.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

2 Ekim 2016 Pazar

'CEMAATLERE' DÜŞMANLIK MI YAPILIYOR ?

Cuma günü Milli İrade Platformu İstişari Toplantısı'na katıldım. Yüzden fazla STK yetkililerinin pek çoğunu dinleme fırsatımız oldu. Bir kısmını oradaki konuşmamda da söylediğim intibalarımı aktarmak istiyorum.

Darbe girişimi olayı sanıldığından da ciddi bir olaydır, tehlike geçmiş değildir, artarak devam etmektedir. Çünkü mesele Batı'nın kullanıma müsait bulduğu bir 'fırka' üzerinden Türkiye'yi terbiye etmeye kalkışması meselesidir. Bu fırka artık hiçbir işe yaramaz kanaatine varmadıkça da kullanmaya devam edecekler. Bu meselenin ciddiyetini anlamazsak Sayın Cumhurbaşkanımız yalnız bırakılmış ve mücadele zayıflatılmış olur.

Bu teşebbüs, aslında dine yapılmış bir darbe teşebbüsüdür. İslam adına hizmet yaptıklarını iddia edenlerin küffarın aleti olup Müslümana vurması meselesidir. Tarihte bunun bir benzeri daha var mıdır bilmiyorum. Dini asıl bilgi kaynaklarından koparıp ezoterik/batıni bir inanç haline getirmesi meselesidir.

Ama şerde bir hayır çekirdeği de bulunabilir. Böylece bizler de öğrenmiş olduk ki; başkalarıyla beraber olarak, onlara tabasbus ederek İslam'a hizmet edilmezmiş, böyle bir hizmet hareketi ve cemaat olamazmış. Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e (sa) kadar hiçbir peygamberin tebliğ ve davet hayatında başkasına olduğundan farklı görünme ve yağcılık yapma olmamıştır. İlk gelen ayetler bunu Efendimiz'e de vurguyla hatırlatır. “Onlar isterler ki, biraz sen yağcılık yapasın biraz da onlar. Hayır, onlara asla itaat etme!”.

Yine öğrenmiş olduk ki, davetin daha ilk günlerinde Allah'ın, Resulü'ne “Sana ne emredildiyse sen onu açık açık haykır, müşriklerden ayrıl. Korkma, biz o alaycılar karşısında sana yeteriz” (Hicr 15/94-95) buyurmuş olması günümüz için de geçerliymiş. İslam, olduğundan farklı gözükerek anlatılamazmış, kişi nasıl yaşarsa öyle inanırmış.

Bu teşebbüs bizi 'cemaat' kavramını tekrar düşünmeye de sevk etti. Bir defa İslam'da cemaatler yoktur, tek bir cemaat vardır, o da başlı/imamı olan İslam ümmetinin dini ve siyasi temsilcisi cemaat-ı kübradır. Cami cemaatleri o deryaya götüren damlacıklar oldukları için onlara da mecazen cemaat denmiştir. O cemaat İslam ümmetini bölmez, bütünleştirir. Ve anladık ki, bölenler cemaat olamazlar, 'fırka' olurlar. Efendimiz'in ifadeleriyle, İslam ümmeti de yetmiş üç, yani pek çok fırkaya ayrılacak, ama hepsi cehenneme gidecek sadece 'Cemaat' ile beraber olanlar kurtulacak. Diğer ifadelerinde, “benim ve ashabım gibi yaşayanlar” kurtulacak. Demek ki 'Cemaat' o imiş, diğerleri ise fırka imiş.

'Cemaatlere' düşmanlık yapılıyor denmesi ise bir kara propagandanın ürünüdür. 'Cemaatleri' hükümetlere karşı tahrik etmeyi amaçlamaktadır. Ama bendeniz şahsen bu oluşumlara 'cemaat' denmesinin yanlış olduğu kanaatimi söyledim. Bunlar çeşitli alanlarda hizmet veren dernekler, vakıflar, sivil toplum örgütleri, tarikat tekkeleri kısaca mekteplerdir. Bu anlamda bunlara karşı olmak hem dinen hem sosyolojik açıdan yanlıştır, anlamsızdır. Şu anda böyle bir durum da söz konusu değildir. Ancak bu oluşumlar da 'Cemaat' olamayacaklarına göre ya birer mektep olup dine dindarlığa hizmet edecekler, ya da fırka olup gidecekleri yeri kendileri belirlemiş olacaklar. Bu iki durumu ayıran özellik de şeffaf ve karşılıklı bilgileşmeye açık olmalarıdır. Eğer bizden başka doğru yoktur diyenler varsa onlar da fırka olmayı peşinen kabullenmişler demektir. Bu oluşumlar arasında iletişim olursa görülecek ki, aslında ortak yönleri ve ortak hedefleri sanıldığından da fazladır. Yüce Mevlamız'ın dediği gibi; “şüphesiz kalbi olan ve şahit olarak dinleyen için dersler vardır” (Kâf 34/50). Yani her şey yerinde görülecek ve öyle düşünülecektir.

Bu mektepler arası iletişim olmaz ve her biri kendini yegâne hakikat ve cemaat-ı kübra görürse, işte bu başımıza gelenler tekrar gelir. İran birisinin televizyonunu destekler Şia propagandası yaptırır, İngiliz öbürünün kanalını destekler, mehdi üretir, ABD başka bir kanalla peygamber çıkarır. Velhasıl, ümmetin yeniden oluşmasını istemeyen, İngiliz başta olmak üzere dış güçler fırkaları kullanarak emellerine ulaşırlar. İngilizler bu yöntemi ilk defa 1850'lerde Hindistan'da sünnetsiz bir din iddiasıyla ortaya çıkan Sir Ahmet Han'ı kullanarak keşfettiler.

Cemaatin kullanılması ise mümkün değildir. Çünkü cemaat sevad-ı azamdır, cumhurdur. Resulüllah (sa) buyururlar ki, “Benim ümmetim asla bir hatada ittifak etmez. O halde ihtilafa düşerseniz sevad-ı azama sarılın”. Sevad-ı azam cemaattir, o oluşmamışsa ulemadır, tek bir âlim de değildir. Kullanılanlar cemaat olamazlar. Onlar olsa olsa fırka olur ümmeti bölerler.

Böyle büyük bir konuda nefislerimize mağlup olmamalıyız. Efendimiz meseleyi özetlemiş: “Üç şey vardır ki, insanların helak olmasının sebebidirler: Boyun eğilen bir ihtiras/cimrilik, peşine düşülen nefsi arzular ve kişinin sadece kendi görüşünü beğenip onunla kalması”.


http://www.yenisafak.com/yazarlar/faruk_beser/cemaatlere-dusmanlik-mi-yapiliyor-2032209

77 yorum:

  1. Bediüzzamna k.s Mehdi a.s öncesi geleceği haber verilen küçük Mehdilerdendir ve kendisinin de belirttiği gibi ahir zaman Mehdisini müjdeler.

    Bunun aksine Bediüzzaman hz. Mehdi a.s dır demek kesinlikle ehli sünnet vel cemaat alimlerinin görüşleri dışındadır ve konuyla ilgili hadisi şeriflere aykırıdır.

    Mehdi a.s bizim hayat süremiz içerisinde gelirse, inşallah Efendimiz s.a.v geldiğinde onu çok iyi tanıdıkları halde sadece onun kendilerinin kavminden gelmediğini görüp ırkçılık taassubu ile onu inkar eden yahudilerin durumuna kimse düşmez.

    Manası açık Hadisi şeriflere farklı anlamlar vermeye çalışmak veya hiç yokmuş gibi davranmak, Bediüzzaman k.s'ye muhabbet kılıfı ile fakat sonuçta nefsin bir oyunu ile iftira etmek.... Tüm bunları hiçbir aklı başında kalbi yerinde ehli sünnet vel cemaat dairesinde olan yapmamalıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Kişi haddini aşmamalı. Üstüne üstlük, tamamen gaybi olan, yani sırr-ı imtihana tabi ve de müphem olan bir konu mesela Mehdi ve Mehdiyet hakkında bilgi sahibi olmadan konuşmak ise sefilliktir. Hele buna ehl-i sünnet adını da karıştırmaya kalkmak tam bir cehalettir.

      Dinde bir konu hakkında konuşmak için konunun araştırılması, bilgi sahibi olunması ve sonra fikir beyan edilmesi esastır, aksi halde fitneye sebep olur. Konuyu dağıtmadan esasa geleyim. Bediüzzaman gibi zatlara hele ki üst derecede dini zatlara manevi makamı tayin etmek ancak ve ancak Allah’a ait olacağından, böyle bir münasebetsizlik vazife-yi İlahiye karışmak olur. Dinde makamları tayin dinin sahibi Allah’a aittir. Cahil, günahkar ve fasık kullara değil.

      Bediüzzaman kendisinin değil Kur’an’ın malı olduğu, hatta ondan tereşşüh ettiğini beyan ettiği 6500 sayfalık 133 eserinden ibaret olan Risale-i Nur’da baştan aşağıya iman hakikatlerini anlatmıştır. Kur’an’ın iman ayetlerini tefsir etmiştir. Kendini ve faziletini ve ilmini anlatmamıştır. Bu 6500 sayfalık eserde esas olarak değil, ama ahir zaman ahvalini veya hizmetini izah ederken Decaller gibi Mehdi konusuna dolaylı olarak 100 kadar yerde birbirini tamamlayan bilgi verir. Bu bilgiler ta asr-ı saadet ve etba-i tabiinden bu yana en sahih ve hakikate yakın yorumlardır. Üzerine yoktur. Ve orada Mehdi konusunu anlatırken Mehdi heveskarı gibi davranmadığı gibi kendini ve eserini asma ve üzüm örneği ile niteler. Kendisini asmanın meyvası yani üzümü olarak değil, odunu gibi bir en aşağı bir makamı layık görür.

      Şimdi Bediüzzaman’ın 100 ayrı yerde bahsettiği Mehdi hakkında yazılanları okuduğunuz bir şey var mı? Hayır. Okumadınız. Kulaktan dolma sözlere “palvara dolması” ile cevap verilmez. Çünkü ya birileri, üstelik kendiniz gibi birileri bir laf etmiş ve cahile kızarken cehaletinizi ortaya koymak hatasına düşmüşsünüz.

      Bediüzzaman her asırda dinde yenilenmeyi sağlayan mehdi-mücedditleri ahir zamanda gelecek olanla ayırt edilmesi için büyük küçük Mehdi tabirini kullanması o Mehdileri önemsememekten değildir. Kaldı ki onların her biri kendi asrının müceddidi olmuştur. Bunların içinde İmam-ı Rabbani, Şafii, Gazali vardır. Onlar, zamanlarının fitnesi, ahir zaman fitnesine göre daha küçük olmaları sebebiyle küçük Mehdi de olmamışlardır.
      Mehdi’nin faziletinin üstünlüğünün ne olduğunu biliyor musunuz? Hayır. Söyleyeyim. Deccalin daimi baskı ve zulmüne göstereceği sabır sebebiyledir. Diğerlerinden farkı budur. Zaten mücedditlerin çoğu az-çok baskı ve zulme maruz kalmışlardır. Ama ahir zamanın müceddidinin üzerinde baskı ve zulüm daimi olacağından, neredeyse hizmet ömrünün tamamını kapsayacağından gösterdiği sabır sebebiyle yüksek fazilete layık görülmüş.

      İşte küçük büyük Mehdi meselesi budur. Son Mehdi’nin bir önemli özelliği az ve küçük bir kuvvetle Talut’un Calud’u mağlup etmesi gibi küfrü yenecek. İşin ilginç yönü bir veli kimliğinde nüzul edecek Mesih’in yardımıyla İslam’ın tevhid akidesini dünyaya hakim kılacak. Ne zaman?
      Hz. Peygamber buyurmuşlar ki o zaman hilafetten sonra. Hilafet yıkılınca decaller hükmeder. Onlara karşı Mehdi zuhur ve Mesih nuzül eder. Onların vazifeleri nelerdir. O Risale-i Nur’da yazılıdır. Okumadığınız için bilmeden atıp tutmuşsun. Bir de cafcaflı laflar etmişsin. Gören de alame-i cihan sanır seni. Buyrmuşsun ki: “Manası açık Hadisi şeriflere farklı anlamlar vermeye çalışmak veya hiç yokmuş gibi davranmak, Bediüzzaman k.s'ye muhabbet kılıfı ile fakat sonuçta nefsin bir oyunu ile iftira etmek.... Tüm bunları hiçbir aklı başında kalbi yerinde ehli sünnet vel cemaat dairesinde olan yapmamalıdır.” Bak sana bu lafı yutturacağım iyi oku şimdi:

      Sil
    2. 2* Öncelikle gaybi haberlerle ilgili ayet ve hadisler muhkem değildir. Müteşabihtir. Yani manası kapalı. Dış manası ile hüküm de verilemez. Bir çok manaya işaret edercesine Arapça dilinin belagat ve fesahatinden istifade ile müteşabih olarak, yani mecaz ve benzetme ve işari mana ile ifade edilir. İşaretler de daimi gizli olur. Açık ve net değildir. Bu dinin kuralıdır.

      Ahir zaman süreci nasıl oluşur? Ne olur da veya ne tesirsiz kalır da ehl-i İslam geriler ve mağlup hale düşer. Yıl 1918, bütün İslam dünyası gavur çizmesinin işgali altında inim inim inliyor. Hilafet de iflas etmiş. Hilafetin merkezi işgal altında. Artık hilafet temsil edilmiyor. Niçin? Dini tenvir kaynağı cemaatler-tarikatlar bozulmaya yüz tutmuş. Gelişen ve batıdan gelen dinsizliğe karşı duramamış ve İslam dünyası gerilemiştir. Dünya adeta kıyamet sath-ı mailine girmiştir. Çünkü neredeyse Allah Allah diyen kalmamış gibi. Niçin? Şimdi yazacağım bu niçini Bu zamanımızı da tasvir edip niteler. İyi okuyun. Risale-i Nur’dan nakledeceğim. Hem de eski Said dönemine giderek. Yani yıkımın başladığı zamanda ne yazmış başkaları ne demiş.

      Bu arada şunu hatırlatayım. Yıkımın en birinci sebebi ehl-i İslam’ın Yahudilerin düştüğü hataya düşerek dünyevileşince yani Yahudileşince çöküş olmuş. Dini hayat terk edilir ve dünyevileşme başlayınca gerileme olur, terk edilince de batarlar. Beni İsrail gibi. Siz hiç İsrailiyat nedir duydunuz mu? Bu İsrailiyat Beni İsrail’i de batırmıştı. Bu kelime Osmanlı’nın batış yıllarında bu tehlike olarak çok söz edilir. Yıkılışın sebebi olarak gösterilir. Mehmed Şevket Eygi’nin sahibi olduğu Bedir Yayınları arasında, Türkiye’de daha dini eser okuma alışkanlığı olmadığı bir zamanda 53 yıl önce, Osmanlı aydınlarının küçük eserlerini yayınlar. Bunlardan biri de Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Efendi’dir. O, vllümünden kısa süre önce(1913-14) üniversite gençlerine konferans verir. 50 sayfalık bir eser olacak kadar olan o konferansın sonunda şunu söyler:
      “Dini işler ve hususlara karşı lakayd kalmak, dini idareyi İsrailiyat (yani Yahudi hurafeleri) veyahut nakliyattan başka sermayesi olmayanların eline bırakmak, milletçe yükselmeye perde olan en yıkıcı engeldir.”

      Ve öyle olduğu için yıkıldık

      Hemen hemen o tarihlerde (1918) Bediüzzaman eski Said döneminde Muhakemat adlı eserinde şöyle der: "İslâmiyetin mağz ve lübbünü terk ederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

      Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyâtı usulüne ve hikâyâtı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada tedip için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak, yine onun merhametidir."

      YANİ. Yani şu:
      İlk paragraf:( İslam dininin özü ve esası hükmünde olan manayı, lafza ve kalıba feda ettik. Yani ilim diye ayet ve hadislerin suret ve şekline odaklandık. Ayet ve hadislerin hakiki ve derin manalarına değil, lafız ve suret kalıplarına dikkat kesildik. Bu sebeple ayet ve hadisler de bize küsüp derinliğini ve inceliklerini gizlediler.)

      İkinci paragrafta: ( İsrailiyatı (yani İsrail hurafelerini) İslam’ın usulüne, İsrailiyat hikayelerini İslami akaidine, mecazları İslam hakikatlerine karıştırarak İslamiyetin kıymetini anlayamadık. Onun da cezası ise bizi dünyada terbiye etmek için alçaldık ve fakirlik içinde kalmak oldu. Ama bizi kurtaracak olan yine İslamiyet’in merhametidir.)

      Sil
    3. 3* Burada bir konuya daha temas edeyim. Muhakemat adlı eserden 15 yıl sonra yeni Sadi döneminde yazdığı Mektubat adlı eserinde Bediüzzaman “Mecaz, ilmin elinden cehline eline düşse hakikate inkılap eder, hurufata (hurafelere) kapı açar.” Şimdi Mehdi hakkında ahkam kesenlerin yaptığı gibi.

      Lafı uzamayayım. Bir nevi Yahudileşen yani dünyevileşen atalarımız gerilememize sebep oldu. Cehalet devri başladı. Biz cumhuriyet çocukları İslam açısından kapkara cahiliz. Neyin ne olduğunu bilmiyoruz. Mecaza yani hadis ve ayetlerin dış manasına bakıp hüküm verince yıkıldığımız gibi cehalet dönemini aynı şekilde devam ettiriyoruz.

      Peki bu yıkılma ne zaman başlar. En geç 1839. Tam yıkım ise 1909 ve 1919. Dünyevileşen yani Yahudileşen ileri gelenlerimiz bu felaketi hazırlar. Ve hilafet biter. Hilafetin merkezinde küfr-ü mutlak fırtınaları eser.

      O zaman ne olur? Cenab-ı Allah’ın takdiri üzere bir gün (100 yıl) için de olsa dinin hakimiyetine irade buyurulur. Bu zaman sırr-ı teklife tabidir. Müphemdir. Münafıklaşan ümmetin münafıklarının ari ve saf dini hakikatleri istismar etmemeleri için Halifetullah gizlice vazife alır. O zat kimdir? O zat bir avuç adamı ile hizmet eder. Ve Mesih ile ortak hizmeti sonucu 90 yıl sonra tevhidin yenilenmesi ve 20 yıl sonra dünyaya hakimiyeti başlar. Bu Bediüzzaman’ın bir asır sonra dediği miladi 21. Yüzyıl yani 14. Yüzyıl hicridir. Hakimiyet ise Mehdi’nin şahs-ı manevisi denen hidayet cereyanının hükmetmesidir. Bediüzzaman bunu söylemiş. Ama İsrailiyat hurafelerinin tuzağına düşen, dünyevileşen, dini nefsinde yaşamayanlar dünyanın ıslahı üzerine konuşup Mehdicilik oynuyorlar. Tabi bu da kedileri olan birinin veya cuntalar ve fesad odakları kuran birinin mensuplarının eline düşünce artık mecaz hakikat sanılır ve herkes saçmalar. Sonra da kalkar, Bediüzzaman’a dil uzatır. Tahrif için eserleri üzerinde sadeleştirme ile kalem oynatır. Kimi de onun tevillerini başka şekilde kullanır.
      Mehdi bir şahıs ama 3 büyük vazifesi var. Bunları kim yapacak. Mehdi değil. Şahs-ı manevi. O şahs-ı manevi külli bir hidayet cereyanıdır ve herkes nefsinde iman ve İslam’ı hakkıyla yaşayınca hükmeder. Ahir zaman hiçbir peygamberin yaşamadığı ve sahip olmadığı bir zamandır. Al-i Byet’in mümessili olan bir zat Deccalin çıktığı ülkede ortaya çıkar hizmetini yapar. O bir Peygamber ve nebi değildir. Velayet-i Kübra’nın son mümessilidir. Onun için kısaca belirtilen a.s yani aleyihssaltü vesselam kullanılmaz. O veli ve müceddit nebi değil ki? Bazıları bunu kullanıyor bu Mehdi’ye iftiradır. Ona çok çok Radıyallahü anh denir. Veya kuddise sırrihu (ks) tabiri kullanılır. Sen önce Mehdi’yi peygamber olarak bilmek hatasından kurtul ondan sonra söz et.
      Bediüzzaman’dan Mehdi sözü ile sözü bitirelim. Risale-i Nur’da mehdi için birkaç nakil şöyle:

      “Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş.”

      “her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır.”
      “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş.”

      Sil
    4. 4*“Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır…”
      “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var.“Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
      “Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri, üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibarıyla, âhir zamanın Büyük Mehdî unvanını almamışlar.”

      “Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz şahsiyetlere bina edilmez
      “Zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur...”

      “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz…”

      “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır...”
      “İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır...”
      “Üçüncü vazifesi: İnkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tâtile uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır…”

      “Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”
      “Ahir zaman Mehdisi bir şahıs değildir, bir şahs-ı manevidir, bir cemaatir…”

      Bediüzzaman’ın Mehdi ile ilgili özetle görüşleri böyledir. Bediüzzaman üçüncü vazifede dini cemaatlerin ve tariklerin, herkes kendi meslek ve meşrebini hak bilerek kalmak kaydıyla ana meselelerde yani esasta birleşerek ittihad-ı İslam’ı sağlamakla MÜKELLEF olduğunu belirtir. Böylece Mehdi’nin, yani Mehdiyet cereyanının hakim olacağını özellikle vurgular. Bugün tarikatını, cemaatinin veya grubunu en doğru ve hak olduğunu iddia ederek herkesi kendisine davet eden ise manen hatalı olur.Çünkü “Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir.”demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir.” demeye hakkın yoktur.” 22. Mektup

      Sil
    5. Mustafa kardeş, laf kalabalıgına verdiğin primin zekatını hakikate de tanırsan buradaki insanlara bir hakikatten bahsedeyim tekrar.

      Ehli sünnet vel cemaat alimleri, Mehdi a.s'ın şahıs halinde geleceğinde ve henüz daha zuhur etmediğinde istisnasız ittifak ediyorlar.

      Sil
    6. Geldigini soyleyenler de var. Tabii sahis olarak. Ancak ilan gerceklesmedi. En azindan avam kisma.

      Sil
    7. Ben laf kalabalığına değil, emek sarfedilen yazılara prim veriyorum. Hem de yazılanlarla aynı düşünmesem de yaınlıyorum. Yayınladıklarım yüzde yüz paylaştığım düşünceler olmasa da... Kim yazarsa fikri değer varsa yayınlayacağım.

      Sil
    8. nomask din alimleri dinsizilk hakim olurken ne yaptılar?

      1*Mehdi, halifetullahtır. Nebevi hilafetin son ermesinden sonra zuhur edeceği hadislerle sabittir. Mehdi, melek-i ilham ile vazife alır. Bunda beşeri hiçbir irade geçerli değildir. Velev ki ehl-i sünnet velcemaat da olsa. Ehl-i sünnet vel cemaat dahil bütün dini mezhep ve gruplar dinsizlik cereyanı karşısında mağlup olunca, üstüne üstlük vatanları düşman ve kafir çizmeleri altında ezilince kader-i İlahi devreye girer. Ve Hazreti Mehdi’ye vazife verilir. Önce aday olur. İlmi artırılır. Öyle ki bazı konuları levh-i mahfuzdan öğrenir. Sonra vazifeye başlar
      Mehdi’yi tayin etmek ehl-i sünnetin vazifesi değil. Onların vazifesi Mehdi’ye zemin hazırlamaktır. Yani hizmetinin önünü açmaktır. Yukarda izahını yaptım. Mehdi fütuhutını yapmayacak. Cemaati ve cemaatler yapacak. O da 3 fasılda olur. İmanın yeniden ihya ve inkişafı, bunun hayata geçirilerek şear-i İslam’ı, yani Kur’an eğitimi, ezan, tesettür, dini eğitim ve ibadet hürriyetinin önünün açılması. 3. aşamada ise hakimiyet-i İslamiye’nin yeniden tesisidir. Bu safhada Al-i Beyt seyyidler bütün alem-i İslam’da azim hizmet ederler. Nedir o? Türkiye kilit ülkedir. Türkiye’de İslam düştü. Oradan yeniden doğacak. Şu anda bunun son mücadeleleri veriliyor. Çünkü siyasi istiklalimizi elimizden alanlarla 93 yıldır ilk kez siyasi ve askeri olarak karşı karışa geldik.

      Örnek? Kürt kartı veya meselesi. Bu mesele iki hayırlı neticeye vesile olacak. 1- İttihad-ı İslam. 2- Ana deccal, yani hem Büyük Deccali hem de Küçük deccali doğuranve zemin hazırlayan ve başa geçiren ana deccal yok edilecek. Bunun kapısı 2009’da açıldı. Yani Kur’an’ın haberini verdiği Rum (Türk) mağlup oldu ihbarından yüz yıl sonradır. Ayetin işareti 1909, Yüz yıl sonra 2009 ise. Muhyiddi-i Arabi bunu keşfeder ve belirtir. Bediüzzaman bunu zımnen 25. Söz’de teyid eder.

      Şimdi Ahir zamanın eşhası kimdir? Onları bilmek ancak ve ancak nur-u iman ile mümkün ve kabil olur. 12. Yüzyılın müceddidi Mevlana Halidi Bağdadi kendisinden sonra Mehdi’nin zuhur edeceğini anlar. Önce aratır sonra kendisi arar ve bulamaz. Vefat eder. 30 yıl sonra onun doğumundan yüz yıl sonra Mehdi dünyaya gelir. Ehl-i Nakşilerin bir kanadı değil bazı zatları zuhuru farkeder. Keşiflerle. Nasıl bildiler? Nur-u iman ile. Ama Süfyan ehl-i tariki mağlup eder ve onları yasaklar. Tekrar ihyaları Mehdi’nin çabaları ile mümkün olur ki, öyle oldu ve oluyor. Dini cemaatlerin herbirinin ayrı ve hususi bir vazifesi var. Am değil. Hususi. Meslek ve meşrepleri farklı. Hususi daireleri var. Umumu temsil etmezler. Edebilmeleri için esasta ittifak etmeleri lazım. Yani bir şahs-ı manevi oluşturmaları lazım. Mehdi bunu yapacak. Ve öyle oluyor.

      Binaenaleyh Cenab-ı Allah’ın tayin edeceği zat konusunda beşerin bir dahli yoktur.

      Sil
    9. 2* Mehdi, Hasani ve Hüseyni nesilden bir anne babanın çocuğudur. Doğum tarihi şemsi 1250 yani kameri 1294’tür. Onun başlatacağı hidayet cereyanının, ki bunun bir adı da şahs-ı manevidir, ilk cemaati 313 kişilik cemaatidir. Sonra onlara bütün ehl-i iman ve İslam cemaatleri kendi meslek ve meşreplerine uygun olarak katılır. Sonra 3. Aşamada Al-i beyt seyitleri. Bu aşamada cemahir-i mütefika-yı İslamiye tesis edilir. Bunun ilk adamı Bağdat Paktı oldu. İkinci adımı 1969’da Mescid-i Aksa sabotaji sonrası Suudilerin teşebbüsü ile İslam Konferansının kurulması. Sonrası gelemedi, niçin mi? Türkiye hazır değildi. Dini bazı cemaatler ve bazı tarikatlar, Süyfan’ın çizgisinde siyaset yapıyordu da ondan. Her neyse büyük hizmet seyyidler cemaatinin büyük emeği ile tesis edilir. Olan da şimdi budur.

      Bir şey daha Mesih 3 kez vazife aldı. 2. Cihan Harbi sonrası. Komünizme karşı Hıristiyan-İslam ittifakının kurulmasında rol oynar ve alem-i İslam’ın sömürgecilerden kurtulması için devrede olur. Hıristiyan tarihinde ilk kez Müslümanlığın da kurtuluş yolu olduğu 1962-64 Vatikan Konsülü’nde kabul edilmesi tesadüf olmasa gerek. İkinci nüzulü komünizmin çöküşünde olur ki bundan sonrası 3. Aşamadır. Yani sulh-u umumiyenin tesisi için nüzulü. Onun cemaati Mehdi cemaati ile ittifak etti veya ediyor. Türkiye’de nasıl ki olup bitenle ilgili üst akıl komplo şüphesi varsa, ABD’de de var. Bilir miydiniz?

      Bir husus daha Büyük İsrail Planı için Yinon Planı’nın açıklanma tarihi 1984’tür. O yıl Viyana’da toplanan Avrupalı kardinaller teslisi red eder ve tevhidi kabul eder. Ayrıca Müslümanlar gibi Yaradana ALLAH demeyi kararlaştırır. Siyonist deccal bunun açıklanmasını ABD ve Avrupalı neocon ve neoliberal siyaseti devreye sokarak hatta başa geçirerek önler. Buna ek neocon istihbaratı üzeriden fetoş cemaatini etkinleştirerek önlemeye çalışır. Ve alem-i İslam'da anarşi ve terör üzerinden fesada başlar. Ha bunlar için palavra diyen varsa. Oturup araştırsın. Kulaktan dolma bilgilerle ve rivayetlerin dış manalarına değil özünü fehmederek.

      Bunlar oldu, oluyor. Ehl-i sünnet velcemaatin tarikat kanadı ne yaptı? Dini hürriyetin Mehdi cemaat tarafından önünün açılması sonrası ilk yaptıkları 1950'lerden başlayarak dini ihya için siyaset yapmak oldu. Yani siyaset topuzu ile gönülleri ve ülkeyi fethedeceklerini sandılar. Ve şahs-ı maneviyi böldüler. Akılları 4 darbeden sonra başlarına geldi. Bu bir eleştiri değildir. Ehl-i tarik Mehdiyet’in bir kolu ve birlikte yanyana kıyamet anına kadar hatta 1506’dan sonra gizli yani yer altına girseler de hizmet edecekler. Bu konuda işari ihbarat Kur’an’da var.

      Sil
    10. 3*Mehdiyet’in 2. Aşamasında ehl-i tarik yeniden ihya olunca ayağa kalkmaları zaman aldı. O sırada ise derin devletin birtakım atraksiyonlarına alet oldular. Özellikle 1965 sonrası. Ünlü bir İstanbul nakşi cemaatinin siyasi lideri sayesinde. Fecr-i sadıkı 30 yıl geciktirdi. Sonra ise fetoş fitnesi de 20 yıl geciktirdi. Şimdi herkes fetoşa kızıyor. 1993 yılında Hürriyet Gazetesi’ne beyanat vererek “Süleymancı’nın ve Nurcu’nun ruhuna azap verdiğini” söyleyip “onları bölücü” olarak suçlarken, dini cemaatler uysun da büyüsün türküsünde ninni dinliyordu. Herkesi şuna düşünmeye davet ederim. İsrail-Türkiye Stratejik Anlaşması’nın kim ve nasıl yaptı. Ve dini cemaatler kullanılarak hangi siyasi görüşe ağırlık verildi ki, 28 Şubat gecesine girdik.

      Şimdi ise bir rivayete göre 2002’de başlayan 3. Fasılda niçin binbir komploya rağmen siyasi iktidar korundu. Devleti ele geçiren siyonist-neocon uşağı fetoş ile mücadele neden çıktı. Milletin seçtiği iktidara ben “Kaiant İmamıyım” zırvası ile kafa tutan ve iktidarı vermek istemeyen, ama decallerin her ikisine tabi olan fetoşu bu ehl-i kalb olan ehl-i tarik niçin keşfedemedi. Onlara kim karşı durdu. 1993 yılında fetoşun beyanatına hangi dini cemaat cevap verdi. Mehmet Şevket Eygi 2006 tarihinde fetoş cemaatini Amerikanca ve İsrail’ci diye uyardı. Niçin uyanmadık?. Efendim ehl-i sünnet velcemaat uykuda mı idi. Değildi. Demek uyanan varmış.

      Ehl-i sünnet velcemaat neredesiniz. Hadi anlatın. Nasıl oldu bu? Mehdi hem evliya hem de asfiya. Üstüne üstlük bütün mezhep imamlarının önündedir. Hakim ve Rahim ismine mazhardır. Sünnet-i nebeyiyeyi, şeriat-ı Muhammediye ve şeair-i Ahmediyeyi ihya edecek zattır. Bu nasıl bilinir? A
      anahtarı.

      “Beni anam doğurdu. Ben anamın ve babımın çocuğuyum” Bir başka görüş “Beni yaratan her şeyi yaratan Allah’tır. Müessir-i hakiki odur. Dışkı ile kan arasında mucizane çıkan ana sütü ile dünyada ilk nimetini bana veren O’dur” İlki ile ikincisi arasındaki farkı öğretecek olan Mehdi’dir. Kur’an’ın o güne kadar işlenmemiş bir hakikatini izhar ve beyan ve tefsir ve tevil ederek. Ve İslam Dini için amin denir. Yani din tamam olur. Bunun üzerine rahmet-i İlahi 50 veya 60 veya 70 yıllık bir tevhid hakimiyeti takdir eder. Buna siyasi olmayan bir insanın hizmeti vesile edilerek, yani halifetullah hizmet ettirilerek İlahi irade tarafından gerçekleştirilir.
      Ehl-i cihad savaş meydanlarında vurdu, ama aslında onlar vurmadı Allah vurdu. Ahir zamanda delil ve ispat ile Mehdi anlatır. Algıyı sağlayan ise o değil Allah’tır. Ehl-i sünnet velcemaat değil. Onların ittifakının ne hükmü var. Şahs-ı manevi tesis edilir. Çünkü ittifakta kuvvet var. İttifak ve ittihad ise his ve hevada olmaz. İman ve Kur’an bazında olur. Herkes işini yapacak ama vazife-yi İlahiye’ye karışmayacak. Mehdi için de hikmet-i İlahiye’ye de karışılmayacak. Mehdi’nin zuhur fetvacısı olunmayacak. Anlamaya çalışılacak. Allah az kuvvetli çok iş yapar, iğne başı büyüklüğündeki bir hücreden kainatı yaratır. Bir kan pıhtısından da insanı. Ve de Talut gibi minnacık cemaati olan Mehdi ile Tevhidi cihana hakim kılar. Yani sahih iman cihanda zirve yapar. Ve din tamam olur.

      Mesele şu: Niçin ahir zaman hafi yani perdeli, herkes onları bilmez tanımaz?

      Sil
    11. Oğuzhan kardeşim benim de şahsi kanaatime göre Mehdi a.s hayattadır ancak zuhur olması için şu hadisi şeriflerin gerçekleşmesi gereklidir.

      Muharrem’de zuhuru esnasında duyulacak nidalar

      Keza (N.b. Hammad) Şehr b. Havşeb’den tahric etti, Resullulah (s.a.v.) buyurdu: Muharrem ayında bir münadi semadan “Agah olun Allah’ın seçtiği kişi falandır, onu dinleyin ve itaat edin” diyecektir ve bu çok şiddetli savaşların ve fitnelerin bulunduğu bir senede olacaktır.

      Ebu Naim, İbni Ömer’den tahric etti. (aldı) O dedi ki, Resullulah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Hz. Mehdi başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak, o bulutta bir münadi, “Bu Allah halifesi Mehdi’dir O’na zabi olun” diye nida edecektir.

      Ebu Naim ve Hatib, Telhis'ül-Müteşabihe isimli eserinde, İbni Ömer’den tahric ettiler. Resullulah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Mehdi (a.s.) başı üzerinde “Bu Mehdidir ona uyunuz” diye nida eden bir melek olduğu halde çıkacaktır.


      Sil
    12. Saidi nursi velidir fakat kesinlikle ahir zaman mehdisi degildir
      Zira hiçbir hadisi şerife uymuyor ismi soyu faliyetleri sarıklı genç yok deccal yok isa as yok süfyani yok melhame yok teknoloji durmamış
      Mehdi gelecektir isa as gökten inecektir büyük deccalke harb edeceklerdir ve ahir zaman şahsiyetleri kesinlikle gerçek kişilerdir şahsi manevi diye saçmalayanlar varsa da öyle degildir
      Mehdi araptır
      Sarıklı genç türktür
      Süfyani pakradunidir
      Deccal yahudidir

      Sil
    13. Okan Aksu cumhuriyet çocuğu olduğun nasıl da belli. Her yerinden cehalet dökülüyor. Çünkü dinimizin yarısı edeptir, edepli olmak da bilgili olmanın ilk kilometre taşıdır. Bediüzzaman kendisi ile görüşenleri kabul etmezmiş. “Risaleleri okuyun” dermiş. Bir şartla görüşürmüş onu Kur’an dellalı kabul ederek Kur’an dersi almak isteyenlerle görüşürmüş. Onun 133 eserden müteşekkil 6500 sayfalık eserinin mesela Arapça telif edilen ve sonradan Türkçeye çevrilen İşartü’i İcaz eserini okuyan Arap alemlerinin ilk sözü şöyle olmuştur: “Böyle bir tefsir görmedik.” Türkçe yazılan diğer eserlerini okuyan Türkler ise her desten mutmain olarak ayrılmışlardır. Bu eser 40 dile çevrilmiş ve beğeniyle okunur.

      Böyle olunca onun ihya ettiği, yani Kemalist-Atakürtkçü-Marksist-Leninist-Kapitalist-ataist-Sabatayist zümrelerin Türk’ün aklından silmek istediği bir çok kavramı Türkçeye yeniden kazandırılmıştır. Bunlardan biri de şahs-ı manevi kavramıdır. Bu kavramın üzerinde çok durmasının bir sebebi de ilimin ve medeni hayatın geliştiği, fikrin alabildiğine zirve yaptığı bir zamanda vahşi toplumlarda olduğu gibi güce dayanan şahsın değil, fikir cereyanlarını hakim olacağı bir zamanda cemaatlerin, ideolojilerin hakimiyeti sebebiyle ahir zaman hizmetinin de bir hidayet cereyanı ile olacağını vurgulamak içindir. Yani ahir zamanda şahıs endeksli bir hidayet cereyanının Mehdilik adı altında hakim olacağını belirtmek içindir. Nakşilik bir şahs-ı manevidir. Kadirilik bir şahs-ı manevidir. Kemalizm bir şahs-ı manevidir. Mesela Osmanlı sonrası hakimiyet kuran şahs-ı manevi Sabatayizmdir. Sabatay Sevi 3 yüzyıl önce yaşamış ama onun cemaati Osmanlı sonrası her şeye hakim olmuştur. Bir fert gibi davranarak herşeyi çekip çevirmişlerdir,. Bütün batılı istihbarat servisleri 19. Yüzyılda onların şehri Selanik’te yoğunlaşmış ve onların yönetiminde Osmanlı’yı yıkıp bir düzine devlet kurmuşlardır. Onun için İslam deccali de Selanikli’dir. Yani bir Sabatycı çocuğudur. Yani Yahudi kökenlidir.

      Şimdi Komünizmi ideoloğu Karl Marks bir kişi. Ölümünden 70 yıl sonra ideolojisi Rusya’ya daha sonra dünyaya hakimi olmuştur. Komünizm bir şahs-ı manevidir. Yani bir kişinin ideolojisini uygulayan küfür cereyanıdır.

      Şahs-ı manevi tüzel kişiliktir. Şu veya bu parti tüzel kişiliktir. Mesela Türkiye’nin iki temel siyasi partisi vardır Halkçılar ve demokratlar. Bunlar birer şahs-ı manevidir. Böyle olduğu bir zamanda bir şahsın ne hükmü olabilir. Mehdi’nin bütün yandaşı 313 kişidir. Temel özelliği güçle silahlı ilgileri olmaz. Onların kılıcı Kur’an’ın elmas hakikatleridir. Muhyiddin-i Arabi dahil bütün alimler Mehdi'nin Kur’an ilmine vukufiyetine işaret ederler.

      Şecaat arz ederken sirkatini söylememeye dikkat edeceksin. Böyle bir fikirde olan kimsenin sarıklı sarıksız bir şahsı işaret etmesi söz konusu olamaz. Yani sarıklı gençten kasıt genç Müslümanlardır. Yani dinin ihyasının önce gençlerde olacağını belirtmek içindir. Her hakiki müslüman bir anlamda sarıklıdır.

      Sen Türk çocuğusun ama Türkiye’nin nüfus yapısını bilmezsin. Türkiye’de ve Ortadoğu’da Seyyidlerin en çok bulunduğu bölge Kuzey Irak ve Doğu Anadolu’nun güneyi ile Güneydoğu’nun bir bölümüdür. Kerbale sonrası Aly-i Beyt buralara sığındılar. Orada çok Seyyid var. Türkiye’de en değerli din alimleri oradan çıkmıştır. Neden? Hiç düşündün mü? Bediüzzaman hakkında laf edecekler önce Risaleleri okuyacak sonra konuşacaklar. Okumadan konuşmak cahillerin işidir. O eserlerde Bediüzzaman ”Ben Mehdiyim” dememiş. Sadece o zatın vazifelerin ve hizmet tarzını her İslam alimi gibi ifade etmiştir. Kendisini veli olduğunu da söylememiştir. Kendini asmanın odunu olarak tarif etmiştir.

      Şimdi otur ondan özür dile ve bir daha terbiyesizlik yapma. Sen Mehdini ara. Ama başkasına çamur atma. Kur’an okudun mu? Anlar mısın. Hayır. O zaman sus da adam sansınlar. Bu kafa ile sen Mehdi’yi bulabilirsen ben de ne dersen olayım. Gayb Allah’ın hükmü altındadır. O hükmü de ancak ve ancak Kur'an ilmine sahip olanlar anlar. Mehdi özel bir zattır ve Allah’ın yönlendirdiği bir hizmetkardır. Senin gibilerle bir işi olmaz.

      Sil
    14. Mehdi as kameri 1294 dogumlu degildir
      Mehdi as kameri 1399 dogımludur ve şuan ceziretül arab tadır.

      Sil
    15. Bediüzzaman kendi zamanında kırklardan bir zattır
      Rahmetli şeyh nazımın dediği gibi risalei nurların süresi dolmuştur.

      Sil
    16. Hadisi seriflere ehli sünnet alimlerinin açıklamaları olmadan kendi mana verilemez.
      Ahir zaman olaylarına ve şahsiyetlerine deginirsek bütün ehli sünnet alimleri hemfikirdir ki şahsı manevisi degil kendileri et kemik ve insan olarak ortaya çıkacaklardır.dediğim gibi
      Mehdi arabtır
      Süfyani pakraduni yani ermenileşmiş yahudi
      Deccal yahudi
      Sarışın genç türk
      Zaten 10 büyük alamet başlamak üzere
      Deccal yahudidir

      Sil
    17. "III. Mehdî" "seyyid" "Muhammed Alî Fâtih Erbakan" "29 aralık 1978" (29 muharrem 1399) doğumlu işte!

      XIII. müceddid Bedîuzzemân ise döngüsel Îsê peygamber olduğu için 3lerdendir.

      40lar, İbrêhîm peyğamber meşrebi üzere 40 Millî Görüşçü ebdêllardır. Çünkü hadîslerde Erbakan ve II. Erbakan döngüsel İbrêhîm peyğamber olarak geçer.

      Sil
    18. Okan Aksu,
      1*Sen Bediüzzaman gibi allemelere makam ve derece talin etmeyi bırak kendine bak. Sen menem cahilsin veya değilsin. Onu öğren. Şöyle:
      Yazdıkça cehaletin her yerinden gibi akıyor. Tekrar edeyim: Arapça bilir misin, hayır. Kur’an ilmin var mı, hayır. Tefsir okudun mu? Hayır. Sitelerde yazılan Mehdi ile ilgili konuların yüzde 90’ı ya iktibas veya onlara dayanarak zamane palavra tevillerdir. Onların da gerçeklikle ilgisi yoktur. Ancak rivayetler gerçeğe işaret eder. İşaretler de hafi olur. Yani Kur’an ve hadislerin gaybi işareti gizli olur. Her tufeyli kalkar da bunlara anlasaydı o zaman ilimle dini imtihan ve teklif sırrı ortadan kalkardı. Bu ise Hakim ismine aykırıdır. Makbul olmayan yorumları veya manası gizli olan rivayetleri okuyarak veya kulaktan dolma bilgilerle mücehhez olduğun anlaşılıyor.
      Türkler’in ta Karahanlılar'dan ve de Ahmed Yesevi’den bu yanan başlayan İslami dönemde çok ama çok büyük alimleri yoktur. Türkler, İslam’ın kılıcı ve bayraktarıdır. Ama ilmi kumandanlıkları yoktur. Siyasi ve askeri fütuhatla vazifeli idi. Bu vazife 1918 tarihinde sona erdi. Yani Türk’ün silaha ve siyasete dayalı gücü çöktü. Ve hakimiyetindeki İslam toplumları düşmanın hükümranlığı altına geçti. Mehdici sitelerde yazılmayan bir rivayette “Türk’ün izmihlali (çöküşü) Deccal çıkınca” şeklindedir. Öyle olmuştur. Ve Büyük Deccal bir yıl önce huruç etmişti. Büyük Deccal İslam Alemi’nde çıkmaz. Hırıstiyan Alemi’nde. İslam’ın deccali rivayetlerde 7 yol sonra. 1924.

      O zaman hikmet-i İlahi, Rahmet-i İlahi ile devreye girer. Ve Mehdi’yi vazifelendirir. Mehdi halifet-ül resul değil, halifetullahtır. Yani melek-i ilham ile terbiye ve talim edilen bir Kur’an ehlidir. Onun vazifesi: Siyasi ve askeri güçle İslam’ı koruyan ve müdafaa eden ancak izmihlale uğrayan Türk’ü, fenni ve ilmin geliştiği medeni zamana göre ehl-i ilmi yaparak yeniden bayraktar yapmaktır. Mehdi’nin vazifesi budur. Yani Türk’ü kaybolan kaba gücünün yerine akıl ve ilim gücü ile donatacak zattır. Buna da temelden başlar. Allah’a iman ile. Yani iman hakikati ile. 3 aşamada Türk’ü eğitip yetiştirir. O ehl-i beytin mümessili ve varis-i nebidir. Ve Türk yeniden bir asır sonra misyonuna döner. 3. Aşamada sayıları milyonları bulan İslam alemindeki ehl-i beyt seyyidleri cemaatinin de devreye girmesiyle hilafet ihya edilerek istiklal kazanılır. Mehdi’in vazifesi budur.

      Şimdi senin gibi cahilleri bir başka ders olsun. İyi oku. Türk’sün ama hakiki Türkçe bilmemeni göz önüne alarak kelimelerinh anlamını da veriyorum. Önce oku. Bediüzzaman’ın Sözler adlı eserinin 15. Sözü’nde yer alan Dördüncü Basamka’tan bir paragraf.

      DÖRDÜNCÜ BASAMAK: Bütün âlemlerin Rabbi ve Müdebbiri (idare eden) ve Hàlıkı (yaratanı) olan Zât-ı Zülcelâlin (sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan zat, Allah) , ahkâmları (emirleri-hükümleri) ayrı ayrı pek çok nâmları ve ünvanları ve Esmâ-i Hüsnâsı (Allah’ın güzel isimleri) vardır. Meselâ, Ashâb-ı Nebî (Peygamberin sahabeleri) safında küffara karşı muhârebe etmek için melâikeleri (melekleri) göndermesini iktizâ eden (gerektiren) hangi isim ve ünvan ise, o isim ve ünvan iktizâ eder ki, melâike ile şeyâtîn ortasında muharebe bulunsun ve ahyâr-ı semâviyyîn ( göklerin hayırlıları) ve eşrâr-ı arzîn (dünyanın şerirleri) mâbeynlerinde (arasında) mübâreze (kavga-çekişme-karşı çıkma) olsun. Evet, küffarın nüfûs (ruhları) ve enfâsları (canlıları) kabza-i kudretinde (güç ve kuvvet eli) olan Kadîr-i Zülcelâl (eşsiz gücün sahibi Allah), bir emir ile, bir sayha ile onları mahvetmiyor; Rubûbiyet-i âmme (Allah’ın eşsiz gücün sahibi Allah) ünvânıyla, Hakîm (herşeyi yerli yerinde yapa Allah) ve Müdebbir (idare eden) ismiyle bir meydan-ı imtihan ( imtihan meydanı) ve mübâreze (kavga-çekişme-karşı çıkma ) açıyor.

      Sil
    19. 2* Demek ki Cenab-ı Allah inananlarla inanmayanları, cahillerle alimleri, kafirlerle Müslümanları mübareze ettirip, bu dünyayı bir imtihan meydanı yapıp iyi ve kötüyü çarpıştırarak doğruyu gösteriyor. Bu kavgada insanları tecrübe ediyor. Kimi kömür değerinde, kim elmas değerinde anlaşılır. Böyle olunca hem Kur’an’da hem de hadislerde gaybi haberler yani istikbalde olacaklardan işari manalarla haber verilir. Bu işari manaları anlamak veya çözmek herkesin işi değil. Mesela Hz. İsa (as) Hz, Peygamber’in geleceğini bildirmiş. Ama Hz. Peygamber geldiği zaman 10 yıl kimse ona inanmamış. 10 yıl biri çocuk 40 kişi onu tanımış. Diğerleri tanımamış. 23 yıl sonra ise o bu alemlden ayrılırken topu topu Arap yarımadasında yaşayan insanların bir kısmı onu tanıdı ama dünyanın tamamı tanımadı. Yani hakikatler imtihan gereği açık olmadığından herkes imtihanı kazanamıyor.

      Bir başka örnek. Mehdi. O da şöyle:

      İmam-ı Rabbani İslam’ın ikinci binli yılların müdeceddidi. Büyük alim. Yani gelecek ikinci bin yılda dini anlayışa yeni bir tarz getirecek. O buyurmuş: “Mehdi hicri asırların ilk çeyreğinde gelir ve üçüncü bin yılın mücediddi olur” Bu duruma göre Mehdi’nin zuhuru 600 yıl sonra. Öyle mi? Değil.

      İmam Suyuti ise M1405 tarihinde vefat ederken kıyametin yakın olduğunu belirterek Mehdi’nin yakında zuhur edeceğine işaret eder. Aradan geçen 500 yılda bu olmamış. Kaldı ki Suyuti uyanık iken Hz. Peygamberin sohbetine mazhar olan biri. Kendisi Muhaddistir de. Buna karşılık Muhyiddin-i Arabi, Kutb-u Şa’rani, Şeyh Aliyyul Havas ve Şeyh Bestami onun biyolojik doğum tarihi için hicri takvimin güneş takvimi ile hesabına göre 1255, Hicri takvimin bilinen ay takvimi ile 1294 tarihinde doğacağını bildirmişlerdir.
      Bir başka zat. Meşhur Medine Müftüsü Ahmed Zeyni Dehlan “Fütuhat-ul İslamiye” adlı esernide, Şeyh Selahaddin Essefedi’nin “Eş Şerhu Eş Şecerüt-ül Numaniye” adlı eserinde n şu nakli yapıyor: “Eminim bu Devlet-i Osmaniye Hz. Mehdi’nin zuhuruna kadar devam edecek, (yani o tarihte lıkılacak. Ama yerine gelen) askerleriyle ve hazineleriyle Hz. Mehdi’ye yardımcı olacaktır. O devletin ( yani TC.nin) bekasına ve devamına dua etmek lazım”

      Bütün evliyaların kaynağı aynı. Gördükleri aynı. Ama sözleri, yorumları, tefsirleri farklı, hatta birbiriyle ihtilaflı oluyor niçin? Sebebi seviye ve makamlarıdır. 100 metre yüksekliğinden veya 10 00 m. yükseklikten veya daha yüksek bir zirveden ufka bakanların gördüğü alan aynı olmamasındandır.Veya gaybın Amllah'ın hükmünde olduğunu bildiklerinden gaybı yani olacağı doğru görmüşler ama edeple o hakikati üstü kapalı belirtmişlerdir. Gerçek bu.

      Muhyiddin-i Arabi Mehdi’nin doğumu için bir eserinde 1255 (kameri 1294) şemsi takvimli tarihi verir. Ama Anka-i Mağrib adlı eserinde 3 harfin cifir hesabıyla 1403 tarihini verir ve der ki: (1403. Hz. Mehdi’nin zuhuru ve kıyamına delalet eder). Dikkat edin zuhur ve kıyam kelimelerini birlikte kullanır. Yani Mehdi’nin zuhuru ile açtığı hidayet cereyanı olan şahs-ı manevi yani Mehdiyet 1403 + 42 (kameri-şemsi yıl farkı) = 1445 eder. Bu tarih Bediüzzaman’ın fecr-i sadık tarihi ile uyuşur.

      Daha önce bu sitede yazdığım yorumlarda bu tarihin ne anlama geldiğini 1371-411 ve 1422 tarihlerini yazdım. Es geçiyorum.

      Sil
    20. 3*Hz. Peygamberin en önemli ip ucu onun ismi ile Mehdi’nin isminin ebced ve cifirle aynı (92), baba adları da aynı. Onun için buyurur ki: "Mehdi'nin ismi ile benim, babasıın ismi benim babamın ismi muvafık-mutabık" Ebced ilmine sahip olan onun kim olduğunu bulma şansına sahip. Üstelik bir husus daha var. Hz. Mehdi Hz. Peyamber’in aynasıdır. Yani Mehdi’nin lakabı, Hz. Peygamberimizin 92 olan ebced değerinin iki katıdır. Çünkü bir kendisi aynadaki zahiri isim diğeri ise Hz. Peygamberin. Hz. Peygamber ile ikisi de bu dünya nimetlerinden mahrum yani yasaklıdırlar. Hz. Peygamber çok fakir bir hayat yaşadı. Açlıktan karnına taş bağlardı. Bu da Mehdi'nin fakir ve debdebesi, dünyevi makamı olmayan diğer mücedditler gibi birisidir.

      Şimdi Bu kadar delil yeter. Hz. Mehdi 40 yaşında ilham ile doğru yola getirilir ondan sonra 40 yıl daha yaşar. Onun zuhurundan İslam’ın parlak döneminin sonu olan tarihi kadar geçen süre 161 yıldır. Yahudi gözüyle dünyaya bakan ve dünyevi şatafat bekleyenler Mehdi kavramının ne demek olduğunu asla öğrenemeyecekler. O bir din alimi. Bir Kur’an alimi. Müceddit. Hatem-ül evlya-yı kübra. Din onunla tamamlanır. Bu tamlamada şu kavramlar yoktur. Cihadı harflerle olur silahlarla değil. İktidarlar, siyasi zaferler, para-pul. Deccal dönemi Müslümanlar Yahudileşir. Yani dünyevileşir. Öyle olduğu için İslam mağlup olur.

      Mehdi dini yeniden ihya edecek zattır. Mehdi’nin şöyle bir sırrı var. Cenab-ı Allah bütün kainatı iğne başı büyüklüğündeki bir atomdan yarattı. Big bang nazariyesi onu anlatır. Büyük enerji açığa çıkar. O enerji yani hidrojen atomu helyuma, o da başka bir atoma dönüşerek sonunda enerjinin soğuması sonucu moleküller ve onlardan da madde oluşur. İnsanı da, ağaçları da. Yani o az bir şeyden çok şey yapar, az bir kuvvetli çok büyük neticeleri. Onun için Nebilerine ve müchidlerine az adamla büyük zaferler kazandırır. Mehdi bir kişi ama. Öyle bir iş yapar ki 313 adamı ile yeryüzünden dini silinen bir milleti dinle ihya eder. Yani nasıl bir insan bir hücreden yaratılır o dinsizleşen millet de öyle bir sırla dine döndürülür. Onun da yolu, güç ve kuvvet ve siyaset ve devlet değildir. Medeni alemde o işler da bir noksanlık yok. Noksanlık kalplerde ve akıllardadır. Mehdi onu ıslah edecek.

      Bunları sen anlayasın diye değil saçtığın eksik fikirleri okuyanlar kanmasın diye yazdım . Unutmayın göz değil beyin görür. Beyni bulanıklar hayal görür. Gerçeği değil.
      Arahçanın o fasih ve beliğ gücüyle efade edilen hakikatler çobsan diline dönen >türkçe ile ifade ed-ilemediğinden zuhur ile hakimiyeti birbirine karıştıran Mhedi avcıları sürkeli 1399-1400-1400 küsur tarihlerine verir. Çünkü Türkçe bu ilmi hakikati açıklamak için gerekli kavramlardan mahrum bırakıldı. Zuhur ne demek? Çıkar ne demek. Hakim olur ne demek. Nüansları o kadar başka ki, 100 yılı bir yıla indirir. Ve cehalet kokmaya başlar.

      Sil
    21. TC'yi kuranlardan kaçı Türk ve Müslüman asıllıdır. Kemalistlerin ve Atatürkçülerin ağababalarından Prof. Yalçın Küçük niçin seni boyun kadar Sabatayistlerin Türkiye'yi nasıl ele geçirdiğini anlattı. Türkiye'de hangi dini cemaatin Ermeni-Rum-Yahudi'den sonra özel mezarlıkları var. Üstelik Müslüman diye geçinirler. Üstelik büyük büyük bir Türk büyüğünün Yahudi asıllı akrabaları o mezarlıklarda yatar.

      Türk kumraldır. Sarışın olan ise Hz. İbrahim'in cariyesinin çocukları olan Beni Asfar'dır. Onlar ahir zamanda gelip Türk halifesini tahtından indirir ve İslam'ın mal ve mülkünü ele geçirir. İngiliz-Fransız-Alman-Rus sarışındır. Onlar gelince Mehdi zuhur eder. Bu hadisleri bilir miydin.

      Ya Sultan Abdülhamid Han tahtından indirilip Selahik'e götürülür hangi Yahudi'nin köşkünde esir tuttular 8 sene. Sarışın Türk görünümlü aslında Yahudi olan Selanikli kumandan kimdi. O Yıldız Sarayı'nı yağmalamıştı. Sarışındı. Ama Yahudi asıllı idi. O da mı Türk. Türk çekik gözlü elmacık kemiği çıkı kumral, ayakları kısa bedeni kısmı uzun kimselerdir.

      Mehdi Tabi Arap'tır. Çünkü Peygamber7in soyunda geliyor. Türkiye'de ne kadar Arap var. Hangi şehirlerde Arap nüfusu çok kalabalık.

      Dedim ya çok oku. Ezanı-Kur'an-ı-dini eğitmi kim yasakladı. Deccal mi. O ne asıllı, Y... değil mi? Hele Ortaasya'da Türklerin 40 bin camisini yıkan, imamlarını cami önünde asan kimdi? Hangi Yahudi'nin rejimi idi? Sonra İki Kavim veya millet Deccalin hükmü altına girer. Biri Slav ırkı, ya diğeri. Diğeri,,,,,,,,? Değil mi? Sen bir geçmişini araştırdın mı?

      Sil
    22. Şahsi çekişmelerle ugraşmayacagım bu konuda hakkımda yazı yazsada bazı arkadaşlar dikkate almayacagım
      Benim anlattıklarımın hakikat oldugunu yakında görecegiz
      Ki bu blogda yazdıklarım kendi sözlerim degildir

      Sil
    23. Şu anda büyük alametlere geçiş arefesindeyiz
      Yakında türkiyede ahali ve ordu ikiye ayrılacaktır.

      Sil
    24. maşaAllah ağabey döktürmüşsün yine durmak yok yola devam;
      Uzun kısa boş ver sen yaz bizler zevkle okuyoruz.:)Her nekadar Üstadı anlamayanlara veya dil uzatanlara gereken cevap mutlaka verilmeli ama Risale-i Nur'un mesleği nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyindir:)gerçi sizin kavlinizde gayet güzel bence,sıkıntı yok...

      Sil
    25. Büyük deccal yahudidir
      Şuan miladi 38 yaşındadır
      İslam deccali süfyanidir yakında türkiyede ortaya çıkacak
      Sizin islam deccali süfyan dediğiniz m. Kemaldir ki o süfyani degildir zira süfyani şu an hayattadır.

      Sil
    26. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    27. Gaybi rivayetler mana-yı işari ile ifade edilir. Bir nevi misalle. Misal bir çeşit teşbihtir. Hatta mana-şı hayaldir. Hayal dünyası alem-i misale de işaret eder. Alem-i misal öyle bir alemdir ki, her veli ve evliya oradaki manaları ihata edemez. Edemeyince de iltibası yani karıştırması çok olur. Habbeyi kubba kubbeyi habbe sanır. Onun için o alemin anahtarı şifre çözücüsü olmazsa saçmalanır. Ehl-i tasavvufta bu çoktur. Hele meczup tipler olursa oturup magazin haber üretir gibi rivayet magazini üretir.

      Şu dikkatten kaçırılmamalı. Hadise bir tane olacak, ama rivayeti bin tane. Niçin. Kur’an’ın 40 ayrı sosyal sınıfa hitabı vardır. Hatta ve hatta her ayetini asgari 4 ve ona bağlı 16 manası vardır. Ve herber ayet bütün Kur’an’a bakar ve ona bağlı mana taşır. O zaman her bir ayet her bir zaman ve asra baktığında neyi ifade edecek. Bilmek ancak Allah’ın ilmine ve ilhamına tabidir. Gayba ait hadise Allah'ın hükmü altındadır. Cenab-ı Allah çok evliyanın kalbine ferec ve müjde ilham etmiş, ama şartları oluşturulmadığı için ya tehir ya da iptal etmiştir. Kader bile mutlak değildir. Kader-i muallak var. Onun dışında ilm-i İlahi var. Ona hiç ama hiç kimse erişemez ve idrak edemez.

      Mesela Kur'an'ın arşında gelen ve Kur'andan tereşşüh etmiş bir eser olan Risale-i Nur, Kur'an'a istinaden geldiği için doğrudan doğruya iman ve Kur'an hakikatlerini ifade eder. Tasavvufi neş'e ve şatahatına yer vermez. Bu da taklidi ve nakli tasavvuf erbabı mesela Nazım Kıbrisi gibilerin işine gelmez. Sekerat halinde söyleneni hakikat zanneder ve esas hakikati inkar eder. Tıpkı Risale-i Nur’u inkar ettiği gibi. Yani meslek ve meşrebini tek hak sanır aldanır. Halbuki hak bir değil bir çok meslek ve meşrebe bağlı olarak taaddüt eder. Atom da maddedir dünya da. Küçük büyüğü, büyüğü küçüğünü inkar edemez. Çünkü ikisi de gerçektir. Şimdi alem-i berzahta ne kadar hata ettiğini anlıyordur.

      Risale-i Nur aynı zamanda Mehdi ve cemaatinin programıdır. Planıdır. Sözler adlı eseri okuyan bir alim kadar hakikatlere nüfusu eder. Ve Allah'a ulaşmada uzunu bir yol alan tasavvufi berzahlara uğramadan doğrudan doğruya hakikate ve Allah'ı ulaştıran velayet-i kübra mesleğini esas alır. Bu meslekte yalnız kalb ayağı ile değil akıl ve kalb birlikte inkişaf eder ki, velayet-i suğranın senelerce elde ettiği inkişafı kısa sürede ilim ve ispatla elde eder. Bu melekte keramet ve kalbi neşe yoktur. Akıl ve ruh ve kalb birlikte hareket eder. Böyle olduğu için bir mürid fenafilşeyh oluncaya kadar velayte-i kübra salikleri imanıbillah, marifetullah ve muhabebtullahı çabuk elde eder. Elde edince de rivayetleri hakikatleriyle karıştırmaz. Çünkü hak ve hakikat mesleğinde bir husus daha var. Bir kişinin imanını kurtarmak 10 kişiyi evliya yapmaktan daha önemlidir. Çünkü bir mü’minin ebedi alemde vereceği neticeler sayısızıdr.

      Böyle olunca Nazım Kıbrisi gibi nakil rivayet ve şahs-i inkifaşa dayalı bilgisi ile mum ışığını göstermek için hak ve hakikat güneşlerine iltifat etmez. Bundan bir kusur yoktur. Cadde-i Kübra-yı İslamiyle’de kulvarlar-şeridler çoktur ve çeşitlidir. Kimi 40 seneden kimi 40 ayda, kimi 40 haftada, kimi 40 günde hakikate erişir. Kimi ise bir anda sonbet-i Peygambere nail olup 40 yıllık yol alır.

      Unutulmasın kalb ayağında delil ve ispat yoktur. Sevgi ve aşk ile terakki ve inkişaf olur. Risale-i Nur’da ise ikisi birden akıl ve delili meslek edinir.

      Önemli olan hakikatin lazım olduğu bir zamanda saçmalıkların ortalığa saçılmamasıdır. Sinek iken tavus kuşu olup ötmemek lazım. Veya bir mikrobu ejder, ejderi mikrop gibi tehlikeli görmemek lazım. Ejderin eline geçersen seni parçalar. Mikrop ise bir müddet rahatsız eder veya aşısı ile def edilir. Ama ejder yani Süyfan bir milleti dinden çıkarır ve Allah adını bile andırmaz. Tangur tungur kelimelerle hakikatleri yok eder.

      Onun için menfi alemde ak karadır, kara da aktır. Tıpkı aksu ve karasu gibi. Zemzem pırıl pırıl iken kanalizasyon suları kapkara akar.

      Sil
    28. Bakıyorum da felaket dellalı gibi tefrikayı haber verip, "Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslam'dır" düsturuna es geçiyorsun.

      Süfyan'ın hurucu zamanında millet kabil-i iltiyam olmamak üzere ikiye bölünür. O zaman milletin gücü dış düşmana karşı sıfıra iner. Çünkü dışardan gelen en ufak müdahale dengeyi bir taraf lehine bozar. Veya diğer tarafın aleyhine. Şimdi Türkiye iki bölünmüş vaziyette. Öyle olduğu için dinsizlik cereyanına mağlup olup bu dinsiziliğin sebep olduğu Ye'cüc ve Me'cüc taifesi olan terör ve anarşinin elinde 55 yıldır kıvranıyor. Ve 4 tane okkalı darbeyi yiyip aşağı oturuyor. Peki bu millet ne diye bölündü. İki ana siyasi akıma, iki ana dini anlayışa, iki ana sosyal sınıfa, iki ana ekonomik sınıfa bölündüğü için. Bir tarafından Deccalizm, bir tarafında İslam var. Hakimiyet kimin elinde idi. Peki "Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslamdır” ifade edileli tam tamına Hutbe-i Şamiye'de 115 yıl oldu. Ve 15 Temmuz günü bir dini cemaati Irak'ta, Pakistan'da olduğu gibi maşa olarak kullanılıp darbe yaptırmak istediler. Yapabildi ler mi? Hayır niçin. İttihad. İttihad 40 yıldır kurgulanan fesadı bozdu.

      Bu ittihad Türkiye'de sağlanınca alem-i İslam'a da yansıyacak.. Hz. Peygamberin soyundan gelen milyonlar seyyidler cemaat ivasıtasıyla.Yenikapı Ruhu buna işaret eder.

      Ehl-i tarikin bir kısmının ki onlar manevi kıstaslarla değil siyasi kıstaslarla olaylara baktığı için şeytan aldatmasına kapılıp saçmalarlar. Millet bölünecekmiş. O zaman kim kına yakar?.

      100 yıl değil belki 200 yıl sonra ilk defa Anadolu insanı misyonu sebebiyle alem-i İslam'da takdir ve beklenti ümidi oldu. Bunu Musul yazımda anlatacağım. Bir şey daha var. Kadim zamanda maddi sedler, ahir zamanda ise ayetin işareti ile kalplerdeki iman sedleri yıkılınca Ye’cüc ve Me’cüc taifesine yani terör ve anarşiye yol açar. Bunun sebbi de dinsizliktir. Dinsizlik ise cehaletin sebep oldu bir haldir.

      Müslüman ümid üzere yaşar. Bu Kur’an'ın emri. Batıl fikirleri tasvir ederek dine hizmet olmaz. O şeytanın mesleğidir. Şeytan bazen insan böyle aldatır ve tefrikaya sebep olur.

      Bugün alem-i İslam’ın bölünmesinin bir sebebi Musul yazımda anlatacağım şianın Mehdi anlayışını siyaset üzere bina etmeleri. İkincisi ise siyasi Hıristiyanların Evangelist-neocon zihniyeti. İkisinin de başlangıç tarihi 1979-1981. O gün bugün Siyonist kuklaları Mehdi-Mesih-Armagedon hummasına tutulmuş haldeler. Yani bu kavramları siyaset üzerinden pompalar. Bilirsiniz siyaset İspanyol nezlesi gibi fikri ve aklı hatta vicdanı hezeyanlaştırır. O zaman gerçek görülmez. Mehdi ve mesih ilham-ı Kur’an üzere hareket edecek ve siyasetle değil . Tevhidin hakimiyetini gerçekleştirecektir. Bu da silah ile değil iman ile olacak. Münafıklaşan Müslümanlar mü’minleşecek, ehl-i Mesih ise teslisi bırakacak. Bunun zirve tarihi ise 1456. Bu Mesih’in ilk nüzulünün 90. Yılı Mehdi’nin zuhurunun bir hesaba göre 110. Bir hesaba göre 100.Yılı kabul edebilirsiniz. Görmek, anlamak, algılamak, idrak etmek, tasdik etmek için akla ihtiyaç var. Akla. İnsanın kalbinin dört yönü vardır. Allah’ı aklı ile Hz. Peygamberi Ruhu ile tanır ve sever. Felaket dellalığının bu sevgi ve tanımada yeri yoktur. Bilir miydiniz. İstersen Kıbrısi’nin müridlerine sor.

      Bilirsiniz bir şey çok büyük olunca derya içre derya içinde olunduğu gibi bilinmezler hesabı Deccalı da büyük olduğu için göremezler. Mikroskobik nüshasını ararlar. Göz mikroskobik nüshaları göremez. Göremeyince de küçük kıyametlerinden sonra görürler ama bir fayda getirmez.

      Sil
    29. Ben bediüzzamana dil uzatmadım
      Gerçegi söyledim saidi nursi dediğim gibi kırklardan bir velidir
      Kesinlikle mehdi degildir
      Mehdi tektir
      DeccAl tek
      Süfyani tek
      Süfyan tek
      Cabir tek
      Mansur tek
      Öyle sandıgınız gibi üö beş tane yahut manevi akım degildir
      Vesselam

      Sil
    30. Süfyan Türkiyede ortaya çıktı. Alametleri,rivayetleri ve olayları incelerseniz kim olduğunu anlarsınız.Recep ayında da yüzde yüz kim olduğunu anlayacaksınız. Akabinde Mehdi nin zuhuru var. Çok yakında

      Sil
    31. Ben Antropoloji, uzmanıyım. Türk soyunun fiziksel özelliklerini bilirim. işkembeyi kübradan atmayın. Halis Türk soyundan gelen Kumanlar, ve Kıpçaklar sarışın ve mavi gözlüdür. Türk ırkı genelde beyaz tenlidir, ve düz saçlıdır.

      Sil
    32. 1* Mehdi’nin Askeri yoksa sen de mi sarışınsın. Öyle isen sen Mehdi’nin askeri olmazsın. Çünkü Mehdi Arap. Arap sarışın değil. Ne olacak şimdi?

      Senin antropoloji uzmanlığın bir mektebe dayalı ise, yuh olsun o mektebe. Rus’la biyolojik birleşmeden olan Türk-Rus kırmasını Türk yaptığın için. Ne de olsa cumhuriyet mektebi. Doğru dürüst dünya çapında uzaman ve ilim adamı yetiştiremeyen mektepler. Yok uzmanlığın hususi ise, o zaman daha çok araştırman lazım.

      Türk milleti demeyelim, Türk adı altındaki Orta Asya veya kavimlerinin bulunduğu coğfrafya 5 büyük farklı renk ve karakterde kavmlerlerin coğrafyası ile çevrilidir. Bu 5 coğrafya ile sosyal-siyasi-ekonomik münasebetleri oldu. Tabi evlilikler de. Bu evliliklerden melez Türk tipleri veya Hint-Çin-Moğol-Sarışın Rus, esmer-kumral Acem melezi Türk türedi. Kıpçaklar ve Kumanlar Rus ırkının Türk ırkının karışımı bir manada kırması kavimlerdir.

      Antropolojik bilgi nedir bilmem ama, Orta Asya kavimleri ve Türkler üzerinde çalışan müsteşriklerin önemli bir bölümü Yahudi’dir. Yahudi ırkının Orta Asya ile ilgili çok esrarengiz ve izahı güç bir ilgisi vardır. Pek anlaşılır değil. Ama Türkçülüğün doğmasında mutlak anlamda tesirleri olmasının ahir zamanla ilgisi vardır. Kurt adamla ilgili özel bir ilgileri vardır. Eğer biraz teoloji bilgin varsa sebebini anlarsın. Ahir zaman fitnesi böyle başlar. Ve Türk ırkının tamamı bila istisna Yahudi asıllı iki deccalin hakimiyeti altına girer. Çin’den Atlantik’e kadar. Senin antropolojik bilgin ne diyor buna? Deccal’in küçüğünün rengi sarışı olacağı söylenir. Neden acaba? Ama Mehdi Arap olacağı için ve Hz. Ali’nin torunu olduğu için gözleri ela. Ela sarışın gözlü maviye karşı olacakmış. Antrolpolji ne der buna? Kırgızı, Uygur’u, Kazak’ı Türkmen’i es geçip yok sayıp Rus kırması sarışın bir topluluğu Türk yapman ne anlama gelir? Diğer boyların hepsi kumraldır. Yuvarlak yüzlü, çekik gözlü, çıkık elmacık kemikli. Bacakları kısa bedenleri uzundur. Çoban olarak hayatlarını at sırtında geçirdikleri için. Bu durumda bunlar Türk değil. Kırgızlar senin bu teorine ilginç bir cevapları var. Aşağıda.

      Şimdi kavmiyetçilik toplumsal yani kavmi nefsin azgınlığıdır. Bu alemde ilk işlenen günah kavmiyetçiliktir. Yani Şeytan ırkçılık yaparak beşeri tanımadığı ve üstünlüğünü kabul etmediği için cennetten kovulmuştur. Cenab-ı Allah her suçu af eder. Ama ırkçıları asla. İblisin kovulması hadisesi bunun örneğidir. Şeytanın önemli bir ortağı ise Yahudilerdir. Onların üzerinden dünyayı 6 bin senedir fesada veriyor. Kazak Türk’ü sarışın değil, Kırgız da değil. Uygur da değil, vesaire diğer boylar da. Rus kırması bir Türk boyunun sarışın olması kahır ekseriyeti temsil etmez.

      Sil
    33. 2*Sovyet bloku çöküşü sonrası bizim arkadaşlar Kırgızistan’a gidince ilginç Türk tarifi ile karşılaşmışlar. Antropolojik olabilen bir Türk tarifi yapmışlar. "Siz değil biz asıl Türk'üz" falan deyince şunu belirtmişler:

      “Esas Türk biziz. Kırgız’ın Rus ile birleşeni yani evleneni Kazak, Acem ile evleneni Türkmen, Rum ile evleneni Türk oldu”. Bu da Kırgız tipi Türk tarifi. Senin antropolojinde bu var mı? Yok. Bak bizim İslam geleneğinde ilm-i sima var. Onunla adamın hem biyolojik hem de manevi haritası çıkarılır. Bilir miydin?

      Hz. Ali Arap’tır. Ama göz rengi eladır. Türklerin göz rengi de ela ve kirliği ela veya maidir ve de kahverengiye çalan ela.. Siyah da yok değil. Nokta bakışlı çok siyah ğözlü Turani Türk var. Şimdi Türkler batıya yürüyünce kaç ırkla birleşmişler. Acem, Rum, Ermeni, Yahudi, Kürt, Arap. Hintli, Pakistanlı, Boşnak. Sırp, Yunanlı. Bütün bunların resmini ortaya koyarsan hiçbiri diğerine benzemez. Ama anası Makedon babası Yahudi asıllı Selanikli biri var. Büyük Türk diye bilinir. Üstelik sarışın. Türk sarışın olmaz. Yani mesele oldukça komik. Yahudilerin önemli bir ksımı da sarışın olduğunu bilir misin? Rus-Germen-Saksonlarla çok içe içe geçip nesep birleşmesi olduğu için. Sen Fidel Castro’nun Selanik asıllı olduğunu bilir misin? O da Türk olmasın. Ya Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy. O da Selanik asıllı. O da Türk. Senin antropolojin ne yazar? Nihat Atsız da Selankli. Ama Türk’ün atası gibi bir adam. Türkçülük onunla nam salmış. Ya Türkçü ideoloğu Ziya Gökalp Kürt’tür. Türkçülük yapınca Türk’ün atası olmuş. Selanik Mason localarının Yahudi asıllı Türkoloji uzmanlarının fikriyatını bize kakalamış.

      Senin antropoloji uzmanlığı bunlar için de der? İnsan bir nevi hayvandır. Yani hayvan-ı natıktır. Onu hayvanlıktan çıkaran sarışın veya esmer Türk veya Arap olması değil, akıl ve kalbinin taşıdığı veya red etmediği değerlerdir. Allah’ın nazarında mü’min bir insan, 99 beşeri hayvana bedel. Ve onun ebedi alemde vereceği neticeler yüzdür. Yani? İstersen antropolojiyi konuştur. Döktür bakalım. Hepimiz bir kadın ve erkeğini neslinden geliyoruz. Kimi esmer, kimi kumral, kimi sarışın kimi siyah, kimi beyaz kimi sarı. Kızılderili bile var. Bilir misin onlar da atamız. Yani senin antropoloji insanı ana öğe yapıp incelemiş ama ortalığı karıştırmış. Bak Rusya’da tatralar var. Hiçbiri sarışyın değil. Yoksa onlar Türk değil mi? Tabi değil Çünkü onlar Slav ırkı ile karışmamışlar.

      Ey Mehdi’nin askeri sen incelemeni iyi yap. Bütün dünya Ortaasya’dan yayıldı, bütün insanlar Türk asıllı diyen deccalin safsatasını uyduranlar sonra gittiler bir sarışını İlah yaptılar. Bunda Yahudi fitnesi var mı. Yok mu?


      Ha dini açıdan bakılırsa Türk kimdir? Güçlü ve kudretli bir kavminden çıkan İslam sonrası Türk adını alan boyların adıdır. Türk adı genelde güçlü kuvvetli anlamında olmuş. Onun için Bediüzzaman İslam'ın, bu güç ve kuvveti mecrasında akıtarak misyon biçtiğini belirtir. Bugün Anadolu halkının yüzde 30'u Türk'tür. Yüzde 30-40 kadar Türkleşen halklar var.Gerisi ise malum. bilir misin Türküz ama kütüphanelerimizde eski Uygur veya Göktürk alfabesi ile eser yok. Mısır'da var. Yoksa onlar da Türk olmasın. Memluklar bilir sin Uygur'dur. Mese sisi türk olabilir mi? Sarışın değil. Olur mu olmaz mı? Antropoloji ne diyor?

      Sil
    34. Deccâl'den evvel yetmiş küsur deccâl olacaktır. (73-79 kadar)

      http://www.ramuzelehadis.org/?p=6603



      8. İslâm'ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı dalalete düşürücü hükümet adamları çıkacak ve ondan sonra da onların izi üzerine üç deccâl gelecek.

      http://www.hikem.net/download/ramuz%20el-ehadis/re3/re346.htm

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Abdurrahim Çokgüngör'e
      MaşaAllah;İtihad-ı İslam ile ilgili detay bekliyoruz...İsa(a.s) nuzülü..90,Mehdi(a.s.)100. yılı biraz açsanız :),Musul yazınızıda dört gözle bekliyoruz, çok gün göresiniz azizim,fiemanillah.

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. 1* Sayın yazarın yazdığının aksine İslam’da cemaat kavramı bal gibi vardır. Üstelik hem Kur’an ve Hadislerle doğrulanmıştır. İslam cemaat ve toplulukları ve de cemaatleşmeyi talim ve teşvik eder. Ayrıca dini ve manevi hizmetlerin ifası için vazifeli cemaatler gerekli görür. Cemaatleşmek, gruplaşmak zaten tabii bir olaydır. İnsanlar denk ve aynı olmadığından istidat ve kabiliyetleri farklı olduğundan aynı özelikle ve şartlara haiz olanların bir araya gelmesi ve birlikte Hak yolda hareket etmesi normaldir.

    Bir cemaatin hatalı tutum ve fitnesi sebebiyle cemaat fikri ve kavramı inkar edilemez. Veya menfi bir cemaat bahane edilerek cemaatlere düşmanlık edilemez ve tasfiye fikrini ortaya atamaz. Kaldı ki İslam’da hak bir değildir. Hak taaddüt eder. Yani birden fazladır. Bu hem esma-i İlahi’nin farklı tecellileri, hem de coğrafi iklim ve şartları, hem sosyal hayat bunu gerekli kılar. Zaten mezheplerin var oluşu sebebi de budur. Hz. Peygamber muallim-i umumidir. Yani genel öğretmen olarak bir konuda farklı uygulamaları göstererek izin vermiştir. Ayrıca daha önce gelen dinlerin cemaatleri İslam’a girerken doğru ve hak olan gelenek ve göreneklerini İslam’a taşımışlardır. Bu da çeşitliliği getirmiştir.

    Şimdi cemaat kavramının dini delillerine gelelim. Ali İmran Suresi’nin 104 ayeti: “İçinizden öyle bir topluluk (cemaat) bulunmalı ki, hayra çağırsın, iyiliği teşvik etsin, kötülükten sakındırsın. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Bir başka ayet ise “Yarattıklarımız arasından bir topluluk (cemaat) da var ki, hak sözle insanlara doğru yolu gösterir ve hak ile hükmederek adalet ederler” Araf/181.Kıyamet gününde de herkes imamıyla çağrılır: “O gün bütün insanları önderleriyle birlikte çağırırız. Kitabı sağdan verilenler, en küçük bir haksızlığa uğratılmadan kitaplarını okurlar” İsra/71.

    Hz. Peygamber “Ümmetimden bir taife (cemaat) Allah’ın emirlerini yerine getirmekte devam edecektir. Onlara yardımdan çekinenler, yahut onlara muhalefet edenler, bu taifeye asla zarar veremeyecek. Allah’ın emri gelinceye kadar bu mutlu taife, insanlara karşı böyle galib ve muzzaffer kalacaklardır” buyurarak bir başka vazifedar cemaati haber vermektedir.. Ayrıca dinde emr-i bilmaruf ve nehy-i anilmünker farz-ı kifayedir. Bunu bir topluluğun-cemaatin yapmaması durumunda her Müslüman yükümlü olur.

    Böylece cemaat kavramı, dinen doğrulanması bir vakıa olarak önümüzde durmaktadır. Kur’an ve sünnetin doğruladığı dini cemiyetin en önemli özelliği nedir? Rıza-yı İlahi prensibi ile hareket ederek dünyevi hiçbir menfaat ve avantaj düşünmeksizin belli ve meşru bir fikir ve program dahilinde hizmet eder. Şer’i kurallar ve prensipler ve hükümler çerçevesinde meşveretle hareket eder. Bir şahs-ı manevi oluşturarak yani cemaat halinde çalışır. Şahsi kanaat ve temayüllere tabi olmamaları ve düşünmemeleri esas olur. Ancak maneviyatta yükselmiş zatlara bağlı olarak bir cemaatin teşekkülü de söz konusudur. Ehl-i tarik bunun örneğidir.

    YanıtlaSil
  5. 2* Şimdi artık bugün gün gibi aşikar olan ve meçhuliyeti ortadan kalkan ve bütün kirli içyüzü ortaya çıkan fetoşun deccal maşası cemaatinin çevirdiği hile dolaplarının deşifre olması vesile edilerek dini cemaatlere düşmanlığı körüklenmek isteniyor. Her dini cemaatin fetoş gibi olduğu düşüncesiyle başlatılan propaganda ve koparılan yaygaranın sahipleri bizce meçhul değildir. Ama Süfyaniyet iflas ederek son ermiştir. Boşuna çırpınıyorlar.

    Burada asıl mesele şu: Fetoş cemaati bu kadar melaneti işlerken niçin teşhis edilemedi? Hadi münafık ve dinsiz taifenin bunu bilmemesi bir yerde mazur görülebilinir. Ama ehl-i iman ve İslam’ın çok dar bir çerçevenin dışında bunu anlamamasının sebebi ne ola? Basiret ve feraset fukaralığı mı, yoksa çok sayıda olduğu iddia edilen ve de bol bol gaybi haber üreten ancak bu fitne cemaatini teşhis edemeyen ehl-i sünnet alimleri ve evliyanın kusuru da var mı? Bence bu tartışılmamalı. Niçin ehl-i iman ve İslam dar çerçevenin dışında bunu anlayamadı? Özal bildi, Nur cemaat bildi, Mehmet Şevket Eygi bildi. Hatta suikaste kurban giden seküler cemaatin mensubu Hablemitoğlu kitabını bile yazdı. Ama mazi olan “Rus işgali, geldi geliyor” diyenler bilemedi. Efendim Ruslar gelecek 3 ay İstanbul’u işgal edecek” rivayetini yumurtlayanlar da. Sahi 1878’de Ruslar İstanbul’un Yeşilköyü’ne kadar gelip 3 ay kadar buraları işgal etmediler mi? Hatta Mehdi de geldi geliyor diyenler de o yıllarda Mehdi’nin dünyaya geldiğini. Turfa müneccim gibi hareket edenler gibi önlerindeki neocon-siyonist deccalin maşası fetoş çukurunu göremediler. İslam deccalini 90 yıl önce hurucunu teşhis edemeyen hatta Şam’da arayanlar da hiç bir şey bilemez. Sadece rivayet iktibas ederek bilgiçlik taslarlar. 3. Dünya Savaşı 25 yıldır bölgemizde sürerken 100 küsur devletin askeri bölgede fink atarken, her gün birkaç şehidimiz cepheden gelirken 3. Dünya savaşı bekleyenler de.

    Kur'an ve Hadis'in gaybi işareti ve ihbarı avam için ümit kaynağı olurken, ehl-i ilim ve hizmet için şifre bildirimi gibidir. Zamanı gelince onların akıl veya kalplerine o şifrelerin manaları ilham edilir. Ve münafık veya kafir zümresi gösterilir. Hele ki Süfyan ve taifesi. Ve onları mağlup edecek ilmi hakikatler de. Avam ilmi kaldıramadığı için bu gaybi haber ehlinin elinde elmas Zülfikar gibi olur.

    Yalnız şu var. Devletin gizli sırları batılı müttefiklerimize verilir. Bunu ilk kim anlar? İlham ile kim bildi? 2011'de kim nereyi aratıp kripto alet ve cihazları buldurdu? Bunu kimin himmeti ile yaptı sizce. Ve art arda gelen darbeleri kim hangi zatın himmeti ile savuşturdu da bütün dünyanın münafık ve ehl-i küfrünü çıldırttı. Demek ki, avn-i İlahi devrede. Demek ki, ferec Mehdiyetin şahs-ı manevisinin ihlaslı hizmeti yüzünden oluyor dersek, hata mı ettik. Şu zamane evliya ve alimlerine bir soralım bakalım. Kıbrısi ve Dağıstani gittiler ama müritleri duruyor. Soralım. Ve cevap isteyelim. Neyse yukarıda zikredilen ayet ve hadis'in hakikatleri arife yeter de artar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. XIII. Müceddid Bedî‘u'zzemân döngüsel olarak benim.

      Bu döngü tesbiti ve tespitleri hakkalyakin yaşanarak keşfedilmiştir. Matematik gibi kesindir ilmîdir. Bu gerçektir ve bilgisayar programı gibi dışarıdan müdahaleyle de değiştirilemez. Kader alın yazısı denen şeydir işte. Tıpkı diğer keşfettiğim bin döngü gibi. Döngü demek dönüyor demek ve linier akış akarken kişinin döngülerindeki her benzer nokta üst üste gelerek tek bir seferde oynanır biter. Kişinin tüm döngülerinin toplamından linier hayat akışı da tesbit edilir ortaya çıkar.

      Bu döngünün manası şu demek:
      Sîreti mücadelesi misyonu görevi vazifesi fonksiyonu işlevi mîrâsı vâsisi güncellemesi bende. Yer değiştirseydik hani aynısını yapacaktık.

      Sil
    2. Mehmet sevket eygi de kıbrısinin talebesidir.
      Ayrıca evliya her serri ifsa ederse imtihan sirri nolacak?
      Fethullahin pesinden gidenlerin de imtihani var.onların zulmüne ugrayanlarin da imtihani var.
      Evliyanin işi gücü doğru yolda olmayan cemaatleri fişlemek değildir sayin Abdurrahim ağabey

      Sil
    3. Süfyani nato sayesinde tr de hüküm kurunca tıpkı kendi adamlarına yaptıgı gibi amerikalıları satacak rusla bir olacak ve ruslar istanbulu ozamanda işgal edecek amik ovasına kadar inecekler ve orada onlarla müslümanlar savaşacak abd ve batıda bu ilk savaşta bizi destekleyecek ruslar yenilecek sonra.
      Abd ve batı savaşı asıl biz kazandık haç kazandı diyecek ve müslümanlara ihanet edecek ve bu ikinci savaşta bütün batı karşımızda olcak 1000000 a yakın bir kuvvetle gelecekler ve son savaş patlayacak müslümanlar kazanacak ki işte bizim melhamei kübra batılıların armageddon dedikleri olay budur bu savaşlardaki kahramanlıgı görenler şaşkına dönecek ve bu sayede istanbulun ikinci ve roma fetihleri silasız olacak.

      Sil
    4. Cabir yıkıldıktan sonra ülkede artık kaos tam anlamıyla başlamış olacak dedgedeki demir cabir düşünce alacakaranlık girer artık.
      Cabirin yıkılmasından sonra ülkede 1 1,5 aylık bir açlık sonra mehdi ile mansurun buluşması ile iç savaş ve savaş dönemi armageddon harbinin patlaması
      Mansur komutasında ordunun istanbulu ikinci fethi romanın fethi deccalin hurucu isa a.s ın gökten inişi yecüc mecüc hadisesi altın çağın gelişi vs.....
      Sakarya seyfin anlattıklarına çok benzeyen bir haber

      Sil
    5. Ancak nedendir bilinmez mansur mehdiye göre daha ön planda gözüküyor.

      Sil
    6. Yeşil Karaltı
      1* Mehmet Şevket Eygi çok önemli bir şahsiyettir. Mehmet Şevket Eygi, Galatasaray ve Siyasal Bilgiler mezunudur. Üniversiteyi bitirir bitirmez Diyanet’e mütercim olarak katılır ve bu camiada epeyce bilgi sahibi olur. 27 Mayıs darbesinden sonra İstanbul’a gelerek Yeni İstiklal daha sonra Bugün Gazetesi’ni çıkarmıştır. Mehmet Şevket Eygi bütün dini cemaatlerle teması olmuş ve onlara söz hakkı vermiş, onların az çok güvenini kazanmış ve onları sonuna kadar savunmuştur. 27 Mayıs emperyalist darbesinden sonra Kemalist güruhu Nurcuların üzerine çullandığı zaman onların savunmuş, mahkeme kararları yayınlamış, böylece hayasızca saldırıları def edilmesinde önemli vazife ifa etmiştir..

      Yine o zaman bu ülkede “Elbette şeriatçıyım. Elbette şeriatın yanayım” diyen ilk cesur seslerden biridir. Sonra Bugün Gazetesi’ni çıkarmıştır. Ve, Mehdiylet’in 2. Faslı olan şear-i İslamiyenin hayata geçirmesinde önemli hizmetleri olmuştur. Kur’an kurslarına sahip çıkmış, Şule Yüksel Şenler’e gazetesinde yazı yazdırarak, erkelerin toz olduğu bir dönemde tesettürün esas bir sembolü olan başörtüsü ihya etmiştir. Öyleki o tarihten sonra Türk kadınında dalga dalga tesettüre riayet bir esas olmuştur. Din derslerinin okutulması konusunda büyük emeği geçen yayınları olmuştur. Hele İslam’ın imandan sonra en önemli hakikati olan namazı, toplu namazlarla hayatımıza sokmuştur. Küfr-ü mutlakın bütün meslekleri binlerce kişinin akın akın sabah namazına gelerek toplu namazlar kılmasını hayretle, şaşkınlıkla izlerken, Yahya kemal’in dediği gibi o camilerde mehabetli bir sabah yaşanıyordu. İstanbul’un sokakları akın akın camilere koşan Müslümanlara uzun yıllar sonra yeniden şahit oluyordu. Batılı emperyalistlerin DP’nin devamı olan AP’yi parçalamak ve iktidardan düşürmek için başlattığı sokak anarşisine karşılık toplu namazlar küfür ile iman ehlinin arasındaki tefrik vasıtası olmuştur

      Ve Türkiye’de klasik İslami eserlerin orjinalini ciltler halinde ilk kez yayınlayarak bu konuda emsal oldu. Türkiye’de İslam’ın temel ve klasik eserlerinin basımı onu takliden başladı. Her şeyden önce dini cemaatlerin günlük gazete çıkrama yönteminin de emsali olmuştur.
      Şevket Bey her dini şahsiyete saygı duyarak destek çıkmıştır. Kendisi bir cemaate mensup değil, ama hem Nur Talebelerine, hem Süleyman Efendi’nin talebelerine hem de ehl-i tarike hürmet ve derin destek vermiştir.

      Onun bir mürşidi ve şeyhi olmamıştır, ki bilmem kimin müridi olsun. İsterseniz yazın sorun. Vereceği cevap aynı olacaktır. Bir şey daha 1980’lerin sonunda Zaman Gazetesi’nin Genel Müdürlüğü teklif edilir. Ve orada dönen dolapları ve maskaralığı görünce çok kısa sürede hiç arkasına bakmadan kapıyı çekip gitmiştir. Ve fetoşun gizli kimliğini teşhis etmiştir. Sahtekar cemaatlere red, hakikilerine evet diyen ender ve cesur bir kalemdir. Şeyh Nazım’a biz de hürmet ederiz, ama İngiliz ikliminde İngiliz idaresine rüşvet-i kelam etmesini kabul edemeyiz.

      Sil
    7. 2*Evliyalık manevi ve ruhani alemde hususi bir terakki yoludur. Kalp ayağı ile Miracın gölgesinde ruhani bir terbiye ile ilahi hakikatlere varmaktır. Ancak bu tarikin bir çok vartası vardır. Evliyalık mesleği çok kolay olmakla birlikte çok zorludur, kısa olmakla birlikte çok uzundur, çok kıymetli olmakla birlikte çok tehlikeleri vardır. Bu yolun en önemli esası ihlaslı olmak, enaniyeti terk, hevayı terk, nefsi öldürmektir. Eğer bunda muvaffak olunamazsa onlardan şatahat denen hem kendine hem başkasına zarar veren haller görülür. Ve görülmüştür.

      Bunun bir örneği bir teğmenin gece nöbetinde kumandanlık zevk ve hevesiyle kendini general sanması veya öyle davranıp emirler yağdırması gibi bir çok evliya, aynı hataya düşer ve bir sineğin tavus kuşuna nisbeti gibi kendinde o derece büyüklük görür ve hata edebilir. Uzaktan uzağa velayetin sırrını hissedince kendini kutb-u azam gibi bile görür ve hataya düşer. Yani bir damlacık iken ve o damlacıkta güneşi göstermesi gibi kendini derya sanıp güneşi gösterdiğini sanması örneğinde olduğu gibi kendini şah-ı velayet oldum sanır. Hatta bir kısmı kendini Mehdi sanıp Mehdi olacağını sanır. Bu kimseler yalancı ve aldatıcı değiller. Ama Gördüklerini yani alem-i misalde gördüklerini hakikat sanıp öyle olduklarını sanıyorlar. Evliya arasında da böyleleri çok vardır. Çünkü esma-yı İlahi, en küçük daireden en büyük daireye kadar tecellileri cilveleri varıdır. Seyr-i süluk-u ruhanide o makamlara gelen bazı evliyalar kendini öyle sanır. Ama öyle değiller. Ve aldanıyorlar. Yani teğmenken generalin makamına oturunca general olduklarını sanması gibi.

      Baszen sülukta şükrü, niyazı, huşu içinde Allah’a yalvarmayı, insanlardan istiğnayı şunları yerine tercih ederler: Övünme, yapmacık hareketler, manevi sarhoşluk, şeriata aykırı söz etme, insanların teveccühünü ve başvuru merkezi olma gibi. Böylece hataya düşerler. Bunun için yüzbinlerce belki milyonlarca tasavvuf ehlinden ancak birkaç tanesi hakiki evliya olabiliyor. Sonra bunlardan manevi mecnun denen kimseler de çıkabiliyor. Fetoş bir ara Edirne’de iken tasavvufi mesleğe merak sarar. İşte o sırada ihlas eksikliği, kendini beğenmişlik, enaniyet gibi hallerini terk etmediği için gördüğü bir takım hallerden esinlenerek bazı makamlara eriştiğini sanmış. Ki Risale-i Nur’un hak ve hakikat mesleği yerine tasavvufi özlem ve iştiyakı tercih etmiş. Ve sonunda bir sinek iken kendini tavus kuşu olduğunu sanmıştır.
      Ehl-i tarik ana maksadı ve gayesi imanda inkişaftır. Dünyayı terk ile manevi alemde terakki etmektir. Siyasete ve dünyevi hayata ilişmemektir. Yani onunla meşgul olmamaktır.

      Bu konu çok geniş ama özet olarak böyle. Kitaplardan okunan rivayetleri ehl-i olmadığı halde tevile kalkışmak, hele ki olacağı belirtilen ancak gelmiş geçmiş olayları gelecek gibi göstermek evliyanın hatası olabilir.

      Evliyanın işi tabiki dünyevi işlerle iştigal değildir. Ama ümmete zarar verenler karşısında sükutu ise onlara meydan bıraktırır. Bu hatalıdır. Kaldı ki, her evliye tam evliya olmadığı için fetoşun fitnelerini bilmesi beklenemez. Ama gidilen yolun İslami olmadığını söylemek de bir vazifedir. Fitne yayılmaması için. Çünkü o cemaat manevi sınırları aşıp içimize giriyor. Harici düşmanla bir olmuş maddi manevi ihanet içindeler. En azından dini cemaatlere dil uzattıklarında veya entrika kurulduğunda bunu dillendirmeleri gerekir.

      Sil
    8. Cabir, Mehdi’nin bir ünvanıdır. Yani Mehdi hem Cabir, hem Mansur, hem Haris gibi ünvanları vardır. Mehdi de bir ünvandır. Mehdi'in döneminde her zaferi için bir ünvan verilmiştir. Mehdi’nin bir isminin Cabir olmasının sebebi, onun elinde güç bulunan süfyan’ı mağlup etmesidir. Yani onun maddi ve mücessem hakimiyetini yıkar ve son verir. NATO’nun kuruluş amacı komünizme karşı ittifaktır. Komünizm sonrası dünya politikaları değişti, NATO’nun rakibi dağıldı. Ama NATO kaldı. Bunun sebebi sizin yazdığınız gibi değildir. Melhemeler 3 tanedir. 1 ve 2. Cihan Harbi ile Körfez harekatının hepsi melheme olarak adlandırılır. Ortadoğu 25 yıldır ateşler içinde. Armageddon’un Hırsitiyanlıktaki anlamı ile bizdeki farklıdır.

      İstanbul’un 2. Fethi silahlarla değil tekbir ve tehlillerle olacağı belirtilir. Yani manevi cihadla. Mehdi’nin döneminde bir kumandanı yani bir siyasetçi Ayasofya’yı hizmete açarak fethi tamamlar. Ye’cüc ve Me’cüc’ün çıkış tarihi Kur’an’ın işareti ile 1961 yılı. Bu anarşi ve terördür. Dünyada terör ve anarşi ilk kez Türkiye’de görüldü. Ve son yıllarda istatistiklere göre dünyadaki terör ve anarşinin üçte biri Türkiye’de görüldü. Altın çağ meselesi Adnan Hoca grubunun Mehdiyet’e verdiği addır. Şimdi Önce Deccaüaller çıkar. Sonra Mhedi zuhur eder. Sonra Hz. İsa nüzulü eder. Sonra Ye’cüc ve Me’cüc çıkar. Ye’cüc ve Me’cüc deccallerin yaydığı dinsizlik cereyanının eseridir. Kalplerdeki manevi sedler dinsizlikle yıkılınca anarşi ve terör çıkar. Meseleleri doğru anlayalım.


      Sil
    9. Mehdi ve cabir farklı kişilerdir
      Mehdiye hilafet teslim edilecektir sarışın genç tarafından
      Cabir ise mehdi olmadıgı gibi halife de degildir cabir emirdir
      Cabir müslümandır
      Armageddon henüz gerçekleşmedi
      Yecüc mecüc isa as gökten inmeden çıkmayacaktır
      Deccal istanbulun 2. Fethinden bir süre sonra huruc edecek

      Sil
    10. Altın çağ mansur dönemindeki dünya islam devleti dönemidir 2.bir asrı saadet dönemi diyebiliriz.
      Melhame üç beş tane degildir melhame ruslarla olan savaşla girmiş olur lakin asıl melhame blog köşesindeki hadisi serigte de bildirildiği gibi rumlar yani abd ve avrupalılarla yapılacak olan amık dabık taki savaştır işte armageddon budur.

      Sil
    11. Yecüc mecüc ün 1961 de çıkmış olmasına imkan ve ihtimal kesinlikle yoktur
      Zira isa as gökten inmediki çıkmış olsun
      Kuranı kerim buna nerden işaret ediyor hiçbir ehli sünnet alimi böyle demedi.
      Lakin şunu biliniz ki
      ARTIK OLAYLARI YAŞAYARAK GÖRECEGİZ o günler çok yaklaştı

      Sil
    12. Adnan oktar masonların bir oyunudur
      Mehdiyet diye birşey yoktur
      Mehdi as gelecektir

      Sil
    13. Şu an zalimlerden sonra gelen ve hz. Mehdinin çıkışı öncesi ara dönemdeyiz
      Bu ara dönemin en önemli şahsiyeti cumhurbaşkanımızdır.
      Hz. Mehdinin zuhur edecegi zamana şeyh nazımın da dedi ği gibi türkiyedeki ordunun ikiye ayrılmasıyla gecilecektir.
      Çogu kişinin zuhur edecegini beklediği mehdi as degildir aslında armagedon sırasında süfyani ve mansur zuhur edecektir.
      Mehdi as ise armageddon savaşında teknolojiyi bitirecek tekbiri çekecektir
      Bu olaydan sonra zuhur edecektir.

      Sil
    14. Öbür saçmalıklarına gelince. Avrupalı karidanller Avsuturya'da 1984 yılında bir toplantı yaptı. Tevhidi kabul ve tasdik edip Allah adını kulanmma kararı aldı. Bunun açıklanmasına batıda türeyen neoliberal siyasiler mani oldu. O neoliberal iktidarlar Yahudi ağrılıklı küresel sermaye tarafından başa geçirildi. Reagan-Kohl-Thatcer bunu engelledi. Ve Irak-İran Savaşı ile ortalığı kana buladı ve arkasında iki körfez harekatı geldi. Kardinaller tevihidi niçin kabul etti. Çünkü 20 yıl önce Vatikan Konsülü yüzyıllar sonra toplanıp ABD'li bir cemaatin baskısıyla "İslam da bir kurtuluş yoludur" diye kabul etti. Ondan 18 yıl önce emperyalistleri İslam dünyasından çekilmeye kim zorladı. Ve Müslüman ülkeler istiklal yolunda adım atmaya başladı. O zaman İslam'ın sesi kısılmış, ülke ezan-ı Muhammedi yasağı sebebiyle diyar-ı küfür damgasını yemişti. Bu dünya çapındaki hizmeti kim yaptı. Ve ondan 40 yıl sonra komünizmi bir kaç hafta içinde yıkıldı. Nasıl oldu.Taikta şeyhleri mi, yoksa bilmem ne cemaatin siyasi lideri mi?

      Bunu Türkiyeli Müslümanlar hatta şeyhleri açıklyamayaz. İlimleri müsait değil. Onlar taklidi ve nakilcidir. Bunlar ise Kur'an'ın gaybi ihbaratıdır ki, anlamak için Kur'an işareti rasih alim olmak ister.

      Adnan Hoca falan diye isim verme. Şahıs üzerinden kavga yapmıyoruz. Yalnız Adnana Hoca cemaati belki batılm üzere veya değil. Ama Mehdi cemaati dışında Mehdi'yi en isabetli anlatan onlar olmuştur. Hele ki ilimle dini yorumları birleştirme özellikleri takdire şaşan.

      İkincisi senin Selanik Türkçesi ile Kur'ani ıstılahları ve kavramları anlama yeteneğin yoktur. Mehdiyet vnedir. velayet nedir, müceddit nedir bilinmez. O kadar cahsin ki bir müceddit olan Mehdi için (as) kullanıyorsun. Mehdi seni görse tokadı suratın aşk eder "Ulan ne zaman peygamber oldum ki bana as diyorsun" diye seni azarlardı. Kur'an emretmiş. Oku. Bin cilt okumadan da konuşma ve yazma. .

      Sil
    15. bu konu bence de çok önemli: Bu site de bile Mehdi için (a.s) deniliyor. Halbuki peygamberlere (a.s.) denir, sahabilere bile (r.a.) denir. Mehdi de sahabe mesleğinde olduğundan (r.a.) denilebilir

      Sil
    16. İbn-i Sîrin’den nakl edilmiştir: “Mehdî Ebû Bekr ve ‘Ömer (r.‘anhümâ)’dan üstündür… Ebû Bekr’e (r‘a) dediler ki:
      “O, Ebû Bekr ve ‘Ömer'den de mi üstün olacak?”

      “Ba‘zı Peyğâmberlerden bile üstün olacaktır!” diye cevâb verdi.. Yine ondan:

      “Ona Ebû Bekr ve ‘Ömer (r.‘anhümâ) üstün olamaz!” diye vârid olmuştur..

      (Berzencî, Kıyâmet ‘Alâmetleri, s. 193)

      Sil
  6. http://www.gazetevatan.com/okay-gonensin-995196-yazar-yazisi-22-kasim-di-10-kasim-a-geldi/

    Bir gün önce bir haber: FETÖ’nün önemli bir mensubu eşine demiş ki, 22 Kasım’da dışarıdayız...

    Dün yeni haber: Fethullah Gülen cemaate haber göndermiş, demiş ki, 10 Kasım’da her şey hallolacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abd ye tepki koyamadılar.Siyasetin içindeki fetöcülere dokunmadılar. Dolayısıyla pasif kalanlar düşmanın iştağını kabartırlar. Çok yakında her türlü melameti bekleyin...

      Sil
    2. Menderes ve Demirel ve de Erdoğan her üçü ABD politikalarına aykırı tutumları sebebiyle 1- Menderes asıldı. 2- Demirel 3 darbeye maruz kaldı 3. Erdoğan her ikisinin başına gelenden daha fazla baskı yedi. Niçin?. Dünyanın tek gücü olan ABD politikalarına daha doğrusu siyonist-neocon politikalarına karşı koyduğu için. Karşı koyduğu için ta 1964 yılından beri derin devletin üst aklı Gladiyonun kıtmiri ve uşağı fetoşla cezalandırılmak istendi. Peki 1965’ten hadi 1971’den beri bu Türkler niçin fetoşa aldanıp onu uydu? Şundan herkesin aklı sizin gibi olduğu için. Bu arada hatırlatayım. Özal ABD çıkarına hizmet etmediği için zehirle tasfiye edildi.

      Sonra Ak Parti fetoş arasındaki kavganın bir sebebi de devletin 3 erkini eline geçiren yani 1995 yılı itibarıyla Emniyet’in yüzde 75, askeriyenin yüzde 45, yargının yüzde 60’ını eline geçiren bir örgütle iktidar mücadelesine girdiği için bugün daha hür ve müstakil davranabiliyoruz. O yüzdeler fetoşun bir eski mensubunun rakamlarıdır. Demirel7e darbe olacak diye Fetoş'un postasına ait. Yaşınız kaç bilmem ama siz bunca senedir ne yaptınız. İktidarın bugün bu örgüte karşı büyük temizliği felaketin hicri 100 yıllık dönümünün sen-i devriyesinde olması akla ne getirir. Bir asır sonra sözünü kim söyledi. O oluyor. Bir de miladı asrın devriyesi var. Mmmmm..

      Kur’an “Allah’tan ümid kesmeyiniz” der. “İnanıyorsanız mutlaka üstünsünüz” der. Bu ezeli kelamın hükmüdür. Siz felaket dellalı olabilirsiniz. Ben de aksini iddia ediyorum. Bir iki sıkıntılı süreden sonra aksine hiç birşey olmayacak. Önümüzdeki Haziran’dan itibaren Latif ismi gereği değişim olacak. 40 yıllık icraat 4 yıla sığacak kadar büyük işler olacak ve. Allah’ın işine karışmayalım. Yalnız 7 yıl sonra bir asırlık hadisat yaşanmış olacak.

      Sil
  7. Yakında Tayyip Erdoğanın zamanında Bilal Habeşi ra türbesine saldıracaklar. Bu sufyanın yapacağı bir işe benzerlik olacaktır

    YanıtlaSil
  8. Tarikatın yayın organı Nurani TV’de konuşan Fatih Nurullah Efendi şunları söyledi:“Şu anda görünen zuhuratlar o ki, 1. Türkiye Cumhuriyeti son buldu şu anda. Bunu söyleyen biz değiliz, Avrupa basını. 2. Osmanlı kuruluyor, onun başı da Tayyip Bey 1. padişahımız olarak gözüküyor. Şet kuşatma vazifesi de mutasavvufların. Bu da görüyor ve gösteriyor ki inşallah böyle bir süreç geçecek kanaatim yani. Bir kaos ortamı, bir şey ama son sahne iyi bitirilebilirse, bu iş de biter artık. Tekrar 100 senenin nihayetinde Medine-i Münevver’de kurulan devletin devamı hüviyetindeki bir devletin yeniden ihyasıyla asr-ı saadetin kokularının geldiği bir süreci bu ümmet, bu millet başlatsın.” Daha fazla: https://tr.sputniknews.com/video/201610051025142869-ussaki-cumhuriyet-osmanli-erdogan-padisah/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen O hoca efendiyi görürsen benden selam söyle: Bir ara "Siyasiler bize gelip danışmıyor. Herkese soruyor bize sormuyorlar" diye kızıyordu. Teveccühü ilahiyi bırakmış teveccüh ü siyasi peşinde idi. Yani o tür nutuklar atıyordu, vaiz vezninde. O hoca efendi şimdi ise Tayyib'i padişah yaptı. Halbuki ahir zamanın hizmeti siyasi değil, dini yani Kur'ani ve imani. "Herşeyi maddede (dünyevi maslahatta) arayanların aklı gözündedir, göz ise maneviyatta kördür. Öyle olunca tutarsızlık ortaya çıkar.

      Ehl-i tarikin vazifesi terk-i dünya ile teveccüh ü İlahiye yönelmesidir. Onlar bunu uyguladığı nisbette ülke emin ellerin elinde olur.

      Sonra Kur'an 2 ayet ile padişahlık ve saltanat rejimini değil cumhuriyeti daha doğrusu demokrasiyi yani seçimle dünyevi iş görülmesini öngörür.

      Ehl-i din ve iman ve Kur'an hizmetinde mesailerinin yüzde 99'unu Allah için harcarken, seçim zamanı yüzde bir ile yöneticileri seçmeye ayırmalı. O seçim de dini dost kabul edenleri başa geçirmek içindir. Öyle olduğu için ülke 14 yıldır emin ellerde. Ve üstelik tanka tüfeğe uçağa 15 Temmuz'da dik duranların çoğu dindar-muhafazakar-milli duyguları güçlüler oldu.

      Tarikatlerin vazifesi manevi alemde imanı inkişaf ettirerek Allah'a yakın olmaktır. O tarz şimdilik aksıyor. Çünkü dünyevileşme var. Yani Süfyani engele takıldı. Mehdiyet dini ve vicdan hürriyeti konusunda mücadelesi olmasa idi ehl-i tarik asla yasaktan kurtulamaz ve yeniden ihya olamaz. Bu ülkede 90 yıl başörtüsü yasak oldu. Niçin. kim uyudu da yasak oldu.

      Sil
    2. Daha bundan 6 ay önce bu zat, Erdoğan'ın devri bitti biz Davutoğlu'na hükümeti verdik dememiş miydi? Şimdi de Erdoğan'ı padişah ilan etmiş! Gerçekten hayret ediyorum.

      Anayasa değişikliği, başkanlık sistemi zorlamasınlar bu şekilde sistem iyi demişti bu videoda : https://www.youtube.com/watch?v=Jrm5zoGUM6Y

      Söylenecek çok şey var ama şu birlik ve beraberlik ortamında çok konuşmak zannımca İslama zarar verecek.

      Ben vatanım ve ümmeti Muhammed'in selameti için duacıyım.

      Sil
    3. Türkiyede başkanlık olmmayacak zira bu durum rejim degişikliğidir ki mehdi as zuhur etmiş olur bu durumda
      Nurullah efendi hz. Düzen hazırlayan kişiye zemin hazırlayan erdoganı zemini hazırlıyor diye müjdelerken dikjat edersen bir kaos (süfyani ) tan bahsediyor evliya zatları iyi anlayalım.

      Sil
    4. Nurullah Efendi şahıs endeksli bir topluluğun başıdır. Mehdi'yi kendi ile kıyas edip ahkam kesiyor. Yani mumu güneşe örnek gösteriyor. O manevi bir topluluğun böyle dünyevi işleri bulaşması nice olur. Tarikatçlıkı mı, komitecilik mi?

      Mehdi, tarikat-ı Muhammediye'nin en büyük ve geniş ve de umumi tarikidir. Diğer tasavvufi tarikat ise tarikat-ı Muhammediye'nin küçük birer şubesidir. Küçük şube mensupları ne zamandan beri büyüğün işine karışır oldu. Mehdi gelince o tarikata değil tarikat ona tabi olup hizmet bayrağının altında bir bölük olacak. Zaten o geldiğinde tarikatçılık yasak ve gizliliğe bürünmüş olacak. Onun hizmeti tarikatı serbest bırakır. İşte o fetret döneminde yeniden sümsbüllenen ehl-i tarik biraz manevi kriz içinde olur. Öyle olnuca ne olur? Mehdi’ye tabi olmayacaklar da çıkar. Nurullah Efendi gibileri. Baksana, habbecikken kubbe oldum sanıp alem-i İslam'a kapsamaya kalkıyor.

      Mehdi İlahi düzenin adamı, dünyevi düzenin değil. Yani hizmeti Kur'an hizmeti. Kur'an'ın kaç ayati dünyevi ve siyasi düzenle ilgili. Kur'an'ın 4 esası, tevhid, nübüvvet, adalet ve haşirdir. Mehdi bunları esas alarak cihan çapında hizmeti olur. Öyle ki hükümet cumhuri, yani demokratik ve de seçime dayalı olacağı için hizmetinin trilyonda biri siyasi ve düzenle ilgili olmayacakmtır. Yani Süfyan ve komitesini mağlup edince, yani güneşin önündeki bulutu çekince güneş her yeri aydınlatır. Yoksa Nurullah Efendi'nin mumunu değil.


      Sil
  9. Mehdi as hicri 14. Asır yani bu zamanda çıkacaktır.
    Zaten şu an 40 yaşına girmek üzere
    İsmi muhammed dir
    Türkiye kaynamaya başladıgında .....
    Emir alınca teknik ve endüstri tekbir sebebiyle çökecektir.
    Saidi nursi velidir lakin ona mehdi diyenler yanlış düşünmektedir
    Zira o mehdi degildir ama mehdinin öncesindeki evliya zatlardandır
    Benden bir asır sonra çıkar diyen yine bediüzzamandır.
    Yakında şam toprakları karışır
    Harp patlar önce halifemiz sonra mehdi çıkar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1*Bana bak tufeyli bir daha Beidüzzaman’ı ağzına alma. Terbiyesizlik yapma. 20. Yüzyılda bu ülkede iki büyük cemaat dine hizmet etmiştir. O zaman ehl-i tarik dini cemaatler yoktu. Yer altında uykuya yatmıştı. Bu iki cemaat Bediüzzaman’ın v e Süleyman Tunahan’ın talebeleridir. Bunlardan biri Kur’an’ın anlaşılması diğeri ise Kur’an’ın okunması için hizmet etmiştir. Üstelik Süleyman Efendi Nakşi geleneğinden gelmesine rağmen Nakşi değil zamanın ihtiyacına göre hizmet etmiştir. Bediüzzaman da.

      Şimdi Bediüzzaman’ın hangi eserini okudun. Okudun mu hayır?. Bediüzzaman külli bir hizmet yapmıştır. Ve de meseleği tarikat değil hakikat mesleğidir. Yani tecdid mesleğinde.

      14. Yüzyıl 13. Yüzyıl meselesini Türkiye Müslümanları Süfyan karanlığında bir yüz yıl yaşadığı için anlaşılmaz. 13 yüzyıl ve 14. Yüzyılın zamanı, batı kültür ve anlayış geleneğinin kabulünden sonra karışıklığa yol açtı. Aslında rivayet dilinde kast edilen bu iki yüzyıl da aynı asır ve Mehdi’nin zuhur asrıdır. Şöyle:

      Batı kültür ve anlayışının hakimiyeti başlayınca hatta 1800’lü yıllarda Rumi takvim düzenlendiği için İslam’ın zaman tayin geleneğinden sapılmış. Yani asır imamı tarifinde 1200’lü yıllar 12. 1300’lü yıllar 13. Asır olarak nitelenmesi terk edilmiş. Yerine batıdan gelen tarif İslam tarifine monta edilmiştir. Şimdi Miladi takvim üzerinden tarif yapayım. 1800’lü yıllar 19. Asır, 1900’lü yıllar 20. Asır larak nitelenir. Böylece bu anlayıştan doğan 1300’lü yıllar 14. Asır olmuş. İslam anlayışında ise ilk imam yani müceddid hicretin 100’üncü yılında ortaya çıkar. Yani hicretin 2. Asrında. Mehdi 12. İmam. Yani 1300’lü yıllarda gelir. O zaman 1200’lü yıllar 11. İmamın, 1300’lü yıllar 12. İmamın yani Mehdi’nin zamanı olur. Cahil cühela ve tufeyliler bu gerçeği idrak edemediği ve kilise nazarıyla camiye bakar gibi miladi takvimle hicri takvime bakmış. Mehdi bir anlamda 14. Bir anlamda 13. Yüzyılda gelir. Onun çalışması sonucu 90 yıl sonra deccalist düzen dağılır. Hakimiyet ehl-i İslam’a geçer.

      Hakimiyet-i İslamiye siyasi yani dünyevi kavramlarla araçlarla değil manevi-dini kavramlarla tesis edilir. Onun da baş alameti ezandır. Ezan’ın yasaklandığı bir İslam ülkesi diyar-ı İslam’dan çıkar, diyar-ı küfür olur. Ezan serbest kalınca diyar-ı İslam iade olur. Bunun devamı dini eğitim, namaz, oruç, hac, tesettür, Kur’an eğitimi şeair-i İslamiye’dir ve bunların hepsi hakimiyet-i İslamiye’nin araçlarıdır. Ama Yahudi gibi dünyevi gözle bakan bunu anlamaz..

      Ehl-i tarik şunu iyi anlamalı. Mehdi tarikatçı değildir. O bir imamdır, müceddit. Tarikat şeyhi değildir. Tariketler Tarikat-ı Muhammediye’nin küçük ve özel şubeleridir. Hepsi birden tarikat-ı Muhammediye şemsiyesi altındadır. Mehdi bu şemsiyeyi temsil eder. Yani tarikat-ı Muhammediye’nin ve veraset-i nebevinin genel mümessili, genel veya ana şubesidir. Onun için Mehdi velayet-i kübra sahibi yani asfiyadır ve bu velayetin hatemidir.

      Sil
    2. 2* Şimdi İslam’ın son asrı 14. asırdayız. Veya Miladi anlayışla 15. Asırdır. 1506 tarihi ile 15. Asır biter. Şimdi Süfan tahribatına uğramış din ve iman ve Kur’an bilgisinin zayıfladığı bir zamanda bunların anlaşılması mümkün değil. 12. imamın Mehdi olması sebebiyle 1300’lü yıllar Mehdi’nin hizmet asrıdır. Hz. Peygamber teşrif ettiğinde “Ben Peygamberim” dedi. Mehdi ise “Ben Mehdi değilim” diyecek. O zaman şunun ve bunun ne olduğu bilinemeyecek. Ancak imtihan sırrına vakıf olan nur-u iman sahipleri onu bilecek ve davasına sahip çıkacak. Bu sırdandır ki, Bediüzzaman Risale-i Nur’da Mehdi hizmetini anlatırken o hizmeti yapacakları kast ederek şahs-ı manevi demiştir.

      Bediüzzaman bir asır sonra için zat demiş. Şahıs dememiş. Zat demesinin bir sırrı şahs-ı maneviyi kast eder. Ben M.e.h.d.i.y.i.m. dememiş. Öyle iken böyle bir alime bühtanda bulunmak mü’min sıfatına yakışır mı?

      Şimdi Şam denince nerenin kast edileceği iyi anlaşılmalı. Cahil cühelanın Şam’ın Suriye’nin başşehri Dımeşk sanır. Şam ile ilgili rivayetler iyi anlaşılmalı. Şam, Dımeşk ile Kudüs arasındaki bölgenin ismidir. Oranın ahir zaman bakımından önemi üç sebepten. Birincisi hem Mehdi, hem Süfylan Dımeşk’e gelir. Yani vazife yaparlar. Ama o zaman her ikisi de Süfyan ve Mehdi değil. Sonra ilk melhemede en şiddetli savaşların yapıldığı yerdir. Üçüncüsü Şam’ın adının geçmesinin sebebi Mehdi-Mesih tarafından deccalin öldürülerek kurtarılmasına kinayedir. Şimdiki anarşi ve terör çarpışmaları mı daha büyük önemli, yoksa 1915-19 arasında o bölgede İngiliz-Fransızların Osmanlıyı mağlup edip mukaddes şehirleri işgal etmesi mi daha büyük felaket. Ve küfr-ü mutlaka yol açar. O zaman hilafet vardı. Diyar-ı İslam’dı. Ve işgale uğradı. 3 Osmanlı ordusu biri tamamen yok oldu. Biri esir oldu. Biri firar etti. O zamanki durum mu acı yoksa şimdiki mi? Beni Asfar yani Beni Kantura’nın veletleri yani Türk anlamındaki İngiliz-Fransız kast edilerek Etrak (Etrak kelimesi ilk olarak rivayetlerde bu sarışın ve soğuk ülkenin insanları için kullanılmış, sonradan Horasanlılar yani Türkler gelince galat-ı meşhur ile onların lakabı olmuştur) gelip diyar-ı İslam’ı işgal etmesi mi? Yoksa şimdi terör ve anarşistlerle iç savaş mı? O zaman hilafet vardı. İttihad-ı İslam vardı. Şimdi ise münafık ve cebabire denen diktatörler. Üstelik hakimiyet-i İslamiye yerine fetret dönemi.

      Bilgi sahibi olmadan yorum yapılınca ortalığı duhan kaplıyor.

      Hilafet kesintiye uğramadı. Hilafetin siyasi kanadı yani dünyevi tarafı yıkıldı. Peki manevi hilafeti kim temsil ediyor. Halifetullah ne zaman gelir? Hilafetin siyasi kanadı çökünce. O zaman hilafet Mehdi ve cemaatine geçer. Hakiki hilafet ilk 4 halifenin zamanında olduğu gibi olur. Sonra Mehdi ile devam eder. Hz. Hasan’ın (ra) dediği gibi. “Dünyevi hilafeti bıraktım. Esas hilafete geçiyorum” der. Hadislerde “Hilafet biter Mehdi zuhur eder” denir. Bunun anlamı üzerinde iyi tahlil yapılmalı. Hz. Ali (ra) Celcelutiye adlı eserinde Deccalin 1930 yılı civarında yaptığı bir icraatı nazara vererek “O zaman Deccali bekleyiniz” der. O zaman Mehdi de zuhur eder. Hepsi 1926 yılına işaret eder.


      Sil
  10. Sayın Abdurrahim Bey'e
    Tufeyli ha, seni tebrik ediyorum.Dikkat ediyorum da senin gibi düşünmeyen her kese bir kulp takıyorsun.Senin fikirlerine ters olan her şeyi yok sayıyorsun.Saldırgan bir üslubun var.Unutma ki hakikat sakindir, yalan gürültü yapar.Şahsınla alakalı bir lafım olmaz olamaz.Sen milletin jandarması değilsin.Hakarete varmadığı sürece her kes istediği gibi fikrini belirtir veya inanır.Nakşibendiliğin kurucusu Sıddık-ı Ekberdir(R.A.).Laflarını iyi tart öyle yaz.Tehlikeli sularda yüzüyorsun.Bu yolun hakiki büyükleri her zaman işini en güzel şekilde ifa etmiştir,etmeye de devam edeceklerdir kıyamete kadar.Birini yücelteceğim diye milletin kafasını gözünü yarma.Hepimiz Allah'ın(C.C.) kuluyuz vede günahkarız.Rabbim cümlemizi hidayetten ayırmasın.Selametle

    YanıtlaSil
  11. Ahmet Tutar
    Dinin yarısı terbiye ve ahlaktır. Özellikle bu ehl-i tarikte birinnci esastır. İslam Büyükleri’ne özellikle zamanımızda iman ve Kur’an hakikatlerinin ihyası için cehd eden bir İslam Alimi için bir geveze şeyhin sözü ile lisanen tecavüzde bulunana terbiyesi verilir.

    İkincisi, Türk ta Osmanlı’dan hatta Karahanlılar döneminden bu yana esas misyonu ilim ve irfan değil, kas gücüne dayalı hizmettir. Kas gücünün öfkesini terbiye ve teskin etmek de medreselerden çok ehl-i tarik ve tasavvufun işi olmuştur. Bu ahir zamanda değişir. Kas gücü yerine akıl gücü gelir. Bunu da yapacak olan Mehdi ve cemaatidir. İmam-ı Rabbani onun için Mehdi’yi ilm-i kelam sahibi olarak tarif ve takdim eder. Bu akli vazife tesisi için bir asır gerekecek.

    Üçüncüsü meczubane halleri olan ve de İngiliz’e hürmetkar bir şeyh kalkmış Risale-i Nur’u modası geçmiş diye nitelemiş. Cahilane dil uzatmış. Bir tek ilmi eseri olmayan tasavvufi neşe ve muhabbetle etrafına tesir eden birinin sözü ile terbiyesizlik yapılması. Kladı ki, Mehdi- Mesih-Deccal Türk dini literatüründe pek yer almaz. Bilinmez. Özellikle Osmanlı bir fitneye sebep olmaması için bu tip eserlerin yazılmasını ve bulundurmasına izin vermemiş. Deccal konusunu zamanımızda gündeme ilk getiren zat Hz. Bediüzzaman’dır. Bir dönem gaflet içindeki millet bu konuyu anlayamadı. Ne zamanki din ve vicdan hürriyeti geldi ve İslam Alemi ile münasebetler arttı, özellikle Şia’nın temel argümanı olan Mehdi konusu Humeyni sonrası aktüel oldu, onlardan mülhem önüne gelen yalan yanlış bu konuda fikir beyan etti. Sonra Arapça eserlerden tercümeler yapıldı. Gelişi güzel. Konu laf kalabalıklığına getirildi.

    Sonra bir kaç Mehdi meraklısı konuyu magazinel haline getirince ve de konuyu anlamayanlar işin içine girince ortalık kadınlar hamamına döndü.

    Halbuki Hz. Peygamber net söylemiş: Hilafet biter, cebbarlar devri (deccaller) başlar. Arapçada kim ifade edilirse zıddı da ifade edilmiş olur. Bu sebepten deccal-Mehdi ortaya çıkar. Hadis’te son kuvvetli halife vefat eder ondan sonra gelen de Şam’da toprağa verildiği yıl Mehdi’nin zuhur edeceği belirtilir. Demek ki Mehdi gelmiş. Yalnız zuhuru başka hakimiyeti başka. Siyasallaşan ve gözü dünyada olanlar her devride olur. Bu sebepten bir çok ravi Mehdi’nin zuhurunu değil hakimiyetini müjdelemiş. Bu da kafa karışıklığına yol açmış. Hele ki deccal kurbanı Türk kafasını. Ne diyordu Abdülhamid şiirinde şair: “Deccale zil çalan böyle bir milletin” Ayrıca Abdülhamid’in Şazeli Şeyhi: Hareket ordusunda deccal vardı, önleyemedim. Çünkü deccali, tasavvuf ehli mağlup edemez. Onun ilacı Mehdi’dir. O ise ayrı bir konu. Şah-ı Nebi’den sonra şah-ı evliya Hz. Ali Ercuze kasidesi’nde belirtmiş: Arap harfleri acem harfleriyle değişince deccali bekleyeniz. Deccal gelince Mehdi de gelmiş olur.

    Kişinin evliya olması veya şeyh olması başkasını kötüleme hakkı vermez. Verirse ağzının payını alır. Zaten tasavvufun büyüklere küçük evliyadır. Mücdedi, Mehdi, mezhep imamları gibi Velayet-i Kübra sahibi değil. Çok veli hem kendisine hem de başkasına zarar veren ve şatahat denen sözler etmiştir. Gerçi bundan mesul olmamış ama ortalığı bozmasına da karşı tashih argümanıyla izin verilmemiştir. Hele bir de meczuplar var, yani manevi mecnunular. Onlara ne demeli? Neticede konuyu anlamamış, sözü götürüp Hz. Ebu Bekir’e dayandırman ilmi bir yolunun olmadığını gösterir.

    Gayb Allah’ın tasarrufu altındadır evliye ve alimlerin değil. Mecazla ve teşbihle belirtilen ihbaratın dış manalarına bakılarak hüküm verilmez. İişaret ettiği manaları bulmalı. Ve anlamaya çalışmalı. Mehdi ve Deccali herkes bilemeycek. O imtihan sırrına tabi. Nur-u iman lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlim ilim bilmektir,
      İlim kendin bilmektir.
      Sen kendini bilmezsin,
      Ya nice okumaktır?

      Okumaktan mani ne?
      Kişi Hakkı bilmektir.
      Çün okudun bilemedin,
      Ha bir kuru emektir.

      Okudum bildim deme,
      Çok taat kıldım deme.
      Eri hak bilmez isen,
      Abes yere yelmektir

      Dört kitabın manası,
      Bellidir bir elifte.
      Sen elifi bilmezsin,
      Bu nice okumaktır?

      Yiğirmi dokuz hece,
      Okursun uçtan uca.
      Sen elif dersin hoca,
      Mânâsı ne demektir?


      Yunus der ki: Ey hoca,
      Gerekse var bin Hacca.
      Hepisinden iyice,
      Bir gönüle girmektir.

      Yunus Emre

      Sil
    2. Aklı Tutmaz
      “Herkes ayinesinin müşahedatına tabidir.” Kiminin aynası kara, kimimin ki yalancı, kiminin ki ise beyazdır. Akıl ayinesi de böyledir. Herkes aklının renk skalasına göre görür. Şeyh Nazım Kıbrısi ehl-i tariktir. Ne yaparsa kendinedir. Mesleği gereği ferdi terakki ve inkişaf peşindedir. Ülkesi İngiliz işgali altında onlarla iyi geçinmiştir. Hiç eleştirmemiştir. Ve onlardan hüsn ü kabul görmüştür. Ölçüleri ümmet adına değil, kendi telakkilerine göredir. Böylesi ehl-i tarikte çok görülür. Manevi aleminde bazı haller dolayısiyle gurura ve enaniyete kapılma ihtimali çok yüksektir. Ve öyle olmuştur. Manevi alemdeki olduğu gbi dünyevi alemde kendini arzın merkezi sanıp Kur’an’ın hükümlerini kişileri göre ayrıcalık yaptığı vakidir. Bir örnek tesettür meselesi. Tesettür şahıs endeksli hizmet görenlerde örnek fetoş ve Kıbrısi’de şear-i İslamiye’den olmasına rağmen lakayd kalmış baş açıklığına sözleri ve lisan-ı halleri ile cevaz vermişlerdir. Biri teferruat olarak görmüş, diğeri ise adamına göre hüküm vermiştir. Kıbrısi Özal’a iltifat yağıdır ve överdi. Bir gün bir gazetecinin eşinin başının açık olmasını hatırlatınca, aldığı cevap: “Normaldir, bulunduğu makam gereği başı açıktır” demiştir. Halbuki Kur’an’ın emri muhkemdir ve kimseye istisna tanımaz.

      Sonra hükmünün geçtiğini iddia ettiği Risale-i Nur’un müellifinin hayatta tek mahkumiyeti vardır, o da ülkenin en karanlık istibdat döneminde tesettür risalesini telif edip ümmete hediye etmiştir. Ve bundan dolayı yargılanıp hapis cezasına çarptırılmıştır. Onun bir hanım talebesi 30 yıl sonra Nazım Kıbrisi gibi erkeklerin gerekli önemi vermediği başörtüsü için o eseri okuyarak, tesettürü bayrak yapmış ve bu yolda adam gibi üstelik birçok erkeğe taş çıkartacak ölçüde tesettür emrini savunmuştur. Ve tesettür yasaklandıktan tam tamına 90 yıl sonra 2015 tarihinde serbest olmuştur. Ve o tesettür bayraktarlığını yapan kızımız yaşlılık döneminde yani 45 yıl sonra söylediği söz budur: “Erkekler bizi bu mücadelede yalnız bıraktılar”

      Yani fetoş ve Kıbrısinin önem vermediği şeair-i İslamiye’den olan tesettür dini bir hüküm olarak ihya olmuştur. Ahir zaman hizmetinin ikinci önemli faslı hayat faslında dini ve İslami sembollerin ihyasıdır. Bu ezanla başladı, dini eğitimle devam etti ve tesettürle zirveye ulaştı. O sırada Kıbrısiler, fetoş gibileri ise siyasilere muhabbet peşinde siyasi ahkam kesiyorlardı. Ne oldu? Kim kazandı. Hatırlatırım fetoş verdiği beyanatlarda Risale-i Nur’un hak ve hakikat meşrebinde değil tasavvuf ehli olduğunu söylerdi.

      Şimdi fetoş ve Kıbrısi mi daha mücahid yoksa Şule Yüksel Şenler mi? Hz. Peygamber “Ahir zamanda kadınlar taifesinde hakaik-ı imanyi ziyade inkişaf edecek. O zamanın dalalet tehlikelerinden bir derece mahfuz kalacaktır” ve “Ahir zamanda ihtiyar kadınların dinlerine iktida ediniz” demiştir. Bediüzzaman üstüne üstlük onlardaki şefkat kahramanlığını nazara vererek “Bu seciye-i fıtri, İslam’da ahir zamanda büyük bir hizmet ve hayat-ı içtimaiyede İslamiyet dairesinde bir esas olacağına bu gibi hadis-i şerifler işaret edip remzen haber vermişlerdir” diyor.

      Yani kendilerine itaat ve uyulduğu zaman velevki günahkar olsa övüyor, onlara uymayanları ise red ediyorlar. Bir nevi manen himaye ediyorlar. Her ikisinin dönemi küfrün karanlığı idi ve bundan kurtulmak için ciddi gayretleri olmadı, olan da kendi doğrularına hizmet şeklinde oldu.

      Şimdi kimin sözü dinlenir? Şule’nin mi, fetoşun mu, kıbrısi’nin mi? Peygamberimiz dinde yaşlı kadınlara uyma emri verdiği için ben Şule Hanım’a tabiyim, Cumhurbaşkanı olmuş veya başbakan olmuş diye karısının başını açık olmasına cevaz verene asla ve kat’a uymam. Ve de Hz. Ebu Bekir (ra) taltif beklerim.




      Sil
    3. İlim Allah'ı bilmektir
      1* Din aklı olan içindir. İnsanı, hem melaikiye hem de hayvanata üstün kılan ve onun insan olmasını sağlayan akıldır. Akıl, mana ve hakikatleri anlama vasıtasıdır. Bu anlama işlemini yapma eylemine ilim deniyor. Yani insan bilgi sahibi olmasını sağlayan akıldır. Aklı iptal ederseniz ilmi kaybeder ve insan olmaktan çıkarsınız. Aklın kendini ve dışındaki varlıkları bilmesi, tanıması akıl ile olur. İlim, hakikati bilmek içindir. Ve marifetten daha genel ve kapsayıcıdır. İlmin zıddı cehildir. Bir ilmin hak olabilmesi için esası Allah için olmasıyla mümkündür.

      İlmi bize bahş ve ihsan ederek melaikeye üstün kılmasını sağlayan Cenab-ı Allah’tır. Kur’an, Allah’a hilafet meselesinde Adem’i meleklere üstünlük veren Allah’ın öğrettiği ilim olduğunu hatırlatır. Nitekim bu üstünlük karşısında melekler Adem’e mağlubiyetlerini kabul ederken Cenab-ı Allah’ı, lim ve Hakim olduğu için Ademi öğretip kendilerine galip geldiğini teslim ve kabul ediyorlar. Bakara/31-32.

      Hz. Adem-Havva çiftinin çocuklarının iki çeşit ilmi vardır. Biri fikrinin dışa yansımasıdır. Buna ilm-i kelamda inşa denir. Diğeri ise dışardan fikrine gelir ki buna haber denir. Bu iki ilimle ihtiyaçlarını tatmin eder. Yani insan aklı ile elde ettiği ilmi kullanarak kendi için hayır işler. Dışarıdan gelen ve infiali kavramıyla ifade edilen ilim ise Risale-i Nur’da ifadesini şöyle bulur: “Ruhun zaman ve mekanlarda cevelan edip esrar-ı kaniatta nüfuz etmesine olan meylinin hatırı için tarihvari elde edilen malumatlarla haberleşir. İşte bu da infiali ilimdin hasır olur”

      Ahir zamanda beşer bütün kuvvetini ilimden alacak. Hüküm ve kuvvet ilmin eline geçecek. Kur’an, ilim ve fenlerin en parlağı olan belagat ve cezalet yani güzel anlatımın çok rağbet göreceğine remzen işaret eder. O zaman insanlar fikirlerini kabul ettirmek ve uygulatmak için bundan güç alacaktır. İşte Mehdi’nin ahir zamanın fen ve ilimlerin en üst düzeye geldiği bir zamanda vazife alacağından Kur’an’ın belagat ve fesahatini uygun olarak asr-ı saadette olduğu gibi teblig ve irşatta, ispat ve delili metodunu kullanacaktır. Çünkü…

      Cenab-ı Allah’ın bize ihsan ettiği akıl, zeka ve şuurun sebebi ilim edinmek, marifet öğrenerek kulluk etmektir. Zaten ibadet, ilim ve dua ile tekemmül etmek için gönderilmişiz. Her şey ilme bağlandığından Allah’ın emirlerini, hükümlerini icra ve kanunlarını uygulamak için ilim sahibi olmak gerekiyor. Binlerce sene ilim inkişaf ede ede hakikatler daha çok ortaya çıkıyor. Ayrıca Kur’an’ın “akıl etmek misiniz, düşünmez misiniz” diyerek aklı ve ilmi ikaz ediyor. Ve “Kur’an ekser ayetleri, her biri birer hazine-i kemalatın anahtarı ve birer define-i ilim miftahı” olduğundan ahir zaman Mehdisi Kur’an’ı dayanarak onun metoduyla hakikatlerini ilimle açıklayacaktır. Bu da vahşet döneminin metodları ile olmayacağı akıl ve ilimle olacağını gösterir. Bediüzzaman bunu 117 yıl önce örfi idare mahkemesinde “Medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir.” demesi bu hakikattendir.

      20 yıl sonra Anayasa’dan İslam dini maddesi çıkarılınca çok önemli bir tesbitte bulunur: “Evet, evvelâ başta (Dinde zorlama yoktur rüşd) cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukabil mânevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıcıyla olacak. Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur’ân’dan çıkacak (Mehdiyet) diye haber verip bir lem’a-i i’caz gösterir. “

      Sil
    4. 2* Kur’an manası ve lafzı mucizevi olduğundan irşad ve tebliğ Kur’an’ın bu mucizevi anahtarıyla ispat üzere olacaktır. Nitekim Hz. Peygamber, Yunus/99 ayetinin “Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi birden iman ederdi. Yoksa insanları imana gelinceye kadar zorlayacak mısın?” talimiyle “Rabbimiz biliyor ki biz gönderilmiş elçileriz. Vazifemiz size bildirmekten(tebliğden) ibarettir” demiştir.

      Kısaca özetlersek insanı üstün kılan: Aklı ve onu kullanarak ilim sahibi olması ve bununla hem kendine hem de diğer varlıklara bakarak Halık’ı tanımasıyla Allah’a iman etmesidir. Mehdiye savaşlar, siyasi makamlar, askeri güçler izafe edenler, Kur’an’ın hakikatlerine muhalefet eden manalar vererek rivayetleri saptırıyorlar. Rivayetlerin dış manasına bakıp tevilde bulunuyorlar. Tarihler veriliyor. Kendinden menkul keramet gibi kendilerinden menkul rivayet tabiri yapıyorlar. Tabi çocuğun kumdan kaleler inşa etmesi gibi bir vakıa oluyor.

      Hz. Peygamber bir gün Hz. Ali’ye (ra) kalb bir iken birden fazla kişinin nasıl sevilebildiğini, yani hem Allah’ı, hem peygamberi, hem çocuğunu hem de eşini nasıl sevdiğini soruyor. Hz. Ali (ra) günlerce canı sıkkın cevabını bulamadığı bu sorunun cevabı halinden şüphelenip “Nedir sıkıntı ya Ali” diyen Hz. Fatma’nın (ra) öğrettiği cevapta yatıyor. Yani “Ya Ali, Allah’ı imanım ve aklımla, Peygamberi imanım ve ruhumla, çocuklarımı babalık şefkatiyle, Fatma’yı insani nefsimle severim de” demiş.

      Evet inkar-ı uluhiyetin zirve yaptığı bu deccaliyet asrında Allah’ı sevmek için önce imana sonra akla sahip olmak lazım. Buna varmanın yolu da ilimle olur.

      Şimdi Yunus Emre tasavvufi açıdan nefsine söylemiş. Bu eksiktir. Onun ki kalb ayağı ile yani aşk odaklı bir meşreptir. Halbuki Alim ve Hakim olan Allah, hikmetle bize ilmi vermiş. Bu da ilim sahibi olup hakiki ilim sahibini bilmek içindir. İlim de ancak okuyarak olur. Dört kitap aslında Kur’anda mecmu. İmanıbillah ve muhabbetullah cümle kainatı kuşatan esas dairedir. O daireye giren zaten aynı güneşin aynası olması hasebiyle Allah ve sevgisinin kapsayan vahdeti teşkil ederler.

      Alem-i İslam’ın düşman istilasına uğramasının bir sebebi ittihad-ı İslam kongresi olan Hacc vazifesinde yapılan tembelliktir. Bin değil bir defa herkes bunu ifa etseydi düşman çizmesi altında 50 yıl ezilmez ve 100 yıldır onların güdümünde esir ve oyuncağı olmazdık. Bizim vazifemiz gönüle girmek değil, Allah’a abd olmaktır. Ona abd olmanın yolu ise imandır. Şiirsel şahsi ninniler değildir. Tasavvufi neşeler ve heyecan değildir. O am değil hastır. Yani isteyenin meşru tercihidir. Amma ve lakin, her şey Allah’ı göstermediği ve işaret etmediği yani her şeye mana-yı ismiyle değil mana-yı harfiyle bakmadıkça Allah’a imanla varmanın yolu ya eksik olur, ya dolambaçlı olur ,ya da sırattan sapmak olur. Biz Tevhid havuzunda hemhal oluruz. Önce imanda inkişaf farzdır. Cennete veli olmadan girilebilir, ama imansız asla.


      İlim aynı zamanda yedi subuti sıfatındandan biridir. Öyle olduğu için bu kainatta her ne oluyorsa yapan Allah’ın muhit bir ilmi var. Yani zatının olması gereken bir özelliğidir. O muhit ilminin külli kapsayacılığı Her şeye lazımdır. Ondan hiçbirşey gizlenemez. Ayrıca bütün mevcudatta görününen hikmetler o ilme işaret veder. Çünkü hikmetle iş görmek ilimle olur. Kanitataki gezegenlere, yıldızlara, eşyaya yani herşeye şekil verdmek, muntazam suretler vermek herşeyi yeli yerinde yapmak ancak muhit bir ilimle olur. Senin dahil bütün canlıların rızkını vermek de buna dahildir.

      Sil
    5. Abdurrahim bey
      Yine kantarın topuzunu kaçırmışsın. Olsun önemli değil. Gayem laf yarışı veya bir şeyleri dayatmak değil. Baştada dediğim gibi sadece herkes kendi fikrini söylemede serbesttir, bir şartla ki ''illa edeb illa edeb'' blogda yazılan şahsi fikirler kimse için amentü değil. Senin yazdıklarını bu kategoride gördüğüm için benim açımdan sıkıntı yok. Ama zahmet edip uzun uzadıya yazmana da gerek yok , sözün tamamı ahmağa söylenir. Bizim maksadımız bir gönüle girmek olduğu için muhabbetimiz de bu minval üzeredir. Çünkü o gönül ki Rabbülaleminin nazargahı dır. Anladım ki mevzuyu anlamamışsın veya ben anlatamamışım . Ben unumu eleyip eleğimide astım. Her kesin aklı kendine güzeldir. Bunada saygım vardır. Biz ancak birbirimizi uyarmakla mesulüz. Gerisi kişinin kendi bileceği dir. Ama anladım ki sen jandarmalıktan vaz geçmeyeceksin. O da senin tercihin. Benim int.sınırsız , zamanım da bol.
      Mehdi (a.s.) konusuna gelirsek herkes birşeyler yazıyor. Hadis-i Şerif olarak zikredilenlere lafzına vede manasına hiç birşey demem , o benim işim değil. Bildiğim vede sadece beni bağlayan birşey var oda ''kitaplarda yazdığı gibi olmayacak'' sözüdür. Mübareğin Doğum tarihinden yaşına kadar her şeyini bilen , fakat ne hikmetse kendisini bir türlü bulamayan arkadaşlar. Ya yazdıklarınız veya beklediğiniz veya inandığınız gibi çıkmazsa arkanızı dönüp gidecek misiniz? Kesinlikle böyle olacak veya oldu diyerek kendimizi vede bize itimat eden başkalarını şartlandırmayalım , adı üstünde gayb konuları dır vede üstü kapalıdır. En güzeli itikadımızı düzeltip salih amellerle yolumuza devam. Olacak ,olacaktır kaçış yok. Kim ne derse desin. Bir söz vardır belki duymuşsunuzdur " eğer inek yüklüyse mutlaka doğuracaktır " bunun ötesi yoktur. Asla kesin konuşmamak gerek. Çünkü yüzdeyüz yanlız Rabbülalemin'dir.
      Abdurrahim ciğim bak ne güzel bilgi vede kelime dağarcığın var . Bunu burda ki gençlere kendi doğrularını dikte etmekte kullanacağına onları paylayıp bir takım lakaplar takmakla uğraşacağına onların önünü aç senin gibi düşünmeyenlerede hayat hakkı tanı. Müslüman müslümanın kardeşidir ve birbirini uyarmakla vazifelidir. Bu yazdıklarımda bu niyet iledir. Yine de yanlış anlaşılıp kalbinizi kırdıysam özür dilerim. Vaktinizi aldığım için hakkınızı helal edin. Biz öfke ve kuvvetimizi ancak küffara karşı kullanırız,yoksa mümin kardeşimize karşı değil. Şahid ol ya Rab. Hepiniz Allah (C.C.) ' a emanet olun. Rabbim memleketimiz üzerine oyun kuranların hepsini kahhar İsmi Şerif'i ile kahreylesin. Cümlemizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Amin

      Sil