.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

9 Şubat 2015 Pazartesi

DARBE PLANI YAP, TERÖR ÖRGÜTÜ KUR, TÜRKİYE-İRAN SAVAŞI ÇIKAR

İbrahim Karagül / Yeni Şafak


Başbakan'ı, kabine üyelerini, siyasi partilerin temsilcilerini, güvenlik bürokratlarını, işadamlarını, medya yöneticilerini ve yazarlarını, kanaat önderlerini, STK temsilcilerini dinleyip, takip edip, raporlayan paralel örgütün hedefi sadece hükümeti devirmek değilmiş.
Biz öyle sanıyorduk. Tayyip Erdoğan yönetimine istediklerini artık yaptıramayınca onu devirmek için darbe girişimi hazırladıklarını biliyorduk. Bunun için ince planlar yaptıklarını, kurgularını tamamladıklarını, 17 Aralık’la da fiilen darbe sürecini başlattıklarını biliyorduk.
Onlara göre hükümetin üç günlük ömrü kalmıştı. “Her şey oldu, tamamlandı” gözüyle bakıyorlardı. Şimdilerde mazlum söylemleriyle, medya özgürlüğü söylemleriyle uluslararası kampanyalar yapanların o günlerde cezaevlerine gönderileceklerin listelerinden bile haberleri vardı. ABD’den güçlü destekler almışlardı. Erdoğan ve ekibinin Türkiye’yi bir taraftan dünyaya açarken diğer taraftan yerli bir ülkeye dönüştürmesini hazmedemeyenler onlara destek veriyordu.
Sadece destek mi, devletin en gizli sırlarını toplayıp onlara servis ediyorlar, ortak proje yürütüyorlardı.
Ama biz, planlarının sadece Türkiye ile ilgili olduğunu sanıyorduk. Sadece Türkiye’de devleti yeniden şekillendirecekler, yeniden Atlantik merkezine çekecekler, yeniden Anadolu ile sınırlı bir ülke yapacaklar, hatta daha sonra gelecek Kürt ve Alevi ayrışmalarıyla ülke küçültülecekti.
Çok daha vahim planları varmış
Mesele bu kadar değilmiş. Mesele, Türkiye’ye bir Mısır, bir Ukrayna, bir Suriye hatta bir Irak senaryosu hazırlamakmış. Ülkeyi, tıpkı 28 Şubatçılar gibi, İsrail’e ve ABD’li neoconlara peşkeş çekecekler, oradan oraya savuracaklarmış. Bu yüzden de ortak çalışıyorlarmış, bu yüzden dinledikleri binlerce insanla ilgili kayıtları onlara servis ediyorlarmış.
Gezi projesi bir Ukrayna denemesiydi, bugün o ülkenin içler acısı halini görüyorsunuz. 17 Aralık ise Türkiye’yi Mısır’laştırma, Erdoğan’ı Mursi’leştirme denemesiydi. Bugün Mısır’ın içler acısı halini de görüyorsunuz.
Bütün Avrupa elbirliği ile Mısır’da demokrasi denemesini gömdü. Şimdi utanmadan hala dünyaya demokrasi, özgürlük kriterleri satıyorlar. Türkiye’yi deviremediler, Ukrayna’yı mahvettiler. Türkiye’yi deviremediler, Mısır’ı bitirdiler. 
Paralel darbe girişimine ilişkin soruşturmalar derinleştikçe bu ilişkiler daha da netleşiyor, ipuçları bağlantılara dönüşüyor. Ama sıkı durun, meselenin çok daha vahim boyutları öne çıkıyor. Çok daha büyük, bölgesel bir hesap yapılıyormuş.
Son senaryoları, Türkiye-İran savaşıymış
Türkiye ile İran’ı savaştırmak için alt yapı hazırlanıyor, kamuoyu olgunlaştırılıyormuş. Gülen Cemaati’nin İran karşıtlığını fikirsel veya mezhepsel sanıyorduk ama öyle değilmiş, bu karşıtlığın altında iki ülkeyi savaştıracak planlar yapılıyormuş.
Bölge için karar veren üst akıl, iki ülkenin savaşmasının Ortadoğu’yu yüz yıl daha ayağa kalkamayacak hale getireceğini çok iyi biliyor ve bu proje için Türkiye kamuoyunu ve devleti hazırlama görevini bunlara ihale etmiş.
Gün geçtikçe, soruşturmalar derinleştikçe, operasyonlar yapıldıkça, yeni kayıtlar-belgeler ortaya çıktıkça işte bu büyük hesapla bağlantılı gerçekler de ortaya dökülüyor.
Mesela dün yapılan operasyon, daha öncekiler gibi, devlet iktidarı içinde birinci sıradan alt sıralara kadar insanları dinleyenlere, kayda alanlara yönelikti. Geriye dönük incelemelerde ortaya çıkan yeni bir kayıtta, Bakanlar Kurulu üyelerinin tamamının sistematik olarak dinlendiği ortaya çıktı.
Tek istisna var o da, İdris Naim Şahin.
Onun dışındaki bütün bakanlar koordineli olarak dinlenmiş, darbe için hazırlıklar yapılmış. Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil, herkesi dinledikleri zaten biliniyordu ama bu yeni kayıt, darbe hazırlığında olduklarına yönelik bir tespit olarak niteleniyor.
Kendileri terör örgütü kurmuş
Buradaki mesele sadece dinleme değil. Devletin üst yönetimini, onlarla aynı şema içinde gördükleri isimleri bir örgüt kapsamına almışlar, hepsini İran’a yakın olarak nitelemişler, kurgu yapmışlar, listeler hazırlamışlar.
Dahası var..
Bu kişileri terörle bağlantılamışlar, casuslukla itham edecek kurgular yapmışlar. Buradan “Türkiye’yi teröre destek veren ülke” göstermek için hazırlıklar yapmışlar.
Öyle çalışmalar yapılmış ki, bu kişiler terör saldırılarının failleri olarak gösterilecekmiş. Paralel örgüt, kendisi örgütler kurmuş, hedefine aldığı isimleri de bu örgütün mensubu gibi göstermeye çalışmış. Türkiye dışı terör saldırılarını bile o kişilerin üzerine atacakmış. Böylece hem içeridekileri tasfiye edecek hem de dünyaya Türkiye terörü besliyor görüntüsü verecekmiş.
Düşünün bu insanlar kendileri terör örgütü kurup, şemalar hazırlıyor, alakasız ama kendilerinin hedef seçtiği isimleri bu örgütün üyeleri olarak gösteriyor, bu amaçla yasal ve güvenlik hazırlıkları yapıyor. Darbeyi başarsalar hepsini ipe götürmenin planlarını yapıyor.
Şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemler bunlar.
İran’ı değil Türkiye’yi vurdular!
Efendilerinden nasıl bir ihale almışlarsa, Anadolu insanlarından oluşan mensuplarını bu dış istihbarat operasyonuna kurban etmişler, senaryoyu onlar üzerinden, onların desteğiyle yürütmeye kalkmışlar. Devletin iktidar alanlarına yerleşen kadrolar, Türkiye’ye kaşı çok tehlikeli bir oyun oynamış. Terör örgütleri kurgulayıp devleti terörle alaşağı etmeye kalkışmış. Bundan da hedeflerindeki isimleri sorumlu tutup yok edeceklermiş.
Belki de bunu başarmak için terör saldırıları bile planlamışlardır, kim bilir. Belki zamanla bunlar da çıkar ortaya... Bu örgütler üzerinden ne tür terör saldırıları planladılar, ya da bunlardan birini gerçekleştirdiler mi, bilemiyoruz tabii.
Türkiye’de korku imparatorluğu kuracaklar, bunun karşılığında, kendilerine iktidar bahşeden üst aklın istekleri doğrultusunda bölgeyi ateş çemberine çevireceklermiş. İran’ın bütün bölgedeki yayılmacı politikaları ortada ve bunu herkes görüyor, okuyor. Ama onlar bu gerçek üzerinden İran’ı değil,
Türkiye’yi vurdular!

5 yorum:

  1. @Mustafa Bey

    Uzun zamandır yazılarınızı ve diğer okuyucuların yorumlarını ilgiyle okuyorum. Aklıma takılan 1 tane soru var. Siz ve diğer arkadaşlar mantıklı cevaplarsanız memnun olurum.

    Sizler "mehdilik" ana başlığı altında geçmişte ve günümüzde yaşanan olaylar ışığında geleceğe dair öngörülerde bulunuyorsunuz. Bununda dayanağını Peygamber Efendimizin(sav) hadisleri ve alimlerin sözlerinden yola çıkarak yapıyorsunuz. Bunda bir yanlış yoktur umarım.
    Ben sade bir blog okuyucusu olarak, şöyle bir benzetmede bulunuyorum;
    Sizlerin de yorumlarından anlaşılacağı üzere, yaşadığımız şu dünyada kaçınılmaz son olan ahirete yolculukta son düzlükte yaşananlar (mehdiyet zamanı dersek yanlış olmaz inşallah) çok önceden “senaryosu yazılmış bir film” gibi.
    Yani yarın ne yaşanacağı senaryoda yazmakta, iş sadece karakterleri doğru eşleştirip, olayları yorumlayabilmekte.
    Kendi yorumum ışığında uzun zamandır aklıma takılan soruyu cevaplamanızı istiyorum.
    “Bu ümmetin uzun zamandır (haklı olarak bu yalan dünyanın getirmiş olduğu zorluklar-açlık, savaş, sefalet gibi) beklemiş olduğu ALTIN ÇAĞIN; batılılar olarak yani kafirlerin bunu kullanıp dünyayı kendi emelleri uğrunda şekillendirmek istemeleri, özellikle yaklaşık 150 yıl önce siyonizmin temellerinin atılması ile birlikte Yahudilerin binlerce yıl sonra resmi devlet kurmaları, dünya yönetiminde tek hakimiyeti pekiştirmek için, MEHDİ’lik inancını kendi çıkarları için kullanıyor olamazlar mı?
    Yani sizlerin de kaynaklara rahatlıkla ulaşabildiğiniz mehdilik inancını, bu kafirler çıkardıkları savaşlarla, patlattıkları bombalarla, başa getirdikleri siyasilerle suiistimal ediyor olamazlar mı?
    En doğrusunu Allah bilir, mehdi kimliğinde halis bir kul gelir insanların İslam dini ile şereflenmelerine vesile olur AMA ya bu 100-200 ya da 500 sene sonra olacaksa ve bugün yaşananlar tamamen aldatmacaysa, Allah korusun imanımızı zedelemez mi?
    Soru mu yalın hale getirirsem; kafirler, mehdiyet kaynaklarına göre olaylara yön veriyor olabilirler mi?
    Okuduğunuz için Allah razı olsun.
    Not: Dinimiz hakkında bilgim kumsaldaki kum tanesi kadar bile belki yoktur. O yüzden cevap yazmayıp yazılarınızı ve yorumlarınızı okumaya devam edeceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogumuzda bu konuları tüm yönleriyle değerlendirmeye çalışıyoruz. Kitap, sünnet ışığında keşifleri anlamaya çalışıyoruz. Dünya çapında bir manipülasyon ihtimali zihnimizin bir köşesinde... Zira Evangelist-yahudi ittifakının Tanrıyı kıyamete zorlama senaryosu biinmekte... Fakat bizim kaynaklarımız ifade ettiğimiz gibi kitap ve sünnet ışığındaki keşiflerdir. Kitap ve sünnette hata yok, ama hak tevillere ihtiyacımız var.

      Uzun bir süredir görülen vizyonlar, acaba duyulardışı idrak deneyleri ve uzaktan telepatik yönlendirmeler bizi her zaman temkinli olmaya sevk ediyor.
      İmanımız esasımızdır. Sık sık yazıyorum. Hadisler temel kaynağımız, ama hadislerin hakiki zuhur şeklini ve hakiki tevilini Allaha havale ediyoruz. Herşeyi bilme iddiasında değiliz. Onun için Allah dostlarına itimad etmeye mecburuz. Zulmani keşiflerden sakınıyoruz. Savaşın maddi ve manevi cepheleri içindeyiz. Bizler sadece islam ve din dairesinde sabir-kadem kalmaya çabalıyoruz. Allah için olmak ve sonucu Allaha havale etmek durumundayız. Bizler şahsen kendimizde hiç bir varlık göremiyoruz. Onun için varlık iddiasında bulunmuyoruz. Allah bizi doğruya ihda etmezse kendimizden hakkı da bulamayız. Dileğimiz sadece kendimiz ve insanlar hakkında hidayet temennisinden ibarettir.
      Şarlatanlıktan Allaha sığınırız. Ben haber verdim, Ben bildim havalarından şiddetle sakınırız. Kaderde ne yazıldıysa o olacaktır. Allah bizleri istikamet ve hüsn-ü akıbete mazhar eylesin. Zaman ahirzamandır. Ahirzamanın en şiddetli mücadelesi içindeyiz. Bir karıncayız. Ümmet için güzel günler ümid ve duasındayız. Selam ve dua ile...

      Sil
    2. sabit-kadem olacak, düzeltiyorum...

      Sil
    3. hortennet

      Din bir imtihandır. İmtihan geçmenin yolu da öğrenmektir. Dinin esaslarını Kur’an ve sünnet belirler. Ahir zaman tabiri hem Kur’ani hem de sünnetle sabittir. Bu dünya hayatı geçicidir. İnsanın ömrünü gibi bu dünyanın ömrü de dolunca kıyametle tahrip edilecektir. Sonra Mahşer kurulacaktır.

      Ahir zaman hem zamanın, hem dinin, hem hayatın son demlerine işaret eder. Mesele bunun ne zaman başlayıp ne zaman kıyametle biteceğidir. Gaybi haberler hem Kur’an’da hem de sünnette perdelidir, kapalıdır, mecazla anlatılıyor. Bir diğer anlatımla haberleri muhkem değildir, müteşabihattır ve öyle olması gerekir. Sırr-ı imtihan sebebiyle. Böyle olunca tevili gerektirir. Tevili de en iyi yapacak ise dini ilimlerde rasih olan kutuplar ve velayet-i kübra sahibi velilerdir. MC2 size ne ifade eder. Bilmeyen için Manasızdır. Bilen için ise maddenin enerjiye dönüşüm formülü olduğu gibi Bing Bang’ten bir çok tutun yaratılış teorisini kapsar.

      Mehdi için Hz. Peygamber’in açık açık ihbarı var. Kur’an ise mana mertebelerinde gizlemiştir. Mehdi deyince akla ahir zaman fitnesi gelir. Yani ahir zamanda ortaya çıkacak büyük dinsizlik fitnesi ve onunla mücadele edecek 2 önemli zat Mehdi ve Mesih. Yani onlar inkar-ı uluhiyet fikri ve şear-i İslamiye’yi tahribe çalıan Süfyan ve Deccal akla gelir. Bu zamanda bu konuyu ilmi açıklamalarıyla nazara verip aktüel hale getiren 1930’larda Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur ile zamanı olduğunu gören Adnan Hoca ve arkadaşları Mehdiyet’in Altın Çağı kitabıyla konuyu gündeme getirdi. Arkasından bu konuda biz de varız diyenlerin bir dizi yazı ve kitabı çıktı. Risale-i Nur’u okuyup yorumlayan Mehmet Doğan ve cemaati de konuya girince hem makamın yüksekliği ve cazibesi hem de “Yahu bu da varmış. Biz olmayalım” zehabıyla konu yayıldı ve büyüdü. Ve ağızlara sakız oldu.

      Mustafa Kardeş konunun sadece ihbari tarafını yorumsuz ortaya koyuyor. Ama yorumcular ehl-i ilim değil. Bir iki hadis ve kitabı karıştırarak edindikleri kanaati ortaya koyuyorlar. İlmi tarafı yoktur. Böyle olunca hata da iltibas da çok oluyor. Dini gaybi ihbarların olmazı var. Ene’den kurtulup ubudiyetle nazarıyla bakmak. Çünkü enenin yüzü dünyaya dönüktür. Ubudiyet ise uhrevidir oraya bakar. Enenin zebunu olmuş ve dünyevileşmiş zihinlerin Mehdi taslağı siyası, elinde kılıcı ve ordusu olan, astığı astık kestiği kestiktir. Ubudiyet nazarıyla bakan ise ahir zamanın hizmetine vukufiyet cihetiyle manevi cephesine bilir ve nazar-ı Nübüvvet’e ait olmayan istikbali olayların önemsizliğini bilir ve gerçeği bulur. Kur’an’a göre İbrahim Suresi ayet 1’ ve sünnetin işaretiyle hilafetten sonra gelecek dönemin cebbar Deccalleri haber vermesi delaletiyle S.Abdülhamid’in tahttan halli ile hilafete manen Vahiduddin ile de maddeten biter ve Deccaliyet çağı dolayısiyle Mehdiyet başlar. Bundan sonra rasih alimlerin tefsirleri geçerlidir. Tufeyli yorumcuların değil. Size 5. Şua’yı okumanızı salık veririm. Orada çok hakikat çekirdeğii vardır. Ziraatını yaparsanız her şeyi öğrenirsiniz.

      Ahir zaman 500 yıllıktır. Ancak bunun son 300 yılına bakılır. 1. Yüzyılda (1800) deccaliyetin ileri karakollarının ortaya çıkışı, 2. Yüz yılda hakimiyete aynı zamanda Mehdiyet’in ortaya çıkışı ve 100 yıl sonra yani 1400’ hicri yıllar hakimiyet çağıdır. Ondan sonraki yüzyılın 25. Yılında en büyük ve hakkında hiçbir bilgi olmayan en büyük deccal hükmeder ki, din silinir ve dünya 20-25 yıl içinde akibetine gider.

      Kafaları karıştıran bir husus şu. Ahir zamanın iki deccalin hurucundan sonra onlara yataklık eden ve bu sayede dünya hakimiyeti kuran Yahudi’nin saltanatına onlardan sonra nasıl son verilecektir. Bu da Mehdi-Mesih cemaatlerinin ittifakı ile.Ve 70 yıllık dünya çapında tevihdin hakimiyetiyle huzur dolu bir döneme girilecektir. Zamanı 1435 Hicri ile 1435 Rumi arısındaki hazırlığın hemen sonrasıdır. İnşallah çoğumuz göreceğiz. Tabi meşiet-i ilahi bir iptal veya tehir buyurmazsa. Ehl-i iman çok sağlam bir cemaattir ne Yahudi ve ne batılı oyununa gelir. Bugün kadar gelindiği görülmedi. Biiznillah.

      Sil
  2. sayın okuyucu Allahın esmasından biride (ismi) malikeL müLk (mülkünde yegane tasarruf sahibidir) dünya Ahiret yaratılmışlar, yaratılcaklar. hepsi Allahın mahlukudur. mülkünde diledi gibi tasaruf eder. hüküm ve takdir onun dur. kim galib gelirse gelsin galip OLan sadece hakikatta Allahdır.AsıL olan şu fani dünyadan İMAN üzere vefat etmek. ebedi Alem olan Ahiret hayatına intikaL etmekdir. Müslüman için 1 . ci öncelik iman dır. imanını kurtarmak dır. çünki cennet ve cehendemin olduguna her müslüman iman etmiş inanmışdır. kafir ebedi cehendemde kalır. zerre kadar imanı olan elinde sonunda cennetine Allah sokacakdır. . işte buna mukabiL velevki hileler yapılıyor dünyada en az bizim kadar Ahir zaman olaylarına vakıflar kafirler, tuzak kuruyolar sahde kahramanlar sürselerde piyasaya (hadisi şerifler açıkdır.) Allahın vaadi vardır ZAFER İSLAMINDIR. Belki tuzaklarda olacakların bi bölümüne dahildir. çünki en büyük oyun kurucu ALLAH dır. diyelim Ki örnekleme _Müslümanların hepsi öldü yok edildi (böyle bişey yok) örnekdi Müslüman ebedi Ahiret alemine iman ettigi için hesaba mahşere cennete cehendeme imanlı gitti takdirde cennet e _ya kafirin hali dünyanın kralıda olsa Allaha ve ReSuLLuLLaha iman etmedikce islam ve imanın şartlarına uymadıkca iman etmedikce diyelim 100 yıL yaşasada elinde sonunda o topragın altına girecek, imansız gitiigi takdirde kafir ebedi cehendem- yine kendine oyun etmiş olur. hileleri kendilerini rüsva etmiş olur, buna mukabİL büyük bi evliyanın sözünü aktaralım_( Dünya bir tiyatro sahnesine benzer her kez gelir Rolünü oynar ve Allahın takdir ettigi kadar yaşar ve ölür, ebedi aleme intikaL eder )yine bi Allah dostunun sözü aktaralım (dünya kafire cennet gibidir, mümine cehendem gibidir, !nasıl Kafir cehendem hayatına göre bu dünyada rezil yaşasada iman sız gitigi takdirde cehendem hayatının yanında dünya onun ceneti gibidir, büyük azaba düccar olur Ahirette- ya mümin ise dünyanın en zengini rahatında yaşasa bile cennet hayatının yanında dünya ona bir nevi cehendem gibidir. oranın Cennet güzeliginin yanında dünya bi hiç kalıR- Müslüman Allaha ve Resullulla iman eden yaşasada vefat etsede iman oldugu için kurtulan lardır, bu dünya Müslümana gurbet diyarıdır. onun az cok şuurun dadır. dünyanın kimseye kalmıcanı karuna kalmadını sultan süleymana kalmadını bilir... mümin mecazi ölümü her gün yaşar, LokMAn Hekim (alehiselam şöyle buyurmuşdur: insan uyuması ölümün yarısıdır, rüya görmesi bir nevi berzah (kabir alemi) gibidir, Allahın tekrar uyandırması sabah uyanması yani mahşerde diriltmesi hesaba cekmesi gibidir. düşünen AkıL sahiblerine her şey birer ibrettir. ashabı keyf in 300 yıL civarı Allahın uyutugu Allah dilemese sabah kimse uyanamıca ibretide unutulmamalıdır. mümin kurtulur. dünya ALLAHINDIR ,Ahiret ALLAHIN dır, dönüşümüz sadece tüm mahlukatın yaratıcısı ALLAHU TEALAYA DIR. inna Lillahi ve inna illeyhi raciuN

    YanıtlaSil