.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

17 Aralık 2016 Cumartesi

HESAPLAŞMA


Kazım Kürşat Yücel

Batıyla er veyâ geç nihâî olarak hesablaşacağız. Anlaşarak bir yere varamayacağımız anlaşılmış bulunuyor. Önce cedîd, sonra atîk, ba’dehû köhne defterleri açacağız. Yüz yıllık, üç yüz yıllık, bin yıllık dökümle karşılarına çıkacağız. Türk ve islâm dünyasına ödetdikleri bedeli bu sefîllerden birer birer tahsîl edeceğiz. Acele etmeden, adım adım. Osmanlı İstanbul’u kuruluşundan yüz elli sene sonra fethetdi. İlk teşebbüsler şu veyâ bu sebebden akîm kaldı. Yanı başındaki Belgrad koca İstanbul fâtihine onca üstün özelliğine rağmen nasîb olmadı. Dokuz çeyrek asır sabretdik. Yüzlerce yıl sürecek hâkimiyyet devrimizi bu büyük çilenin meyvesi olarak görmek lâzım. Öyle bir meyve ki tadı hâlâ damaklarda…
 
Güzel işaretler var. Şer güçler dünyanın her yerinde birbirine düşmüş durumda. Aslında birbirine düşseler de cümleten ittifak yapsalar da netîce değişmeyecek. Hepsi ölüm çukurunun içinde kaybolacak. Afrika’da Fransız İngiliz rekâbeti had safhada. Daha doğrusu bu coğrafya Amerika ve İngiltere arasında paylaşılmış durumda. Başka bir ifâde ile Fransa tasfiye edilmek isteniyor. Tabîî ki o da elindeki imkânlarla buna karşı koyuyor. Ma’lûm kara kıt’ada çok sayıda üssü ve binlerce askeri var. Menfaatleri tehlikeye girdiğinde doğrudan müdâhale ediyor…
 
Le Monde’un geçen haftaki ifşââtı söz konusu sıkıntının Fransa açısından dayanılmaz boyutlara vardığını gösteriyor. Gazete Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden'in kaçırdığı belgeleri yayınlayarak Amerika ve İngiltere’nin bütün dünyadaki dinleme ve izleme çalışmalarını açık etmişdi. Bu belgelerde, NSA ve İngiliz hükümetine bağlı  İletişim ve Dijital İstihbarat Kurumunun (GCHQ) bazı faâliyyetlerini ortaklaşa veyâ benzer metodlar uygulayarak gerçekleşdirdiği ileri sürülüyordu. Buna göre 2009-2010'da yaklaşık 20 Afrika ülkesinde üst düzey yetkilileri dinlemişlerdi. Paris'deki Beynelmilel ve Stratejik İlişkiler Enstitüsünden (IRIS) öğretim görevlisi ve Kamerunlu Araştırmacı Samuel Nguembock, özür dilense bile taraflar arasında yıkılan güvenin yeniden sağlanmasının kolay olmayacağını belirtiyor. "ABD ve İngiltere'ye güvenini yitiren Afrika ülkeleri Çin ve Rusya gibi diğer önemli güçlere yönelebilir” diyor. Hattâ İsrail’den bahsediyor. Yasa dışı dinlemelerin yapıldığı Afrika ülkeleri arasında çok sayıda Frankofon (Fransızca konuşan) ülkenin bulunduğu ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin de bunlardan biri olduğu, İngiliz istihbaratçıların bu ülke Devlet Başkanı Joseph Kabila ve danışmanlarının ses kayıtlarını dakika dakika dinlediği iddiâları târihî düşmanlığın belki daha da derinleşerek devâm etdiğini ortaya koyuyor.
 
Osmanlı fâidesiz ilimden Allahü te’âlâya sığınmışdı. Hâl böyleyken Pîrî Reis’in harîtasını nasıl îzâh edeceğiz? Merâkını yenmek için mi bunca zahmete katlandı. Onu bir hırsız mevkiine düşüren ahmakları ciddîye almaya değmez. Yok hayır. Bu büyük emek boş bir merâkın mahsûlü olamaz. Anlaşılan ecdâd yeni kıt’aları deftere yazmış fakat harekete geçme imkânı bulamamışdı. Düşmanla işbirliği yapmakdan başka bir ma’rifeti olmayan İran o mübârek pâdişâhları oyalamasaydı belki de okyanus ötesindeki kızılelmalara yürüyecekdik! Dîn-i mübîn-i islâmın yeryüzüne yayılmasına ma’nî olan râfızîler ne kadar da nasîbsiz. Zâten bugün de aynı şeyi yapmıyorlar mı? Akıp giden zaman bu alçakları zerrece akıllandırmamış!
 
Olacak olan vakti sâati geldiğinde olur. Üstelik bu bir göz açıp kapamaya gerçekleşir. Gurûrla yatanlar zilletle uyanır. İ’tikâdımızı düzeltir, amelimize çeki düzen verirsek ve bunları ihlâsla süslersek mesâfeler ortadan kalkacakdır. Elli yıllık yol elli günde alınacakdır. O vakit nice kızılelmanın bizi beklediğini unutmayalım!
15.12.2016

3 yorum:

  1. 1*40 çeşit insan sınıfı, tabakası olduğu belirtilir. Her bir tabakanın idraki, algılaması, anlama yeteneği, hayatı tarzı farklı olur. Ayrıca 7 ayrı nefse tabi insan vardır. Nefs-i emmare gibi nefs-i Levvame olanı da vardır. Ama Vahiy tektir, lakin hak ve hakikatleri çeşitlidir. Öyle ki, her bir ayetin zahiri ve batini ve haddi ve muttalaı varken, bu 4 tabakanın da füruatı, işaratı, dal ve budakları olur. Böylece her bir ayetin ilk merhalede 16 manası olabilir. Yol göstericiliği vardır.

    Bir örnek. (Dinde zorlama yoktur.) 2/256. Bu ayetin öyle geniş mana ve kapsam alanı var ki, aile ve sosyal ve siyasi ve askeri hayata yansıması çeşitlilik göstermiş. Mesela İslam hakimiyetinin girdiği topraklarda yaşayan diğer dinlerin mensupları, çeşitli ırklar, kabileler, aşiretler hiç baskı ve zulüm görmeden hayatını sürdürmüştür. Bu hüküm o kadar güçlü ki, örnek alırsak koca Osmanlı coğrafyasında her meslek ve meşrep, her ırk ve din dilediği gibi yaşamış şimdiki gibi birbiriyle çarpışma, çatışma, katletme gibi şiddet görülmemiş. Demokrasi yok iken, hatta saltanat varken, hak ve hürriyet kavramı gelişmemişken bugün üzerine ahkam kesilen din ve vicdan hürriyeti, yaşama hakkı, seyahat hakkı ve diğer hakların hepsi adı olarak yok iken hayata geçmişliği olmuştur. Bir başka örnek düşmanla karşı karşıya gelindiğinde bile önce barış öngörülmüş reddi halinde savaşılması geleneği yerleşmişti.

    “Ecnebîlerin vahşi oldukları kurun-u vustada (orta çağda), İslâmiyet vahşete karşı husumet ve taassuba mecbur olduğu halde adalet ve itidalini muhafaza etmiş. Hiçbir vakit engizisyon gibi etmemiş. Ve zaman-ı medeniyette ecnebîler medenî ve kuvvetli olduklarından, zararlı olan husumet ve taassup zâil olmuştur. Zira din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir. Ve İslâmiyeti, mahbup ve ulvî olduğunu, evâmirine imtisalen ef’al ve ahlâk ile göstermek iledir. İcbar ve husumet, vahşilerin vahşetine karşıdır.” Hutbe-i Şamiye

    Bütün bu güzel örnekler vahiy medeniyetinin tezahürleri idi. Hepsi “Dinde zorlama yoktur” hakikatinin ilk tecellisi olan Medine Sözleşmesi ile başlamış ve 13 yüzyıl boyunca hükmünü icra etmiştir. Birinci büyük deccal Cengiz-Kubilay fitnesinin askerleri, vahşet ve barbarlık ateşinin düşmesinden sonra “Biz ne yaptık” dercesine o sefil hallerinden hidayeti seçerek kurtulmuşlardır. Hem de zorlama olmadan.

    Şimdi sayın yazar bilmem kaç yüzyıllık hesap almaktan bahsediyor. Kimin hesabını kimden alacaksınız? Önce kendimize bakalım. İttihadı korudun mu? Hayır. Dinine imanına sahip çıktın mı? Hayır. İnsanlık tarihin en büyük fitnesi olan Deccali (Süfyanı) çıkardın mı? Evet. O halde önce aynaya bak. Sonra kendini ıslah eyle. Ve sonra “Dinde zorlama yoktur” hakikatine uy ve toptancı kıyımı bırak. Şimdiki medeniyet bir fazilet medeniyeti değil, teknoloji medeniyeti. Yani alet ve edavata, tekniğin gücüne dayanan bir medeniyet. Üstüne üstlük dinsiz felsefenin ürettiği şerre tabi olarak vahşiyane zulüm icra etmiş. Ona uyunca sen de ettin. İçine sızan fitneyi çözemeden Yeniçeri Ocağı’nı lağvettin. Sonra Tanzimat Fermanı ile batının kapısını çaldın. Sonra İslam’dan yüz çevirip kimliğini terk ederek batıcı oldun. Sonra cuntacılarla bir olup 31 Mart faciasını icra ettin. Darbeci kızıl ruhluların karşısında masum kanı dökülmesinden kaçınan şefkatli Hakan şiddete yani ikraha başvurmaya tenezzül etmedi bile. Yetmedi, Selanik’te dinsizliğin loca ve odaklarında yetişen cebri-küfri-keyfi çapulcular Bab-ı Ali baskını ile iktidarı ele geçirdi. Ve koca imparatorluğu batırdı. Niçin? Çünkü zorla zındık ve münafık olunmadı. İhtiyari idi. Ya 1913’te başlayan bu süreç daha sonra sözde cumhuriyet devrinde ne zulümler icra etti.

    YanıtlaSil
  2. 2*Bu sırada bir avuç aklı başında iman ve Kur’an hakikatlerine tabi hakiki Müslümanlar ne yaptı? Onlara muhalefet etti, ama onların hayatlarına kast etmedi? Niçin Kur’an’ın emri öyle olduğu için. ( “Zındıklar” ve “münafıklar”a muhalefet etmekte, onları da kendine “muarız” olarak görmüş. Muhalifi olan zındıklar ve münafıkların varlıklarını ve hayat haklarını değil de “istibdad-ı mutlak”, “irtidad-ı mutlak”, “sefahat-i mutlak” ve “cebr-i keyfi-i küfriye” fiillerine karşı durmuşlardır.) Niçin? Onlar vahşi değil medeni ve mü’mindi

    Böyle olunca günlük hadiselerin eleminden gelen acı ile aklı ihraç ederek intikam hissi ile konuşup yazmak doğru mudur? Önce adama sorarlar siz ne yaptınız? İttihadı etmediniz, ittifak etmediniz, herkes mesleğine, meşrebine, ideolojisine, siyasi görüşünün taassubuna sımsıkı sarılıp hak ve hakikatte birleşmediniz. O zaman da vahşiler gelir sizi esir de alır, malınıza da el koyar. Ya da fitne ateşini içinize salarak birbirinize düşürüp çarpıştırır. Daha kötüsü, iman güneşinden yüzünüzü çevirirseniz, kalplerdeki iman duvarı yıkılır. Ve kalplerdeki manevi setlerin yıkılmasıyla ortaya vahşi nesiller çıkar. Bunlar birer terörist ve anarşist olup düşmana maşa olur ve seni vurur. Nesillerine sahip çıksaydın da bunar olmasaydı.

    "Mü’minler kardeştir” emrine uymadın, ihtilafa düştün bu da zalimlere zemin hazırlardın. Ahir zaman medeni hayatın kendini gösterdiği bir zamana rastladı. Artık kan dökülmemesi, barışın hakim olması için içerde ve dışarda gayret sarf edildi mi? İslam barış dini iken ve dahildi niza ve çatışma istemezken, ecnebi adetlerine uyarak darbeye kalkışan din veya milliyetçi kisveli maskaralar bile gördük. Ve bunları çoğalırken ve hazırlık yaparken görüp anlayacak gözümüz bile olmadı. Öğrencisinden profesörüne, erinden generaline, esnafından sanayicisine kadar ona bir yığın dinde hassas ama muvazene-yi akliye noksanı ahmak tabi oldular. Böyle bir halde başımıza ne gelse azdır. Bu kadar gaflet ve cehalet hangi çağda görülmüş.

    Ahir zamanın hükmü başkadır. Küresel bir köye dönüşüldüğü bir zamanda artık hükümler ve verilecek kararlar farklı olmalı. Fethin bile yansıma şekli geçmiş zamanlardaki gibi olmayacak. Elmalı Tefsirinde Fetih Suresi’nin sonunda fethin Hz. İsa ile tamamlanacağı belirtilir. Yani bir Müslüman-Hıristiyan yakınlaşması söz konusu. Hakiki Hırıstiyanlıktan etkilenen insanlar da hak ve hakikate ve barışa susamış haldeler. Demokrasi hak ve hürriyetlere inanıyorlar. Onlar da arayış içinde. Biz kendi içimizde iki cihan harbinin tesiriyle çok salıda zalim ve din düşmanı askeri diktatörler türettik. Bütün İslam dünyasında bunlar Müslümanlara kan kusturdular. Hiç onlardan “er veya geç hesaplaşmaktan” söz edilmiyor.

    İşin en fenası da hayır ve hak dinin galebe çalacağından söz edilmiyor. Varsa yoksa ırkı asabiyet hassasiyetle intikam. İslam’ın küresel çapta genel barışı kurma çabalarından söz edilmiyor. Artık vahşet devrinde değiliz. Öldürerek, zor kullanarak hiçbir şey elde edilemez. Biz manevi değerlerimizi hakkıyla yaşayıp göstermedik ki, ecnebi bize özensin. Varsa yoksa FETÖ kafalılıkla dinin rahmeti yerine şeytanın zulumatlı fitnesi ihtiyar ediliyor. Devir ve öldür, dışardakini de. Mübarek din, cellat mı yetiştiriyor, müşfik mü‘min mi? İnsanlığı saadet götürecek tek yol ve görüş yalnız İslamiyet’tir. Kan dökücülük değil. Çünkü “Kur’an’ın emrettiği ve hak ve hakikat ve maslahat ve insaniyet ve İslamiyet iktiza ve teşvik ettilkleri olan barışmak ve musalaha etmektir.” 13. Söz.

    İslam barıştır. Barışı emreder, barışsever ister. İfsadı ve fitneyi ve kan dökmeyi red eder. Siyaset de buna tabi olarak barış yollarını aramakla yükümlüdür.


    YanıtlaSil
  3. El-bab ile ilgili bi bakın derim.
    http://imageturko.com/?di=ZGQO

    YanıtlaSil