.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

1 Aralık 2016 Perşembe

VELİ ZATLARDAN GAYBİYYAT

Bediüzzaman sohbetlerinden birisinde kendisini Urfa’ya davet ettiklerinde “ Şimdi gelsem, Türkiye  ile Suriye’yi birleştirmek zorunda kalacağım. Bu da şimdilik olmaz” demesinden iki ülkenin birleşeceğini, birleşmek zorunda kalacağını anlıyoruz. Gidişat bu durumun gerçekleşme yolunda olduğunu gösteriyor.

Birkaç veli zatın beyanında Türkiye ile İsrail’in sınır komşusu olacağı ifade edilmiş. Abdullah Gürbüz Baba’nın beyanında İsrail’in Suriye’ye saldırıp Şam’ı alacağı ve Hatay’a dayanacağı, oradan Türkiye’yi vuracağı belirtilmiştir.

Bediüzzaman Kahraman ordunun elindeki kılıncı ayağına vurdurmayacağını, düşmanına vuracağını, Kur’ana hizmetkar olacağı, ağlayan islam alemini güldüreceğini eserine bir dipnot olarak yazmıştır.  Ayağından kelimesine birçok mana verilebilir. Düşmanın kim ya da kimler olduğunu Suriye ve Irak’taki savaşlar nedeniyle anlamaktayız. Bediüzzaman’ın ifadesinden ordumuzun düşmanların hile ve entrikalarından kurtulacağı ve gerçek düşmana vuracağını anlıyoruz.

Bediüzzaman Tarihçesinde “Bir gün bu tayyereler islamiyete büyük bir hizmet edecekler” demiştir. Yukarıdaki beyanlarla uyum içindedir.

Beykozlu Osman Akfırat Efendi 3.Dünya savaşına girildiğinde başımızda Müslüman idarecilerin olacağını bildirmiştir.  Ancak 3 aylık bir fetret yada tertip döneminden bahsedilmektedir.

200 gün sürecek olan 3. Dünya savaşının başında Türkiye’nin saldırıya uğrayacağı birçok zat tarafından haber verilmiştir. Bu durum TC nin TR ye dönüşeceği zor dönemi haber vermektedir. Bir kardeşimizin rüyasında 20 Aralık Kurtuluş günüdür denmiştir. Bir kardeşimiz de bunu yeni devletin kurulma günü olarak ifade etmektedir.

Savaşın şiddetli bir zamanında Talut’un çadırı düşman tarafından çevrilecektir. Kendisi düşmanın eline geçmek istemeyecektir.

3 aylık tertip döneminde Cumhurbaşkanı ve Başbakan olacakların nitelikleri de haber verilmiştir. Bu dönemde Müslümanlar çok zor günler geçirecektir. Sonrabüyük bir infial meydana gelerek Türkler Hz. Ali’nin ifadesiyle taşıp kaynayacaktır. Rical-i gaybin tensibiyle çok büyük bir lider zuhur edecektir. Türkiye’yi yok etmek isteyen ne kadar düşman ve –izm varsa hepsi Amik Ovasında yok edilecektir.

Ruslar Avrupa’yı ezip geçecektir. Sonra Türkiye’nin bir kısmını da işgal etmiş olan Ruslar doğuda teslim alınacaktır. Aradan 9 ay geçtikten sonra Amerikalılar ya da Romalılar perişan edilecektir. Kafkasya’da Ermeni sayısı çok azalacaktır.

Bu olaylar meydana gelecek olan olayların sadece bir kısmıdır. İslamı yok etmek isteyenlerin kendisi yok olacaktır. İslam birliği ve İslam idaresi kurulacaktır.


Olayların nasıl cereyan edeceğini sadece Allah bilir. Bizler sadece veli zatların beyanlarını naklediyoruz. Haddimiz kıyamet hesabı yapmak değildir. 

35 yorum:

  1. (1)
    Yeni Şafak 10.12.2016
    Keçi değil koç
    İsmail Kılıçarslan

    Önce hikâyeyi anlatalım. Adamın biri etrafındakilere 'kurban' meselesini şöyle anlatıyormuş: Hazreti Musa Allah'a dua etmiş. 'Ya Rabbi, bana bir kız evlat bahşedersen onu sana kurban edeyim.' Bir zaman sonra Hazreti Musa'nın bir kızı olmuş, adını Ayşe koymuş. Çocuğun kurban edileceği zaman gelince Hazreti Musa bıçağı yavrucağın boynuna dayamış. Tam kesecekken Azrail gökten elinde bir keçiyle gelmiş… Hikâyenin tam bu noktasında dinleyenlerden biri dayanamamış ve şöyle demiş: 'Ben bunun neresini düzelteyim? Hazreti Musa değil Hazreti İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, keçi değil koç.'

    Son zamanlarda Suriye meselesi hakkında ne okusam, ne duysam aklıma bu hikâye geliyor.

    Toplumun bir kesimi, Suriye meselesi ile ilgili olarak neredeyse hiçbir şey bilmeden, dünya kadar fikre sahip. Tek özellikleri batı gazetelerinden nizami çeviri yapabilmek olduğu için 'dış politika uzmanı' sayılan bir takım isimler, bu kesimi bilerek, isteyerek, kasıtla yanlış yönlendiriyorlar. 'Tek özellikleri' dedim ama doğru değil. Bir başka ortak özellikleri daha var. Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti karşıtlıkları yüzünden vicdanlarını, adalet duygularını, merhametlerini kaybetmiş durumdalar. Kadın, çocuk, yaşlı ayırmaksızın insan katleden gözü dönmüş katillere sempati besliyor, onları aklıyorlar. Şaşılacak şey.

    'Şaşılacak şey' diyorum ama inanın Türkiye'de yaşayabilmeye devam etmek biraz da hiçbir şeye şaşırmamakla mümkün artık. Koca koca insanların, kadınlar, çocuklar ölürken 'Halep cihatçılardan temizleniyor' kampanyası yapmasına şaşırarak sadece vakit kaybediyorsunuz.

    Yine de bir çift laf etmek gerekiyor bu vicdansızlara.

    Efendiler. Kendi kitlenizi bir takım ezber cümlelerle, bir takım palavralarla manipüle edebilirsiniz. Ancak siz de biliyorsunuz ki Suriye'nin gerçekleri sizin anlattığınız gibi değil. Hem de hiç değil.

    Hani sık sık attığınız 'Türkiye'nin savaşın başlamasında büyük rolü var. Bu savaşın vebali AK Parti'nindir' palavrası var ya. Baştan aşağı kokuşmuş bir yalan bu. Suriye'de bir savaşın çıkması bu dünyada en son Türkiye'nin işine geliyordu. Onca yatırımı, onca ilişkiyi, onca gelecek planını heba etmek demekti Suriye'de çıkacak bir savaş. Bu yüzden de son ana, son saniyeye kadar orada bir savaşın çıkmasına engel olmaya çalışan tek ülke neredeyse Türkiye'ydi. Bunu siz de en az benim kadar biliyorsunuz. Fakat elbette algısını yönetmeye çalıştığınız kitleye bu gerçeği söylemek işinize gelmediğinden söyleyemiyorsunuz.

    Bir diğer kokuşmuş palavranız da 'Türkiye IŞİD'e destek veriyor' palavrası. Yine adınız gibi biliyorsunuz ki Suriye savaşı çıktıktan sonra tam da durması gereken yerde duran Türkiye, kesinlikle IŞİD'e destek falan vermedi. Hatta denilebilir ki IŞİD'in Suriye'de ortaya çıkması Türkiye açısından işleri zora sokan en önemli unsur oldu. 2013'te Suriye rejiminin nefesi tükenmek üzereyken önüne geleni kafir ilan edip vahşet fırtınası estiren IŞİD'in en çok kimin işine yaradığını siz benden daha iyi biliyorsunuz. Ama tabii bunu da algısını yönettiğiniz kitleye söyleyemezsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (2)
      Mesela siz Nusra konusundaki gerçekleri de benden iyi biliyorsunuz. Örgütün komutanı Cevlani'nin de, örgütün askerlerinin nerdeyse tamamının da Suriyeli olduğunu biliyorsunuz. Nusra'nın yöntem olarak IŞİD'in uyguladığı vahşetlerin hiçbirini yapmadığını da biliyorsunuz. Üstelik Nusra'nın can düşmanının IŞİD olduğunu da biliyorsunuz. Daha da üstelik Türkiye'nin Nusra-El Kaide bağlantısı yüzünden Nusra'dan uzak durduğunu da biliyorsunuz.

      Mesela sizin çok iyi bildiğiniz bir şey daha var. Sizin gece gündüz 'kafa kesiyorlar' diyerek IŞİD'le aynı torbaya doldurmaya çabaladığınız direniş cephelerinden hiçbiri kafa kesmiyor. Fakat İran'ın desteklediği Şii milislerin tamamı, kafa kesmek dâhil en akla hayale gelmedik yöntemlerle insan öldürüyorlar.

      SNHR'nin istatistiki verilerini de biliyorsunuz siz. Hem de çok iyi biliyorsunuz. Hani şu, Suriye'deki 300 bin insanın kimler tarafından öldürüldüğüne dair istatistik. 18.500'ü çocuk, 18.500'ü kadın, 11.500'ü işkence altında olmak üzere toplam 176 bin sivili Suriye, İran, Hizbullat ve Rusya'nın öldürdüğünü biliyorsunuz siz. Buna karşılık, IŞİD dahil olmak üzere Suriye'deki tüm grupların öldürdüğü sivil sayısının 2.000'i bulmadığını da biliyorsunuz. Toplamda IŞİD'in 70 küsur kafa kesme hadisesine karşılık Şii milislerin ve rejim güçlerinin aralarında sivillerin de olduğu yüzlerce insanı kafalarını keserek infaz ettiklerini de biliyorsunuz. Varil bombası dediğimiz şeyin insanları diri diri yaktığını da biliyorsunuz. Son olarak Halep'te Rusya'nın, rejim güçlerinin ve sapkın Şii milislerin bebekler dahil olmak üzere sivilleri hedef aldıklarını da biliyorsunuz. Hamaney denilen vicdansızın sivilleri katletmek dahil her türlü vahşet fetvasını verdiğini de biliyorsunuz. Esed denilen herifin eli kanlı bir katilden başka bir şey olmadığını da biliyorsunuz.

      Biliyorsunuz elbette. Ancak size tevdi edilen görev bütün bu gerçekleri Türkiye kamuoyunun bir kısmından saklayıp onları 'katil Erdoğan' sloganına inandırmak. Ne diyeyim: Alçak bile değilsiniz. Keçi değil, koç değil, lağım faresi bile değilsiniz.

      Ne diyordu Bale: 'Şimdi hafız. Yakında bunlar 'IŞİD kafa kesiyor ve bu çok vahşice. Varil bombası dediğin öyle değil ki. Bir kere yukarıdan atıyorsun ve şu kış günü şehirler ısınıyor. Bence büyük hizmet' derlerse şaşırma.'
      http://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/keci-degil-koc-2034761

      Sil
  2. Tragedyanın babası Eshilos (Aiskhylos) tarihe mal olmuş o cümlesinde şöyle der: ‘Savaşın ilk zayiatı gerçeklerdir.’ Haklı ve isabetli bir sözdür. Savaşta önce gerçekler ölür. Gerçekler bir kere öldükten sonra doğruyla yanlış birbirine karışır. Siyahla beyazı, iyiyle kötüyü birbirinden ayırmak zorlaşır. Gerçekler öldüğünde meydan göz göre göre söylenen yalanlarla gözünün içine baka baka konuşan yalancılara kalır.

    Suriye'de gerçekler çok uzun zaman önce öldü, iç savaştan da önce. Esad rejimi, yeni doğmuş bebekleri, kucağında çocuklarıyla anneleri, hayatının baharında gençleri, yatağında ölmesi gereken yaşlıları katletmeden evvel gerçekleri öldürdü. Esad apolojistlerinin yegâne tutunduğu dal El Kaide ortaya çıkmadan önce, Birleşmiş Milletler 'Artık ölüleri sayamıyoruz’ demeden çok önce, pek çoğumuzun hayal dahi edemeyeceğimiz vahşeti, filmlerde dahi izlemediğimiz korkunç görüntüleri sosyal paylaşım sitelerinde görmemizden çok çok önce öldü gerçekler…

    Devamı :
    http://mervesebnem.com/post/74185863382/sava%C5%9Fta-%C3%B6nce-ger%C3%A7ekler-%C3%B6l%C3%BCr

    YanıtlaSil
  3. http://www.yenisafak.com/yazarlar/nedretersanel/halep-dunya-savasinin-son-cephesi-2034756

    Ortadoğu'daki bu vekâlet savaşlarına emperyal güçler son vermezlerse, vekâlet savaşının esas tarafları olan ülkeler bir müddet sonra birbirleriyle büyük savaşın eşiğine gelecekler. Şu an durduğumuz nokta 3'üncü büyük savaşın arifesidir”... (08/12)
    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş'un 3'üncü Dünya Savaşı'nın sınırında durduğumuza ilişkin ilk ikazı değil bu...

    YanıtlaSil
  4. Deccalın Horasandan çıkacağı hadisleriyle birlikte okuyalım ve gerçeği anlıyalım.

    YanıtlaSil
  5. Aslında maksadım Halep'i anlatmaktı. Bir yazı ya da bir fotoğraf olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Şu alemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir"
      Bediüzzaman
      amin deyiniz ey ihvan-ı müslümin ve amin demek bize bir borç olsun....
      ne yapalım elimizden başka bir şey gelmiyor..!
      Ya Rabbi ! oradaki bacılarımıza, annelerimize , evlatlarımıza ve kardaşlarımıza en yüksek şehadetle ihsanda bulun. amin..
      ve oradaki kardaşlarımızı kefere ve münafık ve itikadsız hayvanatın ellerine düşürme amin..
      ve oradaki kardaşlarımızı ya oradan kazasız belasız kurtulmayı yada keferenin eline düşmeden makbul şehedete mazhariyeti, yahut kefere eline düşerlerse suhuletle ve işkence görmeden ,ırzıyla oynanmadan , rahmet-i rahmanına şehadetle bir an önce girmeyi o kardaşlarımıza nasib eyle amin....
      Allahım umum kefere ve münafık ve itikadsız sapıkları kahhar ism-i celilinle kahr-u perişan eyle öyle ki ebediyyen bu tecelli-i kahriyyen bunlar hakkında devam etsin amin amin amin...!-alıntı

      Sil
  6. 1* Sayın Kılıçarslan güzel yazmış. Güzel, ama tatminkar veya aydınlatıcı mı? Bir yanıyla doğru. Çünkü mesele bugün başlamış değil. Mesele iki asırlık adım adım yürütülen bir planın, hedefine ulaşmak için sergilenen final fitneleridir. Suriye olayının bir kaderi, bir tarihi, bir aktüel yönü vardır.

    Kaderi yönü hem Araplara hem de Türklere tokattır. 1-Niçin Osmanlı hilafetini korumadılar? 2-Niçin biri şiddet kullanınca (İttihatçı) diğeri (Arap) batılı provokasyonuyla tefrika ateşini yaktı?3-Sevr zinciri sonrası istiklale kavuşunca neden tekrar Siyonist ve batı emperyalizmine karşı ittihad etmediler? Özellikle Suriye, Adnan Menderes, Bağdat Paktı teşebbüsüne kalkışınca Osmanlı İttihatçı artıkları politikacıları buna çomak soktu. Bugün onun ceremesini çekiyorlar.20-30 batılı kukla çapulcuya teslim oldular. Irak da öyle. Kral Faysalı İngiliz-Siyonist tahrikiyle devirerek Bağdat Paktı’nı dağıttılar. İran’la savaşı, Körfez tokadı ve son olarak 2003’te işgale uğrayarak art arda tokat yediler.

    Türkiye ise Batı taklitçiliği uğruna önce hariçten gelen dinsizlik daha sonra da terör ile 32 yıldır debelenip duruyor. Libya ve Mısır’ı ve de Yemen tarafını unutmadan belirteyim bu belanın bir tek ilacı vardır. İttihad-ı İslam. Herkes oturup Mehdi çığırtkanlığı yaparak kurtulmaya bekleyeceğine ya da Türkiye tarihi misyonunu terk edip batı kapısında bekleyeceğine ve de Araplar milliyetçilik fitnesiyle birbirini yiyeceğine tek çare: İttihad. Hem siyasi, hem ekonomik, hem de askeri ittifak ile güç birliği yaparak refahı ve istiklali yakalayıp zillet içinde sömürülmekten ve birbirini yemekten vaz geçecek. Ve bütün bunların tek çimentosu İslam’dır.

    Türkiye ilk kez Bediüzzaman’ın ortaya attığı 1950’nin başında Prof. Ali Fuad Başgil’in vurguladığı ve 1954’te Menderes’in teşebbüs ettiği bu reçete tektir. Başka çare yok. Maddi ve manevi şirketler bu milletlere daima kazanç getirir.

    Cehalet-ihtilaf-ihtiyaç içinde kıvranan Müslüman milletler bu 3 musibet yüzünden bir türlü toparlanıp olup biteni anlama , algılama fenerine kavuşamıyor. Bölgemizde 1917 Belfour Beyannamesiyle başlayan ve önümüzdeki yıl 100 yaşına basacak 2 bin yıllık arz-ı mev’ud isterisi Müslüman milletlerin hayatını zindana çeviren belki tek beladır. Batı dünyasını bu uğurda 200 yıldır kurgulayarak kudurmuşçasına saldırtan Siyonistler, özellikle ABD’nin 2. Cihan Harbi sonrası tarih sahnesine çıkmasıyla artan şiddette bölgemizi fitne ve fesada boğuyor.

    Ortadoğu’da hiçbir olay yok ki arkasında Siyonist cellatlar olmasın. İddia ediyorum Lewis, Kissinger gibi birkaç Yahudi akil stratejist ile komünizmi tasfiye ettiren Siyonistler, kızıl tehlike sonrası İslam’ı batının baş düşmanın hem de NATO’da ve AB’de de ilan ettirerek (1990) Kapadokya’dan Nil’e kadar bölgeye el koymak üzereler.

    Bağdat Paktı teşebbüsü sonrası İngilizle Kürt kartını açan ve 1960 sonrası ABD’yi buna katan İsrail bu kartı oynayarak bölge devletlerini bölük pörçük etmede bu kartı mahirane kullanıyor. Hele Sovyet Blok’unun dağılmaya başladığı süreçte Yinon Planı’nı açıklayarak 1990’dan sonra NATO ülkelerini üstüne üstlük Türkiye’nin bir cenahını (asker-sivil-işadamı) kullanan İsrail ABD ve Batılı ülkelerle hedefine varmak üzere. Öyle bir alçaklık tezgahlandı ki, 1990’larda bir değil iki-üç mini siyasi parti lideri alenen Güneydoğu’yu terk etmeyi teklif ederken, bazı yazarları kahve dövücüsünün hık dövücüsü olurken, bazı askeri odaklar da buna bilerek veya bilmeyerek çanak tuttu.

    YanıtlaSil
  7. 2* Önce anarşi ve terör sonra da Kürt kartı ile groki olan Türkiye gerçeği ancak ve ancak tam olarak 2003 sonrası algılamaya başladı. Özellikle İsrail’in Türkiye’nin 2006’da barış çabalarını Gazze operasyonları ile berhava ederken, bu hayırlı bölge barışına teşebbüs eden iktidarı önce askeri darbe öcüsüyle endişelendirip yanına müttefik olarak verdiği neocon-siyonist kuklası cemaatle bölgenin ateşe atılmasına yol açtı.

    Hadi batılı medya ve güç odaklarının beslediği kukla beyinler de buna seyirci ve taraftar oldu. Peki bizim bu ülkenin gerçek değerlerinin sahipleri ne yaptı? Niçin Kemalist narkozuyla hatta ve hatta 1960 ihtilaline rağmen uyumaya devam etti. Bazı dini ve milli gruplar entrikayla siyasete çekilerek milli iradeyi zayıflatma tuzaklarına düşmedi mi?. Arkasından bir muhtıra ve bir darbe ve neocon-siyonist 28 Şubat post fitnesi karşısında neden dik durup ittihad etmedi. Bediüzzaman gibi ciddi bir alimin hem yurtta hem bölgede ve hem de alem-i İslam’da ittihad projesi nazara alınmadı? Kur’an’ın manevi reçetelerini anlama yerine cami imamı vaazı dinler gibi ona baktı. Bunun yerine hayali (Pan)lar veya (8)ler ya da askeri vesayete yalakalık için 100 bin tank, 100 uçak hülyasına kapıldı. Eğer ittihad edilseydi hadi 1960 kaçırıldı 1971 veya 1980’de tankların önünde durulsaydı şimdi ülkemiz ve alem-i İslam’ın hali nice olurdu? Fecr-i sadık o gün doğardı.

    ABD 2011 sonu Irak’tan çekilirken Türkiye’ye hem Irak’a hem de Afganistan’a girmeyi (tetikçilik) teklif etti. Reddettik. Hemen iftira ve yalanlar propaganda makinesi üretime geçirildi. Ve o sırada Arap Baharı’nın hazana çevirme operasyonları başlarken biz milli birliği muhafaza edebildik mi? Hayır. İstiklal mücadelesinin önüne yeni hain tuzaklar kondu. 7 Şubat, gezi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz darbe girişimi. Bu arada meğer Türkiye’nin bütün askeri ve siyasi ve diplomasi sırları NATO’nun son Truva atı sahtekar bir dini cemaat üzerinden batıya servis ediliyormuş. 28 Şubat’ta melaneti ortaya çıkan bu cemaatin dini kışrına aldanıp ona külli ilişmeyi göze alamayanlar hem ülkemize hem de bölgemize büyük kötülük ettiler. Ve şimdi sıkıntıları çekiliyor. Gayet net ve açık. Bu mendebur küresel deccalin kuklası FETÖ çetesi Bediüzzaman’ın müjdesi olan fecr-i sadıkı tam tamına 20 yıl ertelettiler.

    Batı kurgulu bir siyasi partinin ideolojisi olan Kemalizm niçin bugün kadar tasfiye edilemedi? Sebebi, yine ittihad edememe değil mi? 28 Şubat zulüm tokadı umumi bir uyanışı vesile olduğu açıktır. 2003’ten itibaren inişli çıkışlı da olsa sağladığı birlik bugün Türkiye’yi hakiki istiklalin eşiğine getirdiği gibi hem Türkiye hem de alem-i İslam’a ilham ve ümit kaynağı oldu.

    Şahsi ve cemaat bazında his ve hevadan vazgeçip esasta ittifak etmedikçe, üstüne üstlük, olup biteni hakikat gözüyle görüp değerlendirmedikçe beklenen netice araba atının önüne uzatılan kızıl elması olmaya devam edecektir. Kader, imandan sonra aksiyonu öngörür. Ferdi ve toplu goizm terk edilmeli. Dayanışma şuuru desteklenmeli. Gençler malayani uğraşılarla değil faydalı alanlarda uzmanlaşmalı. Artık eğitim alma iş bulma için değil, bilgi ve icad odaklı olmalı. Türkiye aşağı yukarı 200 yıl sonra ilk kez bu kadar manevi ve maddi kaynakla yetişmekte olan nesillere sahip oluyor.

    YanıtlaSil
  8. 3*Bakın ABD’nin bütün düşünce kuruluşları, strateji uzmanları müsbet ve menfi düşüncülerle 1990’ların başından beri Türkiye’nin elde kaçırılmaması telaşına düştü. Bizi havuç ve sopa ile zorlamışlar, ama ne zamanki millet uyanıp istikbaline el koyunca bu kez dört koldan hem bölgemizi hem de Türkiye’yi ateş altına aldılar. Bu topraklarda ilahi vahyin dışında hiçbir görüş ve fikrin geçerliliği yoktur. Anarşi ve terör ile baş edebilmenin çaresi dahi siyasi ve diplomasinin değil dinin inhisarındadır. Küçük deccalin tahrip ettiği İslami şeair ve imandan mahrum yetişen nesiller bir gün karşımıza terörist olarak çıktı. Onlar da batının tetikçileri olup birliğimizi tehlikeye attı.

    Siyonistlerin, ABD’nin şer odakları ve İngiliz fitnecileri ile tezgahladıkları yeni politika böl ve yönetin bir başka yüzü olan dini ve ırki etnisiteyi kullanarak bölgemizi ateşe açtılar. Şu anda ABD istihbaratının provoke ettiği sayıları 20-30 bini bulan teröristlerle Irak-Suriye-Türkiye-Yemen-Libya’yı parçalama amacı güdüyor. 9 devlet 22 eyalete bölünmek isteniyor. Üstüne üstlük enerji kaynakları hem koz olarak kullanılıyor hem de yeni enerji yolları bahanesiyle parçalanmanın finans fitnesi tezgahlanıyor. Ve bu plan 1990'dan’beri biliniyor. Mahir Kaynak merhumu kaç kez yazdı. Onun gibi kaç sivil-askeri bürokrat bunu anlatmaya çalıştı. Ama herkes kendi çıkarını düşündüğü için, iktidar şehvet ve hırsıyla Müslümanlar büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı. Ve bu fitne-fesadın iki önemli ayağı da hariçten tezgahlanıyor ve uygulanıyor. Anarşi ve dinsizlik. Bir gün biriyle bir başka gün diğeriyle tokatlayıp tokatlayıp ilerliyorlar..

    Türkiye meselesi, Türkiye'yi önce cepheye sürümeye kalkışıp sonra kalleşçe geri çekilen sözde batılı dost ve müttefiklerimizin tuzağıydı. Biz yemedik. Ve hemen hem suçlu hem güçlü rolünü biçtiler. 2 yüzyıldır işbirliği yaptıkları veya yönlendirdikleri beyinsizlerle bizi bir kez daha mağlup edeceklerini sanıyorlar.

    Bu işin sırrı da son olarak İsrail’in ta 1932’lerde daha devletleri yokken planladıkları, 1990’dan itibaren de ABD ve Avrupalılara kabul ettirdikleri Kürt kartı bu işin sırrıdır. Yani nirengi noktası ve İsrail’in sonunu hazırlayacak ittihad-ı İslam’ın toplan borusudur. Nasıl mı? Mustafa kardeşimiz sık sık yazar Bediüzzaman’ın “Gelirsem Türkiye ile Suriye’yi barıştırırım”, ya da “Kürt meselesi ittihadı İslam’a vesile olacaktır”, “Cenab-ı Allah kılıcı ayağına vurdurmaz, düşmanın başına vurdurur” hakikatli sözlerindedir. Bediüzzaman bunu kimden ders aldı acaba? 1920’lerin ortasında itibaren telife başladığı eserini sadece Kur’an’dan ders alarak telif etmesi bir ilhami hakikate işaret etmez mi? Yani Kur’an’ın arşından gelen bu mesajlar 4-5 yıl her yıl artan bir açıklıkla kendini göstermesi beklenebilir.

    İsrai Suresi hem muhkem hem de müteşabih olarak Beni İsrail’in ahvaline temas eder. Fesada karşı başlarına gelecek cezai hükümleri açıklar. 2-8 ayetleriyle. Ve 9. ayetle artık Kur’an'ın hakiki hidayet yolu olduğunu onlara hatırlatır. İman ederseniz ne ala. Yoksa cezaya dönüleceği ikazı gelir. Dünyayı yeniden fesada verince bu kez 104. Ayet devreye girer. Ve ahir zamanda bir araya toplanacakları belirtilirken 8. Ayetin fesada dönmeleri halinde yeniden cezalandırılacakları, yani zillete ve meskenete tabi olacakları hatırlatılır. 105. ayette “Biz Kur'ân'ı hak ile indirdik; o da hak ile indi. Seni de Biz ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik” buyurulur. Yani uyarıyı dinlemeyen kılıcı başına yer.

    Hz. Peygamber ahir zamanda her taşın arkasında Yahudi olacağını, yani her türlü fitne ve fesadı onların çevireceğini ve sonunda mağlup edileceklerinin haberini vermiş. Sizce yaşlı dünyanın ahir zamanında silahtan ve ateşten arındırılmasının zamanı gelmedi mi? Siyonist devlet ortadan kaldırılınca Yinon Planı’na fitnesi biter ve beşer rahat bir nefes alır. Değil mi? İşin bir de bu yönü var.

    YanıtlaSil
  9. Süfyaniye bağlı hareket edecek kelb kabilesi ile ilgili twitter dan önemli bir bilgi... Zuhur edecek süfyani ile ilgili çok ama çok önemli bir bilgi.

    https://twitter.com/_divancee_/status/808795332276617216


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 3 Mehdî'nin TRde çıkması gibi 3 Süfyân da TRde çıkacak demektir. 2. ve 3.ler de ilklerin döngüleri olmaktadır. Başka ifadeyle ilklerin döngülerini bulduğumuzda bunların 2. ve 3.ler olduğunu da fark etmeliyiz. Buna göre II. Süfyân İhsênoğlu, kabîlesi Kelb de bozkurt sembollü partisi MHP olmaktadır. İç savaş ortamında II. Mehdî gibi partisini de seferber edeceği anlaşılmaktadır. 12 Eylül öncesinde olduğu gibi işte.

      Sil
    2. Zülkarneyn kardeş yazıyı nurses yayınlayabilirmisin

      Sil
    3. İbni's-Sayyâd'ın müslim olduğu ve hacce gittiği, cihêd ettiği ...

      "Deccâl olmasından çekinmez, kendisine teklîf edilirse kabûl eder..." (hş)

      Bu özellikler Esed'e mi yoksa eski İİT genel sekreteri Ekmele’d-dîn Mehmet İhsênoğlu'na mı uyuyor? İhsênoğlu Batı'nın adayı olarak dayatılmıştı zaten. Esed'in İslâm ile hacc ile cihêd ile ne işi olacak Nusayrîlikle bile alakası yok laik adam zaten, Batı'yla da savaşıyor. Döngüsel Demirel sağcı münâfık biri olmalı Süfyân deccâl. İlmle dalalete düşen büyük bir alim olacak ve başka alimleri de kendisine inandıracak vs. Mesela bu özellikler de artık döngüsel Muâviye döngüsel Demirel III. Süfyânüd-deccâl döngüsel Velîd bin Muğîre el-Mahzûmî demek işte. Daha İslamî görüntüye aldanmamak lazım işte: Atê-Demirel-İhsênoğlu-Mahzûmî.

      Sil
    4. suriye rejiminin kurucularının kelb kabilesinden geldiği belirtiliyor. biliyoruzki kelb kabilesi süfyaninin en büyük yardımcısı olacaktır. ilgili hadisi şeriflerin bir kısmı şu şekildedir. ehli sünnet kaynaklarında kutubi sittede geçen hadisi şeriflerdir...

      Hakim, Ebu Hureyre’den tahric etti, Dedi ki Resullullah (s.a.v.) buyurdu: Şam’ın ortasından, adına Süfyani denilen ve kendisine tabi olanların çoğunun Kelb Kabilesinden olacağı birisi çıkar. O insanları öldürür, hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder. Sonra onunla savaşmak için bir ordu toplanır ve onu öldürür.

      Hakim, Ebu Hureyre’den tahric etti, Resullulah (s.a.v.) buyurdu: Şam’ın alt tarafından, kendisine Süfyani denen bir adam çıkar ve ona tabi olanların çoğu Kelb’den olur. Süfyani insanları öldürür ve hatta kadınların karınlarını deşerek çocukları katleder. Onlara karşı Kays toplanır ve onları da öldürür. Hatta zulmü o hale gelir ki kurtlar bile onu lanetlerler. Sonra Ehlibeytim’den olan Mehdi Harra’da çıkar ve bu haber Süfyani’ye ulaşır ve O Mehdi üzerine bir ordu gönderir. Ancak Mehdi Süfyani’nin ordusunu hezimete uğratır. Süfyani bunun üzerine yanındaki bütün askerlerini toplayarak O’nun üzerine tekrar bir ordu gönderir, fakat bu ordu Beyda’ya varınca yere batırılır. Onlardan ancak haberci kurtulur.

      İbn Ebi Şeybe, Ahmed ve Ebu Davud, Ebu Ya’la ve Tabarani, Ümmü Seleme’den tahric ettiler, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: Bir halifenin ölümünden ihtilaf olur. Mekkeye gitmek üzere, Medine ehlinden bir Recul çıkar, ve Mekke halkından bir kısım insanlar O’na meydana çıkarır ve Rükun ile Makam arasında O’na biat ederler. Şam’dan O’na karşı bir ordu gönderilir, ancak bu ordu Beyda’da toprağa batırılır. İnsanlar bunu görünce, Şam ebdalları ve Irak ehlinin önde gelenleri Ona gelip biat ederler. O zaman etrafında Kelb kabilesinden insanlar olan Kureyşli bir adam çıkar ve (Mehdi) onların üzerine bir ordu gönderir ve bu ordu onlara galip gelir. Mağlup olan Kelp ordusudur. Cennet kelb ganimetlerinde hazır onlara olsun. Mehdi malı paylaştırır, insanlar arasında Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine göre amel eder ve İslamı hakim kılar, yedi sene kalır, sonra vefat eder. Müslümanlar O’nun üzerine namaz kılarlar.

      Sil
    5. kelb kabilesi beşar esadın liderliğindeki suriye ordusuysa peki süfyani kim olabilir diye soracaksınız. suriye rejimini kontrol eden iranlı general kasım süleymani nin haber verilen süfyani olma ihtimali yüksektir. süfyani 5 bölgeyi ele geçirecektir. bunla ilgili hadisi şerifler vardır. kaynaklar şia olabilir emin değilim.

      Ebu Cafer'den şöyle rivayet olunmuştur:
      Süfyani beş yeri ele geçirdiği zaman dokuz ay oraları yönetecek, sonra Mehdi zuhur edecektir. Hişam'a göre bu beş yer şunlardır: Dımışk, Filistin, Ürdün, Humus, Halep."

      halep düştü ve kasım süleymaninin o tapraklrda denetleme yaparken fotoğrafları 3 gün önce haberlere düştü.

      http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/12/18/kasim-suleymani-katliam-sirasinda-halepteydi

      büyük olasılıkla süfyani şia nın kalbinden çıktı. haşdi şabi gibi örgütler destekleyecek. medineye saldıracaklar. mekkeye yöneldiklerinde çöl kumların altında helak olacaklar.süfyaninin beyda da batan ordusu haşdi şabi örgütü olma ihtimali yüksektir.

      bekleyip göreceğiz.

      Sil
    6. İslam Deccali Süfyan’ın huruç tarihi Büyük Deccal’den 7 yıl sonra. Yani 1917’den sonra. Siz hala Süfyan bekliyorsanız hem dini, hem gaybi ilim,hem yakın tarih kültürünüzü bir çek ettirin.

      Acaba hangi ideoloji dünyanın nüfusunun üçte ikisini hakimiyeti altına aldı. Büyük deccal geniş coğrafyada hükmedermiş. O ideoloji ne zaman Türkiye’yi tehdide başladı. Yani küçük deccalin ona zemin hazırlaması sonrası oldu değil mi?

      Deccal dinsizlik cereyanıdır. Fen ve felsefeden doğan ve dini tahrip eden bir cereyandır. Rivayetlerde deccalin doğum mahalli bir adadadır. Süfyan’ın ise bir yarım adadır. Yani İngiltere’de Karl Marx ile başlayan komünizm, Almanya’da neşvünema bulur ve Slav ırkının başına bela kesilir. Ve sonra 2. Cihan Harbi sonrası dünyayı tehdit ve istilaya başlar. Peki bizde ona kim zemin hazırladı?Süfyan. Hangi yarımada'dan çıktı?

      Bir husus daha hilafetin ilga edildiği gün, Hadislere göre her iki deccal hayatta ve faaliyette idi. O zamanın zalim diktatörlerin Hadis ıstılahındaki adları cebabire? Tekrar ediylorum. C.E.B.A.B.İ.R.E.

      Dünyamızın hali 1. Cihan Harbi’nden daha kötü değildir. Kıyas bile edilemez. Özellikle Osmanlı’nın 3 büyük ordusunu Sina ile Kapadokya arasında ağır bir mağlubiyetle ve kırıma uğrayıp mağlup oldu. Onbinlerce Osmanlı askeri şehit ya da esir düştü. O ehl-i iman ordusunun kırılması sonucu İslam dünyasını emperyalist istilasına uğradı. O zaman tabiki İslam deccali batının himayesinde huruc ve dini tahrip edecekti. Yani, şeriat-ı Muhammediyle ve şeair-i İslamiye tahribata uğrayacak. Oldu mu, olmadı mı? Ezanlar yasaklandı mı, şeriat kaldırıldı mı, başörtü yasağı kondu mu, Camiler ahır veya meyhane oldu mu? Ortasya’da 40 bin cami yerle bir olup imam ve müezzinleri kapısını önünde asıldı mı?

      Eğer takdir-i İlahi Mehdi-Mesih ikilisi ile beşere bir şans daha vermese idi, H1350-65 arasın kıyamet kopmuş olacaktı.

      Mehdi dünyaya siyasi ve askeri nizamat verecek biri değil. Rahmet dinini medeni asırda sünnete ve Kur’ana uygun ihya edecek zattır. Yani dini hayatı iade edecek kimsedir. Şimdi dini tahribat mı var ki, Süfyan’dan söz ediliyor. Şu anda İslam dünyasının karşılaştığı kaosun sebebi NATO’nun 1990 kararıdır. Büyük büyük Türk milleti tam tamına 90 yıl uykuda ancak kan dökülünce uyanıp Süfyan aramaya kalkışıyor. Bu gaflet uykusu idi. Ama Mehdi herkes uykuda, yani gaflet uykusunda iken hizmetini yapıp Süfyan'ın bid'a rejimini ıslah edip gidermiş de kimsenin haberi olmazmış.

      Namazda gözü olmayanın kulağı ezanda olmadığı gibi dinin esaslarında ve maksadından bihaber nesiller elbetteki gaflette olup biteni bilemeyecekti. Anadolu’da 100 bin kişi ne zaman katliama uğradı. O sırada Ortaasya’da kaç Türk katledildi. 100 bin değil mi? Ve Hıristiyan mabedleri ve Hıristilyanlar nasıl katliama uğradı. Bilirsiniz onlar ehl-i kitap ve Kur’an’a göre Müslümanlara en yakın insanlardı. Peki 1950’den itibaren dinler nasıl ihyaya olmaya başladı? Bileniniz var mı?

      Sil
    7. Olayları doğru aktarın. Suriye’de 1970’ten beri Esed ailesinin diktatörlüğü altında. Müslüman Kardeşler kıtır kıtır kesildi. 1982’de ilk halk isyanı oldu. Sonra diğerleri takip etti. Oradaki rejim cebabire rejimi. Yani Süfyan’ın rejiminin cinsinden. Tek askeri lider ve tek siyasi parti rejimi. Suriye’deki olayların özü 1966’da Türkiye’de yaşanan olayların özü ile aynı. Harici tehlike dinsizlikk emperyalist vesayeti ile müdahale ediyor. Ahir zamanın iki büyük tehlikesi hariçten gelir. Dinsizlik ve terör. DAEş’i kim çıkardı. Liyba’dan silah getirip silahlandırdı. Şu anda herkes yussuf yussuf ederken Ortadoğu’da tek rahat devlet kim? Ahir zamanda cihana hakim olan ırk kim? Onlar değil mi? Onlara hizmet edecek teviller yapmayalım.

      Haberleri doğru okulun. İranlı komutan Kasım Süleymani “Türkleri öldürmeye geldik” diyor. Din adına değil ırk adına hareket ediyor. Yani hadise mezhep değil ırkı hakimiyet. Akdeniz’e inme olayı. Dünyevi. Dini değil. Tabi Şii’likten manen besleniyor olmaları normal, Esas hadise gafil ve cahil İslam milletlerinin Büyük İsrail oyununa alet olmaları. Büyük İsrail için hem Süfyan hem de Deccal huruç ettirildi. Hadiste “Deccal Yahudi’dir” denir. Yani 1773’te harekete geçen küresel Yahudi sermayesi ilk darbesini 1789’da yaptı. Fransız İhtilali ve Osmanlı Sarayı’na dühul. 30 sene sonra Yeniçeri Ocağı ,100 yıl sonra da hilafet lağv edildi.

      Süfyan bir gelenek oluşturunca ona uyan İslam ülkelerindeki bütün liderler Süfyani olur. Nasır da, Esad da, Saddam da. Burada ince nokta şu: Şam bir şehir adı değil. Şam bölge adıdıdr. Belde adıdır. O da daracık anlamı ile Dımeşk ile Kudüs arasındaki bölgenin adı. Bu bölgeye mücavir bölgeler olarak da Bilad-ı Şam denir. Yani Ürdün, Batı Irak, Suriye, Lübnan ve Güneydoğu Anadolu Bilad-ı Şam’dır. Hadis de bu bölgenin güneyinden işari olarak nereye işaret edilir. Tabi ki, Mısır ve onun başındaki Nasır’dır. Nasır Süfyan’dan sonraki ilk cabbardır. Yani ondan 30 sene sonra gelen cebbar. Süfyani gibi idare eder. Ve Müslüman asıp keser. Sonra diğerleri çıkar. Türk’ün cebbarından sonra Arab’ın cabbarı.

      Bunlar önemli değil Süfyan kim Süfyan. Küçük Deccal. Şeriat-ı Muhammediye ile şeair-i İslam’a kim ilişti. Kim? Bir Yahudi asıllı Osmanlı generali değil mi? Kimdi o bakayım. Sıkıyorsa adını yazın. Yazamazsınız çünkü olayı 200 yıl içinde değil 2 gün içinde görüp ahkam kesiyorsunuz.

      Eğer gaybi bilgilere muttali iseniz şu anda Mehdi-Mesih şahs-ı manevisinin Deccali Lut Gölü’nde öldürmesine sebep olacak melhamesinin muharebeleri yaşanıyor. Eğer FETÖ olması idi, bu önümüzdeki yılda olacaktı. Meşiet-i İlahi’nin tehir ettiği anlaşılıyor. Çünkü Müslümanlar ahir zamanın hizmetine kafi derecede zemin hazırlamadılar. Çalımayana ekmek yok gibi hizmet etmeyene fütühat yok. Armut piş dinde red edilen bir husustur. Bu dünya ruhumuza derç edilen kabiliyetlerin geliştirilmesi yeri yani imtihan yeridir. Sınıfı geçmek lazım.

      Ahir zamanın hizmeti dini ihyadır. Din ihya olunca 3. Melheme’nin sonunda İslam-Hırsitiyan yani Mehdi-Mesih yani Kur’an medeniyeti hükmedecek.

      Askerin kılıcının ucundan değil Kur'an'ın gözüyle hadiselere bakın. Din rahmettir.

      Sil
    8. - sırrı inna ataynada bu yüzyılda da büyük deccale işaret var ve ulemayı su dan bahis var ve üstad bunlardan küçük deccal olarak bahsediyor
      Huruf-u Arabiye, acemî yani frengî hurufuna tebdil edildiği zaman Deccalı intizar ediniz. Evet o işi yapan ise küçük Deccallerdır ki, Büyük Deccalın ileri karakoludur. Hem o zamanın en fenası, ulemanın fenasıdır. Yani dalaletin en fenası, ulema-is sû namı altındaki bir kısım bedbaht kisve-i ulemada, dinini dünyaya satmış adamlardan gelir. Ben de bu noktaya binaen derim ki : Hangi ulema var ki Ezan-ı Muhammediyeyi beğenmeyip, ezan yerinde bir şarkıyı kabul etsin? Öyleler alim değil altında dahil oluyor.



      ile 1118** olmakla bu küçük Deccallerden 100 sene sonra Büyük Deccale işaret vardır. Nasıl ki bu geçmiş yüzün iki başında mason komitesinin ve onun bir mukaddimesi olan Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi, o yüzün iki başındadır. Allahu alem bu gelecek yüzün dahi bu başında bu küçük Deccaller komitesi, öteki başında Büyük Deccalin komitesi bulunduğuna işaret ediyor. Bunun kuvvetli delillerini daha bulamadım. Bu işaretle şimdilik iktifa ediyorum.

      Yine sırrı innaatayna da geçen "Öyleler alim değil كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَارً (onlar yük taşiyan eşekler gibidirler) altında dahil oluyor. إِنَّ : إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الأَبْتَرُ ile 1118 olmakla bu küçük Deccallerden 100 sene sonra Büyük Deccal’e işaret vardır." Yani 3 küçük deccallerin (Kamal,İnönü, Çakmak) zuhuru miladi 1920 dir. Öyle ise 100 sene sonra deccalin zuhur tarihi miladi 2020 olur.) "Nasılki ki bu geçmiş yüzün iki başında mason komitesinin ve onun bir mukaddimesi olan Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi, o yüzün iki başındadır. Allahu a’lem bu gelecek yüzün dahi bu başında bu küçük Deccaller komitesi, öteki başında Büyük Deccal’in komitesi bulunduğuna .إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الأَبْتَرُ (inne şanieke hüvel ebter) işaret ediyor. Bunun kuvvetli delillerini daha bulamadım. Bu işaretle şimdilik iktifa ediyorum" Bu kısım çok kuvvetli bir delildir daha fazla izaha da gerek bırakmamaktadır.

      Sil
    9. Abdürrahim abi...
      görüşlerine saygım var. ne sizin dediklerinizi yalanlamak isterim nede kendi görüşlerimi kesin bu şekildedir diye dayatma gayesindeyim. süfyaniler tek olmayabilir. belkide birden fazladır. 1900 lü yıllarda ismi geçen süfyan da büyük süfyanlardan biridir. hakkında hadisi şeriflerde vardır. inanıyorum. fakat hazreti mehdiden hemen önce çıkacak olan büyük süfyani'nin işaretleri çok kesindir. süfyaniye tabi olacak olan kelb kabilesi hakkındaki rivayetlerde keskin bir şekilde nettir. esad yönetiminin kelbiye kabilesinden geldiği bilgileri vardır. biyografilerinde yazıyor. yalan değilse ve büyük ihtimal doğru bilgilerdir.

      benim görüşüm şu şekildedir. kelbiye kabilesinden gelen esad ailesi kime biad ederse o süfyanidir. süfyaninin savaştığı gruplardan biride hz mehdinin bağlı olduğu gruptur.

      bu aileyi izleyin.

      SELAMETLE...

      Sil
    10. Allah sana zihin berrakligi versin. Dediklerine katilmaktayim degerli kardesim.

      Sil
    11. 1* Akdoğan’a. Metni iyi okuyunuz ve sonra anlamaya çalışınız. Burada Bediüzzaman meseleyi muhtasar geçiyor ve de sırr-ı imtihana dikkat ediyor. Ederken de konuyu örtülü ve amiyane okuyanların anlayamayacağı ancak ehl-i tahkikin fehmedeceği şekilde izah ediyor. Her şeyi açık ve net söylememiş mücmel geçmiş. Komiteden bahsediyor. Yani her iki deccal komitesinden veya zemin hazırlayan ya da onlara taraftar ve güç veren komitelerden (her iki yüzyılın başında 2’şerden 4 komiteden) bahsediyor.

      Büyük Deccale işaret var derken, İslam deccaline zemin hazırlayan geçmiş yüzyılın (1200’ün ) başındaki iki komitenin olması gibi 1300 yüzyılda da küçük ve büyük deccalleri çıkaran ve destek veren iki komiteyi kast ediyor. Ve o geçen yüzyılda (1200’de) mason komitesine ve onun mukaddimesi yani öncüsü olan Yeniçeriye sızan fesad komitesini haber veriyor. Gelecek yüzyılda da böyle olacak diyor.

      Yani sonraki yüzyılın(1300’ün) başında yine iki komite olacak. Biri küçük deccallerin hurucuna yol açarken bu komitenin yanında bir de Büyük Deccalin komitesi var olduğuna işaret ediyor. Nasıl diyordu? “Allahu alem bu gelecek yüzün dahi ( yani 13. Yüzyılda, yani Yeniçeriye sızan komite ile mason locasının başında olduğu yüzyıldaki gibi ) bu başında bu küçük Deccaller komitesi, öteki başında Büyük Deccalin komitesi bulunduğuna işaret ediyor.”

      Konuyu biraz açarsak 1200’ün başında biri Yeniçeriye sızan komite diğeri ise mason komitesi olduğunu hatırlatıyor. Ve sonra Allahü alem bu gelecek yüzyılın yani 1300’lü yüzyılın bir başında küçük Deccaller komitesi, bir başında ise Büyük Deccalin Komitesi bulunduğuna işaret ediyor. Yani demek istediği 1200’ün başında bir komite çıkıp Yeniçeriye dühul ederek ifsada çalışıyor. Sonra devreye mason locası da giriyor. Yeniçeri Ocağını bitiriyor. Bunun gibi önce 1300’ün başında küçük deccalini komitesi sonra da büyük deccalin komitesi sahne alıyor. Burada hem Süfyan’ın hem Büyük Deccalin İslam merkezinde faaliyetinin bu sıralamada olacağını anlatmaya çalışıyor.

      Peki gelecek yüzyıl dediği yüzyıl ne zaman başlıyor : Miladi 1883 (1300). Önce hilafete son verecek masonik komite ortaya çıkıyor. İslam merkezinde zarar veriyor. Küçük deccallere zemin hazırlıyor. Sonra Rusya’da bir başka komite kızıl komite çıkıyor, Rusya’da darbe yapıyor ve 2. Cihan Harbi’nden sonra hem bizi hem dünyayı tehdit ediyor. İslam’ın merkezi iki komitenin çıkardığı Küçük Deccal ve büyük Deccal’den zarar görüyor. Bediüzzaman bunu nazara veriyor. Bediüzzaman Rusya’daki kızıl komitenin işaretlerinin delillerini bulamadığını söylüyor. O an için. Sonra 5. Şuada açıklıyor. Ayrıca Yahudi menşeli olduğunu söylüyor. Ve öyle oluyor, her iki deccalin şahıs olarak başlatanlar Yahudi asıllıdır ve onların yardımını alıyor. Çünkü o ayrı bir mesele. Yani her iki ülkede Yahudi komitelere bizde Selanikli Sabataycılar başrolde. Bilindiği üzere Süfyan Sabatay Sevi’ye kadar soyu gidiyor. Abdülhamid Selanik’te bir Yahudi konağında esir tutuluyor.

      Sil
    12. *2 Kısacası komite başka şahıs deccal başka. Yani topluluk başka şahıs başka. Mesela 1918’de bir paşa gelerek Bediüzzaman’a yazdığı bir eserden dolayı bir zındıka komitesinin kendisini kara listeye aldığını haber veriyor. Bediüzzaman sonraki yıllarda o komitenin onunla çok uğraştığını belirtir. O dönem o paşa gibi yaşayan feraset sahipleri neyin döndüğünü çok iyi biliyordu. Risale-i Nur’da Decaller şöyle sınıflandırılır.
      KÜÇÜK DECCALLER : İslam Deccalı Süfyan yani Küçük Deccal (yani kemmiyet (nitelik) cihetinden) bir başında, yani İslâm merkezinde; ve tesiri gelecek yüzyıla kadar devam eder.
      BÜYÜK DECCAL : Şimal cereyanı, yani kuzeyden çıkıp her tarafa yayılarak tesir alanının genişliği bakımından Büyük Deccal, öteki başında yani Hristiyanlar içinde bulundular ve yüz yıl kadar tesiri devam etmiştir.

      Ye’cüc ve Me’cüc ise bu iki deccalin yani birinin dinde yaptığı tahribat sonucu diğerinin yaydığı dinsizlikle nesilleri ifsad eder. O nesillerin Kur’ın’ın işaretiyle kalplerindeki iman seddi yıkılınca terör ve anarşi cemiyetleri tehdit eder.

      Böylece olayı özetlersek önce küçük deccal şeriat-ı İslamiye ve iman esaslarını tahrip eder. Kızıl tehlike ile dinsizlik bulduğu zeminde gelişir ve sonra terör ve anarşi çıkar. Yıllar 1924 ve 1928-1945-1961. Bunlar o fitnelerin başlangıç tarihleridir.

      Böyle olunca senin verdiğin veya bulduğunu sandığın tarihte ne büyük ne de küçük deccal olacak. İkincisi tarihte biri Abbasi Hilafetine sonra veren Cengiz-Hulagü, diğeri zamanımızdaki ve biri kıyametin kopmasına sebep olacak 3 büyük deccal var. Diğer küçük decaller konumuzun dışında. O son büyük deccal kıyametin kopmasını 20 yıl kala adeta yeryüzünden özellikle İslam dünyasında zifiri bir dinsizliğe sebep olacağından artık beşerin ıslahı mümkün olmayınca kıyamet kopar. Bu deccal konumuzun dışında.

      Risale-i Nur’u daima Risale-i Nur tarzında anlamak ve anlatmak lazım. Risale-i Nur Kur’an’dan tereşşüh ettiğinden yani Kur’an’ın metodunu da takip ettiğinden nasıl ki Kur’an kendin kendini tefsir eder, Yani her bir ayet bütün Kur'ana ve büktün Kur'an o ayete bakar ve tefsir eder, Risale-i Nur da öyle. Bir konuyu başka başka bahislerde geçen konuyla açıklanır veya mana tamamlanır. Küçük deccal, büyük deccal, Mehdi, Mesih hepsi çağdaş ve aynı yüzyılda yaşarlar. Mehdi ve Mesih’in fütuhatını kendileri değil başlattıkları hidayet cereyanı yani cemaatleri yerine getirir. Allah Allah diyen kimsenin kalmadığı bir cemiyetten, imanıbillah, marifetullah ve muhabbetullah sırlarına vakıf cemiyetin yeniden gelmesi bir asrı alır. Ve o da doluyor. 15 Temmuz’un diğer darbelerden farkı ne? İman neslinin göğsünü değil tüfeğe tanklara bile siper etmesidir. Bunu kim yaptı?



      Sil
  10. zulk@rneyn'e
    1*Ahir zaman rivayetlerinin tamamı muhkem değil, yani açık, kesin ve vazıh bildirimi olmaz. Müteşabihtir, yani tevile ve tefsire ihtiyacı vardır. Şimdi Süfyani sıfatı da böyledir. Süfyani’nin 3 anlamı var. Sizin üzerinde durduğunuz anlamdan başka kelime olarak (i) nisbet takısı ile mensubiyet, bağlılık ifade eder. Yani Süfyan taraftarı veya mensubu anlamında. Diğeri ise ehl-i Şia’nın Emevilerle işbirliği yapan Kelb aşiretine olan öfke ve kızgınlık vesilesiyle suçlama sıfatıdır. Sizin yüklediğiniz manasına gelince …

    Şimdi Ebu Hureyre’nin naklettiği ihbar doğrudur. Ama bu zat kim? Meçhul. Rasih ilim sahibinin onu teşhis etmesine bakar. Sonra birçok rivayete nakilcilerin yorumlarının da karışması sebebiyle mana sapmaları olur. Bununla birlikte sizin nakille verdiğiniz anlamında Süfyani diye biri olacak. Biri olmaktan çok ehl-i ilim için İslam deccali Süfyan’ın bir nevi öncüsü ve ihbarcısı mahiyetindedir. Bu da şahıs da olmayabilir, biri kaç kişi olabilir hatta ve hatta bir dönemin sıfatı da olabilir.
    Şimdi öncelikli sıkıntınızın deccal ve Süfyan’ın geldiği ve hükmettiği ve dine zarar verdiğinin farkında olmadığınız anlaşılıyor. Çünkü Süfyan ve Mehdi genel olarak ümmetin uykuda daha doğrusu gaflette olduğu bir zamanda huruç ve zuhur ederler. O gaflet uykusu bu şahısların teşhisi ve tesbiti ve bilinmesi ihtimalini zayıflatıyor. Ahir zaman fitnesinin bu bir hususiyetidir. Dinin gerilediği ve küfri cereyanların cirit attığı bir ortamda dini basiret ve ferasetin azalması söz konusu. Yani anlaşılması zorlaşıyor.

    Ancak Hz. Ali (ra) zamanı için çok önemli bir ipucu verir. Takvim zamanı olarak. Bu ipucu İslam Deccali’nin ne Horasan’da, ne İran’da ne Arap beldelerinden çıkmayacağına işaret eder. İlginç olan Hicri takvim değil, Rumi Takvim zamanıyla vaktini belirtmesidir. Hz. Ali (ra) Besmele kelimesinin sonuna gelince yani 19. yüzyıl sona erince Mehdi zuhur eder. Kısaca Mehdi 19. Yüzyılın sonunda dünyaya gelir ve 20. Yüzyılın ilk çeyreğinden sonra vazife alır. Ayrıca Hz. Ali’nin (ra) niçin Hicri takvim değil de Miladi takvimle vakit bildiriyor. Çünkü Rum Suresi buna işaret eder. “Rum mağlup oldu” ayetinin ebcedi hesabı 1909’dur. Rum diyarı ise İslam literatüründe Anadolu’dur. Yani Osmanlı devleti mağlup olur? Bu mağlubiyet devletin başının darbeyle devrilmesi ile başlıyor. İbrahim Suresi’nin ilk ayetinde belirtilen “Azizün Hamidun” isimlerinin işaretiyle Sultan Abdülaziz ile başlayan çöküşün Sultan 2. Abdülhamid ile sona ereceğini işari olarak ihbarda bulunur. Abdülhamid’in siyonist-mason komitesinin darbesiyle devrilmesinden 4 yıl sonra da Osmanlı hükümeti de İttihatçıların eline geçiyor. Böylece 1909 yılında başlayan darbe süreci 1913’te hedefine varır. 1913’te Bab-ı Ali baskını ile İttihatçılar her şeye hakim olur. İttihatçı taraftarı olduğu belirtilen Sultan Abdülmecid olup bitene kayıtsız kalır.

    Bediüzzaman 25. Söz’de yani Mu’cizat-ı Kur’an’yi Risalesi’nde 3. Şuasının 2. Şavk’ında Kur’an’ın İstiklale ait gaybi haberlerinden söz eder ve bu ihbarların çok çeşidinin olduğunu belirterek şöyle der: “Mesela Muhyiddin-i Arabi, Elif, lam mim. Rumlar mağlup düştüler” Suresi’nde pek çok ihbarat-ı gaybiyeyi bulmuştur. İmam-ı Rabbani surelerin başındaki mukattaat-ı huruf ile çok muamelat-ı gaybiyenin işaretlerini ve ihbaratını görmüştür.”
    Tabi bu iki büyük zatın hem Mehdi hem deccaller için keşifleri olmuştur. Bu da ahir zamanda o dönemin 1909 sonrası fiilen yaşanacağını gösterir. Ve bu olaylar İslam dünyası işgale uğrarken hilafetin merkezinde ise İstanbul’un düşmandan alındığı sırada deccalin huruç edeceği ehl-i iman ve İslam alimlerinin ve ilim beldesinin kapısı Hz. Ali’nin (ra) genel kanaatidir. Ve ihbarları bu yöndedir.

    YanıtlaSil
  11. 2* Bu hakikate binaen Hz. Ali’nin (ra) belirttiği Besmele’nin son harfine yani 19. Harfi bitince Mehdi zuhur eder. Bu arada hem Süfyani yani İslam Deccali’nin öncüsü, hem de Süfyanbirbirine bitişik çıkar. Burada ilginç olan bir nokta var.
    Süfyan öncesi yani Süfyani idarenin işbaşına geleceği yıllara tevafuk olarak 3 not vereyim. Japon Başkumandanı’nın 1907’de İstanbul’u ziyareti sırasında deccali sorar. Bazı din adamları bu soruya Bediüzzaman’ın cevap vermesini isterler. Bediüzzaman da 20-25 yıl sonra telif edilecek 5. Şua’nın esası olan bir risale yazıp verir. 1-2 yıl sonra 31 Mart Vak’ası olur. Sultan Abdülhamid devrilir. Sultan’ın bağlı olduğu Nakşi tarikin Helveti kolunun kutbu olan zat tahttan indirilen Sultan’a yazdığı mektupta şöyle bir ifade kullanır: “Sultanım içlerinde (Çapulcu ve çetecilerden oluşan Hareket Ordusu’nda) deccal vardı mani olamadım.”
    Anlaşılan 1909 yılında Süfyan hayatta. Misal alemine muttali ve kalb gözü açık bir tasavvuf ehlinin bu Süfyan’ın cismen varlığının itirafıdır. Bu itiraf ilktir. Yani ilk kez Deccal’in hayatta olmasından söz ediliyor. Bunun ortamının veya rejiminin oluşmakta olduğu ise Beidiüzzaman Örfi İdare Mahkemesi’nde yaptığı müdafaada ilk kez bir tabir kullanır “cebri-küfri-askeri” diyerek Süfyaniyetin mahiyetini tarif eder. Yani Bediüzzaman gelen bir tehlike olarak, Nakşi kutbu ise Süfyanı hissederler, ancak kimliğini bilemezler. Çünkü Süfyan daha genç ve huruç etmemiş, yani faal değil. Bir önemli tesbit de M.Akif Ersoy’dan. Avrupa gezisi sonrası intibalarını soranlara şunu söyler: “Onların işleri var dinimiz, bizim işlerimiz var dinleri”. Bu üç tesbit bir nevi Süfyan’ın hurucunun vaktini basiret gözüyle gösteriyor. O zaman Süfyan’a bitişik çıkacağı bildirilen Süfyani’nin de hayatta olması lazım. Şöyle:
    Rivayetteki Süfyani o zaman nerede veya kim. O da Rum’u mağlup eden mason-siyonist komitenin kullandığı ittihatçıların içinde olması lazım. Çünkü masonik-siyonist 31 mart darbesini yaparak ismi parlayan 3 önemli paşa vardı. O döneme adlarını yazdılar. Talat-Enver-Cemal. Talat Paşa Türk Mason Locası’nın ilk üstadıdır. Cemal Paşa da masondu. Enver Paşa’nın Mason olduğu söylenir ama onun masonluğunun ortama uyma sonucu sathi olduğu anlaşılıyor. Ama Talat Paşa öyle değil. O Mason Üstadı. Cemal Paşa ise tam bir Süyfani portresi çizer. Çünkü Cemal Paşa Filistin cephesine giden ve savaşı kumanda edip hezimeti hazırlayan paşadır. Ayrıca Arap aşiret reislerine veya ileri gelenlerine zulüm ederek Osmanlı’ya karşı hoşnutsuzluklarına yol açan kimsedir . Baskı ve zulümle sayısız idamlara sebep olmuş birisidir. Öyleki Şam sokaklarında dizi dizi sehpalarda cesetlerin sallandığı anlatılır. Böylece Rum’a (Türk’e) mağlubiyeti tattıran bu paşalardan ikisinin Süfyani olması masonluk ve zulüm irtikap etmeleri sebebiyle akla yakındır. İşin ilginç yanı sonradan Süyfan olan zabit de o sıralarda iki defa Şam’da bulunup mağlubiyeti yaşamış ve firar etmiş biri. Burada dikkat edilecek husus Hz. Hasan ve Hüseyin’in (ra) hilafetine muhalefet eden ve Emevilere taraftar olan Kelb aşiretinin durumu bir nevi yaşanıyor. İslam halifesinin tahttan indiren 3 paşa Emeviler mevkiinde Siyonist-masonik düşmana tabi oluyorlar. Yani iki hadise özü itibariyle aynı. Hak edenlerden halifelik ve hakimiyeti askeri güçle alınıyor.

    Şimdi rivayetlerde sırr-ı teklif sebebiyle açık ve kesin bilgi verilmez, perdeli, cinasla, teşbihle anlatılır. Yer ve mekanlar için nitelikçe eş olabilecek yer ve kişi belirtilir. Yani onlar örnek verilip mana olarak gerçeğine işaret edilir. Mesela Türk denmez Horasanlı denir. Kelb Kabilesi’nin mensupları da Cemal’in ordusunda idi. Uzatmayayım 1909-1919 devri ile Osmanlı çöker. Ve Süfyan’ın döneminin eşiğine gelinir.

    YanıtlaSil
  12. 3*Daha önce bu sitede de yazdım. Hz. Peygamber’in bir hadisi var. Sultan Abdülhamid’in (işareten ve onun için malınızı ve mülkünüze yani Kudüs’e sahip çıkan anlamında) tahttan indirilmesine rağmen ölünceye kadar manevi etkisi sebebiyle Halife kabul eder. Abdülmecid’i nazara almaz. Çünkü o İttihatçı yanlısı idi. O Hadis’te işaret edilen S.Abdülhamid’in vefatı üzerine (1917) zayıf bir Halifenin (Vahideddin’in) başa geçeceğini (1918) ve 2 yıl sonra istifa veya azledileceğini belirterek onun Şam’da toprağa verileceği tarihte Mehdi’nin zuhur edeceğini belirtir. Bu tarih 1926’dır. Ve Deccaller ondan 9 ve 3 yıl önce huruç ederek hakimiyet kurmuşlardı.

    Bir de Beyda meselesi var. İslam dünyasında bir çok Beyda isimle yer ve şehir var. Ancak hakiki Beyda Medine ile Mekke arasında olan düz ve beyazımsı renkte bir vadidir. Şimdi Mehdi zamanında Beyda muharebesinden de bahsedilir. 72 ay süreceği ve 3 savaş olacağı belirtilir. Bu muharebelerden birinin Süfyani yani Süyfan taraftarlarının diğer ikisinin 1. ve 3. ise Mehdi’nin (Mehdi yanlılarının) kazanacağı belirtilir. Mehdi’nin hizmetinde askeri ve siyasi faaliyet yerine ilmi ve manevi cihad olacağı için bu muharebeler siyasi-sosyal-manevi galebe şeklinde algılanmalıdır. Beyda düz ve beyazı mana işareti ile gazete kağıdını TV’nin beyaz ekranını yani medyayı, Mekke ile Medine arasında oluşu ise Mehdiyet’in iman faslından hayat faslına yani Mekke’den Medine’ye inkılap edeceğine işarettir. O rivayette 3. Savaşın kazanılmasından sonra Mehdi’nin (Mehdiyetin) hakimiyetinin başlayacağı belirtilir. O 3. Galibiyette herkes ölür. Yalnız iki kişi kurtulur. Yani iki fikir veya siyasi parti kalır diğerleri silinir. Biri Süfyana diğeri Mhedi’ye haber vreir. Ve o haber gelince Mehdi ne derdi? Ne zaman?

    Şimdi Kehf Suresi ile Rum Suresi’nin bazı tevafukları ile bu tarih 2002’dir. Yani “Rum mağlup oldu” ama “Birkaç yıl sonra galip gelecek” ayetinin işareti 60 ayetli 30. sure olan Rum’un toplamı kadar bir zaman sonra. 1909+60+30 =1999 yani 1913 +60+30=-2002.

    Rivayeti nakledenler veya istihraçta veya keşifte bulunanlar önce kendi çevresinin algısına hitap eder. O zamanın insanlarının anlayışına muvafık bir haber verirler. Ancak istikbale mesajı ise örtülü ve benzetmeyle üstü kapalı olacağından çok bilinen veya zamanlarında yaşanan bir hadise üzerinden mesaj vermeyi ihtiyar edinirler. Yani gaybı Allah bilir hükmüne hürmet etmişler. Mesaj Mehdi zamanına verildiğinden buradaki muharebelerden kasıt boğazlama veya kılıçlı savaş tarzında değil mücadele ve manevi mücahede olarak anlaşılmalıdır. Mehdi vazife aldığı andan itibaren bütün mesaisi Kur’an’ın hakikatlerinin anlaşılması, açıklanması üzerine ilmi ve manevi cihaddır. Maceraperest, nefsani, kanlı galibiyet peşinde koşanların hevesatına hitap etmez. O bir cellad değil. Şefkat kahramanı. Çünkü ahir zamanda medeni hayatın inkişafı ve ilim-fenni ilerlemesi bunun gerektirir.

    Bediüzzaman Şualarda ilginç bir tesbit yapar. Bu Beyda’nın anlatımımın bir başka veçhesidir. 1417’ye işaret eder. Yani 1417’teki meş’um 28 Şubat hadisesine. Bu olayda Siyonist deccal ile malum Süfyani güçler ittifak ederek Türkiye’de operasyona kalkışırlar. Bediüzazman “İnkâr edenlerin dostu tâğûtlardır” ayetinden ebced ile istihraç ettiği 1417 tarihidir. 1417’den 1423’e kadar 72 ayda 3. Seçim olur. 1995-1999-2002. Ve sonra siyasi alanda Mehdiyet’in milli irade vasıtasıyla hakimiyeti başlar. Beyda rivayetinde de 3 savaşın olacağı belirtildiğini hatırlayalım.

    YanıtlaSil
  13. 4*Burada bir not düşeyim. “İnkar edenlerin dostları tağutlardır” 2/257 ayetinin ebcedi değeri olan 1417 tarihiyle ilgili istihracın yer aldığı (11. Şua 11. Meselenin Haşiyesinin bir Lahikası) olan bölümün sonunda tam 1417’den sonra ne olacağını belirtirken ihbar burada kesilir. Yani Bediüzzaman “Allah mü’minlerin velisidir” 2/257 ayetini izah etmez ve şu notu düşer: “”Bu nüktenin baki kısmı şimdilik yazdırılmadığının sebebi, bir derece dünyaya, siyasete temasıdır. Biz de bakmaktan memnunuz (yasaklıyız)” Evet “muhakkak insan azgınlaşır.” Yani Bediüzzaman o zaman 28 Şubat’ta böyle bir azgınlık olur ama sonu zaferle bite, anlamını ihsas ediyor..
    Bediüzzaman’ın dikkat çekip dünyaya bakan yönü olduğu için açıklamadığı mesele Beyda savaşları yani mücadelesi ile ilgili hussustur. Çünkü o tarihten itibaren iman-hayat-şeriat tamamlanmaya başlayacak. Bunun sonunda ittihad-ı İslam ve alem-i İslam’ın tam istiklaline kavuşmasıyla batı ve Siyonist vesayetinden en önemlisi deccali vesayetinden kurtuluşunun başlaması müjdeleniyor. Önce kilit ülke Türkiye istiklalini kavuşacak. Sonra bu domino etkisiyle yayılacak. Ve 3. Melheme biterken İsrail’in sonu gelecek. 1996 tarihi gelecek 10 yılın habercisi idi. 2006 da öyle. 2016 da. Bu üç tarihte İslam dünyasında o tarihleri başlangıç olan 3 farklı inkalaba sahne oldu-oluyor.

    Şimdi Beyda’nın başka bir işaretin açıklamasına gelelim. Beyda’nın anlamı ne idi? Beyda beyaz ve düz bir zemin. Beyaz kağıt ve TV ekranına yani rivayetlerde medyaya işaret eder. Medya üzerinden yapılan algı savaşları sonucu iktidarlar el değiştirir veya devrilir. 28 Şubat örneği. Ayrıca Beyda ismindeki harfler o olayda yer alan ve iktidar olan 28 Şubat yandaşı ve istismarcısı liderlerin adlarının (Çiller ve Erbakan hariç) ilk harfi var. A harfi ise cuntasal askeriyeden. Böylece Muhyiddini Arabi’nin dikkat çektiği 1909 tarihinde başlayan ve hilafet-i İslamiye’nin sona erişi, alem-i İslam’ın tamamının işgale uğraması, Türk ırkının bütün dünyada Büyük ve küçük Deccallerin hakimiyeti altına girmesinin sona erip tam istiklalini kazanmaya başlayacağı tarih 90 yıl sonradır. 1945-47’de başlayan ve 1950-1956’da hız kazanan ve 1961 yılında tamamına yakın haçlı emperyalist işgalinden kurutulan İslam ülkelerinin toparlanmasının 90 yılı alacağı anlaşılıyor. Onun için yeniden galip gelmesi mağlup olunan yerden başlayarak 20 yıl içinde tamamlanması ihbarı var. Yani 1441-1442’e işaret.

    Şimdi Ortadoğu’da yaşanan hadise İslam literatüründe Hermeciddun olarak anılan, Hıristiyanlarda ise Armageddon olarak nitelenen büyük deccal yani ana deccal yani ahir zamanda hakimiyet kuran siyonizmin imhasına yol açan muharabelerdir. Bu savaşların tamamın 3. Büyük Melheme’yi teşkil eder. İslam ihbaratında üç dünya savaşı içinde yer alan çatışmaları düşük yoğunluklu ve insan kayıpları en düşük olanı üçüncü melhemedir. Üç Melhemeden, en şiddetli ise 2. Melheme kabul edilir. Bilindiği gibi 1773’te kararlaştırılan 1897’de Basel’de tesis edilen devletin 1948’de topraklarına kavuşarak dünya çapında hakimiyet kuran siyonizmin yani ana deccalin mağlubiyetine sebep olacak olaylar yaşanıyor. İşin ilginç yanı Ahir zamanın iki deccalden sonra 3. dehşetli taifesi olan Ye’cüc ve Me’cüc sonunda Armageddon’un bataryaları şeklinde kendini gösterdi. 1961’de çıkışı başlayan terör ve anarşinin kökü dinsizlik gibi hariçten geliyor. 5 yıldır 30 bin kişi ile Irak ve Suriye 5 yıldır kan içinde. Yani neocon-siyonist şebekenin önce Dev-Sol, Dev-Yol, DHKP-C, Acilciler ile ateşini yaktığı terörün alevli hali PKK-DYP-PYD-DAEŞ-FETÖ olarak İslam dünyasının yarısını hercümerc etti.

    YanıtlaSil
  14. 5*Yani terör ve anarşi kullanılarak İslam alemi yeniden işgal edilmek isteniyor. Daha doğrusu terör ve anarşi yani Ye’cüc ve Me’cüc kullanılarak hibrit savşları ve asimetrik tecavüzlerle bölünmeler hedefleniyor. Büyük İsrail için. 9 devlet 22 devletçiğe bölünecek. Hem de vekalet savaşlarıyla. Knedileri efendi dünya onlara çalışıyor. Ayrıca enerji naklinin payını küreselci Siyonist şirketlerin paylaşması işin cukka yani ekonomik yanı. Dikkat ettinizse Cumhurbaşkanı Erdoğan 3-4 gündür çok ilginç açıklamalarda bulunuyor. Ve de benim sıkça kullandığım fetoş adını ilk kez kullandı.

    Şimdi Mehdiyet’in güç verdiği İslam’ın bayraktarı ve Mehdi’nin tevhidi küresel çapta hakim kılma merkez üssü Türkiye Mesih cemaatinin yardımıyla bu ateşi söndürecek ve ittihad-ı İslam’ı sağlamasıyla bütün dünyada genel barış yani ateş-kes kabul edilirken Tevhid’in cihan hakimiyeti görülmeye başlanacak. Mehdi’nin vazifesi bu. Neocon-siyonist-neoliberal fesad odakları gibi hatta ondan önce kızıl tehlike gibi dünyayı kana boğacak savaşlara bulaşmayacak. Yani heybesinde böyle bir program yok. O Kur’an’ın hakikatlerini ve iman esaslarını beşere sunacak. Gerisi ise onun değil Allah’ın vazifesidir. O dilediğini hidayete erdirir, dilemediğini erdirmez. Yani deccaller gibi yani keyfi-cebri-küfri fesad taifesi gibi ikrahla (zorla) hareket etmeyecek. İkraha (zora, silaha, baskıya) son verecek. Delil ve ispatla gönülleri fethedecek. Medeni insana layık olanı budur. Vahşet dönemi geride kalacak. Yani Mehdi ve Hz. Mesih “barış adamı” ünvanına layık icraatları görülecek. Tabi bu Mehdi’nin tek başına yapacağı bir hizmet değildir. Onun başlattığı cereyanın tesiriyle ehl-i iman ve İslam sayıları milyonları bulan seyyidler cemaatinin yani ehl-i beytin katılmasıyla his ve hevada değil, Kur’an esasında ittihad edecek. Çünkü ittihad hayati ve vazgeçilmesi imkansız bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Onun içindir ki Bediüzzaman “Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslamdır” demiştir.

    Bu kadar açıklamayı yapmanın sebebinin şu andaki Suriye rejiminin Süfyani ile ilgisi yok. Zaten Şam rejimi diye bir şey yok. DAEŞ-Rusya-İran’ın hükmettiği bir coğrafyada Şam rejimi hayat öpücüğüyle ayakta tutulmaya çalışılıyor. Hatta bir nevi kukla hükmünde. Esed ve askerleri elin bilmem nesiyle bilmem neye hazırlanıyor. Şu gözden kaçırılmamalı. Yani deccaliyetin yatağında doğan İttihatçılık siyasi anlayışı İttihatçı-halkçı-Baasçı rejim siyasetiyle İslam dünyasının manevi bağları koparılarak dinsizleştirilip İslam’dan koparılırken imanı kaybeden nesiller şiddete bulaştırıldı. Böylece anarşist yapılan taife üzerinden İslam Alemi fitneyle tekrar kontrol ve işgal edilmek isteniyor.

    Saddam ve Hafız Esed zamanında Suriye’deki rejimi ile Irak’taki rejim kardeştir. İkisi de Baasçı. Baas Partisinin beyni, teorisyeni ve kurucusu olan Mişel Eflak hem komünist hem sosyalistt hem de Hırisityandır. Baas Partisi’ni (1947) kuran 3 kişiden en önemli simadır. Bu parti hem Suriye ve hem Irak’ta askeri darbe ile başa geldi. Bediüzzaman’ın 1909’da kimliğini cebri-küfri-askeri olarak teşhis ettiğini daha sonraki yıllarda istibdad-ı askeriye-i keyfiye-i küfriye (yani küfrün keyfi askeri istibdadı) olarak nitelediği bizdeki Süfyan’ın partisinin veya rejiminin Arab dünyasındaki uzantısıdır. Böyle bir rejimin sömürge sonrası İslam dünyasını kullanmak için hariçten empoze edildiği ve yönlendirildiği şüphesizdir. Bizdeki gibi. Çünkü bu keyfi cebri küfri askeriye fitnesinin kökü Selanik’te mason komitesinin ifsadı ile başlar. Önce bizde neşvünema bulur 25 -40 yıl sonra istiklalini kazanan İslam ülkelerine örnek olur. Bunun üzerinden ayrıca çalışılması ve irdelenmesi gereken bir konudur.

    YanıtlaSil
  15. 6* Ahir zaman süreci 500 yıllıktır. Bunun son 350 yılı kritiktir. Bir asır Deccallerin huruç öncesi öncülerin yani ileri karakollar çıkış zamanıdır. Ki bu devrin başlama tarihi H.1243’tür. Bir asır sonra Deccallerin hakimiyet ve Mehdi-Mesih’in zuhur ve nüzulü zamanıdır. Bir asır da tevhid dininin hakimiyeti zamanıdır. Son 40 yıl ise kıyamet zeminin oluştuğu dönemdir. İşin püf noktası İslam Alemi’nin devlet olarak temsil eden hilafetin son ermesiyle o dehşetli şahıslar yani cebabire sahne alacağı hadisle bildirilmiştir..

    Decallerin ve onların ürünü Ye’cüc ve Me’cüc ile ilgili bir husus atlamayayım. Sedd-i Zülkarneyn zamanında terörist ve anarşist kavimlerin önünü kesip durdurdu. Peki ahir zamanda bu nasıl olacak. Belirttiğim gibi Deccal’in fen ve felsefeden doğan dinsizlik cereyanı kalplerdeki imanı söndürür. Daha doğrusu iman seddini yıkar. Ve o zaman kişi zıvanadan çıkınca ne büyük tanır ne küçük, ne hürmet ne sevgi, ne asayiş ne emniyet. Ve deli divane olarak toplumun huzurunu ve asayişini bozar. Kur’an’da bu şer taifesinin sedleri yıkarak çıktığını ve yine çıkacağını haber verir. Bir farkla.

    Sed kelimesinin sedden ve seddün olarak iki farklı okunuşu vardır. “Sedden” okunduğunda insan eliyle yapılmış yani imar edilmiş maddi engelleri kast eder. Ama “seddün” diye okunursa hem dünyanın yaratılışında beri var olan dağ gibi sedler veya gözle görünmeyen manevi setler olarak tefsiri yapılıyor. Bu manevi sedler ise dini duygularını kaybederek kalplerindeki manevi setleri yıkılan insanları kast eder. Bunlar vatanlarına, mukaddesatlarına, ailelerine, insanlara düşmanlık besler ve tecavüze kalkışırlar. Ahir zamanda bu taifenin ilk ortaya çıkışı tarihi işari olarak 1961. Ve ilk teröristler Türkiye’de görüldü. Aradan geçen 65 yılda dünyada meydana gelen terör olaylarının yüzde 30-40 kadarı ülkemizde görülmüştür.

    Yani rivayetlerde Süfyan ve iki arkadaşı olan bu 3 küçük deccalin yani büyük deccalin ileri karakollarının dinde yaptığı tahribat sonucu büyük deccale yani dinsizliğe zemin hazırlarlar. Ve o büyük deccal dünya için tehlike olmaya başlamasından 16 yıl sonra ilk meyvelerini Anadolu’da verir. Ve öyle olmuştur. Marksist-sosyalist deccal hükmünü icra etmiştir.Yani Zülkarneyn sen zülkarneyn olmayı murat etmişsin ama adı var kendisi yok. Hayali olmuş biraz .
    Şimdi böyle sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif sebebiyle gaybi haberler, gaybın Allah’a ait olması hakikatine aykırı olmamalı ve olmamıştır. Örtülü olur yani icazla, teşbihle, misalle haber verilir. Hz. Hureye (ra) duyduklarını bir arada anlatmış. Hangi zamana ve ne manada olduğunu söylememiş. Şimdi sana bir iki örnek vereceğim. Ama Ebu Hureyre (ra) bir olayı haber verir ve şu kadar akid sonra diyerek olacak diye ayrıca belirmiştir. Ancak ne hikmetse bu hep es geçilir.

    Hz. Peygamber buyurur: “Deccal Yahudi’dir”. Yani Yahudi asıllı olan Osmanlı subayı Süfyan’ın kimliğini veriyor. Sabataycı bir babanın çocuğu. Ve 1909’dan sonra 10 yıl içinde İslam hakimiyetinin bitişi ve Sevr’le bütün İslam dünyası işgale uğruyor. Ki bu zamanı takip eden döneme, İbrahim Suresi’nin 3. Ayetinin “Onlar (yani Türkler) hayatı seve seve (Yahudiler gibi) ahirete tercih ederler” denilerek işaret edilir. Ve artık Süfyan huruca hazırdır. İşte o Deccal ortaya çıkınca aynı suresinin 4. Ayetinin ihbarı gelir “Hak dini onlara açıklasın diye her peygamberi (burada varisi Mehdi’ye işaret ) Biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik”. Yani hilafetin merkezinde huruç eden Süfyan’a karşı Mehdi’ye vazife verileceğine işaret edilir. İşin ilginç yanı İbrahim Suresi 14. Suredir. Ve işari olarak 14. Asra yani bir manada 13. Asra yani 1300’ylü yıllara Rumi değil Hicri takvime tevafuku ilginçtir. Demek ki, o asır Deccaller asrıdır. Ve o asrın imamı kimse Mehdi odur. Ki o 13. Müceddiddir-kutuptur-imamdır. 12. İmam Mevlana Halidi bağdadidir.

    YanıtlaSil
  16. 7* Bu önceden açıkça haberi verilebilir mi? Hayır, ancak işari olarak bildirilir. İşari olunca da mana ve şahısları gizli olur. Öyle ki deccal deccal olduğunu bilmez. Bir husus daha. Dünya o haliyle kıyamete müstahak olmuştur. Ama rahmet-i İlahi dinin ikmali ve bir hakikatin açıklanması için beşere ek müddet-mehil veriyor. Bu arada Büyük Deccal ise İngiltere’de ideolojik olarak Yahudi ve mason komitelerinde hazırlanır ve Karl Marks tarafından açıklanır. Sonra Almanya’da gelişen bu söylem Rusya’nın başına bela olur. Kapitalist ve zengin toplum için öngürülen doktrin fakir fukara ve köylü Ruslar’ın başına bela olarak bin yıllık dini mahsulatını yakar. Yani dinsizleştirir.

    Bu arada çok sayıda Yahudi Selanik’teki odaklar üzerinden Süfyan fitnesini körükler.İşin ilginç yanı şu Süfyan’ın öncü komiteleri 1826’dan sonra Büyük Deccal ise Marksist manifestonun ilanından (1848) yüzyıl sonra İsrail kurulurken kızıl tehlike bütün dünyanın başına bela olur. Yani iki deccalin hazırlığı bir asırda olur. Ve bu hazırlık bizzat Siyonist-masonik odaklarca bilinçli bir şekilde programlanır. Dünya hakimiyeti başlar.Ve bu hakimiyetin zirve noktasında yıkım olacak inşallah. Çarçabucak. Sovyetlerin batışı gibi. Gümbür gümbür. Kızıl tehlike böyle gitti. Ya anası. İşte altı şimdi Ortadoğu’da oyuluyor.

    Şimdi İslam’ın zaafa düşmesi, ve sapkınlığın revaç bulması ve İslam dünyası haçlı işgaline uğraması ne kadar zulumatlıdır değil mi? Ve o sırada onbinlerce Osmanlı-Türk askeri art arda ağır yenilgiler alacak. Çok sayıda şehit ve esir verilecek. Ama bunun bir önemi olmayacak, rivayetler onu haber vermeyecek. Amma Beşar Esed gibi kıçı kırık bir zalim çıkacak Irak’ta, Suriye’de veya başka yerde dini ibadetlere mani bir hal yokken o adam Süfyani olacak. Mehdi avcıları da ellerini ovuşturup “Mehdi geliyor” diyecek. Yani Esed’in Süfyani olması mümkün değil. Kaldı ki Suriye’de yaşanan olaylar nocon-neoliberal-siyonist deccalin genişleme politikası gereği çıkmıştır. Ve bunun temeli 1990’da NATO’da atılmıştır. Bir yıl sonra da 3. melheme start alır.

    3. Melheme Büyük Deccal’in dağılması sonrası başlar. Ve doğrudan doğruya ana deccalin yani Siyonist icadı neocon-neoliberal fitnenin eseri olur. Ve bu İslamfobia kullanılarak İslam dünyasına karşı harekete geçiliyor. İşte bunun özelliği harici dinsizlik tehlikesinin ve onun maşası terörün hariçten İslam dünyasına fitne olarak sokulup Büyük İsrail için zemin hazırlanıyor. Siyonistler tek dünya devleti ve hakimiyeti fikiryle hareket ederek her iki büyük dine savaş açmış durumda.

    Hadis’in bildirdiği üzere Deccallerin hurucu ile dinsizlik cereyanı kuvvet bulur. Yaygın hale gelir. İslam deccali olan Süfyan iki asker arkadaşıyla (ki bunların üçüne küçük deccal denir), şeriat-ı Muhammdiye ve şeair-i İslam’ı tahrip eder. Yani o millet artık dinsizliğe bulaşır. Ve arkasından Büyük Deccal’in küresel tehdidi zamanında o millet bu kez red ettiği hak dinin yerine dinsizliği esas alarak inkara sapar. Bu hal de Miladi 1961, Hicri 1381’de Ye’cüc ve Me’cüc olarak ihbarı yapılan terör ve anarşi ortaya dökülür. Ki Hadislerde bu hamra (kızıl) tehlike olarak belirtilir. Yani iman ve İslam tahribatı neticesi kalplerdeki iman seddi yıkılır ve baştan çıkan nesiller sokağa dökülür. Bunların ıslahı silahla mümkün olmaz, Mehdi’nin getirdiği iman esasları ile dizginlenebilir. Öyle olduğunu yani terör ve anarşinin önlenemediğini 55 yıldır görüyoruz. Burada bir husus daha var. Hem dinsizlik hem de terör ve anarşi menşe olarak harici tehlike olarak İslam aleminde ortaya çıkar. Ve deccaliyetin

    Huntington şu medeniyetler çatışmasının teorisyeni bir tesbitte bulundu. 20 yüzyılın ilk yarısında dinin uğradığı gerilemeyi ifade eder ama dirilişini “Din, samimi inananlarının beklemediği bir inkişafla ihya oldu” der. Ve bunun 1950’den başlayarak nasıl geliştiğini anlatır.İyi de bu ayaklanışı kimi yönetti: Mehdi ve Mesih. İster inanın ister inanmayın ister kabul eden ister etmeyin. Çünkü “İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez,Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez” demeyin. Tarih herşeyi yazıyor. Melekler de, Levh-i Mahfuz da.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1.(isevîlik dini ve o dinden gelen âdât-ı müstemirresini muhafaza hesabına çalışan bir hükûmetle), 2.(resmî ilânıyla, zulmetli pis menfaati için dinsizliğe ve bolşevizme yardım edip terviç eden diğer bir hükûmet) ki, 3.(yine hasis, pis, menfaati için İslâmlarda ve Asya’da dinsizliğin intişarına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükûmetlerle) muharebe eden evvelki hükûmetin şahs-ı mânevîsi temessül etse ve dinsizlik cereyanının bütün taraftarları da bir şahs-ı mânevîsi tecessüm eylese, üç cihetle bu müteaddit mânâları bulunan hadisin bu zaman aynen bir mânâsını gösteriyor. Eğer o galip hükûmet netice-i harbi kazansa, bu işârî mânâ dahi bir mânâ-yı sarih derecesine çıkar. Eğer tam kazanmasa da, yine muvafık bir mânâ-yı işârîdir.
      burdaki devletleri yzıdaki sırasıyla yazarmısınız.bana göre 1.si almanya 2.rusya o zaman sovyet.3.?

      Sil
  17. işaaara eserinde İSA a.s dan sonra insanların durumlarında imtihanı yırtacak vevinden bir düzelme olmayacağı mehdiden sonra işleri karıştıracak yalancı ve emaneti yiyenlerin olacağı çok net anlatılıyor ..

    YanıtlaSil
  18. https://www.youtube.com/watch?v=Sb0iIGf5f-U
    12.32 de istanbul turkey görüntü var çift güneş var lensmi yapaymı sisteme girişmi var..

    YanıtlaSil