.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

17 Aralık 2014 Çarşamba

BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI

Şşşt ! Bak kime çalışıyorsun aslan parçası…
Sami Amca Yazıyor

İngiliz Casusu’nun İtirafları’ndan, içimizdeki hainlerin nasıl kullanıldığını yazmıştık.

Herkes anlayacağını anladı…

Şimdi size bir başka itirafı anlatayım.

Üstelik bir Amerikalı ekonomistin kendi ifadeleriyle…

***

Unutulmasın…

Gezi ne zaman başlamıştı?

Türkiye’de faizlerin tarihî dip yaptığı, kredi derecelendirme kuruluşlarının -istemeye istemeye- puanımızı artırmak zorunda kaldığı, büyüme hızımızın yüzde 5’e yaklaştığı günlerde…

Dahası, yarım asırdır yakamızdan düşmeyen IMF’ye, tam da “Al paranı, haydi yoluna” dediğimiz bir dönemde…

Arkasından ne geldi?

17 Aralık…

Kürt petrolünün -ABD’nin uyarı ve tehditlerine rağmen- Türkiye’ye aktığı, parasının da Halkbank’a aktarılacağı bir süreçte…

Sonrası…

Bu da tutmayınca, ortaya IŞİD diye bir örgütün çıkması ve ve Barzani’nin, (Maliki de sepetlendikten sonra) Bağdat’la anlaşmak zorunda kalması...

Gemide aylarca dolaştırılıp kimsenin almaya cesaret edemediği petrol, yine Türkiye’ye akacak ama, bundan böyle ABD-İngiltere de masada.

Ha!

IŞİD, (gerektiğinde sopayı göstermek için) yine bölgede…

Peşmergeler Kobani’ye giderken “Biji Obama” sloganları atanlar, buradan bir mesaj almışlardır herhalde…

***

Peki, bu hamlelere karşılık Türkiye’de durum ne?

Rusya lideri Putin’in, 100 milyar dolarlık yatırım ve yeni enerji anlaşmaları için gelmesi her şeyi anlatıyor aslında.

ABD Başkan Yardımcısı, İngiltere Başbakanı, İtalya Başbakanı apar topar boşuna Ankara’ya koşmadı.

Hatta Papa bile…

Ortodoks Rusların devlet başkanından önce, Katoliklerin lideri Papa’nın Türkiye’ye gelip, bin yıl sonra İstanbul’da Ortodoksların lideriyle kucaklaşmış olmasını tesadüf mü görelim?

 ***

SARAY’DAN RAHATSIZ OLANLARA

Eğer Recep Tayyip Erdoğan’ı devirebilselerdi, bugün nasıl bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık, derseniz…

Ankara’da 30 milyon lira harcanan bir saray vardı hatırlarsanız…

İnşasının tamamlanması, tam da operasyonların sonrasına denk düşüyordu hani…

Üstelik Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne çok yakın, hem de daha yüksek bir rakımda…

Büyükelçilik ve vali konaklarına özel verilen V sınıfı A grubu inşaat ruhsatına sahip, dev bir saray…

İnşaatını bile 24 saat 5 ayrı kulübede bulunan güvenlikçilerin koruduğu o sarayda kimin oturacağı da çıkmıştı ortaya…

Erdoğan, tüm engelleme çabalarına rağmen, yaptırdığı Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile buna en güzel cevabı verdi…

Orada ilk ‘papa’yı ağırlayarak, gücünü oradan devşirenlere de en anlamlı mesajı iletmiş oldu.

İşin özü bu, gerisi fasa fiso…

***

EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI
Olan biteni bu kadar anlattıktan sonra, asıl mevzuya gelelim…

Neden üst üste operasyona maruz kaldık, bir Amerikalının itirafları ile pekiştirelim...

Bu itirafın sahibi, John Perkins…

Chas. T. Main şirketinin eski şef ekonomisti…

“BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI” kitabının yazarı…

Aslında yeni değil…

2007’de piyasaya çıkmıştı kitabı…

Geçtiğimiz Şubat ayında bir konferans için İstanbul’a da geldi.

Kitabında özetle şöyle diyor John Perkins;

“Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır.

Bizler, diğer ülkeleri; şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kısacası benim şirketokrasi diye adlandırdığım kurumsal yapının kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz.

Ve işimizi pek çok değişik şekilde yaparız.

Fakat, belki de en çok kullandığımız yöntem şudur;

Şirketlerimizin göz diktiği petrol gibi kaynakları olan bir ülkeyi belirleriz.

Daha sonra, Dünya Bankası ya da onun kardeş kurumlarından biri (IMF gibi) kanalıyla o ülke için çok büyük krediler ayarlarız.

Ancak, PARA ASLA O ÜLKEYE GİTMEZ.

Orada büyük altyapılar kuracak olan, bize ait büyük şirketlerin kasasına girer.

Eğer Ekonomi Tetikçisi çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki birkaç yıl sonra borçlu ülke ödemeleri aksatır.

Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz.

Enerji santralleri, sanayi bölgeleri, limanlar, bizim şirketlerimizin yanı sıra o ülkedeki birkaç zenginin yararlanacağı şeyler aslında…

Bu yapılanlar, çoğunluğun faydalanacağı şeyler değildir ama, tüm ülke halkı bu borcun altına girer.

Bu öylesine büyük bir borçtur ki, geri ödeyemezler.

İşte büyük planın bir parçası da budur…

Ardından biz Ekonomik Tetikçiler gidip, onlara, 'Dinleyin, bir sürü borcunuz var ve ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü, petrol şirketlerimiz için oldukça ucuza satın veya askerlerimizi desteklemek için dünyanın bir yerine asker gönderin veya bir dahaki Birleşmiş Milletler seçiminde bizimle oy verin' deriz ki, sularını, altyapı sistemlerini ABD’li veya diğer çok uluslu şirketlere satabilelim.

Böylece, IMF ve Dünya Bankası’nın son derece tipik çalışma sistemine uygun olarak mantar gibi çoğalalım.

Mafyanın yaptığı iyilikler gibi, Ekonomi Tetikçiler de görünüşte bazı iyilikler yapar.

Örneğin; elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler.

Bu borçların ön şartı, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir.

Aslında paranın çoğu Amerika’yı hiç terk etmez; yalnızca Washington’daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco’daki mühendislik firmalarına transfer edilir.

Para hiç vakit geçirmeden şirketokrasi üyesi şirketlere (kreditörlere) döndüğü halde borçlu ülkenin anapara artı faizin tamamını ödemesini isteriz.

Buna rağmen, borçlunun borcu devam eder. Böylece küresel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenmiş olur.

2004 itibariyle 3. Dünya ülkelerinin borç toplamı 2.5 trilyon dolara, yıllık faiz ödemeleri de 3.75 milyar dolara yükselmiştir.

Bu tutar, tüm 3. Dünya ülkelerinin sağlık ve eğitim harcamaları toplamından fazla, aldıkları dış yardımın da 20 katıdır.

Yine bu ülkelerde nüfusun en üst yüzde biri, ülkelerinin mali kaynaklarının ve gayrimenkullerinin %70 ila %90’ına sahiptir.

Bu çağdaş imparatorluğun sinsiliği, Romalı askerleri, İspanyol fatihlerini (konkistador), 18-19'uncu yy. Avrupalı sömürgecilerini fersah fersah geride bırakır.

Biz Ekonomi Tetikçileri kurnazızdır.

Bizler tarihten ders aldık.

Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz.

Ekvador, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz.

Washington ve Paris’te bürokratlara ve bankerlere benzeriz.

Proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız.

Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz ederiz.

Yasa dışı bir şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir.

Zira sistem aldatmacaya dayansa da tanım olarak yasaldır.


Ancaaak…..

Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat-NSA ve CIA elemanları) girer.

Çakallar hazır ve nazır bekler.

Ortaya çıktıklarında devlet başkanları devrilir veya feci 'kaza'larda ölürler.

Eğer Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi, bir şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve öldürmeye gönderilir.

Bu imparatorluğun kurulmasına ben de katkıda bulundum ve suçluluk duygusu altında eziliyorum.

New Hampshire taşrasından bir çocuk nasıl oldu da bu pis işlere bulaştı?"

***

Şimdiiii…

Bir yandan emperyalizm karşıtı sloganlar atıp, öbür taraftan günübirlik sokağa dökülenler kime çalıştıklarını anlar mı acaba?

Kaynak: Türkiye Gazetesi

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/sami-amca-yaziyor/583807.aspx

1 yorum:

  1. Tetikcinin röportajları ve anlattıkları için aşağıdaki iki videoyu da seyretmenizi tavsiye ederim. Selametle.....
    https://www.youtube.com/watch?v=Fxvjq29NbJs
    https://www.youtube.com/watch?v=wYrAaPIq8IU

    YanıtlaSil