.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

9 Aralık 2014 Salı

ARAP BAHARI VE SONRASI

MUSTAFA ÖZCAN


Arap Baharı yan yattı ve çamura battı. Bu doğru. Ya sonrası?  Elbette gaybı Allah bilir. Lakin hadisler bir nevi keşşafı gaybdır. Allah’ın izin vermesiyle sınırlı olarak Peygamberimiz buyruklarıyla gayba ışık tutar.  Bunlardan birisi de Arap Baharı sonrasıyla alakalı hadistir. Arap Baharı öncesinde Irak şiddetli bir ambargoya çarptırılmıştır. Bu ambargo yüzünden iki milyona yakın insan telef olmuştur.  Bunlardan bir kısmı çoluk çocuk ve yaşlıdır. En azından yarım milyon civarında çoluk çocuk ambargoya maruz kalarak bezl-i can etmiştir.  Ambargo ve kuşatmayla alakalı olarak dönemin Yahudi asıllı Dışişleri Bakanı Madeleine Korbel Albright ‘ambargo bu kadar cana değdi mi?’ sorusuna utanmadan, sıkılmadan şu karşılığı vermiştir: Elbette değdi! Bu da onun caniliğini göstermektedir. Bazı hadisler 1991 sonrasında Irak’ın durumuna ışık tutmaktadır. 11 Eylül itibarıyla da ambargo işgale dönüşmüştür. 11 Eylül’den sonra Amerikan işgallerinin geri tepmesinden bir süre sonra Arap Baharı patlak vermiş, sökün etmiştir.  Dünya düzeni yerli uşaklarıyla birlikte Arap Baharını söndürmek üzere harekete geçmiştir.  Bunun üzerine Suriye’de başlayan devrim süreci hadis diliyle Rumların ambargosuna ya da Batılıların kuşatmasına maruz kalmıştır. Bosna’da Müslümanlara yaptıkları kalleşlik ve kahpeliği Suriye’de de tekrarlamışlardır.  Sırplara başta Rusya olmak üzere  dünya yardım ederken  Boşnaklara ambargo uygulanmıştır.  Suriye’de de Rusya ve İran ekseni bölgenin Sırpları olan Nuseyrileri destek verirken Batılılar ittifak zemininde Suriye halkına ve devrimcilerine ambargo uygulamışlardır.  Sağ gösterip sol vurmuşlar ve Suriye halkının yanında görünüp rejime çalışmışlardır.  Ürdünlü Yazar Yasir Zeatire ABD’nin tavrını şöyle izah etmektedir: “ABD, Esat’ın devrilmesini istemiyor.  Lakin diğerlerini kızdırmamak veya ilan edilmiş tavrına ters düşmemek ve tutarsız görünmemek için doğrudan da yardım edememektedir.  Bundan dolayı dolambaçlı yollara tevessül etmektedir.”
Allahu A’lem içinde bulunduğumuz süreci en iyi izah eden hadislerden birisi şudur: Ebu Nadre (ra) dedi ki; Abdullah oğlu Cabir (ra)’in yanında idik, şöyle dedi: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine hasat ya da para sevk olunmayacak.” Dedik ki, “Bu kimden dolayı olur?”  Dedi ki: “Acemler (özelde İranlılar genelde Arapların gayrısı) bunu men ederler.”  Sonra dedi: “Şam ahalisine hasat ya da ürün sevk olunmayacak”.  “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlar’dan dolayı (Batılılar)” dedi. Biraz sukut ettikten sonra dedi ki: Resulullah (S.A.V.) buyurdu ki: “Ümmetimin son zamanlarında bir halife (Mehdi) olur, malı saymadan verir (Müslim Kitabu’l fiten ve eşratu’t sae. Babu la tekumu’s saatü hatta yemerrurrecule bikabrirreculi )” Arap Baharı en azından ilk dört ülkede sarpa sarmış ve kesata uğramıştır. Hadiste geçen ‘sekete hüneyneten/biraz sustu ve ardından’ ibaresi Irak ve Suriye olaylarından bir müddet sonra halifenin zuhur edeceğine işaret etmektedir.
Peki ya bundan sonrası?  Bundan sonrasında, İslami kesimlerle gayri İslami kesimler arasında sandık aradan çıkmış ve kalkmıştır. Batı hala nifakla bizi sandıkla avutmak, oyalamak istemektedir. Halbuki, sonucu sandık değil, güç belirlemektedir.  Hiçbir Arap ülkesinde adil ve şeffaf seçimler yapılamamaktadır. Cezayir’den Afganistan’a kadar da Batılılar laik kesimlerin zafer kazandıkları sahte seçim süreçlerine destek vermekte ve İslamcıları yere savuran darbelere alkış tutmaktadır. Dolayısıyla Batı oyunun kurallarına sadık ve bağlı kalmamıştır.  Oyunun teknik kuralında sahtecilik yapmakta ve ideolojik kurala ise bağlılık göstermektedir.  İdeolojik olarak İslamcılara düşmandır ve demokrasiyi de bu kural çerçevesinde benimsemektedir. Hatta iktidarların laik olması bile ikinci derecede önemlidir. Onlar için birinci derecede önemli olan Batı’ya bağlılıktır. Değerleri ise esnektir, dolaşımdadır. Bu durumda Batı bağlılarının otoriter olup olmaması tali derecede ehemmiyet arz etmektedir.   ‘The resurgence of Arab militaries’ başlıklı makalesinde The Washington Post yazarlarından Robert Springborg (December 5, 2014) Arap Baharından sonra Arap rejimlerinin militarist damarının uyandığını parmak basmaktadır.  Dolayısıyla söz devri bitmiş, kılıç devri başlamıştır.  İslami kesimler açısından da durum böyledir. Libya ve benzeri ülkelerde sandık dönemi bitmiş ve kurşun dönemi başlamıştır.  Geçmişte şöyle bir terkip vardı: Ballot not bullet. Kurşun değil, sandık. Şimdi ise bu terkip tersine dönmüştür:  Bullet not ballot. Sandık değil, kurşun.  Devrim bitmiş yerini cihat almıştır. Ya da cihat hareketleri almıştır. Bu süreç veya çalkantı süreci hadiste belirtilen yeni halife veya Mehdi’yi ortaya çıkaracaktır.   Arap Baharı ile birlikte mukaddime dönemi bitti esaslı bir döneme giriyoruz. Devrimden cihada demokratik düzenlerden hilafet düzenine geçiliyor.  Tabii ki kastımız Ebubekir Bağdadi gibi çakmalar değil. 
Yeni Akit 

18 yorum:

  1. http://www.habervaktim.com/yazar/68384/kobani-hadisi-ve-el-cezire.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tuğrul Kardeşimize teşekkürler...

      http://gaybihaberleri.blogspot.com.tr/2014/10/iside-isaret-eden-hadisler.html

      8 Aralık 2014 tarihli mesajda alıntı var.

      Kobani hadisi ve el Cezire - 1
      Mustafa ÖZCAN
      Yeni Akit

      Sil
    2. Hadislerde; el Cezire Arap Yarımadası olarak geçer. Başka yorumlar merfu değil, mevkuf rivayetlerdir. Kobani bir kere kesinlikle Suriye'nin kuzeyinde yer alan bir Şam beldesidir, bunu kimse saptıramaz.
      Ayrıca diğer hadislerde bahsi geçen; Şam'ın etrafında dolanıp Irak'ın üzerine çöken ve Arap Yarımadası'nın elini ve kolunu bağlayan veya oraya eliyle ve ayağıyla darbe vuran fitne kesinlikle IŞİD fitnesi değil; 1. Cihan Harbi'nden sonra Emperyal Devletlerin ortaya çıkardıkları tüm ümmete şamar gibi inen Duheyma Fitnesi'dir ve bu fitne 1920 Nebi Musa ayaklanmasıyla başlayıp 2011 Irak Savaşı'nın sonuna kadar devam eden bir fitnedir. IŞİD kesinlikle bu coğrafyaların hepsine yetemez ve gücü de zaten Irak ve Suriye'de etkindir, IŞİD yanlısı El Nusra ile beraber Lübnan'a da hakim olmaya çalışmaktadır, Filistin'e vardıkları zaman işler değişecek, Siyah Sancaklılar zaten 2006 yılından beri kendi aralarında ihtilaf ediyorlardı, o zaman IŞİD'liler kendi aralarında (birbirleri içerisinde ihtilaf edecekler veya diğer Siyah Sancaklılar'la daha büyük bir şekilde ve deprem vuku bulana dek ihtilaf edecekler) ve Şam semasından gelen nida ile orada deprem olunca Nato güçleri hırslanarak batı, kuzey ve güney cephelerinden onlara saldırarak ardından Suriye rejimi de dahil Şam'ı feci şekilde işgal edecekler ve dünyaya biz fethedeceğiz veya fethettik diyerek insanları kandıracaklar.

      Sil
  2. Malı saymadan dağıtacak olan halife, Mehdi değilO halife Mehdi'ye düzeni hazırlayacak olan kişi.Mehdi Hz.Ebubekir karakterli Hz.Ömer gibi göstererek beklentiyi sasırtıyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayrıca Şam ahalisi, Anadolu halkıdır.Mehdi'nin Beklediği kişi ile buluşmasından önce Anadolu halkı açlık çekecek ve Mehdi'nin Beklediği kişi ile buluşmasından sonra Anadolu halkı korku yasayacak:iç savas ve büyük savaş!

      Sil
    2. Açlık dönemi davutoğlunun durumyla basladı demiştiniz ayrıca erdoğanın durumuyla korku baslayacakta demiştiniz. Hangisi doğru o bilgi mi bu bilgi mi

      Sil
  3. Muhterem Mustafa Özcan, bir çok konuya hakkıyla vakıf, aktüel hadiseler ile gaybi ihbarları vukufla telif edecek birisidir. Bu konuda sayısız örnekler vermiştir. Bugünkü yazısında bir hadisi naklediyor: “Öyle bir zaman yaklaşıyor ki, Irak ahalisine hasat ya da para sevk olunmayacak.” Dedik ki, “Bu kimden dolayı olur?” Dedi ki: “Acemler (özelde İranlılar genelde Arapların gayrısı) bunu men ederler.” Sonra dedi: “Şam ahalisine hasat ya da ürün sevk olunmayacak”. “Bu kimden dolayı olur” dedik. “Rumlar’dan dolayı. “

    Özcan bunu naklettikten sonra sözü Arap Baharı’na getiriyor “Bu süreç veya çalkantı süreci hadiste belirtilen yeni halife veya Mehdi’yi ortaya çıkaracaktır“ diyor.Bunların hepsi doğrudur. Yalnız bu Hadis bugünkü IŞİD fitnesi ve Suriye'deki adiselere işareti yoktur. Şöyle izah edeyim.

    Irak ahalisine ambargo Körfez Harekatı sonrası uygulanmış, hiçbir malın giriş çıkışına izin verilmemiştir. Rivayetlerde bunun 10 yıl süreceği belirtilmiştir. Nitekim Irak işgali sonrası bu ambargo kalktı. Ve aynen rivayetlerde bildirilen ve süresi 10 yıl olarak belirtilen yeni bir ambargo 2006 yılında bu kez Filistin’e yani Şam’a uygulanmıştır. Dolayısıyla o Hadis Irak ve Şam’a; yani Dımeşk ile Kudüs arasındaki toprağa adı verilen Şam’a, yani bugünkü Filistin’e uygulandı. Bu 2. ambargo sürüyor. Bunun da süresi 10 yıldır.

    Gelelim üçüncü konuya. Mustafa Özcan, Mehdi ve itithad-i Islam konularını iyi bilir. Fıkra yazısı çerçevesinden bir hakikate değinmeden konuyu yuvarlamış. İşin doğrusunu Bediüzzaman’ın dediği gibi, Mehdi’nin 3 vazifesinin üçüncüsü olan Hilafet-i İslamiye'yi ittihad-ı İslam'a (İslam Birliği'ne) bina etmektir. Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de şöyle diyordu:

    “O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye'yi ittihad-ı islam'a (İslam Birliği'ne) bina ederek, isevi ruhanileriyle ittifak edip din-i islam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir (uygulanabilir). Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.”

    Bu da Filistin’e uygulanan ambargonun 10 yıl sonra kalkması. Allahu A’lem 2016-2017’dir. Bu da Türkiye’ye bağlı. Bu bilindiği içindir ki, bütün yerli ve yabancı fitne odakları bir merkezden yönetilircesine Türkiye’ye saldırıyor. Bu konuda çok önemli ihbarlar var. Şimdi düşmana tiyö vermeyelim. Ahmed Davutoğlu, Bediüzzamn’ın ittihad-ı İslam gayesini ve ne anlama geldiğini çok iyi bilen birkaç siyasetçimizden biridir. Gerisini anlayın artık.

    Mehdiyet’in bir şahs-ı manevi ve üçüncü safhasının İttihad-ı İslam’ı Hilafet-i İslamiye’ye bina etmek olduğuna göre, Mehdiyet’in 3. safhasındayız. Zat diyerek işi aşiret reisi anlamında Mehdi kavramına icra edenlere bu ders olsun. Mehdi tarikat şeyhi, aşiret şeyhi, kavmi bir lider değil. Halifet-ül Resullah da değil. Halifetullah’tır. Yani ahir zamanda ümmet-i vahide, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olmak vazifesini böyle icra edecektir. Hayatın bütün safhalarını yekvücud yaşayacaktır. Biiznillah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen katılıyorum hatta mehdinin şu sayfaları okuduğunu da zannediyorum şu anda 41 yaşında biri kimdir bilmiyoruz...........................

      Sil
  4. Imamı rabbani konuşurken seni kim takar ,mehdi zattir İmam Rabbani Hazretleri Nakşibendi tarikatının Hz. Mehdi (a.s.)’a kadar devam edeceğini şöyle ifade etmektedir Mürşidi kâmil şeyh Seyyid Muhammed Raşid hazretleri dedi ki; Bugün için Nakşibendî tarikatından başka tarikatlar hep kayıp olmuş, bir tek Nakşibendî kalmış ve devam edecektir. İmam Rabbani buyurdu ki; NAKŞİBENDÎ TARİKATI TA HZ. MEHDİYE KADAR DEVAM EDECEK, ONA ULAŞACAK, GERİ KALAN TARİKATLAR KAYIP OLUP GİDECEKTİR. YALNIZ NAKŞİBENDÎ KALACAK, HZ. MEHDİNİN ELİNE GEÇECEK VE DEVAM EDECEKTİR.” NAKŞİ OLACAK VE BU SİLSİLENİN SONUNDA GELECEK, MEHDİ AS.I BU SİLSİLEDEN YETİŞMİŞ KAMİL MÜKEMMİL BİR GAVSI AZAM YETİŞTİRECEKTİR,,, (İNŞALLAH BU KAPIDAN ÇIKACAKTIR)

    (Şeyh Seyyid Muhammed Raşid, Sohbetler, s. 52, İkinci Baskı, Mesut Matbaası, Afyon; Seyyid Abdülhakim El-Hüseyni, Sohbetler, s. 54, Menzil Yayınları, 2000-İstanbul)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömer kardeşim merhaba,

      Kadir Mısıroğludan sahte Mehdi taslakları hakkında görüşü

      http://m.youtube.com/watch?v=M1ArTNftXHE

      http://www.youtube.com/watch?app=desktop&persist_app=1&v=M1ArTNftXHE

      Sil
  5. Ömer uyuma ainatta sabah oluyor

    “Mürşidi kâmil şeyh Seyyid Muhammed Raşid hazretleri” diye nitelediğin zat senin bu laflarını duysa idi, değil bir mü’mine bir kafire bile güzel söz etmen için “Mü’min kullarıma söyle en güzel şekilde konuşsunlar.” ayetini okurdu 17/53.

    Tasavvuf edep ve hayadır. Edep ve haya olmadıkça manevi terakki olmaz O zaman da odun girdiğin şeyhin eteğinin altında gene odun kalır mezara giderdin.

    Hz. Mehdi nebi veya peygamber değildir. Ki, aleyhisselam’ın rumuzu olan (AS) yi kullanamazsın. Hz. Mehdi bunu duysa seni bir temiz azarlardı. Mehdi, velayt-i kübranın son halkasıdır. Velayet-i Kübra ise ehl-i tasavvuftan çıkmaz. Velayet-i Kübra aktap ve asfiyanın mesleğidir. Tasavvuf ehlinin ki, velayet-i suğradır. Üstelik çok zor ve tehlikeli bir yoldur. Eneniyetin terk edilmemesi halinde başka yollara sapılacağı bilinmektedir.

    Hz. Mehdi veraset-i nübüvvetin ve Al-i Beyt’in mümessilidir. Ehl-i tarikin değil. Nakşiye veya başka tarike tabi olması söz konusu değildir. İmam-ı Rabbani, Mehdi’de esas olacak iman konusunun Nakşi esası olduğunu vurgular ve o manada o hakikatin Mehdi'de devam edeceğini anlatmak istiyor.:

    Risale-i Nur’un merkezi ve beyni olan ve Allah’ı arayan bir seyyahın, küfür ve şirkin bütün itirazlarını susturan hakikatlere ulaştıran Ayet’ül Kübra Risalesinde ilginç bir bölüm vardır. Bu risale Hz. Ali’nin (ra) dikkatini çektiği için de Celcelutiye’de işaret etmiştir. Kainatın dolaşarak Rabbi’nin arayan o seyyah bak nereye uğrar:

    (Sonra, o seyyah-ı âlem asırlarda gezerken, Müceddid-i Elf-i Sâni İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî'nin medresesine rast geldi, girdi, onu dinledi. O imam, ders verirken diyordu:
    "Bütün tarikatlerin en mühim neticesi hakaik-ı imaniyenin inkişafıdır" ve "Birtek mesele-i imaniyenin vuzuhla inkişafı, bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır."
    Hem diyordu: "Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki: 'Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i imaniye ve İslâmiyeyi delâil-i akliye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek.(Mehdi)' Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (Burada Mehdi’ye işaret var. Bediüzzaman bu adamın ise şahs-ı manevi olduğunu belirtir) o adamım" diye, İmân ve tevhid bütün kemâlât-ı insaniyenin esası, mayası, nuru, hayatı olduğunu ve “Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır." düsturu, tefekkürat-ı imaniyeye ait bulunması ve Nakşî tarikatında hafî zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymettar tefekkürün bir nev'i olmasıdır diye tâlim ederdi.

    Seyyah tamamıyla işitti, döndü, nefsine dedi ki:Madem bu kahraman imam böyle diyor, ve madem bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi bir batman marifet ve kemâlâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvâkın balından daha tatlıdır.)


    Hasılı kelam güzele herkes talip olur ve hayalen sahiplenir, ama o Allah’a aittir. “Allah dilediğini yapar” ayetine mazhar Mehdi vazifeli olduktan sonra bir yere mensup olmaz, Ferid ismine ve makamına mazhar olur. İmam-ı Rabbani benim ağzıyla konuşmuş. Mehdi Halifetullahtır. Yani doğrudan melek-i ilham ile yönlendirilen bir zattır, ki cüz’ün cüz’ü olan bir tarike mensubiyeti söz konusu değildir.

    Mesleğin hak olabilir, ki haktır, ama tek hak değilsin. Ben herkesi gibi seni de takarım. Böyle seyr-i süluka sokmadan uçururum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömer Kocaaslan'ın görüşüne ben de katılıyorum.Hz Mehdi mehdi vazifesi almazdan önce Nakşibendi tarikatı içinde bulunacaktır.Genel görüş böyle.Velayeti kübra Mehdi vazifesi verildikten sonraki makamıdır.Allah bir gecede irşad eder Hadis-i Şerifi vuku bulduktan sonradır.Bu zamana kadar da Nakşibendi tarikatı içinde Seyri Sülukunu tamamlamasına mani,engel bir durum yoktur.Seyri Sülük Nakşibendi Tarikatında çpk zor ve meşakkatli bir yol değildir.İmam-ı Rabbani ve Şah-ı Nakşibendin sözlerine bakmak lazım.Şah-ı Nakşıbend en kolay ve kısa yolun kendisine verilmesi için secdeye vararak dua ettiğini,kalkmadığını söyledikten sonra Allah'ın bu yolu nasip ettiğini söyler.İmam-ı Rabbani ise rakam olarak aklımda değil ama ehli tarikin 30-40 sene sonunda geldiği makama Nakşibendi tarikatına yeni giren bir kimse erişir der.Yine yolun sonunu başa çevirdik sözleri vardır.Tarikatlarla ilgili çok zor ve meşakkatli bir yoldur sözü Nakşibendi Tarikatı için geçerli değil.İmam-ı Rabbani Ks ''Ta ahirete kadar bu kapıdan gireceklerin isimleri,anne ve baba isimleriyle birlikte bana verildi demiştir.Her halde Hz Mehdi nin bu tarikat içine girip girmeyeceğini bilmesi normaldir.Ancak Bu Mehdi olmadan önce Nakşibendi tarikatının yolunu tamamlamadan önceki zaman olabilir.Ayrıca Hz Mehdi sanıldığı gibi sözleri çok güzel bir şekilde edebi dille söyleyen bir kimse olmayabilir.Söz söylerken dizlerine vurur manasında Hadis var.Bu hadisi düşündüğümde öyle bir sonuç çıkıyor.Sözün güzel olması için illa da edebi tarafının güzel olması değil,kalpte etki yapması anlaşılır.

      Sil
  6. evliyanın kahramanı Muhammed bahadini şahı nakşibend (kudise siruh) tarikatının gercek kabUl ediLmiş Müridlerine Allahdan 1 fersah şefaat hakkı istenmiş hatta şahı nakşibend rahmetullah imamız kabir de bİle tarikat verecek Allahdan İzin almış tır _ kaynak Nakşibendi meşayıhı eserlerinde gecer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tartışmaya açık konuları dillendirmeyelim:)

      Sil
    2. Bazı keşifler hatalıdır.Her keşif doğrudur düşüncesinde olmayın.

      Sil
    3. Bazı bilgiler keşif bilgileridir,bazıları da gösterilen bilgilerdir.Örneğin kıyamete kadar bu kapıdan gireceklerin isimleri anne,baba adıyla bildirildi keşif değildir.Buna benzer ''Allah gösterdi,bildirdi'' gibi söylemler keşfe ilişkin değil.Keşif de Allah'ın izniyle olsa da sonradan değişebiliyor veya gerçekleşmeyebiliyor.

      Sil
    4. Keşif dendiğinde benim anladığım şu - Her evliya makamına göre,kendi kapasitesi ve gayretlerine göre bir duruma vakıf olabilir.Bunları evliyaların kitaplarını okurken de anlayabiliriz.Örneğin '' bu sözü şu şekilde anlardım ,böyle imiş.böyle bekliyordum,o şekilde vuku bulmadı vb..'' kendileri de eski keşiflerini,yeni keşifleri ile kaldırırlar.Bu gibi hususlar değişebilir,yanılgı payı olabilir,vuku bulmayabilir.

      Sil
  7. Aradan 19 ay geçti. 9 Aralık 2014’te Muhterem Mustafa Özcan’ın yorumuna katı maksadıyla yazdığım notta Suriye’nin başşehri Dımeşk ile Kudüs arasında kalan ve Şam olarak adlandırılan bölgeye 2006'da uygulanan ambargonun 10 yıl sonra kalkacağını Muhterem Özcan’a katkı olarak rivayetlere binaen belirttim.

    Türkiye-İsrail anlaşmasına göre Gazze’ye uygulanan her türlü ambargo kalkıyor. Şöyle ki, bu bölgeye Türkiye yardım götürecek. Ayrıca isteyenler de Türkiye üzerinden bu yardımı yapabilecek

    Böylece ahir zaman rivayetlerinde yer alan Irak ve Şam’a uygulanacak 10’ar yıllık ambargolarla ilgili ihbarlar gerçekleşmiş ve dün yardımların bölgeye ulaşmasıyla ambargo kalkmış oldu. Rivayetlere göre önce Irak’a 10 yıl (1992-2002) ardından Şam bölgesine 10 yıl (2006-2016) ambargo uygulanacağı belirtilmiş.

    Çoğumuz unutmuştur. Bu ambargonun sebebi Türkiye’nin orta doğuda nazım bir rol oynamasına engel için ABD’de o dönemde hükmeden neocon-siyonist (Rumlar) şebekenin eseridir. Çünkü Suriye, 2004’te Türkiye’nin İsrail ile aralarında arabuluculuk yapmasını istemiş. Ankara da devreye girerek 2 yıllık çabaları sonucu hazırlanan barış anlaşmasının imzalanmasına 1 hafta kala İsrail Gazze’ye saldırarak bu umutları söndürmüş ve Gazze’ye ambargo uygulamıştı. O zamanın başbakanı Erdoğan iki yıl sonra Davos’ta bunun acısını “one minute” ile almıştı.

    İşte o tarihten bu yana Gazze hem ambargo, hem İsrail ateşi altında idi. Son konjoktürel gelişmeler ve Türkiye’nin izlediği politika sonucu İsrail inadından vazgeçince Gazze’ye uygulanan ambargonu gevşedi. İhbarlar da doğrulanmış oldu.

    Şimdi Muhterem Özcan bir halifeden bahsediyor ve o halifeyi tırnak içinde (Mehdi) olarak niteliyor. Bediüzzaman Mehdi’nin 3 vazifesi olduğunu, bunu Mehdi’nin değil, şahs-ı manevisinin iman-hayat-şeriat fasıllarıyla hayata geçirileceğini belirtir. Bunun 3. Aşaması 2002’de başlar. (Diğer aşamalar 1902-1952 ve 1952-2002) Bunun gerçekleşmesi ittihad-ı İslam şartına bağlıdır. Bu ittihadla oluşacak 400 milyonluk bir blokla İslam ülkelerinin dünya sahnesine rol oynayacakları, terör ve anarşiye Mesih cemaati ile son verecekleri ve dünyada genel barışın hakim olmasını sağlayacakları öngörülür. Ancak bundan sonra silaha giden harcamalar bitecek ve ekonomik refaha dönüşecek. Mesele böyle anlaşılmalı. Yoksa Mehdi dünyevi ve siyasi vazifesi yoktur. Küfr-ü mutlaka karşı mücahedesinin sonucu Kur’an hakikatlerine uyulması sonucu refah gelir. Mehdi para makinesi değildir. O Kur’an’ın dellalıdır.

    Mehdiyet’in desteğini alan iktidar bu uğurda emin adımlarla ilerliyor. Rum Suresi ne buyurur. Rum (Türk) mağlup oldu (1909-1913). 90 yıl sonra yeniden galip gelir.

    YanıtlaSil