.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

30 Ekim 2015 Cuma

DAHA BÜYÜK İŞLER YAPACAKSIN EY MİLLET, PES ETME !

Mehmet Ali BULUT / Haber 7
Telaş etmeyin, bu millete daha çok iş düşecek. Daha çok işimiz var, insanlık adına yapacağımız. O yüzden cesur olun.
Evet, geçici bir kış dönemine giriyoruz ama bu, eksikliklerimizi ikmal etmek içindir. Malum bu millet hala vaktinin çocuğu olamadı. Önümüzde duran çetin günleri, kendi ürettiği vasıtalarla geçemeyen tüm milletler dökülecek zira.
Âlemin kuralıdır; vaktinin çocuğu olma kabiliyetini kaybetmiş her toplum, başkalarının kölesi olmaya mahkûmdur. En azından başka kavimlere hizmet etme utancına çarpıtılır.
19. yüzyılın başına kadar İslam dünyası -ve tabii Osmanlı- dış etkilere direnç gösterecek imkân ve kudrete sahipti. Fakat o kudret, artık bilim üreten kavimlere karşı direnecek gücünü kaybetmişti. Nitekim İslam dünyası, kendisini çağın bilimsel gelişmelerine adapte edemediği için, kısa süre içiresinde, bilim üretmeye başlamış Hristiyanlık dünyası karşısında acz içine düşmüştür. Bu acz ve cehalet, 1850’lerde itibaren yıkıma dönüşmüştür. O tarihten sadece 75 yıl sonra İslam’ın hamisi, koruyucusu Osmanlı yıkılmış, İslam sahipsiz kalmış, halkları ve arazileri paylaşılmış, İslam halkları bir daha bir araya gelemeyecek halde mikro devletçiklere bölünmüştür. Bu paylaşım sonrasında Türklere de kendi devletini kurma fırsatı verilmiştir.
Gerçi millet, gayret ve azim göstermeseydi o da olmayacaktı. Bu millet (Türküyle, Kürdiyle, Laz’ıyla, Arabıyla) güç birliği yaparak şu Anadolu’yu elinde tutmayı başardı, Allah’ın da yardımıyla.  Osmanlıdan kalan son kara parçasını yedi düvele karşı savunma azmi ve kabiliyeti göstermemiş olsaydık eminim bugün bu topraklar üzerinde pekâlâ Rum ve Ermeni devletleri olabilirdi. Fakat şükür ki Cenabı Hakkın da ikramıyla bu topraklar, İslam’ın yurdu kalma azmini sürdürdü.
Gerek Çanakkale muzafferiyeti, gerekse hemen ardından gelen ve imkânsızlıklar içinde gerçekleştirilen İstiklal Harbi, kader diliyle, insanlık âlemine demiştir ki “Bu milletin daha işi bitmedi. İslamiyet ve insanlık adına yapacağı işleri var!”
Mademki kader o kadar güçlü kavimler karşısında bile bu milletin bütün bütün yok edilmesine fırsat vermedi, öyleyse bugün de bu halkın yok edilmesine, birilerine yem olmasına fırsat verilmeyecektir, müsterih olun. Kaderi ilahi ve hikmet buna müsaade etmeyecektir.[1] Bediuzzaman Hazretlerinin Rüyada Bir Hitabe’de temas ettiği gibi bu millet, hak ve adalet namına, inşallah, geleceği haber verilen “cennet asa istikbalin”inşasında da istihdam edilecektir. Kur’an’ın üç temel açılımından biri olan Risale-i Nur’un[2] bu milletin lisanıyla yazılması dahi bunun işaretidir!
Evet, bu millet İslamiyet’e yaptığı bin yıllık bir hizmetkârlıkla büyük bir millet olduğunu göstermiştir. Çok az kavme nasip olmuş parlak şeref levhalarıyla tarihe adını yazdırmıştır. Cesareti ve azmiyle Kur’an’ın[3], İstanbul’u İslam topraklarına katmasıyla da Hz. Peygamberin (asv) senasına da mazhar olmuştur.
Bugün de, biri elinden tuttuğunda neler yapabileceğini göstermeye aday bir millettir. O yüzden de başından bela eksik olmuyor. Her gün bir başka badire açılıyor başına ki fırsat bulup ayağa kalkamasın. Yüzlerle, binlerle telef olur da kimsenin kılı kıpırdamaz. O kendini muhafaza için bir şey yapsa barbarlıkla suçlanır. Son iki yüz yıldır sahipsiz. Zaman zaman onun adına öne atılanlar da el birliği ile boğulmuştur. Kim ona sahip çıksa, hain ilan edilir. Cumhuriyet ile birlikte devleti idare eden kadrolar tarafından istiskal edilmiştir. Cumhuriyet rejimi adeta, onu imha etmek üzere tasarlanmış bir projeye dönüştürülmüştür.
Oysa hakikaten bu millet elinden tutulduğunda, yol gösterildiğinde ve ona sahip çıkıldığında neler yapabileceğini sayısız kere göstermiştir. Namık Kemal'in Osmanlı'nın son dönemindeki yıkılmalar ve çözülmeler karşısında feryat ederek söylediği;
“Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim / Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten” (Biz öyle yüksek himmet sahibi, hamiyetli, çalışkan ve güçlü bir toplumuz ki, bir küçük aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet çıkarmışız)  diyerek Osmanlı'nın bir avuç insanla nasıl kurulduğuna ve nasıl başarılı bir ulu devlet yapıldığına atıfta bulunmuş, bu yıkılıştan da bir çıkış var edilebileceği ümidini gündeme getirmiştir…
Akif ile Namık Kemal, geçmişin örneklerini önümüze koyarak, o yüce himmetli dedelerimizden bahis açarak, yüreklerimizi heyecana ve himmetlerimizi gayrete getirmek istemişler. Elbette boşa gitmemiştir. Bu milletin yedi düvele karşı istiklalini yeniden kazanmasında o yüce himmetli insanların teşvikinin de büyük payı vardır… Hatta denilebilir ki cumhuriyeti kurabilmemiz şu ümidin meyvesidir.
Aynı dönemde, bu milleti hakikaten sevmiş ve eserlerini onun diliyle telif etmişBediuzzaman hazretleri de o en meyusiyetli, üzüntülü zamanlarda bu millete, önünde parlak bir istikbal olduğunu müjdelemiştir. "Niçin dünya, herkese terakki dünyası olsun da bize tedenni dünyası olsun?” diyerek umut aşılamaya çalışmıştır.
Ona göre Anadolu’yu, eskisinden daha ihtişamlı bir gelecek bekliyor. Çağımızın insanlarını da o parlak istikbal ile ihtişamlı geçmiş arasındaki en zayıf/kötü halkaolarak dile getiriyor. O yüzden de, cumhuriyetin kurucu ekibinin baskı ve eziyetleri altında inlerken, onu başka yerlere götürmek isteyenlere “hayır!” demiştir, “Mekke’de olunsa bile ilay-ı kelimetullah (=hakka, adalete; insanlığın huzur ve barışına hizmet edebilmek) için Anadolu’ya gelinmek icap edecek” diyerek o büyük geleceğin inşasında pay sahibi olmayı tercih etmiştir. Çünkü ona göre İslamiyet ağacı burada kesilmiştir ve bir gün yeniden filiz sürecekse bu topraklardan fışkıracaktır.
Biz dahi umutvarız. Geleceğe dair büyük umutlarımız var. Umutlu olmak için de çok gerekçelerimiz var. En azından, İslam'ın içine düştüğü şu utançlı durum, her hamiyet sahibini gayrete getirecek ve sonunda bu zilletten kurtulmaya sevk edecektir.
Nitekim son beş on yıldır, tüm İslam dünyasında büyük bir uyanış var. İslam’ın uyanışı, uyanmasına vabeste kılınmış Arap da uyanmaya başladı. Arabın eski yol arkadaşlarını (Türkleri ve Kürtleri) tanıması gerekiyordu, tanımaya, görmeye başladı. Şimdilik halklar seviyesinde olan bu uyanış, inşallah devletler ve siyasetler seviyesinde de bir kamet kazanacaktır.
Türk Milleti de uyandı, uyanıyor. Kendisine sahip çıkana sahip çıkıyor artık. Eskiden o refleksi yoktu. Büyük bir aşkla sevdiği Menderes, gözünün önünde darağacına götürülürken tepki vermemişti. Özal, halka hizmeti canıyla öderken, halk yine sessiz kalmıştı. İki geri zekalı generalin batı uşaklığı (Batı Çalışma Grubu) adına Erbakan’a“hal’ name” verirken de insanlarımız tepki göstermemişti. Sahipsizlik, onda,“alıştırılmış çaresizlik” haline gelmişti. Çünkü seksen yıldır medyası onu karalıyor, sermaye sahipleri onu küçümsüyor, elit kesimleri onunla alay ediyor (Hatırlayın, Aşık Veysel’in başındaki kaskete rağmen köylü kıyafetiyle Çankaya’ya girmesine izin vermemişlerdi), siyasetçisi onu aldatmayı hüner biliyordu…  O da “alıştırılmış acziyet”içinde kendine sahip çıkanların linç edilmesine bile ses çıkarmıyordu. Milletin bu noktadan da artık değiştiği kanaatindeyim. Yanılıp yanılmadığımı 1 Kasımda göreceğim!
Son Dönemeçteyiz İnanın
Millet yine çetin bir badireden geçiyor. Sağımız solumuz yeniden tutuşturulmaya başlandı. Dört bir yanımız kan ve gözyaşı… Her gün yeni felaketlere gözümüzü açıyoruz. Huzurumuz tar umar. Kardeş bildiklerimiz, küçücük bahanelerle birbirine kan düşmanı olabiliyor. Tahammülsüzlük kemiğe dayanmış. Her an birbirimize saldırmaya hazır durumdayız. Ayrışmaya sebep olacak en zayıf emareye en büyük hakikat gibi sarılıyoruz. Bir olmamızı zorunlu kılan sayısız vesilelere rağmen ayrışmayı körüklüyoruz. En küçük dostluk ve meslek birlikteliklerini bile sürdüremez olmuşuz. Kibrin adına duygusallık demişiz. Duygusallığın şeytanın işi olduğunu unutarak birbirimizi kırıyor, incitiyor, yüz yüze bakacak hal bırakmıyoruz. Sonra da dönüp yabancı parmaklarından, yabancıların içimize fitne sokan çabalarından sızlanıyoruz.
Bunu hep yapmışız mamafih. Cemel Vakası’nın suçunu da Abdulah bin Übey bin Selül’e atmışız. Sanki zulmün o boyutlara gelmesi, iki ordunun toplanıp orada karşıya gelmesi onun eseri!
Böyle olunca da, fitnelerimizden dolayı başa gelenlerden ders çıkarmak, mümkün olmuyor. Sanki biz pir u pakız. Sanki biz masumumuz ama fitneciler zorla içimize ayrılık atıyor. Oysa fitne bizatihi İslam toplumlarının ahlakı haline gelmiş.  Birlik ve beraberlik için Kur’an’ın ve Sünnetin sayısız emir ve talimatları varken, sen en küçük bir çıkar için fitne yolunu seçersen, başına bela gelmeye müstahak olursun. Birlik ve beraberliği merkeze alabilseydik islam tarihi acılarla dolu olmazdı. Ne diyordu Akif,“Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez!”. Yürekler toplu atmayınca bu da nifakçıların iştahını kabartacak tabii!
Sadece şu durum bile aklı başında insanlara bir şey söylüyor olmalı. Neden bu millet bu kadar hırpalanıyor. Neden bütün oyunlar bizim başımızda dönüyor. Hakikaten merak etmiyor musunuz?
Evet, kusurun çoğu bizde! Ama gidişata müdahale edilmediği de söylenemez. Her şeyin kendi mecrasında aktığı, olandan bitenden insanın şüphelenmediği bir güne bile muhtaç olduk. Artık ne kazanın kaza, ne rastlantının rastlantı olduğuna inanası geliyor insanın… Her taşın altından bir ihanet, her çapanın içinden bir yılan çıkıyor…
Son dönemeçteyiz, inanın. Biraz dişinizi sıkınız ve nefsinizin zarar görmüş olmasına rağmen birlikten yana tavır koyunuz ki imdad-ı ilahi gelsin!
Cumhuriyet Büyük Nimettir
Dün cumhuriyeti kutladık. Bilmiyorum cumhuriyet ilan etti diye bayram yapan başka bir millet var mı? Hür yaşamak, insanca ve özgürce yaşamak, her milletin hakkı iken, şu gariban vatandaşlar, cumhuriyete geçtik diye bayram ediyorlar.
İnsanın, “münafıklık yapmadan yaşamını sürdürmesine fırsat veren” bir yönetim biçimi olduğu için elbette Cumhuriyet, kutlanmayı hak edecek bir yönetim biçimidir! Ama gelin görün ki cumhuriyet adı altında bile bu millete kan kusturulmuş. İslamiyet’inden vaz geçmeye, laikliği din kabul etmeye zorlanmış. Olmamış. Sayısız kere seçtiği hükümetler alaşağı edilmiş. Buna rağmen o bıkmadan istikbaline doğru emin adımlarla ilerlemiş, etrafı Sevr sıradağları ile çevrilmiş bir ergenekondan çıkarak bu günlere, yani ‘batıya uşaklık yapmak istemediği’ günlere gelmiş.
Şimdi birileri, içimizdeki sevgisizlikten ve öfkelerden de yararlanarak bu millet, eski pozisyonunda tutmak istiyor. Gelişsin, ayağa kalksın istemiyor! “Eski Uşak”, daimi Uşak kalsın istiyor!
Yıllar önce bir batılı mütefekkirin itiraf ettiği gibi, Batı Türkiye’yi dizleri üstüne çökertmiş. Ne zaman başı düşecek gibi olsa ona destek veriyor ki düşmesin. Ne zaman ki gayret gösterip ayaklarının üstüne dikilmek istemişse de arkadan sırtına bir darbe indirerek yeniden eski pozisyona gelmesi sağlanıyor.
Mısır’ın, güya alacaklarını tahsil etsinler diye bir süreliğine İngilizlere bırakıldığı bir dönemde, bir sefirimiz, İngilizlerin Mısır’daki komiserini ziyaret ediyor. komiser iki ayağını masaya dayamış şekilde sefiri kabul ediyor. Sefir bozuluyor ve diyor ki, “Siz neye güvenerek bu kadar rahatsınız. Bir bölük askerle mi bu konforu sağlayıp sürdüreceksiniz?” buraya Osmanlı bir daha gelmeyecek gibi davranıyorsunuz!
Komiser şu cevabı ilginç! “evet bir daha buraya gelemeyeceksiniz. İstanbul’da başınıza o kadar iş açacağız ki Mısır'a gelmek aklınıza gelmeyecek!”
Öyle de oldu mamafih. Bugün aynı oyunlar bir kere daha oynanıyor…
Ey Türkler Ve Kürtler
Şimdi beğenelim beğenmeyelim şu iktidar sayesinde halk bir kere daha cesaret buldu ki ayakları üzerine kalksın. Ben iktidarın her yaptığı doğrudur demiyorum. Topluma bir cesaret verdi diyorum. Bu cesaretle toplum yeniden ayakları üzerine kalkmak isteyince işte gördünüz, yedi düvel -Müslüman kardeşimiz İran dahil- bir araya geldi. Sanki dünyanın tüm kabahatlerini Tayyip Bey işlemiş - tabii ki kabahatleri yok değil-  de bu insanlar insanlık namına ona saldırıyorlar. Ama inanın konu Tayyip değil. Başka bir lider bunu yapsaydı ona da aynısını dayatırlardı. Birazcık dik durdu diye Ecevit’in başına getirilenleri unuttunuz mu?
Benim içimi yakan, yabancıların yaptıkları değil. Bu pis işleri, içimizdeki adamlarıyla yaptırıyor olmalarıdır! Zora giden, içimizi yakan bu!
Ey Türkler! Vallahi geleceğiniz İslamiyet şemsiyesi altındadır. Ondan ayrılsanız mahvolursunuz. Siz geçmişteki hizmetkârlığınızla Araplar gibi ağabey olduğunuzu gösterdiniz. Şimdi o övüncünüzden vaz mı geçeceksiniz? Kürt kardeşiniz, haksızlığa uğradığını söylüyor diye ondan vaz mı geçeceksiniz? Eğer ırkçılık kaygısıyla hareket ederseniz, emin olunuz ki Anadolu’da varlığınız yüzde 30’u geçmez. Ama İslamiyet namına hareket ederseniz, biliniz ki bütün bu insanlar aynı babanın çocuklarıdırlar anneleri aynı da olsa!  
Siz ey Kürtler! Siz de dikkat ediniz. İslamiyet’ten ne zarar gördünüz ki şimdi Yezidilerin ve ateşperestlerin yoluna koyuldunuz?
Vallahi şu çekişmeler ve ayrışmalar yüzünden İslam’ın başı derde girse siz de en az ırkçılık yapan Türkler kadar mesulsünüz! Elinizden geldiği kadar şahsi teşebbüs ile ittihad-ı millete ve birlik ve bütünlüğe hizmet etmek zorundasınız. Birlik ve beraberliğin temininde sadece Türkler ve devlet mesul değildir. İndi ilahi de siz daha mesulsünüz!
Vallahi sizin beklediğiniz huzur ve saadet dahi şu milletin birlik ve beraberliğine bağlıdır.Bediuzzaman size “siz Türklerin gücü onlar sizin aklınızdır” dememiş mi? Siz ona da mı sırt çeviriyorsunuz? Hâlbuki o sizin yüz akınızdır! Şuna inanın, Anadolu’da birlik bozulsa, ne İsrail, ne Amerika sizi koruyabilir. Afganistan, Irak sizi yetmedi mi gözünüzü açmak için?
Bakın tam yüz sene önce Bediuzzaman hazretleri şöyle sesleniyor:
“Ey umum ekrâd!.. (Ey Kürtler) Gözünüzü açınız, sabah geldi. Ve müteyakkız(uyanık) olunuz. Sizin ihtilâf ve vahşetinizden (gafletinizden) efkâr-ı fâside sâhibi(kötü niyetli bozguncular) istifâde etmesin. Bu şanlı olan ittihad-ı milleti (Türk-Kürt kardeşliğini) fena bir hastalığa (ayrılıkçı düşüncelere) hedef etmesinler. Zîrâ o vakit bütün millet ve İslâmiyet size davacı olacaktır.
 Zaman size sille vurmakla o ihtilâf ve keşmekeşi atacaktır... Nâmusunuzu isterseniz, tokat yemeden atınız! (Ayrılıkçılara destek verir ve bu milletten ayrılırsanız aklınız başına gelir ama iş işten geçmiş olur!) (….)” Asar-ı Bediiyye - 473
Birlikten beraberlikten yana olmak İslam adına hepimizin boynunun borcudur. Biz Türkler, müfsitlerimizin ifsadına mani olamadık ve aramıza kabil-i iltiyam olmayan ayrılıklar düştü. Laikler ve dindarlar diye asla menfaatleri uzlaşmayan, birinin zararının ötekinin karı olduğu bir hale düştük. Siz de aynı tezgâha gelmeyin.
Terörist sizin en fazla dünyevi hayatınıza zarar verebilir! Hıyanet ve İslam’a karşı Yezidiliği tercih etmek gibi bir ayrılıkçı tercihler ebedi hayatınızı mahveder. Ama üstadın dediği gibi namusunuzu isterseniz, tokat yemeden uyanın ki ahiretiniz de mahv olmasın!
Ben bir nur talebesi olarak umuyor ve bekliyorum ki, her milletin içine yayılmış olan Kürtler, ittihad-ı islamın zamkı olsunlar. Bediuzzamanın size yüklediği görev bu! Türk kardeşinden ayrılırsan bu amacı ta kökünden yıkmış olursun!
İnsanlar akıbetlerini kendi elleriyle tayin ederler! Ey millet ve bu millet kavramı içine giren umum halklar! Ya birlikten yana olacaksınız, ya da Türkiye’nin de bir Afganistan, bir Irak, bir Suriye olmasına zemin hazırlayacaksınız!
Sonra olacaklar senin eserin olacak!
Muaviye, Hz. Ali karşısında yenileceğini görünce, askerlerinin mızraklarına Kuran ayetlerini taktırdı. Hz. Ali taraftarları hileyi anlamadılar. Hz. Ali bunun bir tuzak olduğunu söyledi “savaşa devam!” dedi. Ordu içindeki safdiller, hemen tezvirata inandılar ve “Biz Kurana kılıç çekmeyiz” dediler.
Hz. Ali öyleyse bundan sonra olacakların mesuliyeti size aittir dedi. Maalesef 1300 yıldır o gafletin acısını yaşıyoruz. Sizi de yolsuzlukla, yoksullukla, size doğruymuş gibi gelen bir takım “sureti haktan” sözlerle kandırmasınlar. Sanki gelecek olanlar daha temiz olacakmış gibi!
Ne olur kandırıkçıların kandırmalarına kanmayınız. Birlikten yana beraberlikten yana tavır koyunuz ki gözyaşlarımıza kan da karışmasın!
[1] Ancak aranızdaki İslam bağlarına rağmen, sırf siyaset saikiyle birbirinizi hırpalar ve yok sayarsanız, kader dahi sizi kurtaramaz!
[2] Diğer ikisi Abdülkadir Geylani’nin müktesebatı ve Mevlana’nın Mesnevisi’dir. (MAB)
[3]Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Maide, 54). Müfessirler hemen hemen ittifakla bu ayetlerin Türk milletine baktığını kabul ederler. Eğer Türkler, laiklik masallarına kanıp bu dini terk etselerdi, Allah onların da yerine başka bir kavmi ikamed ederdi. Ama bu millet kendiine oynana tüm oyunlara rağmen dininden ve ona hizmet etmekten vaz geçmedi. O yüzden de İslamiyet namına âleme nizam verme hakkını da hala uhdesinde bulunduruyor. Bu görevini üstlenmeye başladığı için âlemin tüm şer güçleri onun üzerine çullanmış durumda. (MAB)

33 yorum:

  1. Kanaatimiz aynı... Geçici bir kış yada bir bahar fırtınası yaşanacak.... Zira nehrin suyundan çokça içenler savaştan önce kenarda yığılıp kalacaklar. Bunlarla savaş kazanılmaz. Müslüman zengin olacak ama zengin yaşamayacak. Şimdiki müslümanların bir kısmı bu kurala uygun hareket etmediler. Müslümanların büyük kısmı açken bunlar edebe uygun hareket etmediler. Fakirlerin, çocukların, yaşlıların, hastaların yüzü suyu hürmetine yiyip içiyoruz. Yaşıyoruz. Ancak müslümanın vazifesi yerken içerken etrafa bakıp da açların, susuzların, mültecilerin, vatanından sürülmüşlerin durumuna bakıp yediğinden utanmaktır. Şimdi küresel bir dinsizlik fırtınası islam ülkelerini kasıp kavuruyor. Savaşın ateşi senin evine sıçramak üzere hey gafil kardeşler... Seni kendi vatanında bir süreliğine esir edecekler. Irak, Suriye paramparça olurken belki daha fenasını seni ülken için planladılar. Birleri -içimizden birileri- devamlı evimize ateş atıyor, ama bir türlü yangını başlatamıyor. Allah korusun ateş bir yayılırsa ne doğu, ne batı bu yangından azade kalmaz. Bu dindar iktidar zamanında binlerce nimet gördünüz, ama artık ondan kurtulmak istiyorsunuz. Madem öyle Allah ne takdir ederse eyvallah. Artık ya herru ya merru...Allahın takdirinde hayır vardır.

    YanıtlaSil
  2. http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/1630117-daha-buyuk-isler-yapacaksin-ey-millet-pes-etme

    Konyalı rumuzlu kişinin mesajı...

    Selamün aleyküm. 2011 yılında bir rüya gördüm. Türkiye'nin dünya üzerindeki yere uzaydan Türkiye büyüklüğünde nur indi. Tam o anda Türkiye icinden de zifiri karanlık bir şey çıkıp gitti.(o da Türkiye büyüklüğündeydi) O nur sonra Türkiye'nin çevresine yayıldı. Ben hemen hayretle uyandım ve dedim ki inşallah zafer bizden yana...

    YanıtlaSil
  3. Milletin büyük yürüyüşünde engel çıkaran safra atılmadıkça menzile erişmek zor olacak. Bu yüzden Nazım Kıbrısi buna işaret ederek: Amik ovasındaki savaşta bütün batıl -izm'lerin yok olacağını haber vermiştir. Demek bu hadise bir mıknatıs gibi fitnecileri toplayıp ortaya çıkaracak ve yok edecektir.

    YanıtlaSil
  4. Sayın Mehmet Ali Bulut’un maşallahı var. Bir coştu mu, dağdan akan ırmaklar gibidir. Hiçbir engeli tanımaz önüne takar götürür. Üstelik yer yer gaybaşina hakikatleri terennüm etmiyor mu, deme gitsin..

    Biz kıştan çıktın. Bahardayız artık. Belki nisan yağmuru olabilir ama, kış soğuğu olmaz. Zemhari ve kocakarı soğukları bitti. 4 Mustafa da öldü. Devirleri bitti. The End’in tarihi bir hesaba göre 2002 bir hesaba göre 2006. 2006 gelecek 10 yılın fihristi idi. Anlayana.

    Bediüzzaman iki harici tehlikeye, dinsizlik ile terör ve anarşiye mutlak tavır alırken, ittihad-ı İslam’ı ruh-u canıyla tavsiye edip hararetli taraftarı olmuştur. Çünkü işgal veya vesayet ile bizi hakimiyeti altına alan harici düşman bu avantajını sürdürmek isteyecektir. Direnç gördükçe fitne-fesadla baskısını artıracaktır. İşte o baskıya ittihad-ı İslam karşılık verildiği ölçüde hücumları akim kalacaktır.

    7 Haziran seçimi bir gerçeği gösterdi. AK Partisiz bir şey yapılamaz. Şimdi ikinci kez sandığa gidiliyor? Milletin oyu ile seçilen ilk Başkan olan Tayyip' siz Ak Parti toparlanıyor. Oy düşmedikçe yine şöyle veya böyle ipler milletin elinde olacaktır. Bunun devamı ise milletin ihtiyarı dahilinde. Biz halis niyetle oy vereceğiz, gerisi ise Allah’a ait bir vazifedir. Yeterli destek verilirse kader-i İlahi kendi hükmünü icra edecektir. Aksi halde müjdeler tehir olur ve art arda şefkat tokatları gelir. Hatamızın kefareti olarak bizi cezalandırır.

    Şahsi kanaatim AK Parti’nin oy oranı kapasitesi yüzde 46.5. Haziran seçiminde bu yüzde 4.6 eksikle tecelli etti. Ama Meclis’te bu 46.9 olarak yansıdı. Şimdi ne olacak? Yazacağım 2. kez yazacağım, aşağıda..

    Her ne olursa olsun madalyonun iki tarafı da bizim. Destek verilirse 4 yıl seçimsiz bir ortamda çok iyi hizmetler yapma fırsatı var. Bölgenin ve alem-i İslam’ın selameti ve ümidi için. Tablonun değişmemeşi halinde 2 yıl sonra seçim var. Kasım 2014 tarihinde bir arkadaşım Türkiye’nin 2 yıllık bir sıkıntılı dönemi olacağını hatta terörün azdırılacağını hem de Hazıran 2015’te olacağını söylemişti. Bu son vartadır.

    Evet Türkler ilahi misyonu olan bir Millettir. Bediüzzaman gibi çok ciddi bir müceddidin bu fitne asrındaki hizmeti buna işaret eder. Türkiye daha nice hizmetlere imza atacaktır.

    Türkiye, yani halkçı olmayan cephe demokratik gücüyle iyi direndi. Mala, mülke, medeniyetine ve iktidarına sahip çıktıkça harici baskı arttı. 4 darbe geldi. Ama inayet-i Rabbani devrede olduğunda yine kazandık. Şimdi millet rekor kırarak 13 yıl aralıksız iktidarı elinde tuttu. Peki ne olacak? Şimdi tevafuklara bir bakalım.

    YanıtlaSil
  5. 2* Seçim 1 Kasım-19 Muharrem günü yapılacak. Besmele kavgası var biliyorsunuz. Besmele düşmanları yasak koydurdu. Ama biz her hayırlı işe onunla başlarız. Besmele 19 harf. Bu 19’uncu harf ise mim. Muharrem bir çok olayın Besmelesidir. Ayrıca Hz. Muhammed’in (as) risaletine, hatta Hz. Mesih’e hatta veraset-i nübüvvet sahibi Hz. Mehdi’ye işareti var. Ayrıca ilk huruf-u mukatta Elif, Lam, Mim ile Anadolu’daki hadisata işaret eder.

    Seçim miladi takvimin 304. Kameri takvimini 19. Günü yapılacak. 19 ve 304. Pusulada Ak Parti 15. Sırada.


    Kur’an’ın 304. Sayfasında 19. Sure başlar. Adı Meryem Suresi. Bu surenin ilk ayeti (kâf-hâ-yâ-ayîn-sad) Bir hesaba göre ebcedi toplamı (285). Meryem ismi ebced değeri (290). Yani 285 ve 290’a işaret var.

    Peki 19 Muharrem günü ne yapılacak? 550 milletvekili seçilecek. Kur’an’ın 550. Sayfasında hangi sure var? Saf Suresi. Bu Sure 14 ayet. Besmele ile 15 ayet. 15. Ayet (Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki İsa Havârilere 'Allah yolunda bana yardım edecek kim var?' diye sormuş, Havâriler de 'Allah'ın yardımcıları biziz' demişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir zümre iman etti, bir zümre ise kâfir oldu. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik ve onlar üstün geldiler.)

    Burada "bir grup inandı cümlesi" iki tarihe işaret eder. İlki genel olarak H1567, bu inananların misyonunun son tarihi. Ama Tenvin ve harf-ı atıf saymazsanız özel bir gruba bir misyona işaret olduğundan H1437 ebcedi rakamı çıkar. (19 Muharrem 1437.)

    Bu ayette bir tevafuk daha var. “Onlar düşmanı üzerine galip geldiler.” cümlesi Osmanlıca yazılışı ile 19 harftir.

    Bir de 15. Sure Hicr var. Onun 87. Ayeti: “Biz sana Seb’a Mesani (tekrarlanan yedi)yi ve azametli Kur'ân'ı verdik.” Bu ayetin ebcedi değeri ise 1439. İki sene sonrası için acaba bu ayet ne mesajı veriyor? Yani 2017-18’e. 87 yıllık yeni bir hayırlı devre. Veya 67 yıllık döneme. Bir şey daha var. Bu 1439, 1444’te başlayacak manevi fütuhatların fecridir. Cin Suresi 16. ayetinin işareti ile. Mehdi zamanına ait bir dönem bu. Yani Mehdi-turuk ittihadı (ittihad-ı İslam)gibi bir şey. Mmmmm, mis gibi.

    Bir şey daha var

    Bu seçim 1.11’de Bir anlamda 3 bir yan yana. 111 ayetli hangi sure var? İlki iki önemli şahsiyetin Hz. Hatice ve Ebu Talib’in vefatı üzerine teselli için gelen Yusuf Suresi. İkincisi ise 281. sayfada başlayan 17. sure. 2017’ye işaret eder gibi. İlk ayeti Mirac ile başlar, Kudüs’ü de hatırlatarak. Sonra 2. Ayette Yahudilere döner. Nimeti hatırlatan ve ikaz eden 7 ayet var. Sonra 101-102-103-104. ayet ile Yine Yahudilerden bahseder. Yani İsra Suresi’nin 281 ayetinden 7 ve 4 olmak üzere 11 ayeti ile Yahudi’den bahseder. O 11. Ayet (İsra 104) ahir zamanda Yahudiler’in kafileler halinde Filistin’e geleceklerine işaret eder. Sonra onları geldikleri zaman “iyilik ederseniz kendinize etmiş olursunuz, kötülük ederseniz, o da kendinizedir” diyerek İsra-7 ayeti ile vade dolduğunda cezanın geleceğini haber verir.

    YanıtlaSil
  6. 3*İki deccalin anası ve Ortadoğu’daki fitnenin perde gerisinde baş aktörü Siyonist-israil-neocon ittifakı olduğunu herkesi biliyor. İlk grup 7 ayet. Sonraki grup 4 ayet. Yani 1948'den 74 yıl sonra 2022’de cezaya döneriz. Kim mi? İlk 7’li grubun devamındaki ayette haber veriyor: “Gerçekten bu Kur’an yolun en doğrusuna iletir ve güzel işler yapan mü’minlere (ittihad-ı İslamcı Mehdiyete) büyük bir mükafaatı hak ettiklerini müjdeler.” Ama Yahudileri ikinci 4’lü ayeti takip eden 105. Ayet ile de uyarıyor: (Biz Kur’an’ı hak ile indirdik; o da hak ine indi. Seni de ancak Allah’ın rahmetiyle (Mehdiyete) müjdeliyici ve (Yahudi’yi) azabından sakındırıcı olarak gönderdik)

    Biliyorsunuz bu Sure’nin devamı Ashab-ı Kehf’in adını taşır. Hani rivayetlerde Mehdi’ye yardım edecek olan (imana hizmet tarzlarıyla) ashabı anlatan sure. Ve sonra Mehdi-Mesih ittifakının 2. Sultanı Hz. Mesih’in annesinin adını taşıyan sure gelir. Bunlar ahir zamana ait bir devrin bir çok hadisesine işaret ediyor. Ve hepsi Anadolu’ya bakıyor.

    Bir tevafuk daha var. 110. Sure Nasr’dan yani zaferden sonra gelen 111. sure. Ebu Leheb’in şahsında vesayetçi küresel sermaye ile yerli nemacıları zenginlere “elleri kurusun”, buyurur “Ne malları ne kazandıkları onları kurtarmadı-kurtarmayacak.”

    Bir küçük şey daha: Şemsi takvimin 304.’üncü günü ve kameri takvimin 19. Günü. 304/19= 16. Kur’an’ın 16. Suresi Nahl, kıyametin de habercisidir. İnkarcı ve müşrikler, haberi verilen kıyamet hemen kopmadığı için itiraz ettiklerinde o surenin başındaki ayetleri nazil olarak adeta asr-ı saadetin kafirlerini ikaz eder. Ayrıca peş peşe gelen bu 4 sure ile ahir zamanda olacak hadiseleri ve şahıslarını parça parça işaret eder ve haber verir.

    Biz ahir zamanın bir dilimindeyiz. Deccalizm yıkıldı. Ama enkazı kaldırılmadı. Onun da iki işareti Ayasofya ve Kudüs’tür. Ondan sonra bazı rivayetlerde Mehdi’nin 7 yıl ile ifade edilen 70 yıllık hakimiyetine işarettir.

    Ahir zamanın takarrübü zaman özelliği sebebiyle 7 aylık yol 7 saate iner. 7 yılda eski zamanın 100 yıllık hadiseleri olur. Bir olayın nefesi bitmeden diğeri başlar. Her şey çok çabuk gelişir. İşte o zaman paniklememeli, iman kuvveti, sabır ile dimdik ayakta durmalı. Yani ibadete ve itaate devam. Allah'ın vazifesini karışmamalı. İbret alınmalı.

    Bazı hadiseler var ki çirkin görünür. Ama değil çünkü kader imtihanı kaybedenleri tesbit ve teşhir ediyor. Bize "Bir kenarda durun şu keferelerin maskelerini düşürelim de mahşerde şahit yapalım" der. Çünkü Cenab-ı Allah seri-ül hesap. Amenna ve saddakna. Ama inayetini de üzerimizden eksik etme Ya Rab. “İyyake na’büdü, ve iyyake nestain.”

    Not: 19 Muharrem 1437. 7 Haziran + 258 + 19 = 284 mü, 304 - 19 = 285 mi? Yoksa sus sus.

    YanıtlaSil
  7. https://www.youtube.com/watch?v=g2omSRWCejo

    YanıtlaSil
  8. 19 Muharrem Hicrî Qamerî hilâl 1437nci sene=01.11.2015
    7 Haziran , 2015 seçimiyle mi ilgili.
    ''Üzerinde 19 var'' me`âlindeki ayeti şemsî takvîmle ve 304le ve resmî tertîb sırasına göre 16ncı sûre-i şerîf ile `alâqalandırmak , sınırlandırmak , yorumlamak ne. 7 yıl 12 misl olsa 84 yıl eder. Yalancı Mesîh olan Şeytân Krişna= Deccâl `aleyhilla`ne ve âhır zemân hakkındaki hadîs-sunnet rivâyetlerinde 1 yıl 1 ay olur denmiş. Yine Deccâl , Hazret-i Allâhın dilediği kadær kalır , 40 [zaman] [süresince] kalır ; 1inci günü 1 yıl , 2nci günü 1 ay 3üncü günü 1 hefte ve son günler [kıvılcım gibi=12 misl hızla] geçer. 12 misl hızla geçmesi , 1 yılın 1 ay olması hukmü demek. Ancak ay hafta , hafta gün , gün sâ`at saat ise ateş tutuşturulacak kadar [1 saat bölü 12 misl olsa 5 daqîka] denmiş. gerçek Mesîh olan HaZret-i `Îsâ Mesîh `aleyhisselâm YeryüzüNdeyken veyâ ölümünden kısa bir süre (Ye'cûc we Me'cûc `aleyhimulla`neNİN helâkından hemân sonraLARI) 2 / 3 misl uzayan 1 gece olıcağı merwîDİR /rivayet olunmuş. Bu bilgilere göre Deccaliyet devri 40 gün olursa 1inci gün 1 yıl ve 354 gün olsa , 2nci gün 1 ay 30 gün desek , 3üncü gün 1 hafta olup 7 gün alalım, 1 ay normal / mu`tâd we son günler de 1 hafta olsa 7 gün bölü 12 den 7 saat ma`nâINA olup kewnen / yekûnü toplamDA / total 354+30+7+30+7 saat ki farD-ı misal / faraZî 421 gün 7 saat eder. Ancak yaşanılan bu`ud / boyutta a`mâl u `ibâdât , ''normal takvîm hisâbına göredir'' buyrulmuş. İsa a.s.ın vefâtından 1kaç gün sonra (bı`D , 3,5,7,9 olup en azı 3tür) Güneş üst üste 3 gün tutulur, sonra [1 ertesi / hemen `aqabindeki yarınSI gün] Dünya karanlık olur ki o günün ertesindeki ilk gece 2 ew 3 kat uzar / normalden tûl-i tawîl ya`nî memdûd olur ki o gecenin ertesinde GÜNEŞ BATIdan doğar [bunun öncesinde veya aynı gün veya çok geçemez] 1 kaç gün sonra Dâbbe ArZdan DuHâ=kuşluk waqti çıkar ki kuşluk , deve tabanı bitkisinin kızardığı ve ZuHr=öğleye doğru bir zamandır ki [Hacc topraklarında HACC zamanında 3 kere veya bedeninin 3te biri] çıkar ki Yecuc MecucÜN gebermesinden [72 gün]+[3] gün sonradır. 72 gün ifadesini ba`Zı olaylar için söylenen 18 , 36 , 72 [zaman] ifadesine göre QudüsÜN fethı[nin başlangıçı /mebde'i]ni 36 ay ve 72 gün=MehdîNİN zuhuru olarak kabûl edersek. Gerçi ğayb-i MâZîdeki olayların GERÇEK TARİHLERİ Mehdî tarafından bulunacağı gibi / kezâ ğayb-i âtâî=istiqbaldeki olayların ezmene/tarihlerı biz kullar için ğaybtır, KıyâmetLERin vakti ise zaten ğayb ötesi ya`nî ğaybul ğaybtır ki `alâmâti temâmlansa da vakti ğayb kalıcaktır. HaZret-i `Alî kerramallâhu vechehû R.`Anh kendisi için ''BEN , insanlarla konuşan [bir] dâbbeYİM'' demiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki dabbe var biri Ali diğeri Mehdi, Mehdi dabbetul arz. Ali ve Mehdi'nin dabbe olması tekrardan dunya hayatina dönecek olmalari. Kabir hayatından sonra dünya hayatına gelecek olmaları. İsa Nebi kabir hayatı görmedi ve dabbe degil. Mehdi'nin vezirlerinden biri Ali. Ali dabbe olarak Mehdi'nin veziri olacak. Mehdi'nin dabbetul arz olarak görevine daha var ki önce kabir hayatını yaşamalı. Daha bir gecede ıslah olmadı.

      Sil
    2. Mehdiden kastiniz kim Mansur yani beklenen kisi mi yoksa kendisine duzen hazirlanip teslim edilecek olan 40 yasindaki zat mi? Dabbetul arz Mansur mu baska biri mi

      Sil
    3. Hz.Mehdi ile Hz. Mansurun Hz. Ebubekir ve Hz. Omer karakterli olmasi disinda farklarini yazarmisiniz
      Karistiriyoruz zihnimizde hep

      Sil
    4. Onceki yaziniz asagidaki gibidir lutfen anlayacagimiz sekilde biraz olsun acar misiniz Mehdi nerde suan ve de Mansur nerede kim bu mubarek zatlar Mehdi'ye zemin hazırlayacak kişi Hatemül Veli...Hatemül Veli, Mansur'un ta kendisidir yani Abdülhamid'in soyundan gelen bilinmeyen biri.Peygamberimiz(sav)in Mansur veya Kahtani veya Cehcah için dediği "Mehdi'den dun(beri) değildir." sözünün hikmetlerinden biri budur.Hatemül Veli aynı zamanda Dabbet'ül Arz'dır ve Horasan Siyah Sancak komutanı olacak kişidir.Mehdi'nin Horasan Siyah Sancak grubunda yer almasının hikmetlerinden biri Hatemül Veli'dir.Hatemül Veli'nin ilk görevi;imanın şartlarını yeryüzüne hakim kılmak ve son devleti kurarak Mehdi'ye teslim etmek.İkinci görevi Mehdi'den sonra mahzumiyi öldürerek başa gelip İslam Devletini ötelere ulaştırarak Hz.İsa'nın deccali öldürmesine yardım etmek.Üçüncüsü ise Dabbet'ül arz olmasıyla ile ilgili; iblis'i öldürmek...Daha fazla detaya girmek istemiyorum.Şu an kendinde değil çünkü Efendimiz(sav)den serumları henüz almadı.vesselam...

      Sil
    5. Cabirin son durumu ne olacak bu konudan da biraz bahseder misiniz Zira Cabir son dönemde diyorsunuz

      Sil
    6. Bildigimiz kadariyla bir gecedeki islah olmadan biat olmaz peki islah yani rahim ve biat olayi yakin mi uzak mi asura gecesi Mehdiye mi Mansura mi biat edilecek

      Sil
    7. dabbetul arz .yani arz. yani toprak.yani secde.işareten çok secde eden biri olabilir.

      Sil
    8. Sakarya seyf kac tane Mehdi var
      Hem Mansur dabbetul arz diyorsun onceleri
      Simdide Mehdi dabbetul arz diyosun dusunuyorum Mansur ve Mehdi ayni kisimi mumukun degil bu zaten sen de diyosun farkli diye
      Ozaman nicin Mansura Mehdi diyosun Mehdi birden fazla sayida mi

      Sil
    9. Asura gecesindeki biat Mansura mi Mehdiye mi olacak rahim olayini hangisi yasiyacak

      Sil
  9. sakarya kardesim biraz daha açarmısın

    YanıtlaSil
  10. bazı şeyleri saptırmadan yazmanın zamanı geldi. Bu ümmetin görebileceği en üstün 7 kişi Son Nebi(sav)-Mesih İsa-Ebubekir-Ömer-Osman-Ali-Mehdi...Bu 7 kişiyi halka(daire) olarak düşünün her biri iki kişinin arasında omuzlar birbirine değiyor;Mehdi'nin sağında Son Nebi(sav), solunda Ali keza Son Nebi'nin sağında Mesih İsa solunda Mehdi var. Bu sebeple Son Nebi(sav) ile İsa arasında beşer yoktur keza Ali ile Mehdi arasında da veya Mehdi ile Son Nebi(sav) arasında da. Mehdi, Peygamberin batınıdır. Hatemül Evliya...
    Ümmetin başı çoban idi(Son Nebi) ortası Kral(Mehdi) sonu ise Marangoz(Mesih İsa). Cuma ilk sünnetinin imamı Son Nebi,farzın imamı Mehdi,son sünnetin imamı Mesih İsa...
    Mehdi 30 yıldan fazla devleti yönetecek, 7 yıl değil.
    Süleymancılar Süleyman Efendi'yi,Nurcular Said Nursi'yi Mehdi görmekte bu yanlışı düzeltmek için ALLAH'ın Mehdi'ye seslendiği ilk hitap "Mansur" ile perdelemek istedim.Hatta kimileri İsa'nın bile başkalarında zuhur ettiği saçmalığını düşünüyorlar.
    iblisin en nefret ettiği yaratılan Mehdi'dir sadece iblis'in değil...Halife vardır bir de elçiler. 124 bin Nebi'ye tanıtılan tek kişi Mehdi'dir. Muhyiddin Arabi velilik üstündür derken tek bir kişiyi kastetmişti.
    İki dabbe var biri Ali diğeri Mehdi. Dabbe olarak yaratılanlar kabir hayatından tekrar farklı surette gelirler. Ali Mehdi'nin vezirlerinden biri. Ali’nin görevi Mehdi'ye yardımcı olmak Mehdi'nin ise dabbetül arz olarak görevi yapılanları yaptıktan sonra iblisin başını bir mağarada kesmek. iblis ölse bile insanlığın son evresi asıl en karanlık devre olacak insanın asıl düşmanı içindeki. Zaten kıyamet helaktır kafirler üzerine kopar ve sonsuzluğun başlangıcı…
    12 imam meselesi doğrudur ancak şiilerin düşündüğü gibi değil. İmamların her biri hem veli hem yönetici olmak zorundadır. İlk imam Ali'dir ikinci İmam Ömer bin Abdulaziz,....,Son İmam Mehdi. Adem yaratılmadan önce imamların ruhları cennette ve farklı surette idi.
    ALLAH insanı özgür yarattı sadece sözlerine esir etti. Ömer “Fıratta oğlak kaybolsa” sözünü söylemeseydi kabirde sorgusu ayağı kırılan hayvandan olmazdı.
    Cevaplarınızı Son Nebi(sav)den öğrenmeye çalışınız veya Ali’den. Ali aynadır size siz gibi görünür, siz “siz” olduğunuzu anlayana kadar. Son Nebi(sav) de aynadır sizin göremediğinizi gösterir.
    vesselam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sakarya Seyf
      1*Acaba Mehdi ve Hz. Mesih ile Hz. Peygamber harç 4 sahabeyi, bu ümmet zamanlarında anladı mı? Yoksa sonraki nesiller mi anladı?. Sonraki nesiller değil mi? Ya Mesih ve Mehdi’nin? Onların ki yoksa mahşerden sonra mı? Cennetin 7 seyyidi var: Hz. Peygamber, Hz. Ali (ra), Hz. Hamza, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Cafer ve Hz. Mehdi.

      Hz. Peygamber ve 4 sahabe halifesinin dünyaca tanınması belki 250 sonra mümkün olabildi. Yani onların dünyevi bir şöhreti ve merakı olamayacağı için o da zamanlarında mümkün olmadı. Zaten fütuhat yeni yeni yapılıyordu. Ehli ilim ve hakikatin nezdindeki hakikatin avam tarafından anlaşılma kabiliyeti yoktur.

      Mehdi’nin hakimiyetinin 7 rakamı ile ifade edilmesi Arapça kurallara göre anlaşılmalıdır. Çünkü Arapçada çokun azlıkla ifade edilmesi adettendir. Buna göre 7 yıl 70 yıl da olabilir, 700 yıl da. Nitekim Sab’a Mesani’de yedi çift 700 çift yılı ifade eder. Ümmet-i Muhammedin hakimiyet suresi bu kadar. Böyle olunca Mehdi’nin 7 yılı ise 1500 yıl hesabında 70 yıl olduğu anlaşılıyor. Zuhuru dahil ise 161 yıl. Çünkü 1500 yılın 100 yılında Deccaliyet hakim olacağından bütün hakimiyet toplam 1400 yıldır. İslam hakimiyeti Emevi-Abbasi ile 700 yıl, sonra Osmanlı gelir 600 yıl. Sonra Deccal huruç eder. 90-100 yıl. Mehdi Deccaller zamanında zuhur eder. Onlarla mücadelesini sonucu din ihya olur ve bir asır sonra İslam hakimiyeti başlar. Bu hakimiyet siyasetsiz ve kılıçsız bir nevi Mesihiyet tarzında bir hakimiyet. Tevihid’in cihan hakimiyeti ile kabulüdür. Ancak bu 70 yılın içinde 7 yıl tam bir zirve şeklinde bir hakimiyete de bakar. Çünkü 70 yılda daimi fütuhat olacağından bu fethin içinde 7 yılın ayrı bir şaşaası olabilir.

      Şimdi gelelim bu Mehdi’nin kim olduğu meselesi. Bütün işaretlerin gösterdiği 1292 yılından doğmuş olsa 40 yaşında yani 1332-34’te ilmli 10 yıl sonra da ilhamla vazifeye başlar. Bu de 1342-44 yılına işaret eder. İşte Hz. Peygamber’in son halife Şam’da toprağa verildiği yıl Mehdi zuhur eder dediği tarih budur.

      20. yüz yılda en göze batan dini şahsiyetler kimdir? Bediüzzaman, Süleyman Tunahan, Seyyid Kutup. Var mı başkası.? Seyyid Kutub’un mücadelesi siyasi oldu. Ancak cezaevinde iken 1960’larda yazdığı bir mektupta “Biz iman esaslarını İslam’ın manevi değerlerini anlatabilseydik daha başarılı olurduk” dedi. Süleyman Tunahan ile Bediüzzaman hemen hemen aynı zamanda zulüm ve işkence altında hizmet etti. Birinin eseri yok. Birinin eseri var. Süleyman Tunahan tasavvuf meşrebi üzere hizmet etti, Bediüzzaman hakikat mesleği ile. Her ikisi de hadis ve Kuran tefsir ilminde ileri derecede alimdi..

      Sil
    2. 2*Şimdi Bediüzzaman Mehdi’yi özetle şöyle ifade eder: “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”( Mektubat, 29. Mektup 7. Kısım)
      MEHDİ’NİN 3 VAZİFESİ “Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır...”“İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır...”“Üçüncü vazifesi: İnkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tâtile uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır…”(Emirdağ)
      “Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, mânen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatini ifade ettiği için… ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbten ikinci ve üçüncü derecedir.”(Emirdağ)
      “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz…”(Emirdağ)
      “Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”(Emirdağ)

      Sil
    3. 3*Süleyman Tunahan Hazretleri “Mektuplar ve Bazı Mesail-i Mühimme” adlı eserde şeriat-tarikat-hakikat meselesini şöyle yorumlar.
      “Tarikat ve Hakikat, Şeriatın sureti ile hakikatı meyanında mütevassıttır. Sûret-i şeriat velayet kemallerinin şecere-i tayyibesi, nübüvvetin kemâlâtı ise ,o sûretin hakikatının semeresi gibidir. Velâyetin bütün kemâlatının ümmehâtı, sûreti şeriatın neticeleridir. Nübüvvetin kemâlâtı da hakikat-ı şerîatın semereleridir.Tarikat ve Hakikat ,şerîatın mütemmimleridirler...
      Yine mâlumları olsun ki, Şeriat, üç cüzden mürekkebdir. Bunlar da ilim, amel ve ihlâsdan ibarettir. Bu üç cüzün her biri tahakkuk etmedikçe, şerîatın kemâli tahakkuk eylemez.”

      Böylece iki önemli zattan biri Mehdi’nin üç vazifesini tarif ederken, diğeri tarikat ve hakikatin mahiyetlerini açıklar. Bu iki zat bir nevi bir hizmetin iki yüzü gibidir. Birine Kur’an medreselerine, tekke ve zaviyelere kilit vurulduğu bir dönmede Kur’an dilini öğretmeyi ve okumayı Cenab-ı Allah nasip ederken, Kur’an’ın hakikatlerini akla ve mantığa delillerle izah etmeyi Bediüzzaman’a kısmet oldu. Bu iki hizmet Kur’an merkezli olması dinin ihyasında büyük vazife gördürdü. Her iki zat da dinin ihyası sonrası iman esaslarının hayata geçişi sırasında hayata veda etti. 1959 ve 1960,

      16 Eylül 1959 günü Bediüzzaman aniden rahatsızlanır. Rahatsızlığının 3. gününde bulunduğu Isparta’ya İstanbul’dan bir talebesi gelir. O zaman iletişim yaygın olmadığı için İstanbul’da ne olup bittiğini sorar. Talebesi: “Üstadım Süleyman Efendi vefat etti” Bu haber üzerine yatağından kalkan Bediüzzaman “Şeyh Süleyman mı, Şeyh Süleyman mı” diye sorar. “Evet üstadım Şeyh Sülayman.” Bediüzzaman “Ne zaman vefat etti” diye aldığı cevap hayrete düşürür. Çünkü vefat ettiği saatte Bediüzzaman hastalanmış ve bu manevi elemi hissetmişti. Bediüzzamam iki defa “Allah rahmet etsin” dedikten sonra çok ilginç bir ifadede bulunur. “Allah rahmet eylesin mübarek ve veli bir zattı, mühim hizmetler ifa etti. Allah rahmet eylesin”

      Sil
    4. 4*Süleyman Tunahan Hazretlerinin bendelerinden Arif Hikmet Köklü şu enteresan hatırayı anlatır: 'Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı. Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman Efendi hazretlerine 'Biz Said Nursi'yi nasıl bileceğiz? ' diye sordum. 'Bu Bediüzzaman hazretleri Türkiye'de en sevdiğim zattır' dediler. Yanından bir zat çıkıyordu, onu kast ederek 'Siz gelmeden önce bir zat gelmişti. Said Nursi hazretlerinin yanından gelmiş ve sohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş. Ayağa kalkarak: 'Ne kadar sevap kazanmışsam yarısını Şeyh Süleyman efendiye veriyorum' dediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik: 'Biz de bu güne kadar sevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi hazretlerine hediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz.'

      Arif beyin nakline göre Süleyman efendi şöyle buyurmuş: 'Said Nursi'ye makamını bizzat Resulullah vermiştir. En yüksek dereceye çıkmıştır. Hz.Allah'ın ilham ettiği şekilde yazacak, onun hizmeti de öyle...'

      Abdullah Tekin hoca efendi de şöyle bir hatıra naklediyorlar: 'Risale-i nurları okumakla birlikte çeşitli hoca efendilerimizden dersler de alıyorduk. Hacı Süleyman efendi hazretlerinden de uzun zaman ders aldık. Merhum bizim nurlarla irtibatımızı biliyordu. Bir gün yakın talebelerine; 'Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilaf çıkarırsanız huzur-u ilahide iki elim yakanızdadır... Abdullah evladımız iki yerden feyiz alıyor. Bediüzzaman hazretleri o vazife ile tavzif edilmiş, biz de bu vazife ile tavzif edilmişiz.' buyurdu.”

      Yani biri tasavvuf üzere diğeri hakikat mesleği üzere. Her ikisi de tecdit vazifesi gördü. Ehl-i tarik ile Nur talebelerinin hizmetleri bu hakikat üzeredir. Sıkı sıkıya müttehittir. Şahs-ı manevinin iki kolu olarak dinin ihyasında iman ve hayat fasıllarının hayata geçmesinde azim hizmetleri oldu. Sırr-ı imtihan gereği kimin ne olduğunu takdir edecek olan Cenab-ı Allah’tır.

      Bediüzzaman 130 eser ile Kur’an hakikatlerini izah ederken, Süleyman Tunahan eser vermedi. Ancak binlerce canlı kitap olan çok önemli talebeler yetiştirdi. Ve bunlar yurt sathında açtıkları kurs ve mekteplerle Kur’an dilini ve okunmasını ihya etti. Kur’an’ı adeta okunmasını Türk milletine yeniden öğretti. Bütünü Anadolu İlahi kelam Kur’an’ı dillendi. Tabi gafil ne bilir?

      Sil
    5. 5*Bütün büyük zatlar özellikle geniş kitlelere hitap eden zatlar ilham-ı İlahiye mazhardır. Mehdi’nin zuhuru ile hakimiyeti arasında benim tesbitlerime göre 90 yıllık bir süre var. Mehdi’nin hizmetinin manevi yani hakikat üzere olduğu anlaşılıyor. Öyle olunca manevi cihadın başlama tarihi 1926 ve 1928’dir. Çünkü o tarihte Anayasa’dan “Devletin dini İslam’dır” maddesi çıkarılınca Türk devleti İslam’ın kudsi hizmetinden istifa etmiş olur. Yani maddi-siyasi-askeri temsiliyet sona erer. Buna mukabil amme efkarında manevi bir cihad başlar. “Dinde zorlama yoktur” ayeti buna işaret eder. Şimdi Asa-yı Musa’da bu konu şöyle izah edilir:
      (Ayetü’l-Kürsînin tetimmesi olan “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır." (2/256) bin üç yüz elli (1350),“Kim birer mâbud gibi kıymet verilen tâğutları reddederse..." 2/256. bin dokuz yüz yirmi dokuz (1929) veya (1928), eder.
      “Evet, evvelâ başta “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Kuşkusuz, doğruluk” cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukabil mânevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıcıyla olacak. Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur’ân’dan çıkacak diye haber verip bir lem’a-i i’caz gösterir.”

      Şimdi burada şöyle bir hususu hatırlatmam lazım. Bu istiraci tarih vermeler konusunda. Çünkü bu mesele pek anlaşılmıyor. Bediüzzaman burada Kur’an’ın tevafukatını gösteriyor. Yani onunu mucizevi oluşunu İlahi kasd ile gösteriyor. Ezelden takdir edilen ve 1350 yıl önce gelen Kur’an’dan istihraç ettiği tarihi, mucizeviliğinin bir ispatı oluyor. Bediüzzaman bunun için şöyle diyor:
      “"Her bir ayetin müteaddit manaları vardır. Hem her bir mana küllidir (yani geniş kapsamı vardır) her asırda efradı bululunur. Bu asrımıza bakan yalnız mana-yı işari tabakasıdır. Hem o külli manada asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesbetmiş ki,(özel bir durum kazanmış ki) ona tarih ile bakar.”

      İşte bu tarih Mehdi’nin silahlı ve siyasi cihad yerine Kur’an’ın elmas kılıcı ile yani hakikatlerini ifade sadedinde manevi cihada başlayacağı anlaşılıyor.

      Sil
    6. 6*Bazı arkadaşların anlayamadığı mesele bu. Ahir zamanda, medeniyetin terakki ettiği ve dünyanın bir köye indirgendiği bir zamanda ve de dahilde silahlı cihad olmaz hakikati gereğince manevi cihad başlar. Bu ilk fasıldır.

      Ve bu iki zat Yani Bediüzzaman Hazretleri ve Süleyman Tunahan Hazretleri binbir işkence ve meşakkatle hizmet eder. Ve birbirlerini böyle kollar. Biri bir nevi Rumeli, biri bir nevi Anadolu’nun temsilcisi. Biri tasavvuf ehlinin Bektaşilerden kurulu Yeniçeri Ocağı ordusunun fethettiği toprakların, biri Horasanlı Alparslan’ın Abbasi zamanında Hilafetin siyah bayraklı ordusunun fethettiği toprakların varisi olarak cihada başlar. Biri Nakşi tasavvufi tecdid diğeri Al-i Beytin mümessili olarak hakikat üzere tecdid için kolları sıvar. Kan dökmeden, sabırla ve inayet-i Rabbani ve de Hz. Ali’nin manevi nezaretinde yola koyulur. 90 yıl sonra 1926’dan 2016’ya 1928’den 2018’e önemli fetihler hazırlanır. Biri ehl-i tarikin müceddidi bir hakikatin olarak İttihad-ı İslam’ın temelleri böyle atılır. Hangisini ne olduğu ümit ederim anlaşılmıştır.

      Hazreti Ali (ra) ilk imam değildir. O Hilafet-i Muhammediye’nin hem müftüsü hem son halifesi idi. Yani reşid hilafetin son mümessili. Ondan Hz. Hasan’a geçmesi gereken hilafet Emevi saltanatı yüzünden Hz. Mehdiye kalır. Hz. Mehdi Halifetullah’tır. Yani ona bu Hz. Hasan’ın yarıda kalan Hilafetini tamamlama görevi İlahi cenahtan verilir. O da Kur’an’ın hakikatlerini izhardır. Bu hakikat o güne kadar hiç kimse tarafından ifade edilmemiştir. Fen ve felsefeden gelen ve deccaliyet ile üst zirveye tırmanan dinsizliği bu hakikat mağlup eder. Ve küresel çaptaki bu küfür cereyanı Hz. Mehdi’nin Tevhidi cihan çapında ikame eden hakikati ile hakim olur. Ki Hz. Mesih’in cemaati ona Ayasofya’nın fethinden sonra katılır. Ve Müslüman Hıristiyanlar ortaya çıkar.

      Ahir zaman biraz karmaşıktır. Bediüzzaman Mehdiyet’in programının Risale-i Nur demesinin sebebi o eserin ona ait olmadığı ve Kur’an’ın manevi mucizesi olmasından başka Kur’an’dan ve Cevşen’den tereşşüh etmesidir. Yani Kur’an’ın arşından gelmesidir. 1915'te 2.5 yıllık esaretin sebebi İşart’ül İ’caz adlı tefsirinin Bakara’nın 33-35. ayetine kadar gösterdiği ilim üzerine kaderin bu ilmin Risale-i Nur’la devamını takdir etti. Yani o eserin talim-i esma esaslı olması ahir zaman küfrüne karşı en güzel manevi cihad olması takdir edildi. Çünkü o ayetlerde anlatıldığı üzere varlıklara üstün kılınan Adem’e verilen talim-i esma hakikatini tefsir ederken ortaya koyduğu ve 1918’de Rüyada Bir Hitabe mülakatındaki ilmi ona yeni bir hizmet kapısını açar. Bir nevi talim-i Esma yani Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği ilimlerle, delillerle ve ispatla izahı, hakikat mesleğini icra ettirir. Mesele bundan ibaret. Cihad her zaman silahlı değildir. Çoğunlukla ilmi ve manevi. Ve en büyüğü kişinin kendi nefsini ile savaşıdır. Risale-i Nur bu haliyle Mehdiyet’e program olmasının sebebi budur. İki şeytani düşman nefis ve dinsizlik.

      Sil

    7. Bediuzzaman Mehdi degil veli bir zat
      Sakarya Seyf diyor zaten bir Arap Mehdi var 40 yaslarinda
      Bir de Beklenen Buyuk Mehdi var Turk olan o da digerinden 10 yas kucuk

      Sil
  11. "bazı şeyleri saptırmadan yazmanın zamanı geldi." demek ki saptırıyorsun. şimdiye kadar söylediğin hiçbir şey çıkmadı.

    YanıtlaSil
  12. Anlasilan asil Mehdi hz. Omer karakterli olan ve Abdulhamid soyundan Turk kisi
    Kendisi Arap olan ve hz. Ebubekir karakterli olan kisi gercek Mehdi degil
    Peki ona neden Mehdi deniyor Sakarya Seyf
    bunuda yazabilir misin.
    Cabirin durumu nolacak onuda anlatabilir misin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. abdulhamid soyundan gelebileceği kanısına nerden vardınız öğrenebilirmiyim

      Sil
    2. Beklenen buyuk Mehdi Yemani denilen cennet mekan son buyuk sultanin bilmedigimiz gizli bir oglunun soyudur kendisi Arap olan Mehdi baskadir ve Mekkede buyuk Mehdiyi bekliyor

      Sil
  13. Sakarya Seyf duzen hazirlayan Mehdi ise kendisine duzen teslim edilecek kisi kim yani nisan 1978 dogumlu olan

    YanıtlaSil
  14. Kaim as hiç bir dini cemaate ve tarikata bağlı olmayacak... O icazetini direk Allah'tan alacak Risaletin kemale ermiş halidir son resuldur Bütn peygamberlerin yekünü onda toplanacak. Hem batini olarak hem zahiri olarak...

    YanıtlaSil
  15. Anlasilan asil Mehdi hz. Omer karakterli olan ve Abdulhamid soyundan Turk kisi
    Kendisi Arap olan ve hz. Ebubekir karakterli olan kisi gercek Mehdi degil
    Peki ona neden Mehdi deniyor Sakarya Seyf
    bunuda yazabilir misin.
    Cabirin durumu nolacak onuda anlatabilir misin

    YanıtlaSil