.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

2 Nisan 2015 Perşembe

SON SAVAŞ

Bİ SİMİT /  28 Mart 2015

17 aralıktan sonra ilk yazdığım yazıyı hatırlıyorum. Hükümet ve Cemaatin arası neden açıldı başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Gece vaktiydi.  Yazıyı yazdığım zaman insanların bana inanıp inanmayacağını düşünerek yazıyı yayınlamaktan vazgeçmiştim ve bir kaç gün yazıyı taslak olarak bekletmiştim.
Daha sonra Bismillah diyerek yayınla butonuna bastım. Çünkü siteyi ilk açtığım zaman amacım kesinlikle siyasi, politik veya gündeme dair şeyler yazmak değildi. Hayattan alıntılar yapacaktım. Başımdan geçen hikâyeleri anlatacaktım. Sevdiklerimle beraber Bisimit’i bir hatıra defterine dönüştürecektim ama 17 Aralıktan sonra gelişen hadiseler ister istemez beni bu mücadelede var olmaya itti ve sonrasını getirmek zorunda kaldım. Sitede yazdığım bütün yazılar kendime attığım birer tokattı aslında. Bugüne dek suskunluğuma karşı attığım bir tokattı.
Okur kardeşlerimin desteği ile tarihi göz önünde bulundurarak gündemi değerlendirirken, gündem ile tarihi sentezleyerek geleceğe dair analizleri yazdım ve sizinle paylaştım. Bütün bunları BİSİMİT mahlası ile yaptım. Amacım isim yapmak olmadı. Hükümete yalakalık yapmak olmadı. Birilerine haber göndermedim. Birilerinin habercisi de olmadım. Okurlarımla paylaşmadım ama bu yüzden kimi zaman hem paralel tarafından hem de bazı hükümet kurumları tarafından dava edildim veya tehdit edildim. Her iki durumda da ne hükümete ne de paralele sığınmadım. Her ikisinde de Allah'tan başka hiç kimseye güvenmedim. Solo olarak çaldığım Bisimit senfonisine samimi olan Müslümanlar iştirak etti ve bu senfoni hamdolsun sizinle beraber koroya dönüştü.
Bütün bunları neden mi anlattım? Çünkü şimdi yapacağım tespitleri sizinle yine sadece Allah rızası için paylaşacağım. Ve siz de bu tespitleri benim ağzımdan sadece Allah rızası için dinleyeceksiniz. Sonuçları düşünmek, tedbir almak, taraf seçmek, hazırlanmak, dalga geçmek, alay etmek, düşünce israfı veya düşünce insafı eylemek tamamen size kalmış.
Ben bir hiçim.  Hükümet ve Cemaati yazarken de, Ses kayıtları ile ilgili yazarken de, James Foley'i yazarken de, IŞİD'i ilk yazdığım zaman da, BOPun amacını anlatırken de, Tır Operasyonunu, Cifir savaşlarını, Milli Görüşü yazarken de hep hiç olarak yazdım. Bisimit benim değil, bu milletin mahlası ve markası oldu. Bisimit bu millete 100 yıldır operasyon yapanlara, milletin yaptığı operasyon oldu. Şimdi yazacaklarımı yine bu millet için ve yine bu milletin kaygısına sunuyorum.
İstanbul ve Gaziantep’te garip hareketlenmeler var. Fatih Edirnekapı’daki ve Gaziantep’teki dostlarımız çok ilginç bilgiler veriyorlar. Yemen'den, Fas'tan, Hindistan'dan, Malezya'dan ve Afrika'dan bir takım şeyhlerin müritleri harıl harıl bu bölgelerden ev satın alıyorlar. Yavaş yavaş yerleşmeye başladılar. Malezya’da mehdilik ilan eden Şeyh Şafii'nin müritleri Edirnekapı'da dergâh bile kurdu. Hepsi Mehdi'nin zuhuru için hazırlık yapıyor. Mehdi demişken biraz bahsetmekte fayda var.
Türkiye'de özellikle bazı erkek kılıklı SÜRTÜKLER Mehdilik kavramının tabiri caizse içini ceviz kabuğuna çevirdi. Mehdi lafını duyunca hemen ister istemez dalga moduna geçiyoruz. Öyle ki hepimizin dışarı çıkıp Mehdi benim diye bu kavramla alay edesi var. Suç tabi bizde değil, sürekli Mehdilik iddiası ile ortaya çıkan ahlaksızlarda. Bunlar üzerinde durarak konuyu çöpe çevirmek istemiyorum. Allah onların hepsinin belasını verdi. Öyle rezil oldular ki, farkında bile değiller. Artık sarhoşlukları canlı yayında fuhuş yapmalarına olanak tanıyacak kadar ayyuka çıktı. Neyse konumuza dönelim.
İslam dünyasında şu anda Mehdiliğini ilan eden yaklaşık 200 kişi bulunmakta. Bunların bir çoğu düzenbaz ve sahtekâr. Buna Türkiye'dekiler de dâhil. Neden hepsi demediğimi merak ediyor olabilirsiniz. Bir kısmı da şizofrenik vaka. Yani sağlığı yerinde olmayan ve kendini Mehdi olarak düşünen zavallı insanlar.
Mehdiliğin en kavi alameti olan "Mehdi kendisi bile mehdi olduğunu bilmeyecek, ta ki rivayete göre Halife Suriye bölgesinde (Halep) Rum ordusu ile (Batı Orduları) savaşa gittiği zaman, Halifenin yardımına gidecek ve insanlar kendisine biat edecekler. Ardından Halife ve orduları ile Kudüs’e yol alacaklar. Orada da Hz. İsa’nın zuhuru ile Deccalı yok edecekler ve Kudüs’te namaz kılacaklar.
Bunu konuyu sayfalarca hadis ve rivayetler üzerine bina etmek yersiz. Dileyenler araştırıp farklı rivayetleri de inceleyebilir. Bu kısa bilgiyi neden mi verdik?
Türkiye'deki gençler ve bizler farkında değiliz belki ama bu biraz da İslam Dünyasında belki de tek rahat ülke olmamızdan kaynaklanıyor. Bütün İslam âlemi çalkalanıyor. Kan dökülmeyen tek coğrafya neredeyse yok. Şarktan Garba, Şimalden Cenuba kadar bütün İslam coğrafyalarında ya kıyım, ya da kıyam hâkim. Yanlış anlaşılmasın. Dünyada bir fikir kavgası yok. Çünkü fikir kavgası olsa bir Allah’ın kulu çıkıp Maoizmi, Leninizm’i, Budizm’i veya Hristiyanlığı eleştirir ya da bu fikirlerin, dinlerin savunucularına karşı bir huruç eylemi başlatır.
Ama dünyada İslam ve Müslümanlardan başka eziyet çeken, sömürülen, zulüm ve dayatmalara maruz kalan başka hiç kimse yok. Çünkü kurdukları dünya düzenine İslam’dan başka alternatif hiç bir düzen yok. Bunu çok iyi biliyorlar. Bu yüzden İslam’ın içini boşaltma çabası içerisindeler. Bu çabalar savaşları ve dolayısı ile kıyımları beraberinde ister istemez getirdi. Şimdi ise zurnanın son deliğindeyiz. Olay o kadar koptu ki Müslüman alemi akın akın Türkiye'ye geliyor veya Türkiye'yi izliyor. Üzücü durum ise Türkiye devlet olarak bunun farkında ancak millet olarak bu gerçeklere çok uzaktayız.
Yani Türkiye yarın bir kıyam yapmaya kalksa, bu intifada için dışarıdan milyonlarca Müslüman destekçi bulacağı aşikar ancak Türkiye içinde buna dair ne bir inanç ne de güven emaresi maalesef yok. Ya da ben böyle düşünüyorum. Türkiye'nin dışarıdan milyonlarca destek bulacağına emin olma sebebim ise Türkiye'nin dış politikasından kaynaklanıyor. Dikkat ederseniz daha önce de defalarca belirttiğim gibi Türkiye son 5 yıldır dış politikasını ülke liderleri, partiler, gruplar veya mezhepler üzerine değil halkların talepleri üzerine şekillendiriyor. Bu siyaset fokur fokur kaynayan İslam Dünyasındaki liderleri Türkiye'ye düşman yaparken, halkları ise hayran bırakıyor.
Konuya Davutoğlu ve Erdoğan'ın vizyonu ile devam edeyim. Tekrar buraya döneceğim. 2015 seçimlerinden sonra hedef konuldu. Musul ve Kerkük Türkiye'ye eyalet olarak bağlanacak. IŞİD'den rehineler alındığı gün bunu yazmıştım sosyal medyadaki sayfama. Hatırlayan hatırlar. Şu anda bütün hazırlıklar sürüyor. Hani yeni yapılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı var ya! Onun neden bu kadar büyük olduğunu Türkiye'deki biz akıllılar haricinde bütün dünya anladı aslında.
Saray'daki odalara isim bile verildi. Abhazya Eyaleti, Ahıska Eyaleti, Dağıstan Eyaleti, Nahcivan Eyaleti, Sana Eyaleti, Tebriz Eyaleti , Tiflis Eyaleti, Habeş Eyaleti, Adana Eyaleti, Cezayir Eyaleti, Halep Eyaleti, Anadolu Eyaleti, Bağdat Eyaleti, Basra Eyaleti, Bosna Eyaleti ve daha ismini saymadığım 250'ye yakın eyalet ismi şu anda Saraydaki odalara verildi bile. Eyaletler bu odalardan yönetilecek ve kim ne derse desin her şey göze alınmış durumda. Rusya'nın batı karşısında zayıflamış olması ve artık Esed'i savunacak pozisyonda olamaması, dikkatini Ukrayna ve kendisi ekonomisi dışında bir yere ayıramaması, Türkiye için oluşmuş bir başka organik fırsat.
Türkiye'nin Musul ve Kerkük’ten sonra ilk hedefi Halep olacak. Burada Türkiye ilk defa sürekli müttefik diye adlandırdığı batıya karşı aleni bir şekilde savaş ilan etmiş olacak. En önemli noktalardan birisi İran, Batı ile beraber ittifak yapacak ve Suriye'de Türkiye'ye karşı cephe alacak. Türkiye yalnız mı olacak? Devlet olarak evet ama millet olarak değil. Malezya'dan, Endonezya'dan, Afrika'nın çeşitli ülkeleri başta olmak üzere bütün İslam âlemi akın akın Türkiye'ye cihat için gelecek ve Türk ordusunun sancağı altında savaşacak. Bu size Çanakkale savaşını hatırlattı mı?
Orada da devlet olarak yalnızdık ve yanımızda ümmet vardı ve biz her cephede galip geldik. Müttefiklerin mağlubiyeti bizim de mağlup sayılmamıza neden oldu ve savaşta kaybetmediğimiz toprakları mason kumandanlarımız yüzünden masada kaybetmiştik. Hatırladınız mı? İşte kaybettiğimiz o yerleri geri almanın savaşını tam 100 yıl sonra yapacağız. Çok az kaldı. Bütün işaretler bu yönde. Bunca risk alarak bütün dünyaya meydan okuyan Erdoğan'ın eceli ile yatakta ölmeye hiç ama hiç niyeti yok. Şehit olmak istiyor. Davutoğlu'nun eceli ile yatakta hasta bir şekilde ölmeye niyeti yok. Bunlar masal değil. Kendileri de defalarca dile getirdiler.
Bahsettiğim mehdi konusuna değineceğim az sonra. Hayal kırıklığına uğratacaksam şimdiden kusura bakmayın. Erdoğan Mehdi filan değil. Ya da mehdi şudur, budur da demeyeceğim. Mevzu şu ki Suriye'de İran dâhil garbın ordusu ile Halep'te yapılacak savaşta Mehdi'nin zuhur edeceğine inananlar hem İstanbul hem de Antep'e yerleşmeye başladılar. Halep savaşından sonra hedefin Kudüs olacağını ve burada Halife'nin imamlığında namaz kılacaklarına inanmış bu insanlar.
Selahaddin dönemini hatırlayın. Sultan Selahaddin haçlılar üzerine yürümeden önce İslam Dünyası'na operasyon yapmış Şii olan Fatımi Hilafetine son vermiş, İslam Dünyasındaki çok sesliliği keserek tek adam olmuştu. Bütün bu icra atlardan sonra Kudüs'e sefer düzenleyip yaklaşık 90 yıldır Kudüs'ü elinde tutan Hristiyanların elinden Kudüs'ü tekrar geri almıştı. Selahaddin Kudüs'ü fethetmeden Kudüs'ü Hristiyanlara tapulayıp İslam Dünyası'nın fetih girişimlerini engelleyen Hilafet Devleti (Fatımiler)'e son vermesi gerektiğini çok iyi biliyordu.
Fatımilerin Şia meşrepli olduğunu ikinci kez tekrar etmeme gerek yok. Şimdi size çok can alıcı bir soru sormak istiyorum. Bugün aynı şeyi İran'ın yaptığını gerçekten görebiliyor muyuz? Kudüs'ü hapseden ülkenin aslında İsrail değil de İran olduğunu fark edebildik mi? Mısır’da daha bu hafta Selahaddin Eyyubi’nin terörizmi tetiklediği için tarih dersi müfredatından kaldırıldığını biliyor musunuz? Hatırlayın Fatımiler Mısır’da hükümranlık sürüyordu ve Mısır’da Fatımilerle beraber Şia alametlerini ortadan kaldıran yine Selahaddin Eyyubi olmuştu. Yani adamların karın ağrısı o kadar büyük ki tam 1000 yıl sonra bile nefretleri dinmemiş, dinmiyor, dinmeyecek.
Özetle Özgür bir Ümmet için, Âdem ile Havva'dan beri her defasında "İsrail menzilimizde 10 dakikada yok ederiz" diyerek bugüne dek küffara karşı tek ok atmamış olan ve Kudüs'ü İsrail'e taşere eden İran'ı artık ortadan kaldırma vakti geldi. Filistin düzelirse bütün Arap Dünyası'nın düzeleceğini unutmayın. Nihayetinde Bağdat’ı, Şam’ı, Sana’yı nüfusuna aldıran İran'ın bunu artık açık bir şekilde ifade etmesi, Tahran haricinde bütün İslam başkentlerinin cayır cayır yanması bizler için yeterince acı bir metafor değil mi? Ya da koca bir kazık?
Ahrar liderinin İstanbul ziyaretinden hemen sonra Suriye’de bütün mucahid grupların birleşmesi sizce tesadüf müydü? Esed, Hizbullah ve İranın ordularını bir avuç mücahid kimin tedarik ettiği ağır silahlarla püskürttü dersiniz? Bütün bu ilerlemeler sizce neyin alametidir?
Bugünlerde Suriye'de en aktif ve öncü gruplardan Ahrar'ın lideri Ebu Cabir'in İstanbul'da olması tesadüf değil. İsmini sayamayacağım birçok kişi de aynı şekilde devletimizden randevu almak için sırada bekliyor. Hepsinin amacı bu kutlu ordunun içinde asker olarak yer almak. Tıpkı Sultan Selahaddin Eyyubi gibi bir zamanlar İslam Dünyası'nın vicdanına kilit vuran Fatımilerin mirasçılarını susturarak veya ortadan kaldırarak başta Kudüs olmak üzere İslam Dünyası'nda intifada başlatması gibi onlar da Batı'nın Karlofça Antlaşmasından sonra başladığı ilerlemeye önce İran'a karşı koyarak dur demek istiyorlar.
Cennet Mekân Necmeddin Erbakan'ın Bosna'daki mücahitlere zamanında para göndererek tarihe "Kayıp Trilyon Davası" olarak geçtiği Türkiye'nin İslam Dünyasında başlattığı öncü misyonu yine Erbakan'ın talebeleri Erdoğan ve Davutoğlu'nun finale taşımasını istiyorlar. Arapların Türk ellerine gelerek tekrar bir huruç başlatması aklımıza Ebu Talip'ten Hz. Muhammedi isteyen kâfirlere şu satırları okumasını getirmiyor mu?
Ebu Talip bir şiirinde şöyle der; “Düşman bizim gücümüze boyun eğip kahroluyor. Hâlbuki onlar bizim Türk ve Aftalitler’in (hunların) kapılarına sığınmamızı isterler. Allah’ın evi (Kâbe’ye) ant olsun ki; sizler yalan söylüyorsunuz. İşleri karma karışık etmeden ne Mekke’yi terk ne de buralardan Türk yurtlarına göçüp gitmeyeceğiz. Allah’ın evi (Kâbe’ye) ant olsun ki; sizler yalan söylüyorsunuz. Biz Muhammed’e, göğsümüzü siper edecek; onun etrafında çarpışacak, O’nu (sonuna kadar) koruyacağız....” (İbni Hişam, es-Sire, mısır 1955, I., s.275)
Bu şiir dostlar çok ama çok önemli bir kaynak. Bugünü ön görüp, ne olacağını özetleyen bir kaynak. Evet, işler karma karışık olmadan onlar yurtlarını terk edip Türk yurtlarına göç etmeyeceklerdi. Şimdi ise akın akın Türk yurduna geliyorlar. Ebu Talip’in vizyonu 1500 yıl sonra kendini sadece zalim diktatörler altında ezilen Araplarda değil, Budistlerin katlettiği Myanmarlılarda, Çinlilerin zulmü altında inim inim inleyen Doğu Türkistanlılarda, Afrika'nın kara gözlü, temiz yüzlü çocuklarında bulacak, İslam Dünyası ayakta kalan tek yurt olan Türklerin yurdunda tekrar sancağı göndere çekecek ve son savaş bu milletin önderliğinde verilecekti.
Asıl ismi Ebu Osman Amr bin Bahr el-Kinani  olan dünyanın ise El-Câhiz olarak tanıdığı ünlü edebiyatçı ise Hz. Ömer'in “Türkler ne yaman bir düşmandır. Onların (düşmanlarına) verecekleri (ganimet) çok az, alacakları ise pek çoktur” dediğini rivayet eder. Yine ilk dönem İslam âlimlerinden fıkıhçı Nuaym Bin Hammad Hz. Ömer'in “Yüzleri deriden kalkan gibi yuvarlak ve geniş, gözleri sanki nazar boncuğu gibi olan kavimlerden çekininiz. Onlar size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyiniz" diyerek işaret ettiği Türkler ‘in sancağı ikinci defa devralacağını bilen BATI teyakkuzda. Türkiye nefes almasın diye her yol deneniyor.
40 yıldır PKK ile uyuşturdukları bu beynin yavaş yavaş kendine gelmesi onları çıldırtıyor. Erdoğan'ın Davos'ta aslında Natenyahu'ya değil bütün Batı’ya rest çektiğini ve Batı’ya karşı Şark’ın son savaş pimini çektiğini çok iyi biliyorlar. Şarkta yüz yıldır AYI diye oynattıkları İran’ın da artık seyircileri etkilemediğinin farkındalar. Bu yüzden HDP eş başkanı Demirtaş üzerinden asla başkan olamayacaksın mesajı göndermeye devam ediyorlar. Onların başlattığı ve sonrasında pişman oldukları, benim de bunu 3 ayrı yazı dizisinde metaforlarla kaleme aldığım BOP EŞBAŞKANLIĞI projesinin Erdoğan'ın planları doğrultusunda yine kendileri aleyhinde işleyebileceğini düşünmemişlerdi. Kaçırdıkları tek nokta bu değildi. Ellerinden önce TSK'yı, sonra MİT'i, sonra ASELSAN'ı, sonra TÜBİTAK'ı, sonra köstebeklerini kaçırmışlardı. Petrolü de, Ortadoğu’yu da, Kudüs’ü de kaçıracaklardı.  
İşte bu düşüncelerle yoğrulmuş onlarca şeyh Malezya'dan, Endonezya'dan, Fas'tan, Yemen'den müritleri ile beraber İstanbul'a geliyor ve ne olursa olsun bu savaşta yer alacağız diyorlar. Onlara göre İstanbul sadece Dârüsselam değil, aynı zamanda hilafetin de merkezi. Ve Halife ise bütün zulümlere karşı dik durabilen cesur adam Erdoğan. Erdoğan bunun farkında ve kesinlikle rehavete kapılmıyor. Hareketlilik onu kesinlikle ürkütmüyor. Aksine bütün bunlar olurken küresel planlara karşı planlar, şeytanın stratejilerine karşı rahmani stratejiler geliştiriliyor. Ekip çok ama çok iyi çalışıyor. Milletin desteği ise en büyük kozları. Millet Erdoğan'ı ne Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, ne 17 Aralık darbesi sonrası yerel seçimler de yalnız bırakmadı. Erdoğan genel seçimlerde de ezici üstünlükle galip geleceğini biliyor.
Devletimiz mi? Çok iyi çalışıyor. Söylenmedi, açıklanmadı belki ama uçağımızı da ürettik, tankımızı da. Hem de bütün teçhizat ve yazılımları ile. Hani Erdoğan'ın bize vermiyorlar diyerek Batı'nın ikiyüzlülüğünü açık açık ifade ettiği yedek parçalar var ya! Evet, onları da ürettik. Ne Aselsan'da intihar süsü ile katlettikleri şehitlerimiz ne de Tübitak'ta işe yarar diye besledikleri ince bıyıklı abiler engel olamadı buna. Özetle ne mi demek istiyorum? Savaşa hazırız. Ölmeye hazırız. Savaşırken cephede ilk atılan ve tek kurşun atmadan şehit olan öncü birliğin isimsiz kahramanı olmaya devlet olarak hazırız. Bunun farkında olan bütün dünya Müslümanları bu ülkeye akın ediyor. Son savaş yaklaşıyor.
2023 Erdoğan’ın kafadan ortaya attığı bir tarih değildir. Bu bir Rabbani işarettir. Her 100 yıl bu ümmetin şahlanacağı ve geçmişte de kendini bulduğu gerçeğini artık onlar da biliyorlar. Bu yüzden titriyorlar. Tek ümitleri sizin, yani Türk milletinin bunun farkında olmamış olması. Ya da öyle sanıyor olmaları. Farkında mısınız? Hazır mısınız? Alparslan’ın yiğitleri? Hazır mısınız? Malazgirt’te Alparslan’a 20.000 yiğit Kürt askeri ile destek veren Mervan’ın torunları? Hazır mısınız? Küffarı son bir defa kuzeyin soğuk topraklarına sürmeye, canlı yayında kucağında evladı vurulan Filistinli Baba'nın intikamını almaya, Suriye'de Esed’den kaçarken Amman sınırında açlıktan ölen kız çocuğumuzdan helallik istemeye? Bundan tam 100 yıl önce Çanakkale'ye gözünü kırpmadan 13-14 yaşlarında tüfek omuzda gururla giden ceddimize, torunlarının da tam 100 yıl sonra onlardan geri kalmadığını göstermeye hazır mısınız? Son savaş kapımızda. Ya hep beraber şehadeti kucaklayacağız ya da Ümmet özgür olana dek Ortadoğu’yu o kahpelere zindan edeceğiz.
Son sözüm Batı'ya. Kokuşmuş, ihtiyar şeytanlar. Farkında olmadığımızı mı sanıyorsunuz? Savaşacak askeriniz YOK. Şu ülkenin şu kadar askeri var palavralarını yutmayız. Makinalarınızı ise duman edeceğiz.100 yıl önce olduğu gibi. Canınıza okuyacağız oğlum. Hiç şansınız yok. C-A-N-I-N-I-Z-A  O-K-U-Y-A-C-A-Ğ-I-Z

http://www.haberseyret.com/yazi/237/son-savas

13 yorum:

  1. Alaha yemin olsunki bu kanlar şakır şakır şehadete akacak.ALLAHU EKBER.Artık hepimiz biliyoruz vadedilen gün geldi çattı.Bırakın her şeyinizi ey kalp ehli.Saklandığımız yerden çıkma vaktidir.

    YanıtlaSil
  2. Eyleşme vakti bitmiştir.Cenkin vaktidir.Eyyyyy ulu ulu beyler,Eyyyy serdengeçtiler.Gün toprak altından güne kalkma vaktidir.Namussuzun keferenin elinden müslümanı alma vaktidir.O pis canlara kıyma vaktidir.Tankı tüfeği ve gerekirse arzı alev alev yakma vaktidir.Allah uğruna candan geçme vaktidir.Aşkı yaşama aşkta yok olma,aşk uğruna kurban olma vaktidir.Oyunla bozma oyunlar kurma,pusuda can alma vaktidir.Size sesleniyorum ey yaşayan şehitler.Size vadd edilmiştir doğarken şehadet.Eyyyy bahadır genç yiğitlerim Vallahi bu vakit şehadet içme vaktidir.Şehadetimi özledim ya RAB.Şehadetimi özledim ya RAB.Şehadetimi özledim ya RAB

    YanıtlaSil
  3. Kafa karışıklığı en tehlikeli haldir. Biraz daha zorlanırsa tımarhanelik olunur. Bunun bir tezahürü de kavram karmaşası. Bunun aşırı hali zırvalıktır. Çünkü aka kara, kara aka yapılır. Bu yorum da böyle bir şey. Müsbet menfi bütün kavramlar bir kaseye konup çalkalanmış ve ortaya tadı tuzu olmayan bir laf salatası çıkmış. İslamiyet sulh ve müselamattır dahilde nize istemez. Zaman savaş zamanı değil, manevi cihad zamanıdır. Kur’an’ın elmas kılıcı ile küfr-ü mutlakı yenmektir. Kan ve barut haramdır. Siyaset ispanyol nezlesi gibidir, fikri hezeyanlaştırır.

    1.17 ve 25 Aralık hadisesi melek kılığına girmiş şeytanın aldatmasının sonucudur. Türkiye’de dar bir zümre dışında (ki onlar hakiki Nur talebeleridir ve o Pansilvanyalı mollayı Cibali Baba olarak nitelemiştir) herkesin aldatıldığı bir fitnenin devlet dairelerine sızarak darbecilik oynama hikayesidir. Böyle bir portrenin benzerini Bi Simit’in cennetmekan ilan ettiği siyasetçi ile gördük. Doğumları da eş zamanlıdır. Bu iki kişi, biri siyaseten, biri de din adamlığı kisvesi ile dini alet ederek aldatmanın zirvesidir. Biri çok hainane, asrımızın en büyük hidayet cereyanını, yok etmekle görevli olduğu Deccal-i Süfyana teslim etmeye kalkışmıştır. Diğeri ise siyasi iktidarı Deccal-i Süfyani’nin yandaşına teslime vesile olmuştur. Muharrikleri ise tektir. Hubbucah. Yani makam sevgisidir. Yani şiş egoların, kabaran enaniyetin sonucudur. İhlassızlıktır.
    2. Mehdi meselesinin istismarcısı sahtekarlarını bir yana bırakıyorum. Ama bazı dini önderler bir manevi mertebenin sahibi olduğunu aldanmayla sanırlar. Bediüzzaman bunu 29. Mektup’ta Telvihat-i Tisa’a’da açıklar. Özellikle 4. Telvih’de. Ehl-i tarikin enfüsi meşrebinde seyr-i sülük edenler, nefs-i emmareyi öldürmede muvaffak olup, hevayı terk ederek enaniyeti kıramazsa şükür makamından fahr (övünme) makamına düşer, fahirden gurura sukut eder (düşer). Bu hatanın kurbanları Milli Görüş’ün mucidi siyasetçi ile Mesihlikten Mehdiliğe kadar her makamda oynayan ve nübüvveti bile lüzumsuz gören Pansilvanyalı hoca örneğidir. Derin mihrakların yani gladionun, yani cuntacı musibetin vesayetini sürdürmesi için içimize sokulan iki musibettir.
    3. Seyr-i sulukta manevi sarhoşluğa ve cezbeye kendini kaptıranlar şatahat denen birçok dava onlarda görülür. Bir örnek verilirse, bir teğmen kendinde bulunan kumandanlık zevkiyle ve neşesiyle gururlansa kendini general sanır. Ve küçücük rütbesini bir anda büyük bir rütbeye çıkarır. Onun gibi çok ehl-i velayet var ki, bir sinek iken kendisini tavus kuşu sanması gibi bir anda kendini kutup olarak görür. Ama gerçekte aldanmıştır. Gördüğü doğru ama hükmü yanlış. Böyle olunca bir çok mutasavvufun kendini Mehdi sanması normaldir. Yalan söylemiyorlar, ama aldanıyorlar. Şimdi bunlara kalkıp sahte Mehdi diye hakaret etmek Bi Simit gibi siyasi gözlüklülerinin ehl-i dine bir bühtanıdır.

    4. Türkiye müstakar ve övgüye mazhar bir ülke haline nasıl geldi? Ben sayayım önce bir 25 yıllık kapkaranlık bir devreden geçti. 14 Mayıs 1950 sabahı gözünü açtı. Nasıl? Bütün İslam büyükleri Bediüzzaman’dan Süleyman Tunahan Hazretlerine kadar bu millete küfr-u mutlakın karşısında manen önderlik etmişlerdir. Yorumcu tarafından cennetmekan ilan edilen meşhur siyasetçinin abileri 14 Mayıs öncesi o demokratları karşı MP’ye destek verdiler. 1960’larda ise 27 Mayıs darbesine millet ikinci kez sandıkta karşı koyunca MİT’çi Fuad Doğu gibileri tek parti iktidarına karşı tuzaklar hazırladı. Arap aleminde ne kadar siyasal İslam’cı eseri varsa tercüme ettirildi, İskender Paşa cemaati siyasete soyunduruldu, kontr gerillayı kuran darbeci albaya parti verildi. Ve arkasından Kur’an’ın işaretiyle Ye’cüc ve Me’cüc olarak tabir edilen anarşi ve terör hortlatıldı. Hem ABD hem de İngilizler’in tahriki ile. (1962 Kur’anın bir ayetinin cifri hesabıyla ahir zamanda Ye’cüc Me’cüc’ün çıkışı tarihine işarettir) 20 yıl bununla uğraştık. Sonra PKK terörüne yol verildi. Hem içerden hem dışardan.



    YanıtlaSil
  4. 5. PKK terörü 40 yıl uğraştırdı. 1.2 trilyon dolar paramızı çaldı. 50 bin evladının canını aldı. Türkiye 1966 yılından bugüne kadar siyasi iktidarlarımız sabah akşam terörle huzursuz ve meşgul edildi. Araplar bizden 30-40 yıl sonra istiklalini kazandı. Bizim gibi 25-30 yıl batı yandaşı vesayetin sultası altında yaşadı. Suriye’de sabah erken kalkan general darbe yapardı. Onlar bizim 1950’de kavuştuğumuz bahara ancak 2010 tarihinde kavuştu, ama nasıl baharımızı çalındı ise onların da çalındı. Şimdi bunun Türkiyemiz için övünülecek neresi var Allah aşkına.
    6.Türkiye bütün muğlak ve müphem rivayetlerin, yanlış kaşiflerin aksine Mehdi’nin zuhur ettiği topraklardır. O Mehdi ve talebeleri yani şahs-ı manevisi; Türkiye’nin huzur ve sükunu, istikrarı, politik ve ekonomik rahatı için çırpındığı kadar hiçbir cemaat onlar kadar çırpınmadı ve daima müsbet hareket etti. 1950 yılından 2002 tarihine kadar. Ama o cennetmekan ilan edilen bir makine mühendisi profesör ile bir molla sineği her türlü bölünmeyi din adına icra ettiler
    7. Mehdiyet, bir şahs-ı manevidir. Hilafetin ilgası, dini şeaire suikastler ile İslam’ın ve Allah’ın adının silindiği bir zamandan bu zaman bizi nasıl getirdi? Türkiye bu hale nasıl terakki etti. Evliya ve asfiyanın duaları nasıl kabul oldu? Bunu yapan siyaset değildir. Sadece müstakim siyasete yön ve destek verilmiştir. Kur’an için, millet için, İslam için. Ve bu “herkes uykuda (gafil) iken Mehdi hizmetini yapar” sırrı ile yapıldı ve bu günlere gelindi. Mehdi'nin Suriye Halep gibi yerlerde savaşa katılması veya savaş çıkarması palavradır.
    8. Şimdi Osmanlı’nın yarıda kalan görevi ne idi. Saltanat yani siyaset ile kendi tebasının meselelerini çözüyor, Hilafet ile bütün alem-i İslam’ın meseleleriyle ilgileniyordu. Hz. Peygamber tırmalayıcı hilafetten sonra cebabire ve Mehdi’nin geleceğini haber vermiş, ama kimlik ve adresi vermemiş. Keşifte bulunanlar ise tabi oldukları cüz’i mekan ve berzahlarındaki hakikatle rivayetlerde bulunmuşlar. Ama ittifak yoktur. Tek ittifak Kostantiniyye’nin ve Kudusün fethidir. Yapacak olan da Mehdi’dir. Mesih ona yardımcı olacaktır. Yani Mehdi-Mesih cemaatleri.
    9.Bu günkü siyasi kadro Milli Görüş gömleğini çıkardı. Yani Milli Görüşten yani Karaman Beyliğinden gelip Osmanlı Beyliğine katılanların ve merkez sağın ittifakından doğmuştur. Bunlar dindar demokratlardır. Ve Mehdi cemaatinin tam desteğine sahiptir. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları yüzde 36 ile yüzde 70’lik sandalye sahibi oldu ama, milli görüşçüler gibi işi hayale kurban etmediler. Akıllı gittiler. 2002 tarihi rivayetlerdeki Beyda zaferinin tarihidir. Tağuti fitnenin kıçına tekme vurulduğu tarihtir. Bir husus daha 10 yıl sonra Badiüzzaman’ın 1955 tarihindeki bir vasiyetini yerine getirdiler. Bir tane daha kaldı. O Akşemseddin Hoca’nın şeyhi Hacı Bayram’ın tashih-i rivayetteki müjdesinde gizlidir. Feth-i Kostantiniyye ikinci kez feth olacak ama siyasetle ve askeri fütuhatla değil, yani tekbir ve tehlillerle olacak değil mi? Oradan Küdus yolu açılır.

    10. Batı kötüdür iddiası siyasetin nefs-i emaresinin palavrasıdır. Batı ikidir. Biri deccalane politikayı izleyen batı, diğeri ise Hıristiyanlığın mehasininden neş’et eden batı. Yani ehl-i kitap dostlarımızdır. Yani komünizme karşı ihbar-ı Nebevi’deki ittifak yaptığımız batıdır. Türkiye 1950 sonrası ülke güvenliğini NATO vesilesi ile sağladı. Türkiye o tarihten başlayarak 1990 yılına kadar ABD’den yüksek rakamlı hibesi dahil yardımlar aldı. Ama Sovyet blokunun çökmesi sonrası NATO deccalane fitnelere alet edilmeye başlandı. Kütresel Yahudi sermayesinin etkisiyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. SelamuAleykum
      Değerli yorumların için ağzına ve eline sağlık arkadaşım... Sizinle aynı düşüncede olmadığım yerlerde var ama genel itibarı ile değerli bir katkı olmuş. Cihat konusundaki düşünceniz , Yedinci bölümdeki MEHDİ perspektifiniz ve onuncu bölümdeki NATO ve DOST kavramların dışında diğer tüm yazdıklarında hemfikirim.
      Bi Simit'in yorumlarını biraz daha geniş açıdan değerlendirmekte fayda var. Her yazılanı din ve islam için olduğunu zannetmeyelim , yada bir taassup içinde olmayalım. Birçok doğru arasına sıkışmış büyük yanlışlar olabilir . Okuduklarımız bu gözlen incelememiz bizim için daha doğru olacağını düşünüyorum.

      Saygılar

      Sil
    2. Abdürrahim Ağabey 6. kısımdaki molla sineği kim açıklayabilirmisin ?
      o dönem Kıbrısi ve Mehmet Zahid Kotku O partiyle çalıştı...
      o dönemi ve o molla sineği meselesini biraz açarsanız sevinirim...

      Sil
    3. Ömer Kardeşe
      Tabi ki Molla Pansilvanyalı’yı kast ediyorum. Baksana daha o zaman rakibi gördüğü Erbakan’ı idamla filan tehdit ettiği Yeni Şafak’ta iki gün önce çıktı. Ama 70’lerin ortasında ona destek vermesi ise fırıldaklığının eseri. Bunlar manevi önderlik, şeyhlik, velilik nedir anlamıyor. Kendini beğenmişlikle dünyevi ve manevi makamları kendine layık görüyor.
      Sinek Molla’dan kasıt, hani sinek sinekliğine bakmadan kendini tavus kuşu gibi görmesinden kinaye. Bizim Pansilvanyalı da gördüğü alaka ve teveccüh sonucu kendini bir anda manevi makamların tepesinde görmüş. Sık sık ehl-i tarik gibi uzlete çekilirmiş ama nefs-i emmareyi öldüreme yerine onu enaniyetle beslediği anlaşılıyor. Ve hala bir sinekken kutupluk makamına oturduğunu sanmış. Hatta bir röportajında okumuştum, velayetin tasavvuf dışında da olacağını ifade etmişti. Yani mektepçilik, istihbaratçılık, hükümetçilik oynamakla, darbecilikle, ananasçılıkla velayet makamına geleceğini sanan sineklerden. Nefs-i emmareyi öldürmeden enaniyeti terk etmeden manevi terakki olmaz. Bir yandan kıtmirim diyor, diğer yandan siyasi ve dünyevi makam sahipleriyle yarışıyor, onlara talimat vermeye kalkışıyor. Ona tabi olmayanları ise papazlar gibi aforoz ediyor. Onu kast ettim.


      Mehmed Zahid Kotku adı üstünde zahid ve abid bir zattı. Bazı bürokratlarla münasebeti vardı. Kendine has bir hizmet tarzı vardı. Bürokrasideki Halkçı kliğini kırmak isterdi. DP’nin acı tecrübesi unutulmamıştı. Siyasi destekleri de vardı, ama asla ve kat'a dünyevi bir makam peşinde koşmadı. Ve öyle bir emeli yoktu. Pansilvanyalı ile kıyası dahi edep dışı olur. Ananevi tarzda hareket edenlerdendi. Çok ünlü müntesibi vardı. Veliliği işmam eden halleri çok görülmüştür. O zamanki din görünümlü siyasi hareketi desteklediği doğrudur, ama bilindiği gibi müntesipler derece derece, sınıf sınıf olur. Bir himmetim olur diye düşünmüş olabilir. Müntesiplerinin onu siyaset bataklığına çektiğine dair bir emare yoktur. Oraya herkes gider. Bakkal da, doktor da, siyasetçi de, fasık da. Kapı açık. O da fikirini izhar ederdi.

      O dönem yani 10 Ekim 1965 seçiminde tek parti iktidarı çıkınca vesayetçiler büyük rahatsızlık duydu. Ve ne olursa olsun vesayeti sürdürmek ve CHP’yi iktidar yapmanın yolu, milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerin tek parti iktidarına yol açan desteğini kırmaktı. Yani koalisyonlarla istikrarsızlık oluştur, vesayetini sürdür mantığı. Bu sebepler dinci ve ırkçı iki partinin önüne açtılar. Sokağı da çalıştırdılar. 1969’da başaramayınca, bu kez darbe yapıldı. 1980’e doğru tek parti iktidarı ihtimali çıkınca yine drabe yapıldı. 1983 seçiminden de aynı sonuç çıkınca bu kez başka oyunlara girişildi. Her neyse. Bu millete kendini yönetme hakkını vermek istemediler. Şimdi çatır çatır alınıyor. Şu untulumamalı Lozan’ndan çıkan çok güçlü bir damar var: İslam Alemi’ne düşmanlık ki vesayet bunun teminatıd idi. Bu İngiliz fitnesi idi. Bedüzzaman’ın anarşiyi önlemekten başka, diğer bir amacı da İslam Alemi’nin kardeşliğini ve muhabbetini kazanmaktı. Bu ittihad-ı İslam’ın esasıdır. İngilizler Alem-i İslam’ı sömürmek için 100 yıl Hilafetin kaldırılması için çalıştı. Ve 115. Yılında başardı. Ve sömürü başladı. Bu sefer Kader-i İlahi, Mehdiyet ile buna karşılık verdi. Bayraktarının eline çelik kılıcı yerine Kur’an’ın elmas kılıcını verdi ki, bu da manevi cihadın en muhteşem silahıdır. Şimdi mücadele bu silahla oluyor. Akıl ve ikna ile galebe çalma. Medeni zamanın icabatı budur.



      Sil
  5. 11. Bir husus daha Hakiki İseviler ile ehl-i iman yani Mesih’in cemaati ile Mehdi’nin cemaatinin insanlığa vesile olacağı son bir mevhibe-yi ilahiye vardır. Kudüs’ün fethi ve tevhidi cihana hakim kılmaktır. Batı kötüymüş. Ne olacak tefessüh etmiş politikacı kafası. Git de mektebinde oku.
    12.Bir husus daha . Ahir zamanın vazifesi siyasi ve askeri değildir. Ahir zamanın vazifesi imani ve Kur’an’i hakikatlerle iki deccalist akımın zir ü zeber ettiği iki kitap ehlinin Hak dinde ihyasıdır. Siyasiler memleket meseleleri, güvenlik, ekonomik meseleler, asayiş ve ittihad-ı İslam için gayret gösterecektir. Onlara bu hususlarda karşılıksız destek verilecektir. Dnide hassas muhakeme-i akliyeden noksan yobazların ve ırkçıların tasallutundan korunacaktır. Biz ehl-i sırat-ı müstakimiz. Liveçhullah olan desteğimizi siyasetçiden değil, Allah’tan bekleriz. Ki bu tutum Mehdi’ye zemin hazırlamasıdır. Onun şahs-ı manevisini Cenab-ı Allah vesile ederek istediğini yapacaktır. Kafirler hoşlanmasa da, idraksiz insanlar anlamasa da. Dünya bir imtihan yeridir, deccal deccal olduğunu bilmeyecek, ama Mehdi vazifelendirileceği ve Hz. Ali (ra) ile Gavs-ı Azamın (ks) manen tedvirinde olacağı için bunu bilecektir, ama onu herkes değil ancak nur-u iman sahipleri ve ehl-i feraset bilecektir. Sonra Mehdi eli kanlı harp eden biri değildir. O Kur’an’ın adamıdır. Muhyiddin-i Arabi nin saydığı özellikler arasında askeri özelliği yoktur. Ancak hizmetinin neticesinde halen 1990’dan beri süren 3. Melheme Kudüs'ün fethiyle nokta koyarak Mesih’le cümle cihana sulh ve sükunu sağlamak siyasilerin işidir.

    13. Yorumda bir fahiş hata daha var. Bu Siyonist-neocon proje. Yinon Planına hizmet edecek olan proje. Kürtler’in devlet kurmasını meşrulaştırmak için Kuzey Irak’ı Türkiye ile birleştirip sonra bir ayaklanma ile Türkiye’den toprak kopararak İsrail’in güvenliği için Arap-Türk-İran düşmanlığı yapacak bir Kürt devleti kurdurma projesidir. Bu proje ile İsrail 1960’larda ihtilalci Kürt general Kasmı’dan beri ilgileniyor. Biz bunu yemeyiz. Kürtler hür olacak ama ehl-i İslamla ittihad ederek. Bu da ittihad İslam projesi ile.l O zaman İslam ülkeleri arasında seyahatlerde AB gibi olacak.
    14. Türkler uyandı ise alem-i İslam da uyanacak demektir. Ak Parti iktidarı tağuti bir fitenin ertesi kuruldu. Ve iki yıl önce 13 rakamının sırrı ile 3 fitneden, gezi, 17-25 Aralık darbe teşebbüslerine atlattı. Buna karşılık 3 zafer elde edecekti. İkisini aldı biri kaldı. 14 Rakamı Tayyip ve Ak Parti’nin uğurlu tarihidir. 14 Nisan’da Afyonkarahisar=14) kuruluş toplantısı 2002 14 Ağustos’ta kuruluşu yapıldı. 10 Ağustos 2014 seçimi kazandı hicri 14 Şevval gününe. Geçmişte aynı tarihte 14 Şevval 1414 yani 27 Mart 1994’teki seçim zaferi. O tarh Tansu Çiller ile Erdoğan’lı yeni çağa işaret eder. Sebe Melikesi’ni anlatan kıssada sözü edilen Beldetün Tayyibetün başına Erdoğan seçilir. 14 Şevval 1414. Yani İstanbul'un plaka numarası sure34/14 ayeti ile işaret var. Tayyip Belediye Başkanı olur. Bunları gladio ile neocon-siyonist-neoliberal şebekeleri ile Mossad-CIA-MI6 istihbarat ağının uşağı Pansilvanyalı’nın o onun çevresinde kümelenen bedbahtların anlayacağı bir şey değildir. Tevafuklar çok önemlidir. Ve birden fazla tevafuk remiz ve delil olurlar. Ve müjdeyi haber verir. Şimdi 7.6= 13’tür. Seçim tarihinin belli olacağı tarih 8.6=14’tür. Duha 5’in cifri ve ebcedi hesabı ile neye işaret var? Bu Mehdi’ye verilen bir müjdedir. “Ve mutlaka Rabbin yakında sana verecek (ihsan edecek), böylece sen razı olacaksın.” İnşallah. Der ve daha yazacaktım ama şimdi bana kızanlar gene uzun yazdı diyecekler. Allah Mustafa Kardeşimize sabır versin. Onlar yüzünden daha başka tarihi veremiyorum.

    YanıtlaSil
  6. albert pike

    yeni dünya düzeni’nin yaratici fikir babasi olan albert pike 29 aralik 1809’da boston’da dogdu. harvard’da calisti. amerikan ic savasi’nda güneyli ordu’da tuggeneral olarak savasti. savastan sonra tutuklandi ve hapse girdi. hapisten kurtulmasi bir freemason olan baskan andrew johnson’un affiyla mümkün oldu. ertesi gün beyaz saray’da birlikteydiler. bu aftan sonra baskan, iskoc riti tarafindan 4. dereceden 32. dereceye terfi ettirildi.

    bir 33. derece mason olarak, eski ve kabul edilmis iskoc ritinin kurucusu ve babasi, kuzey amerika freemasonary’nin büyük komutani ve ku klux klan’in "top" lideridir. tüm satanist luciferian gruplarin büyük ustasi da olan bu adamin, lucifer’la bir bilezik vasitasiyla sürekli iletisim halinde oldugu da söylenir. illuminati’nin de tepe adamlarindan biridir. yeni dünya düzeni’nin fikir babasi ve planlayicisidir.

    bir gün albert pike, kendi ruhsal rehberi olan lucifer’dan aldigi bir mesaji –ki bunlarin da demonik görüntüler oldugu belirtiliyor- dönemin illuminati baskani mazzini’ye 1871’de yazdigi bir mektupta anlatir. ilginctir ki bu mektup "tek dünya düzeni"ni gerceklestirmek icin yapilmasi gereken üc dünya savasini anlatir:

    "1. dünya savasi, illuminati’ye rus carligi’ni yikarak, bu ülkeyi ateistik komünizmin bir kalesi yapmak icin gereklidir. britanya ve alman imparatorlugu icindeki örgütümüz bu savasi tetiklemeli, savasin sonunda komünizm kurulmali ve dinleri zayiflatmak amaciyla diger hükümetleri yikmakta kullanilmalidir…"

    "2. dünya savasi, fasitler ve siyonistler arasindaki farkliliklarin kiskirtilmasiyla tetiklenmelidir. bu savasin sonunda fasizm yikilmali ve siyonizm filistin’de bagimsiz bir israil devleti kuracak kadar güclenmelidir. enternasyonal komünizm, savastan hristiyan dünyasiyla denge icinde bir güc olarak cikmalidir ki ona cikaracagimiz son karisiklikta ihtiyacimiz olacak…"

    "3. dünya savasi, siyonistlerle islam alemi arasinda illuminati ajanliginin sebep olacagi farkliliklarin körüklenmesiyle tetiklenmeli. bu savas öyle bir savas olmali ki islam ve siyonizm birbirini yiyerek yok etmeli. bu arada diger uluslar, fiziki, ahlaki, ruhsal, ekonomik yikimlara sürüklenerek bölünmeli. öyle bir sosyal kaos yaratilmali ki, herkes dinleri kanli siddetin temel sebebi olarak görmeli ve insanlar mutlak ateizme yönelmeli. son olarak lucifer’in saf ve mutlak doktrininin manifestosuyla hristiyanlik ve ateizm de silinmeli…"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir beste kemanla da çalınabilir ud ile de kanun ile de piyano ile de. Ama melodi bakidir. Bazı hakikatler de böyledir. Bir tarihi olayı hem tarihçi, hem siyasal bilimci, hem de sosyolg tarafından izah edilmesi gibi. Bu yeni dünya düzeni konusunda yazılanların tamamı vuku bulmuş ve buluyor. Herkes bir çeşit anlatıyor.Yalnız şu var. Bir şey atlanmış. Tamamlayalım.

      Mekkeli Yahudiler Hz. Peygamberin Risaletini açıklaması üzerine paniğe kapılırlar. “Yoksa Nübüvvet bizden gitti mi?” diye. Hemen ziyarete giderler ve hurufun nedir diye sorarak başladıkları sorgusal fasıldan sonra anlarlar ki Nübüvvet onlardan gitmiş. Hz. Peygamber’in risaletini diğer dinlerden ilk bilen de onlar olurlar. Ama öfkeden kudururlar. Ve hışımla “Olsun. Deccal çıkınca bütün dünyaya hükmedeceğiz” der ve gideler. Bu mit Yahudilerin büyük teselli mitidir. Mesih Deccal gelince dünyaya hükmedecekler.

      1773’te Yahudi din adamları meclisi toplanır ve Deccal’in hurucu için çalışma kararı alırlar. Böylece dünyaya hükmedecekler. Ve siyaseti, ekonomiyi ve ideolojileri hükmetme kararı verir ve işe koyulurlar. Önce çoğunlukta bulundukları Avrupa’nın kaderine hükmedecek hale gelirler 1800’ün başında. O Meclisin bir kararı daha varda. Mason yapılanmaya hız verme. Her ülkenin ileri gelenlerini üye yaparak o ülkenin mukadderatına hükmetmek. Ve gerisi çorap söküğü gibi gelir. Finans ve ideolojik cereyanlarla dünyada hakimiyet dönemi başlar.

      3. Melheme bizim kadar Yahudi rivayetlerinde de vardı. Hatta Evangalistler böyle kurgulanıp kullanılıyor.Bu kadar laftan sonra unutulan bir husus var. Bu planda kaderin hükmü atlanmış. Mehdi-Mesih birlikteliği. Hususan Mesih’in Hıristiyan aleminde Mehdi’nin imametine uymak noktasındaki siyasi gayretleri. Öyle yoğun olacak ki Mesihcağız kan ter içinde kalacak. Ve Mehdiyet’in 3. faslında Alem-i İslam’ın ittifakına yardım edecek. Unutulmasın Avrupa’nın Alem-i İslam’daki sömürüsüne son veren ABD idi. İsrail’in kuruluşu zaten 1897 ve 1917 ile tahakkuk safhasına girmişti. ABD bunu sadece onayladı, ama Büyük İsrail için direndi. O zaman devreye Çin sokuldu. Çinle birlikte küresel Yahudi hakimiyeti tamam oldu. Bu ABD’nin İsevi ruhanilerinin unutmadığı bir husus. Başkan Kennedy bu yüzden katledildi.

      3. Melheme başlayalı 25 yıl oldu. Bu Melheme diğerlerine nazaran düşük yoğunlukta olacağı rivayeti var. Ve son muharebesi Kudüs için olacak ki bu da eli kulağında. Şimdi Siyonizm ile İslam’ın birbirini yemesi algısı Hıristiyanları ayakta uyut hizmetine koştur bir Siyonist oyundur. Avangelistler de bununla kandırıldı. “İsrail’i güçlendirelim Müslümanlarla çarpışılsın ve Armageddon olsun biz de İsa’nın liderliğinde cennete yükselip keyfimizi yaşayalım” yutturmasıdır. Bu düşüncenin yani Avangelist düşüncenin temeli atan Yahudilikten dönen Hırıstiyan din adamlarıdır. ABD’liler bunu yedi. Cumhuriyetçi neoconlar ile Demokrat neoliberaller türedi. Yani Avangalistler de Siyonizme aptalca hizmet ediyor. Yahudiler kendileri dışındaki herkesi yok ederek dünya hakimiyeti kurma peşinde . Müslümanlardan sonra sıra diğerlerine gelir düşüncesi içindeler. Ama Mehdi’nin aslanı Türkler ile Hz. Mesih’in ruhani Hıristiyanlarını unuttular. Onları kurgulayan ise kader-i İlahi. Allah dinini tamamlayacak. İllimuneta, Mason, Siyonist, neocon, neoliberal, deccalane Avrupa, Pansilvanyalı, Süfyan taifesi, ulusalcılar, Kemalistler falan filan vız gelir tırs gider.

      Hiç moralinizi bozmayın. Bu büyük bir manevi cihad şirketidir. Bir koyan ebedi hazine kazanıyor. Elinizi çabuk tutun ve buna katılın. Ümitsizlik Mü’minin işi değildir. İnna fetahnaleke fethen var. Onun son ayeti tecelli edince bu kez İzacae Nasrullahi ve fethu başlarsa hisse satışları kapanıyor. Çünkü son inen sure budur. Sonrası yok.

      Sil
  7. Bi simit... Derin sohbet ehli bu yazının dört yerine itiraz ettiler. Birisi ne devletten ne de paralelden yana olunmaz. İkincisi İranı ortadan kaldırmak söylemi... Olaya bambaşka bir açıdan bakıyorlar. Dolayısıyla gündemde müslümanları sünni,şii iç savaşıyla yok etmek değil, bütünleştirmek var. Nasıl Türkiye'de batı yanlıları varsa, durum orada da öyle... Diğer ikisini dinlemeye zaman yetmedi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu anda dünyada nisbi bir sükun içinde iki islam devleti var. Türkiye ve İran... Bu iki devleti kapıştırmak islam menfaatine değil... (der).. Malum, gerçekler hangi açıdan bakarsan öyle görünür. Batı bu iki devleti çatıştırmaya uğraşıyor. Erdoğan gelmesin diyenler de İran içindeki batı yanlıları... F.Gülen keskin İran karşıtı söylemiyle Batıya hizmet ediyor. Haritayı açıp bakıldığında İslam aleminin sünni denizi ortasında 270 milyonluk bir şii ada-kıtası var. İslam iç savaşı islamın tam kalbinde yaşanır ve islam biter.
      Şimdi bakalım bazı evliya keşiflerine istinaden İran Hürmüze saldırınca ne olacak. İran'ın mülkünü kaybetmesi ardından yeni bir düzen mi kurulacak. Yok oluş mu yaşanacak. Batılı kurtarıcılarımızın insafına mı kalacağız? Başımıza F.Gülen yada Bağdadi tarzı bir Halife mi koyacaklar? Yoksa Mekke'den zuhur eden birisi yönünü İstanbula çevirip sefere mi çıkacak? Mekke ile İstanbulu birleştirecek.

      Sil