesi zor. Türkiye bu durumdayken diğer İslam ülkelerinde nurcuların durumu daha da vahim. Nur cemaatleri bediüzzamanın vefatından beri hiç olmadıkları kadar zor durumdalar ve bu haliyle mevcudu devam ettirmeye zorlanıyorlar. Nerde kaldı geniş dairede futuhatlar... Önce bu fetö=nurcu algısının toplumda kırılması lazım. Bunun için de yıllar gerek.

      Sil
    2. 1*Ali Eren yaşın başın ne bilmem ama Nurcu olarak nitelediğin Nur Talebeleri Gülen’in kimliğini 1971-72’den beri (Erzurumlu bir iki hoca müstesna) çok iyi bilir. Çünkü o Nurcularla birlikte tutuklanıp İzmir’de Cezaevine konmuştu. O tarihte onlarla aynı koğuşta kalmak istememiş ve başka bir koğuşa nakledilmiştir. Bilir miydin bunu? O dönem onunla zindanda yatan Nur talebelerinin onun hakkındaki düşüncelerini ve tesbitlerini bilir misin? Birini söyleyeyim. “Hep ihtilalci askerlere yakın duruyordu” Fakat mesele dini gruplarla uğraşmama prensibi ve her meslek ve meşrebin serbestiyi hakkaniyeti gereği ona ilişmezlerdi. O adamın ne olduğu hakkında dar bir dairede geniş bir bilgi vardı. Ama nurun mesleği gereği başkalarıyla uğraşmama olduğundan ona ilişilmezdi. Fitne çıkmamamı için. Öyle ki, 1976-1980 arası Erbakan’a desteklerken bile üzerinde durulmadı. 1980-1990 arası Gülen görünürde pek yoktu. Çünkü 1980 sonrası ona bir başka vazife verildiği için ortalıkta görünmüyordu. Çünkü fitne derinden ve sessiz ilerler.

      Onu Nurcuların dışında ilk fark eden 1976 yılında MSP’den İzmir’den Milletvekili adayı olan Turgut Özal oldu. 1970’lerin sonunda MSP’yi destekleyen Gülen, İzmir’de Özal için çalışmıştır. 10 yıl sonra Başbakan iken onun sessiz ve derinden gidişini ülke yönetiminin tepe noktasında iken anladı. Onun CIA ve ABD’nin maşası olduğunu keşfetti. Çünkü CIA 1986 tarihinde Özal’a “Bundan sonra bu adamla çalış” tavsiyesi yapılmıştı. (Sebebi nedir bilir misin? Askeriye gözden çıkarılacaktı. Çünkü soğuk savaş bitiyor yeni bir hainane plan devredeydi. Türkiye 10 yıldır silah ve techizat ambargosu altında idi ) Özal da onunla iyi ilişkiler kurarak Türkiye’ye zarar vermesini önlemek istedi. Bunu da 1989 yılında FETÖ’den ağır ekonomik darbe yiyen Işıkçıların ileri gelenlerinden Türkiye Gazetesi sahibi Enver Ören’in şikayeti üzerine söylemişti. Küresel sermaye ve CIA'nın himmetleriyle ticari hayata giren FETÖ’cüler ilk kazığı Ören'e atmışlardı da ondan. Özal’a “Abi sen bunlarla niçin işbirliği yapıyorsun” serzenişine aldığı cevap: “Ne yapayım Enver Türkiye’ye bir zarar vermelerine önlemeye çalışıyorum.”

      Burada küçük bir not veriyim. 12 Eylül darbesinin gizli bir hedefi vardı. O darbenin yaptırılmasının sebebi bugünlere hazırlıktı. Darbenin yapıldığı hafta Pentagondan 12 Amerikalı general gelir. Tam tamına 12 general. O 12 Generalin çok önemli bir tavsiyesi vardı. Ortada fal yok yumurta yokken: “Sakın ha kadının başörtüsüne izin vermeyin” Daha başka tavsiyeler de var. Ne yazık ki onlara ulaşamadım.

      Ama şu oldu. Bunu anlarsanız niçin FETÖ’nün dini bir cemaat olarak kullanılmak istendiğini anlarsınız. Şimdi yazacaklarım yayınlandı.12 Eylül sonrası Nurculara cuntadan bir ziyaret gelir. “Siz aklı başında bir dini cemaatsiniz. Sizinle Erbakan ve MSP ile Süleymancılara karşı işbirliği yapmam istiyoruz” O ziyaret edilen gazete sahibi o albayı anında kovar. Bir süre sonra evine gelir. Yine kovar. O adam def olup giderken şunu söyler: “Sizi bölmenizi de biliriz” Meğer adamlar CIA ve Gladyo marifetiyle bula bula bu gerzek Gülen’i bulup yatırım yapmışlar.

      Sil
    3. 2*Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. İşte bu sırada yani 1980 sonrası efendilerinin tavsiyesi ile güç ve taraftar devşirmek isteyen ve kendini Nurcu gibi gösteren ve ilerde Nurculara “şirin görerek ve şirin görünerek” onlardan yararlanarak kendini Nur Cemaati Lideri tanıtmanın hesaplarını yapıyordu. Her neyse 1980’lerin sonuna gelinirken Gülen ve çetesi bir melanete kalkıştı. O şey de çok önemli bir suikast.

      Risale-i Nuru tahrif etmek. Bu bir. İkincisi Kemalistlere yaranmak için malum adamın adını Risale-i Nur’a koymak. (Bunu da yaptılar) Üç, Risale-i Nur’da bulunan ve Gülen’in tarzını önleyen ve gelişmesine mani olacak bölümleri tahrifle yok etmek. Bunun için de emir verdi “Risale-i Nur’u sadeleştirin.” Yıl 1988. Ve yapıldı. Tam baskıya verilecek Bediüzzaman’ın hayattaki varis talebeleri olayı öğrenince 1990’da toplanır ve durumu görüşerek Gülen maskarasına bu teşebbüsünden vazgeçmesi için uyarılır. Gülen o kadar Büyük Kainat İmamı ki o ültimatomu yiyince yayını durdurmak zorunda kalır. İşte o toplantının yapıldığı gün Bediüzzaman’ın talebesi Mustafa Sungur (bu zat komünizm sonrası Risale-i Nurları Türki devletlere götüren talebedir) 1973 yılında Gülen’le yaptığı konuşmayı anlatır. Çünkü Mustafa Sungur, 1972 Sıkıyönetim Mahkemesi’nde cuntacılara yaranmak için “Ben Nurcu değilim” diye bar bar bağıran adamın niyetini öğrenmek ister. 1973 yılında İzmir’de Gülen’i ziyaret eder.Gülen ona “Ben sizin gibi hizmet etmeyeceğim” der. Sungur 1990’daki toplantıda bunu ve diğer bilgileri has talebelere de anlatır.

      Tabii Risale-i Nur’u tahrif şeklinde saldırı niyeti olunca Gülen ve çetesi gözlem altına alınır. Yani dikkatle izlenir. O sırada Gülen Zaman Gazetesi’ni eline geçirmiş, yayınlar çoğaltılmış. Sahip oldukları mali imkanlarla kitap dağıtım şirketini ele geçirerek piyasayı kontrole başlamışlardı. Öyle ki adını vermeyeceğim Mehdi ve deccal hakkında en sahih bilgilerle yazılan iki kitabı (ki birini adı Deccaliyet ve Kemalizm-1992) dahil Nur talebelerine ait o yayın evininin kitapları dağıttırmazlar.

      Bir yıl sonra Gülen Türkiye’nin en büyük gazetesi H….e röportaj verir. Ey aklı olanlar bunu iyi okuyun. Sene 1973. Gülenin mahiyetinin tamamiyle açığa çıktığı bir yıldır o. Anlayan için. Röportajda ne dedi bilir misin? O ettiği halt ise şu:
      “”Allah bana benim için ızdırap kaynağı olan ” …cı’yla”, “…cu’yla” ceza veriyor. Bu ..cı ve ..cu’yu bir ölçüde atlatabilirsem…”
      “Aslında “…cı’dan” “..cu’dan” rahatsız oluyorum. Çünkü bunlar toplumu bölücü şeylerdir. “
      (Burada cı ve cudan kastı Süleymancı ve Nurcu’dur. Yani bu dini cemaatler Süleymancı ve Nurcu Allah’ın cezası ve onun ızdırap kaynağı imiş. Ve de bölücüymüş.)

      Gülen’in o röportajına birkaç Nur talebesi bir araya gelerek bir broşürle cevap verdiler. Ve 1995 yılının Ağustosu’nda yayınladılar. Çok fena benzettiler. 16 sayfalık bir broşür. Bende orijinali var.

      Sil
    4. 3*Peki siz olsanız şimdi yazacağım için ne söylerdiniz. Bir, 12 Eylül cuntasına darbeyi niçin ve kim ne amaçla yaptırıldı. Yani sokağı çalıştıran güç niçin Türkiye’de askeri darbeyi öngördü. İki, 12 Eylül cuntasını kullanan CIA’nın bir planı olması gerekirdi değil mi? Ki 30 yıl sonra öğreniyoruz ki Gülen iblisi 1986’dan beri askeriyeye sızıp istikbali CIA ile hazırlıyormuş.

      Derken Gülen 1995’te ABD’ye gider-gelir. Bir daha gider gelir. 1977. Niçin acaba? Bu Gülen öyle egosu şişkin salak ki onu ağzından kaçırıyor. Üst düzey ABD’lilerle muhatap olmanın sarhoşluğu içinde konuşuyor. Soğuk savaş 1989’da bitmiş ama bizde Amerikan etkisi sürdüğü için rahatlıkla söylüyor: “Amerika dünya gemisinin kaptanı. ABD’ye muhalefet ederek hiçbir şey yapılamaz. İşbirliği ile önemli hizmetler yapılır”

      O dönem Türkiye siyasi ortamı karmakarışık ve de İsrail’in müesses nizamı var gücüyle bastırıyor. ABD’nin bütün hariciyesi, sivil toplum kuruluşları ve en önemlisi küresel sermaye Türkiye’de cirit atıyordu. Ve bir yıl sonra 28 Şubat fitnesi patlak verdi. Çıktı bu soytarı televizyona Refahyol hükümetini istifaya çağırınca, Milli Görüşçüler de şafak atmaya başladı. O karanlık dönemden sonra FETÖ’nün ne olduğunu anlamayan bir Süleymancı veya Nurcu veya Milli Görüşçü varsa akli muvazenesi yoktur demektir. Hatta o dönem ona Nurcu gazetelerinde yapılan yakıştırma “Cibali Baba” idi.

      İşte o karalık dönemin sonunda Ecevit’in de araya girmesiyle 4 polis eşliğinde Gülen ABD’ye tüydü. Tüydü tüymesine amma bu sırada bir gazete “Nur cemaati” diye bir yazı dizisi yayınladı. Maksat algı operasyonu yapmak ve Gülen’i içe ve dışa karşı müsbet bir hareketin lideri olarak tanıtmaktı. Onu Nur Cemaati lideri diye yutturdular. Bir yığın enayi de bunu yedi. O diziyi hazırlayan Emre Aköz gazetesinin isteği üzerine profesyonelce hazırladığı dizi sırasında Gülen’in ne sahtekar olduğunu fark ediyor. Ama o yazı dizisi öyle istendiği için yayınlanıyor. Emre Aköz daha sonra 11 Ocak 2005’te yazdığı yazıda şunları söylemişti:

      (Gülen ismini silin ve yerine mesela 'Süleyman Demirel' ya da 'Bülent Ecevit' yazın. Ne fark eder, ne değişir? Hiç! Bizim yazı dizisinin son bölümünde Said Nursi ile Fethullah Gülen'i karşılaştırırken, "Biri düşünür, diğeri siyasetçi" demiştim.)

      Abdurrahman Şimşek’e göre ise meğerse hoca halifeliğe oynuyormuş. Ancak Hz. Peygamber bir hadisinde kendisinden sonra halifelerin geleceğini, halifeliğin saltanata dönüşeceğini (Emevilere işaret), hilafetin kalkmasından sonra ise cebbarların (20. asrın diktatörlerine işaret) geleceğini onların zamanında da Mehdiyet devrinin başlayacağını haber verir. Mehdiyetin zuhuru ise 20. yüzyıldadır. Dolayısıyla Hocaefendi kendine bir başka makam bulmak zorunda. Mehdi olamaz Hz. Peygamberin soyundan değil. Mehdi Kudüs’ü alıp İsrail devletine son verecek. Kendisi ise İsrail’i meşru sayıyor. Ne olur dersiniz? Darbeci mi, vaiz mi?

      Yani Emre Aköz gibi dinle imanla ilgisi olmayan biri yaptığı arıştırma sonucu diziyi kaleme alırken farkına vardığı bir şey var: Bu adama sahtekar.

      Sil
    5. 4* Söyleyin bir gazeteci. Hem de magazin yönü de olan bir gazeteci bunu görüyor ama senin gibi ehl-i iman ve İslam geçinen biri Gülen’in maskaralıklarını Nurcu Lideri yutturmasını yiyorsa Allah akıl versin deriz.

      Peki Y.Asya Gazetesi’nin sahibi Mehmet Kutlular Gülen için 24 Mart 2002’de Yeni Şafak’tan Karaalioğlu’na ne demişti.
      Soru-Gülen Hocaefendi ile ilişkiniz nasıldır?
      CEVAP: O ayrı bir şeydir. 1973'ten sonra birlikteliğimiz olmadı. O tarihten sonra, bilhassa 12 Mart'ın ardında bizimle birlikte olma gereği duymadı. Kendisini yakından tanırım, Fethullah Hoca bana göre gerçekten "hocaefendi"dir. Onu bir Nur talebesi olarak görmek yanlıştır çünkü hayatında hiçbir zaman "Ben Nur talebesiyim" dediğini duymadım. Risale-i Nur'u diğer kitapları okuduğu gibi okumuştur. Hastalık gibi durumlarda birbirimizi ziyaret ederdik. Ama, Amerika'ya gittikten sonra görüşemedik.)

      Bitmedi. Nurcu bilinen gazetenin sahibi 2002 yılından 3 yıl sonra da bu kez Akit Gazetesi’ne şunları söylüyordu:
      28 Şubat sürecinde Demirel "sivil yollara" başvururken, Ecevit, Demirel'in aksine Nurculara sahip çıktı.
      (- Ecevit, Nurculara değil, Fethullah Hoca'ya sahip çıktı. Ecevit, dindarlara hiçbir zaman sıcak davranmadı. Orada Fethullah Hoca'nın desteğini alarak birinci parti olduğu için sahip çıktı. Ecevit'in İslâmiyet'e karşı kanaati değişmedi.
      -Hocaefendi yanlış mı yaptı?
      -Bana göre Hocaefendi, Ecevit'i destekleyerek yanlış yaptı. Karaoğlan, Marksizmin bayraktarlığını yaptı. Marksistti. Dönüş yaptığını da sanmıyorum. Genel manada dindar grupları değil, sadece Fethullah Hoca'yı savundu. Bazıları her seçimde parti değiştirdi. Biz hiç değiştirmedik. Bana göre parti değiştirmeye gerek yoktu. Bu yaptıkları hareketin yerini Risaleler'de ve Üstad'ın hayatında bulamazlar.)

      Birkaç yıl sonra Mehmed Şevket Eygi Mili Gazete’de cemaatin CIA ve MOSSAD ile işbirliğine yaptığını ima eden bir yazı döşendi. Bitmedi iki yıl sonra Gülen’in çakma bir Halife olarak İsrail ve ABD tarafından hazırlandığını da kaleme aldı.

      Daha başka şeyler de var. Şeriat kalbe bakmaz ele bakar. Adam karşısına geçmiş “bir Nur talebesiyim” diyor. Hayır değilsin alçaksın falan denmez. Sadece dikkat edersiniz. Çünkü o çakma bir Nurcu. Nur talebelerinin nasıl hareket ettiğini öğrenmek ister misin?

      O olayı yaşayan bir Nur talebesi anlatmıştı: 27 Mayıs darbesi sonrası. 2 ay sonra Bediüzzaman'ın mezarı cuntacılar çalar ve gizli bir yere götürür. Derken, Ankara’daki Nur talebelerinin kaldığı eve biri gelir. “Ben falan şehirden bilmem kimim. Nur talebesiyim” der ve birkaç gün kalır. Her akşam orada ders yapılır. O gelen bir ajan. Devletin resmi memuru. Gördükleri karşısında utanır. Yerin dibine batar. 3. Gün oradaki hizmetkarlara çıkarır kimliğini gösterir: “Ben bir istihbarat ajanıyım. Siz ne biçim adamsınız. Kimliğimi sormadınız. Misafir ettiniz. Yedirdiniz içirdiniz. Üç gün bir şeyinizi görmedim. Size bilmem ne diyenlerin Allah belasını versin” der ve çeker gider.

      Sil
    6. 5* Bu müsbet hareketin sonucu. 27 Mayıs’tan sonra süngü yardımıyla Başbakan iken İnönü “MİT’in görevi Nurcu takip etmektir” derdi. Ama bir şey elde edemediler. Ajan geldi gitti, ajan cemaat geldi gitti. Ama kimse durduramadı. Önleyemedi. Bediüzzaman’ın bir cemaati yoktur. Bu bizdeki ağız alışkanlığı. Sadece Nur Talebeleri vardır. Sen de Risale-i Nur okursan istifade edersen Nur talebesi olursun. Sadece okur geçer gidersen dost olursun. Yani burada bir teşkilatlanma yoktur. Bir külli irşad vardır. Üstelik Beidüzzaman şunu söyler: “Risale-i Nur müşteri aramaz. Risale-i Nur’u herkese vermeyin. Müştaklara verin” yani iştiyak ve ihtiyacı olana tavsiyesi yapardı. Yani ikrah yok.

      Hal böyle iken FETÖ Nurcuları vuracakmış buyurmuşsun. Zaman zaman imtihan fasılları açılır. Niçin bilir misin? Kişinin kalitesini öğrenmek için. Biri Nur Talebesi ise ve senin iddia ettiğin gibi “Nurcuyum” demekten kaçınıyorsa ödlek şövalye imiş. Unutulmasın. Recep Tayyip Erdoğan Bediüzzaman’ın 60 yıllık tavsiyesi olan Diyanetin Risale-i Nurları basması isteğini ilk o yerine getirdi. 2014. Yani imtihanı kazanan kimdi belli oldu. Acaba Risale-i Nur’u 2004 sonrası tahrif edip yayınlatan, sonracığıma devlete sızan, Millete Nur Lideri olarak yutturulan biri niçin kaybetti. Peki kazanan niçin kazandı. Meyanda. Biri tahrif etti, biri Diyanete bastırdı. Bediüzzaman’ın talebesi merhum Abdülkadir Badıllı 2013’de Risale-i Nur’un cemaat tarafından tahrifi ile ilgili yazdığı bir kitabın ön sözünde Gülen'i şöyle tarif ediyordu.

      “Bu şahsın (Gülen’in) artık neredeyse alaniyete çıkmış gibi olan iki tane istinadgahı (dayanağı) görülmektedir.
      Birisi: Halen bulunduğu coğrafyanın gzili servsilerinin Yahudi karışımı sırr-ı kuvveti.
      İkincisi Mal, para, debdebe, hükümet içinde hükümetlik sürme kabadaylığı.

      Manevi hizmete talip çıkan, Risale-i Nur’u Mehdiyet’in programı olduğunu savunan cemaat değil, ekol veya mektebin bütün yapacağı iş Risale-i Nur derslerini vermekten ibaret. Bu onların vazifesi. Gerisi onlara ait değil. O mesele Meşiet-i İlahiye’ye bakar. Bugün 50 dile çevrilip 70 kadar ülkede hem de üniversitelerde ders kitabı, Diyanetler tarafından hizmet tarzı yani maddi değil manevi cihad ile ilim ve ispatla hakikatlerin ispatı için okunuyor veya okutuluyorsa bunda bir hikmet vardır.

      Bir husus vardır. Ahir zamanın hizmetinin askeri ve siyasi olduğunu anlayamayanlar. Medeni çağda silahlı cihad olamayacağını anlamayanlar. Öğrensin Risale-i nur Kur’an ve iman hakikatlerini anlatır. Peki hakikat nasıl bir şeydir? Hakikat muktedirdir, kıytırık dünyevi iktidarlara muhtaç değildir. Bilmem anlatabildim ki?

      Sil

  15. EBU HUREYRE'NİN AHİRZAMAN HADİSİ RİVAYETİ VE HZ.MEHDİ

    “Bir rivayette Ebu Hureyre vefat edeceğini hissettiği vakitte ilmi ketmetmiş olmaktan korkarak etrafındakilere şöyle dedi:

    Resul-i Ekrem’den (A.S.M.) öğrendiğim Ahirzamanda vukua gelecek harblerle alakalı haberleri size bildireyim mi? Onlar: ‘Evet bize haber ver. Bunda bir beis yoktur Allah seni hayırla mükafatlandırsın’ dediler. Bundan sonra Ebu Hureyre sözüne devâm ederek dedi ki:

    ‘Hicretten bin üç yüz (1300) sene sonraki akidlerden birkaç akid say (Haşiye-1). O vakit Rumların meliki (Haşiye-2) bütün dünya ile harb etmek ister. Allahu Teala da o adam için harbi irade eder. Bunun üzerinden fazla bir zaman geçmez, iki akid sonra (CERMEN) ismindeki bir beldeden (Haşiye-3), ismi kedi ismi olan bir adam musallat olur (Haşiye-4) ve bütün dünyaya malik olmak ister. Ve hem soğuk memleketlerde ve hem de sıcak memleketlerde (Haşiye-5) bütün dünya ile harb eder. Şiddetli harb ateşlerinin dolu olduğu senelerden sonra Allah’ın gadabına uğrar. Neticede Rûş’un veya Rus’un (ravi şübhe etmiştir) sırrı (Haşiye-6) onu öldürürler.

    Hicretten bin üç yüz (1300) sene sonraki akidlerden beş veya altı veya yedi veya sekiz akid say. O vakit Mısır’a “Nasır” künyesinde bir adam hükmeder (Haşiye-7). Arablar onu “Şüccâ’-ul Arab” (Arabın cesuru) diye çağırırlar. Allah onu bir harbde ve sonra bir harbde daha, yani iki harbde zelil eder (Haşiye-8). O Nasır mansur olmaz, ona yardım edilmez. Ve Allahu Teala ayların en sevgilisinde Mısır’a hakiki nusreti irade eder ki bu nusret tahakkuk edecektir (Haşiye-9). Bunun üzerine Beyt’in Rabbi olan Allah, Mısır halkını ve Arab milletini, babası kendisinden daha Enver olan “Esmer Sâdâ” ile razı ederek onu, onlara reis eder (Haşiye10). Fakat bu adam Mescid-i Aksa’nın hırsızlarıyla (Yahudilerle) belde-i hazînde musalaha yapar (Haşiye11).

    Sonra Şam bölgesinden olan Irak’da cebbar bir adam zuhur eder ki; o adam Süfyanîlerden biridir ve onun bir gözünde hafif bir aksama vardır. Onun ismi “Saddam” dır (Haşiye12). O, kendisine muarız olanlara karşı saddamdır (Haşiye13) . Bütün dünya “Küçük Kût” ta (Haşiye14), onun için toplanırlar ki Saddam da bu Kuveyt’e daha evvel aldatılarak girmiştir (Haşiye15). Bu Süfyanîde hiç bir hayır yoktur. İlla ki İslamiyet’e dönerse o zaman onda hayır olur. O hem hayır, hem de şerdir (Haşiye16). Mehdî-yi Emin’e hain olana veyl olsun (Haşiye17).

    Hicretten bin dört yüz (1400) sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say (Haşiye18). O vakit Mehdî-i Emin çıkar ve bütün dünya ile harb eder. Dalalete düşenler (Haşiye19) ve Allah’ın gadabına uğramış olanlar(Haşiye20) ve münafıklar (Haşiye21), İsra ve Mi’raç beldesi olan Kudüs’teki “Meciddun Dağları”nda onun için toplanırlar (Haşiye22). Bütün dünyanın (Haşiye23) ve bütün hilelerin (Haşiye24) melikesi (Haşiye25) de Mehdî’ye karşı çıkar ki onun ismi zaniyedir (Haşiye26). Bu melike o gün bütün dünyayı dalalet ve küfre sevkeder (Haşiye27). Yahudiler de o gün dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs’e, mukaddes beldeye hakimdirler. Bütün dünya denizden ve havadan (Haşiye28) Mehdî’nin üzerine hücum eder. Ancak çok soğuk ve çok sıcak beldeler müstesna (Haşiye29). Mehdî bakar ki bütün dünya çirkin hile ve planlarla aleyhinde ittifak ettiklerini görür. Fakat bilir ki Allah daha şiddetli mekr sahibidir ki, onların bütün hilelerini akim bırakır. Ve bütün kainat onun mülküdür ve ona dönecektir ve merci yalnız odur. Ve bütün dünya aslı ve fer’iyle onun bir hilkat şeceresidir. İşte bu kudrete malik olan Cenab-ı Hak, Mehdî’ye nusret için en şiddetli bir darbe ile onları vurur ve karayı, denizi ve semayı onlar üzerine yandırır. Ve Sema da onların üstüne şiddetli yağmurunu yağdırır. O gün bütün ehl-i arz küffara lanet eder. Allah da bütün küfrün zevalini irade eder (Haşiye30) ”.

    (Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd-216)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasiye18 den sonrasını açıklar mısınız?

      Sil
    2. 18 den 28 e kadar.

      samdan yola cikan ordunun beyda ya giderken kuduse gelmesi.

      muhtemelen elizabeth in yada ingilterenin nifak fitne tohumlari

      ve nukluer savas aclik kitlik deprem vs vs..ve mehdinin zaferleri

      basit dimi.evet aynen oyle.

      Sil
  16. bu işin şifresi neden çoğunluk mekkeden çikacak olan mehdiyi azami tutmak yerine urdunden çikacak olan sufyaniye biat edecek olmasidir.

    bunu cozen herseyi çozer.

    bazen geleceği gormek için gecmise bakmak lazim

    geçmis sufyaniler ve mehdiler arasindaki iliskiyi çozmeniz lazim.

    misal yezid ile hz huseyin gibi.

    sahi yezid ile hz huseyinin alip veremediği ne idi. neden halkin tamami yezidi tuttu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alta e. Aşk insanı sarhoş ettiği gibi, bazı meçhul konular da öyledir. Kafayı takarsınız ondan sonra seyreyle komik manzarayı. Mecnun Leyla ile konuşurken aşk hissi diğer hislerini bastırdığından tuttuğu meşalenin tükenerek elini yaktığını hissetmez. Mehdi hastalığı da böyle bir şey. Yakın tarihe kadar dünyadan bihaber Türkiye’de en büyük gazetelerin magazin ağırlıklı olması hakim zihniyeti ele veriyor. O zaman Mehdi magazinin de yaygın olması kaçınılmazdır.

      Naklettiğiniz bölüm aşağı yukarı 20 yıldır Mehdi borsasında dolaşır. Bir sitede 200 sayfayı aşkın olarak yayınladı. Sonra o site kapanınca bir başka site aylarca verdi. İş bu rivayetin yer aldığı “Esrarnameyi” hazırlayan Tahşiyeci grubu idi. Onların bir kalemi Akit Gazetesi’nde yıllarca “Mehdi geldi-geliyor. Ha geldi ha gelecek. En son tarih 2008 yok yok olmadı 2010” ve sonra suspus. Derin bir sessizlik. Üstelik Mehdi’nin bir değil 3 tane olduğunu ve siyasi alemde ortalığı kasıp kavuracak Mehdi’nin son Mehdi olacağı belirtilmesine rağmen. Gelen giden olmadı. Çünkü yatsı olmuştu. Mumlar söndü ortalık sakinleşti.

      İşin ilginç yanı bunları kumpasla susturan yeni çakma Mehdi pardon Kainat İmamının çetesi 6 yıldır ülkeyi sıkıntıdan sıkıntıya düşürürken birilerinin beklediği Mehdi gene gelmedi ama ana Deccal bölgemizi kan gölüne çevirdi. Ümit ümitsizin ekmeği ye ye bitmez olduğundan şimdi yeni bir Mehdi bekliyoruz. İşte bu Mehdi enflasyonu Mehdi aşıklarını böyle gülünç duruma düşürür. “Mehdi gelecek bizi kurtaracak” Halbuki Mehdi’ye zemin hazırlanmadıkça, Mehdiyet gelmez.

      Sizin aktardığınız bölüm 3. Melhemenin başladığı 1990'a bakar bir, 2001'ye bakar iki. O dönemde Türkiye kritik bir süreçte geçerek 2003’e ulaşırken yeni bir dönemi başlar. Bu Mehdiyet’in 3. Faslının başladığı tarihtir. 3.
      ve son Mleheme devam ederken 20 yıl içinde çok ilginç olayların yaşanacağı bu süreçte Mehdi değil Mehdiyetin yani şahs-ı manevinin itthad-ı İslam esaslı geçiş safhasını icra eder. Bu Türkiye’de aşağı yukarı sağlanınca bu kez dışarıya yönelinir. Türkiye bugün 1914’ten bu yana İslam alemi ile en çok irtibatlı olduğu ve sempati topladığı bir dönemi yaşarken son 250 yılın en güçlü durumuna geldi. Bunda Mehdi ve 313 kişilik cemaatinin azim emeği vardır. Şimdi İslami uyanışın diğer ülkelere yayılmasını yani ittihad-ı İslam için Deccalizmin yol açtığı Ye’cüc ve Me’cüc’ün yani terör ve anarşinin ortadan kaldırılması lazım. Bu safha 3. Melhemenin en kritik dönemidir. İşin içinde Kudüs’ü alarak İsrail Devleti’ni ortadan kaldırmak da var. Çünkü o devlet yani ana deccal o tarihte zirvede olark cümle fitnelerin kaynağı olduğundan sonu gelecek. İşte o zaman Hz. Mesih’in cemaatinin de devreye girmesi söz konusu. Kader bunu 2017’de yani Hicri 1439’da hükmünü verdi. Miladi 2022 yani Rumi 1439’a kadar bunun yani hükmün tamamen gerçekleşmesi beklenebilir. Onu da yapacak olan milyonları bulan Al-i Beyt ve Al-i İbrahim’in (as) katkısıyla Mehdi’nin kumandanı Cehcah’ın büyük emeği ile olacağı anlaşılıyor. Rivayet iktibas edip kafalarda soru işaret bırakmak iş değil. Unutma bu topraklar insanlık tarihin en büyük kafiri Süfyan’ı çıkarmıştır. O dönem Türk milletinin tamamı Çin’den Adriyatik’e kadar her iki deccalin hükmü altında idi ve tam tamına 25-30 milyon Müslüman Türk katledildi.

      Mehdi (Mehdiyet) 3. faslıda o güne kadar görülmemiş bir iktidarla hükmedecek. Hakikat-i Kur’aniyye ve imaniyye ile. Hakikat muktedirdir. Beşerin iktidarına ihtiyacı yoktur. Mehdi’nin özelliği bu. Bunu da en iyi anlatan Risale-i Nur'dur. Anlayana.

      Sil
    2. abdurrahim bey.

      hizmet denilen sey akintiya bosa kurek cekmekten baska birsey degildir ama bu kurek cekmenin mukafatida ancak ve ancak cennettir.allah zaferi olmayan bir ugurda kendine hizmet etmemizi bekler.edenler samimiyet testini gecip insallah cennete girer.

      nur cemaatinin ćapi ne nurlari dunyaya yaymaya nede buyuk zafere mashar degildir.

      fakat nur cemaati zafere gark olacaktir.ve gun gelecek her musluman nurcu olacaktir.

      seninde bildigin gibi bu iş guc hakimiyer yada nufuz alani ile ilgili degildir.

      peki ama nasil olacak?

      çok basit kardes.

      rüştünü ispat etmis olan iki ZAT
      olan hz mehdi ve hz isa ile.

      sufyani öldurmuş adi cebrail tarafindan nida edilmiş ve istanbulu askerleri suyun ustunde yuruyen ordu ile fethetmiş olan mehdi kuran yolu risaledir demesiyle.

      tipki gokten inmiş ve deccali gebertmis hz isanin hakiki incili ortaya koyarak hiristiyanlari musluman etmesi gibi..

      sonuç senin istediģin gibi olacak buna emin ol. zaten eminsin.

      ama senin istediģin sekil degil.

      5 milyar insanda goremeyecek haa onuda bil.

      saygilarimla..

      Sil
    3. İsra ve Mi’raç beldesi olan Kudüs’teki “Meciddun Dağları”nda onun için toplanırlar

      pardon listeye dahil etmemişim.
      mecciddun daglarida turkiyedeymiş.

      Sil
    4. Meciddun dağları hem Kuduste hem Turkiyede nasıl oluyor?


      Sil
    5. Düşman Hassa'ya kadar geldiğinde gavur dagi yahut Nur daginda tahkimat yapılır.
      Meciddun dağları bu açıdan Toroslar olabilir.
      Ulukışla savunmasını hatırlayınız. Düşman orada durdurulur. Muhyiddini Arabiye göre Konyada islam ordusu toplanir.

      Sil
    6. mustafa bey mecciddun daglari suriye medine yolu uzerindedir haritaya bakabilirsiniz yol ordan geciyor beyda vakasinin hemen evveli kastediliyor.medineyi harab edecek ordu.

      amik sufyani oldukten sonradir.

      Sil
    7. ben şahis ve yer isimlerini liste halinde yazarak tevil yoluyla dahi olsa hepsinin turkiyeden olamayacagini vurgulamak istedim.sizi kastedmedim.

      Sil
    8. Risale-i Nur nedir bilir misin? Kur’an tefsiridir. Ve ondan tereşşüh etmiştir. Açıklanan hakikatler ise Kur’an’a aittir. Kur’an’ın manevi mucizesidir. Mesleği hakikattir. İhlas ve uhuvvet ilk düsturları olduğu gibi kötülüğe iyilikle mukabele eder. İhlasın yani Allah rızasının gereği olarak sebat ve metaneti de bir diğer esastır. İhlas siyasi cereyanlara tabi olmaya manidir. Hizmette iman, hayat, şeriat sırasını takip eder. İmandan sonra da en fazla takva ve amel-i salih esas olur. Ve çok önemli bir husus, insanların teveccühünü istemez ve beklemez. Ve Al-i Beyt’e muhabbet bir esastır. Böyle olunca Kur’an ve iman hizmeti, maddi manevi hiçbir makama basamak yapılmaz.

      Bütün bu hususlar Risale-i Nur ve şahs-ı manevisinin esaslarıdır. Çok sıkı tembihat vardır. Uymayan tokadı yer veya elemine uğrar. Ve bunların çoğu Al-i Beyt ahlakıdır ve hizmet düsturlarıdır. Ki bir çok ehli tarik ekolleri de bunları kendine şiar etmiştir. Bediüzzaman bunlardan zamanın fitnesine göre bir uyarlama yapmış.
      Bediüzzaman bir şey öğretir. O der ki: “Vazifemiz müsbet harekettir. Vazife-i İlahiye’ye karışmamaktır. Makam ve ücret istememektir.” Ve bir de çok güzel bir esası daha nazara verir. “Muvaffakiyet kesret-i etbada değildir” Yani sayının çok olması ile başarı gelmez. O da bir Kur’an düsturudur : (Onlar öyle kimselerdir ki, halk onlara 'İnsanlar size karşı toplandı; onlardan korkun' dediği zaman, bu onların imanını arttırdı ve dediler ki: 'Bize Allah yeter; ne güzel vekildir O.') Ali İmran 173.

      Bunları niçin yazdım bilir misin? Şöyle çok yüksek bir ifade kullanmışsın ama içi boş. “nur cemaatinin ćapi ne nurlari dunyaya yaymaya nede buyuk zafere mashar degildir.”

      Bunu neye binaen söyledin bilemem. Herhalde 10 bin kişilik Tağut ordusunu perişan eden Talut’un ordusunun 313 kişi olduğunu unutmuşsun. Veya Ashab-ı Bedir’in 1000 kişiye karşı 313 kişi olduğunu da.

      İkinci boş diğer cümle ise “fakat nur cemaati zafere gark olacaktir.ve gun gelecek her musluman nurcu olacaktir. seninde bildigin gibi bu iş guc hakimiyer yada nufuz alani ile ilgili degildir.”

      Zafer ve gark olmak gibi hususlar takdr-i İlahiye’ye aittir. İkincisi fetih ve zafer de Allah’a aittir. İza cae Nusrullahi bunun hatırlatır. Kur’an’ın ezelden geldiği için ebede gideceğinden onun hakikati ve hakikatleri muktedirdir. Hem de en büyük iktidarın sahibidir. Ona yapıştığın an her şey vız gelir tırs gider.

      Mehdi ve Mesih rüştünü ispat etmez. Onların ilimleri mevhibidir. Cenabı- Allah’tan. Vazifeyi o veriyor ve biri velayet-i kübra diğeri velayet-i mutlakaya sahip olduğundan ilhamla işlerini yürütür. Yani marifet kendilerinden değil. Cenabı- Allah’tandır.

      Risale-i Nurun en önemli bir düsturu da ittihad-ı İslam’dır. Bu da dinsizliğin ve din tahripçileri Deccallere galibiyetin ancak bütün ehl-i İslam’ın ittihad etmesiyle olacak bir şeydir. Mehdi bunu sağlayacağı için onun galip geleceği sanılmış. Halbuki marifet şahs-ı manevide. Yani ümtet-i Muhammed’de. (as)

      Hizmet akıntıya kürek çekmek değil, ihlasla Rahmet-i İlahiye’yi celb faaliyetidir. Hizmet etmeyen hezimete uğrar.

      Sil
    9. bu konuda en ehil olanlar ustadin talebeleridir değilmi? onlar neden seninle ayni fikirde değil.onlar gibi inanmak sucmu?

      risaleler acik açik zat diyor.sen zati maneviyi carpitiyorsun.

      ben zati maneviyi ornekledim sende orneklede goreyim.

      Sil
    10. Bediüzzaman’ın eserlerinde kullandığı “şahsı manevi” kavramı konusundaki yanlış anlaşılmaya açıklık kazandıran izahlara pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak bunlardan sadece birkaç tanesi bile, Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin ahir zamanda beraberlerindeki mümin topluluklarının şahsı manevisi ile birlikte, onlara önderlik ederek zuhur edeceklerinin anlaşılması için yeterlidir.

      Kuran ayetlerinde Hz. İsa’nın ölmediği ancak Allah Katına alındığı haber verilmekte ve çeşitli alametlerle yeryüzüne yeniden döneceği bildirilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) ise, Hz. İsa’nın dünyanın son dönemlerinde mucizevi bir biçimde yeryüzüne döneceğini, Hıristiyanları ve Müslümanları ortak bir din ve ahlakta, İslam dini üzerinde birleştirerek yeryüzüne barış, adalet ve mutluluk getireceğini hadislerinde çok detaylı olarak haber vermiştir. Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde yer alan bu açıklamalar ve işaretler hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve detaylıdır.

      Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez geleceği konusu Bediüzzaman Said Nursi’nin de eserlerinde sık sık vurguladığı bir konudur. Ancak Bediüzzaman’ın bu konuyu anlatırken kullandığı “şahsı manevi” kavramı günümüzde gerçek anlamından farklı bir şekilde anlaşılabilmekte ve yanlış yorumlanabilmektedir. Oysa Bediüzzaman’ın Hz. İsa’nın bir şahsı manevi olarak değil bir şahıs olarak yeryüzüne ikinci kez geleceği ve Hz. Mehdi ile birlikte tüm yeryüzüne barış ve huzuru hakim kılacağına dair açıklamaları son derece açıktır.

      Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının tecellisi olan bir şahsı manevi oluşur. O elçiye tabi olan, onu örnek alan, onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu bir kitle ve hareket de, onun şahsı manevisini oluşturur. Ancak şu çok açıktır ki bir şahıs olmadan onun şahsı manevisinden de söz edebilmek mümkün değildir. Her mümin topluluğunun bir önderi olduğu Kuran’da bildirilen Allah’ın bir adetullahıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi de şahsı manevi terimini kullanırken Kuran’ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır.

      Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de kendi talebeleri ve eserleri için de şahsı manevi tabirini kullanırken, bu şahsı manevinin başında yine kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur’un şahsı manevisine, eserler ile onu takip eden talebeler de dahildir, ama nur hareketinin önderi Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı tutulamaz.

      Sil
    11. risaleden tek tek yazip polimiğe girmek istemiyorum.hz isa nasilki sahis olarak gelecekse mehdide sahis olarak gelecek.hz isa icin kullanilan zati maneviyeden kasit ne ise hz mehdi icin kullanilan zati maneviyede odur.


      Sil
    12. birde mehdi ben mehdiyim demeyecekmiş.

      hayir zuhur ettiği zaman diyecek.

      kim cikartiyor bunlari.


      Buyurdu ki: Kaim-aleyhisselam-o gün Mekke’dedir. Sırtını Beyt’ullah-ı Haram’a dayamış olarak şöyle nida edecek: Ey halk! Biz Allah’tan yardım istiyoruz. Halktan kim bize icabet edecek? Biz, sizin peygamberiniz Muhammed’in Ehli Beyt’iyiz. Ve biz Allah’a ve Muhammed’e halkın en evla olanıyız. Kim benimle Adem hakkında tartışırsa, ben halkın Adem’e en evla olanıyım. Kim benimle Nuh hakkında tartışırsa, ben halkın Nuh’a en evla olanıyım. Kim benimle İbrahim hakkında tartışırsa, ben halkın İbrahim’e en evla olanıyım. Kim benimle Muhammed sallallahu aleyhi ve alih hakkında tartışırsa, ben halkın Muhammed’e en evla olanıyım Ve kim benimle peygamberler hakkında tartışırsa, ben peygamberlere halkın evla olanıyım. Allah kitabının muhkem ayetinde şöyle buyurmuyor mu: “Doğrusu Allah; Adem’i Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçti ve alemlere üstün kıldı. Birbirlerinden türemiş soylardır onlar ve Allah duyandır, bilendir.”[7] Ben Adem’den geride kalan, Nuh’dan zahire olan, İbrahim’den seçilen ve Muhammed’in seçkiniyim Allahın salatı hepsinin üzerine olsun.

      Her kim benimle Allah’ın kitabı hakkında tartışırsa bilin ki ben Allah’ın kitabına halkın en evlasıyım. Her kim benimle Resulullah’ın sünneti hakkında tartışırsa bilin ki ben Resulullah’ın sünnetine halkın en evlasıyım.

      Benim bu sözlerimi bugün burada hazır olanlar ve duyanlar Allah aşkına burada olmayanlara bildirsin. Allah’ın hakkı, resülünün hakkı ve benim hakkım için sizden istiyorum. Şüphesiz benim Resulullah’a olan yakınlığımdan dolayı sizlerin üzerine hakkım vardır. Bizlere yardım edin ve bizlere zulüm edenlere karşı bizi savunun. Biz korkutulduk ve mazlum olduk, diyarımızdan ve evlatlarımızdan uzaklaştırıldık. Bizlere zulüm edildi ve hakkımız elimizden alındı. Batıl ehli de bizlere iftira attılar. Allah için, Allah için bize dikkat edin sözlerimize önem verin. Bizleri yalnız bırakmayın, bizlere yardım edin ki Allah Teala da sizlere yardım etsin.

      Sil
    13. Suyuti tam tersini söylüyor

      Sil
    14. alta e
      1*Risale-Nur talebeleri bazı şeyleri çok iyi bilir:
      *Eski hal muhal ya yeni hal, ya izmihlal. * Muhalı talep etmek kendine fenalık etmektir. * Hakaik-i imaniyeye girmeyen cüz’i hadisat-ı istikbaliye nazar-ı Nubüvette ehemmiyetsizdir.

      Çünkü Bediüzzaman’ın 5. Şua’nın başında şöyle bir uyarısı var.
      (“Onun alâmetleri gelmiştir” (47/18.) âyetinin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü’minîni vikaye (koruma) ve şübehattan(şüphelerden) muhafaza için yazılmış. Ahirzamanda vukua gelecek hâdisâta dair hadislerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’âniye gibi, derin mânâları var. Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez. Belki tefsir yerinde tevil ederler.
      “Halbuki o âyetlerin tefsirini Allah’tan ve İlimde derinlik ve istikamet sahibi olanlardan başkası bilemez.” (3/7.) sırrıyla, vukuundan sonra tevilleri anlaşılır ve murat ne olduğu bilinir ki, ilimde râsih olanlar Biz buna inandık. Muhkem âyetler de, müteşâbih âyetler de, hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir. (3/7.) deyip o gizli hakikatleri izhar ederler. ) Şualar.

      Ve sonra 5. Şua’nın konuları işlenir. Ki onların arasında Deccal-Mesih-Mehdi-Ye’cüc Me’cüc-Sedd-i Zülkaneyn konuları tevilen izah edilir. Yani zımnen bu zatların zamanı olduğu ve geldikleri için bu konular izah ediliyor. Nasıl? Rasih ilim sahibi olarak. Bunu yapmasının sebebi ahir zaman hizmetinin Risale-i Nur’da nasıl olacağının bilinmesi için. Yani bu zaman hangi zaman ve Kur’an ile Sünnet neyi istemiş onu anlatıyor.
      Böyle olunca o isimlerin neyi kapsadığını bilen Nur Talebeleri sabah akşam bu Deccal-Mesih-Mehdi-Ye’cüc Me’cüc-Sedd-i Zülkaneyn ile akıllarını bozmazlar. Belki ders arasında çay içilirken veya yeri gelince konuşurlar. Bu konularda yapılması gerekeni iman ve takva ile yaparlar. Aksi hal mesleklerine aykırıdır. Yani onlar akıllarını boş rivayetlerle doldurmazlar
      Ayrıca Risale-i Nur’u okuyan başkaları da bundan istifade ederek son 25 yıldır önlemeyen rivayet lafazanlığına kendilerini kaptırmazlar. Risale-i Nur ahir zamana ait her konuyu açık ve vazıh ve şüphe götürmeyecek bir şekilde izah etmiştir. İsteyen arzu eden okur ve öğrenir. Öğrenince de esas meselelere odaklanılır.

      Bakın sizin gibi benim gibi insan olan bir Mehdi geldi. Senin gibi benim gibi bir insan olan deccaller de geldi. Senin deden babanın yaşadığı bir zamanda Türkiye 18 yıl kadar diyar-ı küfür yani diyar-ı harb olurken gıkları çıkmadı. Kur’anlar köy meydanlarında yakılırken, zindanlar gericilerle(!) doldurulurken, sesleri çıkmadı. Amma ve lakin küfür fırtınasına karşı Mehdi tamiratı başlayınca ortalığı Ye’cüc ve Me’cüc gibi ahir zaman rivayetçileri türedi. Geldi-geliyor, şu anda şurada yarın burada falan filan. Çünkü dedeleri babaları o küfr-ü mutlakı önleyemediler. Önleyemeyince de çocukları torunları ahir zamanı Duhanı’na mahkum birer serseri mayına dönüştüler. Ahir zaman magazini icad edip ehl-i fıskın magazinini solladılar.

      Sil
    15. 2*Şimdi Risale-i Nur’dan nakil yapıyorum. Ve Bediüzazman ne demiş anla. Sen bir şeyler okumuş veya duymuş ama manalandıramamışsın. Zat-ı Nurani’yi kulak dolgunluğu ile duyup müteşabih bir tarzada zati maneviyye çevirmişsin. Ahir zaman literatürüne yeni bir ıstılah kazandırmışsın. Risale-i Nur’dan nakil yapıp benimle polemiğe girmeyeceğini söylemişsin. Zımnen beni sallayacağını ima etmek istemişsin. Keşke etseydin. Risale-i Nur ağzının payını verirdi.

      Şimdi gelelim Bediüzzaman ne demiş. Oku da bilgilen.
      Önce senin şu zati maneviden başlayarak izah edelim. Çünkü “Ahir zaman Mehdisi bir şahıs değildir, bir şahs-ı manevidir, bir cemaattir” vurgusunun niçin yapıldığı anlaşılsın. Mehdiyi, Mehdiyet olarak, yani bir kişinin rehberliğinde, fikri önderliğinde kurulan bir cemaat, bir misyon olarak kabul edilmesi için. Çünkü Mehdiyetin, yani cemaatin fikri alt yapısını oluşturan zat birinci vazifeyi bizzat idare edeceği anlaşılıyor. Ki bunun işaretini hem Hz. Ali, hem de Hz. Muhammed (as) hem de velayet-i kübra sahipleri o zamanın Hicri 1300’lerin başı yani 20. Yüzyılın hemen başlangıcında olacağı anlaşılıyor.

      Mehdi, diğer ikinci ve üçüncü vazifeye (hayat-şeriat fasılları) ömrü yetmeyip vefat ettiğinde, onun cemaati ve diğer dini cemaatler onun fikri ve ilmi önderliğinde başlayan misyonu tamamlayacak ve kalan iki vazifeyi de gerçekleştirecektir. Bir asır sonra. Bizzat önderlik edemese de fikri ve ilmi önderliğinde gerçekleşeceği için kendisi gerçekleştirmiş kabul edilir. Onun içindir ki, “o zatın ikinci ve üçüncü vazifesi” denilmiştir. Yani “cemaat” değil de “zat” ismi nazara verilmiştir; çünkü rivayetler bir şahıs üzerinden gelmiştir. O zat da Zat-ı Nuranı’dir. Bunun içine ikinci ve özellikle üçüncü fasılda siz, ben, Nur talebeleri, ehl-i tarik ve en önemlisi Al-i Muhammed (as) ve Al-i İbrahim’in milyonları bulan fertleri de işini içine giriyor ve muvaffak olunuyor. Bu yetmezmiş gibi Hz. Mesih’in şahs-ı manevisi de işin içine giriyor. Özellike fecr-i sadıkta.

      Şimdi Risale-i Nur’dan hakikatleri aktarıyoruz.
      ÖNCE SÜFYAN GELECEK: “Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.
      KARŞISINA MEHDİ ÇIKACAK: “Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır. (Mektubat)
      “Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır…”(Mektubat)
      “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var.” (Mektubat)

      Sil
    16. 3*MEHDİ’NİN VAZİFELERİ: “Büyük Mehdînin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu gibi…” (Mektubat)

      “Mehdî-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi olduğu…”(Şualar)
      “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri, üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibarıyla, âhir zamanın Büyük Mehdî unvanını almamışlar.” (Mektubat)

      MEHDİ’Yİ KİM TEMSİL EDER “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair1müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur” (Mektubat)

      3 VAZİFE: “Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var...”.“Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek...” (Mektubat)
      ŞAHIS DEĞİL“Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte (yani diğer ehl-i sünnet cemaatleri ile ehl-i tarik) bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdetâ kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir.” (Kastamonu Lahikası)
      Küfür cephesine karşı Mehdilik şahs-a manevis :“Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz şahsiyetlere bina edilmez.” (Sikke-i Tasdiki Gaybi)
      “Zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur...” (Mektubat)
      *“Bu zaman, cemaat zamanıdır. Ferdî şahısların dehası, ne kadar harika da olsalar, cemaatin şahs-ı mânevîsinden gelen dehasına karşı mağlûp düşebilir.” (Emirdağ Lahikası I)
      “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı manevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı.”

      Sil
    17. 4* YİNE 3 VAZİFE “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır...”

      “İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır...”“Üçüncü vazifesi: İnkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tâtile uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır…”(Emirdağ Lahikası I)
      “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz…”(22)“Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”( Kastamonu Lahikası)

      “Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, mânen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatini ifade ettiği için… ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir.”(Emirdağ Lahikası I.)
      “Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak…”( Sikkei Tasdiki Gaybi)
      “Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar…”( Sikkei Tasdiki Gaybi)
      HERKES TANIMAYACAK “Hem de o eşhasın (Mehdi ve Deccal) şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas, hattâ o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman, çokları, hattâ kendisi de bidâyeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.” ( Sözler)

      Sil
    18. 5* “Evet, bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, şecere ile ve senetlerle ve an’ane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve âli hasep ve asil neseple mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemâlin namdar reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihandeğer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar. Böyle bir cemaat-i azîme içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor.Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdî başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız.” ”( Mektubat)

      ASIL OLAN İLKİ “Âhirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller; fakat hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslâm ordularıyla zemin yüzünde saltanat-ı İslâmiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkârında, o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor. Ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyaset mânâsını ihsas eder, belki de bir hodfuruşluk mânâsını hatıra getirir; belki bir şan, şeref ve makamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir. Ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve makamperest zatlar, Mehdî olacağım diye dâvâ ederler.( Emirdağ Lahikası I)
      NETİCE-İ KELAM
      “Ahir zaman Mehdisi bir şahıs değildir, bir şahsı manevidir, bir cemaatir…” vurgusunu sık sık yapmamızın nedeni bu yüzdendir. Mehdiyi tek bir şahıs olarak kabul edersek düşüncesinde haklısınız, ama Mehdiyi, Mehdiyet olarak, yani bir kişinin rehberliğinde, fikri önderliğinde kurulan bir cemaat, bir misyon olarak kabul ederseniz, sorunuzdaki endişeye mahal kalmaz. Çünkü Mehdiyetin, yani cemaatin fikri alt yapısını oluşturan zat birinci vazifeyi bizzat idare etse, diğer ikinci ve üçüncü vazifeye ömrü yetmeyip vefat etse de, onun cemaati onun fikri ve ilmi önderliğinde başlayan misyonu tamamlayacak ve kalan iki vazifeyi de gerçekleştirecektir. Bizzat önderlik edemese de fikri ve ilmi önderliğinde gerçekleşeceği için kendisi gerçekleştirmiş nazarı ile bakılabilir. Bakıldığı içindir ki, “o zatın ikinci ve üçüncü vazifesi” denilmiştir. Yani “cemaat” değil de “zat” ismi nazara verilmiştir; çünkü rivayetler bir şahıs üzerinden gelmiştir.

      Mehdi'nin zuhurundan itibaren 161 yıl galibane, 20 veya 45 yıl gizli olarak devam edecektir.

      Sil
    19. 6* Şimdi büyük zatlar ehl-i takva olur. Kendilerini değil öne çıkarmazlar. Ücret ve makam peşinde koşmak zayıflık alametidir. Çünkü takdir onlara ait değil, Cenab-ı Allah’a ait. O ancak vazifenin yapılıp yapılmadığını takdir edebilir. İlimleri Vehbi olduğundan kendilerinden hiçbir şeyin olmadığını bilerek mahviyet içinde olmaları esastır. Tekebbür, kibir, hodfuruşluk Allah korusun şeytanın işidir.

      Şimdi burada şöyle bir sır var. Ahir zaman fitnelerinin kaynaştığı bir zamanda ta imana kadara tasallut ettiğinden Kur’an ve iman hizmetide şahıs değil hakikatin önemi ortaya çıkıyor. Çünkü nazarlar kişiye çevrilirse ve o da keramet göstererek genel bir tevccühe mazhar olsa ve bütün ümmet onun peşine düşse şöyle bir sakıncası var. Bütün vicdanla tam bir ihtiyar yani istekle halis bir hidayet kalplere dolmaz. Kuru kalabalığa döner iş. Ve herkes o Mehdi tamam inandık geçtik, der. Halbuki küfür fitnesi bütün alanlarda hüküm sürüyor, dinsiz felsefe her yeri istila etmiş. İşte o zaman kişiye itimatla Hakka taraftarlık indi İlahi’de kıymetsiz görüldüğü için Mehdi bir nevi gizlenmiş. Herkes bilemeyecek. Ama esas olan halis bir hidayettir. İslam’ın güzelliğinden, hakkaniyetinden, makul olmasında ve mahz-ı hak ve hikmet olmasından dolayı İslam’a ittiba öngörülüyor. İlim ve irfanın bu kadar geliştiği bir zamanda Cenab-ı Allah hakikatin böyle kavranmasını murad etmiş. Onun içindir ki sizin kafanızın almadığı şu gerçeği geliyoruz. Ahir zamanın fitne Duhanı’nda ve küfrün siyasi-cebri-askeri olmasından dolayı Mehdi’nin kimliği gizlenir, hizmetinin gayesi olan halis hidalet için gayret öne çıkar. Onu ancak nur-u iman ile tanıyabilirsiniz. Yani halis bir hidayet sonrası.

      Naim bin Hammad, Ebu Said-il Hudri’den tahriç etmiştir. “Mehdi önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur. İnsanlar Asr-ı Saadet dönemine adeta geri döner. Uykuda (gaflette) olan uyandırılmaz ve bir damla kan akıtılmaz”

      Yani gözü kan bürümüş herkesin savaşlar olacak Mehdi başa geçecek asacak kesek ve herkesi öldürüp İslam’ı hakim kılacak zihniyeti görülmeyecek. Çünkü o eski hal. Şimdi medeni bir asırdayız. Onun içindir ki Hz. Peygamber buyurmuş: “Eğer Deccal ben aranızda iken gelirse, onu sizin önünüzde ona karşı durup sizi müdafaa ederim. Hiçbir yardımcıya muhtaç olmadan tek başıma(Mehdiye işaret) burhanlarla onu yenerim.” Bu rivayeti Nevas bin Seman yapmış. Bu mealde bir hadis İbni Mace’de geçiyor.

      İslamların deccali başka Hıristiyanların ki başka. İkisi de birbirine yakın tarihte huruç eder. İslam deccalinin adı Süfyan’dır. Başka Süfyan yok. Mehdi Süfyan’a galebe çalacak. Onun huruç ettiği tarihte iki üç İslam ülkesinin sözde istiklal sahibi olduğu anlaşılıyor. Ve o hükmünü icra edecek. Sonra diğer ülkeler istiklalini kazanınca onu taklid edecekleri için Süyfani denir. Birde ona zemin hazırlayacak 1913-18 arasındaki bilad-ı Şam’da vazife alacak 3 paşadır. O tarihlerde hem gelecekteki Süfyan, hem Mehdi Şam’da bulunur. Yani orada vazife alırlar. Çok uzadı sonra devam ederim.

      Sil
    20. abdurrahim bey. ben sizi anliyorum.
      hatta hak veriyorumda ama siz ustadi anlamiyorsunuz.

      kisa ve oz bir okadarda kapsayici olan 4 nolu mesajinin aciklamasini yapayim.

      4* YİNE 3 VAZİFE “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır...”

      yani irsad tebliģ sohbet izah vsvs
      risalenin o maddiyyum fesadina verdigi muthiş cevaplari her tarafa yaymak be ulaştirmaktir.hizmettir.imani kurtarmaktir.sayiya bakmadan bu uğurda çalismaktir..
      ve bu mehdininde zati maneviyesidir.nereye kadar ? nereye kadar giderse.hatta ehli tarikin hizmetide dahil edilebilir.en uzun ve en zor olani budur.omur yetmez yetmemişte.


      “İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır...

      halife unvaniyla(halifelik zata verilir zati maneviyeye değil)
      şeriati ihya etmek.islam birliğini amac edinip zulmu bitirmesidir.

      1. vazife hilafetin mehdiye suayb bin salih tarafindan devredilmesiyle bitiyor yani.sufyaniyi oldurup amik ovasina turklere yardima yetiserek 3. dunya savasini bitirip istanbulu feth etmek. 2. vazife budur. halife unvaniyla hemde.

      ”“Üçüncü vazifesi: İnkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tâtile uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır…”(Emirdağ Lahikası I)


      istanbulun fethiyle 2. vazifede biter 3. vazife deccali malub etmektir.

      her peygamberin ummetini uyardigi deccal fitnesi islami neredeyse bitirme noktasina getirir.islam tatile girer ustadin tabiriyle. fakat mehdi muminlerin seyidlerin ve hz isanin musluman olmus hiristiyanlarinin da desteģini alarak deccali yener.


      Sil
    21. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz…”(22)“Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”( Kastamonu Lahikası)

      ustadin hep soylediği gibi eger is isten gecmezse mehdi ve vematinin 3 vazifesi bar zaten ikisi beraber ancak yapar.biri olmasa diğeri akim kalir.

      “Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, mânen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatini ifade ettiği için…

      yukarda anlatmistim.

      ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir.”(Emirdağ Lahikası

      birinci vazife ćok uzun ve zahmetli olup 2.ve 3. vazife 4-5 yil olacagi icin daha ehemmiyyetsiz.

      zemin olmadan bina olamaz o zaman asil olan zemindir.

      “Hem de o eşhasın (Mehdi ve Deccal) şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas, hattâ o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman, çokları, hattâ kendisi de bidâyeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.” ( Sözler)

      bu isin gecmisini yani zati manevisini yok sayarmiş gibi tefsirler olmuş. o zatlar ilk ciktiklarinda kendileri bile bilmez ama iman nuruyla taninir.

      misal mehdi kendini bilmezken 7 alimin onu bilmesi gibi.



      Sil
    22. lafi fazla uzatmayalim bencede.

      naklettiģin risalelerden 1. vazifeyi zati maneviye yani nur cemaatinin
      2.ve3. bazifelerin nur cemaati ve basina gececek bir zat(mehdi) ile yapacagi anlasiliyor.

      2. vazifeye kadarda zat olmayacagi ve 1. vazifenin cemmatin yapacagi anlasiliyor.yani devir zat devri değil halifeye kadar.

      sen ustadin surekli soylediği
      ""hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ""

      sozunun manasini soyle bana yeter.

      halife kim kardesim. zati maneviyemi?

      zor soru sordum diye sahsima saldirmayacak kadar olgun olduguna eminim.

      saygilarimla

      Sil
    23. Naim bin Hammad, Ebu Said-il Hudri’den tahriç etmiştir. “Mehdi önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur. İnsanlar Asr-ı Saadet dönemine adeta geri döner. Uykuda (gaflette) olan uyandırılmaz ve bir damla kan akıtılmaz”
      1*ALLAH aşkına, Allah rızası için söyleyin delil olarak ileri sürdüğünüz bu hadisin hangi kelimesi Bediüzzaman hz ne işaret ediyor.. söylediklerinizi destekleyen yeri neresi? Yazmaktan okumaya, düşünmeye zamanınız kalmıyor galiba..2018 yılındayız her türlü kaynağa her türlü bilgiye ulaşmak artık çok kolay.. Dünya Bediüzzaman hz ve risaleyi nur dan ibaret değil, bu dinin esas kaynakları hala ulaşılabilir, okunabilir halde. İndi mütalaanızı empoze etme gayretiniz kabul görmüyor.. Sizin ve bir kısım nurcu kardeşlerimizin Mehdi görüşü Müslümanların genelinde kabul görmüş veya tasvip edilmiş değil.. Görüşlerinizi kabul etmeyenleri tahkir etmeniz Asfiyanın usulü de uslubu da değil. Din nasihat, samimiyet ve hatırlatmadır.
      Hadisi Şeriften anladığım Mehdi önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur. Siz nasıl anlıyorsunuz bilmiyorum ama benim anladığım DÜNYA nın adaletle doldurulacağı ve Zulmün biteceğidir.. Gördüğüm dünya Bediüzzaman hz yaşarken de irtihalinden sonra ki dönemde de zulmün artarak devam ediyor olması. İnsanlar Asr-ı saadet dönemini ne zaman yaşadılar, bizim niye haberimiz olmadı.. Hayatı Zulüm altında hapiste ve sürgünde geçmiş adaletten mahrum bırakılmış, Büyük bir veli alim ve müceddid olduğunu bizimde söylediğimiz bir zatı Mehdiyi Azam diye dayatmanız, kendinizi ve size inananları şöyle bir tehlikeye atmış olur; zuhur ettiğinde Mehdiyi Nuzul ettiğinde İsa (as)red etmek .Siz ihtimal vermiyorsunuz ama, yanıldığınız da sizi düzeltecek bir meleğiniz yoksa söylediklerinizde hata etme ihtimali var. Böyle bir vebale girmek istemeyeceğiniz konusunda hüsnü zan sahibiyim.. Ayrıca zanna düşmeye siniz ve yanlış anlaşılmaların önüne geçmek adına niyetimi Allah cc biliyor sizde bilin ki Bediüzzaman hz sürgün edildiği, hapse atıldığı, zulme uğradığını ve adaletten mahrum bırakıldığını söylemem onun kadrini kıymetini düşürmek için değil gerçeği ifade etmek hadisin üstada işaret etmediğini belirtmek için.. yok sa bizde inanmışız ki bela ve musibetin büyüğü makamı ali olanlara gelir.
      Hadiste ifade edilen mana gerçekleşseydi bir damla kan akıtılmazdı.
      Oysa ki Dünya hala zulümle dolu artarak da zulüm devam ediyor. Kan akıtıldı akıtılıyor akıtılacak ta ki işin sahibi resuller gelip dünyayı adaletle dolduruncaya kadar kan akmaya devam edecek.
      Marifet; Hakikati beş yaşındaki türkmen çocuğu söylemiş olsa bile kabul etmektir aksi kibirdir.
      Hz Mevlana
      “Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz(azîzun).”
      “Allah, "Ben ve resullerim mutlaka galip geleceğiz!" diye yazmıştır. Allah çok güçlüdür, Azîz'dir.”Mucadele suresi/21

      Sil
    24. 2*Ahir zaman Mehdisinin Allah Resulüne(sav) ,tam, ekmel, ethem ayna olması..
      Peygamber efendimizin hayatı, ismi ,şemaili,sireti, ilmi (cevamiul kelim-az sözle çok şey ifade etme-az sözden çok mana çıkarma ve geçmişteki ve gelecektekilerin ilmi)hali,ahlakı,beşeri yönleri herkesin malumu.. bu bilgilerle baktığımızda Ahir zaman mehdisini tanımada zorluk çekmeyeceğimiz aşikar.. kim olduğu veya kim olmadığı konusunda bizi delil sahibi yapacak bir konu..
      Peygamber efendimizin Devlet başkanı vasfı bize Ahir zaman mehdisinin devlet başkanı ve devleti olacağı bilgisini verir.
      Peygamber efendimizin kılıçla cihad etmesi, ordusu olması ve komutan vasfı bize Ahir zaman mehdisinin cihad edeceği(kan dökeceği)ordusu olacağı ve kendisinin Komutan vasfı olacağı bilgisini verir
      Peygamber efendimizin koca ve baba olma vasfı bize Ahir zaman mehdisinin nikah ve çocuk sahibi olacağı bilgisini verir.
      Nikah ve Çocuk için ayrıntı, cüz’i bir vakıa diyeceklere. .Bizim cevabımız; ayna olması yönüyle esastır.
      Bakınız konunun önemine binaen Hadisi şerifte buyrulmuş ki; Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku, namaz. Efendimize kadının sevdirilmesi(sevdim demiyor-SEVDİRİLDİ) Nikahtaki kerameti ve kemalatı elde etmek içindir. Ululazam peygamberlerden Musa (as) evlilikte ki kemalatı elde edebilmek adına Şuayb (as)kızı için istediği mehri kabul edip on yıl çobanlık yapmıştır..Mesele de ki sırrı ve önemini anlamaya aklı ve kalbi olan için bu kadarı yeterlidir.
      Peygamber efendimizin Cebrail (as) muhatap olma vasfı bize Ahir zaman mehdisinin Yanıldığında doğrultan meleğinin olacağı bilgisini verir.
      Ahir zaman Mehdisi < olmuşu-olanı-olaçağı>açıklayan kadim kelamullah ortadayken tefsirlerine ve başka bir kitaba ihtiyaç duymayacağı, kendisine hitap eden ayetlerden neyi, ne zaman, nasıl yapacağını anlayıp icra edeceği bilgisini verir..Bizi ve sizi de nasipdar etsin Rabbim..
      Peygamber efendimizin diğer vasıfları da bize Ahir zaman mehdisinin kimliği konusunda bilgi verir.
      Ayrıca bazı peygamberlere verilmiş vasıflarında Ahir zaman mehdisine verileceği haberi tevatürdür.Misal Zülkarneyn(as)-Süleyman (as)…
      Bu vasıflar kimde varsa ,bizim için hasretle beklenen Ahir zaman mehdisi odur. Gerisi kılı kaldür.
      Üstadını,şeyhini,hocasını mehdi görüp inad edenin MEHDİDEN NASİBİ O KADARDIR.
      “ İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir…”Nisa/123
      Gözü olana gün doğmuştur. Hz ALİ (KV)
      Mahrum kalan başkasını değil kendisini kınasın.

      Sil
    25. genel olarak 1. vazife yani buyuk vazife yalniz cemaatle 2. ve3. vazife cemaat arti halife mehdi resul ile beraber yapilir.1. vazifede mehdi gelse ve cematinide yanina alsa dahi omru yetmez.zira birinci vazife bir asirdir.vede 2. ve 3. vazife yaniz zat ilede yapilamaz cemaatle beraber yapilmalidir.cunku sufyanin ve deccalinde cemaati vardir.iş eger tek zat ile olsaydi kuffar kazanirdi.

      deccalde bu da yeterli olmuyor hz isa ve onun musluman yaptiği hiristiyanlarin desteği gerekiyor.bu halde kufur yok olup zafer kazaniliyor.

      Sil
    26. genel olarak 1. vazife yani buyuk vazife yalniz cemaatle 2. ve3. vazife cemaat arti halife mehdi resul ile beraber yapilir.1. vazifede mehdi gelse ve cematinide yanina alsa dahi omru yetmez.zira birinci vazife bir asirdir.vede 2. ve 3. vazife yaniz zat ilede yapilamaz cemaatle beraber yapilmalidir.cunku sufyanin ve deccalinde cemaati vardir.iş eger tek zat ile olsaydi kuffar kazanirdi.

      deccalde bu da yeterli olmuyor hz isa ve onun musluman yaptiği hiristiyanlarin desteği gerekiyor.bu halde kufur yok olup zafer kazaniliyor.

      Sil
    27. seninde fikrin şu.

      1. vazifeyi mehdi arti cemaati yapacak

      2. ve 3. vazifeyi yalnizca cemaat yapacak.

      tamamda mehdi vazifeyi bitiremeden vefat etti.

      ustad demiyormu "" bu devir (1. vazife) şahis devri degildir cemaat devridir "" diye.

      sonuç ne kadar nakil yaparsan yap ustadin sozlerinden senin fikrine uygun anlam ćikmiyor.

      Sil
    28. 1*“garib biri” şecaat arz ederken cehaletini söyleme. Dili yani Türkçesi iğdiş edilmiş bir milletin çocuğusun. Yani algılama ve idrak zorluğu olan bir dile mahkumsun. Henüz tam hür ve müstakil olmayan bir ülkenin çocuğusun. İstihbaratçı Mahir Kaynak merhumu bunu teyid için İstiklal Harbi’nden 85 yıl sonra 2007’de yazdığı bir yazıda “Bu defa Türkiye artık Türkiye üzerinde mühendislik yapabilmeli” dediği bir ülkenin çocuğusun. Öyle olduğu için meseleyi anlamadan şecaat arz etme. Çünkü cehaletin ortaya çıkıyor.

      Tahriç ve istihraç nedir bilir misin? Yani bir ayet veya hadisteki derin manayı meydana çıkarmak demektir. İbni Hammad’dan nakil yaparken hadisten söz etmedim. Burada bir alim diğer bir alemin sözünden anlam çıkarıyor ve söylüyor. Yani diyor ki o adamın dediğine göre “ahir zamanda Mehdi’nin çalışması sonucu dünya adaletle dolacak”. Bu bir hadis çalışması değil. Birinin sözünden istihraç. Kaldı ki bu konuda Hadisler var. Ama mesele burada bin Hammad’ın yorumu. Ki bu adam bütün Mehdi avcılarını bilgileriyle besleyen önemli değil çok önemli bir kaynak.

      Bir ara veririm İncil ve Tevrat’ta Hz. Peygamber’in teşrifi ile ilgili öyle müteşabih sözler var ki şaşırır kalırsınız. Ona dayanarak zamanında daha Peygamber ortada yokken birileri istihraçta bulunmuş. Mesela Hz. Peygamberi 12 yaşında iken tanıyan bir Rahip Bahire var. Onun bulunduğu kervana bakıp içinde geleceğin Peygamberi bulunduğunu anlıyor. Ve Ebu Talib’e o çocuğu geri götürmelerine istiyor. “Yahudiler onu tanırsa öldürürler” diyor. Bu bir istihraçtır. O zaman sizin zihniyette olanlar anlamazdı tabi. Çünkü din bir imtihandır. İmtihana geçmek lazım ki kullukta derece alınsın.

      Şimdi siz dünyevi bir kafayla, dünyevi ölçülerle ve üstelik kavramları kavrayamayan bir dille dini ve ahir zaman ait meseleleri anlamaya çalışıyorsunuz. İşiniz zor. Hele bir de mübarek bir konuya karı muhabbeti de sokuyorsunuz, Kur’an’ı bu konudaki uyarılarını unutarak. Bravo.

      Şimdi sana meydan okuyorum. Beş paralık ilmi haysiyetin var mı? Yukarıdaki manalardan Bediüzzaman’ın Mehdi olduğun dair sarih bir ibareyi göster. Hadi aslanım. Göreyim seni. Yoksa mikser olursun

      Orada söylenen şu: Mehdi değil, Mehdiyet, yani şahs-ı manevi Mehdi vazifesi görecek. Nasıl ki Mehdiye kadar halifelik şahs-ı manevisi vazife gördüyse ondan sonra da Mehdiyet hükmedecek. Önce Mehdi’nin cemaati bir ihya ile şuurlanmayı sağlayacak, sonra diğer cemaatler sonra, sayıları milyonları bulan Al-i Beyt ve Al-i İbrahim mensupları birleşip çalışarak bütün bu işleri yapacak. İnşaallah. Ve bunun için 3 devre öngörüyor. (Tıpki Hz. Peygamberin hizmeti gibi) Bu şahs-ı manevinin içinde ben olabilirim. Belki diğer birkaç kardeşimiz de vardır. Amma senin olmayacağına dair yemin bile edebilirim. Çünkü anlamıyorsun.

      Sil
    29. 2*Bir husus daha. Yapılan tesbit ve araştırmalara göre eski zamanın bir asra yakın olayları şimdi 7 yılda bir oluyor. Yani 2011’de bu güne kadar dünyada önceki asırlardan bir yüzyılda meydana gelen olaylar kadar olay cereyan ediyor. öyle zamanın takarrüb ettiği bir zamanda hizmeti şahıs değil şahs-ı manevi yapar. Bediüzzaman böyle bir zamanda şahs-ı maneviyeyi önemle nazara veriyor. Bediüzzaman şahsa değil medeni alemin ve ilmin ve fennin geliştiği bir zamanda, iletişimin dünyayı bir köye indirgediği bir zamanda, şahsın değil bir fikri cereyan etrafında kitlesel şuurun fonksiyon ve misyonun oluşturduğu tüzel kişilik önem kazanacağından şahs-ı manevi kavramı kullanıyor. O bir ilim adam. Çakma Mehdi avcısı değil. İnsanlık vahşet ve köylülükten çıktı. Medeni bir mertebeye erişti. Öyle olunca Kur’an’ın her asıra bakan mana mertebelerine dayanarak Kur’an hakikatlerini izhar edilirken bu asra bakan manaya işari olarak bakılır.

      Hal böyle iken medeni bir hayatın ve ilmin gelişmediği ve insanlığı kırsal alanlarda yaşadığı ve cehaletin başını alıp gittiği bir zamanın zihniyetine hitap eden (manası hak ve hakikat olan) keşif ve rivayetleri öğreniyorsunuz ve bu zamanın anlayışına göre tevil edilmeden o rivayet bunun söylemiş, böyle olacak iddiasında bulunulması bu cahilliktir. Çünkü o rivayetlerin hepsi müteşabih. Avam yani sıradan senin gibi avamın-halkın anlayacağı konular değil. İlim sahiplerinin bile değil, ancak üst düzey ilim sahipleri yani Rasihler neyin olup olmadığını anlayabilir. Hz,. Peygamber buyurmuş “Dünya öküzün üzerinde” başka bir zaman “Dünya balığın üzerinde” bir başka zaman “Hem balığın hem öküzün üzerinde” buyurmuş. Uzaya araçlar gitti ne öküz gördü ne balık. Peki ne demek istenmiş. Buna benzer kimi demiş ki saltanat kalem ve kılıç üzerine yükselir. Bu ne demek? Ayrıca dünyanın yuvarlak olduğu bilinmezken Kur’an dünyayı bir nevi devekuşu yumurtası örneğiyle yuvarlaklığı teşbihi üzerinden haber vermiş. Macellan’a kadar bütün İslam dünyasının halkıları değil, ileri gelenleri dünyanın yuvarlak olduğunu o teşbihe istinaden biliyordu. Nasıl biliyordu? İlimle. Bir başka gelişme ise ülke idareleri despot ve cebbar iktidarlar tarafından değil, Kur’an’ın öngördüğü gibi seçimle iş başına gelen iktidarlar yani halkoyuna dayanan şahs-ı manevilerin hükmedeceği bir zamanda Mehdi nasıl hükmedecek? İlm-i Kur’an ve hakikat-i Kur’an ve sünnet ile. Kılıçla değil, seçilmek için bir nevi şirk olan halkın teveccühü peşinde koşan bir siyasetle de değil.

      Öyle olunca tepeden inme bir Mehdi anlayışı olabilir mi? Mehdi’nin üzerinden kaderin dünyanın dar-ül hikmet olması gereğince şöyle bir hükmü var. Mehdi üzerinden Cenab-ı Allah ehl-i küfrü ve münafığı mağlup edecek. Ve uykuda ve gaflette olan müsmlümanı uyandırmadan onların katkısı olmadan ilhamla vazifelendireceği bir zat üzerinden fitneler çağına son verecek. Küresel bir zamanda Kur’an hükmedeceği için küresel çapta da fitneler de sonlandırılacak. Fitnelerin sonlanması demek sulh-u umumi ve emniyet sağlanması demektir. İhtikar kalkınca rızıklar helalleşir. Onun bereketi ise yaygınlaşır. Bu da Adil isminin mazhariyeti ile olur. Tabi bütün bunlar olurken Mehdi’nin kendisinin gelip gittiği bilinemeyecek. Bilinemediği gibi ehl-i gaflet onun zafer payından hisseder olamayacak. Mehdi Celal, Kahhar, Cebbar, değil Hakim ve Rahim isimlerine mazhar olması hakikatiyle eskiden olduğu gibi boğazlama veya katlederek değil Hz. Peygmaberin sarahaten söylediği “Burhan” ile hizmetini yapacak.

      Sil
    30. 3*Ebu Davud Taberani, İbn-i Mesud’dan (ra) rivayet etmiş: “Dünyanın yıkılmasına yalnız bir gün kalsa Cenab-ı Hak o günü uzatır. İsmi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini gönderir. O zat haksızlık ve adaletsizlik ile doldurulan yeryüzünü hak ve hakikat ile doldurur.” Bu hadis Mehdinin, Hz. Peygamberin aynası olmak cihetiyle şüphe bırakmayacak halde tevafuk harikası ve sırrı-ı teklif hikmetine denk haber veriyor. Hz. Peygamberin risalet noktasında İlahi ayna olmasının sırrı şöyle: Allah ismini ayna karşısına koyarsak 66 (Allah isminin ebced değeri) X 2 = 132 (Hz. Peygamberin isminin ebced değeri). Burada mim ve şeddeli mim harfi 3 adet 120 + he 8 + dal 4 = 132.

      Cismaniyet noktasına gelirsek. Şeddesiz ise 92 eder. Bu Hz. Peygamberin yaşını 62 + 30 yıl da Raşid Hilafet devri hükmi yaşı = 92. Burada 30 yıl Nübüvvet üzere raşid hilafet (4 halife) devridir. Bu rakamın Mehdi ile ilgisi nedir? Mehdi Hz. Peygambere ayna olduğunu göre 92 + 92 = 184. Bu da Mehdi’nin isminin ebced hesabı. Yani Hz. Peygamber “İsmi ismime denk” dediği zatın isminin ebcedi hesabı.

      Niçin 30 yıl hükmi yaş oluyor. Yani Hz. Peygamberin hükmü yaşı uzuyor. Çünkü Hz. Peygamaber Hz. Ali’ye demiş ki: “Ben Kur’an’ın nüzulü için mücadele ettim. Sen ise anlaşılması için mücadele edeceksin”. Nitekim Ondan önceki halifelerin bir nevi Meşihat dairesinin başındaki şeyh-ül İslam gibi idi. Sıkışınca ona danışılırdı. Ve Kur’an’ın anlaşılması 30 yılda tamamlandı. Ki ondan sonra ufuklar ötesi fütuhat hız kazandı. Hz. Ali’nin (ra) bilinmeyen iki sırrı. 1-Hz. Peygamber ona ahir zamanda gelecek Mehdi’nin açıklayacağı Kur’an’ın sır hakikatini anlatınca yani o sırra vakıf olunca içi içine sığmamış. Deliler gibi sağa sola koşturmuş. Dayanamamış gitmiş kör bir kuyuya söylemiş. Birkaç dakika içinde o kör kuyunun suları taşıp etrafına sel altında bırakmış. Rivayet ederler ki, Hz. Mevlana’nın neyinin odunu o gün taşan suların suladığı bahçedeki ağaçlardan kalma. 2- Hz. Ali (ra) Mehdi’nin zuhurundan sonra sıkıştığı zaman Gavs-ı Azam ile ona manenyardım eder ve yönlendirirrmiş.

      Şimdi yazacağım benim aklıma gelen daha doğrusu başka hesaplarla telif ederek 184 yıl Mehdi’nin dönemidir. Yani hükmi yaşıdır. Bu tarihin bittiği yerde kıyamete sebep olacak üçüncü büyük deccalin huruç tarihine kadar olan süredir. 1341 üzerinden hesaplanırsa. 1525 kıyametin kopmasına sebep olacak büyük dinsizlik fitnesinin yani deccalin huruç tarihidir.

      Bu paragraf akıl karıştırabilir es geçebilirsiniz. Burada Mehdi’ni Hz. Peygambere ayna olması demek nasıl anlaşılır. Hz. Peygamber’in Mekke dönemi Kur’an’ın iman surelerinin yani iman hakikatlerinin İlahi canipten gelmeye başladığı dönemdir. Sonra Medine dönemi başlar. Bu Kur’an’ın Medine surelerinin yani muamelat ile ilgili hükümlerin geldiği dönemdir. Feth-i Mekke sonrası ise İslam’ın hüküm sürme zamanının başlangıcıdır. Rum Suresi’nin “Rum yani Türk mağlup oldu” ebcedi hesabına göre 90 yıl sonra galip gelecek hesaplamasından gidilerse ne gibi tevafuklar çıkar. Çünkü 92-90 rakamları ayna hakikatiyle tevafuk ediyor. Önce 1909-1913 + 1999-2002 çıkar. Hz. Peygamber son halifenin Şam’da toprağa verildiği tarih olan 1926 Miladi tarihini Mehdi’nin zuhur tarihi olarak haberini verir.

      Sil
    31. 4*1344 (1926) + 92 Hicri = 1436. Miladi olarak hesap edilirse1926 + 92 = 2018. Ki bu tarih geçerlidir. Bu Bediüzzmaan’ın bir asır ihbarına denk düşüyor. Bu 2016-2018 Mehdiyetin hükmetmeye başlayacağı tarih olarak kabul edilebilir. Çünkü ittihad-ı İslam sağlanınca şahs-ı manevi ortaya çıkınca hükümet ve devlete dolayısiyle asayiş ve emniyete ve düşmana (ana deccal Siyonizme) karşı askeriyeye güç verir. Ve Mehdiyet Anadolu’dan alem-i İslam’a sarkmaya başlar. Çünkü Horasan’dan gelen siyah bayraklılar(Türkler) hakimiyeti Mehdiye, yani şahs-ı maneviyeye devrettiğinden artık yerde kar da olsa alem-i İslam’ın ehl-i iman ve İslam’ı ittihad-ı İslama gayret göstermek zorundadır..

      31 Mart harekatının hazırlandığı tarihin ilk ayağı olan bomba suikastinin tarihi 1322. 92 yıl sonra 1414 tarihi çıkar. Bu tarih Erdoğan’ın İstanbul’da seçim zaferinin tarihidir. Yani 14 yıl sonra (Rum mağlup oldu) ayetinın işaret ettiği gibi Abdülhamid’in tahttan indiren Siyonist-mason ifsad komitesinden bir asır sonra “one minute” çakacak adam yola çıkar. Ve 14 yıl sonra Siyonistlerin başına “One minute. Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyecektir. Bitmedi. 20 yıl sonra Cumhurbaşkanlığı seçildiği tarihtir.
      Daha bir yığın hesap var. Hepsi bunların Risale-i Nur’da bir asır sonra diye haberi verilen içinde bulunduğumuz asrın tebşiratını bildirir. Tabi zekavet-i betralar bunun asla anlayamaz. Onlar Duhan altındadır. Her neyse Hadis'de ne deniyordu “Kıyamete bir gün kalsa” 1341’de bir gün yani 100 yıl kalsa Cenab-ı Allah onu uzatır ve Mehdi’ye vazife verir. O bir Halifetullah’tır.
      Bu Halifetullah’ın ne gibi bir özelliği var. Bunu çok az insan biliyor. Onu da vereyim ki, Mehdi’nin Halifetullah olarak Halifetul Resul gibi saltanatının olmayacağını anlasın. Çünkü Halifetul Resul’ün bir ayağı dünyevi nimet olarak siyasi makamdır.

      “Mehdi fakirdir, selimdir. Yani bütün ayıp ve afetlerden müberradır, azizdir. Şark ve garbın melihi yani, güzeli ve cazibesidir. İhtiyar yaşında olacaktır. Onu ehli- irfan bilir, herkes Onu tanıyamaz, ancak nur-u iman ile bilinir” (Garaibu’l Ehadis)

      "Mehdi’nin efdaliyeti, bütün kederlere ve şiddetli fitnelerin gösterdiği azami sabır cihetiyledir. Rum’dan yani Türklerden ayrılmayacak ve Deccalin muhasarası (kuşatması) üzerinden kalkmayacaktır. Yoksa Mehdi’nin efdaliyeti sevab ve indallah mertebesinin rıf’atı sebebiyle değildir” (Is’afu’r Ragibin)

      Sil
    32. 5*Esas Mehdi tarifi şudur: “Cenab-ı Hak bir kulunu dünya nimeti ile kendi nezdindeki nimetlerden birini tercih hususunda muhayyer (serbest) kıldı. O da indi İlahideki nimetleri tercih etti” Bu hadisle Hz. Peygamber önce kendilerini kasd etmiş. Sonra veraset sırrıyla Hz. Mehdi’nin şahsiyeti kast edilmiştir. Acaba o nimet ne ola. Ve Mehdi’nin bu tercihini kader ilmi ezeli ile bilen Cenab-ı Allah onu Süyfan’dan sonra değil onunla birlikte dünyaya göndermiş. Yani bir nevi Mehdi acele etmiş. Küfr-ü mutlakın azgınlığı karşısında vicdanı alem-i ervahta dayanamamış. Ümmet-i Muhammed’e (as) varis-i Nebi olarak erken gelmiş. Onun için kıyametin süresi bir gün uzadı. Demek istediğim hiçbir müceddid, kutup velayet-i kübra sahibi hiçbir bir büyük evliya manevi makamdan başka bir şey istememiş. Dünyevi saltanata sırt çevirmişler. Çünkü onların teveccühü, teveccüh-ü İlahi olmuştur. Nankör insan değil.
      Önce Ey (garib biri) mi yoksa (cahil biri) mi? Zaten garip bir şeyi olmayan demektir. Öyle olunca ilmin de garibi yani yabancısıdır. Onun için böyle bir ulvi Mehdi tarifi peşinde koşmaz da hemen devlet başkanlığı, yatak arkadaşı düşünürsün. Bak Cenab-ı Allah yatak arkadaşı için ne buyuruyor:

      “Şunu bilin ki, dünya hayatı bir oyundan, bir eğlenceden, bir şatafattan, aranızda bir övünmeden, mal ve evlât yarışından ibarettir. O bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider; sonra kuruyuverir de onu sapsarı görürsün. Sonra saman olur gider. Âhirette de çetin bir azap, bir de Allah'tan bağışlanma ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı ise aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.(Hadid 20)

      “Mal da, evlât da dünya hayatının süsüdür. Bâki kalan iyiliklerin ise Rabbinin katında daha hayırlı ödülleri vardır; ve onlar ümit bağlanmaya daha çok lâyıktır.” (Kehf-46)

      Yani yatak arkadaşlığı ve çoluk çocuk dünyanın işleridir. Hayat yalnız çoluk çocuk işlerinin peşinde koşmak değildir. Ben demiyorum Kur’an diyor. Hz. Peygamber’in vazifesi başka idi. O bir muallim-i umumi idi. Bütün mezheplere, mesleklere ve beşere nasıl yaşanacağının İlahi tebliğini uygulayarak göstermesi lazımdı. Çünkü dünya hayatının çok cazibedar amma o kadar da hikmetli iki nimeti cennetten gelmedir. Onlar öyle bir arzu ve istekle insanı esir alır ki, biriyle insan kendi ömrünün devamını sağlar (yiyecekle) diğeri ise tenasül için verilen yatak arkadaşı (nesillerin devam için). Zavallı Mehdi fitnelerin fokur fokur kaynadığı bir zamanda Kur’an’ın elmas hakikatlerini ulaştırmak varken ne yapsın dünya nimetlerini. O hadis de onu söylüyor zaten. Dünyevi açıdan çok fakir ama hizmet noktasında çok amma çok zengin. Bunu aklı olanlar anlar.

      Sil
    33. 6*Onun için önce bil ve anla sonra yorum yap. Hatta diyebilirsin ki bir şeyhim var veya abim mi var o Mehdi’dir. Olabilir. Çünkü o çalışır onun cemaati olur, sonra aklı başına diğer cemaatler katılır ve şahs-ı manevi oluşur. Bunun adı ittihad-ı İslam. Bediüzzaman imparatorluk çökerken bunu söylemiş. “Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslam”. Yani her Müslüman ve topluluğun esas konularda birleşerek ittihadın meydana gelmesine yardımı etmesi hadisesi. Buna şahs-ı manevi derler. Öyle olduğu için 1915’te Rusla cephede savaşırken boş zamanlarda talebesine İşarat’ül İ’caz eserini yazdırmış. Ama esir düşünce yarım kalmış. O eser nerede yarım kalmış bilir misin? İnsanın halifetullah olması için gerekli olan talim-i esma ile ilgili Bakara Suresi’nin 32. ayetinde. Yani Hz. Ademi’in mesleğinin oluştuğu yerde. Ve Cenab-ı Allah o eseri takdir etmiş olacak ki Risale-i Nur’un ilhamla ortaya çıkmasını murad etmiş. Talim-i esma için. Bu talim-i esma her müslümana farzdır. O eser Halifetullah’ın çalışma programıdır. Yani şahs-ı manevinin. O eser bir manada Hz. Hasan’ın yarıda kalan misyonunu tamamlayacaktır. Onun için Bediüzzaman “o benim eserim değil” der. Gerçekten öyle. O eser Kur’an’ın manevi bir mucizesi. İlhamla pencerelerin açıp gösteriyor ve katip Bediüzzaman’a yazıyordu.Önceki büyük zatlara yapılan gibi. Mesele bu. Onun için Risale-i Nur Kur’an’dan ve Cevşen’den tereşşüh etmiştir. Ve bir şey daha var. Bediüzzaman “Ben asmanın odunuyum” demiş. Üzümü ise Risale-i Nur. Üzüm Kur'anda övülmüştür. Sana sorarım. Oduna mı iştiyak duyarsın yoksa üzüme mi? O zaman her şeyi anlarsın. Odunu kimse bilmez bile.

      Tamma mı aslanım. Bir daha şecaat arz etme.

      Sil
    34. altan e.
      Benin söylediklerim Risale-i Nur’un kastının dışında olduğunu ispat et, gelir ayağını öperim. Aksi halde sana her gün beddua ederim. Sen okuduğunu anlamıyorsun. Bir tanıdık Nur talebesi yok mu? O sana tercüme etsin. Bütün büyük evliya Bestami, Arabi Mehdi’nin doğum tarihi olarak Hicri güneş takvimi ile 1255’i verir. Bu Hicri kameri takvimle 1293 eder. Yani Miladi 1878. Bu tarihi yanılmıyorsam iki ayet işari olarak temas eder. Bu tarih 12. Müceddid Mevlana Bağdadi’inin doğumundan tam 100. Yıl sonra. Bağdadi’nin hayatta iken Mehdi’yi aramaya çıktığını bilir misin?

      Mehdi’nin vazifesi hizmetin esalarını tebliğden ibarettir. O da 23 yıldır. Hz. Peygambere hizmette ayna olması hasebiyle Hz. Peygamberin Kur’an’ın nüzul süresi olan 23 yıldır. Bundan sonra Bedir aslanları kadar oluşan 313 kişilik cemaati çalışmaya başlar. İmanın tecdidi ve imanın hayata geçmesi ve ondan sonra Mehdi’nin getirdiği esaslar dahilinde Mehdiyetin vazifesini ifa ederek ittihad-ı İslam’ı sağlaması ve Hilafet-i Resulullah’ı ihyadır. Bu bir asırda olur.313 değil 313 bin veya 3 miyon 13 bin hizmetkarın çalışması lazım. Mehdi’nin vazifeye başlamasından bir asır sonra muvaffak olunur. O tarih de yaklaştı.

      Risale-i Nur’un derslerde okunmasının bir sebebi anlaşılması içindir. Bediüzzaman ayrıca bu eserlerin tek başına ayrıca mütalaa edilmesini tavsiye eder. Risale-i Nur’un şöyle bir özelliği var. Bir kere bir konu birkaç değişik yerde işlenir. Kur’an gibi. Bunların hepsinin okunması ve bilinmesi lazım. Ondan sonra onların manasına vukufiyet gelir. Ben bazı bahisleri okumuşumdur. Her okuyuşumda yeni bir mana buluyorum. Risale-i Nur Kur’an’dan tereşşüh ettiği için onun lafzında da bir nevi camiyet vardır. Yeni bir bahis birden fazla manayı içeriyor.

      Hakiki bir nur talebesi oturup Mehdi gevezeliği yapmaz. Sadece iman dersleriyle imanını güçlendirir ve çevresine anlatır. Ahir zaman fitnelerin dalga dalga geldiği bir zamandır. Siyasi hakimiyet, Müslümanların siyaseten işbirliği falan meseleleri onlar insanın ahiretini kurtarmaya yetmez. Onlar 10. 20. sıradadır. İnsanın esas vazifesi Allah’ı bilmektir. Kur’an’da işaret edilen nimetlerin ilimlerin dayandığı esmayla bilip hamd etmektir. İbadetlerin sebebi cennete gitmek için değil Allah’a hamd ve şükür içindir.

      “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi sınamak için ölümü de, hayatı da yaratan Odur. Onun kudreti her şeye üstündür; O çok bağışlayıcıdır.
      “Yedi göğü birbiriyle uyum içinde yaratan da Odur. Rahmân'ın yaratışında hiçbir düzensizlik görmezsin. Haydi, çevir gözünü: Bir çatlak görüyor musun?
      “Sonra tekrar tekrar gözünü çevirsen de bitkin düşmüş, hor ve hakir halde o göz sana döner.

      Bu Mülk Suresinin 2-4. ayetleridir. Bu dinin önemli ana hakikatleridir. Bunlarda tecelli eden esmanın kapsadığı ilimlerle tefsir edilerek öğrenilmesini ve Cenab-ı Allah’ın bilinmesini, iman edilmesini, işleri nasıl yapıldığını anlayarak ona muhabbete edilerek hamd ve şükür isteniyor. Bu hayat bunun için var edilmiştir. Onun bunun hakimiyeti peşinde koşmak değildir. Mehdi bunu öğretecek. Mehdi sizin dünyevi meraklarınızı giderme üstadı değildir. Ahiret hayatınız için lazım olan iman hakikatlerini öğretmektir. Dünyevi meraklarınızın kaynağı olan bir Mehdi yok. Sizin anlayışınıza uyan Mehdi Gülen denen kainat soytarısıdır. Bak o hükümet devirip başa geçip ülkeyi yönetecekti. Tam bir halife veya sultan gibi. Herkes ona alkış tutacaktı. Sen Mehdi’nin böyle aşağılık işler peşinde koşmasını mı bekliyorsun. O Mehdi olamaz. Olsa olsa entrikacı komplocu mason ve Yahudi gibi fitne fesad düzenbazı olur. Mehdimiz ondan kesinlikle aridir. O halifetullahtır, Allah’ı tanır. Burhanla, ilimle, ispatla, delille. İnsanı Allah’a muhatap olacak bir Halife yapar.

      Sil
    35. abdurrahim bey.

      sizde benim soylediklerimin risalenin kasti disinda oldugunu ispat edin bende sizin ayaklarinizi operim.

      tevilin tevilive tefsirin tefsiri olmaz.

      risalei nur bir tefsirdir.mana ayri sey manada derinlik ayri şey.

      manadaki derinlik manaya ters dusemez.manaya mutesabih denmez.

      siz risaledeki manayi mutesabih olduğunu zannedip derinlik arayacaginiza tefsire kalkisiyorsunuz.

      bagdadi hz leri bir muceddid ve mehdi dir.kendinden sonraki mehdiyi aramiş ve bulmustur.

      sen ustadin hadislerde kastedilen şam in anadolu olabileceğini soylediği sozu delil alarak kafana gore tevil yapiyorsun.her hadisteki sam anadolu degildir.olsa bile hicaz mekke medine ve kabeyi turkiyeye tasiyacak kadar uçuk tevillerde bulunamazsiniz.

      hatta boyle tevil yapabilmek adina istinasiz tum hadis yer ve zatlari turkiyeue sokmak durumunda kaliyorsunuz.sirf sevdigim mehdi sevmediģim sufyan olsun diye bunu yapamazsiniz.yaparsaniz mehdi erbakana donersiniz

      sonuçta tefsirin tefsiri olmaz mana derinliği olur oda ilk manaya celişmez.

      Sil

    36. tekrar en başa donecek olursak zaten ispat ettim çoktan.ispat mi istiyorsun buyur ispat.
      “ Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki: Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevîsi "Ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan hariç olduğunu. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum.
      Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı A'zam'da kutbiyet ve gavsiyetle beraber "ferdiyet" dahi bulunduğundan, âhirzamanda
      şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u a'zamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u a'zamın
      itirazını iltifat ve selâm suretinde telakki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.”[22


      koşeye sikistiģinin farkindayim muhtemelen yukardaki nakilin manasini yazacağina şahsima saldiracaksin.

      yukaridaki naklin manasini yazdikdan sonra sahsima ne soylersen aynen kabulumdur.
      yok nakilin manasini YAZMADAN şahsima ne soylersen aynen iade ediyorum.

      saygilarimla..

      Sil
    37. MÂNÂ İTİBARİYLE FERDİYET MAKAMI
      Ferid, kelime olarak yükseklikte eşsizlik, kemalde rakipsizlik, ilk kaynaktan tek başına tefeyyüz etme ehliyetine ve müstakil hareket etme iznine sahip zattır.
      Ferdiyet makamı tasavvufta Kutbiyetin ve Gavsiyetin üstünde bir makamdır. Makamların en yükseğidir. Bu makamda bulunan zevat, araya hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi, hiçbir makamı koymadan, kimseden ders almadan, kimsenin manevî terbiyesine girmeden doğrudan Kur’ân’dan ve Resulullah’tan (asm) tefeyyüz ederler, feyiz alırlar ve bütün burhanlarını hiçbir aracıya ihtiyaç hissetmeden ilk kaynağa dayandırırlar.

      Sil
    38. MÂNÂ İTİBARİYLE FERDİYET MAKAMI
      Ferid, kelime olarak yükseklikte eşsizlik, kemalde rakipsizlik, ilk kaynaktan tek başına tefeyyüz etme ehliyetine ve müstakil hareket etme iznine sahip zattır.
      Ferdiyet makamı tasavvufta Kutbiyetin ve Gavsiyetin üstünde bir makamdır. Makamların en yükseğidir. Bu makamda bulunan zevat, araya hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi, hiçbir makamı koymadan, kimseden ders almadan, kimsenin manevî terbiyesine girmeden doğrudan Kur’ân’dan ve Resulullah’tan (asm) tefeyyüz ederler, feyiz alırlar ve bütün burhanlarını hiçbir aracıya ihtiyaç hissetmeden ilk kaynağa dayandırırlar.

      Sil
    39. Risale-i Nur Mehdiyet'in hizmet programıdır. Bu söz Bediüzzaman'a ait. Mehdi şahs-ı manevisinin çalışması sonucu 2. ve 3. fasıllar gerçekleştirilerek bir asır sonra Mehdiyet hakim olur. Şimdi 3. Faslın tam tamına 16. Yılındayız. 20. Yılın sonunda bir çok merhalenin alnıdğını herkes görecek. Bediüzzaman bunu 1911'de işaret etmiş. Sen bir Nur talebesi bul sana izah etsinler.

      Ferdiyet makamı Nur talebelerinin kimseye bağlı olmaksızın hizmetlerinin özelliği sebebiyle çalışmaları içindir. Al-i Beyt'in 6 isimden oluşan ismi-i azamın ilki Ferdün'dür. Risale-i Nur o ism-i azama da mazhardır.

      Risale-i Nur'a ait ıstılahları yine Risale-i Nur'da arayacaksın. Mehdi dünyaya geleli tam tamına 146 Hicri yıl oldu. Mehdi 13. Müceddiddir. 13 rakamlı tevafuklar Hz. Peygamber ve Hz. Ali'ye (ar) baktığı gibi Mehdiye de bakar. 1300'lü yıllar yani 14. asrın ne anlam taşıdığı 14. Sure olan İbrahim Suresi'nin ilk 4 ayeti neyin ne olup olmadığına işari olarak bakar. Risale-i Nur’a da.

      Risale-i Nur'un mesleği hakikattir.Zamanında Yahudilerin Hz. Mesih'i kedi dünyevi hüsn-ü kuruntularına uymadığı için inkar ettikleri gibi, kedi indi ve hurafe görüşleri Risale-i Nur'a mal etme. Risale-i Nur'un gizlisi saklısı yoktur. Sadece senin gibi çakmalar ortalığı karıştırmasın diye bazı meseleler herkese gösterilmez. Çünkü hakikatinden saptırılır. Senin yaptığın gibi.

      Ha bir de ricam. Senin Mehdi gelince benden ona selam söyle. Ve deki:Sen şimdi geldin ne yapacaksın? Pşimi aşa su mu katacak. Yoksa gözünü dünyevi gösteriş meraklısı ve siyaset kaplayanlara şov mu yapacak.

      Bir daha bilmediğin anlamadığın konuları yazma. Git Mensur'dan Süfyani'den, Cabir'den, Ebka'dan falan bahset. Herkes Süfyan'ın kurbanı olmuş, onun hükmü altında 90 yıldır yaşıyor iken gelecek Mehdi'den bahsedilmesi şeytanı bil güldürüyor.

      Sil
    40. kedi burdaysa ciğer nerede yok ciğer burdaysa kedi nerde?

      Sil
    41. faş etme sozuyle başlayan nakilin manasini yazarmisin kardeşim.

      Sil
  17. İran cumhurbaşkanına palalı saldırı girişimi acaba abd mı yaptırdı olabilir bence çünkü hadiste rumun azalışı ile arabın azalışı melik olduklarında elleriyle meyhaneler doğacağı bildiriliyor peygamberimiz tarafından

    YanıtlaSil
  18. abdurrahman bey gerçekten umut veren güzel yazılarınız için size çok duacıyım..Rabbim sizin gibi gerçeği gösteren ehl-i ilim insanların sayısını artırsın..Abdurrahman bey lütfen sizinle tanışmak ve bende sizden faydalanmak isterim...oktay arslan

    YanıtlaSil
  19. Zulkarneyn kardeş ben suriye işgal edilecek süfyan öyle çıkacak diye biliyorum ama bu çok kısa bir sürede olacak kudüsün imarı medinenin harap olması ve melhamei kübra süfyan zamanında olamaz mı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ozen ozen suriye ye operasyon yapilip esad i sufyaninin kucagina atacaklar.bu operasyonu yapan kuyrugu kulagi kesik suvariler 7-9 bayrskli ordu degildir. medineyi sufyani harab edecek amik sufyaniden sonra .sfyaniyi olduren mehdi gutadan yardima gelecek.

      Sil
    2. hatta emareleri simdiden var.golan tepeleri hareketli

      Sil
    3. suriye işgali sürecinde ahirzaman şahsiyetleri bayraklarını açarlar. savaşırlar. bu savaş ta süfyani ve kelb kabilesi ve karşısında mehdi a.s. vardır. sonra sarı bayraklar mervani, abbasoğulları gibi bayraklarda savaşırlar. yemani de boy gösterir. şahıs olarak mansur ve şuayb bin salih temimi de bayraklarını açarlar. bu açılan bayraklarda siyah bayraklar hakkında müjde vardır. hazreti mehdi nin yardımcısı oldukları söylenmiştir.

      ama zaman bu zamanmıdır yoksa çok sonramıdır bunu en iyi Allah c.c. bilir.

      Melhamei kübra savaşı ile ilgili hadisi şeriflerde israil ve kudüs merkezde iken, hazreti mehdiyi müjdeleyen hadisi şeriflerde israil ve yahudilerin adı geçmez. tahminim odurki mehdi a.s. zamanından önce israilin işi bitmiş olacak. israil diye bir sorun olmayacak. hatta hazreti mehdinin yanılmıyorsam şamdan kudüse hicretinden bahsedilir. o kudüs te uzun zaman yaşayacaktır.

      toplarsak eğer...
      büyük savaş hazreti mehdiden önce gerçekleşecek ve kudüs müslümanların hakimiyetine girecektir. bir süre sonra hazreti mehdi ve alametleri gerçekleşmeye başlayacaktır.

      yada biz yanılıyoruz an bu andır.

      En doğrusunu Allah c.c. bilir...

      Sil
  20. mekke medine mina beyda hicaz misir ramle yabis cabiya dimisik guta karkisya kufe hire bagdat estahir kapisi mevaulnehir rey horasan vsvs

    mehdi sufyan cehcah kral abdullah kindeli topal burdu cokuk alaca karga seysabani horasani yemani ebka esheb suayb bin salih hasimi genć kahtani cabir mansur vsvs

    hepsi turkiyeden ćikattinizya helal olsun..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mekke döngüsel ma‘nada ve TR demek (başkent Ankara)
      mescid siyâsî parti demek

      el-mescidü’l-harâm Ke‘betü'l-mu‘azzama (İslâm dünyâsındaki en büyük merkez mescidi) döngüsel ma‘nada ve MG genel merkez binasıdır.

      Medînetü’n-nebî 3 Mehdî 3 Erbakan Millî Görüş demek

      Mina (şeytân taşlama) MG genel merkez binâsı çevresi civarı
      Beydâ beklenen büyük Ege depreminde batacak 12 bin kişilik Fetö tümeni

      Hicâz Mekke-Medîne demek zaten

      Mısr döngüsel ma‘nada (Yûsüf, fir‘avn, Mûsê) ve TR demek

      er-Remle hadîs râvîsinin metne karışmış parantezidir. Kasdedilen Hatay Antakya Amik.

      yâbis (kuru) vâdîsi Pensilvanya (Pen’in ormanları) oluyor artık

      el-Câbiye hadîs râvî zincirinin metne karışmış parantezleridir. Kasdedilen beklenen büyük İstanbul depremidir.

      Dimaşk hadîs râvîsinin metne karışmış parantezidir. Şâm diye geçer ve kasdedilen TRdir

      el-Ğûta döngüsel manada (İbrêhîm peygamberin ateşe atıldığı karye memleket Ğûtî ülkesi coğrafyası anlamında) ve TR (Hatay Antakya Amik) demek

      Kırkîsiyâ hadîs râvîsinin metne karışmış parantezidir. Kasdedilen TR’de

      Kûfe (Nûh, ‘Abdu'llâh ibn Mes‘ûd, ‘Alî, ‘Âişe-i sıddîka, Ebû Hanîfe) döngüsel manadadır ve TR demek

      Hîre (Lahmî başkentidir. Kindeli Hucr torunu Hâris b.‘Amr'in 529 yılında Lahmî başkenti Hîre’yi işğâli) döngüsel ma‘nada ve İstanbûl demek ve döngüsel Kindetü’l-mülûk olan AB7’nin İstanbul’u işğâlini anlatır.

      Bağdêd döngüsel ma‘nada ve döngüsel ‘Abbâsî olan ‘AKP TRsinin helâkini anlatır.

      Estahir kapısı hadîs râvîsinin metne karışmış parantezidir. Kasdedilen TR’de

      Mevâü’n-nehr hadîs râvîsinin metne karışmış parantezidir. Kasdedilen TR’de

      Rey hadîs râvîsinin metne karışmış parantezidir. Kasdedilen TR’de

      Horâsên döngüsel ma‘nada ve döngüsel ‘Abbêsî TR MG demek.


      Mehdî (Kur´ân’da el-Mehd diye geçer ve döngüsel ‘Îsa peygamber demek) (başta medeniyet kurucusu ülûl‘azm peygamberler olmak üzere peygamberlerin hakkı üstün tutan yolunda yürüyen onları tekrarlayıp devreden demek) 3 Mehdî 3 döngüsel Erbakan demek. 12 mehdî de 12 TR İslâm devlet başkanı demek.

      Süfyân 3 Süfyân döngüsel ma‘nada (Ebû Süfyân - Mu‘âviye - Yezîd) ve döngüsel Mu‘âviye I. Süfyân Demirel, döngüsel Mu‘âviye 1. Süfyân İhsênoğlu, döngüsel Yezîd II. Süfyân Feto, döngüsel Mu‘âviye-Yezîd III. Süfyân.

      Cehcêh III. Mehdî 1452de çıkacak. ‘Aynı zamanda Câbir Mansûr Kahtânî 20 yıl kalacak.

      kral ‘Abdu'llâh (Hicâz TR olunca) cum ‘Apo Gül oluyor.

      Kindeli topal döngüsel ma‘nada ve AB7 demek ve TRyi katledecek FR komutan (Nebıkıd'nezır, Ebrehe döngüleri).

      burnu çökük değil de mecâz ma‘nada artık dessês (hîlekêr) bir adam diye geçer ve Süfyân Feto demek. ABDye kaçtı, hrîsto olup gavuru alıp İskenderun körfezine getirtip TR İslâm MG ile savaştıracak (adına dırâr mescidinin kurulduğu Ebû ‘Âmir er-rêhib el-fêsık döngüsü).

      alaca karga Ebka‘ diye geçer (atarsın vuramazsın karga diye geçer hadîste, dağ eşkıyası PKK)

      Şeysabanî (Rü´yâ linki yazmıştım bakılabilir. Ayrıca hadîslerde de haber veriliyor)

      Horâsênî TR helêk olunca ortaya çıkacak MGye yakın ‘askerî kurtuluş hareketi (Mehdî’nin döngüsel ‘Abbêsî devletini kuracak döngüsel Ebû Müslim, Temîmî genç)

      Yemânî Erbakan vakfı gençlik başkanı

      Ebka‘ PKK başı ‘Apo

      ´Asheb ‘askerî darbe başı kâfir (2. 12 eylül 28 Şubât 3 aylık tertîb)

      Şu‘ayb bin Sâlih ‘askerî kökenli tecrübeli biri

      Hêşimî genç döngüsel ma‘nada ve Millî Görüşçü demek. (Câbir ve el-Mansûru’l-Yemânî ile ‘aynı kişi, öncü Mehdî, ağustos 2019da 2 bin subayıyla birlikte şehîd) Erbakan vakfı gençlik başkanı

      Kahtânî III. Mehdî 1452de çıkacak. ‘Aynı zamanda Câbir Mansûr 20 yıl kalacak.

      Câbir 2 ayrı kişi olan Mansûr Yemânî öncü Mehdî ve ayrıca da Kahtânî III. Mehdî.

      Mansûr 2 ayrı kişi olan Câbir Yemânî öncü Mehdî ve ayrıca da Kahtânî III. Mehdî.

      Sil
  21. mehdiyi mekkeden sufyaniyi urdunden çikarmadiginiz her ongorunuz çeliskiye ve yanilmaya mahkumdur.

    YanıtlaSil
  22. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahte kainat imamı için Risale-i Nur’da sarahaten bir ihbar yok, ama efal ve amali onun ne tür bir adam olduğunu Risale-i Nur’daki kıstaslar ele veriyor. Şeytanın enaniyet ve hubb-u cah (makam sevgisi) tuzaklarının bir zebunu olduğu anlaşılıyor.
      Bir çok ehl-i kalem Nur talebesi 28 Şubat sürecinden başlayarak dozajı artan eleştirilerde bulunmuşlardır. Bu eleştiriler Cibal-i Babalıkla başlarken sonraları sapkın eylemlerine paralel bu kez eleştirilerin dozacı artar. Risale-i Nur’daki ikaz ve tembihlere uyulmadığı hallerde yani şeytani desise ve tuzaklara düşülmesi üzerine enaniyet ve hubb-u cah suçlamaları yöneltilmiştir. Öyle olması de gerekirdi. Dini bir cemaat kisvesi bürünen bir topluluğa yapılacak eleştirir ölçüsü bu idi. Ancak maskenin iyice düşmesini takiben daha ağır eleştiriler yapılırken Deccaliyete alet olma suçlaması da isnad edilmiştir. Çünkü Gülen önce küçük daha sonra büyük Deccaliyetin safında siyasi çıkar için yer aldığı apaçık ortaya çıkmıştır. Bu suçlamaya ise işbirliği yaptığı ABD ve İsrail istihbarat servisleri maşalığı ve masonik yöntem olan darbecilik sebep oluyor.

      Şualar’da ahir vadede (Hicri 1417 Tağuti fitnesi kast edilerek) ana büyük Deccalin (İsrail’in) yerli Süfyanilerle işbirliği yapacağı tehlikesine dikkat çekilir. Gülen o tarihten bu yana bu intibaı veriyor. Yani Risale-i Nur’un ölçüleriyle hareketle böyle bir hükme varılabilir. Adamda ruhi sağlığı yerinde olan hiç kimsede görülmeyen bir enaniyet ve şöhret hastalığı var. Öyle ki bir röportajında İstanbul’un fethini bir küçümserken dünya çapında bir fetihten söz eder. Bu gibi görüş ve eylemlerle şöhret delisi olduğu anlaşılan Gülen’in, kendin kendinde Mehdi-Mesih karışımı bir makam ihdas ettiği anlaşılıyor. İşin hazin tarafı Papa’nın elini öpmeyi bir marifet sayarken, Bediüzzaman’a Pir-i Mugan demesi bir başka marifeti.

      Bediüzzaman ahir zamanın külli fitnesine karşı Kur’an ve iman hakikatlerini beyan ederken esas münafık simalara Kur’an’da mündemiç tevafuklara binaen açık tariflerde bulunmuştur. Ama Gülen’e doğrudan bir işaret yok. Belki ikaz ve tembihlerine uymayan İslami ölçülere ters davranışları onu menfi biri olarak saymaya yeter.

      Kur’an’dan bir işaret isterseniz var. Tevbe Suresi’nin 90. ayetinin ebcedi işaretlerinden biri Gülen ve çetesine bakar. Çünkü bu insanlar hizmet topluluğu diye ortaya çıkıp fitne-fücur cemaati olarak cihadı terk ettiler, başka hedeflere saptılar. Tevbe 90. ayeti birkaç zamana bakarken bunlardan 1435 Hicri tarihinde cihad etmeyen bir cemaatin büyük bir belaya uğrayarak dağılacağına işari olarak haber verir. Bunu 20 yıl kadar önce not almışım. 1435 olayları yaşanınca aklıma geldi. Açıp baktım tam tamına Deccal işbirlikçi Gülen’e baktığı açıkça anlaşılıyor.

      Bu adamın özellikle derin devletin diyaneti yönlendirmek isteyen kanadının himaye, daha sonra da İzmir’e yerleşmesine öncülük ettiği anlaşılıyor. Gösterdiği gelişme üzerine hem gladyonun hem de Kasım Gülek’in yardımıyla küresel çetelere teslim edildiği anlaşılıyor. Soru çalarak devlete adam yerleştirme yöntemi iyi araştırılmadı. CIA’nın ve emrindeki yerli istihbaratın yardımı olmadan bu olamaz. O yön hiç dillendirilmiyor.

      Sil
  23. söylenirki butun peygamberler son peygamberin s.a.v min mujdeleyicisi ve altyapisi olarak gonderilmistir.

    iste zati maneviye budur.

    tarihte gelen tum mehdi ve sufyanlar hatta deccallar son mehdi son sufyan ve son deccalin zati manevisidir.

    son olanlar zati maneviye degil ferdiyettir.

    zati maneviyedekiler hadis ve rivayetleri teevilli yaşarken son olan ferdiyet makamindakiler aynen ve tevilsiz yaşayacaklar.

    bu konuda muceddid makamindaki islam alimleri uyarmiş ve tevilsiz olacagini bildirmislerdir.zati maneviyede tevil vardir.ama ferdiyette yoktur.

    zati maneviye benzeridir ferdiyet kendisidir.

    tevil yapmaya kalkarsaniz adnan oktara donersiniz.adam teville neler yapiyor hepinizin malumu. tevil yaparsaniz lulin kuyruklu yildizi hoop mehdinin yidizi olur salaģin birine sarilir ahiretinizi mahfedersiniz.(misal veriyorum lafim meclisten disari)

    ortadoģu coģrafyasini kendi sevdiğim mehdi olsun sevmedigim sufyan olsun diye tamamen devre disi brakmak ve hadis rivayatlerin disinda tutarak tevil yapmak akla mantiģa terstir
    en bastan.

    yok yapacaksaniz gecmişe yada şimdiye yapin. dovruda yapmis olursunuz.imaniniz artar hatta.

    misal abbasinin son halifesi mutevekkilin yavuz sultan selime hilafeti devretmesi suayb bin salihin mehdiye hilafeti devretmesine tam oturur.

    bu demek degilki mutevekkil suayyib bin salihtir.hadisi serife tam uyar hafif tevilli ama uyar.

    yavuz mehdi idi mehdiyet bitti. oldumu simdi bu?yavuz sultan selim mehdilerden bir mehdidir.zati maneviyedendir.

    bu dongunun olus sebebi rabbimizin adeti ilahiyesindendir.imtihanlar hep aynidir. bu yuzden tekeerur eder.

    vel hasil tevvilli tarihin sonundayiz . bunlar vize idi. final tevilsiz olucak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1*Bir çok konu ve değer gibi Tükçemiz de çakma oldu. Ne dendiği, ne demek istendiği anlaşılamıyor. Bunda cehaletin yanı sıra çakma aydınlığın da etkisi vardır. Bunun sebebi maziyi inkar ile yola çıkılmasının sonucudur. Bun ek olarak din düşmanlığı altında dini alanın daraltılarak yok raddesine getirilmesi bu işin artısı olmuştur.

      İşte bu garabet Türkçe’nin son olarak karşımıza bir de “zati manevi” tabiri çıktı. Her halde zat-ı manevi denmek isteniyor. Bu da manevi zat, kişi anlamına gelir. Zati manevi bir de kişiliği manevi anlamı da çıkar ki, bunların dini literatürde bulunduğuna dair bir örneğe rastlamadım. Her ne ise. Şahs-ı manevi kast ediliyorsa mesele yok. Çünkü şahs-ı manevi bir şahıs gibi işleme tabi tutulan şirket, firma, cemiyet ortaklıkları anlamında olduğu gibi, bir topluluk veya cemaati kast eden manevi şahıs manasına gelir. Mesela Mehdi’nin şahsı manevisi dendiği zaman akla Mehdi ve cemaatinin oluşturduğu kişilik, cereyan, tüzel kişilik akla gelir.

      Mehdi’nin ahir zamandaki hizmet cereyanı da bir şahs-ı manevidir. Tıpkı Nakşilerin oluşturduğu Nakşi tarikatı gibi. Karl Marx yanlıların oluşturduğu Marksizim gibi. Tüzel kişilik ise nübüvvet, hilafet, velayet anlamındadır.

      Şu cümleye bakın “Tarihte gelen tum mehdi ve sufyanlar hatta deccallar son mehdi son sufyan ve son deccalin zati manevisidir.” Bu mana itibariyle uyduruk bir cümledir. Bu cümlenin bir mana karşılığı yok. Bir kere Süfyan bir tanedir. O da ümmeti Muhammed’e (as) ahir zamanda musallat olan 3 deccalden ikinci sırada yer alan deccallerden İslam deccali veya küçük Deccaldir. Süfyan, küçük Deccal iken Hıristiyan aleminde huruç edecek ve geniş bir coğrafyada hükmedecek dinsizlik cereyanını adıdır. Bunların hakimiyeti ve tahribatı zamana yaygın olduğu için bu cereyanı bu fitneyi temsilen Deccalin şahsm-ı manevisi denir. Yani Deccaiyet olur.

      Ferdiyet ise teklik demektir. Tek, eşi benzeri olmayan anlamındadır. Onun için “son olanlar zati maneviye degil ferdiyettir.” Cümlesi de uydurma. Üstelik çifte uydurma.

      Şimdi esasa geleyim. Hz. Mehdi’nin de Deccaliyetin de zamanı ve süresi 3 asrı kapsıyor. Süfyan’ın ileri karakollarının yani öncülerinin öne çıkma tarihi 1343’tür. Bu tarih masonların sızdıkları Yeniçeri Ocağı’nı fesada uğratarak işlevsiz kılma tarihidir. Ve 1918 veya 1926’dan sonra Bediüzzaman’ın sözünü 1909’larda ettiği “istibdâd-ı askeriye-i keyfiye-i küfriye” nin ileri karakollarının çıktığı tarihtir. Bu 1343'ten bir asır sonra Süfyan ve Büyük Deccal hakim olur. O tarih de Mehdi’nin zuhur tarihi. Zuhurun tam gerçekleşme tarihi ise 90 yıldır. Çünkü Hz. Peygamberin hükmi yaşı 90-92 yıldır. Vefatında sonra vazife alan 5 Halife’nin dönemi onun hükmi ömrüne dahildir. Hz. Hasan’ın (ra) vefatı ile bu dönem kapanır. Onun gibi Mehdi ona ayna olması sebebiyle hakimiyeti ise 92 yıl sonradır. Yani Süyfan’ın bid’a rejimi biterken Mehdiyetin hakimiyeti başlar. Bu da 1506 tarihine kadar hakimane 1525 yılına kadar gizli olarak devam eder.

      Sil
    2. 2*Burada bazılarının anlayamadığı husus şudur. Yani Mehdi hem 93 Harbi sonrası doğar, hem vazife alır, hem hakim olur manaları kafa karıştırıyor. Sebebi de nakledenlerin kattığı tevil ve yorumlardandır. Ravi veya ehl-i keşif Hilafetin merkezi Şam veya Bağdat veya Medine iken ahir zamanın Mehdi’sinin bu şehirlerden çıkacağını sanarak Medine’den, Bağdat’tan veya Şam’dan çıkar der. Halbuki Hilafet Anadolu’dan battı. Bir diğer husus ise Şam. Eskiden galat-ı meşhur (meşhur hata) denen bir tabir vardı. Dımeşk’ı galat-ı meşhur olarak Şam sanmak. Kimi Kudüs sanmış. Halbuki Şam bir belde adı Kudüs ile Dımeşk arasındaki Belde’nin adı. Bazıları bunu genişleterek Ön Asya’ya bilad-ı Şam demiş. Bu anlaşılamadığı için her şeyin bu 3 şehirde olacağını sanmış. Ama kimse Kevser Suresi’nin işaret ettiği 5. Kevser olan İstanbul’u akla getirememiş.

      Bir diğer husus ahir zaman Mehdi’si demek Süfyan’a karşı çıkacak kişiden murad edilir. Bu zatın başlatacağı hizmetin adı da Mehdiyettir. Çünkü o Mehdi fitneleri sona erdirecek Kur’an hakikatlerini hazırlar. Cemaati Süfyaniyete karşı mücadele ederek dini ihya eder. Dinin ihyasından sonra önce imanlar tashih olur, sonra iman hakikati hayata geçer. Bu süre tahminen 80 yıldır. Ondan sonra alem-i İslam’a açılmasına sıra gelir. Bu da 20 yıllık bir süreçtir.

      Bir şey daha hatırlatayım. “istibdâd-ı askeriye-i keyfiye-i küfriye”ni hakimiyet tarihi 1909 sonrasıdır. Bu dönem Süfyana zemin hazırlayacak 3 Süfyani’nin zamanıdır. Onların tahribatı Süfyan’a yol açar. O da 10 yıl sonra hakim olur. 1928.O 3 Süfyani’den biri Suriye’de vazife yaparken alçakça Arap ileri gelen ve aydınlarını idam ettirerek büyük bir zulüm işler. Onun o cephedeki faaliyetleri bugün Esed’e yakıştırılıyor. O zamanki uygulamalar Süfyan’ın önünü açarak 0 3 paşanın dönemi Süfyani olur. Süfyan’a zemin hazırlar. Mutlaka 1909-1919’da hangi alçak paşa orada o zulümleri işledi öğrenin. Ve bir küçük tiyö daha. Süfyan o sarada küçük bir zabittir. Ve şam’da bulunur. Ve çok şeyi orada tasarlar…..

      Tevil ve tefsir dini ıstılah ve müteşabihatın gereğidir. Bunu küçük aklınız almayabilir. Ama Kur’an, müteşabih ayetlerin ancak derin ilim sahibi olarak nitelen Rasihlerin yapacağını belirtir. Anlamadan çakmamak lazım.
      Bir husus daha. Hz. Peygamber Hz Ali’ye (ra) “Ben Kur’an’ın nüzulü için mücadele ettim. Seni tevili için edeceksin” Yani Kur’an’ın tevili ve açıklanma zamanı o zaman biterken Hz. Peygamberin hükmi bitiş tarihi de o zaman olur. Sonra Kur'an hakikati muktedir olarak ilhamla ehl-i imana kılavuzluk yaparak dini hem genişletir hem de hakikatleri kalb ve gönüllere doldurarak hidayete erdir.

      Sil
    3. Yukardaki yazımda 1. bölümde geçen (1343) tarihlerini (1242) olarak düzeltirirm. Sehven (1242) yerine (1343) yazmışım. Hicri 1343 Süfyan’ın huruç ve hakimiyeti tarihi iken aynı tarih Mehdi’nin zuhur tarihidir.

      Sil
    4. siz ahmet akgündüzün görüşündesiniz
      üstad mehdiyi zamandır muntazır değildr
      ben sarıbıçak mustafanın (r.a) çıkmayan bazı kitaplarını hafız ali(r.a) akrabası yakında vefat eden saatci hasan(r.a)abi ile defalarca konuşdum
      onlarda mehdinin geleceği konusunda hemfikirdi hatta kuleönülü küçük ali(r.a) onun 1973 yılında doğduğunu söylemiş
      gelecek şahıs mahkum değil hakim olacak yani güç sahbi olacak zengin olacak alim olacak... üstad ise mahkumdu
      bediüzzaman(r.a) ise mehdiyi zamandır
      ha sarıbıçak bilmiyor saatci hasan bilmiyor diyorsanız o başka

      Sil
  24. söylenirki butun peygamberler son peygamberin s.a.v min mujdeleyicisi ve altyapisi olarak gonderilmistir.

    iste zati maneviye budur.

    tarihte gelen tum mehdi ve sufyanlar hatta deccallar son mehdi son sufyan ve son deccalin zati manevisidir.

    son olanlar zati maneviye degil ferdiyettir.

    zati maneviyedekiler hadis ve rivayetleri teevilli yaşarken son olan ferdiyet makamindakiler aynen ve tevilsiz yaşayacaklar.

    bu konuda muceddid makamindaki islam alimleri uyarmiş ve tevilsiz olacagini bildirmislerdir.zati maneviyede tevil vardir.ama ferdiyette yoktur.

    zati maneviye benzeridir ferdiyet kendisidir.

    tevil yapmaya kalkarsaniz adnan oktara donersiniz.adam teville neler yapiyor hepinizin malumu. tevil yaparsaniz lulin kuyruklu yildizi hoop mehdinin yidizi olur salaģin birine sarilir ahiretinizi mahfedersiniz.(misal veriyorum lafim meclisten disari)

    ortadoģu coģrafyasini kendi sevdiğim mehdi olsun sevmedigim sufyan olsun diye tamamen devre disi brakmak ve hadis rivayatlerin disinda tutarak tevil yapmak akla mantiģa terstir
    en bastan.

    yok yapacaksaniz gecmişe yada şimdiye yapin. dovruda yapmis olursunuz.imaniniz artar hatta.

    misal abbasinin son halifesi mutevekkilin yavuz sultan selime hilafeti devretmesi suayb bin salihin mehdiye hilafeti devretmesine tam oturur.

    bu demek degilki mutevekkil suayyib bin salihtir.hadisi serife tam uyar hafif tevilli ama uyar.

    yavuz mehdi idi mehdiyet bitti. oldumu simdi bu?yavuz sultan selim mehdilerden bir mehdidir.zati maneviyedendir.

    bu dongunun olus sebebi rabbimizin adeti ilahiyesindendir.imtihanlar hep aynidir. bu yuzden tekeerur eder.

    vel hasil tevvilli tarihin sonundayiz . bunlar vize idi. final tevilsiz olucak.

    YanıtlaSil
  25. Son olarak fransa dış işleri bakanlığı doğu gutada kullanılanın klor gazı olduğunu emarelerinin bulunduğunu açıkladı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ruslar 5 şubattan beri suriye hava sahasını bize kapatmışlar
      gaz ve petrol bölgesi olan deirüzzor da rejim pkk kavgasında abd 100 kadar rejim askerini öldürmüş
      iran ve suriye kuvvetlerinin bir kısmını bu cepheye kaydırıyormuş
      ilginç bir cephede ypg ile savaşan suriye rejim ordusu aynı ülkede başka cephede bu güçlere geçiş izni veriyor
      demek natoda olmamızdan dolayı rus iran suriye bizi düşman görüyor
      ancak bizi idare ediyorlar
      abd de bizi dost görmüyor
      suriyede her an abd rus sıcak harbi başlayabilir
      ve bu harp iranı içine alabilir en son suudlar israile hava sahasını açtılar
      israil iranı ırak iran kontrolünde olduğu için suud hava sahasını kullanarak vuracak demek

      Sil
  26. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fırka, bölünme, yarılma, çatlama, çatırdama gibi hususlar dünyevi kurumlar için geçerlidir. Manevi hizmet ve cereyanlarda böyle bir husus söz konusu değildir. Özellikle uhrevi konularda. Yalnız şöyle bir husus var. İnsanların hepsi maddi-manevi kabiliyet bakımından eşit değil.Entel ve inanma kapasiteleri de. İnsanoğlu mail-i tekamül üzere yaratılmıştır. Bu tekamül de ihtiyari iradeye bağlı olarak gerçekleşir. Bu tekamül sırasında derece farklılığı da Nur mesleğini bozmaz. Sizin Risale-i Nur talebeleri için yakıştırdığınız fırka yakıştırması bu hakikat muvacehesinde olabilmesi mümkün değil. Fikir ayrılıkları olması tabiidir.Bir şartla. Risale-i Nur’un hizmet anlayışının dışına çıkmamak kaydıyla. Nur Talebeleri adı üstünde talebe. Talebelik de sınıf sınıftır. Talebe ait olduğu programa bağlı olarak talebeliğini sürdürmek zorundadır. Yoksa o talebelik vasfı düşer.

      Ayrıca talebe Risale-i Nur’dan ders alandır. O talebelik de iman ve Kur’an hakikatleri dersini öğrenerek hayatını İslam’la bağdaşır halde yaşamaktır. Siz üstad olarak Risale-i Nur’u kabul edeceksiniz sonra ona aykırı yani onun ittihada aykırı yol izleyeceksiniz. Bu mümkün değil. Örnek olarak Gülen ve çetesi gibi güç devşirmek için ve yandaş toplamak için Risale-i Nur dairesinde içinde görüneceksiniz, sonra onun meslek ve meşrebine aykırı hareketler göstereceksiniz. Bu aldatmaya girer ve bir gün foyası ortaya çıkar.

      Bazen bazen siyasi görüşlere bağlı olarak bir farklılık olabiliyor. Risale-i Nur onu da halletmiş. Ve gayet açık ve nettir. Ona aykırı hareket etmek talebelikle ne derece kabi-i telif olabileceği tartışmalıdır. Ayrıca mahalli yörelere göre uslup farklılığı olabilir. Bu da tefrikaya yol açmaması şartıyla tahammül sınırları içindedir. İman derslerine zarar vermeyecek her davranış makbuldür.

      Sonra Risale-i Nur hizmetinin başladığı günden itibaren bu hizmete fesad komitesinin ve derin güçlerin ittihadı bozmak için yaptığı provokasyonların tuzağın düşenlerin olması Risale-i Nur talebeliğine yakışmaz.Çünkü Risale-i Nur’un ferasetini kazanmamış demektir. Bir süre sonradan sürüden ayrılır ve kurtlara yem olur.

      İhlas esas ve ücret ile takdirin Cenab-ı Hakk’a ait olması gerçeğiyle hiçbir Nur talebesi bu hakikati es geçemez. Burada diğer meslek ve meşreplerle esasta müttehid ve kardeştir. Onları eleştirmesi de mümkün değildir ve izin yoktur. Sonra ittihad-ı İslam düsturuna dört elle sarılması Nur talebeliğinin birinci farz vazifesidir. Ayrıca Risale-i Nur kesret-i etba peşinde koşmaz. Müşteri aramaz. Müştak ve iyi niyetlilere kucak açar. Unutulmamalı Risale-i Nur`un dört esası acz, fakr, şefkat ve tefekkürdür.

      Ahir zamanın bütün hizmetlerinde Risale-i Nur iman hizmeti üzerine yoğunlaşacağı üstadı tarafından özellikle vurgulanmıştır. Diğer fasılların gelişmesi sırasında ise denetleyerek destek verir. Hizmet rehberinde bu hususlar açık ve net anlatılmıştır.

      Eğer abilerin arasında da bir ayrıma giderseniz o da mümkün değil. Risale-i Nur dersini veren o dersin birinci derecede musaddıkıdır.

      Sonra yayında olan bir gazetenin geçmişteki tutumuna aykırı yayınlarda bulunmasını kast ederseniz o da aynı hükme tabidir. Siyasi görüyü iman hizmetinin önüne geçiremez.

      Sil
  27. Bütün peygamberler büyük deccale karşı ümmetlerini uyarmışlardır. Hz Mehdi Hz Mesih büyük deccal ve süfyani Allahualem aynı zaman diliminde geleceklerdir Allahualem.şuan süfyaninin suriye bölgesinin başına geçmesi beklenmektedir.bu recep ayında yada 2019 recep ayında şahsi tahminim. Süfyana en çok uyan fetödur. Düşüncem Rt ise Hz mehdiye zemin hazırlayan güzel bir insandır.erbakanda aynı şekilde.

    YanıtlaSil
  28. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  29. Yahudilikte altınçağ neden 1000 yıldır

    YanıtlaSil
  30. BENIM BILDIGIM KADAR ILE ABDULHAMIT HAN HZ LERI ZAMANININ GAVSIDIR.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1*Bu iddia yeni bir şey değil. Abdülhakim Arvasi ve müridlerinin iddiası. Hala bir gazetede yazarları bunu sallar durur. H14. yüzyılın (1300'lü yıllar) hakiki müceddidini tanıyamadıkları için veya duyduklarını kabul etmedikleri için yakıştırılan bir iddia. Gavs kendinden manevi yardım beklenen kimse demektir. Halbuki Sultan Abdülhamid muhtaç-ı himmet iken nasıl başkasına himmet edebilirdi. Ayrıca hayattan kopan birinin Gavs olması sehven iltibastır. O makam Gavs-ı Ekber Abdülkadir Geylani (ks) hazretlerine aittir. Her asırda iki kutup bulunur. Biri müceddid diğeri ise Mekke'deki kutuptur. Abdülhamid son hakiki halifedir. Üstelik veli bir zattır. Ama Gavs değildir.

      Rum Suresi’nin işareti nedir? “Rum (Türk) mağlup oldu” Bunun ebcedi işareti Miladi 1909. Bu tarih Bediüzzaman’ın tabiriyle tebeddül-ü saltanat tarihidir. Yani saltanatın değişim tarihidir. Türk hakanı mağlup oldu ve saltanatı bitti. Yerine ise Selanik Hanedanı geldi. Bu Hanedanın bitme sütresi o ayete göre 90 yıl sonra. Tebedül-ü saltanatın tarihi 1909 iken hükümetin değişim tarihi 1913 Baba-ı Ali baskınıdır. 1909 Selanik Hanedanı’nın başa geçtiği tarihtir. Deccaliyetin ufukta göründüğü tarihtir. Ne buyuruyordu Hz. Peygamber? “Deccal Yahudi’dir”. Peki Selanki’ten gelen çapulcu ordusunun subayları kimdi? Başındaki Mahmut Şevket Paşya hariç çapulcu ordusunun kurmay ve komuta kademesi subayların tamamı Selanik kökenlidir. Yani dönme ve Sabataycıdır. Sabataycı kimdir bilirsiniz. Türk kimlikli Yahudi’dir. Ve sonra ne olur bilir misin? Yalnız saltanat değişmez askeri, siyasi, ticari, bürokrasi onların eline geçer. Bu bir manada Süfyanilerin iktidarı dönemidir. Abdülhamid’in bağlı oldu Nakşi kutbu ne demişti: “Sultanım içlerinde Deccal vardı. Mani olamadım”

      Ve Abdülhamid İstanbul’dan Selanik’e sürülerek Alatini adlı bir Yahudi’nin köşküne yerleştirilir. Bu şu anlamı taşır: “Ey Osmanlı, Ey Türk Hanedanı mağlup ettik sizi. Şimdi saltanatımız başlıyor.” Ve dönüyorum Cumhuriyetin Türklerine soruyorum siz ne biçim Türksünüz ki, Süfyanı, Süfyanileri dışarda arıyorsunuz. Anlamadığınız rivayetlerle. Lütfen 5. Şua’yı şöyle bir oturup okuyun. Gerçekleri göreceksiniz, gerçekleri. 5. Şua ilk o tarihte yazılmaya başlandı.

      Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile ahir zamanın en şiddetli yani Süfyan devrinin öncüleri Süfyanilerin devri başlar. 3 İttihatçı Paşa’sı kendilerinden sonraki Süfyan ve iki arkadaşına öncülük eder. Bunlara bir manada Süfyani denmesinin bir sebebi de budur. Yani Süfyanın öncüleridir. Rivayetlerde çokça adı geçen Süfyani yani Süfyan’ın öncüsü o sırada Suriye-Ürdün-Filistin’de görev yapan bir İttihatçı Paşa’sıdır. Sabataycıdır. Ve o meşhur Süfyan da o ara görevlendirildiği Şam’da bulunurken hainane planlarını yapar. 1878-1918 arasını iyi inceleyen bütün ahir zaman sırlarını ele verecek şahıs ve olaylarını tanırsınız. 93 Harbi ile ahir zamanın en büyük münafıkane hareketinin mukaddemesi olduğu gibi Halifetullah’ın doğum tarihidir.

      Sil
    2. 2* Ahir zaman piyasasında sahte para ve senetler gibi çok rivayet tevilleri dolaşır aldanmamak lazım.

      Koca bir İslam imparatorluğu batıyor, bütün alemi İslam işgale uğruyor. Alem-i İslam’ın dinle bağları koparılıyor, şimdi oturmuş herkes Süfyan-Süyfani ahkamı kesiyor. Herkes aklını Suriye olaylarına takmış. Ağalar beyler sizin sözünü ettiğiniz bütün olaylar yukarıda verdiğim tarihlerde oldu-bitti. Esed’e aklınızı boşuna takıyorsunuz. 1900’lü yılların başında üç Osmanlı ordusu vardı. Bu 3 ordunun başına gelenleri iyi araştırın. Şam'daki alçak paşa ne zulümler yaptı öğrenin. O ordulardan birinin kumandanı ordusuyla kaçar. Ve…. Susmak lazım. Deccal Yahudi’dir. Bizde Yahudi asıllı kaç İttihatçı Paşa’sı vardı. Hem de Selanikli. Onlar 1909 yılında Yahudi ağırlıklı Mason Locası ile neye anlaşmışlardı. Rusya’nın ve Almanya’nın önemli Yahudi simaları gelip Selanikte hangi gazete ve dergilerde yazılar yazıp hain ideolojiyi yaydı. Hele bir Kürd düşünür müsveddesi vardı. Ona kim ırkçı ideolojiyi hazırlattı. O karanlık yüzyıl bitti. Şimdi ayete göre 1969 yılında başlayan ve 2019’da zirve noktasına gelecek galibiyet-i İslamiye’nin zeminini kim hazırladı. Sultan Abdülhamid mi, Mehdi mi? Unutmayın Mehdi gelir kimseyi uyandırmadan ve kan dökmeden vazifesini yapıp gider. Ve intibah ve ihya başlar. Birileri de geçmişin olaylarını istikbalde arar. Zaman tünelinin oyununa gelerek. Çünkü ahir zamanda mü’minlerin kalp ve akıllarını Duhan kaplar.
      Göz ve akıl görmez.

      Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden 8 yıl sonra vefat eder. Topkapı Sarayı’na getirilerek techiz ve tekfini yapıldıktan sonra türbesine cenazesi taşınırken, İstanbullular pencerelere çıkar ve hıçkırıklar içinde ağlar: “Sultanım bizi bırakıp nereye gidiyorsun”

      Abdülhamid’i Hz. Peygamber ta 1350 yıl önceden Kudüs ve Filistin’i kastederek “Malınızı vermeyen halifeniz” diyerek över. O yıl Kudüs düşer bir yıl sonra Şam. Ve o tarihten bir iki yıl sonra ne olur?

      1340 tarihine ne kalır. 4-5 yıl. 1300’lü yıllar 13. Müceddidin vazifeye başlama tarihine az kaldı demektir. Çünkü o asrın başında dünyaya gelen zat 40 yaşına yaklaşıyor demektir. 40 yaşını geçince talim ve terbiyesi başlar ve vazife alır. 12. Müceddidden sonra kimin geleceği rivayetlerde sahih olarak bulunduğu gibi Hz. Peygamber cebabire diyerek Süfyan ve onun gibilerine işaret ederken 1924-26 için ne buyurur?

      Yani Abdülhamid’in vefatı sonrası Süfyan yükselirken Mehdi vazifesine manen hazırlanır. 1918. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın göründü yıl. Basiret ve feraset gözlerini açan her şeyi anlar. İşte Abdümhamid’in vefatına kadar bu kadar elim hadise oluyor ama hiçbir rivayet bunlara işaret etmiyor da 2010’lu yıllara mı ediyor sanıyorsunuz. Bütün rivayetler 93 (1878-79) savaşından 1924’e kadar olan dönemi anlatır. Tarih bilmezseniz Şam’da oturan soytarıyı üstelik babasının daha eşed zulmünü atlar oklarınızı ona yöneltirsiniz. Beyler şimdiki çarpışmalar 3. Melhem’nin düşük yoğunluklu savaşlarıdır. Planlyayıcısı ise Siyonizm. Siyonizm demek küresel sermaye demek, küresel sermaye demek batılı ülkeleri maddiyat yemiyle Büyük İsrail’i kurmak demek. Bunun askeri temelini ise NATO 1990’da alenen ve resen attı. Bu çarpışmaların sonu İsrail bitirilerek fitneler çağı kapatılacak.

      Sil
  31. madem mecciddun daglari kafalarda soru oldu size sufyaninin kimliğini (ismini değil bende bilmiyorum.) aciklayayayim..dikkatli okuyun..

    sufyani selehaddin eyyubi gibi bir kudüs fatihi gorunumlu adolf hitler gibi bir yahudi kasabi olan bir yahudi çocugudur.

    anti semitizmi ve kudus hassasiyetini kokune kadar kullanan
    bir munafiktir..

    desifre etmeyecektim ama madem Allah c.c biz turkleri sufyaniyle beraber çikmaktan kurtaracak madem sufyani bizim fitnemiz ve imtihanimiz olmayacak yazayim bari.

    bir arkadas hadislerde israilden bahsedilmedigini soylemiş.hayir bahsediliyor.

    sufyani cikip ebkayi oldurunce israilin esadi vurmasiyla zayiflayan suriye rejimini esadi oldurerek devralincak. bu seferde misirdan baslayip filistine gelecek olan boz atli batililar israille sufyaniye samda mizansen operasyon cekecek. ve yenilecek. sufyani ordusunu golan tepeleri ustunden zaten destekcisi urdunle beraber israile saldiracak ve onlari yenecek.kudus ve mescidi aksa dahil tum filistine sahip olacak.

    sufyaninin sahib olacagi 5 yerden biridir filistin. bu olurken sufyani hitlerden kat kat daha fazla yahudi kesmiş olucak.

    yahudilerin ahir zamandaki adi kays kabilesidir. bu savasin adida kays savasidir. kays ismi şas bin kays tan gelir.ufak bir arastirmayla zaten anlarsiniz kays kabilesinin kim olduğunu.

    kudusu yahudiden arindiran sufyani(bu arada karkisya savasida oluyor) yani beytil makdisi imar edince açliktan beynine fazla kan gitmiş muslumanlar sufyaniyi 2.selahddin eyyubi sanarak ona tabi olurlar.

    tam bu arada mehdi cikar ve akibetini anlayan sufyani tavri beni israile benzeyen mehdiye yahudi taraftari iftirasi atarak halki ona kiskirtir.elizabeth te dunyayi tabi.

    ve sufyani taraftarlari medinede olan mehdinin uzerine yurumek ićin kuduste mecciddun daglarinda toplanirlar. tabi bu arada medineliler hemsehrileri mehdiyi satmiyordur.

    kudusten medineye sefere ćikilir ve medine harab edilir.

    boyle olunca Allahta dunyayi harab eder.nukluerler fora.

    yahudilerin asillari sirf sufyani ićin israili feda edecek.

    zamaninda ayni seyi hitler yapti.israil kurulsun diye 500.000 yahudiyi firinda yaktilar.

    beytil makdisi sufyani imar edecek.
    şimdilerde hep gundem olan yahudi yerlesim birimlerini yok edecek.bu onun reklami. oysa kendi yahudi ćocugu ve hizmetkaridir..

    YanıtlaSil
  32. Süfyaniyet ölmek üzere daha çıkışını beklemeyin yoksa meseleyi çözemezsiniz.

    YanıtlaSil
  33. Zulkarneyn kardeş büyük savaş yani melhamei kübra hz. mehdi a.sdan 3 ay kadar önce rus ve abd arasında olacak Allahu alem

    YanıtlaSil
  34. Tillerson 11-16 şubatta ürdün lübnan kuveyt mısırı türkiyeden evvel ziyaret edecek aklıma 7 bayraklılar hadisi geldi yani suriyenin işgali

    YanıtlaSil
  35. altan kardeş hangi hadiste var süfyaninin kudüsten yahudileri temizleyeceği??? Ne gerek var böyle bişeye zaten beni israil zulmüne tam gaz devam ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. huseyin bey.

      sufyani konusunda gozardi edilen sey sudurki..

      hem sufyani hemde deccal yapacagi zulumden cok sebeb olacagi fitneden oturu bu kadar cok uyarilmistir.

      muslumanlar ikiye ayrilicak. mehdinin yaninda olanlar ve sufyanin yaninda olanlar.

      hadisin tabiriyle mehdinin yaninda olanlar gozdeki surme kadar corbadaki tuz kafar.gerisi sufyaniye biat edecek.

      yuzde 99 un imanini goturecek bir fitnedir bu.

      bunun nasil olacagina kafa yormak lazim.

      hadislere uçuk teviller getiren arkadaşlara istinaden yazdiğim hadisi serifte sufyaninin medineye gondereceği ordunun konumu belirtilmiş.ve mirac beldesi sozu ile tevili engellenmiş.yani kudus.

      suriye ile kudus arasinda sufyaniye dusman(sozde) olacak israilden baska kimse yok.

      o halde en mantikli ve hadislere en uygun olan senaryo ve yuzde 99 un imanini calabilecek guçte kureselbir fitnenin oluru budur.

      baska bir sekli varsa buyrun soyleyin. hadis rivayet ve evliyaullahla celismeyen herşeyi on kosulsuz kabul ederim.

      ilk yadigin hadisin sonu soyle

      Sonra onunla savaşmak için bir ordu toplanır ve onu öldürür.

      kim bu ordu?

      ve sufyani kiduste nasil ordu toplucak israile ragmen?

      saygilarimla
      .

      Sil
    2. kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de iyice yok eder. (İşte o zaman) Ehlibeytim’den Harem de bir Recul çıkar.

      sufyani recepte cikar mehdi muharremde. muharremde sufyani kimi yenecekte kuduse hakim olucak sence?

      Sil
    3. kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de iyice yok eder. (İşte o zaman) Ehlibeytim’den Harem de bir Recul çıkar.

      sufyani recepte cikar mehdi muharremde. muharremde sufyani kimi yenecekte kuduse hakim olucak sence?

      Sil
    4. birde gecmişte hangi sufyan istanbulu ingilizin elinden aldi mizansen olarak da milleti kandirdi?

      senaryo tanidik geldimi? bu bolgesel olani.
      kuresel olacak olsa sizce neresi mizansen sufyana verilirdi?

      elbette kudus.

      Sil
  36. SÜFYANİ’NİN ŞAM’DA ÇIKIŞI
    • Süfyani’nin Şam’ın ortasından çıkacağı
    4.48--- Hakim, Ebu Hureyre’den tahric etti, Dedi ki Resullullah (s.a.v.) buyurdu: Şam’ın ortasından, adına Süfyani denilen ve kendisine tabi olanların çoğunun Kelb Kabilesinden olacağı birisi çıkar. O insanları öldürür, hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder. Sonra onunla savaşmak için bir ordu toplanır ve onu öldürür.

    • Süfyani’nin vasıfları
    4.36--- Emiril Mü’minin Hz. Ali b. Ebi Talib (r.a.)’dan, Buyurdu ki: Süfyani, Halibi b. Yezib b. Ebusüfyan’ın evladındandır. Kafası oldukça büyüktür. Yüzünde kaşıntılı bir hastalıktan (çiçek bozuğu) eser vardır. Gözünde de beyaz bir nokta bulunur. Şam şehrinden çıkacaktır. Ona tabi olanların çoğu Kelb’dendir. Kadınların karınlarını deşip çocuklarını öldürür, kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de iyice yok eder. (İşte o zaman) Ehlibeytim’den Harem de bir Recul çıkar. Onun haberi Süfyani’ye ulaşınca, Süyfani ona karşı ordusundan bir ordu gönderir. Ancak Mehdi, bu orduyu hezimete uğratır ve bunun üzerine Süfyani yanındakilerden bir orduyu, O’na karşı tekrar gönderir. Ancak bu ordu arzdan Beyda’ya vardıklarında yere batırılır ve kendilerinden haber getirecekler dışında kimse sağ kalmaz.

    Bu hadisi, İbni Abdullah Hakim, Müstedrek’de tahric etmiş ve Buhari ve Müslim’in hadislerin doğruluğu ile ilgili şartları dahilinde bu hadisin sahih olduğu belirtmiştir. Fakat Buhari ve Müslim bu hadisi almamıştır.

    • Süfyani’nin rüyası
    4.41--- Naim b. Hammad Fiten’de nakletti. Ebu Meryeme’den, o da kendi şeyhlerinden rivayet etti ki: Süfyaniye rüyasında “Kalk ve ortaya çık” denilir. Kalkar ancak kimseyi bulamaz, ikinci bir rüya ile ayni şeyi görür, yine kimseyi bulmaz, üçüncü bir rüyada ise “kalk çık ve kapının önüne bak” denilir. Kalkıp kapıyı açtığında ellerinde bayraklarla yedi ila dokuz kişiyi görür, bunlar Süfyani’ye “Biz senin ashabınız” derler. Süfyani onlarla beraber çıkar ve vadinin muhtelif yerlerinden bir çok insanda kendisine tabi olur. Allah kendisine karşı Şam sahibini çıkarır, ona karşı gelir savaşır, sancağına baktığı zaman, Süfyani onu hezimete uğratır.

    • Süfyani’nin çıkışının, Hz. Mehdi’nin zuhur alametlerinden olduğu
    4.53--- Naim b. Hammad, Kaab’dan tahric etti, O şöyle dedi: Beni Abbas’ın değirmeni döndüğü zaman, bayrak sahipleri atlarını Şam’da zeytin ağaçlarına bağladığı zaman ve bu ordu ile Allah’ın, “Esheb ve ailesinin” yok ettiği zaman, onlardan kaçacak ve saklanacak kimsenin kalmadığı zaman, Caferiler ve Abbasiler düştüğünde, “Ciğer yiyen oğullarının” (Süfyaninin) Şam minberine oturduğunda Berberi kavmi de Şam’a geldiği zaman, işte bu Mehdi’nin çıkış alametidir.

    4.13--- Ebu Kubeyl’den rivayet edildi. Buyurdu ki: Beni Haşimi’den bir adam Melik olur ve Beni Ümeyye’yi öldürür. Onlardan azıcık bir şey kalır, onlardan başkasını öldürmez. Sonra Beni Ümeyye’den birisi çıkar ve bir kişiye karşılık iki kişiyi öldürerek, kadınlardan başkasını sağ bırakmaz. Sonra ise Mehdi gelir. (Bu hadisi, İmam Ebul Hasen ve Ahmed b. Cafer el-Münadi Melahim isimli kitapta tahric etmiştir.)

    • Süfyani’nin çıkış alametleri
    4.51--- Naim, Ammar b. Yasir’den tahric etti, O şöyle dedi: (Mehdi’nin alameti) Türk size hücum ettiği zaman, malı toplayan halifeniz öldüğü zaman, o halifeden sonra iki yıl içinde de azledilecek olan zayıf bir adam başa geçtiği zaman, Şam’ın batısında batma olduğu zaman, Şam’dan üç kişi çıktığı zaman, Batı insanları da Mısır’a çıktığı zaman, bunlar Süyfani’nin alametleri olacaktır.

    • Süfyani’nin çıkış şekli
    4.40--- Naim b. Hammad, Halid b. Said’den tahric etti. Dedi ki: Süfyani elinde, vurduğu kimseyi öldürecek, üç kılıçla çıkar.

    4.60--- Keza (Naim b. Hammad), Ebu Hureyre’den tahric etti. O dedi ki: Süfyani’de Mehdi’de iki yarış atı gibi çıkarlar ve arkalarından gelenlere karşı galip gelirler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 4.36 hadisinin şu cumlesinin arkasina haşiye 19 dan devam et.

      kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de iyice yok eder. (İşte o zaman) Ehlibeytim’den Harem de bir Recul çıkar.

      Sil
  37. Hasan Hüseyin kardeş:
    Bediüzzaman çeşitli risalelerinde içlerinden çıkacak bir grubun (Gülen Cemaati)geniş bir daireye yayılacağını, risale-i nurlara sırtlarını döneceğini ve bir “şahsiyet”i öne çıkaracaklarını, bu “şahsiyet”in her şeyin önüne geçeceğini belirtiyordu.Bediüzzaman bu grubu tanımladıktan sonra Emirdağ lahikası sayfa 208’de aynen şöyle demişti:

    “Büyük dairede onun gibi dehşetli cemaatler siyasi islamiyeye darbe vurduklarından, 12-13-14-ve 16 tarihlerinde tokatlar yiyecekleri ihtar edildi.”

    Beşinci esas: Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmaması bir düstur-u esasîleridir. Çünkü hâlisâne hizmet-i Kur’âniye, onlara her şeye bedel, kâfi geliyor. Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklâliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Her hâlde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak. Hem maddî mübarezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdat ile birinin hatâsıyla onun mâsum pek çok taraftarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûp düşecek. Şuâlar, On Dördüncü Şuâ, s. 568”

    YanıtlaSil
  38. Evet herkes kimi hadis yorumlarıyla kimi vuku bulan olaylar ışığında yorumlar yapıyor lakin fitne bulutu çok şeyi gizliyor buda olacaklara insanoğlunun mani olmasına engel oluyor.kısacası vaat gerçekleşecek kimi rol alacak kimi seyirci dahi olamiyacak

    YanıtlaSil
  39. PAPA'DAN DUA İSTEMEKTE NE DEMEK? MANGALDA KÜL BIRAKMAYAN DİNİ CEMAATLAR LÜTFEN AÇIKLASIN... İSLAM DİNİNDE KARŞILIĞI NEDİR? YOKSA ONDAN KORKTUKLARI KADAR ALLAH'TAN KORKMUYORLARMI?

    YanıtlaSil
  40. -Bilinmeldir ki Son peygamber Ay devrinin sultanıdır. Ay tutulmasının etkisi denizlerin taşması, Volkanik faaliyetler, rızıkların kesilmesi, Kan akması Kıyamet'in gelmesi Şefaat kapısının ve Rızık Kapısının kapanmasına işarettir. Çünkü Resulullah'ın devri miladi 1917-1918 yıllarında bitmiştir ve kıyamet fetret devri başlamıştır. Bunun süresi bir asırdır.Bir asrın bitiminde O saat'in vakti gelmiş olur.. Süper kanlı mavi ay (büyük felaketlerin habercisidir.)

    YanıtlaSil
  41. BELED SURESİ-11 (fitne işgal)
    Felâk te hamel akabete. (Beled suresi 11) Bilinmelidirki beled suresi 90'ıncı suredir dolayısıyla kameri 1490 yılına hitap etmektedir Yani Hicri Muharrem 1439 miladi 2017-2018 yıllarına işarettir.

    -Felak: infilak patlama yarılma bir olayın zuhur etmesine işarettir.

    -Hamel: Koç burcudur. Ve merih yıldızını temsil eder. Merih yıldızına Allahu teala müslüman ve gayri müslimler arasındaki fitneleri ve savaşları yerleştirmiştir. Merih yıldızının bölgesi kudüstür.
    O zaman gelirsek Kameri Takvim'in Koç burcuna tekabül eden ay Aralıktır. Aralık 2017de kudüste müslümanlar ve gayri müslimler arasında bir fitne infilak eder ortaya çıkar. Ve olaylar başlamış olur. ve ilk zamanın hükmü tamam olmuş olur. Daha sonra Şems yılının müddeti gelir ve çatar. Şems yılında ise koç burcu 2018 Mart ve Nisan aylarına işaret eder. Bilinmelidir ki Ay kendiliğinden bir ışığa sahip olmayıp güneşin ışığını yansıtır. Dolayısıyla Kameri takvimin bölgesi olan kudüs Şems bölgesinin yansımasıdır. Şems Bölgesi ise Anadoludur. Koç burcunda Yani 2018'de Anadolunun akibeti belli olacak ve Fil ashabının işgali ile karşı karışıya gelecektir.

    -Bilmelisin ki dünya yedi kıta olduğu gibi Anadoluda yedi bölgedir. Anadolunun yedi bölgesinden her biri dünyanın yedi kıtasının birini temsil eder. Bu yüzden bu topraklar vaadedilen topraklardır.

    YanıtlaSil
  42. -Tek Kurtarıcı Kuran-ı Kerim ve Hatemül enbiya'nın öğütleridir.Kurtarıcı bekleyip Kuran-ı Kerim'i ve şeriat peygamberinin öğütleri (hadisleri) unutup bildiği ile amel etmeyip şeriatle terbiyelenmeyen nefislerinin karanlılarında kalanlar ancak bedbahdlardır. O şeriat peygamberi ve ona indirilen Kuran-ı Kerim dışında kurtarıcı yoktur ve beklenemez. Bir takım toplumlarda beklenilen kurtarıcı ancak ve ancak azaptır; (büyük ölümdür) Kıyamettir.. Kıyametin sahibi ise azamet ve kibriya sahibi olan Allahu tealadır.... (Lillahil Vahidil Kahhar).

    YanıtlaSil
  43. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  44. Bugün Takvim gazetesinde Ergün Diler'in Akdeniz başlıklı yazısı....
    Ergün Diler yazısında Akdenize havadan bakıldığında 79 geminin hazır beklediğini söylüyor. Türkiye, Rusya, ABD, İngiltere, Fransa ve Italya gemileri...
    Suriye merkezli bir savaşın başlayacağını belirtiyor.
    ABD Rusyanın bolgedeki egemenligini bitirmek istiyor.
    Herkes 3.dünya savaşının içinden geçtiğimizi biliyor diyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mars Güneş Venüs Arslan burcunda iken
      Arap prensi kilisenin egemenligini denizde yenecek
      Iranda bir milyondan fazlası bekliyor
      Gerçek yılan Türkiye ve Mısır a saldıracak

      Sil
    2. Kıbrısi diyor: Kıbrısta 200 bin Türk mü var, 150 bini denize, 50 bin kalır. 1 milyon Rum mu var, 800 bini denize, 200 bin kalır....
      Bu ifadeler Dogu Akdenizdeki deniz savaşını tarif ediyor.
      Insan uzulmeden edemiyor ama Afrin harekatına isgal diyen, Rumlar ile birlesmeye can atan, ezanı korna sesiyle bastıran, dini egitim istemeyen, Türk de degiliz müslüman da değiliz diyenler oldukça yaoacak bir şey yok. Kader kalemi yazar, kaza kılıncı keser.
      Bediüzzaman şifaen Kıbrısın tamamı Türkiyenin olacak demiş... Zira Yunan ve Rum Turkiyenin en zor doneminde bize saldıracak ve belasını bulacak.

      Sil
    3. 4 önemli gelişme var
      1- abd li general münbiçe operasyona sert karşılık veririz diyerek türkiyeyi tehdidi
      2-abd uçakları deiruzzor da bir sovyet tankını vurması kendilerince dosta düşmana mesaj vermeleri ruslarda yarın bugün bir abd uçağını indirebilirler
      3-yunanlıların türkiyeye gerekirse çatışırız mesajı zor durumumuzdan istifade edecekler akılları sıra
      4-çinin suriyeye gelmesi suriyede çin rus ittifakı kuruluyor
      herhalde israil başda bunu hiç düşünmedi artık golanı vermek zorunda dami kalabilirler
      iç siyasettede akp mhp ittifakı
      iyi hesap yapılmassa mhp seçmeni nasıl olsa bizim adayımız akp oyları ile seçilir barajı aşar denilip özellikle sahillerde ve egede tüm mhp oyları iyi partiye gider
      tek tek seçime girilse diyelim akp 45 mhp+ iyi parti 12 alacaksa
      akp mhp ittifakı ancak 47 alır ittifakda oy kaybolur
      tanıdığım 100 mhplinin ancak 10 tanesi akp ye oy verir kalan oylarda iyi parti chp ulusalcılara gider sanıyorum
      akp hesabını iyi yapmalı

      Sil
    4. türkiye ve mısıra siyon yılanı yani israil gibi geliyor bana..dogrusunu allah bilir..bu arada mısırda asuan barajıda yıkılır galiba

      Sil
    5. rejimle ypg deyrüzzor da çarpışırken
      ypg afrine rejimi çağırmış
      herhalde rejim valisi orada komu mankeni gibi duracak ypgde rejim bayrağı gölgesinde yaşayacak
      türkiye bunu kabul etmez
      savaş rejim ve iranlı milisleride içine alacak şekilde halepe doğru yayılabilir

      Sil
  45. meryem hanim kardesim sualardaki feto ile ilgili bolumleri degisik sekilde yorumliyanlar var 14.15.16 tarihlerini 1930.1940 li yillara gore yorumliyanlar var benim kanaatim de senin yazdigi bolumlerin fetoyu isaret ettigine dairdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "İkincisi: Şeâir-i İslâmiyeye ve siyaset-i İslâmiyeye darbe vuranlar on iki, on üç, on dört, on altı sene zarfında büyük darbeler yiyecekler diye bana ihtar edildi. Evvelki meselenin aksine olarak, geniş dairede vuku bulan o hâdisâtı ve büyük cemaatlere gelen o tokatları, küçük bir dairede şahıslara gelecek tokatlar suretinde mânâ vermiştim ki, tam aynen iki dairede, hem küçük, hem büyük, on iki sene sonra en müthişi dünyayı terk ettiği gibi, büyük dairede de onun gibi dehşetli cemaatler on iki, on üç, on dört, on altı tarihlerinde aynı tokatları yediler ve yiyecekler diye ihtar edildi."
      yiyecekler kelimesi önemli. 2012de MİT kriziyle siyasi iradeye açıkça meydan okudular ve kriz başladı. Fetönün yükseliş dönemi bitti, duraklama dönemi başladı. 2013te 17-25 aralık darbe girişimleri başarısız oldu, dersaneleri kapatıldı. 2014te 30 mart ve 10 ağustos seçimlerinde fetö destekçileri mağlup oldu. 2016da başarısız darbe girişimi sonrası topyekün tasfiye edilmeye başladılar. 2015ten hiç bahsedilmemiş. Çünkü 7 haziran 1 kasım arası hükümetsiz geçen günler fetöye yaramıştı. 2017 ve sonrası 2016nın devamı olduğundan zikredilmeye gerek duyulmamış olabilir.

      Sil

    2. RİSALE-İ NUR ASRIMIZIN RESMİNİ ÇEKİYOR

      Bediüzzaman Hazretleri asrımızın resmini çekmiştir. Bu cümleler, söz konusu resim karelerinden sadece bir kaçıdır.

      Bahsettiğiniz bu karede diyor ki: “Şeair-i İslâmiyeye ve siyaset-i İslâmiyeye darbe vuranlar on iki, on üç, on dört, on altı sene zarfında büyük darbeler yiyecekler diye bana ihtar edildi. Evvelki meselenin aksine olarak, geniş dairede vuku bulan o hadisatı ve büyük cemaatlere gelen o tokatları, küçük bir dairede şahıslara gelecek tokatlar suretinde mana vermiştim ki, tam aynen iki dairede, hem küçük, hem büyük, on iki sene sonra en müthişi dünyayı terk ettiği gibi, büyük dairede de onun gibi dehşetli cemaatler on iki, on üç, on dört, on altı tarihlerinde aynı tokatları yediler ve yiyecekler diye ihtar edildi.”1

      ANAHTAR KELİMELER

      Bu cümlede geçen anahtar kelimelere bakalım. Üstad Hazretleri Ankara’ya geldiği günden itibaren uyardığı ve fakat önünü alamadığı bir mesele vardır: Şeair-i İslâmiyenin tahribi!

      Bir seri halinde şeair-i İslâmiyeye karşı yapıla gelen tahribatları tarih kaydetmiştir.

      Bediüzzaman 1922’de meşhur namaz beyannamesinde diyordu ki: “Bilirsiniz ki ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâm’ın şearini tahrip ediyorlar. Öyle ise zarurî vazifeniz şeairi ihya ve muhafaza etmektir. Şe‘âirde tehâvün milliyetin za‘fını gösterir. Zaaf ise düşmanı tevkîf etmez, teşcî‘ eder.” 1923’te Lozan’da alınan “Din öldürülecektir” kararını ve daha sonra yeni hükümetin bu yönde yaptığı tatbikatları resmî tarih öğretmese bile, doğru tarih unutabilir mi?

      Meselâ 1924’te hilâfetin ilgası ve aynı tarihte şeairin öğretildiği önemli merkezlerden olan medreselerin ve tekkelerin Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kapatılması… Keza 1932’den 1950’ye kadar ezanın deforme edilerek Türkçe okutulması…

      Bunları tarihimiz kaydetmiştir.

      ESRARLI RAKAMLARIN İHBARI

      Bu tarihlerden hareket edersek, maddî manevî büyük darbelerin ne zaman ve nasıl geldiği zannederim anlaşılır.

      Meselâ 1922’den 16 sene sonra en müthişinin dünyayı terk etmesi…

      1932’den 12 sene sonra Mareşalin, Genel Kurmay Başkanlığından alınması ve aynı tarihlerde ülke genelinin yaşadığı kaht, gala, kuraklık ve kıtlıklar… Keza 1932’den 14 sene sonra yapılan seçimlerde Millî Şefin koltuğunun sarsılması, bunu anladıkları için seçimlerin “açık oy gizli tasnif” usûlü ile yapılması… Keza Millî Şefin devr-i saltanatının toplam 12 sene sürmesi ve 12 sene sonra millet egemenliğine mağlûp düşmesi…

      Keza, Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “O ikinci Harb-i Umumi ve o dehşetli şahsın dünyadan gitmesiyle ve şimdi de onun mesleği geri çekilmesi ve bir kısmı o mesleğin aksine din lehinde resmen çalışması ve ehl-i imanın istibdad-ı mutlakadan bir derece kurtulması ve az bir tevil ile o risaleciğin verdikleri haber aynı tarihlerde vuku bulması…”2 tarihi, demokrasinin istibdadı yendiği 1950 yılıdır.

      Nitekim istibdad-ı keyfî-i küfrî, 13’ün –alkışlayıcıları fazla olduğu için- iki katı olan 26 sene sonra milletin “yeter!” tokadına maruz kalmıştır.

      Cümlenin sonunda gelen resimde, “büyük dairede de onun gibi dehşetli cemaatler”den bahsediliyor. Burada bahsedilen “dehşetli cemaatler”, deccalizmin ve süfyanizmin şahs-ı manevisi olsa gerektir. Malûm, deccalin “şahs-ı manevisi olan dinsizlik cereyan-ı azimi pek cesimdir.”3 Ve bu şahs-ı manevî “bu zamanda cemaat şekline girmiş”tir.4

      Bu dehşetli şahs-ı manevinin “on iki, on üç, on dört, on altı tarihlerinde aynı tokatları” yiyecekleri bildiriliyor.

      Dilerseniz, bu tarihler esrarlı kalsın.

      Dipnotlar:

      1- Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2006, s. 358.
      2 - Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2006, s. 359.
      3- Bediüzzaman, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2007, s. 96.
      4- Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2011, s. 28

      Sil
    3. O tarihlerin başlangıcı Kevser Suresi ile ilgili tesbitlerin yapıldığı 1926 yılından itibaren başlar.Ayrıca o işaretlerin iki izah tarzı daha var. Bilmediğin meselelerde Risale-i Nur'u indi görüşlerine alet etme.

      Sil
    4. o yorum benim değil nurcularindir.

      Sil
  46. altan kardeş benim tahminim süfyani yahudilerle değil filistin ve zincirini kırmış mısıra karşı harb edecek Allahualem. Bakalım fetömü başka birimi bu süfyani, zaman gösterecek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim anladığım kendisine tabi olanları dalalete atan sürükleyen
      gavurlardan olursa çıkarsa deccal
      müslümanlardan olursa süfyan diye isimlendiriliyor
      tabi büyükleri var küçükleri var
      rivayetler doğruysa şu zamanda beklenen süfyan benimde tahminim
      amerikanın ve ab nin desteğini almış onların silahları ile savaşan bir ypg li
      veya bizden ırkcı düşünceleri olan biri olabilir
      yanlış anlaşılmasın mhpli olmasına rağmen bir nusret vardı bir nuh vardı biri türkce ezan istedi biri kavakcının kapısını yumruklamıştı alıp götürmek için
      yalnız bunun şartları daha şimdilik ortada yok
      ilerde ne olur bilemeyiz

      Sil
    2. olurmu? olur. buda bir ihtimal.

      Sil
  47. Hz. Mehdi as ile Hs Isa as öyle bir zamanda gelecek ki Dunyada La ilahe illallah diyen bir avuc insan kalacak.. Namaz kilan insan cok cok az olacak. Dunya yasanmaz bir yer olmus olacak. Su anda Dunayada görmedigimiz kadar zulm ve savaslar olmus olacak.. Kerametlere inanan insan kalmamis oldugu icin Hz Isa as mucize gösterecek peygamber oldugu icin.. Kerametlere inanan insan kalmamasi da Deccalin keramet gibi istidraclar göstermesibdendir.. yani henuz Dunya Hz Isa as nuzulu ve Mehdi as gelecegi zamana benzemiyor.. sukur elhamdulillah hala La ilahe Illallah diyenler ve hafizlarimiz var .

    YanıtlaSil
  48. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  49. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  50. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  51. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  52. Abdülmelik el huşu galiba yemani aklınızı karıştırmayalım ama bana öyle geldi nedense

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. husi ler sia dir.ashaba kufrederler. olamaz yani.bana gore.

      el kaide ve deaş teror orgutudur. ama sunnidir
      onlardan beklerim ama husilerden asla.

      bilhassa deas TEROR ORGUTU nun tevbe edip yemenden afganistandan farkli bir şekilde yeniden doğabileceği ihtimali kafamda var.

      sakin yanlis anlasilmasin deasli felan degilim o mana sakin cikmasin. sakin.

      nasil noyle bir seye ihtimal verdihimi soran olursa ayrieten açiklarim




      Sil
  53. İmam Bakır (a.s) Buyurdur: Mensur yamani sen’ağ dan şiddetli bir şekilde ordusu ile onlara doğru gelecek ve halkı cahiliyet döneminde gibi katliyamla karşılayacak, o şaşırmış ve gözleri şaşkınlıktan yuvalarından çıkanlarla görüşücek,onların bayrakları sarıdır ve elbiseleri renklidir ve aralarında şiddetli bir savaş olacak sonra o şaşkınlıktan gözleri yuvalarından çıkanlarla olan sufyani, onun aleyhine ayaklanacak Şarhul Ahkakul-Hak Seyyid ul-Mer’aşi c 29 s 515-İbn-i Hammad Fi Kitab-ul Fiten s 174.

    Arkadaşlar yamani sarı bayraklılarla savaşacak diyor değil mi? Sarı bayraklılar süfyaninin ordusu diyor?ben öyle anladım. Yamani kılıç ve gök gürültüsüyle desteklenecek diyor. Şu ihtimal geliyor aklıma; gök gürültüsü türkiyenin yüksek sesli yerli üretim bombaları, ve ypg sarı bayrak ile yamaninin ordusu yani öso savaşı.ilerleyen zamanda süfyani ve yamanide huruç edecektir. Yemende sarı bayrakklı rennkli giysili ordu yok. yamani yemenli olabilir ama bazı görüşlere göre ortaya çıkışı suriyeden diyenler var.Allahualem Bu konuda yorumlarınızı bekliyorum arkadaşlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. huseyin bey.

      İmam Bakır (a.s) Buyurdur: Mensur yamani sen’ağ dan şiddetli bir şekilde ordusu ile onlara doğru gelecek ve halkı cahiliyet döneminde gibi katliyamla karşılayacak

      bu kisimda yemaninin(hidayet bayraklarindan biri) sana dan cikacaği ve guclu bir ordusu olacaģi ve o sirada halkin bir katliama maruz kalacagi anlaşiliyor.

      fakat bu katliami yemani yapacak gibi bir anlam yok.zira yemeni
      sufyani ve horasani( haşdi şabiden evrilen başinda seysabani olan şia tabanli sahte siyah sancak) ayni zamanda ćikar ve bu katliami horasani yapar.

      diğer kismi bilhassa gozleei yuvalarindan cikanlari anlamadim. ama onlarla gorusmesi silah satişini yasaklama mevzuunda olabilir.

      bu kadar.gerisini bilmiyorum

      Sil
  54. Mustafa bey benimaboneligim iptal olmus herhalde telrfonu kullanmasini fazla bimiyorum.yanlislikla ben iptal etmis olabilirmiyim sizin tarafinizdan duzeltilebiliyorsa size zahmet gaybi haberler aboneligine devam etmek istiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özür dilerim. Benim tarafimdan iptal edilen bir sey yok. Belki bir arkadaş teknik açıdan size yardımcı olabilir.

      Sil
  55. İsrail el halil kentinde caminin içinde düğün yaptı orada da kaç tane peygamberin kabri şerifi var bu siyonistler iyice azgınlaştı ve bunların hakkından ancak Allah'ın izni ile hz.mehdi a.s ve hz.isa a.s gelecek inşallah

    YanıtlaSil
  56. Pyd esed işbirliğinin amacı ne

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. keşfiyat gelecekte pyd pkk nin rus safinda olacagini bildidir.
      esad putinden izinsiz kimseyle isbirliģi yapamaz. pud pkk nin rus safina girmesi başlamiş olabilir diye zannediyorum.

      Sil
  57. …Yukarıdaki manalardan Bediüzzaman’ın Mehdi olduğun dair sarih bir ibareyi göster. Hadi aslanım. Göreyim seni. Yoksa mikser olursun..
    1*Ne desem bilemedim maalesef yukardaki manalarda Bediüzzaman hz Mehdi olduğuna dair (açık-kapalı) bir ibare göremedim..bir kaç kez okumama rağmen şahs-ı manevide göremedim..sadece sizin görebildiğiniz bir manayı idrak edemediğim için beni bağışlayın cahilliğime verin.. Sizden perde kaldırılmış görüşünüz keskin maşallah.. mübarek olsun, Rabbim bize de nasip etsin …
    İbni Hammad’dan nakil yaparken hadisten söz etmedim diyorsunuz da konunun başka kaynaklarda da hadis olarak rivayet edildiğini siz de yazmışsınız biz de biliyoruz..sizi takib edenler ve yazılarınızı okuyan biri olarak ben de bu hadisi (en çok nazara verdiğiniz rivayetlerden biri)sizin birkaç deliliniz den biri(hadis) olarak hatırlıyorum.. Sizin (Mehdi geldi gitti,fark edemediniz. sizi tenzih ederim. mehdi beklemeyin.) görüşünüze delil olmayacağını düşünüyorum nitekim kendimce nedenlerini daha önce yazdım.. Yine aynı fikirdeyim, ikna edilmeye açığım. Müridi olamasam da muhibbi olduğum bir kamil ve mükemmil Mürşidim var. Mehdiyi Azam gördüğüm bir şeyhim veya abim yok.. yeni bir şey söyleyecek olursanız burdayım. Taassubum yok iddia sahibi ve fanatik değilim elhamdülillah ”Dünya da ama olan Ahirette de ama dır hatta daha şaşkındır”tehdidi altına girmekten Allah cc ilmine sığınırım..Rabbim bizi ve sizi muhafaza buyursun..Ancak kimsenin de malumatfuruşluğunu ve emaniyyesini kabul etmeye mecbur değiliz..
    Egonuz ve malumatınız sizi serhoş etmiş freni patlamış kamyon gibisiniz, Kavl-i leyyin ikazı bile sizi durduramadı.. Size tutulan aynaları tutanla beraber kırıyorsunuz , istediğini söyleyen istemediğini işitir de bizim usulümüz bu değil. Bloğun sağ üst köşesinde devlet büyükleri için yapılan ikaz mana büyükleri için de anlaşılsa anlasanız belki de münasebetimiz münazara olarak başlar öyle giderdi.. Mümin olarak bana dokunan ve cevap vermek zorunda hissettiğim, Evliya tasnifinize itirazımı ve devamında ki sitemleri doğru anlasaydınız(belkide ben doğru anlatamadım veya dozunu ayarlayamadım kabul)şecaat arz etmek zorunda kalmazdım siz de cahilliğimle muhatap olmazdınız.
    Müzakere(sınava tabi tutma)sizi kesmedi galiba cedel’e davet ediyorsunuz.
    “ Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”Nahl suresi/125

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. garibbiri kardeşim yazdiklarina aynen katiliyorum.

      altanelcm@gmail.com a bir mail atarmisin.

      sevgilerle..

      Sil
  58. esad kendini kurtarma peşinde abd ye yaranmaya çalışıyor.israil hazırlık yapıyor suriyeye girmeye.israil bizim gibi yapmaz sivil mivil dinlemez vurur geçer. Bizim afrin merkeze girmemiz 1 ayı bulur. Tahminen recep ayına denk gelir. eğer süfyani bu yıl çıkarsa receb ayının sonunda büyük bir destekle suriyeyi işgal eder.ardından 9 ay sonra muharrem ayında ocak ayına denk geliyo 2019 kışında Hz mehdi çıkar.Allahualem. bu senaryo şu sebeple mantıklı çünkü 2019 seçiminde süfyani hüsrana uğrayacağını düşünürse 2019 dan önce ortaya çıkar.Allahualem

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hüseyin kardeş muharrem ayı eylül ayına denk geliyor 20 eylul 2018

      Sil
  59. İnsanlık vahşet ve köylülükten çıktı. Medeni bir mertebeye erişti.
    BUYURMUŞSUNUZ..
    2*Siz hangi arz da yaşıyorsunuz! Hangi Dünyanın insanısınız!.Bu günkü insan mı Medeni?
    Bu günkü insan mı vahşetten çıktı? Suriyeyi görmüyormusunuz!Arakanı duymuyormusunuz? yoksa vicdanınız mı nasırlaştı? Ayrı ayrı azgınlıklar sebebiyle helak olmuş kavimlerin işledikleri günahların hepsinin birden bir gece de İstanbulda işlendiğinin Farkın da değilmisiniz? Hepimiz Lut kavminin çocuklarıyız,anarşist i…leriz diye pankart açıp meydanlar da gezen lgbt lileri hiç görmediniz mi ?duymadınız mı? Kan akmayan Müslüman coğrafya kaldı mı?
    CERN de yapılanlardan bi haber misiniz..Ba’l kapısını açmaya muvaffak olduklarını İşitmediniz mi?
    “Siz Ba’le mi tapıyorsunuz? Ve Yaratıcılar’ın En Güzeli’ni terk mi ediyorsunuz “ Saffat suresi/125
    Kainatı Türkiyeden ibaret görüp ülkeye göre yorum yapıp,mahalli,yerel vakıaları küreselmiş gibi sunup ve sıradan insanların avamın sizi anlayamayacağını iddia etmek komik kaçıyor..sıradan olmadan SIRRA-DAN olunamayacağını anladığınız gün umarım geç olmaz…
    “Hakikaten İblis onlar(beni adem) hakkındaki zan ve temennisini gerçekleştirdi, muradına erdi. Müminlerden bir kısmı hariç, onun peşine düştüler.” Sebe suresi /20
    Uyanın ey insanlar uyanın..Agah olun uyuyacağınız ve kan dökülmeyecek günler henüz gelmedi Şeytan altın çağını yaşıyor.. kendinizi avutmayın kanmayın ve kandırmayın..
    “ Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Azap size gelmeden önce Sonra size yardım edilmez.” Zümer suresi/54
    Bu günkü insanın vahşeti, hiç olmadığı kadar azgınlığı , gaddarlığı ve zulmü ne için..? Tanrıyı kıyamate zorlamak niye..?
    Nerede mehdiyet..?Nerede şahsı manevi?..Doğu Türkistanda her Müslüman Türk’ün evine kardeş aile projesi altında çinli erkekleri yerleştiren ,Mahremiyeti ve insan onurunu ayaklar altına alan Kominist Çin çığ gibi büyürken Büyük deccal Sovyetleri!kar gibi eriten iseviyet NEREDE?
    “Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.”Hacc/39
    “ Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın…” Bakara suresi/190
    “ Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur…”Nur suresi/55
    “ Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın…” Fatır suresi/5
    İşte asrımıza da bakan KUR’AN ayetleri..Anlıyana Mehdiyiazam’ın yol haritası
    Allahu alem

    YanıtlaSil
  60. Hz,. Peygamber buyurmuş “Dünya öküzün üzerinde” başka bir zaman “Dünya balığın üzerinde” bir başka zaman “Hem balığın hem öküzün üzerinde” buyurmuş. Uzaya araçlar gitti ne öküz gördü ne balık. Peki ne demek istenmiş. Buna benzer kimi demiş ki saltanat kalem ve kılıç üzerine yükselir. Bu ne demek?
    3*Bu rivayet ve yorumunuz tam da sizi anlatıyor..Dünyayı sabit, güneşi etrafında dönüyor zanneden insanlar gibisiniz..kominist Sovyetleri nin yıkılmasını telmih deki ustalığınızla; deccalin İsa (as) gördüğünde kar gibi eriyeceği rivayetiyle sunup görüşünüze delil yapıyorsunuz..ama bilmiyorsunuz ki dünyadaki bütün leri kurup tedavüle sokan ve yıkan şeytan ve Siyonist ittifakı..kominist Sovyetleri yıkıp küçülten Siyonistler ve müttefikleri, kominist Çini büyütüyor..kominist Sovyetler kar gibi erirken kominist Çin Çığ gibi büyüdü..Her halde İseviyet(şahs-ı manevi) yaptı diyecek değiliz.Bardağın dolu tarafını görüp boş tarafını görmüyorsunuz..Mehdinin zuhurundan önce olacağı rivayet edilmiş, BEYDA Çölünde ki batma olayını, 28 şubat diye tefsir edip, savunduğunuz mehdi söylemiyle tenakuza düşüyorsunuz.Tenakuzu ortadan kaldıra bilmek için şahs-ı manevi diyorsunuz..BEYDA rivayeti müteşabih değil ki açık anlaşılır zahiri manasını kabul etseniz olmaz mı?olmaz çünkü rivayet sizi tekzip ediyor..Gelmemişe geldi,olmamışa oldu derseniz tenakuzdan kurtulamazsınız.. yecüc mecüc hakkında ki anarşi yorumunuz da uzak bir teşbih den başka bi şey değil..Çünkü yecüc ve mecüc gelmedi görmedik..neredeler ve nasıl bir kavimler bilmiyoruz.. ama dünyayı istila edeceklerini vs biliyoruz..Dünya istila edildimi? Edilmedi
    “ Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn”
    “Nihayet yecüc ve mecüc, (sedleri) açıldığı zaman< hadebin > hepsinden saldırırlar.”Enbiya suresi/96
    Kıyamet Alametleri anlatıldığın da , bunların arası uzak mıdır diye sorulunca hayır bilakis çok yakındır öyle ki ipe dizilmiş inci tanelerinin ip kopunca ard arda saçılmaları gibidir..denilmiş
    İmam Rabbani müceddidi elfi sani (ks) kendisinin bir dönem mehdi olabileceğini düşünmüş ta ki mehdinin asrın başın da çıkacağı rivayetini görünceye kadar.Bir rivayetle düşüncesinden vaz geçmiş..zorlamamış
    “Anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az.”Her halde bu sözü arif biri söylese gerek
    Diye sormuşsunuz
    İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu:
    “Kaim yeni bir emir, yeni bir kitap, yeni bir hüküm ile kıyam edecek ve bu, araplara çok zor gelecek. Onun şanı, kılıçtan başka birşey değildir. Kimseden tevbe etmesini istemeyecek, Allah yolunda yaptıklarından dolayı, kınayanların kınamasına aldırmayacak.”
    “Kaim zuhur ettiğinde onunla araplar ve Kureyş arasında kılıçtan başka birşey olmayacak. Ve onlara kılıçtan başka birşey göstermeyecek… Allah’a andolsun ki onun elbisesi hep sert ve kalındır, yemekleri hep lezzetsiz arpa ekmeğidir ve o, kılıçtan başka birşey değildir ve ölüm kılıçın gölgesi altındadır.”
    Gaybeti Numani
    “Muhammed’i velayetin Hatem’i ve Kuran-ı Kerim,Mehdi ve kılıç iki kardeş olduğu gibi,iki kardeştir.”ibn Arabi
    “Ey Dâvud! Muhakkak ki Biz, seni yeryüzünün halifesi kıldık…” Sad suresi/26
    “Sonunda Allah’ın izni ile onları yendiler. Davud’da, Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimleri ona öğretti. Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleri ile savması olmasa idi, elbette yer yüzü alt üst olurdu. Lakin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.”Bakara suresi/25
    Zorba haksız yere katledendir..Kısas HAKtır
    Mehdi HALİFETULLAHtır..Saltanatı kalem ve kılıç üzerine yükselir..soruna cevabı rivayetlerden istihraç et..Halifetullah kimdir anla..

    YanıtlaSil
  61. “Bu Hz. Peygamberin yaşını 62 + 30 yıl da Raşid Hilafet devri hükmi yaşı = 92. Burada 30 yıl Nübüvvet üzere raşid hilafet (4 halife) devridir. Bu rakamın Mehdi ile ilgisi nedir? Mehdi Hz. Peygambere ayna olduğunu göre 92 + 92 = 184. Bu da Mehdi’nin isminin ebced hesabı. Yani Hz. Peygamber “İsmi ismime denk” dediği zatın isminin ebcedi hesabı.”
    4* Hz. Peygamberin yaşını 62 + 30 yıl da Raşid Hilafet devri hükmi yaşı = 92.
    Bediüzzaman hz 23 mart 1960 irtihal etti yaşı 82+58 yıl şahs-ı manevi hükmi yaş=140
    Hala dünya adalete hak ve hakikate hasret..
    Hz peygamberin yaşı 62
    Bediüzzaman hz yaşı 82 kelamı kibarın deyimiyle haddi aşmış (yaş konusun da) bu vasfına ayna olamamış..
    “Kırk küpü yerden göğe dizseler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü."
    Peygamberin hükmi yaşı 92 Mehdinin hükmi yaşı 184! Nasıl kabul edilir anlamış değilim..
    “Muhammed (as) zat ve sıfat olarak alemlere rahmettir.Onun hükümranlığının tamamlanması ise Mehdinin zuhuruna bağlıdır.”İbn Arabi
    Hz. Mehdi (a.s.) tıpkı Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi dünyaya hükmedecektir. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Hz. Mehdiy-il Muntazar)
    Tüm olarak, yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi müminlerden, ikisi de kafirlerdendir. Zülkarneyn ve Süleyman müminlerdendir. Nemrud ve Buhtunnasır ise kafirlerdendir. ARZ’A BEŞİNCİ OLARAK EHL-İ BEYTİMDEN BİRİ SAHİP OLACAKTIR. (Mektubat-i Rabbani, 2/251)
    “Hz Muhammed, imkanı olduğu halde, Hz Süleyman gibi zengin ve güçlü görünmemiştir.Bu nedenle Mehdi Süleyman’ın (as) tarzını Muhammedi bir miras olarak tevarüs eder.Dolayısıyla O Peygamber Muhammed’in (as) velayetinin bir tezahürüdür.”ibn Arabi “Bu nedenle İbnü’l Arabi şöyle der “Hz Muhammed’in hükümranlığı Mehdi vasıtasıyla tamamlanır.”Suad el Hakim
    << (Tıpki Hz. Peygamberin hizmeti gibi) Bu şahs-ı manevinin içinde ben olabilirim. Belki diğer birkaç kardeşimiz de vardır. Amma senin olmayacağına dair yemin bile edebilirim. Çünkü anlamıyorsun.>>
    Allah cc sizi ve diğer kardeşleri ,Mehdi(as) yardımcıları ve sevenleri arasına yazsın.. bu garibe de anlayış versin..yemin etmeyin dua edin bi şey kaybetmezsiniz..neyse ki iş sizin tekeliniz de değil.
    “Allah’ım sana inanarak ve peygamberini tasdik ederek,yaşarken Onu bekleriz.Şayet bize Onu görme nimetini verirsen, uymak ödülünden de mahrum bırakma,yardımcılarının ve sevenlerinin arasına bizleri de yaz..” Amin deyip bize dua edenleri de yaz, YA MUCİBED DEAVAT (CC)
    << Hele bir de mübarek bir konuya karı muhabbeti de sokuyorsunuz..>>Cümlenize verceğim cevap;Karı/nisa meselesini fususul hikem Muhammed (as) bahsinden okumanız..Belki ululazam peygamber Musa (as)Nikahlayaçağı hanımının mihri karşılığı için 10 yıl karın tokluğuna niye çobanlık yaptığını anlarsınız..Peygamber efendimiz oyun eğlence olsun diye evlenmemiştir herhalde! Allahu alem

    YanıtlaSil
  62. sufi kardeşimiz Mehdiye yakın LA İLAHE İLLALLAH diyen az olacaktan maksat hakiki manadamı? Yoksa sadece dil ile mi ? Bu çok önemli detay. Çünkü eğer dil yeterli ise fetö da diyor.Yok eğer hakiki manada ise günümüzde çok az olduğunu düşünüyorum. Çünkü namaz kılan çok az. Namaz kılıpta başörtüsünü reddeden bazı ayetleri reddeden. Veya Noel kutlayan paraya kıza makama tapan insanlar Allahualem. adam belki haberi olmadan iman gitmiş haberi yok. İkinci ihtimal ise yakın demektir. Allahualem

    YanıtlaSil
  63. Şimdi sana meydan okuyorum. Beş paralık ilmi haysiyetin var mı?
    Diye SORUYORSUNUZ
    6*YOK…İlmim de YOK, Haysiyetim de YOK..
    Sizin de buyurduğunuz gibi cahilim,ilme yabancıyım…
    “…İzzet Allah’ın ve O’nun Resûl’ünün ve mü’minlerindir. “
    İlim,Haysiyet,İzzet ve şeref sizin hakkınız ve sıfatınız.. bende yok..beli başım gözüm üstüne
    Şah-ı Nakşibend (ks) hz buyurmuş ki;İzzeti nefs,şeref ve haysiyet davası güden kapımıza gelmesin bizden bir şey alamaz..biz de almayı umduklarımız karşılığında İzzet’i nefs,şeref ve haysiyetten vaz geçtik..Zatım adem, Sıfatım zillet-acz, İsmim garib Hamd olsun..ben de ne gezsin haysiyet, şeref, izzet.. arş nere toprak nere
    “Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir…” Fatır suresi/10
    “Onların sözü mahzun etmesin seni. Muhakkak ki bütün izzet Allah'ındır…” Yunus suresi/65
    Sizi şahsen tanımıyorum ama seviyorum.. Allah için.. derdiniz den dolayı..ümmeti dert edinmeniz den dolayı.. nefsim adına sizi kırdığım bir konu varsa affedin.. özür dilerim.. elleriniz den öperim..hakkınızı helal edin..Baki selam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. garibbiri. İyi ki gripbiri değil. Zihni hezeyanlaştırır.
      1*Beşerin en büyük fitnesine maruz olan bir milletin çocuklarına laf anlatmak zordur. Çünkü o zaman beyin ve akıllar ve gönül ve ruh Duhan istilası altındadır. Öyle olunca cehalet diz boyu olmaz, bütünü kaplar. Eh o zaman işe Elif, Ba’dan başlanarak yeni bir toplum inşa edilsin ve din ihya olsun. Bu ilim ve hikmet sahibi Mehdi’nin açtığı yolun hizmetidir. Din Mehdi ile tamamlanır. Bu da katlederek değil. Kalb-gönül-akılları fethederek. Ne ile Kur’an’ın elmas hakikatleri ile. Hz. Peygamber buyurmuş. “Mehdi’ni okları harflerdir” diye. Bu da bürhan silahının mermileridir. Din katlederek değil inandırarak tamamlanır.

      Şimdi senin ahir zamanla ilgili çakma bilgilerin olduğunu göstermek için o balık ve öküz ile ilgili müteşabih hadisleri verdim. Çünkü ahir zamanın bütün ihbar ve rivayetleri müteşabihtir. Bu Arapça dilinin zenginliğinden gramer kaideleriyle manaca muhkem haline getirilmesi, sarf ve nahivle donatılarak beşer aklına hitap edebilecek çapta olmasından ileri geliyor. Dini ve imani hakikatlerle gaybi haberler sıklıkla müteşabihat ile izah edilir. Bu Arapça’nın özelliğidir. Bazen bir kavramı söylemek zıddını da hatıra getirir, küçük bir rakamla büyük rakam ifade edilir. Mehdi’nin bazı kaynaklarda 7 yıllık olarak gösterilen hakimiyetin aslında 70 yıl olduğunu ancak 7 yılının zirve olacağını ifade etmek içindir.

      Senin çakma bilgilerinin dışında gaybi ihbarların müteşabih olmasının hikmeti nedir? Bak Elmalı Efendi bu konuda şöyle diyor: “Müteşabihat manasız ve mühmel değil, kesret-i maaniden dolayı muayyen ve bir murad tayini mümkün görünmeyen ve daha doğrusu ifade ettiği hakaik-i muhita zihni beşerler kabil-i istiab olmadığından dolayı mübhem görünen bir ifadedir. Bu öyle bir beyandır ki, hakikat, mecaz, sarih, kinaye temsil, tahkik zahir, hafi gibi vücuh-u beyanın mecmuunu havidir. Zaten kelamda ibham, mevkiine göre en büyük vücuh-u belagattan birini teşkil eder. Her şahıs her manaya muhatab olmayacağı gibi bütün ilm-i İlahinin ifham ve tebliğine alel’umum beşeriyetin kudreti dahi mütehammil değildir”
      Yani burada ahir zamanla ilgili rivayetlerin herkes tarafından tam anlaşılamayacağını söyler. Senin müteşabihatı hakikat olarak görmen ve tevil edilemeyeceğini söylemen ve zahiri manalarına bakıp hüküm verilmesi gerektiğine dair dair görüşünü ıskat için balık ve öküz ile ilgili hadisleri verdim. Senin mantığının züğürt tesellisinden doğduğunu anlatmak için. Sen de yedin. O hadisler mutlak manada doğrudur. Çünkü orada Arapça’nın “hakikat, mecaz, sarih, kinaye temsil, tahkik zahir, hafi gibi vücuh-u beyanın mecmuunu havi” olma özelliği var. 14. Lem’ayı okursan orada bu hadisin muhteşem bir tefsirini görürsün. Çünkü öküz ve balkı ile şunlar ifade edilmiştir. Özetleyerek ve senin seviyene indirerek.

      Sil
    2. 2*Sevr ve Hut adlı iki melaike küre-i arzımıza nazır ve hameledir. Sonra bir başka mana işareti, dünyamızı toprak ve sudur. Suyu şenlendiren balıktır. Bir ekonomik geçim kaynağıdır. Toprak ise ziraat la şenlenir. Onun vasıtası da öküz iledir. Bu bir ikincisi ise: Ve iki melek alem-i misal ve alem-i melekutta bu işlerle temsil edildiğinden böyle bir benzetme yapılmıştır. Suya bakan ve toprağa bakan iki melek. Bitmedi. Bir devlet hangi gücün üzerinde yükselir. Kılıcın ifade ettiği askeriye ve bürokrasinin temsil edildiği kalemdir. Üçüncüsü ise eskiden astronomide burçlarla uzay hareketleri anlatılmış. Zamanımızda ise yeryüzünün yıllık hareketi çerçevesinde sırayla burçların önünden geçtiği (Hz. Peygamberce) belirtilmek üzere dünyanın öküz burcunun önünde olduğu, veya balık burcunda bulunduğu anlatılmak istenmiş. Çünkü o zaman böyle bir bilgi yoktu. Hz. Peygamber hem o zamana hem zamanımıza böyle müteşabih anlatımda bulunmuş. Hz. Peygamberin gayb aşina gözle gördüklerini Arapçanın muhteşem ifadesiyle böyle müteşabih olarak anlatmış. Ve senin misillü cehaletinin bir öneminin olmadığını ortaya koymuş.

      Siz deccali 7 minare boyunda beklerken büyük deccalin safhaları ve uzun ahir zamandaki eylemlerine anlamınız zordur. Bir örnek vereceğim. İstiklal Harbi’ni hem İttihatçılar, hem Müslümanlar, hem de milletçiler müştereken yaptı. Sarıklı vardı, şapkalı vardı, kalpaklı vardı. Ortak bir zafer kazanıldı. Ortak bir eylem ortaya kondu. Ama sonra bunlardan biri diğer ikisini tasfiye edip hükmetti. Şimdi İstiklal Harbi pis gericilerin, veya münafık İttihatçıların veya ırkçıların zaferi diyemezsin. Çünkü müşterek bir eylem vardı burada herkes iyi ve kötü gayret gösterdi. Ama biri hakim oldu. O tasfiye edilen diğer iki grubun bu işte bir dahli yoktur diyemezsin.
      Hz. Mesih’in ikinci nüzulünden önce hakiki İseviler yani Tevhitçi İseviler Hıristiyan dünyasında ortaya çıkan komünist harekete karşı 1930’larda büyük bir tepki gösterdi. Öyle ki Hitler ve Mussolini bile diğer Avrupalı ülkelere karşı aleyhte propaganda yaparken Müslümanları da İngiliz-Fransız’dan kurtaracaklarını söylemişler. Sonra tutum değişikliğine gitmişler ama onlara bu fikri veren Tevhiçti Hıristiyanlardı. Ki bu Tevhitçi İseviler 1945 sonrası adeta komünizme karşı dini ihya ile eylem gösterirken, savaştan nemalanan ve paralanan Yahudiler Filistin davası için çalışmaya başladılar. Onlar Filistin için oyun tezgahlarken Tevhitçi İseviler büyüyerek Hz. Mesih’in nüzulünde hazır kıt’a olma istidadı ortaya koydular. O Tevhitçi İseviler komünizmi çökertmek için dini ihya ettiler. İslam dünyasının işgalden kurtulmasını sağladılar. İslam’a askeri ve siyasi destek verdiler. Öyle ki 30 yıl sonra komünizm sendelemeye başladı.

      Sil
    3. 3* Macaristan’daki 1956 ayaklanmasının arkasında kim vardı? O olay Hıristiyanların gözünü iyice açtı. O muvahhit İseviler bir şey daha yaptılar muhteşem bir olaydır. 1975 Helsinki Senedi hazırlayıp Sovyetlerle imzalattılar. Bu senedin en önemli özelliği ne idi? Her millete kendi kaderini tayin hakkı veriyordu. Bu madde yüzünden 14 yıl sonra Sovyetler bu Tevhitçi İsevilerin tuzağı ile çökertildi.

      Burada tek gözlü beyinlerin bunları es geçip olaya sadece Siyonist eylemi ile bakmaları sonucu meseleyi kavrayamayarak saçmalarlar. Çünkü İstiklal Harbi’ni yaparken ehl-i iman ve İslam her şeyini ortaya koyarak gayret gösterirken müstakbel Süfyan da boş durmuyor ve olayı kendine çevirmek için bazı tezgahlara giriştiği gibi, Yahudiler 1917’de kendi tezgahları olan Sovyetlerin çökertilmesi sonrası boşta kalacak gücün kendileri için çalışması için dünyevi bir takım entrikalara tezgahladılar. Ne yaptılar? Küresel sermayeyi kurdular. 1978’de görünür hale geldi. Çünkü ABD bütün baskılara rağmen Büyük İsrail’i onlara kurmaları için yardım etmedi. O zaman ne yapılacaktı? Ortaçağda Avrupalıları kendileri hizmet ettirmek için finansı kullandıkları gibi yeni finans oyunlar tezgahladılar.

      1975’ten itibaren Çin’i dünya sahnesine sürdüler. Yahudi Kissinger’in bu konudaki dalaverelerinin bizim medya büyük bir diplomatik başarı olarak sunmuştur. Aynı tarihte Türkiye’yi askeri açıdan zayıflatmak için silah ambargosu uyguladılar. Demirel, Rusya’dan askeri uçak almaya kalkınca bir hafta geçmeden Fransızlar teklif getirdiler. Rusya’ya giden teklifi buradan kim sızdırdı? O sırada küresel sermaye ile batılı bütün ülkelerde 1980’lerin başında troçkist-neoliberal siyasetin iktidar yapılarak etkili olmasını sağladılar. Çünkü gördüler ki komünizm çöküyor o zaman Büyük İsrail için komünizmin kendilerine hizmet ettiği gibi Yahudi Troçkinin görüşlerini neoliberal siyasetle evlendirip onların önünü açtılar. 12 Eylül darbesi bir neoliberal darbedir. Ancak teknisyen olarak tanıdıkları Özal’ın iktidarını ABD’deki çalışmasından bakarak destek verdiler. Ama baktılar ki Özal milli-dini kimliği ile hareket ediyor İslam dünyası ile irtibata geçiyor, ne yaptılar bilir misin? Türkiye’de patronlar vasıtasiyle yeni bir siyasi darbe hazırlamak için bazı siyasi kombinezonları giriştiler. 1991’den itibaren koalisyon devri geri geldi. Ve daha sonra İsrail’in müesses nizamının devreye girmesiyle 28 Şubat tezgahlandı. Ama aynı anda Bill Clinton başka amaçlar peşinde koşuyordu. Türkiye’nin yeni dünya düzenini anahtarı olacağını belirlemişti. İslam dünyasının uyanacağını da.

      O zaman da Siyonist-neocon fesad şebekesi devreye sokulup oğul Bush ve 11 Eylül’ü tezgahladılar. Bush seçimi kazanmamasına rağmen kazanmış gösterdiler. Ve sonra Neoliberal iktidarlara 1990 yılında yeni hedef seçilen İslam dünyasını 3. Cihan Harbi’nin 2. cephesini açarak Afganistan ve Irak’ı işgal ettiler. Daha devam etmiyeyim bu kadar örnek yeter. Peki siz o zaman yüksek şeyhleri olanlar veya Adriyatik’ten Çin’e Türk dünyasının peşinde koşanlar, D-8’lerin peşinde koşanlar ne yapıyordu? 1990’larda mali kriz, 2000’lerde cumhuriyet mitingleri ve Ak Parti’yi devrime entrikalara ile uğraşıyordunuz. Ama FETÖ sessiz ve derinden Mossad ve CIA için harıl harıl çalışıyordu. Bunun 2004’ten itibaren hem Mustafa Özcan hem Mehmed Şevket Eygi gibileri açık açık yazdı. Eygi biraz daha ileri gidince tehdit edildi.

      Sil
    4. 4*Peki o sırada Tevhitçi İsevilerle hangi Müslüman grup küresel çapta 60 yıldır çalışma yapıyordu. Avrupa’da İslam’a karşı uyanan ilgi küresel sermaye ve troçkist-neoliberal iktidarlar tarafından nasıl gölgeleniyordu. 2004’te çevrilen İsa’nın Çilesi filmini kim ABD sinemalarında oynatmıyordu. Ki o filmde İsa’nın katili Yahudiler mesajı veriliyordu. Kim Risale-i Nur talebelerinin çalışması sonucu 1984’te, 1962 sonrası ikinci dev Tevhit adımını atıyordu. Artık “God demiyelim Allah diyelim” diyen kimdi?. Hangi Tevhitçi İsevilerdi. Papa 2. Paul niçin bir Türk anarşiste öldürtülmek istendi. Hangi haram para ve gizli odağımız Mossad’la İslam-Hırisityan arasında fitne tezgahlıyordu. Buna rağmen kül yutmayan o Papa’nın 1990’ların başında yazdığı ve bütün kiliselere gönderdiği Fatiha’lı dini eser neyi amaçlıyordu. O sırada sizler 28 Şubat kasırgasında suspus olmuşken Hıristiyan Muvahhitler ne yapıyordu?. Ya 2006’ya gelindiğinde ne oldu?. Irak’a 10 yıldır süren ambargo kalkarken kime ekonomik ambargo uygulanmaya başlandı. Filistin’e değil mi? Niçin Filistin’e.

      İşte bütün bunlar olurken Bediüzzaman Kur’an’ın tevafukatının işaretine dayanarak 28 Şubat’tın 1417 tarihinde olacağını ve onun Rumi 1417’de 11 Eylül’ün olacağını nasıl keşfetmiştir. Yani perde gerisinde küresel bir savaş sürüyordu. Risale-i Nur’u okuyan İsevi Muvahhitler faaliyete geçince neocon uşağı Gülen ABD dönüşü aldığı talimatla Papa’yı ziyaret ederek hedef saptırıyordu. Bunlar hep 1417 Hicri ve Rumi tarihlerde oluyordu. Ve Bediüzzaman Hicri 1417’de başlayan 6 yıl içinde Türkiye’de Tağuti bir hareketin olacağını yazmasına rağmen, hareketin başarısızlığa uğrayacağını direk değil, ama neticesi siyasi olacağından es geçip yazmıyor. Ama yüreklere su serpen bir merak bırakıyordu. Yani diyordu ki Mekke’den Medine’ye geçilecek.İman'dan, hayat şeriata geçilecek.

      Burada Beyda rivayeti vardır. 72 ay sürecek 3 safhalı bir mücadele. İlkini muhafazakar kesim kazınır. 1995. Sonra 1999’da diğer cephe. Yani muhafazakarlar mağlup olur. 2002’de ise üçüncü muharebe 3. Seçim. Beyda’da son savaşta iki kişi kurtulurmuş. O gece savaşı öncesinde bir çoban yabancıların olduğu orduyu Beyda’da görünce “Eyvah Mekke ehline yazık olacak” dermiş. Ve koyunlarının yanına dönermiş. Sonra geri geldiğinde onların yere battığını görüp şaşırırmış. Naslı oldu diye hayretini gizleyemez. Hemen Mekke ehline haber verirmiş Mekke reisi “Elhmadüllillah bu haber verilen alamettir” dermiş. O yere batanlardan biri beşir biri nezir iki kişi kurtulur. Beşir yani müjdeci Mehdi’ye haber verirmiş Nezir ise Süfyani’ye. 2002’de iki parti sandıktan çıkar. Yani 72 ay, 3 mücadele, bir çoban (sülü) iki tarafa iki haberci.

      Sil
    5. 5*Beyda=Beyaz üzerinden bir savaş verilecek. Yani beyaz medya, beyaz ekran ve beyaz kağıtlarla yürütülecek bir algı Süfyancı-neocon-siyonist operasyonu sonrası onlar siyaseten büyük bir darbeyle mağlup edilerek ehl-i iman ve İslam’ın yardımıyla her şeyin değişeceğini ima ediliyordu. Bediüzzaman sürekli fecr-i sadık, fecri- sadık deyip durur. Ve tam tamına 1950-1991-2002 ve 2021’e tarihlerine vererek. Ama müteşabihat gereği efradına cami ağyarına mani halleri işaret ederek. Ve O’nun bir talebesinin Kur’an’dan yaptığı istihraç ile hakimiyet-i İslamiye’nin 1969’dan başlayarak 2019’da zirve noktaya geleceğini müteşabih olarak haber verir. Çünkü o tarihler, Kur’an’ın lafzındaki cami çok manalara işaret ederek bu asırdaki manalarından birine işaret ediyor. Bunun ne anlama geleceği ise vukuundan sonra teville anlaşılacağını üstadı gibi nazara veriyordu. Bu sitede bunları ben yayınladım..

      Peki bütün bunlar olurken bizim mukaddesatçı ve milliyetçi camialar ne yapıyordu? İki adet derin devletin elemanı 2 liderle neocon-siyonist odakların ve 100 yıldır hükmeden mason fesad komitesinin taktiklerine kurban olarak onlara alet oluyordu. Siyasi iktidarın zayıflamasına zemin hazırlıyordu. Ekonomik krizler, terör, cuntasal baskılara fırsat veriyordu. Ehl-i tarik ise irşadı bırakmı, siyasi yolla hakimiyet peşinde idi. Rivayetler de var. Süfyan gelir bıçkı ile Mehdi’yi ikiye böler ve geçer. Hem de iki defa. Bir tarikat şeyhinin kurdurduğu parti bunu 1970’ten itibaren yaptı bir de FETÖ. Nasıl anlayamadık değil mi? Offf çok Duhan var.

      Bu arada Süfyan’a zemin hazırlayıp güç veren ve ta 1909’da Selanik’te İttihatçılar ve masonlarla hazırlanan planın gereği meydana gelen olaylarla dinsizlik alabildiğine gelişirken yeni nesiller Bediüzzaman’ın 1945’te CHP’yi mektupla ikazına rağmen dinsizliğe kurban oluyor ve dinden habersiz nesiller yetişince bunun tokadının ağır olacağını belirtiliyordu. Nitekim 50 yıl sonra haber verdiği zamanda PKK eylemleri Güneydoğu’yu esir almıştı. O tarihlerde orada askerliğini yapanlara sorun. Gündüz saat 17.00’den ertesi gün 8’e kadar şehirlerarası yolculuk yapılamıyordu. Emekli olan bir eski Genelkurmay Başkanı DYP Grubunda tenkitler üzerine yaptığı konuşmada silah ve teçhizat olmadığı için PKK ile mücadele edilemediğini söylüyordu. Ve askerler silah ve teçhizat sıkıntısını gidermek için koşa koşa gidip İsrail ile stratejik işbirliği anlaşmasını devlete sormadan yapıyorlardı. Zamanın Başbakanı Erbakan bir Fransız gazetesine verdiği beyanatta “Niçin İsrail’den silah alıyorsunuz” sorusuna “Adresi veren ABD’dir” diyordu.

      Çünkü Bediüzzaman tokatların dehşetli olacağını demişti. Bediüzzaman’ın 1945’teki uyarısından 16 yıl sonra (1961’de) dünyada ilk Ye’cüc ve Me’cüc Türkiye’de boy göstermişti. Geçenlerde yapılan bir araştırmaya göre dünyada terör yargılamalarının yüzde 40’ına yakın Türkiye’de olmuştu. Peki ehl-i irşad ne yapıyordu o sırada? Ortalıkta yoktu. Çünkü hepsine yasak ve takibat vardı. Din üzerindeki baskı herşeyi dümdüz ediyordu? Niçin? Sahi niçin?

      Ve sen tutturmuşsun bir kaim de kaim. Ne kaimi yahu. Bir mutasavvuf alem-i misalde bir şey görmüş ilmi seviyene uyan bir nitelemede bulunmuş. Mehdi diyememiş kaim demiş. Neyin nesi neyin fesi.

      Sil
    6. 7*Ahir zamanda İslam’ın hakimiyeti medeni hayatın geliştiği ve medeniliğin her yeri kapladığı bir zamanda olacağından artık eli silahlı mücahitlere gerek yoktur. Bediüzzaman bunun geniş tarihlerini Risale-i Nur’da izahını yapar. Hem de Kur’an’a dayanarak. 1222 İslam hakimiyetinin durduğu. Masonik fitnenin başladığı tarihtir. Sonra 1241 Süfyan’ın ileri karakolları çıkar. Yani ifsad komitesi mason komite askeriyeye ve bürokrasiye FETÖ’nün sızdığı gibi sızar. Öyle ki Veli bir Sultan Abdülhamid’in etrafını mabeyn paşaları kuşatır da bütün üstün meziyetlerine rağmen yayılan Süfyan komitesinin fesadını önleyemez. Bu da ahir zamanda şahsın bir öneminin olamayacağının bir işaretidir. Hem Kadiri gelenekten geliyor hem de Nakşi Şazeli koluyla irtibat halinde ama İbrahim Suresi’nin işaret ettiği gibi “Hamudun”da iş bitiyor. Artık ahir zamanın Halifetullahı’nın dönemi başlayacak. 18 yıl sonra daha doğrusu 1906 + 20 = 1926.

      Bediüzzaman her ayetin mana mertebelerinden her birisinin her asırda efradını olacağını belirtir. Bunların ne anlama geldiğini senin gibi Arapça bilmeyen. Tefsir usulünü bilmeyen, ilm-i ledünne vakıf olmayanlar çıkıyor. Kaim, yok yok Cabir, yok yok Selim, yok yok Kahtani, yok yok Süfyani, yok yok Süfyan sayıklamaları içinde vakit kaybettiriyorsunuz.

      Mehdi ile Mesih’in kimliğini herkes bilemeyecek. Özellikle Mesih’in. Mesih gibi Mehdi de bilinemeyecek. Senin gibi uyanıklar Mehdi’yi keşfedecek ve ona gidip “Sen Mehdi’sin” diyecek. O ise inkar edecek. Edince de iyot gibi açıkta kalacaksınız. Çünkü Mehdi Süfyan’ın hakimiyetinin zirvesinde iken hizmetini yapıp gider. Ve siz de Mehdi arar durursunuz. O sırada faraizi önemsemez, İttihad-ı İslam’a mugayyir onu buna çatar kendinizi konkveks aynada 7 minare boyundaiğit gibi görürsünüz. Halbuki o tip aynalardaki görüntü zahiri ve hayalidir, gerçekleri göstermez. Mezara girince de “Kendim ettim kendim buldum” şarkısını ile hesap günün azap içinde değil de dövünerek beklersiniz.

      Bu arada bazı Kur’ani işaretlere geçmeden önce bir Muvahhit Hıristiyanın tahkiki bir çalışma sonucu nasıl İsevi Müslüman vasfına haiz bir imana sahip olabileceğini anlatayım:

      Sil
    7. 8*Mustafa Özcan 30 Eylül 2009’da bir yazı kaleme aldı. Tevhitçi bir İsevi ile ilgili. Bugün ABD’de böyle çok insan var. O yazıda ilginç bölüm şu:

      “HAZRETİ İSA HIRİSTİYAN MIYDI YOKSA MÜSLÜMAN MIYDI?
      Amerikan eski Kongre üyelerinden Mark D. Siljander, ‘Öldürücü Yanlış Anlama’ adıyla bir kitap kaleme almış. Kendisi Hazreti Mesih’in konuştuğu Aramice ile birlikte İbranice ve Arapça uzmanlarından ve uzun yıllarını İncil araştırmalarına vermiş. El Cezire’nin “Washington’dan” adlı programına katılan Siljander, “Hazreti İsa Hıristiyan mı yoksa Müslüman mıydı?” sorusuna tarihi süreçten yola çıkarak ve bu program çerçevesinde cevap aramış ve cevap vermeye çalışmış. Yıllar yılı Aramice ve İnciller üzerine yaptığı araştırmalarda Hazreti İsa’nın aynen Kur’an gibi sabık peygamberler için Müslüman deyimini kullandığına vakıf olmuş, keşfetmiş ve bunu da dinleyicilerle paylaştı. Aramice İncil nüshalarını ve Hıristiyanlık kaynaklarını inceleyen Siljander yıllar yılı araştırmasının mahsulü olarak kesinlikle Hazreti İsa’nın (as) kendisinden önceki peygamberler için Müslüman sıfatını kullandığı gibi, İncil’in tek bir satırında dahi Hıristiyan ifadesinin yer almadığını ve geçmediğini tespit etmiş. İncil’lerde ve Hıristiyanlık teolojisinde yer alan baba-oğul gibi hususlar nasıl İsevi vahyine sonradan bulaşmış ise Hıristiyanlık gibi kavramlar da yine Hıristiyanlığın Yunanileşmesi dönemine ait bir keyfiyet olarak ortaya çıkmaktadır. Taassubu bırakan bunları görebiliyor.

      *Zeliha’nın Hazreti Yusuf nedeniyle kendisini ayıplayan kadınları toplaması ve onlara Yusuf’un güzelliğini göstermesi gibi Virginia’da 200 papazı bir araya getiren Siljander, onlara Kitab-ı Mukaddes’ten Hazreti İsa ile alakalı olarak bazı ayetler okuyacağını söyler. Onlar da Kitab-ı Mukaddes’ten (Kutsal Kitap) maksadın, haliyle İncil olduğunu düşünürler. Lakin toplantı günü geldiğinde Siljander’in onlara bir sürprizi vardır. Al-i İmran’ın 45 ile 50. ayetlerini okur: Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryemoğlu İsa Mesih’dir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.” Ayetler okunurken papazların yüzlerinde sevinç parıltılarını ve işaretlerini görür. Lakin Siljander ayetlerin İncil’den değil de Kur’an’dan olduğunu söyleyince lal-ı ebkem kesilirler. Kur’an ifadesiyle mebhut olurlar. Yüzleri yere düşer. Siljander’in kimliği ise ilginçtir ve olaydan da gariptir. Kendisi İslam düşmanı bir Neocon’dur. “

      Sil
    8. 9*Şimdi bazı hususların daha iyi anlaşılması için bir iki not vereceğim. Kur’an’ın mana mertebelerinden birkaç örnek. Bu zamanımızı da kapsıyor. Ankebut suresi/14: “Biz Nuh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli sene az kaldı. Sonra, zulümlerinde devam ederken, onları tufan yakalayıverdi.”

      Kıymetli müfessir Sağlam bunu şöyle açıklamış. Yani ayetin 6 manasını bulmuş. Çünkü bu ayet her manası ile ümmetimize de bakıyor. Ayet 63 harf. Hz. Peygamberin yaşı 63. Hz. Nuh (as) ilk resul, Hz. Peygamber son resul. Kur’an risaleti Nuh ile başlatıyor.

      “Biz Nuh’u gönderdik ki” cümlesinin ebced değeri 571. Hz. Peygamberin doğum tarihi. 5+7+1 = 13. Mehdi’nin de doğum tarihi toplam da 13’tür. Bu cümlede “kavmi” kelimesi hesaba dahil edilmiyor. Çünkü o bütün insanlığa, Hz. Nuh( as) kendi kavmine gönderiliyor. Burada kavmi kelimesinin ebced değeri 151. Bu Hz. Peygamberin kavimin Arapların 151 yıllık İslam’daki hakimiyetini işaret eder.

      “O kavmi içinde bin yıl kaldı” cümlesinin ebced değeri 1338. Bu Osmanlı saltanatının sonudur. Yani İslam’ın hakimiyeti 14 asırdır.

      Ayet Hz. Nuh’un bin yıl kaldığını söylemiyor “bin yıldan 50 yıl hariç” deniyor. Bu da Hz. Peygamberin 50 yıl Mekke döneminin İslam hakimiyetinde olmadığına işarettir. “50 yıl hariç” ebced değeri 953. 1338-953= 385 yıl. Yani 1400 yıllık İslam döneminde 385 yıl ilmi ve manevi ilerlemesi bu kadardır. Sonra gerilemeye başlamış. Bu da 465 yıl. Bediüzzman, bu ilerlemenin 300 yıl olduğunu belirtir ve 500 yılın yarı yarıya ilerici olarak sayar.

      Hz. Peygamberin manevi ve kültürel süresi ise 43 yıldır. Buna hem Ankebut Suresi’nin sırası 29 ve 14. Ayeti ile işaret ediliyor: 29+14=43. Buna benzer birkaç ayet daha var.

      15. Sure Hicr 87. Bu ayetteki “Biz sana 7 çift (mesani) ve Kur’an’ı verdik” buyrulur. 7 çift 14 eder, ki İslamın 14 asır hakimiyetine bakar. Bu ayetin ebcedi değeri 1526. Yani İslam’ın açıkça yer yüzünde görülmesinin 1526 yıl edeceğine işaret eder.

      Burada bir husus var. “Biz sana büyük Kur’an’ı verdik” ebcedi değeri içinde bulunduğumuz 1439’a bakar. Peki bu yıldan sonra ne kadar?. O ayet nosu 87. Demek ki bu yıldan itibaren 87 yıl. Daha başka hususlar var ama 1247’de başlayan Mason hakimiyetine ve Süfyan'ın ön zeminine bakan ayetler de var

      Sil
    9. 10*Bir ayet daha var. İşin içine hem Mesih de Mehdi de giriyor. “Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki İsa Havârilere 'Allah yolunda bana yardım edecek kim var?' diye sormuş, Havâriler de 'Allah'ın yardımcıları biziz' demişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir zümre iman etti, bir zümre ise kâfir oldu. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik ve onlar üstün geldiler.” Saf/14

      Bir önceki ayette 13 asır denilerek fetihlerle müjdelendik. 14. asırda ise yani 1300’lü yıllarda fütuhat değişiyor. Mehdi ve Mesih ile. Yani yeni bir misyon ortaya çıkıyor. Deccal zamanını kast ederek Yahudileşmiş, maddecileşmiş, katılaşmış bu asrın, maneviyat ve ahlakla dengelenecek. Bir nevi İsa Mesih’in misyonuna bürünen İslam, manevi cihad ile uyuşan bir Mehdi hizmeti ile silahsız olarak İslami bir sulh düzeni kuracak. Bu hal Medine’de de geçerli idi. Medine ashabına yani Ensar’a İslam’ın manevi yönüyle yetinmeye teşviki vardı. Ensar da mal ve mülk peşinde koşmadan Medine Yahudilerine örnek oluyorlardı.

      Ayetteki "Beni İsrail (Yahudileşmiş o toplumdan) bir grup inandı" 1437 yılına bakar. Dünyevi makam için kalkışan Yahudileşmiş FETÖ cemaatine karşı Türk ehl-i iman ve İslam’ı buna karşılık manevi enstrümanlarla oyunlarını bozdu.

      Yani ayetteki “Böylece İsrail oğullarından bir zümre iman etti, bir zümre ise kâfir oldu. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik ve onlar üstün geldiler.”

      “düşmanlarına açıkça üstün geldiler” Osmanlıca hat ile 19 harftir. "Bir grup inandı"nın ebced değeri 1437 idi. 1437+19 =1456. Mesih’in misyonu o tarihte dünyada zirve yapacak. Bunun siyasi olarak değil, manevi olarak düşünülmelidir. Bu da Mehdi ve Mesih misyonunun şeriat-ı Ahmediye üzere olacağı anlaşılıyor. Yani zat-ı Ahmediye’nin temsilcileri Mehdi-Mesih hükmedecek. “Mehdi kimseyi uyandırmadan ve kan dökmden” hizmetini yapar” rivayeti böyle anlaşılmalıdır.

      Bu yıla bakan ve 5 yıl sürecek bir dönem var. 1439-1444. Cin Suresi 16-17. “Eğer insanlar ve cinler doğru tarikat (yol) üzere gitselerdi, Biz onları bol bol yağmurla rızıklandırırdık. Böylece onları nimetlerimizle sınarız. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Allah onu gittikçe artan bir azaba sokar”

      “Biz onları bol bol yağmurla rızıklandırırdık.” Ebcedi değeri 1444.Bu dönem yukarıda belirttiğim gibi 1439 ile başladı. Allah görülmedik bir şekilde ahir zaman Mehdisi zamanında hem maddi hem manevi fütuhat yağdıracaktır. Tabi manevi hayat istikametinde tam gidilirse.

      Gözünü kan bürüyenlere ilan olunur.

      Sil
    10. 1*Görünen o ki siz muhataplarınızın cevaplarını anlamak için değil,hata bulup, alt etmek niyetiyle okuyorsunuz..nasipsizliğiniz bundan..söylediğiniz yeni bir şey yok eski söylediklerinizi tekrar edip duruyorsunuz..Hz ALİ (ra) meram’ınızı kısa cümlelerle ifade edin çünki dinleyen anlatandan daha çok yorulur buyurmuş..Bir dirhem bal için bir çeki odun yenmez.
      Dünyanın öküzün üstünde olduğuna dair rivayetin müteşabihliğimi kalmış..okur yazar her çocuğun manasını bildiği bir şey..akşama kadar burclarıyla ilgili fallara bakıyorlar..sorun bi çocuğa anlatsın size öküzü(boğa)balığı..eskiden insanların burçlardan haberi yoktu..Dünyayı sabit güneşi dünyanın etrafında dönüyor sanıyorlardı onlar için rivayet müteşabihti..size cevap olarak yazdığım 3 nolu metin bu cümleyle başlıyor..siz bizi seviyesiz görseniz de biz sizi arif zannediyorduk..işaretten kanarsınız sandık..uzun yazmadık..lafın tamamı kime söylenir bilirsiniz..sizin her evham’ınıza ayrıntılı cevap yazmaya vaktimiz yok..vakti israf etmekte haramdır..sevindiğiniz şeye bak zokayı yutmuşum..çocuk ruhlusunuz..sizden yuttuğum tek şey hakaretleriniz..büyüklük edip söylemişsiniz biz de küçüklük edip yuttuk..
      Nahv,sarf,belagat,arapca bilmek insanı dil alimi yapar..din alimi olmak için pak/temiz olmak gerek..bu ilimlerde üstad olmuş nicesini gördük ki din konusunda cahiller..Allah gaybı bilmez,Meryem hem erkekti hem dişiydi,peygambere selavat yalakalıktır…bi de bunların üstadı var hocalarının hocası İsa (as)ölmüştür diyor..dördüncü kat semada oksijen mi var yemek mi var orda yaşayabilsin..eyvah!eyvah! ibret olsun..ibret oldular, ben deistim dedi öldü..iblis de çok alimdi,ilmine güvendi tard edildi..
      Ana dili arabca olan arab devletlerinin ve halkının durumu ortada..Kuran da arapların çoğu inanmazlar,sözden anlamazlar diye ayetler var..arap milliyetçileri gibi onlar bedeviler için der geçersiniz..(dil öğrenmek için dağ taş bedevilerin peşinde koşup,köylerinde yaşadıklarını söylemezler) dil alimi olmak fazilet olsaydı,üstünlük ancak takvadadır denmezdi veya arabın aceme,acemin araba üstünlüğü yoktur üstünlük takva iledir denmezdi..sarf, belagat,arabca bileninde ümmiye üstünlüğü yoktur..Bak Allah cc kuranda ne buyurmuş;” O'na(kur’ana) ancak arınıp temizlenmiş olanlar dokunabilir.”Vakıa suresi/79 Mutasavvuf hakkın da haddini bil.. O kadrini kıymetini takdir etmekten gafil olduğun silsile-i zeheb,Said-i kürdi yi Said-i Nur,eski saidi yeni said yapmışlar teveccühleriyle..onların şahitliğiyle Bediüzzaman olduğunu biliyoruz..Bediüzzaman hz ifadelerin den de zikir telkini aldığı,istimdat istediği,üveysi usulle terbiye gördüğü üstadlarını biliyoruz..siz yazmaktan içtinap etseniz de veya körlüğünüzden göremeseniz de hakikat bu..Mutasavvuf hakkın da ancak gafil ve hakikat bilmez, ehl-i kibirin edeceği lafları etmenizin bir bedeli olur..belki de ahirette sizi ilk sigaya çeken Bediüzzaman hz olur.

      Sil
    11. 2*…ahir zamanın bütün ihbar ve rivayetleri müteşabihtir. Cümlesini sizin yazınızdan aldım.
      Rivayetlere müteşabih diyorsunuz,siz anlamazsınız , hatta evliya bilinenlerde karıştırmış tevil edememiş ifadenize tebessüm edip geçtikten sonra sizin yorumlarınıza bakıyorum..Metni alıp tefsir ediyorsunuz (bu size yetmiyor..)sonra ortaya çıkardığınız manayı tevil ediyorsunuz..sonrada tevil ettiğiniz manayı görüşünüze uygun hale getirip işte delil diyorsunuz..bravo bu sizi mutmain ediyor da bizi tatmin etmiyor..yoksa haddimize mi size itiraz etmek..eskilerin bi sözü var bilirmisiniz”Aklımı kandır,gözümü çıkar”
      Ebga,cabir vs..rivayetlerini yapan mutasavvuf kimmiş bi bakın..Ehl-i beyt imamları.. misal aleminde gördüklerini anlayamamışlar...!!! size tahsisli bi alem olduğundan herhalde..bu konuda sizi mahcub edip yüzünüzü kızartmak istemem ama edeb…ilim geride kaldı illa edeb illa edeb..
      “… Allah sizden kiri/lekeyi gidermek istiyor ey Ehlibeyt, sizi tam bir biçimde temizlemek istiyor.”Ahzab/33
      “…De ki: "Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum…"Şura suresi/23
      Bi bakın bu ayette geçen meveddet kelimesini alimler nasıl tefsir etmişler..Bu sevgi baba nın çocuğunu,kişinin yârini sevmesi gibi değil..bu sevgi için de saygıyı ,tazimi,hürmeti barındıran ve bitmeyen bir sevgi.. Taassub’un size neler söylettiğine bi bakın..?İtirazları dostça yapılmış ikazlar olarak anlayıp inadınızdan vaz geçin..Rivayetlerle alay etmeyi bırakın..
      Siz muhaddis misiniz..ravisi şia diye metni inkar mı edelim..siz görmezden geliyorsunuz diye bizde kör mü olalım..? Şia rivayetlerinin çok olması onlarda mehdi inancının iman esasları arasında olmasından kaynaklanıyor..bu yüzden bizden daha çok bilgiye sahipler..bizim kaynaklarla uyumlu bilgileri almanın hiçbir mahsuru yok..ravileri tanımıyoruz,sika mıdır değilmidir bilmiyoruz, ancak metinler günümüzle uyumlu..
      Mesala İmam Zeynel abidinden rivayet edilmiş; Süfyani’nin ayaklanması, Hz Mehdi(a.s)’ın zuhurunun en önemli alametlerindendir. Süfyani Hiristiyan olmuş bir halde boynuna haç takıp rumların diyarından gelecektir. O bir gurup insanın başkanıdır.
      İmam Caferi sadıktan rivayetle; O, Horasan’daki hükümeti yıkmak için Rumlar’a gidecek ve Hristiyan olarak dönecek.. anlıyoruz ki önce Müslüman, rumlara gittikten sonra Hristiyan ve anlıyoruz ki DÖNECEK.. ve İmam Suyutinin rivayetiyle Fıratı kafir olarak geçer..
      Blogun arşivinde var tartışılmıştı..” Süfyani elinde,vurduğun da kişiyi öldürecek üç kılıçla çıkar”
      Üç kılıcın nato müşterek harb merkezinin amblemi olduğunu söyleyenler oldu..fotoğrafı da vardı..
      Siz itibar etmeye bilirsiniz,sizin görüşlerinize uymaya bilir,ama bu rivayetler değerli..zaten kaynaklar kısıtlı,Ehl-i sünnet kaynaklarıyla uyumlu olanlar başımız üstüne..Bizde olmayıp da onlarda olanları da dikkate almakta fayda var..Siz üstadınıza uymayanları kabul etmeye bilirsiniz..sizin bileceğiniz bi iş

      Sil
    12. 3*Siz hümanist olabilirsiniz,benim gözümü kan bürüdü..Sizin medeni dediğiniz dünyanın Irak,suriye,filistin,arakan da ki çocuklara,masumlara,kadın ve yaşlılara yaptıkları zulüm,katliam uykuyu haram etti insanlara..ben ve benim gibi düşünen insanların gözünü kan bürüdü..Allah’tan bu masumların intikamına bizi memur etmesini ,bu yolda istihdam etmesini niyaz ediyorum..Siz mehdi geldi gitti deyin..biz gelmesini bekliyoruz..siz ilimle feth edeceğiz deyin..biz kılıçla intikam alacağız inşallah..
      Seviyeme düşmeyin de merak ediyorum şu elinizdeki kuran’ın kılıç gibi olduğunu söylediğiniz elmas hakikatlerini,şimdi değilse ne zaman kullanacaksınız..İsraili,abd,rusyayı,çini,ab,nato,koalisyona dahil 65 ülkeyi ne zaman feth edeceksiniz..feth etmekten vaz geçtik nasıl durduracaksınız.. gerçeği bildikleri halde üstünü örten ehli kitabı(ali imran/71) hangi ilimle ikna edeceksiniz..Henüz bu bloğun müdavimleri arasında bile başaramadığınız “ittihadı islamı” hangi tavırla genele şamil hale getireceksiniz..
      Deccal konusun da ki görüşümü nasip olursa yazınca öğrenirsiniz..sizin söylediğiniz gibi olmadığını anlarsınız..yedi minare boyun da bir deccal beklemediğimizi fark edersiniz..zaten deccal konusu kamilen bilinmediği için yanılgılar ortaya çıkıyor ..meydan da bi sürü şarlatan mehdi diye geziyor.
      Kıssıngerin Yahudi olmadığını size anlatmaya vaktim yok..siz 2012 yılında söylediği”2022 de İsrail olmayacak”sözünden ne olduğunu araştırın.. Kitabı mukaddes Hezekiel 38-39 bölümü okursanız Sözün kastını ve planlarını anlamaya yardımcı olur..çünkü bu güne kadar ki senaryoları dini metinler üzerinden gerçekleştirdiler..insanlara suni kıyameti yaşatıp taptıkları kralı tahtına oturtmaya çalışıyorlar..tek dünya düzeni..tek dünya devleti..tek kral
      Size kardeşiniz olarak son tavsiyem;Allah cc Musa (as) ağaçtan hitap etmiş..Varlık mertebesin de insanat ve hayvanat dan sonra gelen nebatat mertebesinden..Musa (as)sizin gibi yapmamış..kendi mertebesinin altından kelam edildi diye kulaklarını kapamamış, Hakka arif olan mazhara bakmaz zahir olana bakar,Hakkın bize hangi mertebeden,hangi mazhardan tecelli (kelam) edeceğine biz karar veremeyiz..Arif olan Hakkı hangi mertebe ve mazhardan zahir olursa olsun kabul eder, red etmez..Eskilerin dediği gibi söyleyeni bırak söyletene bak..Padişah’ı tahtın da herkes tanır..marifet tebdil’i kıyafet ken tanımak..Allah’a emanet olun..baki selam

      Sil
    13. Kardeşim ağzına yüreğine sağlık aynen imzamı atıyorum. Kimseye zorla bir şey anlatamazsın,sen ne kadar alim olursan ol kişi aklı kadarını anlar. Kendini bu boş kısır döngüye kaptırma, bak ben malum şahsın yazılarını hiç okumuyorum kafam rahat,tavsiyem sen de aynısını yapabilirsin. Senin yazdıklarını ilgi ile okuyorum. Devamını dilerim. Fazla tevazu bazen yanlış anlamalara neden olur. Vakarını kaybetme. Bildiklerinden söylenebilir sınıfından olanları paylaşırsan memnun olurum ben okuyorum. Burası bir sofradır,isteyen istediğinden alabilir. Herkesin kendi tercihidir. Öyle değil midir Mustafa kardeş? Selametle kalın...

      Sil
    14. Sevgili Ahmet Tutar abim..
      Hakkımda ki hüsnüzannınızı Rabbim boşa çıkarmasın ,Dua yerine kabul etsin inşallah..
      Nasihatınız için Allah cc sizden razı olsun..Bizden Allah cc razı,efendimiz hoşnut olsun yeter..insanların takdiri veya tahkiri bizim için birdir..büyüklerimizin emri icabı takliden de olsa gayretimiz bu yönde,Rabbim muvaffak eder inşallah..Yanlış anlayacak olanlara,Allah cc idrak versin demekten başka çare yok..
      “…Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı( ) alçak gönüllü, kâfirlere karşı( ) güçlü ve vakarlıdırlar. Allah yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar…”Maide suresi/54
      “ Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, kafirler karşı şiddetli, birbirlerine karşı da merhametlidirler…” Fetih suresi/29
      “ Rahman’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında selam der( geçer)ler” Furkan suresi/63
      Bu siteden ve yorumcularından çok şey öğrendim..Sebeb olandan ve bildiklerini yazan abilerden Allah cc razı olsun,dediğim dedik diyenlerede izan versin..
      Yazdıklarım benim malım değil, nakil yapıp paylaşıyorum,daha iyi anlayan biri çıkar bizim göremediğimizi görür,faydalı olur zannıyla..
      Selam ve dua ile Allah cc emanet olun

      Sil
  64. 1*Dini meseleler İlahi vahye ve mesaja bağlı ilmi bir mahiyet arz eder. Kulak dolgunluğu veya indi mülahazalar geçerli değildir. Hz. Peygamber bir hadisinde “İlim ancak taallüm (ders okuyarak ve çalışarak öğrenme) ile, fıkıh da ancak tefakkuh ile elde edilir” buyurmaktadır. İlim sahiplerinin verdiği bilgiye göre Hz. İsa (as) nüzulü ile ilgili 29 kadar tevatür derecesinde hadis bulunmaktadır. Yani haberi sağlam bir kaynağa dayanıyor.
    Hz. İsa’nın (as) ilk gelişinde Yahudiler dinden inhiraf ettikleri ve dünyevileştikleri ve dünyevi beklentiler içinde olduklarından onu kabul etmediler. Tıpki bugünkü bazı cahil Müslümanların eli silahlı, dünya siyaseti ve saltanatı olan bir Mehdi bekledikleri gibi. Bu her devirde ve zamanımızda olduğu gibi sıkça görülen bir hal. Beklenene olan özlem veya aşk kör edermiş hesabı “Nebiy-yi Muntazır”, veya “Mehdi-yi Muntazır” geldiğinde kimse onarı tanıyamaz. Kardeşlerini Kenan’da ararken Mısır’da gördüklerinden tanımayan Yusuf’un kardeşleri gibi veya Mecnun’un Leyla’yı tanımaması gibi, Hızır’ı gördüğü halde aramaya devam eden gibi. Hz. Mesih 2000 yıl önce tanınmadığı gibi şimdi gelince de tanınmaması ise bir başka hikmete binaendir. Çünkü lazım değildir. Sadece yakınları ve üst düzey talebeleri nur-u imanla tanır.

    Hz. İsa’nın (as) ilk gelişinde Yahudiler iki büyük gruba ayrılmıştı. Hz. Mesih’in ilk gelişinde dünyevi ve maddeci görüşe sahip olan Saddukiler ve manevi hassasiyeti kaybederek şekle ve hurafeye sapan Ferisliler olarak. Kısaca münafık ve cahil olarak. Her iki grup Davud krallığını kuracak, Yahudileri kurtaracak ve dünya hakimiyeti kuracak Allah’ın yardımına mazhar mübarek bir resul beklediler. Hz. Mesih ahiretlerini kurtaracak ve tevhidi hakim kılacak ve manevi hakimiyeti sağlayacak biri olarak gelince kabullenemediler. Ve onu öldürmeye kalkıştılar. Halbuki Cenab-ı Allah’ın onlar için Tevrat’taki vaadinin, Hz. Süleyman eliyle gerçekleştirdiğini kabul etmediler ve o beklentilerini sürdürerek hataya düştüler. Fitne-fesadla Hz. Mesih İsa’nın (as) hayatına kast etmeye kalkıştılar. Tıpki 1.5 yıl önce Kur’an’da Mehdi’yi temsil eden Hz. Yahya’yı (as) şehid ettikleri gibi. Ama takdiri-i İlahi bu cinayete Hz. Mesih’i ref ederek hesaplaşmayı ahir zaman bırakır. Hz. Mesih (as) ve Mehdi (ra) çifti Yahudilerin bütün dünyaya fitne-fesada boğdukları ahir zamanda dinsiz komiteleri ve şahs-ı manevilerini öldürerek dünyayı büyük bir dinsizlik tehlikesinden kurtarırlar. Ve insanlık yeniden Habil-Kabil cinayeti öncesine dönrerek sulh ve adalete kavuşur.

    Mesih-Mehdi çiftine Kur’an işari olarak temas ediyor mu? Hangi şahıslarla? Çünkü Büyük-Küçük Deccal çiftine karşı çıkacak Mehdi-Mesih için tevatür derecesinde Hadis varken Kur’an’ın meseleyi müteşabih olarak bıraktığı akla geliyor. Çünkü madem kuru ve yaş her şey Kur’an’da varken cennetin 7. Seyyidi olan bir zatın ve büyük bir ümmeti olan Nebi’nin ortaklaşa mücadelelerine Kur’an’ın değinmemesini olamazdı. O zaman müteşabih misallerle akla kapı açarak tefehhüme bırakması beklenir. Tabi bu da ilmi bir çalışmayı gerektirir. Çünkü her aletin müteaddid manaları var. Sonra her bir mana küllidir. Her asırda fertleri bulunur. O zaman asrımıza bakan efradına bir bakalım.

    YanıtlaSil
  65. 2*Mehdi-Mesih, başka Talut-Calut, daha başka Talut-Davut, bir diğer başka Mesih-Yahya. Bu mübarek zatlar ahir zaman için neye işaret ederler. Akla kapı açan Kur’an gerçeği bulun diyor. Biz de bulalım. Çünkü sırrı- teklif, hikmet-i ibham, imtihan sırrı ahir zaman hadiselerini anlamada bir anahtardır. Tıpkı Musa-Firavun, İbrahim-Nemrud, veya Mesih-Büyük Deccal, Mehdi-Süfyan. Bunlar belki İblis-Adem’in cennet hayatında başlayıp dünya hayatında imtihan sırı ile devam eden küfür ile imanın veya dünya-ahiret taraftarlarının veya manevi-maddi yandaşlarının mücadelesi. Kur’an’ın ve Hz. Peygamberin ve de ilmin kapısı Hz. Ali’yi rehberliğini unutamayız .

    İnsan oğlunun dünyaya gönderilişinin sebebi halifetullah ünvanına layık olma vasfına erişmesi içindir. Buda Cenab-ı Allah’ı, talim-i esma ile tanımak ve bilmek ile olur. Yani ilimlerinin dayandığı isimleriyle ile O’nu tanıyarak tıpkı Hz. Adem’in meleklerle imtihanında esmayı bilerek eşref-i mahluk olma vasfına haiz olması gibi bizim de aynı yolla imtihanı kazanmamız Cenab-ı Allah tarafından takdir edilmiş. Bir rivayete göre Mehdi-Mesih çifti dinsizlik cereyanının mümessilleri decalleri yenince insanlık adeta Habil-Kabil cinayetinin öncesine dönecek kadar tasaffi edeceği anlaşılıyor.
    En çok vahyi mazhar olan Beni İsrail’e gelen Resullerin sonuncusu Hz. Mesih’tir. Kadir ismine mazhar bu zatın geleceği Tevrat da bildirilmesine rağmen girişte izah ettiğimi gibi Yahudilerin küfür-cehalet taifeleri (Saddukiler-Feriskliler) tarafından bir türlü kabul edilmedi. Hz. İsa Mesih olarak teşrif ederken ondan 6 ay önce bir mübarek Nebi daha dünyaya teşrif ediyordu. Hz. Mesih mucizevi bir doğumla dünyaya gelmesinden 6 ay önce Hz. Yahya (as) Allah’ın bir lütfu olarak ileri yaşlılıkta Hz Zekeriyla’nın duasını kabulü ile bir mübarek Nebi dünyaya geliyordu. Bu dualar zincirinin ürünü doğumlar Kur’anda şöyle anlatılır.

    “Hani, İmrân'ın hanımı, 'Yâ Rabbi,' demişti, 'karnımdakini Senin hizmetine adadım; kabul et. Sen her şeyi işiten, her şeyi bilensin.'

    “Onu doğurunca da, 'Rabbim, ben kız doğurdum!' dedi-ki Allah onun ne doğurduğunu elbette biliyordu-'Halbuki erkek, kız gibi olmaz. Onun adını Meryem koydum; onu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden koruman için Sana sığındım.'
    “ Rabbi onun duasını güzel bir şekilde kabul etti ve Meryem'i güzel bir çiçek gibi yetiştirdi; onu Zekeriya'nın himayesine verdi. Zekeriya ne zaman mihraba girecek olsa, onun yanında yiyecek bulurdu. 'Meryem, bunlar nereden geldi?' diye sorar, Meryem de 'Allah katından' diye cevap verirdi. Gerçekten de Allah dilediğini hesapsız şekilde rızıklandırır.”
    “Zekeriya da o sırada Rabbine dua ederek, 'Yâ Rabbi, bana yüce katından tertemiz bir nesil bağışla. Şüphesiz ki Sen duaları işitensin' demişti.” 3/35-36-37-38

    YanıtlaSil
  66. 3*Hz. Zekeriya (as) yaşlılıkta bu duası kabul olduğunu da mihrabta öğreniyordu:
    “Zekeriya mihrapta namaz kılmaktayken melekler ona 'Allah seni Yahya ile müjdeliyor,' diye seslendiler. 'O Allah'tan bir kelimeyi tasdik edici, kavminin efendisi, nefsine hâkim, salihler zümresinden bir peygamber olacak.' 3/39
    Evet, Hz. Yahya o duadan 9 ay sonra dünyaya gelir. Bu zat İslam’ın Yahyası, Hz. Mesih’n müjdecisidir. 6 ay sonra da Hz. İsa (as) dünyaya gelir. İlginç olan şu. Bu gaybi haberleri veren ayetlerin 44’üncüsü de aynı şeyi söylüyordu: “ İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa, onlar Meryem'in bakımını kim üstlenecek diye kur'a çekerken sen onların yanında değildin. Onlar tartışırken de sen yanlarında değildin.”

    Konuyu dağıtmadan bunların zamanımıza bakan yönleri nelerdir? Meryem burada Hıristiyanlığı temsil eder. Zekeriya (as) ise İslam’ı. Ve yaşlılıkta nasıl Yahya’ya (as) sahip oldu ise ahir zamanda İslam’ın yaşlılığında dünyaya gelecek bir evladı (Mehdi) hem İslam’ı sevindirecek hem de Mesih’i müjdeleyecek. Böylece Ahir zamanın Yahyası da önce gelecek ve Mesih’i bir nevi öncüsü olacaktı. Bir nevi müjdeleyecek. Dikkat çeken husus Hz. Mehdi de Hz. Yahya (as) gibi hem al-i beytten hem de bekar olacaktır. İşin ilginç yanı Hz. Yahya (as) 32 yaşında Hz. Mesih’ten önce şehid edilecektir. O zaman Hz. Mesih 31.5 yaşında idi. 1.5 yıl sonra onun da hayatına kast edilince emr-i İlahi ile göğe kaldırılır. Hz. İdris’in alemine intikal eder. Hz. Yahya bir defasıda Hz. Mesih’in 12 Havarisi ile Şam’da inkanlara va’s-ı nasihatta bilinir.

    Hz. Zekeriya’nın hayırlı nesil için yaptığı duayı bildiren 38. ayet Mehdi’nin hizmet süresine işaret eder. Yani Mehdi’nin 38 yıl halifetullah olarak hizmet edeceğine. Bir manada şöyle. Mehdi vefatından 38 yıl önce Süfyan’ı teşhis eder. Ve onun bid’a rejimini ıslah için işe koyulur. Bunun 23 yılı Süfyan’ın bid’a rejimi ve fitnelerine karşı Kur’an eczanelerinden aldığı hakikat ilaçlar hazırlama süresidir..

    Mesih-Yahya’dan önce bir başka mübarek çift daha vardı. Davut-Talut çifti. Davut (as) burada Mesih rolündedir. Ve Mehdi rolündeki Talut’un kumandanlığında Calud’u öldürür. İlerde Peygamber olacak bir zat bir kumandanın emrinde olması gibi Hz. Mesih (as) ilerde Süfyan’a karşı çıkarak dini tamamlayan Mehdi’nin açtığı yoldan büyük deccali öldürecektir. Tabi Deccalin öldürülmesi hadisesi birkaç safhadadır. Önce Büyük Deccali sonra da onlu ortaya çıkaran Beni İsrail’i. Hz. Mesih nasıl ki Hz. Davud’un (as) Mescid-i Aksa inşa edilmesinde emeği geçerse, O’nun da Mescid-i Aksa ile ilgili bir hizmetinin (özgürlüğüne kavuşturma) olacağı anlaşılıyor. Davud-Mesih kısasında Calud’un öldürülmesinde 10 bin kişilye karşı 313 kişinin savaşı kazanması muvaffakiyetin kesret-i etba ile olmadığını ahir zamanda da görülecektir. Yani muvaffakiyet çoklukta olmadığı nitelikte olduğu bir avuç kahramanın cehdiyle Süyfan mağlup edilecektir.

    YanıtlaSil
  67. 4*Hz. Mesih ne zaman nüzul edecek. Bunun Mehdi ile bağlantısı nedir. Mehdi’nin zuhurla hizmete başlayacağı ve uzun bir çalışmadan sonra 3 safhada muvaffak olacağı bilinmektedir. Ya Mesih? Onun da 3 aşaması olduğunu Hz. Davud’un (as) Calud’u öldürecek 3 taş toplaması ile anlıyoruz. Allah’ın yol göstermesiyle koyunlarını otlatırken Calud’u öldürmesi için orduya katılması kulağına fısıldanır. Hemen yola çıkan Hz. Davud (as) bu kez kulağına fıslıdandığı gibi gördüğü sırasiyle İbrahim ‘in taşı, İshak’ın taşı ve Yakub’un taşını alır ve heybesine koyar. Calud ile karşı karşıya geldiği zaman elini heybeye atınca 3 taşın bir taş haline geldiğini görür. Ve o taşı sapanına koyup atar. Calud’u bir vuruşta gebertir. Bu taşların adı da İbrahim-İshak-Yakup idi. Sırrı nedir? Dede İbrahim, evlad İshak ve Yakup. Hz. İbrahim (as) Kabe’yi bina edendir. İshak (as)Tabut-u Sakine’yi Yakub’a (as) getirendir. Yakub ise Mescid-i Aksa’yı yenileyenlerden olmuştur. Yani Hz. Mesih ile Mescid-i Aksa bir kez daha yenilenecektir. Aynı enlem hattındaki Kabe, Mescid-i Aksa ve Ayasofya. Bunlar Ayasofya Süfyan’ın, Mebscid-i Aksa ana Deccal siyonistin öldürülmeine sonra ehl-i iman ve İslam’ın manevi merkezi Kabe’nin Hac ile ittihad-ı İslam’ı temsil etmesine işaret. Yani Son nokta Mekke.
    Hz. Mesih’in ilk nüzulü ne zaman? Herkes bilir ki Darwin’le başlayan dinsizlik cereyanı Karl Marks ve Freud gibi dinsiz felsefenin temsilcilerinin güç verdiği cereyan Deccallerin hurucuna zemin hazırlar. 1917’de 8’li komitenin 5 Yahudi üyesinin Lenin-Troçki-Stalin öncülüğünde kızıl ihtilal gerçekleşir. Bu kızıl ihtilale 10 yıl sonra Hıristiyan dünyasında tepkisi Din-i Hak cereyanın doğmasına yol açar. Bilindiği gibi bu büyük deccalden 7 yıl sonra da küçük deccal Süyfan huruç eder. Bu da Mehdi’nin zuhurunu haber verir.

    Bediüzzaman 18. Yüzyılın sonunda da başlayıp 19. Asırda güçlenerek 20 asırda beşerin başına bela olan deccaliyeti şöyle anlatıyor: “Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir…… Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hâdisâtı nevinden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbârâne surî hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder.”

    Peki bu Mesih’in ikinci gelişi ile ilgili Kur’an’da işari tarihler var mı? “Dedi ki: 'Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi, beni peygamber yaptı.” 19/30.Bu ayet tarih ebcedi olarak veriyor.

    Ahir zaman hizmetini başlatan Mehdi’nin ilk zamanına 1349-1350, ikinci işari tarih ise1360-61-62-63. Üçüncü tarih ise 1410-1412. Ve son tarih Tevhid’in zirve yaptığı 1362.

    Bu tarihlerin ilki küfr-ü mutlak deccaline karşı hakiki İsevilerin tepki göstererek ortaya çıkışı veya Hz. Mesih’in Mehdi ile ilk mülaki olduğu tarihtir. İkinci tarih komünist tehlikesinin dünyayı tehdide başladığı 2. Cihan Harbi’ne Bu savaş esnasında birkaç ilginç olay olur. Hıristiyan ruhanilerinin ve cemaatlerinin dinsizliğe karşı koymaları. 1945 yılında ise Hz. Meryem’in Ali İlmran Suresi’nde görülen işari tarihte (19/43-44) Hıristiyanlığı kimin temsil edeceği hususu. Yani Hırıstiyanlık dünyasına kimin kefil olacağı tarih. Burada Hz. Mesih’in ilk nüzulü veya ruhanilerin etkisi olabilir. İkinci nüzul ise Hz. Ali’nin Celcelutiye duasındaki tarih olan 1380-1960’tır. Mehdi’nin Kur’an hizmetini tamamlaması sonrası Hıristiyan dünyasında başlayan Tevhid cereyanı. Bu cereyanı ilk kez haber veren ise Bernard Shaw olmuştu: “Şüphesin gelecekte Avrupa’nın dini İslam’dır” dediği tarih başlıyor.

    YanıtlaSil
  68. 5*Dinsizlik akımın temsil eden bu cereyan en ağır darbeyi yediği 1989’da sona erer. Yani din-i Hakk’ın temsilcisi Hz. İsa’nın (as) ve şahs-ı manevisi tarafından mağlup olur. Bu cereyan Rus topraklarını taşarak bütün dünyaya musallat olduğu zaman nedir? 1945 sonrası bu dönemde kızıl tehlikenin zirve noktasına ulaştığı devredir. Buna karşılık İsevi dini hakikisi de zuhur ederek İslam’la askeri ittifak yapar.. Bediüzzaman bunu şöyle açıklıyor:
    “İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir.”

    Bundan sonra olan nedir? Nüzul kelimesini çağrıştıran ilginç bir gelişme olur? Bir Arap çoban Ölü Deniz yakınlarında 12 Nisan 1947 günü kaçan keçisine ararken bir mağara görür. O mağarada bir küpe rastlar. Küpü kırınca içinden İncil ve Tevrat’ın orijinal ilk sayfalarını bulur. İşin ilginç yanı 800 kadar yazmanın, din tarihini ve güncel inançları değiştirebilecek muhtevada olduğudur.

    Derken 1960 yılına gelinir. Bu tarihten sonra yüzyılın ilk yarısında din neredeyse unutulmuşken birden hem Hıristiyan hem İslam dünyasında özellikle Türkiye’de öne plana çıktığı görülür. Bunlardan en ilginci İslam ve Hıristiyanlık arasında oluşan yakınlaşmalar ve dayanışmadır. Bir nevi batıda güçlenen dini hak cereyanının başına Mesih’in nüzulunun zamanıdır. Hz. Ali (ra) Celcelutiye’de buna kerametkarane ebcedle işaret ettiğini belirtmiştim. Bu dönem teslisten tevhide geçişin de dönemidir. Artık Ortaçağ’daki Hıristiyan anlayışı değişime uğradığından yeni hale hazırlanır gibi.

    1950’lili yılları takip eden bazı gelişmeler ona işaret eder. Muvahhit Hıristiyanların rol oynadığı Vatikan 2. Konsülü’nün kararları. İslam’la münasebetler sekretaryası. Plain Truth dergisinin teslisin Hıristiyanlığa sonradan girdiği tezleri. Türk-Arap Müslüman işçilerin 1960 sonrası Avrupa’ya göçüşü iki din arasında yakınlaşmaya vesile oldu. Öyle ki Avrupa’nın bir çok şehrinde iki dini mensupları arasında düzenlenen dini sohbetlerde Hıristiyanların ortaçağ Hıristiyanlarından tamamen ayrıldığı görüldü. 1984 Avrupalı Kardinallerin Tevhidi kabul edip “God” yerine Allah adanı kullanma kararları Siyonist yanlısı hükümetlerce engellendi. Buna dayanamayan bir emekli Hollandalı Papaz çok sonraları açıkça dini kavramlarda Allah adının kullanılmasını ister.

    Daha buna benzer bir çok olay. Sonra yazayım. Çünkü biz de milletçe yeni uyandığımızdan nelerin olup bittiğini bilmiyorduk. Bediüzzaman’ın Hz. Mesih ile ilgili değerlendirmeleri, Hıristiyan dünyasında önemli akisler yapar. Vatikan’ın bundan etkilenerek Tehvid sinyalelri vermesi gibi konuları sonra anlatayım. Bir İsrail’li yazar 1980’lerde hazırladığı Türkiye’deki siyasi-dini cereyanlarla ligili kitabında Risale-i Nur’a geniş yer vermesi ve ardından Gülen denen Deccal uşağının çıkıp iki din arasında başlayan Dinler arası diyalog konusunu isitsmar ederek işlevsiz bırakması gibi hususlar ayrı bir konudur. İnanın 1990’larda Bediüzzaman’ın örtülü olarak 5. Şua’da Süyfan ve Yahudileri kast ederek Büyük Deccalle ittifak yapacağı, Tevhid’in Hıristiyan aleminde intişarını 25-30 yıl geciktirdi. Bugün İslam dünyasının 3. Dünya savaşı ile ateş çemberine düşürülmesinin sebebi Risale-i Nur ve İsevi Müslüman adaylarının dini faaliyetlerinin sabote edilmesi olmuştur. İsrail, ABD’yi ve iki Avrupa ülkesini devreye sokarak baskılarla Vatikan tarafından tanındığı bu tarihler adeta Tevhitçi İsevilerin duraksamasına sebep oldu. Hele o Alman asıllı Papa herşeyi mahvetti. Devam edeceğiz. Şimdilik bu kadar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah razı olsun ağzına sağlık devamını bekliyoruz lütfen arayı uzun tutma.:)

      Sil
  69. Bazi arkadaslar 19. Ve 20. Yuzyildan birturlu cikamiyorlar takilip kaliyor bozuk plak gibi hep ayni seyi caliyorlar. Arkadaslar o donemler gectiii. Kucuk alametlerin baslama donemiydi. Bosuna zorluyosunuz kovalasin kovalasin kovalasin sonuc hiç koca bir hiç

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hilafet sonrası artık ahir zamanın ayan beyan göründüğü bir zamandır. Şu yüzyıl bu yüzyıl biter. Artık Ahir zaman şahıslarının sahipleri hüküm sürer. Deccaller-Mehdi-Mesih. Ümmetin ömrü 1506 yıl. Bu Hadistir. Sonra ise kıyamet vakti gelir. Şimdi 1439'dayız. Kaç yıl kaldı sona, 67 yıl. Nasıl ki uzay-zaman sürekliliği astronominin son keşfi yani ilmin vardığı son nokta bu. Ahir zaman da öyledir. Son zaman. O uzay kıyametle tahrip olunca vakit diye bir şey kalmaz. Ebedi vakit başlar. İşte o zamandan hemen önce o zamanın sahibi Tevhidi cihana yayacak olan Mehdi. Siyasi birliktelik değil. Dini birliktelik. Manevi saltanat. Bir Allah'a inanan ve tasdik eden insanlık. Bu Fetih Suresi'nin sonunda anlatılır. Bükün insanlar Tevhide Bir Allah'a inanınca fetih tamam olur. Ondan sonra buyurun hesaba.

      Orada Mehdi'nin kim olduğun göreceksin. Ve küçük dilini yutacaksın. Vay salak başım diyeceksin. Mahşere her ümmet sırayla gelir. En son sıra ahir zaman ümmetine gelir. Büyük bir debdebe ve şaşaa ile Mehdi'nin riyasetinde herkesin gıbte ile baktığı göz kamaştırıcı bir cemaat.

      Başındakini görünce utancınızdan yerin dibine batacak haline geleceksiniz. Allah'ın nazarından çokluk değil nitelik önemli. Yani keyfiyet. Bir mü'mimin ebedi hayatta açacağı çiçekler, vereceği meyvalar öyle çok ve sayısız olacak ki, yüzde 10'luk bir mü'min kitlesi geride kalan yüzde 90'lık nasipsizlerin sayısından ve değerinden çok ama daha çok netice verecektir. Yani bir tohum eker bin meyvalı ağaç yetişmesi gibi. Tahkik-i ilim ile Allah'ın Vahdaniyetini, Ahadiyetini ve sayısız esmanın nurunu beyinlerinden yüzlerine yansıyan Besmelenin isimleriyle ferşten arşa bağlanmış insanlar. Yani bütün Kur’an'ın toplandığı Fatiha'nın onun da toplandığı Besmele'nin nurunu yüzlerinde taşıyan insanların öyle bir ihtişamı olacak ki büktün kainat onlarla iftihar edecek. Bismillah her hayrın başıdır böyle tecelli edecek.

      Dünya kaç yıldır aynı dairenin yörüngesinde. Yani aynı yörüngede dönüş yapıyor onun oluşturduğu zamanı tayin eden dönüşü bitmek üzere. Yani zaman duracak. Artık geçmiş gelecek bir arada yani ebedi zaman başlayacak. 13. Yüzyıl, 14. Yüzyıl. 13. Yüzyılda bir avuç Mehdi ve talebesi bütün o çağın insanlarından daha fazla faziletli 14. Yüzyıl ise o rakamın genelleştiği bir zaman. Tohum 1343’te Atıldı. Filizler 1950’da açtı 2002’de ağaç oldu. 1441-44’de ise meyva verecek. O çekirdek ile ağaç arasında bir farkı var mı? Yok. Sadece çekirdek toprakla-suyla-ışıkla büyüdü. Yani iman faslı, hayat faslı, şeriat faslı ile terakki eden gelişen bir son fatihler. İzacae nasrullahi ve fethu. Tesbih, hamd, istiğfar vaktidir.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil


    3. 1.dünya savaşında, Hermeciddün-Nablus savaşını Melhameyi kübra olarak yorumlayıp ahir zaman tarihi yazmaya kalkarsan, 11 eylül 2001 den beri ortadoğuda patlak veren faciayı ne yapacağız ?

      Melhameyi kübra, tarihte ilk defa yaşanacak Rus-ABD savaşı ise, 1.dünya savaşında yaşandı da biz mi bilmiyoruz ?

      Hele hele "ümmetin ömrü,1506 yıl. Bu hadistir" ne demek ? Cifr ile hadis mi yazmaya başladınız ?

      "Uzay zamanın sürekliliği astronominin son keşfi yani ilmin vardığı son nokta bu" ne demek ? Ümmetin (dünyanın değil) sonu, güneşin batıdan doğması, yerin debelenmesinin (dabbetül arz) tarihini ilim yada astronomi ne zaman keşfetmiş de bizim haberimiz olmadı ?

      19.yüzyıl şartlarında biraz zorlamayla da olsa bir ahir zaman tarihi yazmış olmanızı anlayabilirim. Ama 11 eylülden sonra ortadoğu "yeniden" tarumar olmuşken hala 19. yüzyıl hikayeleri anlatmanız hiç doğru değil. Ümmeti uyutuyorsunuz.

      1441-44 de nasıl meyva verecek ? Başını kitaplardan kaldır, ortadoğunun haline bir bak. 2 sene sonra neler olabilir dersin ? Bırak 2 sene sonrasını bu sene neler olacak dersin ? Rusya'yı sıkıştırıyorlar, eğer kontrol edemezlerse, patlaması yakındır. Kimbilir, belki de patlaması için sıkıştırıyorlardır.

      Mehdi'nin ortaya çıkmak zorunda kalacağı şartlar, nasıl olacak ? Hiç tevil yapmadan çıplak gözle bir bak, neler göreceksin.Mehdi-mesih dönemine ait yaklaşık 50 yıl tamam, ya öncesi ve sonrası ?

      Şimdi, zaten gözümüzün önünde yaşanan/ gerçekleşen mehdi öncesi ahir zaman tarihini yazmamız gerekiyor.

      Sil
    4. 1*Manen kör olan v dünyevi hırsla debelenen birine bir şey anlatılamaz. Bu sitede son bir asırda olmuş ve olacak çok şeyleri yazdım. Otur tek tek ara hepsi var. Mesela 16 Ağustos 2016’da önemli istihraçları toptan verdim. Bilenler bilir. 2015 seçiminin ihtiyari olarak değil iki aşamada olacağını ve Ak Parti’in ikinci turda 324 milletvekili alacağını naklettim. 317 sandalye kazandılar. 1 Kasım 2015 tarihi ile bu sitede duruyor.
      Sonra ahir zamanın melhemeleri 3 tanedir. Bunların içinde en kanlı olanı ikincisidir. Birinci Melheme ile İslam ülkeleri kimi emperyalistlerin işgaline ve kimi deccaliyetin hükmü altına girer. İkinci Cihan Harbi, İslam’a musallat olan batılı ülkelerin birbirini yediği savaştır. Bu savaş sonrası 4 husus dikkati çeker. 1- Büyük deccal küresel tehlike haline gelir. 2-Yeni dünya Mesihiyet saikasıyla dünyaya nizamata verir. 3- Bu meyanda bir çok İslam ülkesi Mesihiyetin yardımıyla istiklalini kazanır. 4- İlk kez Mesih ve Mehdi yanlıları arasında iletişim olur. Bunu 2. Vatikan Kararları ile anlıyoruz. Bunların içinde Mesih-Mehdi manevi buluşmasından bile söz edilebilir.

      Hermecüddin veya Armagedon İsrailiyat ile bize intikal etmiş. Yanılmıyorsam İşayada bununla ilgili ayetler var. Hem de gayet net ve sarih olarak. İsrailli Kohenlerin istihraçları da var. Bunlar son derece sağlamdır. Üçüncü Melheme ise 1991 tarihinde Körfez harekatı ile başlar. 40 kadar dünya ülkesinin katıldığı bu savaşın sonunda İsrail ortadan kalkar. Mesih-Mehdi cemaatlerinin birleşmesi sonucu sona erdirilir. Ne zaman? Allah bilir. Bu savaş Irak ve Afganistan savaşları ile devam ederek Suriye’yi de işin içine alır. Suriye’nin bölünmesinin Irak’tan daha önemli olduğu 1990’lar boyunca ABD’de hep tartışılmıştır.Bugüne kadar3. Melhemede ölenlerin sayısı son rakamlara göre 20 milyon Müslüman’dır.

      Ortadoğu’daki bütün olayların baş senaristi ve oyun kurucusu Yahudi Bernard Lewis’tir. ABD’nin bütün başkanlarını etkileyen iki isimden biridir. Bu son melhemenin de teorisyeni ve akıl hocası bu Bernard Lewis’tir. Türkiye’nin el üstünde tuttuğu isim. Ak Parti politikalarına karşı çıkarak kontrolü kaybettikleri için onlara çok ağır suçlamalar yöneltir ve bir daha Türkiye’ye gelmez.

      Yani 1. Melheme ile İslam istiklalini kaybeder hilafet batar. 3. Melheme ile tam istiklal yeniden kazanır. Bu bir asırdır. Armegeddon diye ortalığı velveleye vermenin fazla bir önemi yok. İsrail bir gecede işi bitecek. Ama onun fesadı ile başlayan süreç kaç yıl? Bir rakam var hicri mi miladi mi tam belli olmadı. Bazı ehl-i keşif 3. Melheme ile İsrail’in yıkılmasının bitişik olması sebebiyle Hermecüddin tabirini kullanmışlardır. Aslında İslam’ın hakimiyetini kaybediş tarihi 1222’de başlayıp 1909’da-1913’te noktalanmıştı. Yani hakimiyet önce hanedandan sonra Osmanlı hükümetinin elinden çıkmıştı. Ne zaman. 1. Melheme öncesi. Sabatay Sevi’nin cemaatinin başkaldırması ile, entrikaları ile, orduya hakimiyetleri ile. Ve sonra acı akıbet 1. Melhemede gelir.

      Sil
    5. 2* Kur’an, zamanımızın ve gaybın keşşafı olması hasebiyle mana mertebelerinde işaretle, remizle ihbarları var. Hatta ve hatta bazı hadiselerin önem kazanması sebebiyle riyazi olarak tarihine bakar. Bunlar ledün ilmine vakıf olanlara veya zamanın aktabına veya müceddidlerine ilhamla bildirilir. Hatta Kur’an kendi sırlarını onlara gösterir. Zamanınıza bakan veçheleri konusunda Bediüzzaman geçmiş olması kaydıyle tevafukat-ı Kur’aniyye ile bunları tek tek göstermiş. Küçük Deccalin ileri karakollarının çıkışı tarihini 1243 olarak göstererek, 1343 ile Süfyan’ın hakimiyetinin başladığını ispatlamış. Ayrıca Bediüzzaman çok önemli istihraçları arasınhda 1924 veya 26 tarihinde Deccali ismen Kur’an’a sorar ve bulur. Bazı risalelerde bu var.

      Ve ahir zamanın başlama süreci olarak iki padişahın Mustafa ve Selim’in isyancılar tarafından tahttan indirilmesini, Masonların tahrikiyle Sened-i İttifakın imzalatılması ve özellikle 1808 tarihinde İngiliz donanmasının her iki Boğaz’ı geçerek İstanbul önlerinde gövde gösterisi yapmasının Kur’an’daki karşılığını vermiştir. 1222. Ama esas mesleği bu gibi işler olmadığı için ancak ahir zaman hizmeti ile ilgili Kur’an ve iman hakikatleri üzerinde yoğunlaşmıştır.

      Bir husus daha. Risale-i Nur’da Mehdi-Deccal mücadelesi ve safhalarını ayet ve hadislerle ispatlar. Daha genç bir alim iken vakıf olduğu bazı Kur’an sırlarına dayanarak 1911 yılında Şam’da Emevi Camii’ndeki meşhur hutbesinde 1371 yani 1951 tarihinde İslam aleminin fecr-i sadıkı olacağını müjdeler. Ama kayıt düşer o tarih olmaz ise 30-40 yıl sonrasına işaret eder. Burada gaybi bir ihbar olduğu için detaya girmiyor. Kimi ünlü Şam hutbesindeki bu (71) müjdesini 1971’i de anlamış. O zaman 30-40 yıl sonra 2001 ile 2011’e de işaret eder. Ama bu zayıf bir ihtimaldir. Esas olan Hicri takvimle olanı. Bediüzzaman bu konuları müphem bırakmış. Niçin? İmtihan sırrını bozmamak için.

      Bediüzzaman’ın verdiği 1951 tarihi aslında 1909-1913 darbeleri ile başlayan sürecin ve (….) yıllık cebri-keyfi-küfri-askeri dönemden çıkışın ilk tarihidir. Millet tek parti diktatoryasına ve Selahnik Hanedanı’na karşı karşı demokratları iktidara getirmiş. Ve Menderes’in ilk yaptığı iş Türkiye’yi dar-ül küfür veya harpten çıkaracak icraat olan ezanı aslına çevirmek olmuştur. Bu aynı zamanda Mehdiyet’e ait üç fasıldan ikincisinin yani İslam’ın yeniden hayata hakim olmaya başladığı tarihtir. (1952-2002)

      Sil
    6. 3*1956 tarihinde çok sayıda İslam ülkesi tek kurşun atmadan Mesihiyet’in yardımiyle istiklalini kazandı. Bediüzzaman 1371 tarihinin fecr-i sadık değil ama bir başlangıç olarak 70 yılda tamamlanacağına akla kapı açarak anlatmak istemiş. Amiyane bakanlar bir noktaya takılıp kalırken aklı kullananlara şu mesajı veriyor: 1371’in fecr-i sadık olmadığı 1381 tarihinde ihtilal ile anlaşılıyor. İkinci aşama ise 30-40 yıl sonra ile ilk rakama göre 1981-1991 ama esas 1381'e göre 1990-2002 tarihi akla geliyor. Bu tarihler ikinci aşama. 3. Aşama ise 1441. Erdoğan’la 1371 + 50 =1421 tarihinde başlayan siyasi tecdidin 1441 tarihinde semere vereceğine işaret ediyor. İşari ihbarları daima gizlidir. Ancak vukuundan sonra anlaşılır. 2002 Mehdiyetin üçüncü faslın başlama tarihidir. Ve üç şarttan biri Menderes Ezan-ı aslına çevirerek, 2’ncisi Erdoğan yerine getrdi. Kaldı, Ayasofya.

      Şu unutulmamalı. Ahir zamanın hizmetini Mehdi kendisi yapmayacak. Şahs-ı manevi yapacak. O da önce 1. Fasılda cemaati ile başlayan hizmet daha sonra 2. Ve 3. Fasılda diğer dini cemaatlerin katılması yani ittihad-ı İslam ile ve daha sonra alem-i İslam’da bulunan al-i İbrahim ve Al-i Muhammed’in (as) fertlerinin katılmasiyle bir asırda tamamlanacak. Ve ondan sonra son aşamada cemahir-i müttefika olarak belirtilen yani İslam ülkelerinin ittifakı ile hilafet-i Muhammedi (as) tesis edilecek. Bu da İsrail’in ortadan kaldırılması sonrasıdır. Hz. Mesih o zaman devrede olacak.(2019 çok önemli bir tarihtir Mesih açısından da Mehdi açısından da) Burada şu anlaşılmalı. Dini hizmet Mehdi’ye bırakılırken, siyasi meselelerin hallinde ise Hz. Mesih’in alem-i İslam beynindeki ihtilafları kaldırarak cemahir-i müttefikayı kurulmasında büyük bir gayret göstereceği bir Hadis’ten anlaşılıyor. Hz. Mesih öyle çaba gösterecek ki başı yüzü gözü kan ter içinde kalacak. Bunun böyle olmasında büyük ihtimalle ABD’nin parmağı olacak. Çünkü batı aleminde iki ciddi cemaatin biri ABD’de diğeri Almanya’da. Bunlardan birinin önemli bir katkısı olacak.
      Mesih’in esas hizmeti Tevhidi dininde hakim kılmak iken ikinci bir hizmeti sulh-u umumiyi teminen kanlı savaşlara son vermesidir. Bunun da düğüm noktası Siyonizme yani deccaliyete yani dinsizliğin kaynağı olan İsrail’i Kur’an’ın sarahaten belirttiği “zillet ve meskenet”e tabi tutulması ile olacak. O zaman dünya hem nefes alacak, hem de ticari yolların emniyet içinde refaha vesile olması sağlanacak. Tevhidin zirve tarihi 1456’dır.

      Sil
    7. 4*Tevbe Suresi’nin 33. Ayeti “Resulünü, bütün dinlere üstün kılmak üzere hidayet ve hak din ile gönderen Odur-müşrikler isterse hoşlanmasınlar” çok önemli bir ayettir. Bu ayet İslam Deccali’nin hakimiyet kurduğu 1343 tarihinden başlayarak tam tamına 113 yıllık bir zaman şeridinde 21 büyük olaya işaret eder. Bunlar arasında yakın tarihte 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2010’daki 60 yıllık 27 Mayıs askeri rejiminin referandumla sona erdirilmesi, 2013’teki FETÖ kalkışması ve Arap Baharı’nın soldurulması. Daha 4 önemli tarih daha var. Bu üç tarih çok önemli. Muhtemelen 1446’da Mehdi’nin Mehdiyetine yaraşır bir iktidarın başlama tarihidir. Yani hilafet-i Muhammediye’nin (as) tesisinden sonra.1456 ise Tevhidin Hıristiyan aleminde zirveye ulaşma tarihi.

      Batıda teslis artık itibar görmüyor. Kaldı ki kilise erbabı Tevhide yakın durmuyor artık, kabul ediyor. Siyonist deccaliyetin medya ve liberal iktidarları kullanarak estirdiği İslamfobia külli bir hidayeti engelliyor. Bu hal de İsrail’in sonunu çabuklaştırıyor. Yazmıştım 7 Mart’ta İsrail parlamentosunda Müslümanlara “Artık Allahüekber yerine İsrailü ekber “denmesi istenmiş.

      Kur’an’ın belirttiği Yahudilerin iki fesadın birinin ahir zamanda Deccaliyetle olması akla daha yakın. Bir ara yazarım Deccaliyet insanın maymundan gelmesinden tutun da Yahudi kadınların hafif meşrepliğinin dünya kadılarına yakıştırılmasının arkasında Yahudilerin 300 yıllık bir çalışması var. Yani iki dinden intikam almak için iki din mensuplarını kendilerine benzetme hadisesi büyük bir maharetle ifsadla başarıldı. Onun için iki din büyük bir gerilemeye uğradı.

      İslam tarihinin 1300 yıllık dönemi bugünkü medeni anlayışı ve toplum yapısına sahip değildi, ilim geniş tabakalara yayılmamıştı. Bütün istikbale matuf anlatımları kendi anlayışlarına göre olmuştur. Bunun zamanımızın anlayışına çevrilmesi ayrı iki zihniyete vukufiyet gerektirir. İstanbul’u siyasi makamdaki bir genç aldı. Ama o fethi hazırlayan Somuncu Baba-Hacı Bayram Veli-Akşemseddin’dir. Bu süreç ne kadardır. Bir asır kadar.

      Sil
  70. Abdurrahim ağabey devami...ni bekliyoruz inşaAllah...

    YanıtlaSil
  71. Yine muhteşem yazdirilmiş, açik ve net ...

    YanıtlaSil
  72. İstikbale matuf. Bukufiyet gerektirir. Batida teslim.cenahiri muttekiyanin kurulmasinda. Vs vs. Nedir bu Arabca merakınız. Arablara mi Türklere mi yazıyorsunuz. Araba çok kullanınca daha çok mu Müslüman oluyorsunuz veya daha üstün mu oluyorsunuz. Sevmedim bu yazı. Türkçeyi beğenmeyen divan edebiyatı özentisi.

    YanıtlaSil