.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

3 Nisan 2015 Cuma

TÜRKİYE'NİN BUGÜNKÜ HALİ

Mehmet Ali Bulut / Haber 7
Türkiye üzerine artık ne kadar açık oynadıklarını fark ediyorsunuz değil mi? Kimse kendini gizlemeye de gerek duymuyor.
Temel gaye genelde bu siyasi ekibin, özelde de Sayın Tayyip Erdoğan’ın siyaset dışı bırakılmasıdır.  Nitekim belli bir kesim tüm olan bitenleri hükümetin bir tezgahı gibi görmeye teşne. Bu dahi gösteriyor ki Türkiye çok kapsamlı bir operasyon altında…
Şunu unutmamak gerekir; Anadolu toprakları üzerinde bu kadar uzun süre yaşamak Türklerden başkasına nasip olmamıştır. Ben bunu da Türk milletinin hak din olan İslam’a samimi hizmetinin armağanı olarak göre geldim. Çünkü Anadolu, bir gelgit güzergâhıdır. Hatırlarsanız Churchill, Lozan’da, İsmet Paşanın kapitülasyonlar konusunda direncini kırmak için “Ya kapitülasyonları kabul edeceksiniz, ya da sizi yeniden Asya’nın tozlu topraklı yollarına göndereceğiz!” demişti. Bu cümle bir öfke anında ağızdan kaçmış bir cümleden ziyade Batının asıl niyetinin ifadesidir…
Bu niyetin altında tabii ki Batının korkuları var ama en çok da İsrail’in arzusudur bu. Zaman zaman temas ettiğim gibi, “Yavmülmelhame” (armegeddon= Son büyük savaşta) gününde Anadolu’da oturan halkın Tük olmaması lazım, onların Dünya Krallığını kurabilmeleri için. Tevrat’ta Nuh çocuklarına şöyle der: Ham, Sam ve İla(Samın karısı)’yı gömecek, Yafet de onu gömecek. O en sondur. Bu replik Noa (Nuh) filminde de kullanılır. Keza bu durma İsra Suresinin ilik üç ayetinde de temas edilir. Yavmülmelhame savaşında galip gelecek olanlar Nuh’un zürriyetinden gelenlerdir. Hâlbuki hepimiz Nuh’un soyundan geliriz. Demek kast edilen özel anlamıdır ki o da Türklerdir!
Yine bazen, “Anadolu deccal kuvvetlerine karşı direnen son cephedir. O yıkılırsa Deccal, Yani Newyork merkezli Amerika -Ki Siyonizm imparatorluğudur- dünyaya tam hâkim olacak” derim. Olamıyor, sebebi Türkiye’dir. Türkiye dedimse iktidarları kast etmiyorum. Buradaki İslami direnci ve sahiplenmeyi kast ediyorum. Yoksa Cumhuriyetin ilk dönem iktidarlarını –ki o da zaten bir Batı projesidir ki milletin can damarlarını kesmiştir, modernizm adına- bir tarafa bırakırsak, 1950’lerden bu yana gelen tüm iktidarlar, ya bizzat müdahale ile ya gönüllü itaatle Amerika’ya hizmet ettirilmişlerdir. Amerika’nın icazetini almadan ne sağcısı ne solcusu iktidar olabilmiştir son 60 yıldır Türkiye’de… Bu hüküm bugünün partileri için de geçerlidir…
Bu iktidar da icazetle başladı amma ne olduysa 2011den sonra Türkiye hem eş başkanlık koltuğunu bıraktı hem de yerel davranmayı tercih etti. One Minüte, birilerinin iddia ettiği gibi bir taktik te olsa, Türkiye hakikaten o tarihten sonra Amerika ile bağları zayıflatmış ve ‘Batıcıların’ deyimi ile “eksen kayması” yaşamıştır. Yani zahirde Türkiye hem Amerika’ya hem Batı’ya “bu kadar uşaklık yeter” demeye getirdi. Ama hiçbir hazırlık yapmadan!
Şimdi bu iktidardan rahatsız ne kadar yerli yabancı odak varsa ittifak halinde Türkiye’de huzuru bozmak, Türkiye’yi, DHKP-C manivelasıyla bir Sünni Şii savaşına sürüklemek istiyorlar. Çünkü Kürt meselesi arzu edilen neticeyi tam vermediği gibi çözülme sürecine de girdi sayılır.
Önümüzdeki dönemde ve sonrasında Sünni-Şii gerginliği iyice ağırlık koyacak siyasi ve sosyal hayatımıza! Bu savaş hiçbir şekilde İslam’a ve Müslümanlara yaramayacaktır. Ama hangi taraf kaybederse kaybetsin Batı kazanacaktır! Bu açıdan iktidarın, şu meselede muhakkak yeni bir dil ve (kucaklayıcı) üslup geliştirmesi gerekiyor.
Bir yandan Kürt Meselesi, diğer yandan her an alevlendirilebilecek durumda tutulan Alevi meselesi -ki DHKPC’e tam da bunun için ayakta tutuluyor Batı tarafından ve sahipleniliyor- bir yandan çökmüş bir adalet sistemi ve tabii –en azından ekonomik açıdan- hak etmediği halde –çünkü o kadar üretmiyor- batılı bir refah içinde yaşamaya alıştırılmış bir halkın israf düşkünlüğü!
İşte bütün bunlar, Türk toplumunun, risk içeren büyük davalara soyunma gayretini kötü yönde etkiliyor. Böyle bir ortamda, tüm rakipleri karşısına alarak bir takım işlere girişmek Türkiye’nin başına badire açtı.
Gerçi birilerinin bu riskleri göze alması da gerekiyordu. Toplumun Tayyip beyin arkasında kenetlenmesinin en dibinde yatan sebep de budur. Batı karşısında toplumun istediği tavırlar sergiledi. O yüzden de toplum onun şahsında, onurunu yeniden kazanacağına inandı. En azından beli bir kesim! O da onları mahcup etmedi.
Fakat toplumun büyük bir kesimi de ondan rahatsız. Rahatsızlığının sebebi ne olursa olsun, bu hal mevcut. Her nifak ehlinin, bu ülkede kendine yandaş bulabilmesi de o yüzdendir.
Anadolu bu tür ayrışmaların bedelini çok ağır ödemiştir. Fatih döneminde Sultan Fatih’in, tüm beylikleri Osmanlı çatısı altında toplamak için giriştiği zecri tedbirler, menfaatlerini beyliklerin devamında gören birçok Yörük ve Türkmen’i Şii Safevilerin safına itmiştir ve öylece de kalmıştır.
Çıkarlarını önceledikleri için, birlik olmanın getireceği büyük yararı göremediler. Aynı bencillik şu anda dahi mevcuttur. Nitekim toplumda “fedakarlık” kültürünü var etmeden büyük değişikliklere girişirseniz, menfaati bozulan herkes size aleyhtar olur. Bugün birçok saffı evvel Ak Partilinin, iktidar hakkında dil ve dudak bükmeye başlamalarının sebebi de budur. Hatırlayın, aşere-i mübeşşere içinde bulunan Zübeyir bin Avvam ve Talha bin Ubeydulah gibi zatlar, menfaatleri zedelendiği için ilk etapta Hz. Ali’ye karşı siyaseten tavır aldılar. Yazık ki bu, insan tabiatıdır ve önü alınamaz. Ama neticeleri çok ağır olabiliyor işte.
Bu günde bu toplum maalesef her türlü nifak ve entrikaya açık bir hal üzere duruyor. Hâlbuki asıl ıslah edilmesi gereken o umumu vicdandır.  Risale-i Nur’un asıl gayelerinden biri de işte o muhit kaleyi ve umum vicdanı ıslah ve tamir etmektir. Çünkü o olmadan, siz büyük işlere kalkışamazsınız. Hatta bir mektubunda Bediuzzaman, aynı gerekçe ile, toplumun yüzde 70’i tam dindar mütedeyyin olmadıkça bir partinin İslami kimlikle açığa çıkmasını dahi sakıncalı görmüştür toplumun irrite edilmemesi açısından. Bir lider, kendisiyle büyük davalara girişeceği halkının önce kalplerini telif etmeli. Asıl kalplerde bir telif ve tamir hareketi yapılması gerekirken, biz ha bire yeni ayrıştırmalara sebebiyet veriyoruz. Bu nifak ve entrika, topluma o kadar normal gelmeye başlamış ki, Diriliş dizisinde Kurdoğlu gibi ömrünü büyük bir davaya vakfetmiş bir adamı entrikacı yapabiliyoruz ve Gündoğdu’nun eşi Selcan hatunu fitneci başı yapabiliyoruz. Farkında mısınız, dizi, şu entrikalar yüzünden bir adım ilerleyemiyor. Bugüne ait toplumsal nifakı oralara bulaştırmadan edemiyoruz. Senarist tabii ki abartıyor ama biliyor ki toplum içinde bu işin çok müşterisi var!
Tuhaf bir kavga içine gömüldük. Birileri topluma korku vermek istiyor, bir yandan da iktidarın duruma hakim olmadığını göstermeye çalışıyorlar. Kırk yedi ilde –hala sebep tam bilinmediğine göre- elektrik kesiliyor ve hiçbir yetkilinin ne olduğuna dair bir bilgisi yok. Aynı gün en iyi korunması gereken bir yere iki terörist avukat cüppesi giyip elini kolunu sallayarak girebiliyor ve orada eylem koyabiliyor.
Birileri demek istiyor ki ey iktidar, ben istediğim zaman seni çökertirim, bak sen santrallerine bile sahip değilsin. Ve istersem en iyi koruduğun yerden seni vurabilirim…
Meseleler vuzuha kavuşturulmuyor. -Elektrikler neden kesildi? Enerji bakanı biliyor mu? Biliyorsa lütfetsin söylesin. Haa söyleyemeyeceği bir durum ortada varsa bu daha da acıdır.
Yazık ki kavgada akıl yoktur insiyak (iç güdüler) vardır. Türk siyaseti ‘insiyak’ üzerine oturtulmuş durumda. Kimse toplumun yararına düşünemiyor. Sanki ölümcül bir kavga içindeler ve muhalefet, bu  kavga içinde anlık bir başarı peşinde…
Beni bu plansızlık ve eskatalojiden mahrumiyet yıkıyor.
Fakat bütün bunlar atlatılabilir. Ama ülkenin içyapısı bu kadar keşmekeşlik içinde iken, sürüklendiğimiz okyanustaki dalgalara nasıl dayanabileceğimizi bilemiyorum. Davutoğlu’na bir fırsat verilmeli. O da tüm toplumu kucaklayacak bir dil ve uslup geliştirmeli. Belki o zaman yeniden toplumu telif edebiliriz. Aksi takdirde zor!
Bu sefinenin sahil-i selamete varması için ne yapılmalı artık bilemiyorum. Belki bu milletin cömertliği; mağdurun ve mazlumun imdadına koşma gayreti ve bol sadaka vermesi yüzü suyu hürmetine Allah bize merhamet eder. Hem de etmeli.
Bu memleketi seven herkes dua ve gayret kuşanmalı artık!
Selam ve dua ile…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder