.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

6 Şubat 2017 Pazartesi

İRAN SAVAŞI KAPIDA MI?

İran, Orta Doğu'yu fethetmek istiyor'
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD hükümetinin İran'a yeni yaptırımlar uygulama kararı almasını olumlu karşıladığı söyleyerek, İran'ın nükleer programının dünya için tehdit olduğunu savundu.
***
Trump: İran, bir numaralı terörist devlet
ABD Başkanı, "Şunu söyleyebilirim, ülkemiz onların umurunda değil. Onlar bir numaralı terörist devlet. Her tarafa para ve silah gönderiyorlar" dedi.
***
*****
Bu iki haber alarm veriyor. Abdullah Dağistani’nin haber verdiği İran ile savaşı hatırlatıyor.

Abdullah Dağistani İran’ın Hürmüz Boğazına saldıracağını ve büyük bir savaş çıkacağını haber vermiş. Ancak gaybı Allah bilir. Bu hadisenin ne zaman zuhur edeceğini bilmiyoruz. 

57 yorum:

  1. Kremlin Basın Sözcüsü Dmitriy Peskov, İran'ı 'terörist devlet' olarak görmediklerini ve ilişkilerini geliştirmeye devam edeceklerini söyledi.
    http://www.timeturk.com/trump-in-terorist-iran-sozlerine-rusya-dan-tepki-var/haber-479292

    YanıtlaSil
  2. Muhabir 'Putin bir katil' dedi, Trump cevap verdi: Bizim ülkemiz çok mu masum?
    http://www.timeturk.com/muhabir-putin-bir-katil-dedi-trump-cevap-verdi-bizim-ulkemiz-cok-mu-masum/haber-479132

    YanıtlaSil
  3. Rü´yâ 28: yeşillik alan – Amerikan askerleri – Îrânlı devlet adamı – çöl – büyük bomba – atlılar

    Evet bu rü´yâyı Amerika'nın ‘Irâk'a saldırıyı başlattığı gün ya da ertesi gün görmüştüm ve şimdi anlaşıldı ki bu rü´yâ ‘Irâk'la ilgili değil. Bu rü´yâ büyük bir olasılıkla Îrân'la ilgili. Ve başka önemli bir nokta ise rü´yâda gördüğüm ama önemsemediğim psikolojik bir görüntü olarak gördüğüm ve rü´yâya yazılı olarak eklemediğim bir sekans. Ben tam rü´yâdaki ülkenin devlet adamıyla konuşmadan önce sığınak gibi görünen yere benden sonra giren annem dayıoğlu ve tanımadığım bir gelin… oysa bu sekansı şimdi anladım rü´yâya karışmış psikolojik bir sekans değildi, aslında rü´yânın zemân sayacıydı… Dayıoğlu şu ân evli ama ba‘zı nedenlerden dolayı boşanıp yeniden evlenme durumu sözkonusu. ikinci evlilik durumu. işte ben rü´yâda dayıoğlunun bu ikinci evliliğini gördüm. iyi de bu evlilik ne zemân olacak. anlaşılan o ki rü´yâya göre Amerika Îrân'a saldırdıktan sonra. Ama eğer bu sekans rü´yânın zamân sayacı ise saldırıdan önce olması gerekmez mi, ya‘nî saldırıdan sonra bu evliliğin olması rü´yânın zamân sayacı olma özelliğini zora sokmuyor mu. Ya‘nî demek istediğim bu rü´yâ hakk rü´yâ ise bu evlilik de olursa deriz ki işte tamâm şimdi rü´yâya göre Amerika Îrân'a saldıracak. ama öyle değil saldırıdan sonra evlilik var… burası sorun işte. Şimdi aşağıda rü´yâya bu sekansı da ekliyorum.
    Amerika'nın savaşı başlattığı ya‘nî Bağdat'ın bombalandığı ilk gece bir rü´yâ görmüştüm uyanıp rü´yâyı hâtırladığımda ise kendime bu bir psikolojik rü´yâ dedim çünkü ilk gecenin televizyondaki bombardıman görüntüleri bu rü´yâya neden olmuş olabilirdi ama şu ân ya‘nî Amerikan ve İngiliz güçlerinin güneyde saplanıp kalmaları ve büyük bir ulusal direnişle karşılaşmaları daha Cumhûriyet Muhâfızlarıyla bile karşılaşmadan milis-gerilla güçleri karşısında zorlanmaları bu rü´yâyı yazıya geçirmeyi gerekli kıldı…

    YanıtlaSil
  4. Rü´yâ 28:

    Yeşillik bir yerdeyim ama biliyorum ki burası Amerikan güçlerinin işgâl etmek istediği ülkenin toprakları, çevrede Amerikan komandoları tam techîzâtlı dolaşıyorlar uzaklarda yerel halktan birinin açtığı bir seyyâr tezgâhı görüyorum, sebze meyve satmak için… can sıkıntısından Amerikalı askerlere (fazlaca asker yok) yaklaşıyorum ne yapıyorlar diye (onlara can sıkıntısından yaklaştığım için kendime de kızıyorum, Conilerle geyik yanlış bir durum çünkü) çevre emniyetini sağlamaya çalışıyorlar hemen yanıbaşımda yerde beyaz bir lahana dikkatimi çekiyor, bu arada kendimi bir anda kapalı bir mekânda buluyorum içerisi sanki sığınak gibi bir yer, loş aydınlık, içeriye kapıdan annem, dâmât elbisesi içinde dayıoğlu ve belli belirsiz de olsa sanki gelin giriyor; dâmâdın ya‘nî dayıoğlunun yanında annem var, ânîden ekrandan çıkıyorlar. Şimdi orada ülkenin lîderini görüyorum ve ona şöyle diyorum lütfen beni yanlış anlamayın ben Türkiye'yim ve tarafsızım; stratejiniz nedir? Amerikalılara karşı kendinizi nasıl savunacaksınız?… kendimi Türkiye olarak tanıttıktan sonra ülkenin lîderi (kesinlikle Saddâm'a benzemiyordu zayıfca, sakalsız - bıyıksız, cübbeli gibi sanki Îrânlı devlet adamlarının giydiği gibi sanki) o kadar kendinden emîn ve soğukkanlı gülümseyerek; şimdi oraya buraya bomba atıyorlar (tam bu ânda bir Amerikan komandosunun bir tüfek bombasını ateşlemesini ve bombanın patladığını görüyorum) ama sonra bire bir çatışmada görecekler günlerini… bunları derken kendinden çok emîn ülkenin lîderi… sonra o ülkenin bir şehrini ve kasabasını görüyorum bir market, yollarda çok fazla insên yok sanki bir ‘Arab şehri gibi… ve sonra önümde uzayıp giden siyah-beyaz grimsi bir mekân sanki bir çöl ya da bozkır ve derken bir ânda bir bomba düşüyor tam görüş alanımın önüne… bombayı görmesem de büyük bir bomba bu, ses de duymuyorum dehşetengîz patlamayı da, se‘dece şok etkisini görüyorum ve tam düştüğü yerden atlılar kaçıyor bombanın merkezinden kaçmaya çalışıyorlar ve şok etkisinden… şok etkisi devâm ettikçe ilginç bir şekilde şok merkezinden atlılar çıkıp geliyor 4 nala kaçıyorlar… sayıları artarak kaçıyorlar ve kendilerine bir şey´ de olmadığı hâlde… çoktan ölmeleri lâzımdı çünkü. ama kaçıyorlar can havliyle…

    YanıtlaSil
  5. Önce İsrâîl 21 gün saldıracak. Havada alıkonunca da ABD devreye girip 1 hafta saldırıp düşürecek.

    Yaz mevsimi olarak görülmüş bu rüyanın anlaşılan zamanlaması mayısta (seneye sarkması çok zor görünüyor). Çünkü 5 haziran gibi sınırda 1 yıllık Türk-Kürd savaşı başlayacak ve su altın savaşına dönüşecek.. TRnin batıdaki ordusunu doğuya çekip geriden şişlemek için..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazdığınızı göndermeden önce ilk defa okuyanın anlayacağı şekilde kendiniz okuyup anlayıp düzeltip gönderirseniz daha faydası olur..mesela şu çümleniz
      '''Önce İsrâîl 21 gün saldıracak. Havada alıkonunca da ABD devreye girip 1 hafta saldırıp düşürecek.'''
      ne anlatmak istediniz anlamadım
      israil kime saldıracak
      havada ne alıkonunulacak
      abd saldırıp 1 haftada neyi düşürecek

      Sil
    2. Bu arkadaşın yazdıklarını bir türlü anlamıyorum paylasmadan önce okusa faydalı olurdu

      Sil
  6. Geriden sislenmek tam olarak acarmisin bu konuyu aklimdaki mesele mi diye merak ettim

    YanıtlaSil
  7. İİ. MEHDİ rumuzlu arkadaş. Süreç yaklaştı bu dünya genelindeki olaylardan anlaşılıyor. Daha net bildiklerinizi yazarsanız burayı takip edenler çok faydalanacak

    YanıtlaSil
  8. iran vurulmadan önce son dönemeç
    devrim muhafızları terör örgütü ilan edilecek
    mazlum suriye ve haleplilerin ahı iranı yakacak demek
    http://www.milatgazetesi.com/abd-devrim-muhafizlari-ni-teror-orgutu-ilan-edecek-haber-105176

    YanıtlaSil
  9. Numan kurtulmuş bey bugün el bab ın alınması ile fırat kalkanı operasyonu bitecek demiş
    halbuki defalarca el ban dan sonra hedef menbiç denilmişti
    ne oldu
    pompei nin gelişi ile sanırım türkiye abd ile anlaştı
    abd iran ı vuracak bölgede kargaşa istemiyor
    pyd yi durduracak
    iran ı vurması ile iranlı kürtleri ayaklandıracak
    belki tebriz inde içinde olduğu bir devleti onlara söz verdi

    YanıtlaSil
  10. ABD suriye ye kara gücü gönderecekmiş
    bu gerçekleşirse hem iran milisleri oradan sökülür hem ypg nin yeni hamisi olur
    http://www.yenisafak.com/dunya/abdden-resmi-aciklama-suriyeye-kara-gucu-gonderecegiz-2613861

    YanıtlaSil
  11. abd genel kurmay başkanı yarın türkiyeye geliyormuş 17-02-17
    el bab operasyonunun bittiği haberi geçti bugün
    ordu afrin ve menbiçe yönelecekmi bakalım

    YanıtlaSil
  12. 1* Nisan’ın 16. günü yani bir bahar gününde referandum var. Mevcut Anayasal siyasi sistem değişikliği ile ilgili bir oylama yapılarak milletin reyi sorulacak. Bilindiği CHP’nin yeni sistemle, yüzde 20 olan iktidar olabilme şansı yüzde 1’e ineceği korkusuyla baştan beri “hayır” diyeceğini biliyoruz. Buna bölücü siyasiler ve örgütler, FETÖ ve paralelindekiler ile Erbakan’ın bakisi parti hariç bütün milliyetçi-muhafazakar partiler, onlara oy veren cemaat ve gruplar “Evet” diyeceğini açıkladı. Böyle olunca Risale-i Nur talebelerinin de “Evet” demesi şaşılacak bir husus değil. Ayrıca bir gerekliliktir. Bediüzzaman’ın, önem verdiği ittihad-ı İslam prensibine uyan çoğunluğun görüşüne katılma karardır.

    Türkiye’de Anayasal sistem ve cumhuriyetimiz arızalıdır. Bu da Türkiye’nin kalkınmasını, güç merkezi olmasını, dış müdahaleleri bertaraf etme gücünü zayıflatmaktadır. Ta başından beri bu böyledir. Özellikle 1961 Anayasası ile başlayan süreçte, milli iradeye aleyhtarı keyfi-cebri vesayetin ve bürokrasinin eline bizi mahkum ediyor. 12 Eylül Anayasası bunu daha da ağırlaştırırken, bir çok yetkiye sahip ancak sorumluğu bulunmayan bir cumhurbaşkanı çarpık düzenin tuzu biberi oldu.

    Biz güya cumhuriyetiz. Cumhuriyet =demokrasi olmadıkça adına ne derseniz deyin bu yarı veya çeyrek cumhuriyet sistemi ile milletin iradesi gölgeleniyor. Batıda hala monarşik idarelerin mevcudiyetinin sebebi marifetin cumhuriyetle yönetilmek değil, demokratik sistem ile idare edilmek, hak ve hürriyetlerin sahip olmasındandır. Bizim cumhuriyetimiz o batıdaki monarşik idareler kadar bile demokrasi, hak ve hürriyete sahip değildir. Demokrasi deneyimimiz 1946’da başlamış ve ilk meyvasını 1950’de vermiş, ama vesayetler, tek parti zihniyeti ve bu zihniyete bağlı cuntasal müdahaleler, özlenen hürriyetçi demokratik rejimin tesisini engelliyor. Buna rağmen ilk deneyim olan DP örneğinde malum azınlık ve haricilerin menfaatleri zarar görünce batının 27 Mayıs darbesi tezgahı ile demokrasi deneyimimiz katledildi. 1912’den bu yana Selanik Hanedanının hakimiyetini sürdürmesinin önündeki milli irade engeli tekrar kırılmıştır. Ne ile 1962 Anayasası ile. Bir nevi oligarşiyi andıran kurumların hakimiyeti, milli iradenin yerine geçmiştir. Cumhuriyet rejimi deniyor, ama milli iradenin seçtiği heyetlerin bir hükmü bulunmuyor. Göstermelik cumhuriyet ve demokratik düzen. Bunu açıkça ve alenen cumhuriyet tarihinde ilk kez Tansu Çiller’in ağzından söylendi: “Türkiye’de hükümetler esasa ait hiçbir karar alamaz. Ancak yol ve kanalizasyon yapar, ama ülkenin geleceğine ilişkin kararları başkaları verir” Kimi bunu “Bizi Ankara yönetmiyor” diyerek yorum getirdi. Yani sivil-askeri vesayetle işbirlikçisi sermayeye işaret ediyor.

    Başa gidersek saltanatçı-mutlakiyetçi idarelerin hakimiyetine son vermek kolay olmadı. Çok uzun bir süreç gerekti. Asgari 8 bin 500 yıl. Vahyin irşadı ve medeni hayatın gelişmesiyle asırlar sonra insanoğlu rüştünü ispatladıkça iradesini devlet yönetiminde yansıtmak istemiştir. Eski Yunan’da ve Sebe Melikesi’nin ülkesinde bunun ilk örnekleri sergilenmiş ve sultanın-hükümdarın-kralın yanına meclisler kurularak keyfi idareler sınırlandırılarak halkın sesi duyurulmak istenmiştir. Ama hak ve hürriyetleri kapsayan halk idaresi olan cumhuriyet devrimi Hz. Peygamberle birlikte gelmiştir. Hz. Peygamber “vahye” dayanan bir devlet kurup adaletle hükmederek bunun 3 kıtaya yayılmasını sağladı. Nasıl mı?

    YanıtlaSil
  13. 2* Hz. Peygamber’ın fetihlerinin açılımlarının asıl amacı zorla insanları Müslümanlaştırmak değil, İslam’ı yaymak ve Müslümanlara yaşam alanı sağlam amacını taşıyordu. Yani devlet kılıca-güce değil vahye dayanacaktı. Kur’an’ın 4 esasından üçüncüsü olana adalet ile hükmedilerek cebir (zor) ve kahırla zahiri hakimiyet ve yüzeysel tahakkümün yerine yepyeni bir sistem yürürlüğe konmuştur. Kalplere, ruhlara, fikirleri tesir ederek vicdanlar üzerinden adaletle hakimiyet rejimi kurulmuştur. Hz. Peygamber’den sonra 4 Halife döneminde devletin başına Müslümanların reyini alan ve onların kabulüne mazhar bir kişi, danışacağı bir Meclis’e sahip hakiki bir cumhuri rejim kurulmuştur. Seçenle seçilen arasında vesayetçi kurum, şahıs ve oligark bulunmayan bir rejim. Öyle ki diğer din mensupları bile hiçbir baskıya maruz kalmadığı gibi her türlü hak ve hukuku garanti altına alınmıştır.

    Gerçi 4 halifeden sonra bu makam saltanata inkılap etse de, vahiy esaslı hakimiyet olma özelliği Al-i Beyt’in cehdi ve Emeviye muhalefeti ile muhafaza edilmesi vahim ve kötü idarelere yaşama şansı vermemiştir. Ancak Emeviler bu kuralı ihmal edip esasa tecavüz edince, iktidar kaybeder. İnsan olmanın en önemli niteliklerinden biri olan hürriyet, Rahman olan Cenab-ı Allah’ın en büyük lütfudur. “Rabbinin lütfu hiç kimseden yasaklanamaz” ayeti hükmünü icra edince inanç, fikir, eğitim, ticaret gibi sayısız hak ve hürriyet vahiyle ile devletin esası olmuştur.

    7. asırdan itibaren bunlar devletin esasını oluştururken, batıda ancak 1000 yıl sonra mutlakiyetçi saltanatları sınırlama fikri gelişmeye başlamış. Böylece hakiki demokratik cumhuriyete giden yol açılmaya başlanmış. İlk neticeleri ise ancak 3 asır sonra 20. Yüzyıla alınmaya başlanır. Bu asırda cumhuri rejimlere geçiş birden olmamış. Önce monarşik yani meşruti idareler kurulmuştur. Sonraki aşamada cumhuri rejimler kurulur, ama bir nevi monarşik uygulamaları olan yetkisiz veya az yetkili cumhurbaşkanı, bir meclise ve ona dayalı hükümet denen parlamenter sistem olarak ortaya çıkmıştır.

    Batıda bu gelişmelere olurken bizde 1800’lerin başında başlayan batıyı taklitler, ayrıca dış tahrikli isyanlar devlet yönetimin sarsmış. 1839 Tanzimat ile başkasına tabi ve taklid olma çağı başlayınca cebri-keyfi askeri rejime zemin ortaya çıkar. Bu zeminin sonu İttihatçı baskıcı militarizm ile Osmanlı yıkılır. İşte Osmanlı’nın çöküşü sonrasında Milli Mücadeleyi yürüten bazı kumandanlar rejim değişikliğine gider. “Saltanatı kaldırdık. cumhuriyet kurduk” dedikleri sistem hakiki bir cumhuriyet rejimi olmaktan çok monarşik cumhuriyet idi. Ancak bu cumhuriyetin ilk liderleri ulu önder ve milli şef olarak tek adam rolüne soyundu. 3. Lider ise eski rejimin müfettişi olarak yeni seçilen iktidarı murakabeye aldı. Bir nevi monarşik cumhuriyetin başı oldu. Monarşide kral saltanatın hukukunu gözetirken 3. Lider cumhuri saltanatın bir manada Selanik Hanedanı’nın çıkarını korumak istedi. Bu sistemde hanedanlığı kollayan padişahın yerine bir cumhur reisi, Meclis’e dayalı bir hükümetten kurulu hakiki bir cumhuri sistem değildi. Çünkü halkın reyi burada dolaylı olarak idareye yansıyordu. Halkın değil ilke ve inılapların dediği oluyordu. Hükümeti de onların vekil olarak seçtiği Meclis seçiyordu. Ama bu seçilenler Meclis’i etkileyerek veya zorayarak istediği yasaları çıkarıp hükmediyordu. Meclis’in tam bir yasama iradesi olamıyordu. Bu da hak ve hukuk ihlallerine fırsat veriyordu. İradenin dolaylı icrası bürokratik ve oligarşik vesayet hükmediyordu. Bir örnek: Başbakan Menderes’in imam-hatip okulu açılması için verdiği emir, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir genel müdürü tarafından mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle red ediliyordu. Demokrasi tıs, bürokratik cumhuriyet tam.

    YanıtlaSil
  14. 3* Cumhuriyetin ilk 25 yılının bir başka özelliği daha vardı. Cumhuriyet rejimi fikri batıda alınırken uygulamada bir Sovyet modelini ortaya çıktı. Yani tek parti hakimiyeti. Ve bu tarz rejim 30-40 sonra istiklaline kavuşacak Müslüman ülkelere kötü örnek olacaktı. Çünkü hakim partinin ve organları siyasi rejimi istediği gibi yönlendiriyordu. Bu da bir çok arızalara sebep oluyordu. Cumhuriyet rejiminin diktatörlerine fırsat veriyordu. Nasır-Saddam-Esed-Kaddafi-Bunrgiba falan. Bir nevi diktatoryal bir cumhuriyet sistemi ortaya çıkarıyordu.

    İşte Cumhuriyetin kurucuları bu tehlikeyi görünce batıdaki gibi demokratik, yani çok partili siyasi hayata geçme teşebbüsleri daha çok itaati ölçme derecesi oluyordu. Beklenen olmayınca, tek parti yönetiminin engellemeleriyle eziliyordu. Her muhalif hareket “irtica” damgası ile sindiriliyordu. Bu arada din ve vicdan hürriyeti laik değil, jakoben laikçi anlayışı ile bir nevi dinsizliğe dönüşüyordu. Aşırı batı taklitçiliği yüzünden bir ara din değiştirme bile gündeme gelmiştir. Halbuki din ve vicdan hürriyeti, seçme seçilme hakkı, eğitim hakkı, seyahat hakkı batıda cumhuri rejimin esas nitelikleri olarak ortaya çıkarken, bizde tek parti yönetimin süzgecine takılıyordu. Öyle ki, İtalyan faşizminden aşırılarak uyarlanan Kemalist ideoloji 1930’larda partinin programı yapılır ve resmi ideoloji haline getirilir. Millet değil parti organlarının iradesi kabul edilir ve cumhuriyet rejimin ürünü olarak yutturulur. Öyle ki her darbede bu ideoloji esas kurucu irade olur ve anayasalara bile sokulur. İlke ve inkılap kemalizm yeni ismi ile Atatürkçülük olarak Anayasalardaki yerine alır ve değiştirilemez zırhına büründürülür.

    2. Cihan Harbi sonrası batının zorlaması ile demokrasi dayatması gelince işin rengi biraz değişeceğini sanılır, ama kazın aylağı öyle değil. 1950 sonrası kurulan hükümet, iktidar olur ama tek parti yönetiminin bürokrasisi yüzünden muktedir olamıyordu. Halkın ekonomik ihtiyaçları, hak ve hürriyetlerinin iyileştirilmesi mümkün olamıyordu. Tek parti zihniyeti, DP’lilerin bütün çabalarına rağmen etkisizleştirilemez. O dönemde din ve vicdan hürriyeti için verilen haklar vesayette etkili olan batılı büyükelçilikler tarafından merkeze jurnallanır. Çünkü İslam batın vesayetinin baş düşmanıdır. Buna çok çizgili dış politika güdülerek İslam alemi ile bağ kurulması eklenince Batının kışkırtmasıyla 27 Mayıs darbesi yapılır. Yani cumhuriyet deneyimi darbe yer. Bu darbenin amacı batı vesayetini kurumsallaştırmak olur. Yeni sözde Avrupai kurumlar tesis edilerek milli iradenin başına askeri bürokrasinin yanı sıra sivil bürokrasi de musallat edilir. Bütün bu çabalara rağmen AP’nin tek başına iktidar olması batıyı rahatsız etti. Bu kez batıya dönük, batı mukallidi ve hayranı üniversitelerin batıda eğitim ve taktik alan öğretim üyeleri, özgürlük ve bağımsızlık teraneleriyle anarşi çocukları türetip sokaklara salındı. Buna rağmen 1969 seçimlerini o zamanın iktidarı yeniden kazanınca ilk AET (AB’nin o zamanki ismi) toplantısında Avrupalı sözde dostlarımızın Dışişleri Bakanı’na söylediği söz batılı vesayetin komplosunun ele veriyordu: “Hile mi yapıp seçim kazandınız” Yani biz o kadar tuzaklar kurduk buna rağmen nasıl kazanırsınız havasındalar. Ve yeni darbeler devreye sokulur. Nitekim bir cunta değil bir çok cunta harekete geçirildi. 9 Mart darbesini 3 gün sonra 12 Mart darbesi izler. Ulu cumhuriyetimiz bir kez daha millettin temsilcilerinden kurtarıldı(!) İşin ilginç yanı darbeci askerler sivillerin vesayetinin ortaklığından rahatsız olmuş ki 1961 Anayasası’nı revize ettirirler. Meydan sadece kendilerine kalır.

    YanıtlaSil
  15. 4* Burada bir hatırlatma yapayım. 12 Marta giden yolda zamanın Başbakanı 1970’in ortasından itibaren cuntaların ve dış tahriklerin neticesinde bürokrasiye emrini geçiremiyordu. Hükümetin adı vardı, etkisi yoktu. Bu o başbakanın itirafıdır. Bir ilginç olay daha. O yıl Mart ayında Gediz depremi olur. Şehir ve civarı yıkılır. Halk sokaklarda kalır. İktidar mevcut bütçe imkanı kısıtlı olduğundan yedek savunma fonundan 500 milyon lirayı deprem bölgesine aktarır. 5 ay sonra evler sahiplerine teslime başlanır. Cuntacı bürokrasi bu karara fena içerler. Ve açılışa askeri uçakla ( o zaman şimdiki gibi hükümetin özel uçakları yoktu) gidecek Başbakanı Ege’de denize atma kararı alınır. Cumhurbaşkanı bunu öğrenir. Havaalanında askeri uçak bekleyen Başbakanı acele telefonla arar: “Sayın başbakan o uçağa lüften binmeyiniz”. Cevap: “Ölüm de olsa kararımdan dönmem” Ve bu kararlılık gösterisi cuntacılara geri adım attırır. Geri adım attırır, ama ABD ve İngiltere’den gelen sinyallerle darbe kararı alınır. İki ayrı cunta faaliyete geçer. Zamanın Kara ve Hava kuvvetleri Komutanları“Yavuz” ve “Selim” kod adları ile Ankara dışında bir benzin istasyonunda sık sık buluşur ve darbe planlaması yapar. Bu sırada Mahir Kaynak’ın izlediği diğer solcu Kemalist cunta da darbe hazırlığındadır. 8 ay geçmeden darbe olur. İşte o deprem sonrasında hükümet finansman açığı için bir tasarı hazırlar. Meclis’e sevk eder. Türkiye’nin en büyük oligarkı Kütahya Milletvekili Mahir Ablum’u çağırır ve Başbakan’a haber gönderir. “Söyleyin ağanıza biz bu vergileri vermeyeceğiz”. Ve iki ay sonra Anayasa Mahkemesi sanayi ürünlerine vergi getiren kanunu iptal eder. Seçilmişler değil atan bürokrasi ülkeyi yönetiyor sanki. Türk Dışişleri Bakanı o sırada Pakistan’a gider. Dönüşte İran’ın üzerinden geçerken İran Şahı haber gönderir: “Gel bir yemek yiyelim” Şah, yemekte Türk Dışişleri Bakanı’na “Yakında askerleriniz bir şey yapacak, sakın üzülmeyin” diye teselli eder. 4-5 ay sonra darbe olur. Cumhuriyetin katledileceğini bir şah haber veriyor. Bu rejimin adı cumhuriyetmiş. Tuzlayın da kokmasın.

    Ama o darbe netice vermeyince bu kez kanlı sokak olayları düzenlenir ve 12 Eylül darbesine gerekçe olur. Amerikanın çocukları “O işi yapar” Cumhuriyetimiz çok yaşa. 12 Eylül den sora olaylar durulmaz. Bu kez sokak serserilerinin yerine PKK eşkıyası türetilir ve salınır. Yetmemiş gibi Türkiye İsrail’in muhafızı yapılmak istenir. Askeri vesayet devreye sokulur. 28 Şubat olur. Milletin iktidarı devrilir. Ve 49 milletvekili olan birine iktidar teslim edilir ve seçime gidilir. Böyle bir cumhuriyete ne denir? Milletin derdine derman olan yok. Halk iki krizle sersefil olmuş. Koalisyon kavgaları almış başına gitmiş. Müdahale eden yok. Zamanın Cumhurbaşkanı bile kanlı darbe olmasın diye bir oyunla hükümeti Meclis’te çoğunluğu olan birine değil başka birine verir. Bu arada finansal oligarklar faiz vurgunuyla hazineyi 350 milyar dolar soymuş.

    Bu manzara karşısında siz olsa ne yapardınız? Hiç ağlardık. Mehmed Akif Ersoy’un mısraları 87 yıl sonra ağızlarda dolaşır:

    Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
    Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

    Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
    'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

    Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
    Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

    YanıtlaSil
  16. 5* İlk cevap 1999 Ağustos depremi ile gelir. Depremin merkez üssü 28 Şubat Darbesi’nin Gölcükte askeri bir tesis planlandığını eski bir asker olan ATV anchormanı canlı yayında söyler. O gece saat 03’te deprem olmuş. İsrail’li müttefikimizin Gölcük’teki askeri birliğine 2 saat sonra saat 05’te İsrail’den yardım ziyaretçileri gelir. Kimseye sormadan uçakları Gölcük’e iner. Türk-İsrail muhabbetine bakın siz. Anlayın işte. Sivil irade mafiş. Milli irade mafiş. Askeri irade hazır ve nazır. İsrail’li dostları Türk üssüne davetsiz misafir olmuş. Sormadan geliyorlar. Bu cumhuriyet mi babalarının çiftliği mi?

    Evet Allah’a yükselen duaların cevabı 3 yıl sonra 2003'te gelmeye başlayacaktı. Artık Türkiye 3. Safhaya hazırdır. Artık milletin iradesi hükmedecek. Batılı vesayet, askeri vesayet, FETÖ vesayeti bitecek. Ama ona 8 yıllık zorlu bir mücadele takdir edilmiş.

    Cumhuriyetimizin 79 yılında, 1950 14 Mayıs’taki gibi, 10 Ekim 1965’teki, 6 kasım 1983’teki gibi bir halk devrimine şahit olur. Olmasına olur ama cumhuriyetin yılmaz bekçileri hemen Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, gibi gecenin kırk haramilerini hatırlatan kelimelerle yeni cuntasal kalkışmalar gündeme gelir. Gelir gelmesine de bu dış komplonun başka ayakları da varmış. Ulusalcı cuntacılar-FETÖ’cü cuntacılar-Ergenekoncu cuntalar. Buna bir de sivil bürokrasiden gelen bir de Cumhurbaşkanı’nın direnişi ekleyin.

    2002’de seçimi kazanan partinin lideri hükümet kuramıyor. Çünkü o “Artık mahalle muhtarı olamayacak” biri. Zamanında vesayet onun önünü kesmişmiş. Halk değil bürokrasi cumhuriyeti ya. Ama bir Anayasa değişikliği yargı vesayetine gol olur. Ve Erdoğan Başbakan. Yeni hükümetin yargı vesayetiyle seçimi engellenen Başbakanı ilk askeri şura toplantısında Cumhurbaşkanı ile karşılaşır. Eli uzatan Başbakana küçümsenir ve arkasını dönerek uzaklaşır. O Başbakanın iktidarı döneminde Meclis’ten çıkan kanunlardan 4 yılda tam tamına 150’si o yargıç kökenli c.başkanı tarafından veto edilir ve Meclis'e geri yollanır. Milletin Meclisi’nin saatlerce çalışıp hazırladığı ve çıkardığı kanunları köşk engeline takılıp geri çevriliyor. Veto yiyor. Niçin? Bir hukukçu çıkıp bunu izahını yapamaz. Gerekçesi yok. Tam 150 kanun veto yer. Bu Türk Cumhuriyet tarihinde bir rekordur. 40 yılda 6 cumhurbaşkanı 90 kanun veto ederken, yargı bürokrasisinden gelen bu c.başkanı tam 150 kanunu veto eder. Belki bütün dünyada cumhuriyetle yönetilen hiçbir ülkede böyle bir rekor yoktur. Bu arızalı cumhuriyetin tablosudur. Ve haberini vereyim bu adam şimdi referandumda hayır oyları için kolları sıvamış. E ne de olsa yargı vesayetinden geliyor. Rahat duracak hali yok. Ama bizim de tokadımız hazır. 16 Nisan'da indiririz.

    Bir başka husus. Bu cumhuriyetin arızalı oluşunun bir başka işareti ise 94 yılda tam tamına 65 hükümet, 39 başbakan gelir gider. Kolisyon hükümetlerini ömrü 18 ayı geçmez. 25 günlük hükümet bile kurulur. Bu cumhuriyet rejimi hakkında ciddi şüpheler uyandırıyor. 6 kasım 2002 ile 15 temmuz 2016 arasında 6 büyük askeri, siyasi ve ekonomik darbe tertip ve girişimi oldu. Bu arızalara bir de sivil-askeri bürokrasisindeki FETÖ’cü şebekeleşmeyi eklerseniz ortaya korkutucu bir tablo ortaya çıkar.

    YanıtlaSil
  17. 6* Şimdi harici vesayetler ve deccali dinsizler, içerdeki kuklaları başarılı olamayınca açıktan açığa birliğimizi tehdide başladılar. Dış müdahalelerle iç güvenliğimizi, huzurumuzu bozup hatta bölmek istiyorlar. Ama eski kuklalarının soluğu kesildi. Dışardan dikte ettirilen Anayasal reçetelerle, batıyı taklid ettirerek, mahiyetini tam anlamadığımız rejim düzenlemeleriyle bizi frenlemek istiyorlar. Adam ta Amerika’dan gelip bir otele yerleşip darbeyi yönetecek cesareti bile buluyor. Neocon ortağı o Yahudi’nin amaç ve maksadının ne olduğunu bilen biliyor. İkinci üçüncü sınıf rejim reçeteleriyle bize yakıştırarak kim önümüzü kesmeye çalışıyor? Ana büyaük deccalin son aşaması. Bir darbe sonrası zamanın başbakanı gazeteciye beyanat veriyor: “Kimse güçlü Türkiye istemez.” Yani DP, AP, Anavatan-Ak Parti Türkiye’nin hem ekonomide hem savunmada, hem dış politikada önünü açmak isteyince dışarıda parmaklar oynuyor içerde ipleri çekilenler her yerde karıştırmaya başlıyor. Bir örnek vereyim Ortadoğu Projesi hükümet tarafından bazı itirazlarla karşılanınca yerli sermaye 2006 Mayıs’ında niçin bayrak açtı? Küresel sermayenin gazeteleri bunu niçin manşet yaptı?. Ve arkasından Danıştay saldırısı, Kapatma davası, 27 Nisan Muhtırası ve kumpas davaları geldi.

    Bu kaos hastalığının bir reçetesi belli. Monarşik ve vesayet tipi cumhuriyet. Ama bu iş olmuyor. Milli iradenin vesayetle boğulduğu bir cumhuriyetle olmuyor. Krizlere anında müdahale edecek, karar alacak, tedbir koyacak, bürokrasinin ayak oyunlarını ve engellemelerini anında müdahale eden bir sistemi ihtiyaç var. Bediüzzaman da bu fikre katılıyor ve diyor ki:
    “Hulefa-i Raşidîn hem halife, hem reis-i cumhur idiler. Sıdkîk-ı Ekber (r.a.) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat manasız isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mana-yı dindar cumhuriyetin reisleri idiler. “

    “Ne kadar iyilik varsa meşrutiyetin (demokrasinin) ziyasındandır; ne kadar fenalık var, ya eski istibdadın (keyfi idare) zulmetinde yahut meşrûtiyet namı ile yeni bir istibdadın zulmetindendir”

    “Asya’nın ve âlem-i İslâm’ın istikbalde terakkisinin birinci kapısı meşrûtiyeti meşrûa (dindar demokrasi) ve şeriat dairesindeki hürriyettir”

    Şimdi yeni ve büyük Türkiye için dev adım atmanın zamanı geldi. Türkiye Cumhuriyeti kişi başına 100 dolar ile başladığı refah ve büyük Türkiye yolculuğunda bugün fert başına gelir 10-11 bin dolara ulaştı. Bu rakam tehlikeli bir rakam. Daha üst seviyelere çıkarılamazsa krizler çıkar. Ayrıca milli gelirin yüzde 30-35’i kayıt dışı. Bunun kayıt altına alınması lazım. Üstüne üstlük çevremiz ateş çemberi. Küresel deccaliyet bizi dahil 9 devleti 22 devletçiğe bölüp İsrail’in önünü açmak için büyük bir kaos tezgahlıyor. Bunu önleyecek güce sahibiz. Bir tek ve yegane şartı var. İttihad edeceğiz. Başka yolu yok. Bu ülkenin sırtından kambur olan CHP zihniyetine asla ve kat’a kanmayacağız. Yeni anayasal düzen onları de terbiye edip hizaya sokacak, dış düşmanları da.
    Küresel deccal gelmiş bölgemizde cirit atıyor. Bazıları kalkmış “Süfyani geliyor. Süfyan çıkacak” türü kafa ütülüyor. Neymiş Esed şöyle veya böyle. Ya siz önce kendinize bakın 15 Temmuzdaki kuklalarla Esed arasında ne fark var.?

    YanıtlaSil
  18. 7* Esedin heryeri Süfyan olsa ne yazar. Süfyan Yahudi’dir, Esed Arap. Hepsi küresel deccalin yani Yahudi sermayesinin oyuncakları. İsrail Esed’in gitmesini istemediği için hala hükmediyor. Deccal mahremimize girmiş siz daha Süfyan bekliyorsunuz. Yahudi Kudüs için son hazırlıklar yapılıyor,. Filistinliler kovulacak, Mescid-i Aksa dahil İslam mabedleri yıkılacak, yerine kendi mabedlerini inşa edecekler. Büyük ve Küçük İslam deccali huruç etmemiş olsa bunu yapabilirler miydi? Ama onlara mani olacak manevi elmas kılıç bizde. 16 Nisan onun bir merhalesidir.

    Bediüzzaman Kur’an’dan yaptığı istihraca göre İslam'ın silahlı hakimiyetinin Hicri 1222 tarihinde yani 1806’da sona ereceğine işaret eder. Bir asır sonra da siyasi hakimiyet biter. O zaman deccaller huruç eder. Bir hadis var. Horasan’da gelenlerle ilgili uzun bir hadis. Siyah Sancaklılara yani Türklere maddi sıkıntı içinde oldukları halde ekmek verilmeyeceğini, ancak savaşıp çeşitli zaferler elde edince kendilerine yardımı edileceğini ama onların bunu kabul etmeyeceklerine dair. Ne zamanki hakimiyeti Mehdi’ye verirler. Ve o zaman zenginleşirler.

    Burada şöyle bir hakikat var. Türk devletleri askeri güce ve fütuhata dayanır. Ayrıca kavim olarak göçebedirler, hayvancılıkla geçinirler. Onun için kılıç hakimiyeti sona erince maddeten zaafa uğrarlar. Ve yardım da alamazlar. Ne zamana kadar? 1950’de iktidar olan Menderes’in en önemli hususiyeti imarcı olmasıdır. Tam iktisadi kalkınmaya geçecek parayı bulamaz ve Rusya’ya yönelir. O zaman devrilir. Yerine gelen Demirel’in en önemli özelliği iktisadi kalkınmaya başlatmasıdır. Türkler onun zamanında köyden şehrin gecekondusuna oradan da şehir merkezine taşınır. Özal ise Türkiye’yi dışa açan adamdır. Şimdi bu üç liderin getirdiği güç Ak Parti zamanında üçü bir arada devam ettirilir. Yani bayındırlık, iktisadi kalkınma ve dış dünyaya açılma demek olman ihracatın kat kat artması. Aşağı yukarı 50 yılda gerçekleşen bu kalkınma Ak Parti döneminde 3 boyutlu gelişir. Beidüzzaman’ın bir talebesinin bir istihracına göre 1969’da şeairle başlayan İslami şuurlanmanın 2019’de zirve yapacağına işaret eder.

    Türkiye yakın zamanda ekonomik kalkınması baltalanmak istendi. Gizli dış yardım alındı. İran’a yapılan altın ihracatı ve Türk parası ile petrol ödemelerinin yapılması küresel sermaye tarafından anlaşılır. O zaman önce ABD Kongresi devreye sokulur, sonra FETÖ’nün marifetiyle 17-25 Aralık operasyonları ve o meşhur banka olayı gündeme getirilir. Bu arada ondan önce ABD’den kaçan Suudi sermayesi Türkiye’ye taşınmaya başlayınca küresel finans odakları devreye girer. Türkiye sıkıştırılır. Son dolar operasyonun bir sebebi de budur. İşte bu kriz döneminde sonra 4-5 yılda mahiyetin ve menşei belli olmayan dış yardım gelir. Her yıl 10 milyar dolar civarında. Bu Ak Parti’nin hem yatırımlarını destekler hem de savunma sanayiine sermaye olur. Hem ekonomik krizi önler.

    Bu yardımın sebebi Mehdiyet’tir. Bunu anlamak için küresel hadiseleri iyi anlamak gerekir.

    İşin bu tarafından bakılınca referandumun önemi ortaya çıkar. Bediüzzaman gaybi haberlerin işartiyle o ünlü söze “Neden dünya herkese terakkî dünyası olsun da, yalnız bizim için tedennî dünyası olsun?” demesi, bir başka yerde Avuipa ile aramızdaki mesafenin şimendifier hızıyla kahatılacağını müjdeler. İşte o zaman, bu zaman. Şimdiki Musevi-Hıristiylan medeniyeti çöküyor. Yerine İslam-Hırıstiyan medeniyeti alacak. Yani tarih değişiyor. Bazı şeyleri bu açıdan görmek lazım. Her neyse. Evet mi hayır çekişmesinin bir de bu yönü var. Küresel sermayenin neoliberal kanadının Avrupalı neomilliyetçilerle işbirliğine girerek İslamfobia’yı körüklemesinin bir sebebi de budur. Bu son çırpınış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Bu son çırpınış" insaAllah.Ne kadar uzun olsa okuyorum.

      Sil
  19. abdurrahim beyabinin savaşsız,silahsız ve şiddetsiz dünya hakimiyeti fikrine katılmıyorum ve bu fikrimi 15 temmuz kahbelerinin,dünya hükümdarlarının türkiye içindeki piyonlarının ellerindekini kaybetmemek için 200 küsür insanı katletmelerine dayandırıyorum.Senin kendi içindekiler bile silaha başvuruyorken,dünya hakimiyetini kaybetmek istemeyenler elini kolunu sallayacak değiller. Ayrıca hangi sistemi getirirsen getir salt demokrasi ve salt özgürlük yoktur tüm sistemler hazreti ALLAH'ın takdir ettiği bir zamana kadar idare eder ve biter bu sistemler içinde en uzun dayanan monarşik demokrasidir.cumhuriyet terimi yalanlarla bezeli bir terimdir demokrasi ise daha uygulanabilir ve hakkaniyetlidir. türkiye cumhuriyeti'nin ''cumhuriyeti'' ise hepten dandiktir çünkü askeri demokrasinin küllerinden doğmuştur.bu sistem kanun koyuculara ve onlara uyanlara ayrı davranır uymayanlara esir muamelesi yapar yada disiplin edilmesi gereken gözüyle bakar ve askere giden herkesin bileceği gibi sınırlı demokratik haklar sunar.Zaten mustafa kemal atatürk salt özgürlüğün asla olamayacağını konuşmalarında ve yazılarında tekrarlamıştır.
    işbu nedenle hazreti mehdi efendimizin gelişine zemin hazırladığı şu dönemde ona yardımcı olacak en güzel sistemin başkanlık sistemi olduğunu düşünüyor ve EVET diyorum. dilerim hazreti ALLAH'tan bizi savaş zamanı hastayım,yastayım,çoluğum,çocuğum deyip arkada kalanlardan eylemez

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/7220/SonEk/0/Suleyman-Karagulle/Neden--Hayir-


      http://millicozum.com/mc/ozel-yazilar/referandumda-neden-hayir-icin-calismaliyiz

      Sil
    2. Biz ancak ingilize yahudiye hayır, roçild'e rokfeler'e hayır, vatikana masonlara hayir, vahşi kapitalizme komünizme faşizme hayir, pkk'ye asalaya hayır, yunana ermeniye hayır, islam düşmanlığına hayir deriz.
      Milli iradeye, millet hakimiyetine, eşitliğe adalete evet deriz.

      Sil
    3. Azmi Selvi
      1* Kur’an’ın işaratı var. Kılıçlı cihad ve hakimiyetin sona erdiği tarihi H1222. Ondan bir asır sonra Türk devleti İslam’a hizmetten Süfyan’ın marifetiyle istifa eder. İşte o tarihte, o maddi cihad istifasına mukabil manevi bir cihad çıkar. “La ikraha fiddin” ayeti buna işaret eder ebcedi olarak. Bu askeri-siyasi-dünyevi araçlı bir hizmet değildir. Tıpkı, Hz. Musa’ya (as) firavunca yasaklanan ibadetlerin yerine getirilmesi için İlahi canipten gelen “Evler edinin” vahyi ve Hz. Mesih’in (as) Hz. Musa’yı doğrulayıcı ve Hz. Peygamberi müjdeleme tarzında manevi hizmet başlar.

      Yıl 1928. İşte maddi cihaddan yasaklanan savaşlarla bitmiş tükenmiş, nüfusunun yüzde 90’ı çocuk-çocuk-ihtiyar-sakat gazi olan ve ilim noktasında Ali mektep mezunu bir millete yüksel tahsil yaptırılma süreci başlatılır. Bu süreç 90 yıldır. İşte o tarihten sora Mehdi değil Mehdiyet hükmeder.

      Mehdi bir müceddid. Üstelik Al-i beyt mensubu. Ve o mübarek aileye maddi-dünyevi değil, manevi cihadla manevi sultanlık takdir edilmiş. Yani kılıcı-silahlı-siyasetli sultanlık değil manevi sultanlığa layık görülmüş. Bütün müçtehidlerin ve aktabın Al-i Beyt mensubu olması bunun işaretidir ve delilidir. Öyle olunca ahir zamanın hizmeti, hususan medeni bir çağda cihad, siyasi-silahlı değil manevi olur. Al-i Beyt hususiyeti bunu gerektirir. Peygamber torunu Mehdi’ye takviye olarak nüzul edecek Hz. Mesih, nebi değil velayet-i mutlaka sahibidir. Velayet-i Muhammediye sahibi Mehdi’ye tabi olur.

      Bundan şu anlaşılır. Mehdi, manevi cihad ile ahir zamanın fitneleriyle geriletilen din ve imanı ihya eder, Hz. Mesih ikinci safhada ve özellikle üçüncü safhada siyaseten ona yardım eder. Ve alem-i İslam arasındaki ihtilafın kaldırılarak ittihad etmelerine yardımcı olur. Bu fecr-i sadık zamanına bakar. Hadis fecre işaret eder.Yaşayan görecek.

      Sen 200 küsur insanın katledilmesine dayanamıyorsun da 25 milyon MüslümanTürk’ü katleden Deccalin tahribatını es geçiyorsun. 200 nerede 25 milyon nerede. Ya Süfyan’ın zamanında katledilen 100 bin kişi. Ya son 35 yılda PKK terörüne kurban giden 55 bin kişi. Önce Türk teröristlerin sonra PKK’lıların babaları salih mü’minlerdi, evlatları ise eli silahlı dinsiz kafir. Onları kim böyle yaptı?

      Biz Mehdiye değil, Mehdiyet’e zemin hazırlamakla mükellefiz. Ahir zaman hizmetini ne Mehdi, ne Mesih bizzat yapacak. O vazifeleri cemaatleri yani şahs-ı manevileri yapacak. O da aşama aşamadır.

      Ahir zaman deccallerinin sebep oldu fitne ve fesad sonucu savaşların, terör ve anarşinin döktüğü kanlar gibi Mehdi-Mesih ikilisi kan dökmeyecek. Küfrü izale, dinsizlik cereyanları mağlup edecek. Küfrü izale edince bu fitnelerin ardındaki ikinci fesadın sahiplerinin başına dünyaları yıkılacak. Bediüzzaman bunun nasıl ve kimin tarafından işari olarak 1935 tarihinde tarif eder. Erbabı bunu bilir.

      Sil
    4. 2* Küresel deccaliyetin son ürünü Türk-İslam sentezcileri, ahi gitmiş vahı kalmış gelenekçi görüşten gelen milliyetçi-mukaddesatçı veya bunun son versiyonu olan milli görüş veya FETÖ gibi dünyevi şaşa ve kavmi ego şişkinlerinin ahir zaman hizmetini anlama ve bilme idraki ne yazık ki çok ama çok azdır. Kainatın yanındaki bir atom misali.

      İnsan bu dünyaya talim-i esma için gelmiştir. İman ile o İlahi esmanın tecellilerine ayine olmak demektir. Çünkü iman kişiyi Allah’a bağlar. Ve o iman ile insanda görünen sanat-ı İlahiye ve Rabbani esmanın nakışları itibariyle iman sahibi insan bir değer kazanır. Küfür ise o bağı kesip atar. O zaman o Rabbani sanat gizlenir, kıymeti sadece madde itibarıyla kalır. O zaman o madde ise faniye, zaile ve geçici bir hayvani hayat olduğundan hiç hükmüne düşer. (23 söz)

      İşte ahır zamanda hem nur talebeleri hem ehli tarik, iman ve dini ihya edince insan tekrar Ala-yı İlliyine çıkar ve tevhid cihana hakim olur. Bu da kan dökerek silahlı ve askeri güçle öldürmekle olmaz. Bir demir cevheri 5 kuruş ederken, bir sanatçının elinde bir şekil alması onu 5 lira veya 5 bin veya 5 milyon değerine çıkarması gibi insan böyle iman ile İlahi esmaya ayine olarak değer kazanır. Hangi silah bunu yapabilir? Kan dökmek şeytanın fitne fesadıdır. Mehdi-Mesih buna son verip, cihan çapında her nevi kıtali nihayete erdirip, genel barışı sağlayıp Tevhid’i hakim kılacak.

      Acaba Nur talebelerinin iman hizmeti ile din ihya olup, ehl-i tarikin ihyasına paralel tecdide uğraması sonucu Fetih süresinin sonunda ifade edilen ekilen tohumların önce ekin sonra birer kuvveti ağaca inkılap edip semere verince o ziraatı yapan ekinciler bundan memnun kalır. Bu da insanın işi değil doğrudan doğruya Fethullah sonucu olur ki, böylece murad-ı İlahi mü’minlerin sayısının artırması sonucu kafirleri öfkeden boğmak içindir. Şimdi olduğu gibi. 5 senedir yapmadıkları melanet kalmadı ama başarıya ulaşmadılar. Biz kan döküp de mi bunlara engel olduk? Hayır. Kan dökene iman dolu göğüs siper edildi. Göğüsteki iman onları mağlup etti. Ahir zamanda Mehdi’nin zaferi böyle tecelli eder. Çünkü talim-i esma ilimle olur, silahla değil.


      Sil
    5. Mustafa kardeş, Milli İrade Halifetullah'tır. O halifetullah, hadisin bildirdiğine göre batıl üzere de ittifak etmez. Her şeyi madde ve siyasette arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür. Köre Halifetullah'ın cihan çapındaki manevi gücünü anlatamazsın. Makine mühendisi yani maddi aletlerin mühendisinin şakirtlerine, Halifetullah'ın manevi imanını ve cihazatını tanıtamazsın. Ancak onun sadmesini yiyince "Ne olduk" şaşkınlığına uğrarlar ki, onun da onlarda tezahüre eden alameti hezeyandır. Onların hali ise, elmanın içinden çıkacağı İlahi programı olan çekirdeği gösterdiğinde yaşadıkları inançsızlığın halet-i ruhiyenin ağızdan çıkan tangur tungur sesleri gibidir. Boşun çırpınma.

      Sil
  20. Bediüzzaman’ın “yanılgı” itirafları ve asıl “Süfyan”ın Fetullah Gülen olduğu ihtarı!


    http://millicozum.com/mc/ozel-yazilar/bopun-iki-kanadi-1-dinci-ayagi-=-feto-yapilanmasi-2-siyasi-ayagi-=-akp-iktidari-yapistiran-hangi-odaklarsa-kapistiran-da-onlardi

    YanıtlaSil
  21. İsrâîl’in havadan Îrân’ın nükleer tesislerine saldırabilmesi için mesafe uzun olduğu için dönüşte havada yakıt ikmali yapması gerekiyor diye 10 yıl önce Bush zamanında haberler çıkmıştı. Bu çok zor görevin üstesinden gelmekte zorlanıp İran hava sahasında alıkonacağı Tevrêt’ın Dênyâl bölümünde haber veriliyor. Kimse de yardımına gitmeyecekmiş (Rusya zaten “bozulmamış antlaşmayı bozmak çok riskli” demişti). Se‘dece ABD yardımına koşup onu o zor durumdan kurtaracakmış. İşte boşuna Netanyahu Trump için “İsrâîl’in gerçek dostu” demiyormuş.

    I. Mehdî Erbakan’a göre 7 İslam ülkesi sırayla şişlenecekti: Afkanistan-Irak-Suriye-İran-S.‘Arabistan-Mısr-TR (buna göre İran’ın şişlenmesinin bu mayıs gibi olacağı açıktır). Durum tespiti olarak da TRyi yok etmek için 7 aşamanın olduğunu (Haim Nahum doktrini) ve şu an 6. aşamada olduğumuzu ve füze kalkanının da bu iş için geldiğini ve TRnin komşularıyla çatıştırılıp parçalanacağını, 7. ve son aşamada ise TRnin parçalarının kendi aralarında çatıştırılacağını (Kindeli topal (AB7li işğâlci FR komutan), Süfyân (Feto), Ebka‘ (‘Apo), ´Asheb (ulusalcı kızıl askerî darbeci başı)) inanılmaz isabetle haber vermişti.

    TRnin yıkılabilmesi için öncelikle Türk-Kürd iç savaşı olması lazım. Bunun için de işe komşu Kürdlerin de karıştırılması lazım. İşte bunun için de ‘Irak-Suriye ve İran’daki Kürd parçalarının da ortaya çıkartılıp devreye sokulması lazım. TR Kürdle baş edebilmek için batıdaki ordusunu çekip doğuya gönderdiğinde batıdan AB7 saldıracak! (I. Kıyâmet, 25 mayıs 2018: ‘Âd, Miken, Kinde, Habeş, Kösedağ, Bağdêd, Ğırnâta helêk döngüleri).

    Tabi bu plan öncelikle ´Allâh’ın planı (gökten bir parça … âyeti). ´Allâh’ın kendisine inanıp güvenemeyip kendisinden hakktan hidayetten ayrılıp güce kulluk yapana ne ve nasıl bir muamele yapmasını bekliyordunuz. Bu kainatın bir sahibi çekip çevireni var hoş. Böylece de herkes gerçek gücün kimde olduğunu da görmüş olacak. Bu hep böyle olmuş, helak olan kavmler böyle helêk olmuşlar, yine öyle olacak demektir. Yoksa bunu nasıl açıklayacaksınız: TR têmm doğuda Kürdle boğuştuğu noktada ´Allâh bir kuyruklu yıldız (kurtarıcı Mehdî’nin kurtuluş işlemi için ´Allâh’ın gönderdiği şişleme yol haritası işaret fişeği) gönderiyor ve bu kuyruklu TRde depremleri tetikleyip Mehdî’yi şişlemeye kalkan Feto askeri de meflûc edip düşmanları resmen geriden saldırtmış oluyor. Kalbine ilhêm ediyor koyuyor işte “têmm fursat size, saldırın!” diye (II. Nebıkıd'nezır saldırısı döngüsü). Bitmedi, şişlenip helêk olanlar olduktan sonra geride kalanlar hâliyle hidayete döndükten sonra aynı kuyruklu yıldız bu sefer de beraberindeki meteor kalıntılarını saldıran gavurun köyüne (AB7 ülkeleri batı Avrupa’nın meteorla helêk olması) döküp helêk ediyor (Ebâbîl saldırısı döngüsü) da fethin yolunu açıp işlemi tamamlıyor.

    Öyle ki TR tekrar şımarıp sapıtıyor da 3. aşama İslâm’da da aynı ihanet tablosunu tekrarlıyor: II. Mehdî II. Erbakan’ın dünya imparatoru olarak irtihalinden sonra 3. aşama İslam (´Akevler ‘AD ‘Âdil Düzen, Kehf mağarasından çıkarılan İncîl ve Tevrêt) için yola devam edeceği yerde başta da İmâm ve hakem olarak İsa peygamber olduğu halde III. Mehdî resûl (‘as)’a ihanet ediyor. ‘Aynı tablo tekrarlanıyor: III. Süfyân’ın III. Mehdî’yle mücâdelesinde döngüsel Ampul Havâric atımına takılıyor (döngüsel RTE 2. halîfe, döngüsel ‘Apo Gül 3. halîfe). Böylece araya III. Süfyân döngüsel Velîd bin Muğîre el-Mahzûmî (4. halîfe) girip I. Süfyân Demirel (Mu‘âviye) ve II. Süfyân Feto (Yezîd)’i oynayıp tekrarlıyor (II. Kıyâmet: şubat 2028 - 2030: İslâm ve TRde iç savaş)..

    Eğer TR “´Allâh’ı kandırma çabası”na tevbe edip devrin İmâmı II. Mehdî II. Erbakan’a dönmezse Erbakan’ın ta işin en kritik anında haber verdiği gibi “kanlı” olacak bu İslâm’ın gelmesi işi işte. Oysa başbakan Erbakan 4 mayıs 1997de uyarmış haber vermişti “Eğer bu hükûmet düşerse ülke işğâle gider. Şu ´ân + sonsuz ile – sonsuzun têmm ortasındayız. Herkes imtihandadır. Siz karar vereceksiniz.” diye (İlyês-Elyese‘ 2lisi döngüsü, hadîste de aynen var).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahte Mehdi şakirdi gene sallamışsın. Mehdi'nin bütün mübarek ünvanlarını şerir insanların vücudunu giydirip atmış tutmuşsun. Sen ne utanmaz adamsın ki, Mehdi'nin ünvanlarını fasık ve münafıklara yakıştırmışsın. Sahte Mehdi Erbakan'ın Mehdiliğinin kime bağlı olduğunu kendi sözleri ile sana gösterdik. Süfyan'ın askerlerinin emriyle parti kurup, kapatılınca onların emriyle İsviçre'ye gidip orada dinlenip, güç kazanında yeniden çağrılıp küresel sermayenin planı gereği hükümetin kurulmasına yardım edip işlediği naneleri unutmadık. Onun partisinden Milletvekili olan Nazlı Ilacak zamanında bunları 1990’larda yazmıştı. Hiç sesiniz çıkmadı. Sukut ikrardan gelir. Hayali ve uyduruk Beni İsrail ürünü olan Binbir Gece masalları gibi Binbir Sahte Mehdi masalları ile genç nesli ifsad etme. İlke ve İnkılapların yılmaz taraftarı Erbakan ve avanesinin hali gördük. Şimdi yerlerinde ne esiyor acaba? Ne yellemeleri. Ha artığı partinin başı ne yapmış. Kılıçdaroğlu’na gel buruda hayır için konuş demiş. E amca ile yeğenin soy çekimi derler buna.

      Her şey akla gelir de dini eğitim ve tahsili olmayan makine mühendisinin dini yenileyecek bir müceddid olacağını şeytan söylese inanmazdık, ama sen makine mühendisinden bir de Mehdi çıkarman yok mu, inanma da yanın da kahkaha atacağımız geliyor. Türk halkının yüzde 80’ini (sandıkta Müslüman sayımı yaptırarak) kafir ilan eden bir adamdan ne hayır gelir. Vaaa mı bir diyeceğiniz?.

      Sil
  22. Ugur kardeş
    tevbeler olsun şu yazdığınız Allahı kandırma iddianız ne ola ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. “Bir kısm insanlara gelip davet edecek, onlar ona inanacaklar.. Göğe emredip yağmur yağdıracak.. Yere emredip ekin bitirtecek.. Hayvanlarını da bollatacak.. Memelerini sütle dolduracak..
      Sonra başka bir kavm gelecek; fakat onlar onu reddedecekler.. Bu yüzden kıtlık alıp yürüyecek o kavmin içinde…”
      (Berzencî, Kıyâmet ‘Alâmetleri, 7. baskı, s. 219)

      “Allah’ı kandırmaya çabalamak” hidayetten dalalete düşüp küfr içinde olanlar için Kurân’ın kullandığı ifadedir.

      Siz Allah’ın dediği gibi olmazsanız yapmazsanız Allah sizi helak edip yerinize başka bir kavm topluluk getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar anlamındaki meşhur ayete göndermeli olarak işte yukarıdaki hadiste çok açık haber verilmiş.

      Başbakan Erbakan (el-Mehdî Hızr) Deccâl’i reddettiği için Deccâl onu 2ye bölmüştü hadîsi var hani. İşte o böldüğü parçalardan diğeri olan AKP Deccâl’i tasdik ettiği (gömlekten önce - gömlekten sonra hidayetten dalalete “vay Hoca bizi (Hitler gibi) kandırmış” faiz dünya gerçeği, ABD dostumuz, “ortak stratejik vizyon” vs) için 17 yıldır hala yaşıyor (kendi planlarında onu (Askeri çözüp tasfiye eden damad Ferîd) kullandığı için). İşte MG Erbakan tekrar gelip tekrar Deccâl’i reddedince bu sefer de Deccâl TRye ambargo koyacak (döngüsel Irâk Şâm olan TRye ekonomik ambargo hadîsleri işte). II. Erbakan gelir gelmez üzerine çullanacak yine. Zaten tüm bunlar o gelmesin diye içten dıştan kıskaca alma işte. Millet tufanı yiyince kendine gelip ya herro ya merro diyeceği hesabıyla işi sıkı tutuyor ve içten deccâl Feto dıştan da şeytan-canavar ABD-Nato’yla press yapıyor saldıracak!

      Sil
    2. Fikirlerin düzgün bir uslupla ifade edilmesine evet, uygun olmayan usluba hayır diyorum. Ugur kardesin dusunce ve yorumlarının diyebilirim ki yüzde seksenini dogru bulmuyorum ama abdurrahim kardeşim de maşaallah üslubu epey sivridir.
      Neyse ben içlerinden lazim olanı alırım. Okuyucular da aynı. Önemli olan dunya ve ahiret mahkemelerinde muahezeye medar olmaktan kaçınmalıyız.

      Sil
  23. Zayıf noktam şu ki: burada yazan herkesi cennet kardeşi olarak telakki ediyorum. Saflık işte! Dolayısıyla fikir farklarından ötürü kişilerin birbirini acımasızca eleştirmesi ve aşağılaması beni rencide ediyor.
    Bazı kimselerin cennet kapısında durup sen giremezsin yallah cehenneme tarzı çok ürkütücü.. Dinimizi adeta cennete adam kazanma değil cennet kapısından geri çevirme anlayışıyla davranıyorlar.
    Daha önce de ifade ettim. Peygamberimizin döneminde mümin kafir olarak yüzleri ifade eden rakamlarda insan ölmüşken, peygamberimizden sonraki dönemde yüzbinlerce insan müslümanlar arasindaki fitnelerde yani iç savaslarda ölmüştür.
    Iste bu dehsetli hal beni simdi de ürkütüyor.
    Müslümanlar olarak birbirimize hiç musamahamız yok. Kimse kendi gercegimden taviz veririm korkusundan yada başkasına tabi olmaktansa kendi küçük krallığım bana yeter demesinden bir araya gelemiyoruzn fikirde birlik sağlıyamıyoruz.
    Tabi bunlar benim kendi önemsiz fikirlerim. Kimseyi bağlamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insanlar oy verdiklerinin 2 rekat namazına da
      2 kadehine de ortaktırlar
      fitne katilden beter
      ALLAH(C.C)cümlemize akıl fikir versin ne diyelim
      inşallah bir bela ve afete müstehak olmayız
      namaz kılan insanlar doğu perincekci feyzioğlu kılıçdaroğlu ile aynı safta ve başı çekiyorlar

      Sil
  24. Biri rahmetli erbakanin arkasindan abuk subuk konusup kabrini dar eder ki menderes ve erbakanla bu ulkede siyahtan griye gecildi ve ibnul arabinin eserlerinde isaret vardir erbakan hocaya ama bu mehdi anlaminda degil dedigim gibi sadece siyahtan griye gecmede rol oynadi ama kalkmis biri ileri geri konusuyor diger arkadasimiza gelince bu dine zor zamanda karanligin zifiri karanligin oldugu donemde yazdigi eserlerle imanin isigini sacan bir zat-ı bu millete illa da mehdi diye zorla kabullendirmek icin erbakan hocaya laf eden bunu yaparkende sayin c.baskaninimizin donemi öven ama reyizi cumhurumuzun erbakan hocanin siyasi anlamda talebesi oldugunu unutan bir zat. Bu tur seylere gerek yok birinci dedigim arkadasimizin yaptigi sadece erbakan hocaya zarar vermek hekeza ikinci arkadasimizda zarar vermekten baska bisey yapmiyor. Diyor ki kalp gozu ile gorulur mehdi tamam ben ali mustafa ahmet veya diger insanlar siradaniz ve gunahlarimizdan dolayi kalp gozumuzle fark edemiyoruz peki bu dunyada hic mi kalp gözu acik alim veli buyuk zat yoktu da üstadin mehdiligini kabul etmedi her neyse yalniz yaptiklariniz sadece zarar veriyor farkinda degilsiniz. EVET diyecek elbet buna inaniyoruz cunku millet icinden geldigi ve milli olan bir insanin arkasindan elbetki gitmeye devam edecektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Abuk sabuk konuşandan allame-i cihan Ömer’e cevaptır:
      Abuk sabuk laf etmek ne demek bunu anlatmak lazım. Kendin şecaat arz ederken sirkatin söylüyorsan. Mecelle kuralı: Bir işden maksad ne ise hüküm ona göredir. Maksad şahıs ıskatı değil, zamanın ahkamına göre ümmete hizmettir.

      Erbakan bir makine profesörüdür. İşi dini eğitim ve irşad değildir. Makinedir. Öyle iken bir darbe sonrası cuntacılara, yani askeri vesayetin ilgisine mazhar olmuş, onların isteklerine uygun siyaset yapmış biridir. Onun siyaset yapması, makam peşinde koşması en tabii hakkıdır. Kimsenin ruhsatına iznine tabi değildir. Ama bunu dini bir hüviyetle yaparak keyfi-cebri-küfrü-askeri vesayetin lehine kullanırsa o zat cennetlik de olsa o fiilini eleştirmek bizim en tabii hakkımızdır. Şimdi onun siyasete itenlerden biri olduğunu iftiharla açıklayan Hasan Aksay geçen cumartesi Derin Tarih Programına katılarak gizli kalmış bir cumhurbaşkanlığı pazarlığını anlattı. Tabi bu arada o zihniyetin ayıplarını ortalığa saçtı. Erbakan’ı siyasete itenlerin başında gelenlerden biri olduğunu anlatan Aksay’ın verdiği bilgiye göre 12 Eylül’ün hemen öncesi Cumhurbaşkanlığı seçiminin uzaması üzerine İsmet İnönün’nün 27 Mayıs sonrası yardımcılığına yapmış eski bir asker onunla görüşmek istemiş. O eski asker 12 Eylül’den sonra Kenan Evren’e de danışmanlık yapmış. Aksay anlatıyor:

      “O zat Cumhurbaşkanlığı Seçimi uzarsa bunun askeri müdahaleye yol açabileceğini söyledi. Ve cumhurbaşkanlığına yeni bir aday olarak CHP’li Turan Güneş’i teklif etti. Ben hemen Erbakan’a koştum. İstişarelerden sonra Güneş’in adaylığında anlaştık. Turan Güneş’i ziyaret edip karamızı bildirdim. Sevindi. Ve ondan 3 konuda ricada bulundum. 1. Müslümanlar zulüm yapmamak. 2- Sanayi hamlesine taraftar olmak. 3-Bir defaya mahsus adaylıktan önce Hacı Bayram’da Cuma namazı kılmak.”

      Aksay’ın anlattığına göre Turan Güneş ilk iki maddede müsbet görüş bildirmiş ama namaz işinde yani imandan sonra en önemli hakikat olan namaz konusuna pek yanaşmamış. Sonra bir CHP’liden dindarlara şefkat dilenmek neyin nesidir o da izaha muhtaç.

      O tarihten önce ABD güdümündeki askeri vesayetin bastırması ile CHP’yi iktidar yapan (1974) Erbakan ve taifesi bu kez bir CHP’liyi Cumhurbaşkanı yapmak için karar alıyor. Görüşmeler 10 Eylül Çarşamba günü bitmiş. Ve pazartesi günü önerge vermek üzere partice anlaşmışlar. Ama ne var ki 2 gün sonra yani 12 Eylül günü askeri darbe olmuş. Aksay, bu CHP aşkının Milli Görüşe nereden bulaştığını anlatmamış ama CHP muhipliğinin bir nişanesi olarak o gizli cumhurbaşkanlığı pazarlığını önemli bir marifetmiş gibi sırıtarak anlattı. İşte Erbakan’ın siyasette bulunduğu 35/40 yıllık süreçte hem CHP’ye karşı mülayim hem tabi, ama Demokrat misyona daimi olarak vesayetin hoşuna gidecek tarzda muhalefetinin sebebi hep meçhul kalmış. Milli Görüş’ün bu takıntısının sebebi bizce malum ama avamın değil. Çünkü o muhalefette siyasi menfaat var.

      Şimdi 27 Mayıs sonrası AP’nin tek başına iktidar olması, şimdiki gibi şer odaklarda yani batı vesayetinin sahiplerinde büyük öfkeye sebep olmuş. O iktidarın gücünü kırılması için o parti bünyesinde bulunan milliyetçi-dindar kitlelerin partiden ayartılması operasyonu gladyo tarafından başlatılıyor. Sonradan MİT Müsteşarı olan Fuad Paşa’nın yürüttüğü bu operasyonun ağına ilk düşenlerin başında bu Hasan Aksay ve arkadaşı Hüsamettin Akmumcu oldu. Ve paşanın en önemli silahı siyasal İslamcılığa gündeme getirmesidir. Bu konuda o tarihte Arapçadan Türkçeye çevrilen kitapların çoğu o planın sonucudur. İslamcı ile tefrika yapmak.

      Sil
    2. 2*Daha sona milliyetçi cenahtan Bilgiç-Bozbeyli ekibi de bu operasyona alet olunca demokrat misyonun temsilcisi AP’nin yüzde 53’lik iktidar gücü 4-5 yılda hiçe indirilip darbeye zemin hazırlanıyor. Kullanılan yani onalar alet olanlar ise muhafazakar ve milliyetçi cenahtan siyasetçiler.

      İşte o dönemde AP iktidarına dini hüviyet ile Erbakan ve arkadaşları kime hizmet etmiş oldu. İttihad-ı İslam7ın müttefiki Demokrat misyona mı, yoksa askeri-halkçı vesayete mi? 12 Mart’tan sonraki ilk seçimde AP’nin iktidarını önlemek isteyen cunta ile işbirliğine girişen bu Milli Görüş taifesi 6 yıl sonra bu kez CHP’li birini Cumhurbaşkanlığı için pazarlık yapıp anlaştığı böylece ortaya çıkmış oldu. Erbakan ekibinin ağır toplarından biri itiraf ediyor. Bu gibi icraatı çok olan bir partinin dini temsil etme veya manevi bir misyona sahip olması söz konusu olabilir mi? Öyle olmadığı için dinde hassa ve muhakeme-i akliyeden noksan bu ekibin 27 Mayıs darbesi sorası tarih sahnesine çıkıp askeri vesayetin işbirliğine mazhar ola ola ve kullanıla kullanıla akibeti nasıl oldu? Günahların cezası amelin cinsinden, olurmuş. Bir darbe sonrası ortaya çıktılar bir darbe yani 4. Darbe 28 Şubat sonrası iktidarın sefasını sürmeden alaşağı edildiler.

      Peki bu süre zarfında kaç tane imam hatip açtılar. Sıfır. 400 İmam Hatibin yüzde 99’unu kim açtı? Peki bu siyasi görüş, Türkiye’nin istiklali için ne yaptı? Lozan vesayetine hiç karşı çıktılar mı? Ya Adnan Menderes dönemi ile başlayan şeair-i İslam’ı ihya konusunda bir tek katkıları var mı? Şu Türk kadının ırzının, namusunu ve iffetinin simgesi başörtüsü için ne yaptılar?. Bu işin bayraktarlığını yapan Şule Yüksel Şenler, bir süre önce ve andan önce defalarca cevabını verircesine şunu söyledi: “Erkekler bizi davamızda yalnız bıraktılar” Bir sıkıntı sonucu söylenen bu sözün kime dokunacağı konusunda fikriniz var mı? Bunun için mücadele etmeyeceksin, ama CHP’nin ilkelerinin savunucusu olduğunu açıkça beyan edeceksin. Böyle birine İbnül Arabi işaret ediyor dersen, bu İbnül Arabiye hakarettir. İbnül Arabi şemsi takvimle Mehdi’nin doğum tarihi olarak 1250’yi yani Hicri 1293’ü gösterir. Bu görüşe çok sayıda şeyh ve alim de katılır. Onun hakimiyeti için ise bir asır sonrası gösterilir. Arabi tarih olarak da H.1404’ü verir. Yani 1983 tarihini verir. Bediüzzaman da buna benzer bir tarihi 1371’den sonra 30-40 yılını şartlı olarak verir. Yani 1982 ve 1992’ye işaret eder. Amma bunun şartlarının oluşmayacağını 1991 ve 2002’den sonra1441’i gösterir ki, bu tarih Mehdi’nin vazifeye başladığı tarihten tam tamına bir asır sonradır. Bu benim görüşüm değil. Çok sayıda alimin görüşüdür.

      Şimdi böyle bir hizmetin Erbakan ile ne alakası olabilir. Onun ölçüsü şu: “Seçim sandığında Müslüman sayımı yapılacak.” Yani İslam’ın yeni şartı olarak ona oy vermek olur. Ne var ki o şartını göre yüzde 15 Erbakan’ın partisine oy verenler Müslüman, yüzde 85’i kafir olmuş oluyor? Peki Müslümanı bu şekilde tekfir eden ne olur? Bunun şeriat, tarikat, tasavvuf, ehl-i vicdan ölçüsünde ne kıymeti olabilir?

      Sil
    3. 3* Bediüzzaman başka ölçü koymuş. En büyük hakikat imandır, sonra namazdır. Bu zamanda en büyük farz vazife ise ittihad-ı İslam’dır. Sonra tağuti süreçten çıkış için de İman-Hayat-Şeriat fasıllarını sıralamış. Bu süreç bir asır. Mehdiyet yani Mehdi’nin şahsı- manevisi olan ehl-i iman ve İslam çalışır Tevhid dinini hakim kılar. Onlar da mezarlarında sevinçle bunu seyrederlermiş. Erbakan böyle bir şey yapmış mı? Yoksa 100 bin tank ,100 bin uçak, 100 bin gemi yapmak hedefini mi göstermiş. Kaldı ki değil Türkiye’nin bütün dünyanın madenleri böyle bir palavrasyon projeyi gerçekleştirecek ham maddesi yok. Bu politikacı mübalağasına kanan ne olur?

      Tesettür yasaklanırken, kadının ırz ve namusun simgesi kamuya sokulmazken o erkeklerin vazifesi ne ola? Erbakan’ı Mehdi yapıp tahta çıkarmak mı? Değil tabi. Çünkü tehlike başka. Hz. Peygamber buyurmuş: “Ahir zamanda en şiddetli harp, kadınlara karşı yapılan harptir.” Niçin? Çünkü hem büyük deccal hem Süfyan Yahudi’dir. Peki o Yahudi deccalin kadın fitnesi ile ne ilgisi var? Çünkü kadını bozarak ahlak ve namusu intikam için çiğnetmek onun fesad şeklidir. Sebebi var:

      Bediüzzaman Mu’cizat-ı Kur’aniyye Risalesi’nde Bakara Suresi’nin 49. Ayetinin tefsirinde “Benî İsrâil’in oğullarının kesilip, kadın ve kızlarını hayatta bırakmak, bir Firavun zamanında yapılan bir hâdise ünvânıyla, Yahudî milletinin ekser memleketlerde her asırda mâruz olduğu müteaddit katliamları, kadın ve kızları hayat-ı beşeriye-i sefîhânede oynadıkları rolü ifade eder. “ Yani erkeksiz kalan Yahudi kadınlar kötü yola tevessül eder. Böylece ahlak zafiyeti onların başlıca vasfı olur. Yahudiler zamanında kendilerine yapılanı intikam için diğer iki semavi din olan Hırisityan ve Müslümanlarda “Kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmaktır”. İşte bunun neticesi olarak tesettür düşmanlığı deccaliyetin bir esası haline gelir. Kadınların açılıp saçılması ahlaksızlığa, erkelerde sadakatsizliğe yol açarak sefih bir hayatı başlarına musallat eder. Herkes aklını savaşlarla bozmuş ama ahir zamanın kadınlarına yönelik sapıklık ve ahlaksızlık için bir düşünceleri yok. Varsa yoksa savaş. O savaşların bir sebebi de bu açık ve saçıklık ve kadınlara yönelik ahlaksızlık saldırısı yani savaşı en büyük savaş olduğunu kimse nazara almıyor. Beyler erkek-kadın ilişkileri orta okul sıralarına düştüğünün farkında mı?

      Şimdi bu ülkenin erkekleri bu konuda ne yaptı? 40 sene erkekler bir şey yapmayınca Şule Yüksel Şenler Tesettür hürriyetir bayrağını açtı. O yıl 1967. Yani kamuda başörtüsünün yasağından 40 yıl sonra kadının sesi yükselir: “Tesettür farzdır, İslam’ın sembolüdür, örtünmek Müslüman kadının hakkıdır.” Kızlarımızdan Hatice Babacan örtününce fakülteden atılır. Milli Görüş ne yaptı? Geçiniz. Yıl 1983. Türkiye’nin en büyük gazetesinin birinci sayfasında bir resim var. Bir gün önce Üniversite Yerleştirme Sınavı yapılmış. Galatasaray Lisesi’nde sınava girecek bir kızımız kapıya gelir. Polis “Emir var, giremezsin” der. O kızın bir anda bütün hayalleri yıkılır. Oraya çöker hüngür hüngür ağlar. O ağlayan kızın resmi kocaman olarak gazetede yer alır. Alır almasına da bu ülkeni erkekleri ne yaptı o kıza? Ya sonra Meclis’ten bile kovuldular. Ne yaptılar? Niçin bu muameleler yapıldı? Siyasi parti kurup birini başa geçirmekle ve onun okus pokus yaparcasına her şeyi düzelteceğine inananın kafası nasıl kafa? O kafa şimdi Mehdi imal etme peşinde. Bütün rivayetlerden bir prototip veya montaj veya protez bir Mehdi inşa edip milleti uyutuyorlar.

      Sil
    4. 4* Kaldı ki o Mehdi gelip de ne yapacak? Hangi projeyi uygulayacak? Uygulanmışın uygulanacağı olur mu? Olurmuş. Bilmem kaçıncı bininci Erbakan gelecek ve ülke pardon din kurutulacak. Cenab-ı Alla akıl vermiş. Onun sadakası bile bu konuyu çözmeye yeter de artar.

      Bediüzzaman diyor ki geniş dairede hizmet için önce Türkiye’de ehl-i İslam ittihad etmeli. Yani her tarikat, her dini cemaat, her siyasi görüş, her sivil toplum örgütü kendi konusunda yani meslek ve meşrebini muhafaza eder, ama esasta ittihad eder. Nedir o esas? İstiklalini dış vesayete karşı kazanır ve ana çizgide her şey ihya edilir. Sonra Alem-i İslam’a yönelir. Alem-i İslam’ın istiklali de tıpkı Türkiye’nin istiklali gibi ittihat etmedikçe kazanılamaz. İşte bunları yapmak bir süreç işidir. Yani şahıs değil hidayet cereyanı olan şahs-ı manevi hükmeder ve bütün icraatları yapar. Çünkü bu zamanda şahsın hükmü hiçtir. Vahşi zamanda değiliz, medeni alemin hükmü ve gereği farklıdır.

      Milli Görüş ve taifesine muhalefet dini değil siyasidir. Siyasi olunca eleştiri hakkı bakidir. Çünkü onlar azınlık. Azınlık olduğu için oy bölüyor. Oy bölünce de halkçılara ve vesayetlere meydan kalıyor. Bu mes’ulyeti muciptir. Mahşerde hesabı olur. Aleyhte bulunmak bir Müslüman’ın zatını değil çirkin ve batıl sıfatını çürütmektir. Şahıslar veya siyasiler dinde yol gösterici olamaz, onlar dünyevi hizmet içindirler. Ama dini noktada yol gösterici ve irşad makamı Kur’an ve sünnetin hükümleri, zamanın aktap ve müceddidleridir. Dini eğitim almamış ve de tek özellikleri dindar siyasetçi onların imamet ehliyeti yoktur. İslam tarihinde bütün dini hizmetleri siyasiler değil Al-i Beyt’in başını çektiği müçtehidler ve aktap ve müceddidler yapmıştır.

      Bir husus daha: Kişi hocasından eğitim alır. Ama hocasından mezun olunca artık ona tabi olmak zorunda değildir. Bak Hz. Musa (as) Firavunun sarayında yetişti ama vahiy gelince ona muhalefet etti. Şimdi Hz. Musa’yı (as) Firavuna tabi olmak zorunda diyebilir misin? Firavunu övmek zorunda mıyız? Erdoğan Erbakan’ın öğrencisi imiş? Olabilir. Peki niçin ondan ayrıldı? Niçin Milli Görüş gömleğini çıkardı. O gömlek neyin gömleği. O çıkarılınca neye murad edilmiş. Demokrat misyona soyunulmuş. Yani Dindar Demokrat misyona. Yani 1950 ruhuna. Erbakan’ın yolu yol değilmiş. Yani çıkar yol değilmiş. Patinaj yapan bir araçtan inmek akıl karıdır. O da öyle yapmış. Hocaya saygı baki, ama yolu farklı. Çünkü boynuz kulağı geçer.

      Şimdi zamanı ahvali için tefekkür doneleri vereceğim. Biraz tefekkür:
      Niçin kader Erdoğan’ın Erbakan döneminde Meclis’e girmesine fetva vermedi. Seçilmesine rağmen tercihli oy ile 1991’de kaybetti. Kader onu nereye sevk etti. İstanbul’a. Peki o dönemde kim Beldetün Tayyibetün İstanbul’dan milletvekili oldu. Bir kadın. Adı Tansu Çiller. Milli Görüşün çok bilmiş ehl-i takva pozizyonundakileri Kur’an’daki Sebe Melikesi’nin işaretine bakmadan bir kadına tabi olmak şeriata aykırı fetvası verdi. Falan filan.

      Sil
    5. 5* O kadın Türk tarihinde “Deccal” kelimesin kullanan ve “Deccal olsanız ne yazar” deme, cesaretini gösteren tek liderdir. O dönemde saldırı üzerine mağdur ve mazlum kadınlar neye karşı bayrak açtı. Ve neticede bugünkü siyasi tablonun mimarı oldular. Çünkü o kadınların iffet ve namus simgeleri hakarete ve tahribata uğrayınca hepsi bir mücahide olarak mücahidleri sollayıp tağuti döneme son verdiler. Ve ampulü erkekler değil kadınlar yaktı. Bu ilk kez dillendirildiğinde kimse itiraz edemedi. Çünkü gerçek bu.

      Şimdi o dönemin simgesi nedir? Kadın. Bir kadın Başbakan. Sebe Melikesi Belkıs’ın bir hakikatine işaret der. Yani Meclisli bir kadın iktidar olur. Şer’an cevaz vardır. Ayrıca Hadise göre “Dinde yaşlı kadına tabi olunur” Çünkü o dönemde kadınlar Peygambere tabi olmanın sembolüne sımsıkı sarılmış. Yani Türk kadını Muhammedi şeriata tabi olur ve namusunun simgesine yapışır. Tıpkı Sevr sonrası gibi.1919 yılında askeri bitmiş bir ülkeye düşman girer. O düşman Antep’te bir Türk kadının başörtüsünü el uzatır. 10 yaşındaki oğlu karşı koyar. Ve süngülerle şehid olur. O gün Antep’in değil Türkün namus günü olur ve direniş başlar. Aynı aylarda Maraş’ta devriye gezen Fransız askerleri 28 Şubatçılar gibi 3 Türk kadınına "Burası artık Türk memleketi değildir. Fransız müstemlekesinde peçe ile gezilmez" deyince aynı namus esaslı direniş başlar. Bu direniş istiklal Harbi’nin temelidir. İşte o 28 Şubat fitnesinde Türk kadınına uzanan Süfyan eline karşı bu kez erkekler değil kadınlar savunmaya geçer. Kahırları teşvik olur.

      Peki milli görüş ne yaptı o güne kadar? Mehdi Erbakan gelecek ülke kurtulacak. Ha hah ahi kaka kii. Ama İstanbul iki kez fetholur, biri silahlı, biri tekbir ve tehlillerle. İlk fetih tarihini hangi sure veriyor? Sebe? Yani yıl 1994. Yani susmak lazım.

      Halbuki gaybi haberler sırr-ı imtihana ve hikmet-i ibhama bağlıdır. Gaybı Allah bilir. Allah’ın istediği kullarına gösterdiği gaybı o kul bilir, ama teşbihle yani benzetme, misalle yani örnekle, zamanındaki mevcut misalle meçhul olan istikbaldeki o olayı haber verir. Arabi’nin o zaman için meçhul olan şimendifer ve telgrafı zamanın anlayışına göre “İki demiri birbirine vurunca uzaktan haber getirir, yere atınca uzakları yakın eder” diye haber verir. Şimdi herkes iki demir bekliyor. Hem haber getirsin hem de uzakları yakın etsin. Aynı kafa Mehdiye de böyle takmış. Eskiden savaşlarla meseleler hal olurdu, ama ahir zamanda manevi güçlerle yani ilim ve delille ve milli irade ile çözülür. Milli İrade kimi gösterirse ona tabi olmak dinen bir mecburiyettir. Muhalif reyiniz baki ama itiad etmek ihtiyari değil mecburidir. Hocası değil, talebesi muvaffak olmuşsa ona tabi olunur hocasına değil. Batılı mektepte okuyan dönünce ülkesinin hükümlerine tabi olup hizmet eder. Gavurun hükümlerine değil.

      Bir Müslüman’ın her sıfatı Müslüman olmak lazım gelmez. Ama olmadığı zaman onu İslamlaştırmak veya eleştirmek ameliyesi gıybet ve kötülemek değil şifa operasyonudur. Yoksa bir virüs gibi hepimizi öldürür. Akıl ve nakil zararlıya izin veremez. Değil mi?

      Abuk sabuk yapan kimmiş belki anlaşılmıştır. Elinde Kur’an öpüp başına koyan ile sandığı Müslüman sayar yapan arasında ne fark var? Şeriat kalbe değil ele bakar. Yani yapılana göre hüküm verilir. O zaman onun oyunu demagoji ile bölmek fitne sınıfına girer. Sonra şöyle bir hakikat daha var:

      Sil
    6. 6* Yıl 1911 Said Nursi doğuda Kürt aşiretlerinin sorularına cevap veriyor:

      “Mağlûp biçare bir reise yahut müdahin (dalkavuk) memurlara veyahut mantıksız bir kısım zabitlere itimat edilirse ve dinin himayesi onlara bırakılırsa mı daha iyidir; yoksa efkâr-ı âmme-i milletin arkasındaki hissiyat-ı İslâmiyenin mâdeni olan, herkesin kalbindeki şefkat-i imâniye olan envâr-ı İlâhînin lemeâtının (İlahi nurların parıltılarının) içtimalarından (bir araya gelmesinden) ve hamiyet-i İslâmiyenin şerârât-ı neyyirânesinin (parlak kıvılcımlarının) imtizacından (kaynaşmasından) hasıl olan amûd-u nuranînin (nurani sütun)ve o seyf-i elmasın (elmas kılıcın) hamiyetine bırakılırsa mı daha iyidir, siz muhakeme ediniz.

      Evet, şu amûd-u nuranî, dinin himayetini, şehametinin başına, murakabenin gözüne, hamiyetinin omzuna alacaktır. Görüyorsunuz ki, lemeât-ı müteferrika, tele’lüe (parıdamaya) başlamış. Yavaş yavaş incizab (cezbe) ile imtizaç edecektir. Fenn-i hikmette takarrur etmiştir ki: Hiss-i dinî, bâhusus din-i hakk-ı fıtrînin sözü daha nâfiz, hükmü daha âlî, tesiri daha şedittir.”

      Acaba bu amud-u nurani ne olsa gerek? Her halde Mehdi1 Erbakan-Mehdi 2 Erbakan-Mehdi3 Erbakan nuru olmasa gerek. Veya çakma Mehdiler. Veya montaj mehdiler. Ne ola? Burada bir şahs-ı manevi mi, yoksa bir dini his mi, ışıklı parıltılı nurlu cemaatlerin birleşmesinin ortaya çıkardığı güç mü? Yoksa abuk sabuk mu? Malum kafası almayanlara her şey abuk sabuk mu gelir? Bak gene abuk sabuk laf ettik. Kusura bakılmaya.


      Sil
  25. Turkiye de iki ilde sehir hastanesi yapildi dikkat ettiniz mi hangi iller biri yozgat digeri mersin bi anlami olmali onca buyuk sehir varken mesela ist. Ankra izmir sizce neden yozgat ve mersin yukarida ruslar saldiriya gectiginde veya guneyde hatay vuruldugun en yakin yerler dikkat ettinizmi abd kim basa gelirse gelsin sonuc degismedi degismicek kacinilmaz sona dogru ilerliyoruz desteklerini cekmek bir yana eni sonu karsimiza direk cikacaklar hakeza rusya da agiz degistirmeye basla kendileri teror olarak gormuyormus pkk uzantilarini ve ayrica olumlu bir sey varki zengin islam ulkelerinden para transferi oluyor neden oluyor kara kasimiza hayran olduklarindan degil guclu olmamizi jstiyorlar cunku insan kalkaninin guclu olmasini ister osmanli gitse bile canakkalede gosterdi ve simdide gosteriyorki mazlum ve muslumanlara kol kanat geren biziz devlet olarak. Sadece para degil ayrica pakistan gibi ve katar gibi ozellikle pakistan bize her yonden yakin duruyor daha dogrusu yanimizdalar bu arada ayrica fetöcüler de sessiz bittilermi tam olarak bitmediler insallah Allahin izniyle bi sikinti olusturmazlar bu surecte hayr ve bereket üzerimize olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 17 ilde yapımaktadır isimleri
      Projeler Yatırım Tutarı (milyon dolar)

      *1 Kayseri Entegre Sağlık Kampüsü 403.9
      *2 Etlik Entegre Sağlık Kampüsü 1.105
      *3 Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü 1.086
      *4 İkitelli Entegre Sağlık Kampüsü 1.232
      *5 Elazığ Entegre Sağlık Kampüsü 308.7
      *6 Yozgat Sağlık Yerleşkesi Projesi 155.5
      *7 Manisa Eğitim Araştırma Hastanesi 182.7
      *8 Adana Entegre Sağlık Kampüsü Projesi 680.4
      *9 Mersin Entegre Sağlık Kampüsü Projesi 339.9
      *10 Gaziantep Entegre Sağlık Kampüsü Projesi 840.1
      *11 Ulusal Halk Sağlığı Kurumu ile Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 776.9
      *12 FTR, Psikiyatri ve YGAP Hastaneleri Projesi 658.0
      *13 Isparta Sağlık Yerleşkesi Projesi 263.9
      *14 İzmir Bayraklı Entegre Sağlık Kampüsü 758.3
      *15 Kocaeli Entegre Sağlık Kampüsü Projesi 504.7
      *16 Konya Karatay Entegre Sağlık Kampüsü 255.0
      *17 Bursa Entegre Sağlık Kampüsü 315.9

      Sil
    2. Ben bu ulkede sadece iki ile sehir hastanesi kuruldu daha kurulmuyacak demiyorum oncelikli olarak yozgat ile mersine yapildi diyorum biri kuzeyde digeri guneyde bi sebebi olmali diyorum

      Sil
  26. Yazdigimi bile tam okuyup anlamamissin ben abuk sabuk konusuyor kelimesini senin icin kullanmadim erbakan hocayi mehdilikle iddia eden kisi icin kullandim yazdigim yazi yukarida tekrar tekrar oku sana boyle bir kelime kullanmadim okudugundan anladigin bu kadar kaldiki ben allameyim felan da demedim haddimi de bilirim kaldiki yine tekrar ediyorum sadece zarar veriyorsun

    YanıtlaSil
  27. Bu nasil kibir ki insan okudugunu anlamaz olur kibir kötu bisey..

    YanıtlaSil
  28. Senin icin sadece buyuk bir alimi zati bu millete zorla mehdi diye kabul ettirmeye calisiyorsun dedim baska kotu bir laf ta etmedim okuduklarindan anladiklarin bu kadar abdurrahim bey dedigim gibi de kendimi allame gordugumde yok biz millet olarak edebimizi kaybetmisiz fark ettim de okumusuda aydinida cahilide okumus cahilidinde edep noksanligi var osmangazinin Kuran Azimuşsan karsiindaki edebi ne idisi fatih sultan mehmetin istanbulu fethettigi zaman rum kizlarin ona cicek goturdugunde hocasini gostermesi ne ise hangi edep ise onu bulup toplumumuza yerlestirmemiz lazim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1*Ömer Beyefendi Hazretleri veya allame-i cihan bu sözler senin değil mi?

      “kalkmis biri ileri geri konusuyor diger arkadasimiza gelince bu dine zor zamanda karanligin zifiri karanligin oldugu donemde yazdigi eserlerle imanin isigini sacan bir zat-ı bu millete illa da mehdi diye zorla kabullendirmek icin erbakan hocaya laf eden bunu yaparkende sayin c.baskaninimizin donemi öven ama reyizi cumhurumuzun erbakan hocanin siyasi anlamda talebesi oldugunu unutan bir zat.”

      İşte buna cevap verdim. Ayrıca Erdoğan Erbakan’ın öğrencisi olabilir. Ne yapalım yani? Menderes de eski CHP’li idi. Tek parti döneminde CHP’yi girmiş milletvekili olmuş. Ama ülkeye hürriyet gelince onlardan ayrılmış. Yani eski bir CHP’li. Ama o bir İslam Kahramanı olmuş. Nasıl olmuş? Eskinin yolundan gitmeyerek ve değerlerimize sahip çıkarak. Erdoğan ve arkadaşları hocalarını niçin terk ettiler? Birinden bir şey öğrenmek başka ona tabi olmak başka. Sen bunu anlayacak kafaya sahip olduğundan bu sırrı öğrenirsin. Erdoğan “Milli Görüş gömleğimi çıkardım” dedi. Peki ne giydi? Risale-i Nur’da buna “Dindar demokrat” denir. Niçin acaba?

      Sonra Bediüzzaman şahıs değil, şahs-ı maneviye işaret eder. Hatta ve hatta İmam-ı Rabbani’nin zamanına gider ve ahir zamandaki hizmetin kişiye ait olmadığını açık açık ifade eder. Nerede? 7. Şuada. Aç oku da kültürün artsın.

      Ahir zamanın hizmeti siyasi değil. Tekraren belirtiyorum siyasi değil. Din neredeyse yeryüzünden silinmiş olacak 1920-1950 arası. İşte o tarihten sonra bütün cihanda din yeniden önem kazanmaya başlar. Ve komünizm 38 yıl sonra çöker. 20 yıl sonra da Süfyan’ın rejimi sallanmayla yıkılır. Niçin ola? Kimi bu hizmeti yaptı?

      Şimdi Bediüzzaman hiçbir rütbe ve makamı ve ünvanı kabul etmemiş. Niçin mi? Oku. Oku ki biz kimseye, başkasını alçaltarak kimseyi yükseltmiyoruz. Süfyan’ı öven biri kim olursan olsun zavallı bir politikacıdır. Biliyorsun Cibali Baba’yı değil mi? İslam ordusunu gelmiş İstanbul’un kapılarına dayanmış. O ise atılan bombaları havada yakalayıp Haliç’e atıyordu. “Bunlar gavurcuklarımı” öldürüyor diye. Ya günümüzün Cibali Babaları ne yapmış?. Ben onu anlattım. Şimdi Bediüzazman her nevi makamı kabul etmiyor. Niçin, hizmetinin gereği. Zaten makamı vermek senin gibi benim gibilere ait değil. O vazife-yi İlahiye’ye aittir. Şimdi oku :
      “Dine, imana hizmeti ve Risale-i Nur’u değil dünya siyasetine, belki kemâlât-ı mâneviyeye ve makamat-ı âliyeye âlet edemediğim gibi, herkesin hoş gördüğü saadet-i uhreviye ve Cehennemden kurtulmaya vesile etmemek ve yalnız emr-i İlâhî ve rıza-yı İlâhîden başka hiçbirşeye âlet etmemek bu zamanda Nurun hakikî kuvveti olan sırr-ı ihlâs-ı hakikîyi muhafaza etmeye beni mecbur etmiş”

      Sil
    2. 2* “Herkesin hoşlandığı mânevî makamatı ve uhrevî saadetleri a’mâl-i saliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiçbir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men ediliyordum. Rıza-yı İlâhîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi.”

      “Hadsiz hamd ve şükür olsun ki, Risale-i Nur’un öyle kuvvetli ve sarsılmaz istinad noktaları ve öyle parlak ve keskin hüccetleri var ki, benim şahsımda zannedilen meziyete, istidada ihtiyacı yoktur. Başka eserler gibi müellifin kabiliyetine bakıp, makbuliyeti ve kuvveti ondan almıyor. ….
      Bu zamanda enaniyet ziyade hükmettiği için, haddimden çok ziyade olan hüsn-ü zanları kendime almıyorum. Ve ben, kardeşlerim gibi, kendi nefsime hüsn-ü zan etmiyorum. Hem kardeşlerimin bu biçare kardeşlerine verdiği makam-ı uhrevi, hakiki, dini makam ise, Mektubat ta İkinci Mektubun ahirindeki kaideye göre, şahsıma verdikleri manevi hediye olan kemalatı, eğer-haşa!-ben kendimi öyle bilsem, olmamasına delildir. Kendimi öyle bilmesem, onların o hediyesini kabul etmemek lazım geliyor.

      “Birşey daha kaldı ki, dünya cihetinde hakaik-i imaniyenin neşrindeki vazifedar, makam sahibi olsa, daha iyi tesir eder denilebilir. Bunda da iki mani var.
      Birisi: Faraza velayet olsa da, bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında, velayetin mahiyetindeki ihlas ve mahviyete münafidir. Nübüvvetin vereseleri olan Sahabeler gibi izhar ve dava edemezler; onlara kıyas edilmez.
      İkinci mani: Pek çok cihetlerle çürütülebilir ve fani ve cüz i ve muvakkat ve kusurlu bir şahıs sahip olsa, Nurlara ve hakaik-i imaniyenin fütuhatına zarar gelir.” (Emirdağ Lahikası)

      Şimdi uzun olmasın diye burada kesiyorum. Gene yazacağım sana. Şu Mehdi kim? Zamanı ne zaman, falan filan. Muhyiddini Arabi 3 tarih vermiş. Doğumunu-Arabi ilim tahsiline başladığı zamanı-Mehdi’nin hizmetinin yani hakimiyetinin başlangıç tarihini. Ama akıl sahiplerinin anlayacağı şekilde.

      Sonra bizim ne haddimize düşmüş senin gibi yüksek ilim sahiplerine Mehdi yutturmak. Olur mu öyle şey? Töbe töbe. Sen Mehdi’ye görsen şık diye anlarsın değil mi? O zaman nasıl Mehdi yuttururum sana. Yalnız bir problemin olacak. Sen Mehdi’yi gördüğünde “Ey Mehdi” diyeceksin. Sonra ne olur? Bak onu sonra anlatayım.

      Sil
  29. iran vatandaşlarına türkiye ye gitmeyin uyarısı yaptı
    http://www.mynet.com/haber/dunya/irandan-vatandaslarina-turkiyeye-gitmeyin-cagrisi-2930417-1

    YanıtlaSil
  30. Lafini degistirme sen bana guya senin icin abuk subuk konusuyorum diye ithamda bulundun ben sana boyle birsey demedim dedim.Simdide kalkmis altindaki yaziyi almis guya ona karsilik verdigini soyluyorsun sen kimin akliyla oynamaya calisiyorsun. Ha o dediginden degilim ama insallah Allah nasip eder Abdurrahim bey ben yine cizgimi bozmucam kotu biseyde demicem alayci da konusmucam elhamdulullah muslumaniz muslumaniz paylasamiyacagimiz biseyde yok. Elbetki fikirlerimiz farkli olabilir ama musluman muslumanin kardesidir fikirlerimize de sabrimiz ve saygimiz olmayacaksa nasil bir gemide devam edecegiz.

    YanıtlaSil
  31. Erdagan milli gorus gomlegimi vikardi dedi cunku turkiyenin kuhtaslasmis simariklari (ayni mekke doneminin simarik kustahlari gibi) partiyi kapatmayi hedefliyordu. Sayin c.baskanimiz mecburiyetten dedi ve ekledi biz ne sagci ne de solcu bir partiyiz biz merkeziyetci bir partiyiz merak etme yasim yetiyor da artiyor o donemler icin Abdurrahim bey kaldiki erbakan hoca ne kadar kotuledi reisi cumhuru cunku yapmasi gereken oydu c.baskanimiz ne yapti hapis alan erbakan hocayi hapisten vikardi ev hapsine aldi hem erbakan hoca o kadar kotulucek reisi cumhuru hemde reisi cumhur onu hapis cezasini ev hapsine cevirecek ha bu arada numan kurtulus oylari yukseltince erbakan hoca ne yapti cekti numani nicin neden acaba hem kendisi getirdi oylarinida yukseltti ama ne hikmetse cekti neden acaba. Ayrica reisi cumhurumuzun her secimden sonra sozlerine ve hitabina dikkat edin guclendikce ve milleti arkasina aldikce sesi daha gur cikti ve buna karsilik o derece meydan okudu bunu gorememek ayrica tuhaflik her neyse benim icin cemaatten once alemi islam gelir sahislar elbetki onemli defalarca dedim yine derim hepsi benim ayri basimin taci tum cemaat liderleri islama hizmet eden herkes ama oncelik tum islami alemdir o neden le sen sadece kapinin onune bakarsin ve turkieyeyi anlatirda durursun boyle olduda boyle oldu inkar eden yok dogrudur ama yetmez tum alemi islamin zulumden kurtulmasi lazim anladin bu neden fikirlerimiz farkli olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. “Îmânı soyulur da haberi olmaz. Hâlbuki o, gömleğinin soyulduğu gibi soyulmuştur.” (hş)

       ÇÖZÜM

      Îmân : Millî Görüş Îmânı
      gömleğ : Millî Görüş gömleği
      soyuldu : Millî Görüş gömleğini çıkardı

       Yorum

      “Yeter ki siz bu Îmânınızı koruyun.” (I. Mehdî resûl Erbakan)

      Sil
  32. Ya alim bir zat dedim kotu bir kelime etmedim kaldiki ona makam da tayin etmedim sen ona makam biciyorsjn mehdi diyorsun.

    YanıtlaSil
  33. Ben haddi asmaktan Rabbime siginirim karsimdaki insan yanlis dusunuyorda olsa goremiyor da olsa ki belki goremiyorum o kadar kalp gozum acik degil alaya almam kibirle yaklasmam sen kendi yoluna git Abdurrahim bey ben kendi yoluma yorumlarina yorum yapmam mumkunse sende yapma.

    YanıtlaSil
  34. Abdurrahim bey senle ilgili son yorumu daha yazmicam. Soylediklerim ne kadar zoruna gitmiski boyle aşagilayici bir sekilde konusuyorsun. Ustad kac kez zehirlendi karsisindaki insanlara boyle davranmadi burda senin fikrine katilmayanlara kardi sadece ben degil diger blogtaki arkadaslara yetmezmis gibi sirf fikirlerinin ispati icin turkiye tarihindeki zatlara da alayci bole asagilayaci konusuyorsun okudum bitirdim 15 sene 20 sene eee nerde islamin hosgorusu nerde ustadin insanlara yaklasimindaki tavirlar islam insanlara hakaret etmeyimi yada aşagilamayi emreder kaldiki bilmiyoruz ya göremiyoruz boylemi ogreteceksin inanki kibir her tarafindan akiyor gerci kibir neydi ilk kimde belirmistide makamindan etmisti. Sayfalarca yaziyorsun cok sey konusuyorsun ama az sey soyluyorsun (gercekler manasinda) sistematik olarak olaylari ezberlemissin ama olayin ilahi kader biyutunu bilmiyorsun. Islam insanlara bu sekilde yaklasmani emretmiyor kaldiki yine tekrar ediyorum sadece zarar veriyorsu. Sen USTAD a degil kardes degils dost arkadas dahi olamazsin ustad senin insanlara bu sekilde yaklasimini gorse vay senin haline neyse daha da yazmam bosuna da yorum yapma okumucam daha yorumlarina yorum da ypmicam senin yolun senin benim yolum benim olsun.

    YanıtlaSil