.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

9 Mart 2017 Perşembe

YENİ SÜRÜM "KIZIL ELMA" KOALİSYONU

09.03.2017

Fuat Uğur
Fugur1864@gmail.com
Dikkatinizi çekiyor mu bilmem.
MHP lideri Devlet Bahçeli grup konuşmalarında “Hayır” cephesini tanımlarken, önce adlarını vermeden Meral Akşener ve saz arkadaşlarını bir güzel benzetiyor, ardından “Aydınlıkçılar ve Perinçekçiler” diye bir tasnif yapıyor.
Bu iki grubu yan yana anması tuhaf geldi önce.
Bahçeli’nin bu sözlere ilk kez “Eğer Doğu Perinçek ve hayırcı yoldaşlarıyla Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istisnasız Sayın Erdoğan'ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli ve kafasına sokmalıdır" diyerek başlamıştı hatırlarsanız.
MHP liderinin söz konusu kesimi, 12 Eylül öncesine ait eski aşırı sol fraksiyon olarak bilinen adıyla Doğu Perinçek ve Aydınlıkçılar diye zikretmesi biraz buruk karşılandı önce. Yani şimdi unutulmaya yüz tutmuş adamları neden gündeme getiriyor ve üstelik Erdoğan ile karşılaştırıyordu ki.
Ama bizim daha sonra fark ettiğimiz bir ihanet ittifakının Devlet Bahçeli tarafından çoktan farkına varıldığını keşfettik.
Bu bir nevi yeni sürüm “Kızıl Elma Koalisyonu”ydu.
Hatırlayın 2003 tarihinde İşçi Partisi Öncü Gençlik Kolları Başkanı Mehmet Perinçek (Doğu Perinçek’in oğlu) ile İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz kol kola girerek İstiklal Caddesi’nden Taksim’e kadar bir yürüyüş düzenlemiş, birliktelik pozu vermişlerdi. Arkalarında da Ergenekon davasında yargılanan kimi isimler vardı. O zaman da bu duruş basına “Kızıl Elma Koalisyonu” diye yansımıştı.
O vakit tutturamamışlardı.
Ancak şimdi 15 Temmuz darbe girişiminin öncesinden itibaren şu anda hapiste olan tüm FETÖ’cü hâkimlerin desteğiyle MHP’yi ele geçirmeye çabalayan Meral Akşener-Sinan Oğan-Koray Aydın-Ümit Özdağ dörtlü çetesini destekleyen Yeni Çağ gazetesi ile Aydınlıkçılar (Vatan Partisi-Doğu Perinçek takımı) ekibinin çaktırmadan bu koalisyon ortaklığına soyundukları izlenmekte. Onlara bir destek de “Hayır” için Anadolu yollarına düşen ve aralarında FETÖ mağduru olanlar dâhil emekli subaylardan gelmekte.
Yani eski askerî vesayetçiler; Ergenekoncular, eski Jitemciler, Akşenerci grup, eski askerler, FETÖ artığı bir parti bu malum iki gazetenin çatısı altında yuvalanmaya başladılar.
Üniversite ve barolar arasında siyah çantalarla mekik dokuyan eski tarz karanlık adamlar mı dersiniz, sık sık yurt dışına gitmeye başlayan emekli askerler mi? Adalarda modalarda bir araya gelmeler, terörist başı Fetullah Gülen alçağının “Bahar” işareti, Akşenerci grubun “Parola 1 Nisan” mırıldanışı (Akşener’in darbe girişimi sonrasını işaret ederek Başbakan olacağını söylemesi unutulmadı) hep bu kapsamdaki gelişmeler olarak dikkat çekmekte.
Şimdi vesayetçi yazar takımının “Asker akşam değil de gece 03.00’te çıksaydı başarılı olurdu” diye hayıflanması bu ittifakın iştahını kabartmakta.
Lâkin bilmedikleri şu:
Halkımızın en hazırlıksız vakti 15 Temmuz idi.
Üstelik bu farkındalık devlette o kadar üst boyutta ki, kıpırdanma anında ihbar edilecek durumda. Hem devlet hem de halk 15 Temmuz’dan en az 50 kat daha uyanık durumda ve teyakkuz hâlinde.
Her adımları izlenmekte.
Tavuk ‘tar’da sayılacak yine haberleri yok.
Şu kadarını söyleyeyim:
Geçtiğimiz aylarda adını vermeyeceğim bir Karargâh’ta El-Bab için bir hareketlenme ve trafik yaşandığında ilgili yerlere 200’den fazla ihbar geldi.
Bilirsiniz nedenini, yazamayacağım nerelerden geldiğini.
Bu yazının ilham kaynağı Ümit Akdemir bir fıkra göndermiş bana:
“Bir akıl hastanesinde doktor 3-4 hastayla ilgileniyor tedavilerini sağlıyormuş. Doktor tedavi sonunda hastalarının ruh sağlıklarının nasıl olduğuna bakmak için test yapmış. Test şöyle:
Bir boş havuzun kenarına hastalarını götürmüş ve ‘Hadi yüzün bakalım’ demiş. Dört hastadan üçü boş havuza hemen atlamış ve yalnızca biri bu talimata uymayıp durmuş. Doktor bu duruma çok sevinmiş. En azından birinin akıllandığını düşünmüş umutla. Hastasının yanına gidip elini omzuna koyup sormuş:
-Sen neden atlamadın?
Hastadan gelen cevap:
-Onlar çıksın, ben balıklama atlayacağım.”
Evet, biz bu Kemalist askerî vesayeti 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi ve kumpas davalarıyla akıllandı sandık. Devlet mağduriyetleri gidermek için müthiş adımlar attı. FETÖ karşıtlığı ortak paydasında onlara yaklaştık ama yanlarına gittiğimizde öğrendik ki meğer balıklama atlayacaklarmış boş havuza.
“Kemalist darbeciler ile FETÖ bir madalyonun iki yüzüdür” diyorduk.
Sanırım yeniden kanıtlanıyor bu.

8 yorum:

  1. http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/m-necati-ozfatura/595846.aspx
    Faşist Almanya
    09.03.2017

    Dış Politika
    M.Necati Özfatura
    necati.ozfatura@tg.com.tr

    Siyasi arenada siyasilerin zaman zaman tarihî dostumuz dediği Almanya aslında Türkiye’nin en azılı düşmanıdır. Almanya yalnız Türkiye Cumhuriyetinin değil Osmanlı Devletinin de düşmanı idi. Osmanlının son yıllarında Sultan Abdülhamid Han Hıristiyan Batıya karşı Rusya ile ittifak yapmak istedi. Çarlık Rusya buna yanaşmadı. Almanya’nın Osmanlı içindeki siyasi ve askerî lobilerin baskısı ile Almanya’ya yaklaşıldı.

    YanıtlaSil
  2. http://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimkaragul/16-nisan-cephesi-bir-hazirlik-mi-var-gerekirse-samla-masaya-oturulur-2036654

    Berlin'den Kuzey Suriye'ye uzanan kuşatma harekatı..

    Kuzey Suriye'deki Türkiye karşıtı cephe ile Almanya'nın öncülük ettiği ve bütün Avrupa'ya yayılmak istenen Türkiye karşıtı keskin kampanya birbirini tamamlayan tek proje olarak önümüze serildi. Avrupa başkentlerinin tepkileriyle FETÖ kalıntılarının tepkileri, PKK/PYD örgütünün tepkileri tek bir siyasi dile dönüştü.
    Bir çokuluslu ortaklık kuruldu, Berlin'den Kuzey Suriye'ye uzanan bir hat oluşturuldu. Bu hat; bu yeni düşmanlık çizgisi, kalıcı bir kuşatma, çevreleme, sıkıştırma operasyonudur. Basit gibi görünen, münferit reaksiyonlar olarak tartışılan, seçime endeksi tanımlanan yeni gerilim hattı, 16 Nisan'dan sonra da devam edecektir.
    Referandum öncesi bir hazırlık mı var?
    Bu cephe, 16 Nisan öncesi, yüksek sesle konuşmaların ötesinde, bir takım rahatsız edici, endişe verici eylemlere girişebilir. Toplumsal infial uyandıracak bir ters yumruk vurabilir, referandumu etkileyecek açık müdahaleler yapabilir.
    Herkesin dikkatli olmasında yarar vardır.

    YanıtlaSil
  3. Leyla Zana: PKK'yı 20 devlet kullanıyor'

    Ağrı Valisi, Leyla Zana'nın 'PKK'yı 20 devlet kullanıyor' dediğini öne sürdü.

    http://www.timeturk.com/leyla-zana-pkk-yi-20-devlet-kullaniyor/haber-522735

    YanıtlaSil
  4. 1* Birinci Dünya Savaşı sonrası İslam Dünyası’nda sömürgecilerin koyduğu kural neydi? İstediğimiz kadar olacaksınız, istediğimizi yapacaksınız, yoksa size haddinizi bildiririz. O zaman sözde müstakil yani bağımsız iki ülke vardı: Türkiye-İran-Afganistan. Diğer ülkeler demiyorum, yerler-toprakların hepsi sömürgecilerin işgali altında idi. Bu 1.Cihan Harbi'nın oraya çıkardığı tablo idi.

    İkinci Cihan Harbi sonrası ise birçok İslam ülkesi bağımsızlığa kavuşup vesayetli ülkeler sınıfına geçerken, İngiliz vesayeti altındaki Türkiye’de 1950 yılında halk devrimi oldu. Ama bu uyanış 27 Mayıs’ta ırkçı-halkçı darbeyle durdurulmak istendi. Lozan’dan sonra ikinci Avrupa hukuki vesayeti başladı. Yani Anayasal düzen çok başlı olarak kuklaları malum oligarşiye ülkenin 2. teslimi idi. Ondan sonra her 10 yılda bir onların emriyle dahili bedbahtların darbelerine yaşadık. Ama 1950’de başlayan uyanış 4 darbeye rağmen 2002’de yepyeni bir yükselişe geçti.

    Sonra yaşananları biliyoruz. 1991 Körfez Harekatıyla, ki bu tarih 3. Melheme’nin başlama tarihidir, 40 dünya ülkesinin katıldığı bu operasyona diğerleri eklendi. 2011'de Arap baharı solduruldu. Derken 15 Temmuz’a geldik. 15 Temmuz, küresel deccaliyetin içimizdeki maşalarla sergilediği silahlı bir kalkışma idi. 7 Şubat istihbarat, ardından Ye’cüc Me’cüc gezi, ardından 17-25 Aralık yargı darbeleriyle istediğini elde edemeyen batı 15 Temmuz’da milletin direnişi karşısında muazzam bir şok yaşadı. Günlerce ne ABD’den ne Avrupa’dan gık bile çıkmadı. Şokun etkisiyle donup kaldılar.

    Ama mağlup yenişe doymaz misali Batılı şer güçler şimdi 15 Temmuz’da kuklalarına yaptıramayınca insiyatifi ele alıp kendileri sahaya indi. Tetikçi Almanya’nın kılavuzluğunda en aşağılık diplomatik tavırlarla bizi yıldırmaya çalışıyorlar. Hem de art niyetlerini göstere göstere. Alçaklığa bak.

    Doğumlar sancılı olur. Çalışmayana ekmek olmadığı gibi cehd ve mücadele edemeyen milletlerin istiklal hakkı yoktur. Biz 1920’lerde bir silahlı İstiklal mücadelesi verdik, ama gerçek istiklali kazanamadık. Bize Osmanlı’nın merkez eyaletiyle yetinmemizi isteyip tesis edilen vesayet çerçevesinde yaşama mahkum olduk. 1922 Lozan-14 mayıs 1950 arasında bu topraklarda ne yaşandığını hakkıyla bilen kaç kişi var? 14 Mayıs’ta başlayan ihya devrimi, şimdi gerçek ve hakiki istiklali elde etmenin finaline geldi.

    Ya şimdiki küfür medeniyeti ki “istihale geçirmiş vahşetten ibarettir, dışı süslü, içi çirkin, sureti ünsiyetli, sîreti vahşet”lisine yeniden teslim olacağız, ya da gerçek istiklali kazanacağız. Burada Bediüzzaman’ın belirttiği ince bir nokta var:
    “Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir: Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi’ san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takib eden bu birinci Avrupa’ya hitab etmiyorum. Belki felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zannederek beşeri sefahete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa…”

    Bu ikinci Avrupa medeniyet, ki Büyük Deccali doğurmuş, Küçük deccale zemin hazırlayıp ehl-i İslam’ın başına bela etmiş. Şimdi hem dünyevi menfaati için hem üçüncü devresine giren neocon-neoliberal-neonazi deccalle üzerimize çullanmış. Ama başarılı olamıyor. Bütün gücü ile son kozlarını kullanıyor. Çünkü… 7 Şubat’ta başlayarak yediği 4 darbe bir hakikati gösteriyor. Şunu: Alem-i İslam’ın gözünün çevrildiği Türkiye Ayasofya öncesi son hurucuna başlıyor. O da 16 Nisan’a bakıyor. 16 Nisan sonrası inişli-çıkışlı, zikzaklı-müstakim git-gellerle hem Avrupa’da hem Alem-i İslam’da bir devir kapanacak.

    YanıtlaSil
  5. 2* İşte bu aşamada sahs-ı manevi yani millete iş düşüyor. O da müdebbir ve müteyakkız 16 Nisan sabahı sandıklara gidip bu asırlık fitne-fesada son vermenin startını başlatmaktır. Aksi halde müjdelere ve tebşirat ertelenir. Ve acı tokadı gelir.

    Bediüzzaman asrımızın iki büyük tehlikesi olarak anarşi ve dinsizliğe karşı imanı seddi ve ittihad-ı İslam’ı yegane çare olarak gösterir. Ve bu iki tehlikenin hariçten yani dışardan geldiğine dikkati çeker. İşte bu harici firavuni-tağut-küfri-deccalane tehlikeye karşı kurtarıcı beklemeksizin ittihad-ı İslam kılıncı ile bu tehlikeye def etmek, ümmete bu zamanda en büyük farz vazife olmuştur. Çalışmayana ne hayat, ne de hürriyet hakkı olur. Onlar da olmayınca iman edip feraizi yerine getirmek mümkün olmaz.

    Mehdiyet’in imandan ve İslam’ın hayata geçmesinden sonraki üçüncü faslı geniş dairedeki fütuhatı geniş bir mutabakatı gerektirir. Bu ülkenin 4 siyasi akımından ittihad-ı İslam, dindar demokratlar ve Milliyetçiler ittifak etmiş, kader birliği yapmış ve önümüzdeki son engeli birlikte aşıp hem hakiki istiklali kazanmak hem de vesayetten kurtarmanın yolunu 16 Nisan halk oylaması ile açmış.

    İşte batının ileri karakolu, tetikçisi ve ABD-CIA’nın 67 yıldır kontrolündeki Almanya’ya verilen hücum emri ile başlayan son tecavüzü önlemenin gerçek gücü ittihaddır. Doğu’dan İran, güneyden İsrail güvenliğine odaklı DAEŞ-PKK-PYD fitneleri15 Temmuz’un baş senaristi neocon ABD Merkez komutanı iblis suratlı Joseph Votel kumandasında saldırıya geçilmiş. Bu oyunu bozmak bizim en büyük farz vazifemizdir.

    Şu unutulmamalı 16 Nisan halk oylamasından sonra başlayacak süreç Alem-i İslam’ın kalbine yerleşen lanetli kavmin son oyununa şahit olacağız. 4 ülkedeki Kürt’leri istismar ederek İsrail’e koruma kalkanı oluşturma oyundur. Bu kalkanı deldiğimiz günün sabahında İsrail diye bir devlet olmayacak. O sabah Mehdi-Mesih şahs-ı manevileri dünya barışının ve tevhidin önünü açmış olacak. Bu yıl Kur’an’ın ilk işareti olan üç veya tarihten ilki idi? Göreceğiz Mevlam neyler.

    Kıbrıs harekatı sonrası Deccaliyetin’in 3. Merhalesini başlatan Yahudi Henry Kissenger, Kıbrıs Harekatı sonrası Türkiye’yi alelacele Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Masası’ndan alıp Avrupa Masası’na bağladı. Çünkü Ortadoğu İsrail’indir. Türkiye buna mani teşkil eder korkusu sardı. Sonra decccaliyetin iyi-kötü polislerinden İran da Türkiye’nin Avrupa’da yer almasını kendi ırki menfaati için hararetle destekledi. Bu uğurda Batı özellikle Almanya ile sıkı iş ve görüş birliği halindedir. Üstüne üstlük enerji çıkarı için Kürt koridorunun destekçisidir. İsrail de bölünmüş ve Avrupa’ya entegre olmuş bir Türkiye ister. Nitekim Almanya’nın eski Şansölyesi Kohl 1986 yılında bunu bize resmen teklif etmişti. "Doğu Anadolu'yu bırak AB'ye öyle gelin" Yahudi Haham Haim Naum Lozan’da hem devreye hem İsmet’in koluna girmesinin sebebi Avrupa'nın kuyruğunda bir Türkiye'dir.

    Trump, seçilmesine rağmen hala Obama'nın neocon ekibinin atraksonları sürüyor. Zaferin güzeli zamanında olanıdır. Gecikmiş bir zaferin hem maliyeti hem de faturası ağır olur. Avrupa’daki neofaşist-neoliberal ittifakı gibi bizde halkçı-ırkçı fitnesi aynı amele hizmet ediyor. Ve MHP’den kopan bir grup onların paralelinde. Suryeli göçmen düşmanlığı bile yapıyorlar.

    Şimdi seçim kimin? Bizim. Ya adam gibi adam olur arş-ı alada ahvalimizi seyreden Kainat’ın Fahri’nin yüzünü güldürürüz ya da. Onu da ben söylemeyeyim..

    YanıtlaSil
  6. 3* Siyonistler iki kitabi dinden Müslümanlık ve Hıristiyanlıktan intikam almak için dinsiz felsefe yoluyla iman kaleleri yıkıp zemin hazırladığı ve tesis ettiği komünizm ve İslam Alemi’ndeki ileri karakolu K….m ile intikamlarını alıyor. Ve sonra 1897 yılında Basel’de kurdukları Siyonist devleti Filistin’e taşıdılar. Ve bu program çerçevesinde Kudüs'ten önce hangi ülkede Ezan-ı Muhammedi’yi yasakladılar. Onu yapan şimdi İstanbul ile Mekke arasındaki yarı yoldaki Kudüs’te bu yasağı becerdiler. Adamlara bak sen. Önce Hilafet merkezinde sonra Müslümanların ilk Kıblesi’nde ezanı susturdular.İnanın biz onları durdurmazsak yolu tamamlayıp Mekke’deki Ezanı da susturacaklar. Malum onların cihan hakimiyeti hülyaları var. O hakimiyette kendilerinden başka din bırakmama da var.

    Evet biz Avrupalı olmak için çırpındık durduk. İyi de bu Avrupa hasta, Avrupa kör ve Avrupa gaflette. Bu hastalık taklid yoluyla Avrupalılaşmak yöntemiyle bize de bulaştı. Beidüzzaman bu hastalığı şöyle teşhis ve ifade eder:

    “Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır. Bunların kapatılması, ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.”

    Söyleyin gaflet bir nevi ayakta uyumaktır. Ki Mehdi de gaflet anında gelir ve vazifesini ifa edip gidermiş. Herkes uykuda olduğu için anlayamazmış. Hadi Mehdi sırr-ı imtihana tabi herkes bilemez, ama göz göre göre bir asırdır gaflette olmanın adi ayıbını taşımak insanın zoruna gidiyor. Ki Mehmet Akif Ersoy kalkıp bir asır önce nasıl haykırmıştı:

    Artık; ey millet-i merhume, sabah oldu uyan !
    Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?
    Ne Kürtlük, ne de Türklük kalacak, aç gözünü !
    Dinle Peygamber-i Zişan'ın İlahi sözünü.

    Veriniz başbaşa; zira sonu hüsran-ı mübin,
    Ne hükûmet kalıyor ortada, billahi ne din !
    "Medeniyet !" size çoktan beridir diş biliyor;
    Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.

    Bence 15 Temmuz sabahı Salalar fecri idi. Bu fecir tabiri ilk kez Hz. Peygamber tarafından ifade edilmiştir. Şimdi fecir bitiyor ve sabah Ezanı’nı okuma zamanı geliyor. Onun mimarı da torunu ve “kardeşim” dediği Mesih’tir. Haberiniz ola fırsatı kaçırmayın. Bir rivayet var: Hz. Mesih elinde kılıcı savaşır, savaşır ve gelir Ayasofya’nın minaresini kılıcını asar. Bir başka rivayet de, Mehdi’nin kumandanı Cehcah da onu feth edermiş. Yalanı yok ha. Çünkü bu benim sözüm değil. O zaman “Dinle Peygamber-i Zişan'ın İlahi sözünü.”

    Küçük Deccal’in (Süfyan’ın) Şeriat-ı Muhammedi ve Şear-i İslam’ın tahrib ederek Büyük Deccalin ileri karakolu olarak gözümüze çektiği gaflet perdesini yırtmanın zamanı gelmiştir. Kahrolsun küfür ve ihtilaf ve ümitsizlik yaşasın Ezan.

    Fecirden güneşin tuluna kadar bütün yaratıklar uyanırmış, biri müstesna. Kimdir ola?

    YanıtlaSil
  7. bizi ta baştan adamlar göbekten bağlamışlar
    mustafa kemal paşa ve abdullah güle verilen diz bağı nişanlarını aklınızın bir kenarında tutun
    Bilinen Türkiye'nin bağımsızlığının batılı ülkelerce kabul edildiğine ilişkin 23 Temmuz 1923 tarihli bir Lozan Antlaşması vardır. Ondan iki gün önce İmzalanan 21 Temmuz 1923 tarihli anlaşma da vardır. Bu anlaşma iki nüsha olup biri Büyük Britanya Kraliyet Ailesi kasasında gizlidir. Diğeri de 1960 ihtilalinde ABD Büyükelçisi aracılığı ile ABD'ye gönderilir. Pentagon'da bir kasada muhafaza edilir. Bu anlaşmaya göre; Türkiye İngiliz Milletler Topluluğu'nun (Commonwealth of Nations) tek gizli üyesidir

    Commonwealth, Britanya İmparatorluğu'nun diğer adı iken, Commonwealth of Nations, İngiliz Milletler Topluluğu, yani pakt'tır.

    Bu nedenledir ki; Türkiye-İngiltere arasında yapılan anlaşmalar; TBMM'ye bile getirilmemiş, her kritik dış sorunda, yetkililer, Londra'ya gitmek zorunda kalmıştır. Yine Londra'da terör olayı üzerine Commonwelth of Nations'a bağlı ülkelerde ve gizli üye Türkiye'de bayraklar yarıya indirilmiştir.

    Osmanlı imparatorluğunu, Balkanlarda ve Ortadoğu'da Fransa ile birlikte dağıtan İngiltere, işgalinde olan İstanbul'dan, boğazlardan ve Marmara bölgesinden ancak 1936 yılında çekildi. O tarihlere kadar İngiliz-Fransız işgali devam etti. İngilizler neden çekildi?
    http://toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=18784.0
    bizim bilmediğimiz çok şey varki osmanlının yıkılması karşılığı çok şey almışlar

    YanıtlaSil
  8. hükümet ile cemaatleri karşı karşıya getirmek.istiyorlar
    Bu metni dikkatli okuyun. Hak verirseniz paylaşın. Müslümanları uyaralım. Başka Devletimiz YOK ...
    Karşı taraf şimdiden Başkanlık seçimi hazırlığına başladı. Erdoğan oy kaybetsin diye Müslümanı Müslümana küstürme projesi devreye sokuldu.
    Müslümanları Reis'e küstürüp Başkanlık seçimine kadar bazı grupların desteğini daha Reis'ten çekmek istiyorlar.
    Çok sinsi bir Müslümanı Müslümana kırdırma sürecine girdik.15 Temmuz ruhunu yok etmeye yönelik üst plan devrede.
    İsrail'in paramiliter jurnalleri ile cemaatleri medyada ve sokakta tiyatro oynuyor. Olan halka oluyor. Fitneciler diri diri yakılsa gam yemem ama Polis başörtüsüne saldırıyor yaygarası koparıp samimi Müslümanlara 28 Şubatı aratacak duygular yaşatmak niyetinde olanlar var.
    Hangi cemaat, hangi hoca olursa olsun, Allah'ın adaletine biat etmiş bir Devletin karşısında duracaksa, canları cehenneme. Ama medyaya bu olaylar böyle yansımayacak.
    Önce Devletin üst kademesine ayar çekemeye kalktılar. Sonra olay yazarların kavgası ile devam etti. Sonra da dernekler hedef alındı. Şimdi yavaş yavaş millete aksettiriliyor.
    Dikkat edin diyorum, dikkat edin. Fitne yakın. Yok etmenin tek yolu Devlet'i takip etmek. Devletin dahil olmadığı hiç bir kavgada var olmamak.
    Çok sinsi bir Müslümanı Müslümana kırdırma sürecine girdik.15 Temmuz ruhunu yok etmeye yönelik üst plan devrede. Uyarıyorum. Taraf olmayın.
    Bu olaylar millet için imtihan, Devlet içinse hainleri ve cahilleri tespit etme fırsatıdır - Bisimit

    YanıtlaSil