.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

4 Şubat 2017 Cumartesi

ORTA DOĞU'DA HİLAL-HAÇ SAVAŞI

Mustafa Necati Özfatura
Türkiye Gazetesi
Dış Politika

ABD’nin derin devleti olan Neo-Conların üst aklı, hocası ve babası sayılan Norman Podhoretz göre: “Orta Doğu’da yalnız harita ve rejimler değil İslamiyet de silinmelidir. Ritüeller seviyesine indirgeyecek projeler, eğitim, kadın hareketleri, laik ve misyoner kuruluşlar Batı fonlarından finanse edilen stratejik, ekonomik, sosyal ve kültürel araştırma merkezleri ile gerçekleştirilmelidir. Ve misyonerler her çareye başvurarak Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmalı, soğutmalı ve bilhassa yaşamaları kesin olarak vesayetimiz altındaki kuruluşlarla, medya, kültür potamızda erittiğimiz aydınlar vasıtası ile önlenmelidir...”
Büyük Orta Doğu Projesinin konsepti 7 madde olarak özetlenmiştir:
1-Batı sabit ve merkezdir. Orta Doğu değişkendir.
2-Orta Doğu her durumda ve her zaman denetim altında tutulmalıdır.
3-Orta Doğu’da yaşayan Müslümanlar 'öteki'dir ve düşmandır.
4-Orta Doğu ülkelerinin iktidarları bizim adamlarımız olmalıdır.
5-Her çareye başvurarak Müslümanlar laiklik maskesiyle İslamiyetten kopartılmalı ve Hıristiyan Batı potasında eritilmelidir.
6-İran emperyalizmi teşvik edilerek Sünni-Şii mezhep savaşına zemin hazırlanmalıdır.
7-Irak 3, Suriye 4 ve Lübnan 4 parçaya bölünmelidir.
ABD, Orta Doğu’daki Müslümanları İsrail, DEAŞ, PKK ve FETÖ zulümleri ile dizayn etmek istemektedir. Ama Müslümanların direnişi çığ gibi artacaktır. Müslümanlar asla sinmeyecektir. Ve çok pahalı bedeller ödemeye hazırdırlar. ABD, AB, Rusya, İsrail ve diğerleri bu çığın altında ezilecektir.
İngiliz tarihçi Arnold Toynbee ABD’nin Orta Doğu’daki tavrını 42 yıl önce şöyle tasvir etmiştir:
“Amerikalılar Araplara Kızılderili muamelesi yapıyor. Ve meseleye 'Vahşi Batı' tavrı ile yaklaşarak, Arapların (Filistinlilerin) İsrail karşısında herhangi bir hakkının olmadığına inanıyor.”
Stratejik uzmanlara göre:
“Batı savaş ile beldeleri yıkıyor. IMF ve Dünya Bankası kredi ile borçlandırıp bu ülkeleri rehin alıyor.”
Geçmişte Romanya Devlet Başkanı Çavuşesku, IMF’den kredi almayı reddetmiş idi. Milyarder Sorosların maaşlı provokatörleri Romanya’yı karıştırdı ve Çavuşesku ve eşi idam edildi. IMF’yi reddeden Kaddafi ve Saddam da aynı akıbete maruz kaldı. Küresel sermaye Ukrayna’yı karıştırdı ve Ukrayna IMF’ye 40 milyar dolar borçlandı. Erdoğan IMF ile ilişkiyi kesti. Taksim Gezi Parkı olayları ile terör hadiseleri zinciri başladı. Yahudi asıllı ve ABD’nin eski dışişleri bakanı Mısır-İsrail anlaşmasının mimarı olan Kissinger’e göre:
“Bundan böyle savaşlar İslam ile Batı arasında; ama 'ılımlı İslam' ile 'radikal İslam'ı kullanarak olacaktır...” Nitekim ABD, Irak’ı DEAŞ’la, Türkiye’de FETÖ'yle, Pakistan, Somali, Suriye ve Nijerya’yı da başka örgütler ile karıştırmıştır. Bu örgütler Ehl-i Sünnet düşmanı olup kendisinin dışındaki Müslümanları 'öteki' görerek Batı adına cinayetler işliyorlar. Bu ahmaklar cennete kavuşacaklarını sanarak kendilerini cehenneme atıyorlar.
Defalarca DEAŞ’ı ABD’nin kurduğunu yazdım ama çok kişi bu görüşüme karşı çıktı. ABD’nin yeni başkanı teyit ederek “DEAŞ’ı Obama kurdu” itirafını yaptı. Diğer terör örgütlerini de CIA kurmuştur ve onun kontrolündedir. Kissinger itirafının devamında şunları söylemektedir:
“Evet Müslümanlar birbiri ile savaştırılacak, Müslümanların cesetleri ve İslam ülkelerinin enkazları üzerinde 'Büyük İsrail' devleti kurulacak. Kürdistan ise Büyük İsrail için ara hedeftir...”
Terörle mücadele emperyalizmin kılıfıdır. Orta Doğu Projesi, ABD ve İsrail’in sonu ve hezimeti olacaktır. Nihai zafer Müslümanlarındır. Ama şu anda Müslümanlar (çok azı hariç) bu zafere ve ilahi yardıma layık değildir. Ne zaman ki yaratılanların en üstünü ve güzeller güzeli Sevgili ve Şerefli Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ahlakı ile şereflenirler o zaman zaferden zafere koşmakta yorulacaklardır. Başka alternatif yoktur. Tek çıkar yol budur. Başka alternatifler çıkmaz sokaktır. Ama bu yol engellerle doludur. Aşılması gerekir. Ancak, asla fitneye sebep olmamalıdır...
Müslüman Müslümanın kanını dökmez. Müslüman olmayan masum insanları öldürmez ve zarar vermez. Dünyada ölen ve yaralananların en büyük suçlusu (Türkiye ve birkaç ülke hariç) İslam ülkelerinin liderleridir. Bunlar gafil değil haindirler. DEAŞ, FETÖ, PKK, DHKP-C ve diğerleri Hıristiyan Batı’nın “Haçlı Ordusu” rolündedir. Trump ABD’nin Gorbaçov’u olabilir.
03.02.2017

23 yorum:

  1. Ahmet Tutar kardeşim... Blogda yazı yazan ve mesaj atan hiç kimseyi kesinlikle tanımıyorum. Kimsenin gaybi ahvaline de muttali değilim. Yazıların sorumluluğu yazanların kendilerine aittir. Gaybi konularla uğraşmak mıknatıs gibi bazı tabiatları çekmektedir. Hayatımda cinlerle meşgul kişiler dahil bir çok kimseyi tanıdım. Ben blogumda konuyu biraz bilimsel fütüristik bağlamda incelemek isterdim. Ancak konu çok muğlak olduğunda gaybi haberleri avuç içine hapsetmek kabil değildir. Hal böyleyken mümkün olduğunca ehl-i sünnet esaslarından taşmamaya çalışıyorum. Bilmeden hata işlediysem tevbe ediyorum.

    YanıtlaSil
  2. 1* Sayın yazar bir tehlikeyi vurgulamak istemiş, ancak sapla samanı birbirine biraz karıştırmış desek hata olmaz. Türkiye’de güçlü bir milliyetçi-muhafazakar damar var. Veya görüş. Bir diğeri ise batıcı-münkirci görüş. Üçüncüsü ise ihyacı-tecdidi görüş.

    Milliyetçi-muhafazakar görüş gelenekçidir. Yaşanan tecrübelere göre hadiselerin ışığında değerlendirme yapar. Tahkiki değil tecrübidir. Türkler’in Anadolu’ya geldiği tarihten cumhuriyete kadara olan uzun süreçte düşman hep batılı-haçlı olmuş. Yani mücadele hilal ile salip arasında cereyan etmiş. Bu milliyetçi-muhafazakar görüşün günlük olayları değerlendirmede geleneksel bakış açısını oluşturmuş. Çünkü haçlılarla mücadele üzerine kurgulanmış bir hayatın verdiği ders budur. Ancak zaman yani tarih, Osmanlı-Rus-Alman imparatorluğunun çöküşü sonrası dönüştü. Artık ahir zaman fitnesinin tam içindeyiz. Dünya yepyeni ve benzeri görülmemiş bir veçheye bürünmüş. Gizli bir küfri gücün etkisi altında fitneden fitneye koşuyor.

    1815’te Viyana’da kurulan dünya düzeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı ile yıkılmış. Vahiy gözüyle, Tağuti küresel bir düzene esir olmuş. Sınır tanımayan bu yepyeni fitne-fesad düzeni adeta dünyayı bir köye indirerek hükmünü icra etmeye başlamış. Kur’an’da işari olarak belirtilen ancak Hadis ve Al-i Beyt söyleminde küfr-ü mutlak olarak belirtilen bir cereyan. Yepyeni Nemrud-Firavun karakterli düzenin neşvünema olduğu TOHUMUN özü Siyonizm’dir. O çekirdek 2 bin yıldır hazırlığı yapılan Yahudi hakimiyetini de öngören Arz-ı Mev’ud hülyasının icadıdır. Bu Kur’an’ın geniş anlamda işaret ettiği 2. Yahudi fesad devresinin planıdır.

    Bu yeni dünya düzenin adını koyalım artık. Daha doğrusu ihbar-ı Nebevi ile bildirilen o korkunç fitne, şahs-ı manevi olan Deccal, yani tam ifadesi ile “Deccal Yahudi”dir. Müthiş zekanın finansla yoğrulması esasına dayanan ikinci fesadın temelinde ne var? 1500’ün başında Protestanlıkla Hıristiyanlığı yeni bir dejenerasyona uğratarak bir kez daha tahrifata uğratması neticesi Yahudi düşmanlığı Yahudi muhibliğine dönüştürülür. Ve ilk kıtasal fetih Hıristiyan Avrupa’da gerçekleşir. Bu arada ehl-i fesad-ı saninin 1492 tarihinde hem batıya Amerika’ya hem de Doğu’ya Asya’ya Rus-Osmanlı’ya yönelerek iki kıtada hakimiyet için yoğun bir fitne-fesada yelken açar. İki yüzyılda çok büyük merhaleler kat edilir. Haçlı seferleri sırasında Avrupa’nın mali piyasasını ele geçirerek finans hakimiyeti kuran ikinci fesadın sahipleri hafızalarında yaşayan küresel hakimiyet için Deccal’in hurucuna karar verme seviyesine gelirler.

    Yıl 1773. Yahudi ileri gelenleri toplanır ve milyoner Meyer Rothschild’in önlerine koyduğu protokolü benimserler. Bu protokol yepyeni bir fesad planıdır. Nasıl ekonomik kriz çıkarılır, nasıl işbirlikçi tavlanır, nasıl din devletten ayrılır, nasıl imparatorluklar yıkılır vs.. Ve Rothschild son lokmayı ağzından çıkarır: “Efendimiz, bütün dünyanın efendisinin (Deccal) bütün dünyaya hakim olma zamanı geldiğinde (maşaları olan) gizli örgütler onun yolundaki herkesi yok edecektir.”… “Bunun için Yahudi önde gelenleri servetlerini birleştirerek (küresel devrim) hareketini başlatabilirler. Böylece dünyadaki iş gücü, doğal kaynaklar ve hammadde ele geçirilebilir”

    Soruyorum başardılar mı başarmadılar mı? İnanmayan mı var. O halde tarih sayfalarında ilerlemeye devam.

    YanıtlaSil
  3. 2* Tam 16 yıl sonra Yahudi gizli örgütlenmesinin masonik ilk başarısı gelir. Fransız ihtilali olur ve Osmanlı Sarayı’na ve ordusuna dühul başlar. Sonra Avrupa-Asya zemininde her türlü siyasi-ekonomik-dini ideoloji ve onlara dayanan ihtilal-inkılap-isyan zinciri bir asır boyunca devam eder. Marksizm, Liberalizm, Kapitalizm, Darwinizm, Freudçuluk. Yıl 1840. Yahudi küresel finans heyeti İngiliz Sarayı’nın kapısını çalar. “Filistin bize, Osmanlı toprakları size” 20-25 yıl süren pazarlık sonucu Yahudi Benjamin Disrael’in başbakanlığı döneminde el sıkışılır. Osmanlı’nın ve Rus’un yıkım hükmü imzalanır. Ve Yahudi provokatörlüğünde İngiliz fitnesi Rus-Osmanlı savaşını körükler. Artık yeni cihan efendisinin önü açılıyor. O sırada Avrupa’da esmeye başlayan şimal rüzgarı (dinsizlik rüzgarı) fen ve felsefenin önderliğinde Hıristiyan ve İslam toplumlarında manevi sed ve inançları tahribi şiddetlendirir.

    1897 Basel’de Siyonist Kongre toplanır ve İsrail Devleti kurulur. Artık sıra Osmanlı-Rus-Germen’in izmihlaline sıra gelir. Ve 20 yıl sonra üçü de tarihe karışırken, İngiliz beyanname yayınlar: “Filistin Yahudilerindir.” Adı Belfour Beyannamesi. O yıl Rusya’da kızıl darbe olurken, Osmanlı yıkımın eşiğine gelir. 1917 Deccalin yani Yahudilerin efendisi önce Rusya’da bir şahs-ı manevi olarak hükmetmeye başlar. Kiliseler, camiler yıkılır. İnciller-Kur’anlar yakılır. Din adamları ya kurşuna dizilir ya da idam edilir. Artık kopkoyu bir gece Asya’ya çöker. Ama bu küresel hakimiyet için yetmeyince yeni bir savaş ateşi yakılır. Çünkü İngiliz sözünde durmamış, Filistin’i onlara vermemişti. Yahudi’ye yeni bir köle cihan hakimi lazım. Ve yeni dünyada kurdukları sistemin hakimiyeti için entrika tezgahlanır: Yıl 1929. ABD Borsası’nın çöküşü ile dünya ekonomik bir krize girer. Ve o kriz 3 kıtada işleyen 2.fesadın ateşi, 1939’da deccalane bir vahşeti doğurur. 6 yılda 60 milyon insanın hayatına mal olan 2. Cihan Harbi ile Yahudi güdümündeki ABD küresel arenaya hakim kılınır.

    Harp fitnesine giden yıllarda bir Türk genci iktisat eğitimi için ABD’ye gider. Yıl 1936. Orada Marksist düşünce ile tanışır. Çok Yahudi arkadaşo olan o Türk Marksist olup Süfyan’ın ülkesine bir deccal neferi olarak döner. ABD’de deccal neferi olmak çok ilginç? O gencin adı Mihri Belli idi. 1970’lerin sonunda verdiği bir röportajda ABD yıllarını anlatırken şöyle diyecekti: “Tam dönemeye karar verdim. Yahudi arkadaşlarım bana çıkıştılar. Türkiye’ye dönüp ne yapacaksın. Bak burada her şey elimizde emrimizde. Bu fırsatı kaçırma, dediler ama ben kararımı vermiştim.” Yani Yahudi hakimiyetini açık açık beyan ediyordu.

    Kapitalist ABD’de bir Türk Marksist olur. Süfyan’ın huruç ettiği toprakların çocuğu orada yerellikten küresel deccal neferliğine terfi eder. 8 yıl sonra İsrail kuruluyorsa Yahudi’nin fitnekar zekasına işarettir. 1945 sonrası ABD’nin damarlarında akan kanda necaset de vardı. Yani Kızıl tehlikeye karşı dinini korumak için küresel bir güç olarak sahneye çıkan Amerika’nın “hayır” işi bir anda küresel fitneye inkılap eder. Kennedy’nin katli ile kanda yepyeni bir maraz çıkar. Bunun adı Neocon virüsü. Ehven-i şerri, eşedd-i şerre dönüştürecek bir virüs. Kızıl tehlikeye karşı dini hislerle dünya sahnesine çıkan Hıristiyan Amerika’yı ifsad etmesiyle küresel hakimiyetin önündeki son aşamaya az kalır. Nedir bu? Yeni Muhafazakar, yani Neo-conservativ. Ne buyurmuştu Alemlerin rahmeti: “Deccal Yahudi’dir.” Ya Kur’an ne buyurur: “Sen Yahudîleri, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun.” (2/ 96.) “Onların çoğunun günaha, zulme ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Ne kötü bir şeydir o yaptıkları! “(5/ 62.) “Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” (5/ 64.)
    İsrâiloğullarına Tevrat’ta şöyle bildirdik: "Siz yeryüzünde iki kere fesad çıkaracaksınız. (17/4.)
    “Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin. (2/ 60; 7/7.) “Onların üzerine bir zillet ve yoksulluk damgası vuruldu. (2/ 61.)

    YanıtlaSil
  4. 3* Artık Neocon maskeli Deccal’in son marifetlerine bakabiliriz. Yani ortada Hilal-Haç savaşı değil, Hilal-6 köşeli yıldız, yani Siyonist-Müslüman, yani Deccal-Mehdi ve Mesih Savaşı var.
    Bu savaşın yeni bir başlangıcı bir Yahudi Alman’ın ABD’ye hicret etmesi ile start alır. Gerçi ABD’de Yahudiler, boyunlarına Hıristiyan haçı taktırarak Evangalizme yani bir nevi Yahudi Hıristiyanlığı başlatalı 60-70 yıl olmuş, ama esas fitneni mimarı 1955’lerin ortasında Yahudi felsefeci Leo Staruss’tur. Göçüp geldiği ABD’nin Yale Üniversitesi’nde ders verir. Tabi Yahudi fitne-fesad virüsleri taşıyan bu derslerin öğrencileri Samuel Huntington, Fukuyama, Robert Kagan, Kristol, Eliot A.Cohen gibi Starussçulardır. Geleceğin fikir babaları ve politikacılardır. Bunlarla yeni bir akım başlar. Yahudi tarlasında ekilen Siyonist tohumların meyvası bu Yeni Muhafazakarlar. Bir grup akademisyen ve gazetecinin başlattığı bu hareketin çekirdek kadrosu Yahudi iken, Hıristiyan Protestan-Evanjeliklerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Bunlar önce Demokratların sahasında top koşturur lakin yaşanan ihtilaf üzerine Cumhuriyteçilere katılırlar. Özellikle Yahudi Henry Kissenger’in Demokratlar’dan ayrılıp Cumhuriyetçiler safına katıldığı dönemde. 1960’ların sonu 1970’lerin başı.

    Ancak müthiş bir Yahudi zekasına sahip Henry Kissinger’in küresel çaptaki fitne işleri sonrası küresel sermayenin oluşması ile dünya politika sahnesinde neocon ve neoliberal rüzgarları esmeye başlar. Ve Neoliberaller bütün batı dünyasında Reagan ile birlikte iktidar olur. Henri Kissinger’in dehası ve Sovyetlere giriştiği mahiyeti henüz tam olarak anlaşılamayan hinlikleri sonucu Komünizm tasfiye olur. Ve artık Yahudi karakterli Neocon-siyonist deccalin önü açılır. Siyonist Yahudi Leo Staruss’un demokrasi söylemleri, ABD’ye yakıştırılan demokrasi havarisi kimliği ve buna dayalı Amerikan değerlerinin (yani neocon değerlerinin) yüceltilerek yaygınlaştırılması Deccal hakimiyetine giden yolda final niteliğindedir.

    Gözden kaçan bir husus var. Leo Staruss’un empoze ettiği ABD’nin küresel demokrasi havariliğinin perde gerisinde yatan Siyonist menfaatleridir. Bu cereyanın başka bir kahramanı var. İsrail’in önce güvenliği sonra da Arz-ı Mev’ud sınırlarına ulaşması hedefini yılmaz bekçisi olarak Yahudi Bernard Lewis 1980’lerin sonunda baş role soyunur. Bu adam Yahudi fitnesinin gerçek akıl hocasıdır. Amerikan-İngiliz’in İslam düşmanlığının süper mimarıdır. Hatta ve hatta Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçek teorisyeni, mimarı ve baş akıl hocasıdır. Hem İngiliz hem Amerika arasında mekik dokuyan bu adam Yinon Planı olarak bilinen Ortadoğu’yu 22 devletçiğe bölme komplosunun baş destekçisidir. Komünizmin yıkılması arefesi ve sonrası yeni düzene kurgulayan bu adamın çabaları sonucu Margareth Thatcher 1990’da İslam dünyasını hedef göstermesinde baş provokatörü desek yalan değildir. Medeniyet Çatışması tezine zemin hazırlayan da odur. Ayrıca 31 Mart 1909’dan beri duhan fitnesi ile uyutulan Türkler’in dostu rolünü oynamaktadır. Haramzade sermayenin ve batı kıblesine secde eden akademik çevrelerin baş tacı bu adam Körfez Harekatının mimarlarındadır. İsrail için tehlike olan Suriye’nin kuşatılabilmesi için önce Irak operasyonunu başlatıp Saddam Rejiminin sona erdirilmesi fikrini ortaya atan da o.Ve o çabalar bugün bölgemizi kan çanağına çevirdi. Ve Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devleti kurulması ilk defa 1991’de bir Amerikalı subay tarafından dünya basın mensuplarının önünde söylenir. Hem de haritada el ile gösterilerek.

    Yeni muhafazakarlar (neo-conlar) altın çağ dedikleri Reagan-Bush döneminden sonra Bill Clinton’ın iktidarında entrikalarının aksaması onları kudurtur. 6 yılın sonunda Bill Clinton’a bayrak açarlar. Clinton’ın dış politikasını eleştirerek Körfez Harekatının devamı olarak Saddam rejiminin sona erdirilmesi için muhtıra verirler. Ocak 1998. Aksi halde ABD’nin Ortadoğu’daki petrol ve diğer menfaatleri ve en önemlisi hem ABD’nin hem de İsrail’in güvenliğinin tehlikeye düşeceğini öne sürerler. Ama Clinton bu neocon muhtırasını red eder.

    YanıtlaSil
  5. 4* Bill Clinton'dan sonra yapılan seçimde sonuçların geç ilan edilmesinde Bush için neoconların dolap çevirdiğini akla getiriyor. Seçim sonuçlarının ilan edilmesinden bir yıl geçmeden 11 Eylül tezgahı ortaya konur.

    Şimdi şu husus unutulmamalı. Her üç Melhemede de Yahudi’nin fesad parmağı vardır. Üçüncü Melheme’nin fikir babası Leo Staruss ise Bernard Lewis uygulayıcı teorisyeni olmuştur. Amerikalılar, Neo-conların soyundurduğu demokrasi ve hürriyeti yayma misyonunu kendilerine Tanrı’nın verdiğini inanırlar. Bunun sonucu neocon istismarına alet edilen bu misyon için Ortadoğu ve başka bölgelere sıranın geldiğine inandırılırlar. Ancak bundan Siyonist gayelere hizmet olarak neticelenecek.Çünkü gaybi ihbarlarında vekalet savaşlarıyla Arz-ı Mev’uda sahip olacaklarına inanan Yahudiler önce İngiliz’i, sonra ABD’yi yetmeyince Çin’i de devreye sokarak netice almaya çalışıyorlar. Siyonistler sırtına bindikleri ve silah sanayii, tarım, finans ve dış politikasına hakim oldukları ABD’yi tek cihan hakimi yaparak ahir zamanda kendilerine vaad edilen dünya hakimiyeti peşindeler. Ve Neocolar onlara 1975 yılından beri hipnoz olmuşçasına hizmet ediyorlar.

    Öyle ki 11 Eylül’ün bugün bir ABD neocon-siyonist komplosu olduğu, özellikle Çin’den Atlantik’e kadar geniş İslam Coğrafyasını savaş alanına çevirdikleri artık sır değil. Bu komployu Müslümanlara mal ederek Beni İsrail’in hasmı ilan edilen Müslümanlar hedef seçilmiştir.

    Mesele vahiy sahibinin işaret ettiği üzere artık Mehdi-Mesih karşı mücadelesiyle halledilecek. Çünkü Hz. İsa’nın nüzul ettiği kavim Beni İsrail’di. Onun hizmetine mani olunca kader onları zillet ve meskenete tabi tutarak yurtlarından sürdü. Bu hal İsra Suresi’nin ilk ayetlerinin hikmetiyle anlatılır. Ahir zamandaki Yahudi 2. Fesadı için yine devreye Hz. Mesih girecekti. 104. Ayet buna işaret eder. Bir sonraki ayette Mehdi’nin imametine Mesih’in zımnen tabi olacağından Kur’an’ın işareti çok manidar. “Biz Kur'ân'ı hak ile indirdik; o da hak ile indi. Seni de Biz ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” Yani Beni İsrail’in ikinci fesadı sonrası cezalandırılması Mehdi dolayısiyle ona tabi olacak Mesih’in elinde olacağını akla getiriyor. Mehdi ne yapacaktı? Kur’an ve dinini ihya edecek. Yani hem büyük deccalin dinsizlik cereyanını mağlup edecek hem de Şeriat-ı Muhammediye ve Şeair-i İslamiye’yi tahrip eden İslam deccalini bertaraf ederek dini ihya edecek. Ve bu şamada iki büyük dinin işbirliği söz konusu. Bu iki büyük dinin iki mümessili kim? Süfyan’ın mağlup edildiği ülke ile kızıl tehlikeye karşı dünyada uzun süre korumacılık yapan ve o cereyanın sönmesinde büyük emeği olan ülke.

    Şimdi son seçimde ABD’de hem neoconların büyük çoğunluğu hem de Yahudiler Demokratlara destek verdi. İlginç. İlginç olan bir başka husus uzun süredir cumhuriyetçilerle işbirliği yapan Neoconların içine düştüğü bu son tezad. Burada şöyle bir husus var. Cumhuriyetçiler homojen değil. Neoconların onlara tabi olduğu dönemde Cumhuriyetçilerin büyük bir kanadı Protestan Evanjelikler ve o partinin esas sahibi ve kurucuları Muhafazakarlardı. Neoconlar Cumhuriyetçilere katılınca Protestan-Avanjeliklerle işbirliği yapıp Muhafzakarlara galip geldiler. Onun için tıpkı neoliberal oluşum gibi yeni Muhafazakar anlamından Neo-Consartive denildi. Ve parti onların egemenliğinde bugüne kadar geldi. Peki gerçek muhafazakarlar ne oldu? O Muhafazakarlar ki ilk başkanlarından Jefferson kendilerine İlahi misyon biçerek “Seçilmiş kavim” olduklarını iddia ederdi.

    YanıtlaSil
  6. 5* Peki ABD ve hilafetin battığı ülke bu işi nasıl becerecek. Yani bölünmüş ve parçalanmış alem-i İslam’ın dini hayatı ve barışı nasıl sağlanacak. Bu önümüzdeki 4 veya 8 yılın meselesidir. Türkiye’nin elindeki tek çıkar yol ittihad-ı İslam. Yani bütün dini ve milli cemaat ve grupların kendi meşreplerinde kalmak ve yaşamak kaydıyle esasta birlik olup bu fitneye son verecek gücü oluşturmak mecburiyetinde. Mehir Kaynak yıllar önce Türkiye’nin elinde güçlü bir ideoloji olmadığını nazara vererek işini zorluğunu anlatmıştı. Ama o güç şimdi var. Ve bu bütün Türkiye Müslümanlarını farz derecesinde bağlar. Ve sonra sıra alem-i İslam’daki Al-i Beyt mümessillerinin katkısı söz konusu. Çin’den Atlantiğe kadar müttehid bir Alem-i İslam, Hıristiyanlığın hakiki mensuplarının da işine gelir.

    Uzatmayayım. Sır bu noktada. Cumhuriyetçi hakiki muhafazakar hem Siyonist sultasından kurtulmak hem Hak dini ile işbirliği yaparak Tevhide yaklaşmasının yolu ittihad-ı İslam’a güç verip 300 yıldır dinsizlik rüzgarları estiren siyonizmi tasfiye etmek zorundadır. Roland Trump’ın bence bu noktada müsbet-menfi bir katkısı olacaktır. Nasıl mı? Türkiye ile işbirliği yaparak. Bu beceri ölçüsünde cihan genel bir barış ve saadete erecektir. Kaderin hazırladığı 2. fesadın elim akibeti ile ilgili hükmün icrasına Kainat saatinde saniyeler kaldı. İttiba eden kazanır. Türkiye 100 yıldır peşinde koştuğu sahte ve siyonist kurgulu ideoloji ve siyasi akımlardan arınmak ve İslam’ın bayraktarlığına soyunmak zorundadır. Aksi halde tarih sahnesinden ya silinecek veya uydu parçalanmış bir ülke olacak. Bence ilk şık geçerli. Nasıl olacağını Menderes’in 1955 yıllarında Gıyasedden Emre’ye söylediği “Ne yapayım nerede hakiki Müslüman. Yok” şikayetinin artık geçerli olmadığıdır.

    Türkiye’ye güç verecek bir devlet politikası yoktu. Şimdi var. 100 belki 160 yıldır batı hipnozundan çıkılıyor. Ayrıca Mehdiyet’in dini ihya hizmetinden ayrı planı olan ittihad-ı İslam güçleniyor. Milliyetçi-muhafazakar gruplar, Mehdi cemaatinin ihya hareketi ve ehl-i tarik esasta ittihad etme provasını 15 Temmuz gecesi ilan etti. Bölge neocon-siyonist kliğin ve maşalarının oyun sahası olmaya devam edemeyecek. İşin düğümü mücmel olarak bildirilen ve tamamen müteşabih olan müjdede yatıyor. Mehdi-Mesih ittifakının İslam Alemi’nin bağrında bir hançer gibi yatan İsrail’in tenkili veya tesirsiz hale getirilmesidir. Çünkü başta beri belirttiğim gibi bütün tezgah ve oyun Yahudilerin arz-ı mev’ud safsatası üzerinden binbir fitnenin küresel alanı sürülmesiyle insanlık savaştan savaşa, krizden krize sürüklenmektedir.

    Şimdi Mehdi’nin ihya hizmetine paralel ehl-i tarikin tecdide uğraması, milli görüşün kendini geleneksel çizgiden ayırarak ihya ve tecdide ve en önemlisi dindar demokratlarla işbirliğine katılması, Siyonist suikastine uğratılan Türklüğün kavmiyetçi bir çizgiye indirgenmesi operasyonunun bizzat milliyetçi gruplarca red edilerek İslam’la imtizaç etmiş milliyetçilik yani hakiki Türklüğün “Ya Allah ya Bismillah Allahü ekber” esasına müthiş dönüşü zaferin habercisidir. Ahir zamanda fitne dalgalarının art arda gelmesi sebebiyle unutulmaması gereken husus ittihadın ihmal edilmeme şartıdır. Şu Bernard Lewis ve onun şakirtleri Alan Makowski ve Henri Barkey gibilerinin melanetleri için ayrıca yazacağım.

    1991 yılında alenen Amerikalı subay tarafından açıklanan ve daha sonra Pentagon belgelerinde arz-ı endam eden Büyük İsrail için parçalanmış Ortadoğu ve Türkiye haritalarını ehl-i küfre yedirmek şiarımız olacaktır. “İnanıyorsanız mutlaka üstünsünüz” İnanmayan var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yok ağabey amentubillah :):) inandık iman ettik elhamdullilah

      Sil
  7. yeryüzü sulha gark olacaksa dünyanın yarısından fazlası gitsin kalanlar islamla müşeref olsun demek yanlış..fakir düşünüyor ve diyorki ww3 büyük ihtimalle olmayacak..ama kürei arzı sarsacak büyük bir hadise insanlığı topdan zorunlu olarak İSLAMA İTECEK DİYE TAHMİN EDİYORUM..DEĞİŞİMLER HER ZAMAN SAVAŞLA GELMEDİ ESKİDEN 250 YILDA OLANLAR 300 YILDA OLANLAR 10 YILDA 5 YILDA OLUYOR..

    DECCAL HADİSİNDE TAHRİBATIN BOYUTU YANİ DEĞİŞİME UĞRATTIĞI HAKİKATLARIN TAMİRATININ 300 YILDA YAPILAMAYACAĞINI BEYAN EDİYOR EFENDİMİZ S.A.V BU AYNI ZAMANDA DEĞİŞİMLERİN BU AHİRZAMANIN FASLINDA HIZLI OLACAGI ANLAMINA ,SAVAŞ SONUÇU ÇIKAN YIKIMI MİMSİZ BATI GAYET İYİ BİLİYOR AKLIN YOLU BU WW3 ENGELEYECEKDİR..TETİKDEKİ AVRUPANIN İÇİNDE HALEP KONVOYU İÇİN ÇIRPINAN SAMİMİ ENTELLEKTÜELLER VE SKÜLER KESİMDE VARDI

    YanıtlaSil
  8. 1* Deccalizm, yani dinsizliğin-pozitivizmin-nihilizmin ortaya çıktığı 19. Yüzyılda Avrupa ve sonra Amerika’yı iki cepheye bölmüştü. Bedüzzaman’ın tarifiyle 1. Avrupa ve 2. Avrupa diye müsbet-menfi ikiye bölündü. Birincisi semavi dinlere taraftar, hukukun üstünlüğüne, insan hak ve hürriyetlerine inanan, demokrasiye bağlı, insansever Avrupa ve Amerika. İkincisi ise dinsiz, askeri güçle yani savaşlar taraftarı, ihtilalci, darbeci Avrupa ve Amerika. Komünzim, sosyalizm, Darwinizm, materyalizm, dinsiz Avrupa’da ortaya çıkan kimliklerdir. Günümüzde bunların Avrupa ve Amerika’nın tezahürleri ise küresel sermaye, neoliberaliz ve neoconizmdir. Ayrıca değişim, açılım, açık toplum gibi sloganik fitne virüsleri var.

    Burada bir ara not verelim: Büyük Deccalin ilk ve ikinci aşaması Marksist-Leninist iken, üçüncü aşamada Avrupa ve Amerika’da, 85 yıl önce Rusya’da iktidar kavgasını kaybederek batıya kaçan Troçkiye izafe edilen Troçkizm, liberalizmle karışarak yeni bir hüviyet kazanır ve Neoliberalizme inkılap eder. Bu cereyan 1975 sonrası küresel sermayeye paralel yeni bir siyasi güce ulaşır. Almanya-İngiltere-Fransa-ABD’de siyasi iktidarı ele geçirince Marksist-Leninist-Stalinist rejimi tasfiye ederek bir manada insanlığın başına bela olur. Ve neoliberal-neocon iktidarların ilk icraatı da küresel sermayenin katkısıyla Büyük İsrail için Yinon Planı gereğince İslam Dünyası’nı baş düşman ilan ederek saldırırlar. Bu1980 ve 1990 sonrası Ana Büyük Deccal provokasyonları sonucunda 3. Melheme İslam dünyasında dini ve ırki azınlıkları kışkırtarak çarpıştırmasıyla başlar. Küresel sermaye hakimiyeti sonrası Neoliberal-Neocon iktidarların başladığı yıl, Irak-İran Savaşı ile PKK’nın ortaya çıkışı onların ilk fesadıdır. Ayrıca şu çok önemli: Bediüzzaman’ın Kur’an’dan istihraç ettiği Tağuti 1417’de (28 Şubat fitnesi) Büyük ile Küçük deccal cereyanın ittifak edeceğidir. Bu beyaz ekran ve kağıt üzerinden yani medya ile Beyda Savaşı’nın başlangıcıdır. Bu savaşın sonunda iki kişi kurtulurmuş. Biri Süfyan’a diğeri ise Mehdiye haber verir. Ve Mehdi deccal ordusunun battığı haberini alınca “artık ortaya çıkmanın zamanıdır” der. Ki o dönemin sonu ise 2002’dir. Yani Mehdiyet’in 3. Aşamasının başladığı tarihtir. Ankara’da 2002 seçimleri arefesinde yapılan mitingte kalabalığın”fecr-i sadık” tezahüratının anlamı sonradan böyle tevil edilecekti. Her neyse bu ara nottan esasa döneyim.

    Ne hikmetse Neolibarilizm ile Neoconculuk iki kıtada eş zamanda sihirli bir el tarafından meydana sürülür. En temel karakteri ise Marksizmin askeri ve devrimci yönünü teşkil eden Troçkizmin yani Marksist-Troçkist fitnenin allanıp pullanıp makyajlı olarak Neliberalizm-Neoconcılık olarak sunulması oldu. Neolibiralizm Avrupa’da Yahudi düşünce okulu Frankfurt Okulu’nun şakirtlerine dayanır. Bunların başında Karl Popper ilk göze çarpan öncüsüdür. Bir Yahudi ve fesad eri olarak ortaya çıkışını “Ben ruhu, insanların yaşadığı kavram dünyasını değiştirmek için buradayım” derken Kur’an’ın “Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar.” (5/ 64.) ayetinin ihbarını doğruluyordu. Adeta İslam’ın icmay -ı ümmet ve batılıların kamuoyu düşüncesini yok edercesine Yahudi Deccal hakimiyetine zemin hazırlıyordu.

    Popper milli devletlere bu yüzden düşmandı. Yalnız milli devletlere değil onları sömürüp tahrip etmesini engelleyen din dahil her nevi grup ve örgüte de karşıydı. Bu yeni Marksist-Troksit yani Neoliberalizmin hiç acıması yoktu. Milli, dini ve sivil kimliklerle devletin damarlarına sızarak önlerindeki her engeli aşmaya geliyorlardı. Bizde bunun bir örneği neoliberal ve neocon cereyanın ortaya çıkığı 1986 yılında örgütlenmeye başlayan FETÖ de bu neoliberal-neocon yöntemleri kullanarak bir nevi onların adına devletin damarlarını sızdı.

    YanıtlaSil
  9. 2* Rus ihtilali sırasında Yahudi Rothschild Ailesi Trokçi’ye destek vermişti. Aynı aile komünizmin yıkılmasından sonra Rockefeller, George Soros ile bu kez Marksizmi Avrupa’da liberalizme karıştırarak Neoliberalizm zemin hazırladı. Özellikle Soros’un desteklediği beyaz ihtilallerle darbe ve çatışmalara çanak tuttular. Milyonlarca dolar akıtılarak oluşturulan sivil toplum kuruluşlarıyla sivil görünümlü ihtilallere imza attılar. Marksizmin askeri ve ihtilalci yönünü temsil eden bu Troçkistler ABD’de Leo Staruss ile akademik alanda boy gösterirken siyaset alanında Henry Kissinger ile siyaset ve diplomaside arz-ı endam etti. Sovyet blokunun dağılmasıyla da ABD’yi demokrasi havariliği kimliğiyle cepheye sürdüler. Yani kullanmaya başladılar. Ancak 1992-2000 Bill Clinton döneminde bir nevi hız kesmekle birlikte Balkanları karıştırdılar. O fitnede 1. ABD oyun bozdu.
    28 Şubat döneminde Küçük-Büyük deccalin ittifakından bahsettim. O dönemde iyi ve kötü Amerika arasında Türkiye için kavga oldu. Ancak küresel sermayenin ve neocon askeriyenin etkisiyle Türkiye’de malum zihniyet ile neocon-siyonist ittifakı tezgahlandı. Bunun da sebebi Sovyet sonrası Avrasya’nın ve de Alem-i İslam’ın Türkiler dahil yükleneceği misyon konusunda ABD’de yapılan planlama idi. Türkiye Elif, Lam, Mim’in misyonu gereği yine temayüz etmişti. Hatta ondan 10 yıl önce Mahir Kaynak ABD ile Rusya’nın (burada kast ettiği müsbet ABD ve Rusya’nın) Türkiye için anlaştığını söyleyip durdu. İşte 1992 yılında bir Türk parlamento heyeti ABD’yi gider. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda bir brifinge katılır. 19. Dönem Bursa Milletvekili Fethi Akkoç 25 yıl sonra TV’de anlattı. Türkiye sahip olduğu potansiyeli sebebiyle 54 Müslüman ülkesine model ülke sicilmiş. Dünyanın artan nüfusuna karşılık buğday üretimi yetersiz olduğundan, 21. Yüzyılın tahıl ambarı olarak OrtaasyaTürki devletlerin olması planlanmış. Daha başka konular da var. İşte o dönemde müsbet-menfi ABD’de Türkiye ile ilgili düşünceler şöyle:

    Türkiye, 21. Yüzyılın liderlerinden biri olabilir (Paul Kennedy) Türkiye bizim için büyük önem taşıyor. Sizin için önemli olan her şeyi destekliyoruz (ABD Elçisi Mark Grosmann) Yeni stratejik güç: Türkiye (ABD düşünce kuruluşu RAND) Türkiye parçalanabilir (ABD Büyükelçisi Yahudi Morton Abramowitz. 1993 yılında yazdığı makalede İslam’ın Türkiye’de yükselmesinden şikayetçi oldu) İslamcı akımların güçlenmesinden endişe duyuyorum (CIA’cı Graham Fuller) Bütün bölgeye yayılan ve İngilizce öğreten Türk okulları çok önemli (CIA’cı Graham Fuller) Türkiyle, laik, demokratik, Müslüman kimlik vizyonu dünya için bir model olmaya devam etmelidir. (ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grosmann) Türkiye geleceğin yıldızı (ABD Ticaret Bakan Yardımcısı Jeffrey Garten) 21. Yüzyılda İslam bloku doğacak (New York Times) Türkiye’yi kaybetmeyelim (28 Şubat’ta Türkiye’deki bütün fitnelerin yöneticisi Alan Makowski. 28 Şubat’ın tertipçilerinden)

    O dönemde ABD’de Neoconların akıl hocası Yahudi Bernard Lewis neoliberal sermayenin ortaklarının desteğiyle Türkiye’de el üstünde karşılanıp ağırlanıyordu. Bu adam Bushların ve Neocnoların akıl hocası idi. Türkiye’nin pasifize edilip İsrail’in hakimiyeti altına sokma manevraları yapıyordu. O tarihlerde Milletvekili olan Genelkurmay eski Başkanı Doğan Güreş, “Türkiye ABD’nin gizli ambargosu altında” diyordu. Bu ambargo Henry Kissinger’in marifetidir ve 1975’ten beri devam ediyordu. Rusya çöküyor Türkler artık askeri gücünü kaybetmeli düşüncesindeler.

    YanıtlaSil
  10. 3* Bernard Lewis bir bankanın davetlisi olarak Türkiye’ye gelir. 28 Şubat’tan hemen önce. “Türkiye’ye gelmek bambaşka bir bir deneyim. Her yerde profesör muamelesi görürüm. Bir tek burada sinema yıldızı muamelesi görüyorum” diyen Lewis, “Ortadoğu’nun çok yönlü kimliği” konferansında konuşur. Tam bir Yinon Planı mantığıyla Ortadoğu’da devlet temelindeki ulusal kimliklerin yanı sıra üst ve alt kimlik arayışlarını eleştirir. Pan-Türkizm (Türk birliği), Arap Milliyetçilği ve Pan İslamizm (İslam Birliği) üst kimlik arayışlarının belli bir etkisi olmasına rağmen başarısız kaldığını öne sürer. Ve sonra İslam kimliği ile alaya edercesine şöyle der: “Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelerin ‘Budist blok’ diye bir şey oluşturduğunu yahut Kuzey Avrupa ve İskandinav ülkelerinin ‘Luther’ci Dışişleri Bakanları’ grubu olarak bir araya geldiğini düşünebiliyor musunuz? Dine dayalı bu arayış daha çok İslam’a özgü gibi görünüyor. Ama yakın bir inceleme de bunun sanıldığı kadar güçlü bir kimlik olmadığını gösteriyor” Yani İslam Konferansı Dışişleri Bakanları toplantılarını eleştiriyor. İsrail’e tehlike oluşturmaları sebebiyle tabi.

    Ve Lewis daha sonra sözü laikliğe getirir. İslam’da Hıristiyanlıkta olduğu gibi kilise ile devlet arasındaki sürtüşme gibi bir durumun olmadığını belirterek “Batı’nın bu soruna bulduğu laiklik çözümüne bugüne kadar Müslüman devletlerin ihtiyacı olmadı. Ama şimdi buna benzer gelişmeler görülüyor. Madem böyle bir Hıristiyan hastalığına yakalandınız, iyileşmek için Hıristiyan ilacını kullanmanız da yerinde olur.”

    Konferansta sözü Lübnan’daki parçalanmaya getirir. “Lübnan’daki iç savaş tehlikesi bölge ülkelerini tehdit ediyor. Ortadoğu’daki ihtimaller bunlar, hangisini seçeceğiniz size bağlı. Soğuk savaş sonrası dış güçlerin Ortadoğu’daki olaylara eskisi kadar olmuyor. Napolyon’la başlayan 200 yıllık dışardan yönetilme devri kapandı, artık kendi başınızasınız” diyerek 5 yıl önceki Körfez harekatını unutmuş görünüyor. PKK terörünü atlıyor. Ama aslında kibarca bazı uyarılarla müdahalenin olabileceğini ima ediyordu. Ve laiklik ilacını akla getirerek 28 Şubat’a fetva verir. Müslümanlara Hıristiyan ilacı. Tam bir Yahudi fesadı.

    İki yıl sonra (1998) Yahudi Bernard Lewis yine el üstünde. Türkiye Bilimler Akademisi Türk Sosyal Bilimler Derneği ve Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarif Vakfı Cumhuriyetin 75. Yılı için kongre düzenler. İlk söz Bernard Lewis’in: “Türkiye’de demokratik kurumların tarihi köşe taşları, Sened-i İttifak, Tanzimat reformları, 1. Meşrutiyet, Jön Türk Devrimi ve hepsinden önemlisi Kemalist ve Kemalizm sonrası Cumhuriyet’tir.”
    Bu yağcılığın ödülü ise 4 yıl sonra Amerikan Atatürk Derneği Bernard Lewis’i Atatürk Ödülü olur. 22. Mayıs günü yapılan törende :
    “İslam coğrafyasının az gelişmişliğinin nedenleri din ve devlet işlerini ayırmak ve demokrasiyi oluşturmaktaki başarısızlığı, eğitimsizlik, sanayi ve ticarette ilerlememektir” dedikten sonra bize gaz verir ve “Demokrasi deneyimiziniz iyi gidiyor” yağcılığını yapar. Tabi 5 ay sonra Ak Parti’nin iktidar olacağını hesaplayamamış. Neoconların akıl hocası, medeniyetler çatışmasını tedavüle sokan zavallı Yahudi fesatçı, fitneledikleri iki dinin cihan sulhü ve dinsizlik için ilerlemekte olduğunun farkında değildi. Ve öngörülerinin yani Türkiye’ye biçtiği rolün ve 28 Şubat’ın akıbetini 6 ay sonra anlayacaktı. Anlayınca da bir kaç yıl sonra kin kusacaktı:

    YanıtlaSil
  11. 4* Bernard Lewis, Türkiye üzerindeki hayalleri daha doğrusu parçalanmış İslam ülkeleri ve Büyük İsrail Krallığı’nın gündemden kalkmakta olduğunu anlamışçasına “Ak Parti ustalıkla Türkiye’yi bölüm bölüm ele geçiriyor. 10 yıl içinde Türkiye ile İran yer değiştirebilir. Türkiye’deki hareket giderek daha çok yeniden İslamlaşma yönünde. Ortadoğu bölgesinde İslam kökten dinciliği yayılmasının bir meydan okumasını oluşturuyor”

    Wall Street Journal’a bu sözleri söyleyen ve Türk dostu olduğunu söyleyen Lewis artık öfke duvarını aşarak beyanat üstüne beyanat vererek hezeyanlar savurur: “Yüzyılın sonunda Avrupa’da İslam hakim olacak. Avrupa, Arap batısının, mağribinin bir parçası olmaya mahkum. Almanya’daki Türklere ve Ak Parti tehlikesine dikkat edilsin. “

    İşte Avrupa’da esen İslamfobia rüzgarının sebebi budur. Bu rüzgarın tahrikçilerinden Bernard Lewis ömrünün sonunda, Türk dostluğu maskesi altındaki İslam düşmanlığının bir işe yaramadığının hayal kırıklığı içinde. Zavallı yalnız onun ömrünün sonu değil siyonizmin yani 300 asırdır fitne fesad üreten kavmin sonunun geldiğini de itiraf etmiş oluyor. Evet “şu istikbal inkılâbâtı içinde en gür sedâ İslam'ın sedâsı olacaktır” hakikati Deccal yamaklarının itirafıyla gerçek oluyor.

    Şimdi neocon-neoliberal deccali cereyanın hedefi ne idi: “Komünizm çöktü yeni hedef İslam. 1991 Körfez Harekatında bizi kullanamadılar. 2003’te Irak operasyonunda Türk toprak ve askerini kullanma hayali son dakikada direkten döndü. 28 Şubat tecrübesi askeri cenahta bir şeyleri sarsmıştı. Hele neocon dostu generallerin silah almak uğruna İsrail’le yaptıkları stratejik işbirliği anlaşması sonrası ortaya çıkan bazı suikast girişimleri ve Türk jetlerine konan acayip takip cihazları mide bulandırmıştı. Her neyse 2003 teskeresi geçmeyince Neocon-nioliberal uşağı FETÖ koçbaşı kullanılarak askeriyeye komplo kuruldu. Neoconlar bir yandan ulusalcılarla işbirliği yapıp onları Ak Partiye karşı kışkırtırken bir yandan da peşlerine FETÖ’yü sürüp deccalane icraatlara başladılar. Neydi onlar? Ben yazmayayım Yahudi deccalinin Türkiye cephesi kumandanı Yahudi Henri Barkey söylesin: “TSK’yi kafesledik.” Bu sözlerden 3 ay sonra Çuval geçirme olayı yaşandı. Sonra ise FETÖ marifetiyle askeriyeye hukuki komplolar geldi.
    FETÖ neocon-neoliberal-siyonist kliklerin emrinde devletin bütün damarlarına hatta üniversitelere sızdırıldı. Bütün bu planlar Pansilvanya’da mukim soytarının marifetiyle yapıldı.

    Bu arada “One minute” bardağı taşıran son damla oldu. 12 Eylül 1980’den beri büyük emekler ve emellerle hazırlanan planları akim kalanYahudi deccal, neocon-neoliberal maşalarını harekete geçirdi. Arap baharı söndürülerek ftine ateşi yakılırken, Oslo süreci sızdırılıp PKK’nın silahlandırılmasına başlandı. Ardından 7 Şubat MİT kumpası yaşandı. Olmadı gezi, olmadı 17-25 Aralık, olmadı 22 Temmuz 2015 hendek sabotajları kalkışması. Ardından 6-8 Ekim olayları. Amma bir ay sonra 1 kasım zaferi Büyük Deccalin büyük hayalleri sönünce son çare olarak 15 darbe teşebbüsüne kalkışılması tam bir hezimet oldu.
    Bernard Lewis 1926’da Yeniçeri Ocağının lağvının Yahudiler için çok kötü olduğunu söylemesi neye işaret eder. 1826’dan 2016’ya kadar her türlü ihtilal ve isyana dolap hilesiyle Siyonist müdahalesinin sonuna geldiğini anlayabiliriz.

    Devam edeceğiz. Neocon-neoliberallerin Sarkozy-Merkel-NATO eski Genel Sekreteri Anders Rasmussen üzerinden Rusya dahil çevrilen Troçkistlerin dolapları bitmedi.

    YanıtlaSil
  12. 1*Ahir zamanın en büyük fitnesi olan Yahudi menşeli Deccaller bahsine devam ediyoruz. Bazıları “Yahu deccal ve süfyan bizim bildiğimiz gibi deil, bu adam ne anlatıyor” diyebilir. Önce bu konuya açıklık getiren Bediüzzaman’ın ne dediğine bir bakalım. “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır." Yani nifak ve zındıka olarak nitelenen Deccal ve Süfyan cereyanının başına geçecek müthiş zararlı şahıslar, insanlardaki hırs ve bölünmesinden istifade ederek çok az bir kuvvetle insanlar arasında karışıklık çıkararak koca İslam Alemi’ni esareti altına alır, yani hükmeder. Bu hakimiyet de siyasi olduğu gibi ideolojik ve ekonomikolarak da olabiliyor. Böyle olunca bu ahir zamandaki az kuvvetle çok karışıklıklar çıkarıp hüküm sürenleri iyi teşhis etmek lazım. Evet bir deccal var, ama onun açtı yoldan giderek cereyanını sürdürenler de var. “Eşhâs-ı müdhişe-i muzırralar” Çok zararlı şahıslar.

    Deccal, aldatan, yalancı, batılı hak, hakkı batıl göstererek cemiyetleri ifsad eden ve dalalete düşüren kimsedir. Deccal, ism-i fail, yani fiilin ifade ettiği işi yapan kimse anlamındadır. Öyle olunca Deccalin mesleği kendisinden sonra da deccaliyet (aldatma mesleği) olarak devam eder. Deccaller hem İslam hem de Hırıstiyan cemiyetlerinde aynı zamanda huruç ederek üç devrede esas olarak inkar-ı uluhiyet ile dinsizliği hakim kılarak insanlığı ifsad ederler. Her iki deccal Yahudi’nin İslam ve Hırıstiyanlık hakkında şiddetli intikam hisleri besleyen gizli komite ile kadını ifsad etmeye yönelik bir diğer komitenin yardımını görür. Büyük Deccalin 1975’te başlayan yıkım-değişim sürecinde siyasi ve askeri rejimle yaydığı dinsizlik fitnesine bu kez finansal hakimiyeti de eklenir. Bunun da Neoliberalizm ve Neoconservativ olduğu biliniyor. Ve küresel güç kazanan deccaliyet, Ortadoğu’da Yahudiliği rahatsız etmeyecek İslam projesi için kolları sıvar. 1980-1990.

    Neoliberalizmin Türkiye’ye etki ve yansıması da 12 Eylül 1980 ile başlar. Yani bu ihtilali neocon(neoliberal)-Kemalist ürünüdür. Ve küresel sermayeye Türkiye’nin kapılarını açar. Artık finans fonları, bankalar, açık toplum enstitüleri, sivil toplum kuruluşları etkili olurken, özelleştirmelerle kamu şirketleri, sanayi tesisleri milletin değil, finans babalarının eline geçmeye başlar. Mesela bizde Soros’un parasıyla kurulan bir vakıf vardı. İkide bir araştırma yapar ve yayınlar, “Türk usulü İslam” diye. Sanki Türk usulü, Arap usulü, Kürt usulü İslam varmış gibi. Tam bir deccaliyet fitnesi ürünüdür. O uyduruk araştırmaların birinde şöyle deniyor: “Halkın ezici çoğunluğu inançlı ama şeriata karşı, dini hoşgörüden (bu fetoş ağzı) yana. Yüzde 21’lik “Şeriatçı kesimin ise kafası karışık. Şeriata evet” diyorlar ama, ancak bir çok şeri hükmü doğru bulmuyorlar” Tam bir etki ajanlığı ve algı operasyonu. Neocon-neoliberal Yahudi Soros işi. Soros parayı veriyordu o vakıf da anket yapıp yandaşı gazetede tam sayfa manşet oluyordu.

    Halbuki Şeriat=dindir. Şeriatın yüzde 99’u ibadet, ahlak ve fazilettir. Ancak yüzde 1’i siyaset mütealliktir, o da yönetici kadrosunu bağlar. Yani onların imtihanı. Kısacası şeriatı inkar eden dinden çıkar. Kafir olur. Bediüzzaman 80 yıl önce halkının yüzde 20’’sinin sahih bir imana sahip olduğunu belirterek iman hizmetini başlatmasının sebebi 80 yıl sonra Soros’un vakfının araştırması ile ortaya çıkışı Mehdiyet’in ilk ve en önemli faslının iman olmasının sebebini gösteriyor. Çünkü iman olmazsa ebedi hayatı kaybetmek var. Bu örneği Soros vakıflarının neye hizmet ettiğini göstermek için verdim. Önce algı operasyonu, sonra siyasi kaos, sonra yandaşı iktidar yapmaktır. Yani darbecilikle iktidara geçmektir. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan’da olduğu gibi.

    YanıtlaSil
  13. 2* Hırıstiyan aleminde Neoliberalist hakimiyet önceleri İngiliz ağırlıklı olmak üzere ABD-Fransa-Almanya Türkiye’ye özel bir önem verir. Bu askeri ve ekonomik fitne olarak iki koldan yürür. İlki Türkiye’ye uygulana silah ambargosuna ek olarak Sovyetlerin dağılmasından bir yıl önce Avrupa’da silah indirimini sağlayan AKKA Anlaşması imzalanır. O anlaşma gereğince Van’dan Mersin’e çekilen hattın güneyi silah indiriminin dışında bırakılır. Bundan maksat ya Türkiye’yi kullanarak Ortadoğu’da neocon ABD’lilerle operasyon yapmak, ya da Güneydoğu’yu Türkiye'den koparma için savaş alanına hazırlık aşamasıdır. Ekonomik yönüne gelince.Turgut Özal’ın iktidar ve icraatında neoliberal uygulamalara dış desteğin sebebi, dünyaya açılarak dış operasyonlara Türkiye’nin kapılarını açık tutmaktır. Çünkü 12 Eylül darbesi bu amacı taşımaktadır. Finansı kullanarak istenen operasyonları yapmak. Ancak Özal’ın AB üyeliğinde ısrarı ve bazı siyasi politikaları maksatlarına ters düşünce tasfiyesi edilir. Küresel sermayenin güdümüne giren yerli sermayenin de katkısıyla İslam aleyhtarı öteki hakim kanadın siyasette faal rol üstlenmesi sağlanır. Bunun faturası ise çok ağır olur. Hem 2 ekonomik kriz, hem 28 Şubat Tağuti fitnesi ülkeyi 10 yıllık kaosa sürükler. Ekonomik kayıp 500-600 milyar dolar.

    Bürokrasinin her kanadının borusunun öttüğü, anarşinin kol gezdiği, muhafazakar ve demokratlara iktidarın zehir edildiği bu ortamın sebebi neoliberal-neoconların estirdiği neo cumhuriyetçilik rüzgarının eseridir. Neoliberal-neocon cereyanı, neo cumhuriyet yani ulusalcı rüzgara gaz verir. Bir nevi Türkiye “ya bölün ya da İsrail’e teslim ol” alternatifi gösteriliyor. Ve hem silah tedariki hem de bölünmemek için Türkiye-İsrail Stratejik Anlaşması yapılır. Sonra Refahyol tasfiye edilir. Ortanın solunun eski mucidi yeni ulusalcılığın bayraktarı ve neoİslam (!) FETÖ’nün dostu iktidar yapılır. Ve sus payı olarak “Al sana Apo otur aşağı” denir.

    İşte bu dönem için Bediüzzaman’ın 60-70 yıl önce bir iki cümle ile iki deccalin yani Büyük ve Küçük Deccalin ittifak edeceğini haber vermiş olması çok ama çok az insan tarafından anlaşılabilmiş. Gerçi her iki deccal aynı kökten geliyor. Ama ideolojik birliktelikten sonra siyasi bir hedefe yani alem-i İslam’a tecavüz ve dini tahrifatla tasfiye süreci için ittifak edeceğine işari olarak bildirilen hususun gerçekleşmesi Risale-i Nur’un kerametidir. Yıllarca iki deccalin ittifakından anladığımız, komünizm ile Süfyanizmin birleşmesi olarak anladık. O öyle de oldu. Lakin bunun ikinci aşamada da olacağına işaret ettiği vukuundan sonra anlaşıldı.

    Süfyanizm, Türkiye'de şeriat-ı Muhammediye ve şeair-i Ahmediye’yi tahrip eden dinsizlik cereyanına zemin hazırladı. Ancak bunun üçüncü devrede büyük deccalin değişime uğrayarak küreselleştiği bir zamanda Süfyancılarla aleni işbirliği ve ittifakının olacağını hiç akla getiremedik. Ancak vukuundan sonra yavaş yavaş anlamaya başladık. O dönem 600 yıl alem-i İslam’a bayraktarlık yapan milletin alelacele İsrail’e silah ihtiyacı ile tabi kılınıp onun büyük imparatorluğu için payanda ve alet edilmek isteneceği aklımızın ucundan bile geçmedi.

    Ama Bediüzzaman nur-u imanla bu Tağuti eylemi algılamış ve sadece bir iki cümle ile geçiştirmesi çok manidar. Ancak bu ittifakın hemen akabinde Türkiye’de ehl-i iman ve İslam’ın ittifak ve ittihad ederek hem manen, hem siyaseten bu tehlikeyi bertaraf etmeye çalışacağı müjdesini gizli de de olsa vermesi ilginç. Öyle olmuyor mu?

    YanıtlaSil
  14. 3* Bediüzzaman “Devletler ve milletler muharebesi tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor” tesbitinin bütün ahir zamanda bir tehlike olacağı anlaşılıyor. ABD ve Avrupa neoliberal-neocon ittifakının komünizmin tasfiyesinden sonra demokrasi ve hürriyet palavrası adı altında Alem-i İslam’a yönelmesinin amacı nedir? Bunu biraz açalım.

    Hıristiyan ve İslam’dan gizli intikam hisleri besleyen dinsizlik komitesinin Yahudi’ye yardımcı olduğu tesbitini yaptık. Yahudiler 16. Yüzyılda binbir dolap hilesiyle Hıristiyanlığı Yahudi dostu Protestanlığa inkılap ettirerek yeni bir muharref mezhebi Protestanlığı Avrupa’ya oradan da ABD’ye yaydıktan sonra sıra İslam dünyasına gelir. 19. Yüzyılda Osmanlı’yı batıyı taklit ettirerek yörüngesinden çıkardıktan sonra alem-i İslam’ın siyasi birliğini yıkar. Sonraki aşama biliniyor. Burada Bediüzzaman’ın çok önemli bir tesbiti var, dinsizlik ve asayişi bozacak anarşi tehlikesinin dışardan geleceğidir. Ve tam tamına dinsizlik 1808’den beri dalga dalga üzerimize gelirken anarşi tahrikinin de dış tehlike olarak ortaya çıkması bunu doğruluyor. Öyle ki dünyada ilk anarşi ve terör olayı süreklilik açısından 1911’de ve 1945’te Bediüzzaman’ın ağzından ihtaren bildirilmesi, Kur’an’ın Enbiya Suresi’nin ebcedi işareti ile 1961’den itibaren yaygın ve yıkıcı olarak deccaliyetin fitnesi olarak görüleceğinin ihbarı olmuştur.

    1980 ve 2000’lere gelelim. Neoliberallerin komünizmin sonrasında da Ruslarla intikam hesapları bitmiş değildi. Öyle ki 1990 sonrası açık toplum enstitülerle, finans fon ve şirketleriyle, oligarklarla Rusya’ya dühul ederler. Ancak bu oyunu sezen Putin iktidar olduktan sonra bunlarla büyük bir mücadele başlatır ve bütün enstitülerini, sivil toplum kuruluşların kapatır yandaşlarını içeri tıkar. Ve istiklalini kazanır. Bu Neoliberal fitneye ağır bir darbe olur. Sivil darbe olmayınca bu kez ihtilal ve isyan şıkkı tezgahlanır. Maksat Rusya’ya kuşatıp küçültmektir. Bunlar olurken bizde ise neo cumhuriyetçilik ulusalcılık olarak tezahür eder. Eski marksist, halkçı, Kemalist yazar ve düşünür birden bire ulusalcı kesilir. Bu arada 1980’lerin ortasından beri kurgulanan FETÖ sessiz sedasız ama derinden neoİslam için çalışmaktadır. O da 1990 sonrası elinde medya ve finans ile hakim azınlıklara şirin görünüp şirin görerek işe koyulur. Buna benzer hareketler Pakistan ve Irak’ta da sahneyle sürülür.

    11 Eylül sonrası “Yeni Dünya Düzeni” veya “Amerikan Yüzyılı” hülyası ile neoconlar hem Ortadoğu’da hem de Avrupa’da operasyonlara başar. Angela Merkel ile Sarkozy’nin iktidarı ve İslam aleyhtarlığı söylemleri ile adı ünlenen Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği döneminde Ukrayna fitnesi çıkarılır. Ukrayna’da Meşru iktidar Soros’un mangırları, açık toplum enstitüleri ve sivil toplum kuruluşları ile Ukrayna’da fitne ateşi yakılır. Rusya buna sert cevap verir. Hem Kırım’ı işgal eder, hem de Suriye’ye iner. Merkel-Sarkozy’nin Avrupa’dan Rusya’yı kovup, yeni entrikalarla Türkiye’nin doğusunu koparıp İran petrol havzasına Karadeniz üzerinden ulaşma planı uygulamaya konur. Aynı oyun şimdi AB üyesi Romanya’da da bir Yahudi’ye iktidar yolunu açmak için tezgahlanıyor.

    YanıtlaSil
  15. 4*Bu arada 100 yıllık petrol kaynaklarına ulaşma ateşi ile yanıp tutuşan en büyük Yahudi ailesi Rothschild’in neoconlarla yeni planı Irak ve Suriye’de sahneye konur. Önce Musul sonra Rakka, kurup büyütülen, eleman ve silah sağlanan DAEŞ’e karargah olarak verilir. El Gureyb ve Bucca toplama kamplarında temelleri atılan bu terör örgütü Pentagon ve AB ülkelerinde vazife alan askerlerce desteklenir. Bu yetmemiş gibi Avrupa’nın bir çok ülkesinden binlerce Müslüman gencin bu örgüte katılması teşvik edilir. Merkel’in de DAEŞ’e destek verip silah yardımında bulunduğu gibi PKK ve YPD’ye de silah gönderilir. DAEŞ’e katılan askerlerin Musul’a akın ettiği sırada ilginç bir olay olur: Bir nevi bu operasyondan haberdar olan Bağdat yönetiminin askerleri silah ve teçhizatı bırakıp çekilir. Bütün bunlar ne ile izah edilebilir? Şiilere meydan açma hazırlığı mı? Libya’nın işgalinden sonra bu ülkenin cephanesi Musul ve Rakka’daki DAEŞ’e bizzat CIA tarafından taşınır? Avrupa’dan ve Amerika kıtasından 20 bin teröristin katılımı teşvik edilir. Ne hedefleniyordu? Sünni-Şii, Arap-Kürt, Kürt-Türk çatışmalarıyla bölgenin Yinon Planı için küçük devletçiklere bölünmesi değil mi? Üstüne üstlük bütün bunları tezgahlanırken Türkiye’nin DAEŞ’i desteklediği iddialarını medyaları ile bütün dünyaya yayıyorlardı. Tam bir beyin yıkama ameliyesi.

    Bütün bunlar, Obama yönetiminin 2011 Irak‘tan çekilme kararı üzerine 4-5 yıl önceden hazırlığının yapıldığını gösteriyordu. Peki amaç ne? 1-Büyük İsrail’e zemin hazırlamak. 2-Yinon Planı için etnik bölünme esasına dayalı kanla yeni harita çizmek. 3- Petrol zengini Arap ülkelerini ise zayıf ve istikrasız bir yapıya kavuşturmak. 4-Rothschild’in Hazara petrol havzası rüyasına kavuşturmak. 5-Küresel sermayenin petrol ticaretine sahip olmak.

    Bu arada İran ile yapılan Nükleer anlaşma ile İran’ın bölgeye çekilerek Sünni-Şii savaşının kışkırtılması bir yana İran’ın Akdeniz’e ulaşmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Bu da Avrupalıların sadece Rusya-Kafkasya ve Türkiye yerine değil Suriye üzerinden enerji nakli için yeni iki güzergahın oluşturulması. Bir diğer husus Rothscihld’lerin Hazar petrol havzasına ulaşmada Kürt kantonlarının yanı sıra Gazze-Hazar hattını da gündeme getiriyordu. Tabi bütün bu ihtimaller için tek şart İslam Birliği’ne mani olmak.
    Ve ne yapılması gerekiyorsa yapıldı. Bir diğer husus Almanların 150 yıllık Irak Petrol havzasına kavuşmak için sarf ettiği çabalar. Almanların 5B (Berlin - Budapeşte - Bükreş - Boğaziçi (Bosfor) Bağdat) formülüyle bir ara Türkiye üzerinden tasarladıkları enerji havzasına ulaşma hayali sonraki yıllarda daha hainane bir plana dönüştü. Karadeniz üzerinden Türkiye’nin doğusunda Ermeni ve Kürt devleti kurdurarak enerji nakil hattını açmak. Bunun için bölücü PKK'ya destek ve Ermeni soykırımı tasarısını kabul ederek ona hazırlık amacı taşıyor. Bu da Neocon Alman kafasının hülyası. Romanya’nın şartları taşımamasına rağmen AB’ye alınmasının sebebi budur. Böylece hem Rus’a hem Türk’a bağlılıktan kurtulacaklardı. Türkiye ile anlaşarak dostluk kurarak enerji nakil hattını kurmak yerine böyle bir teşebbüsün tek ve büyük sebebi Yinon Planı'na da yardımcı olmak. Türkiye 4’e bölünecek. Hem Siyonist hem neoliberal kefere kazanacak.

    Arap Baharı 10 yıllık bir gecikmeyle sahneye kondu. Buna paralel Türkiye’de önce 2006 sonra 2009 ve en son 2010’dan itibaren AK Parti ve Erdoğan düşmanlığı ile iktidarı devrime amaçlandı. İşte burada FETÖ cemaati devreye sokuldu. FETÖ devletin birçok birimine sızmanın yanı sıra, sızmalarda elde ettiği mahrem bilgi ve istihbarat batıya servis edildi. Aralarında İsrail’in de bulunduğu bu ülkelerin tamamı 15 Temmuz harekatının hem planlayıcısı hem de bilgi sahibi idi.

    YanıtlaSil
  16. 5*Bütün batılı başkentlerin 15 Temmuz darbe girişimi sırasında sessiz kalması askeri darbeye destek vermeleri bunun en büyük delilidir. Türkiye’ye yönelik neocon-neoliberal deccaliyetin yol açtığı mali kayıplardan hiç söz edilmez. Ekonomi uzmanlarının verdiği bilgiye göre gezi 160 milyar, 17-15 Aralık süreci 220 milyar, 7 Haziran sonrası Henri Barkey-Graham Fuller ikilisinin yönettiği PKK hendek kalkışması 50 milyar liralık gelir kaybına yol açtı. Bu arada 6 yıl önce gerçekleşen 8.8’lik büyüme hızının frenlenmesi sonucu bu rakam yüzde 2-3’lere düştü. Bu yüzden bugün işsiz rakamı yüzde 09’de 13’lere tırmanıyor. İstikrasızlıkla Türkiyle’yi durduracaklarını sanıyorlar.

    Ayaklanmalar, isyanlar, iç savaş provokasyonlarından Türkiye de çeşitli entrika ve kumpaslarla nasibini alıyor. Ama şu var. Türkiye çökertilemediği gibi daha önce Putin’in Neoconları mağlup ettiği gibi şimdi de Erdoğan da neoconları ve uşaklarını bir temiz hezimete uğrattı.

    İşte bütün bu hadiselerin tezgahçısı Deccaliyet. Yani Yahudi ağrılık küresel sermayenin iki kolu neoliberal-neocon üzerinden tezgahlanmaktadır. 1917 kızıl ihtilalini yapanlar kılık ve kimlik değiştirerek finansla ağırlıklı siyasi darbelerle milli devletleri tasfiye edip hükmetmek ve yönetmek istemektedirler. İşte bu yukarıda belirttiğim gibi nifak ve zındıka cereyanı (Deccaliyet) Müslümanların ve beşerin zaafından istifade ederek az bur kuvvetle kaos üzerine kaos çıkarıp Alem-i İslam’ı yeni bir tarzda hakimiyetleri altına almak istiyor.

    Neconların İslam Alemi için şimdi en büyük emelleri Hırıstiyanlığa yaptıkları gibi İslam dinini reforme edip Yahudi devleti için tehlike olmaktan çıkarmaktır. Buna İslam deccali 1920’lerde teşebbüs etti. Hatta bunun için düzenlenen o tip toplantılara katılan paşalar ve çok sonradan Nihal Atsız bile doğruladı. Bediüzzaman bundan purutluk olarak söz etmesi de boşuna değildir.

    Neoconların İslam dini için tezgahladıkları fitne için bir örnek verirsek ABD’de Philadelphia’da Ortadoğu Formu diye faaliyet gösteren kuruluşun uzmanlarından meşhur neocon Daniel Pipes’ın terörizmle savaşta olduklarını belirterek hedef olarak İslam’ı modernize edeceklerini söylüyor. Yani amaçları din mühendisliği. Zamanında Lozan sonrası İngilizlerin Türkiye’ye dayattıklarının tekrarı gibi bir şey. Pipes, bunu yapabilmek için neoconları yetiştirdiklerini söyler. Böylece neocon fikriyatı etrafında şekillenen Amerikan tipi Müslüman hareketi oluşturma sevdasına kapılmışlar. Körfez Harekatı sonrası muharref Kur'an bastırılarak Kuzey Afrika’da dağıtıldığına dair haberler çıkmıştı. O Kur’an’da Yahudilerle aleyhtarı ayetler çıkarılmıştı. Maksadın Siyonist devletin müdafaa ve muhafazasına yönelik olduğu bir kez daha ispatlandı. Ve ılımlı İslam düşüncesinin nereden kaynaklandığı anlaşılıyor. Bunun için Türkiye’de de bazı şapşal ve ve aptallar da bulmadılar değil. Mesela fetoşun hoşgörü marifetleri biliniyor. Dinler arası diyalog safsatası. Bir yığın akademisyen senelerce İbrahimi dinler adı altında Siyonist devleti korumaya kalkışıldı. Ve en sonunda 3 yıl önce bir Yahudi dergiye demeç veren fetoş “Kur’an Yahudileri lanetlememiştir” demesi bunun ispatıdır.

    YanıtlaSil
  17. 6* Kissinger’in de sözünü ettiği ılımlı İslam diye tabir ettikleri fitnenin Türkiye mümessilinin FETÖ olduğu artık anlaşılmıştır. FETÖ bir nevi Neoliberal-neocon deccalin, Neo-Haşhaşin örgütüdür. Diğer bir yerli ayağı ise neo-cumhuriyetçiler olan ulusalcılar. Mustafa Özcan Ulusalcı-Neocon birlikteliği için “siyam ikizleri” tabirini kullanır. Bu ulusalcıların bir bölümü bir ara Gülen’i Ayetullah Humeyni gibi Türkiye’ye gönderilme görüş ve tesbitlerinin arkasında abileri ve dostları Michael Rubin de var. Her iki “yerli neo” küresel deccaliyetin maşası olarak Türk toplumunu karıştırdıkça milletten red tokatlarını yiyip oturdular.


    İslam düşmanlığı ABD’de yeni bir şey değil. Başkan Nixon ile başlayan bu süreç günümüze kadar geldi. Rubin ve Pipes’tan çok önce ta 1980’lerin başında neoconlar siyasi ve askeri simalarıyla İslam düşmanlığını açık açık ortaya koymuşlardı. ABD eski NATO Genel Sekreteri ve Dışişleri Bakanı Alexander Haig “Müslüman ülkeler için en büyük tehlike İsrail değil, İslam’dır” diyerek Neoconların stratejisini ortaya koymuştu. Ve bu zihniyet İslamfobia’nın inşasının temelini oluşturuyordu. İslamfobianın mühendislerinden biri de Avram Noam Chomsky’dir. Siyasi eğilim tam bir siyoniste yakışan tarzda sosyalist ve anarşist eğilimlidir. Bunun da kendi tabiriyle radikal New York Yahudi cemaatinden kaynaklanıyormuş. Öyle olunca da şöyle konuşuyor:
    “Demokratik yoldan dahi İslami hükümetler başa gelse de, önemli olan Batı’nın tedirgin olmayacağı rejimler desteklenmeli. Gerektiğinde bu seçilmişlere de müdahale edilmesinin gereğidir. Demokratik seçimler olursa, darbe yap. Darbe yapacak ortam yoksa ortamı müsait hale getir. Arkasından bir diktatör gelecektir. Diktatör, uluslararası kurallara uymaz da ekonomik özgürleşmeden bahsederse, hele petrol ve diğer doğal zenginlikleri paylaşmak istemezse halkı sokağa dökün”

    Tam bizde 4 darbe öncesi teröristlerin sokağa dökülmesi ve darbeye gerekçe yapılması veya gezi gibi kalkışmaların kaynağının kim olduğu anlaşılıyor. Fesadçı siyonist zihnilet,

    Evet Hz. Peygamber Deccal’in Yahudi olduğuna işaret ederken bu ihbarı mucizevi olarak doğru çıktı. Bediüzzaman bunu şimal rüzgarı ile açıklarken, önce doğu, sonra batı şimal rüzgarı olarak belirtmesi bu ihbarın ilk açıklamaları oldu. Oldu olmasına da Deccalin sistem ve hakimiyet olarak önce Kızıl tehlike olarak 1917 ihtilali ile somut olarak sahneye çıkar. 7 yıl sonra da İslam dünyasında hilafetin tahribi ile Süfyan ortaya çıkar. Ve izahını yaptığım gibi bu iki cereyan birbiri ile alakalı ve Yahudi kaynaklıdır. Türkiye’de ilk kez bir “istidraç” sahibi olarak Sabatay Sevi, Osmanlı’nın boynuna tasma vurup peşimde gezdireceğim” demesi 1.5 asır sonra Selanik Hanedanı ve Süfyan da Yahudi asıllı çıkmasıyla Hadis doğrulandı. Bu iki akımdan Süfyan’ın şeriatı tahrip ve imana ilişmesi ile Büyük Deccale, hazırladığı zemin ile o dinsizilik cereyanı ile birleşti. Ama rejim olarak birleşmesi H1417 olan Kur’an’ın işaret ettiği tarihtir. Amma ve lakin hem Mesih’in şahs-ı manevisi Mesihiyet, hem Mehdi’nin şahsı manevisi Mehdiyet bu Yahudi hakimiyeti yıkıyor. İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı ne demişti? O söz her şeyin özlü doğrulanmasıdır. 20. Yüzyılda iki devlet…….

    YanıtlaSil
  18. 7* Bugün neoconistler ve neoliberalistler küresel sermayenin güdümünde milli devletleri bertaraf ederek eldeki muazzam finansal fonlar, medya gücü, sivil toplum kuruluşları ile hem küresel hakimiyeti kurdu, hem de İsrail’in önünü açmak için çabalıyor. İşte o ihbarı gaybilerde bildirilen ve dünyaya hakim olacağı bildirilen Mehdi ve şahs-ı manevisinin hakimiyeti bu küresel fitneyi Mesih ile yıkarak İsrail’i tarih sahnesinden Kur’an’ın tarif ettiği “zillet ve meskenete mahkumiyet”le silinmesiyle gerçekleşecek. Bunu nasıl olduğu ve olmakta olduğunu bilmek avam gözüne değil nur-u Kur’an gözüne ihtiyaç vardır. Yiğit düştüğü yerden kalkar hükmünce İslam ve hilafet burada düştü ve yeniden buradan ayağa kalkacak. Kalkacak değil kalkıyor.

    Bir küçük hatırlatma. Yazar Mustafa Özcan Türkiye’de bu konuyu iyi bilenlerdendir. O der ki: “Yahudilerin dindarlığı daha ziyade asabiyet dindarlığıdır. Bundan dolayı kendileri için ‘beynelmilel Yahudi’ tabiri kullanılır. Yahudilikte dinî anlayış daha ziyade ırkî olduğundan dolayı hakkaniyete değil, asabiyete bağlıdır. Asabiyet de onu diğer milletlere ve dinlere karşı yabancılaştırmaktadır. Yahudiliğin en temel vasfı veya hastalığı hakkaniyetin yerine asabiyeti ikame etmesidir.”

    Zaten siyonizm budur. Onun için bir adı da “Beynelmilel Yahudi” denir. Bu Beynelmilel Yahudi ideoloji veya siyaseti ve fikriyatı ahir zamanda bütün zındıka cereyanlarının atası olmuştur. Bugünkü batı medeniyetini sembolize edene 3 temel akım Marksizm-Freudizm-Darwinizm’in fikir babaları Yahudidir. İşte bu cereyanın biteceği nokta yani Beynelmilel Yahidiliğin sona ereceği yani Deccali’in biteceği yerin Lut Gölü civarı olmasının sebebi ikinci fesad sonrası İlahi tokatın orada kurulu devlete olacağına işaret etmektedir. Bunun da baş rolünde Deccal’in her ikisinden ağır mağduriyet göre millet yapacaktır. O ilahi tokat indiği zaman hangi millet olduğunu herkes görecek. Rivayetlerde adı geçen Şam Suriye’nin başşehri Şam değil, çünkü orası Dımeşk’tir. Şam, Kudüs ve civarına verilen addır. Süfyan’ın da orayla ilgilendirilmesinin sebebi Osmanlı döneminde zabit olarak vazife alması sebebiyledir. Alem-i misal’de geçmiş ve gelecek bir arada evliyaya göründüğünden ve orada zaman mefhumu olmadığından yüz yıl ara ile meydana gelen iki olay veya iki adamın bir arada görülmesi dünyevi kavramlarla aktarılırken ihtilaflı ve hatalı olabiliyor. Bir çok evliyanın bir konuda ihtilafının sebebi de budur. Görülen aynı, anlatılan farklı.

    Her neyse şimdi alemde süren kavga ve savaş haçlı-hilal savaşı değil. İman-Küfür savaşıdır. Bir cephesinde küresel dinsizlik diğer cephede Mesih-Mehdi kuvvetleri var. Deccal-Süfyan-Mehdi meselesini anlamak ilim ve basiret işidir.

    1912 tarihinden 1989’a kadar tam tamına 25 milyon Müslüman-Türk zulüm işkence ile katledildi. 24 bin cami yıkılırken imam ve müezzinleri cami önünde asıldı. Bu büyük deccalin Türki devletlerdeki katliamıdır. Peki o dönemde Süfyan’ın ülkesinde bugüne tekabül eden nüfusa göre 800 bin kişinin öldürülmesi ne anlama gelir? 1. Cihan Harbinden sonra Avrupa ve Asya’da 3 cereyan ortaya çıkar. Faşizm-Nazizim, Komünizm ve K…..m. Bunların katlettiği insan sayısı 100 milyon. İki Melhemenin kurbanı bu kadar. Ya 25 yıldır düşük yoğunluklu çatışmalarla süren 3. Melheme’de ise ölen Müslüman sayısı 13 milyon. 30 bin kişilik DAEŞ teröristi 600 bin cana mal oldu. Ve bu kadar kan İsrail’in küçüğü ve büyüğü için aktı. Bu kan denizi kimi boğacak dersiniz?


    YanıtlaSil
  19. ABDURRAHİM ÇOKGUNGOR hocam, hem geçmişi anlatıyorsunuz ama bugün Afganistan,Irak ve Suriye derken İran'ın füzelerle vurulması hadisesine kadar geldi. Bunlarla ilgili yorumlarınızı günümüzü yorumlamanızı bekliyoruz. 10 Muharrem 1440 ın (09.09.2019) önemi nedir ? Ne olabilir ? Geçmiş geçti gitti ve siz yıllardır geçmişi yorumluyorsunuz artık bugünü yorumlamaya başlasanız iyi olacak kanısındayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 10 Muharrem 1440 (20.09.2018) pş Cuma gecesi,

      II. Mehdî resûl II. Erbakan’ın hadîslerde geçen 18 ve 40 yaşında döngüsel Ke‘be olan Tbmm'den;

      34 sonrası, 37 ve 39da çıkacağı haber verilen (1434 sonrası, 1437 ve 26 receb 1439 cuma = 17 aralık 2013 yargı darbesi teşebbüsü, 15 temmuz 2015 askerî darbe teşebbüsü ve 13 nisan 2018deki asl çıkışı)

      II. Süfyânü’d-deccâl Feto üzerine hurûcu ‘alê's-sültân tarihidir.

      Sil
    2. Şimdi Mehdi olduğunu iddia ettiğin zat kimin halifesi olsa gerek bir bakalım. Yıl 1996. Bediüzzaman’ın "Tağut'a bakar ve baktırır" diye işaret ettiği H.1417. Mehdi Erbakan Akşam Gazetesi’nden İzzet Sedes ile konuşuyor.

      Erbakan: Batı’daki laikliği istiyoruz.
      Sedes: Laikliğe karşı değilsiniz.
      Erbakan: Laikliğin kendisini biz istiyoruz. Asıl savunucusu biziz.
      Sedes: Atatürk ilkeleri
      Erbakan: Evet, tabii. Bu ilkeler nedir. Sayın bakayım…
      Sedes: Devrimcilik, halkçılık, laikiik..
      Erbakan: Bunların temsilcisi bizi. (03.01.1996)

      Evet makine profesörü Erbakan kimin Mehdisi olduğu böylece anlaşılır. Ayrıca o tarihlerde Şevki Yılmaz şöyle konuşuyordu:

      “Halkçılık, ulusçuluk, inkılapçılık, gibi ilkeleri korumak ordunun olduğu gibi, halkın da görevidir. “

      Ahir zaman duhan çağıdır. Herkes gaflette olur, yani uykuda. Her halde bu sözler gaflette veya uykuda söylenmemiştir. Rüya değil uyanıkken söyleniyor. O zaman Fetoş ne diyordu? “MKG içtihad makamıdır”, “Türban teferruattır”, “Evren cennetliktir”, “Ecevit cennetliktir”, “Dünya gemisin kaptanı ABD’dir”. Ve Fetoş = Erbakan = devrimciyiz, halkçıyız, laikiz. Kaptanımız ABD’dir. Arş iler marş ileri , dönmez geri ilkelerin askerleri.

      Herkes uykuda iken Mehdi gelir ve gidermiş. Acaba hangi uyku? Çözeniniz vaaa mı? Neocon hareketi başlayalı 16 yıl olmuştu. Margareth Thatcher "Komünizm öldü yeni hedef İslam" diyeli 6 yıl. İslam iki cepheden vurulur. Harici düşman ve dahili bedbahtlarla. Siyaset olmadı ise 20 yıl sonra darbe verelim. Fetoş: Ortalığı gerin ki Mehdi gelsin. Kafa aynı kafa. Dünyevi, siyasi, makamperestlik, yüksek egoluk, herşeyi ben bilirim ve ene şişkinliğini sonu nedir?

      Mehdi makamının tayin edicisi Cenab-ı Allah'tır. Önüne gelene Mehdelik izafe etme neye girer?

      Yazı tura atalım, pardon Fetoş mu, Erbakan mı? Bazen para dikte düşebilir. O zaman ikisi de ihraç olur.


      Sil
  20. Mehdi as in fatih erbakan olacağını düşünmüyorum. O tahminimce saklanis donemindedir

    YanıtlaSil