.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

19 Mayıs 2015 Salı

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN 10 MADDEDE MISIR

İsmail Kılıç Arslan / Yeni Şafak

1.Hüsnü Mübarek geri zekâlı bir diktatördür. Enver Sedat'ın öldürülmesinin ardından geldiği Mısır Devlet Başkanlığı görevini 2011'e kadar tam 30 yıl sürdürmüştür. Bu 30 yıl boyunca Mısır'da bütün seçimler formalite olarak gelişmiştir. 

2.Tunus'ta başlayan Arap Baharı rüzgarı kısa zamanda Mısır'a da sıçramış; Mısır halkı sokaklara inerek 'düzenin değişmesini isteyen' protestolar başlatmışlardır. Bu protestolar tarihe 'Birinci Tahrir' olarak geçmiştir. Bütün Mısır halkı meydanlara inmiş, sonunda büyük şiddet olaylarına rağmen 'halk' kazanmıştır. Mübarek, 11 Şubat 2011 günü istifa etmiştir. 

3.Birinci Tahrir sonrası Mısır'daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İhvan-ı Müslimin hareketinin kurduğu Özgürlük ve Adalet Partisi'nin lideri Muhammed Mursi, halkın %52'sinin oyunu alarak Mısır Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 

4.Mursi'nin yaptığı ilk siyasi hamle, Refah sınır kapılarını açarak, bir açık hava hapishanesi durumundaki Gazze'ye nefes aldırmak olmuştur. Başkanlığı boyunca Türkiye ile muazzam ilişkiler geliştirmiştir. Bu iki hamlesi, iktidarının hangi yönelimleri barındırdığına dair net önermeler içermektedir elbette. Bir yandan da hızla aldığı tedbirlerle Mısır'ın bitik durumdaki ekonomisini ayağa kaldıracak hamleler yapmıştır. Bu esnada, partisi Refah Partisi'nin, kendisi Necmettin Erbakan'ın 28 Şubat öncesi yaşadığı bütün dezenformasyon ve karalama kampanyalarını yaşamaya başlamıştır. Mübarek Mısır'ına bağlılıkları su götürmez Mısır medyası, sermaye oligarşisi ile el ele vererek Muhammed Mursi ve İhvan hakkında akıl almaz iftira kampanyaları yürütmüştür. 

5.İktidarda 1 yılını bile doldurmadan büyük karalama kampanyaları ve iftiralara maruz kalan Mursi, 'İkinci Tahrir' olarak nitelendirebileceğimiz bir protesto dalgasına maruz kalmıştır. İkinci Tahrirciler, siyaseten ne önerdikleri belli bile olmaksızın bütün aksiyonlarını 'Mursi'nin gitmesi' fikrine kilitlemişlerdir. Bu esnada, 'seçilmiş başkanlarına' destek vermek isteyen Mısırlılar da 'Adeviyye meydanı'nda protesto gösterilerine başlamışlardır. 3 Temmuz 2013'te 'İkinci Tahrir'cilerin istediği olmuştur. Mısır ordusunun geri zekalı Genelkurmay Başkanı Sisi, bir darbe yaparak yönetimi ele geçirmiştir. İkinci Tahrir'in 'özgürlükçü çocukları', geri zekalı bir Genel- kurmay Başkanı'nın yaptığı darbeyi havai fişeklerle, danslar ederek kutlamışlardır. O ana kadar 'ordu İhvan'ın yanında, darbe marbe olmaz. Hem zaten Tahrir'in çocukları asla darbe olmasına izin vermez' yazabilen kimi Türk aydınları da çokoprens almaya gitmişlerdir. Türk aydını işte. Fazla da şey yapmamak lazımdır. 

6.Darbenin ardından hapse atılan 'seçilmiş başkanlarına' ve 'verdikleri oylara' sahip çıkmak isteyen Mısır halkı sokaklarda 'silahsız' şekilde direnmeye başlamışlardır. Bu direniş esnasında geri zekalı Sisi, halkını öldürmekten hiç çekinmemiştir. Binlerce silahsız insan şehit edilmiş, binlerce insan tutuklanarak hapse atılmıştır. 

7.Bu esnada bir şey olmuştur. Mısır'daki darbe karşıtlarının bulduğu Rabia işareti, bütün dünya Müslümanlarının yeni sembolü olarak hızla yaygınlık kazanmıştır. Politik bir takım kullanımlarını bir yana bırakırsak -ki bırakmamız gerekir- bu sembol, tüm dünyada darbeye, şiddete, savaşa karşı duruşun bir işaretidir artık. 

8.Geri zekalı diktatör Sisi'nin kukla mahkemeleri, yüzlerce muhalife idam cezası vermiştir. Bu idam cezalarının bazıları, mahkumların ailelerine haber bile verilmeksizin infaz edilmiştir. Mısır'da darbe karşıtı olmak suçundan idam edilen ilk isim Mahmud Hasan Ramazan olmuştur. Dünya, elbette derin bir sessizlikle karşılamıştır bu idamı. Zira dünyaya Sisi gibi aptalların yönettiği bir Mısır gerekiyordu. Mesele bu kadar basitti. 

9.En sonunda Sisi, ne yapıp edip halkın oylarıyla devlet başkanlığına seçilmiş, ülkesini sadece 1 yıl 3 gün yönetebilmiş Muhammed Mursi'yi de idama mahkum ettirmiştir. Türkiye ve bazı Müslüman ülkeler hariç dünyanın tamamı bu kararı sadece 'derin kaygı' ile karşılamışlardır. Bu süreçte, başından beri hiçbir şekilde şiddete başvurmayan, ancak yine de 'terörist' olarak nitelendirilen İhvan-ı Müslimin silaha sarılırsa 'modern dünya'nın kuracağı cümle elbette şu olacaktır: 'Biz size dememiş miydik? Bu İhvan terörist zaten.' 

10.Türkiye'yi 'Mursi'ye gaz vermekle' suçlayanlar, aslında Türkiye'yi 'sandığa, seçimlere, halk iradesine, seçilmiş bir devlet başkanına, tam bağımsız Mısır'a' destek vermekle suçluyorlar. Mursi'nin idam kararını aslında ellerini ovuşturarak karşılayan ve darbeci İkinci Tahrircileri 'özgürlüğün çocukları' olarak tanımlayan bu kesim için halkın iradesinin hiçe sayılmış olması, Mısır'da bir darbe yapılmış olması, binlerce insanın öldürülmüş olması hiç önemli değildir. Şundan hiç kuşkum yok: Türkiye, bu süreçte Mısır'da adını 'dünya vicdan tarihi'ne altın harflerle yazdıracak bir performans sergiledi. Sürekli Mısır halkının yanında, seçimin, sandığın, halk iradesinin yanında durdu. Darbecilerle arasına net bir çizgi çekti. Elbette, gücü Mısır'da olanı biteni değiştirmeye yetmez şimdilik. Ancak Türkiye, niyetinin ne olduğunu net şekilde ortaya koyduğu için bile son derece önemli bir iş başardı/başarmaktadır. Mısır'da doğru olan, güçlünün değil, haklı olanın yanında durmaktır ve Türkiye de bunu yapmaktadır. 
Ve son bir not: Mursi'nin kaybettiği bir şey yoktur. Olmayacaktır. Mursi, şimdiden kazanmış, geri zekalı Sisi ise şimdiden kaybetmiştir. Ne dediğimi anlamak istemeyenler Kenan Evren'in cenaze fotoğraflarını inceleyebilirler. Mesele netleşecektir. 
Ne diyordu (bu sefer gerçekten) Aliya: 'Allah'a andolsun ki köle olmayacağız.'

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder