.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

29 Ağustos 2014 Cuma

EGE DENİZİNDE DEPREM FIRTINASI


İzmir'de deprem!

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nden alınan bilgiye göre, İzmir'in Bergama ilçesinde 3.1 şiddetinde deprem meydana geldi. 26.08.2014

Ege'de deprem

Ege Denizi'nde 5.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi'nin verilerine göre, deprem saat 06.45'te, Milos (Değirmenlik) Adası yakınlarında, yerin 10 kilometre derinliğinde gerçekleşti. 29.08.2014

Diğer yandan internette yapılan kısa bir gezintide son yıllarda Ege denizinde bir çok kez deprem fırtınası yaşandığına dair haberler görülecektir.

KAYNAK: Ajanslar

***
Yorum:

Abdullah Gürbüz Baba’ya göre büyük bir İzmir depremi olacak. İzmir ve çevresi yıkılacak.

Nostradamus dörtlüklerinde Efes – Korent arasında şiddetli bir deprem olacağını bildirmiştir.

Diğer yandan Uğur Tanış’ın derlediği bir yazıda büyük depremin büyük savaşın habercisi olacağı belirtilmiştir.


Amacımız insanlara boş bir dehşet vermek değil… Gaybi haberler ile gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel olaylar arasında bağ kurmak… Yani mümkünse önümüzü görmek...  Ancak şu var ki: Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Bunu unutmuyoruz. Allah gayb’ül gaybını yani Levh-i Ezelisindeki gaybını sadece kendisi bilir. Ancak şartlara bağlı kader levhaları olan Levh-i mahv ve isbat levhalarına evliyaullah muttali olabilir. Burada gördüklerini de bize perdeli olarak anlatmışlardır. Bu sebeple söylenen sözlere islami prensipler çerçevesinde temkinle yaklaşıyoruz. 

20 yorum:

  1. Uğur Tanış’ın derlediği yazıya nereden ulaşabiliriz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Uğur Tanış kardeşimiz isterse yazısını burada mesaj olarak yayınlayabilir. Ben de olan nüshası epey eski olsa gerek. Çünkü bazı yerlerde yeni versiyonlarına rastlamıştım. Tabi eski olan nüshada belirttiği tarihler geçmiş durumda... O yüzden revizyon hakkı onun. Belki bu konuda kendisi bir açıklama yapar.

      Sil
    4. Hatta bir ara verdiği tarihleri es geçip sadece olacağını belirttiği olayları öne çıkaran bir özet yapmak istemiştim. Ancak yarım kaldı, tamamlayamadım. Ancak kendisi bize bir özet yada yeni bir revizyon sunarsa onun adıyla memnuniyetle yayınlarım.

      Sil
  2. V.25
    Mars, Venüs ve Güneş aslan burcunda: ‘Arab re´îsine
    Sonunda Hristiyan dünyâsı denizde teslîm olacak.
    Îrân'dan 1.000.000 insên yürüyecek.
    Nîl ve İstanbul'a çöreklenmiş yılan girecek.

     ÇÖZÜM

    Bu 4lük İstanbul’un tekrar fethini anlatıyor.

    http://www.findyourfate.com/astrology/ephemeris/ephemeris.html

    Bu linkten ileriye doğru tarandığında

    9-23 ağustos 2015
    29 temmuz – 18 ağustos 2019
    16-23 ağustos 2030

    Tarihleri çıkar ki 2015 çok erken ve alakasız. 2030 ise kronolojik akışa aykırı çok geç. 2019 ise tam uygun olan tarihtir. Bu jülien tarih Gregorien’e çevrildiğinde 11-31 ağustos 2019 tarihi çıkar ki bu tarih İstanbul’un meteor yiyen AB7 FR’dan kansız tekrar fethini anlatır.


    II.52
    Geceler boyunca yeryüzü sarsılacak.
    Sonraki baharda 2 kerre daha.
    Yiğit şampiyonlar savaşa girecekler.
    Corynthe ve Ephese boğulacak denizde.
     ÇÖZÜM
    Baharda Mora yarımadası ve Ege bölgesinde 2 büyük deprem olacağını haber veriyor. Bunu AB7nin içinde olan Yunan saldırısı izleyecekmiş.


    III.3
    Mars, Merkür (Hermes) ve gümüş para birleşecekler;
    Güneyde büyük bir kuraklık baş gösterecek.
    Merkezi Türkiye’de toprak sallanacak,
    Corinthe ve Ephese’te karışıklık.
     ÇÖZÜM
    Savaş zorbalık ve para işleri bir araya geldiğinde TRnin güneyinde Orta Doğu’da kuraklık olacakmış (su altın savaşları). Mora yarımadası ve Ege bölgesinde 2 büyük deprem olacak.


    Quatrain 10,67

    Le tremblement si fort au mois de may,
    Saturne, Caper, Iupiter, Mercure au boeuf:
    Venus aussi, Cancer, Mars, en Nonnay,
    Tombera gresle lors plus grosse qu'vn oeuf.

    A very mighty trembling in the month of May,
    Saturn in Capricorn, Jupiter and Mercury in Taurus:
    Venus also, Cancer, Mars in Virgo,
    Hail will fall larger than an egg.

     ÇÖZÜM
    Mayısta büyük bir deprem olacakmış. Yukarıdaki linkten tarandığında bunun 20li mayıs 2018 olduğu anlaşılıyor. 2-11 haziran 2018 gregorien. Demek ki baharda dediği mayıstaki bu deprem Ege depremi oluyor.


    IX.83
    Boğa’nın 20° ilerisinde
    Kalabalık tiyatro depremle sallanacak.
    Hevâ´, gök ve deniz karışacak.
    Îmânsızlar Tanrı’yı ve ‘azîzleri yardıma çağıracak!
     ÇÖZÜM
    11 mayıs jülyende yani 24 mayıs Gregoryende olacak olan bu depremin Mora depremi olduğu anlaşılıyor. Yılı zaten belli 2018.


    VI.85
    Fransız güçleri büyük Tharse şehrini alacak,
    Bütün müslümânlar tutsak edilip götürülecek-
    Buna denizde Portekizliler de yardımcı olacak-
    Yaz başladığında, kutsal Urban’ın günü’nde.
     ÇÖZÜM
    İstanbul halkı esir edilip götürülecekmiş. 25 mayıs jülyende. Yılının ise 2018 olduğu biliniyor zaten. Buna göre 7-14 haziran 2018 Gregoryen olur bu tarih.


    III.60
    Türkiye'de yığınlar ölüme mahkûm,
    Hattê ülkenin güneybatısına kadar.
    Kötü şeyler yapan genç bir siyahın
    Kanını dökecek, misilleme yaparmış gibi.
     ÇÖZÜM



    III.59
    Müslüman topraklarının 3'te 1'ini alarak
    Buralar halkının çoğunu öldürecek,
    ´Akrabâlarının kendisini öldürecekleri korkusuyla
    4 eski lîderden birini ortadan kaldıracak.
     ÇÖZÜM

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben ve yakınlarım Ege Bölgesinde yaşıyor. Ne yalan söyleyeyim içimi bir ölüm korkusu kapladı. Aslında kendimden daha çok sevdiklerim için endişeleniyorum. Bu deprem tüm Egeyi etkileyecek bir şekilde mi yoksa İzmir'de mi olacak? İzmir'de oturmuyorum fakat yakın bir yerde oturuyorum

      Sil
    2. Adı üstünde Ege diyoruz, İzmir değil. Nostra zamanında Corint bugünkü Mora yarımadası, Efes ise bugünkü Ege bölgesi demek. 100 binden fazla öleceğini hz Ali hadisi haber veriyor. Müteakıben fırsat bilip AB7 saldırıp herkesi zaten öldürecek!

      II. Süfyânü’d-deccâl İhsênoğlu 13 nisan 2018de (27 receb 1439 c) 13. cum olacak. 24 mayısta Ege depremi (el-Beydê´), 4 haziranda İstanbul depremi ve tufanı olacak. Millet helêk olunca Erbakan haklı çıkmış olup ğâibken kâim olmuş olacak. 2. 28 Şubâtla bastırmaya teşebbüs edecek cum İhsênoğlu ama harekete geçireceği Ege ordusu Ege depreminde batmış olacak vs. Tsk hadîsi ve Gölcük depremi gibi hani. Askerî darbeyi bahane edip Abd’ye kaçan cum İhsên milyonluk Nato ordusuyla tekrar tahtına geri dönecek!

      Sil
    3. Muaviye I. Süfyân deccâl demirel, hz Alî I. Mehdî resûl Erbakan

      Yezîd II. Süfyân deccâl İhsanoğlu, hz Hüseyn II. Mehdî II. Erbakan

      Muaviye III. Süfyân deccâl el-Mahzûmî, hz Alî III. Mehdî el-Kahtânî

      Sil
    4. ´Ashâbül Ühdûd
      Silâhlı Kuvvetler


      http://gazeteport.com.tr/haber/72271/tsknin_acilimi_terorist_silahli_kuvvetler_mi
      06 ocak 2012


      Ed-Deccâl çıkınca ona karşı mü´minlerden bir adam (II. Mehdî resûl) yönelir. Derken o mü´min kimseye birçok silâhlılar, ed-Deccâl’in merkezlerde gözetleme yapan silâhlıları karşı çıkarlar.

      Mehdîlik ve İmâmiye 37, (sahîh-i Müslim, 11/393'ten nakl)
      http://hazretimehdi.com/cesitli_konular_013.php

       ÇÖZÜM

      Ed-Deccâl : ABD
      mü´min : Millî Görüşçü
      bir adam : Erbakan
      silâhlılar : TSK 28 Şubâtçı cuntacı ´Amrîkêncı ‘askerî kanat

       Yorum

      Sil
    5. 1* Erbakan Mehdi, Demirel Deccal zırvasın üzerine….
      Hazreti Peygamber’in “Bizi aldatan bizden değildir” meşhur sözü bütün zamanlarda geçerliliği vardır. Hele ahir zaman olan bu zamanda daima akılda tutulması gereken bir sözdür. Kıytırık insanları Mehdi göstermek, mağdur ve mazlum insanları deccal göstermek aldatma fiili kapsamına gireceğinden bu fitneyi irtikap bizden değildir.

      Ahir zamanın eşhası yani müsbet-menfi kişilerin kimliği açık ve seçik değildir. Özellikle Deccal ve yandaşları, şahs-ı manevisi aldatarak iş göreceğinden bu tehlikeye karşı çok dikkatli olmak lazımdır. Ahir zaman eşhasının haklarındaki rivayetler sırr-ı teklif sebebiyle hikmet-i ibhama tabidir. Böyle olunca bu konuda konuşmak için Kur’an’ın belirttiği rasih ilme ihtiyaç vardır. Böyle ulu orta küçük deccale tabi olmuş ve onların adıyla hareket eden veya onlara alet olanları Mehdi göstermek Müslüman’ı apaçık aldatmaktır.

      Ahir zamanda Deccalin (Süfyan’ın) iki kez kılıcıyla Mehdi’yi ortadan bölüp geçeceği (yani icraata devam edeceği) rivayeti yapılmıştır. Kılıç askeriyeyi temsil eder. Yani deccalizm askeri güçle ya da maşalarıyla Mehdiyeti yani millet ikiye bölecek ve hakimiyetini sürdürecek. Bediüzzaman 5. Şua’da açık ve net olarak hem büyük hem küçük Deccali ana hatlarıyla tarif eder.
      Bunu izah olarak şunları belirtir: “Her iki Deccal azami bir istibdad ve azami bir zulüm ve azami şiddet ve dehşetle hareket ettiğinden azami bir iktidar (dikkat!) görünür. Evet, öyle acib bir istibdat ki, kanunlar perdesinde herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hatta elbisesine müdahale eder…. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harap ve yüzer masumları tecziye ve tehcir ile perişan eder.” Şualar.

      Ayrıca bir başka yerde, her iki deccalin hurucuyla birlikte deccalizm cereyanının başlayacağını da nazara verir. Yani her iki deccal bu cihandan defolup gitmelerine rağmen fitne-fesadları nın süreceğini belirtir.

      Üstüne üstlük küçük deccalin büyüğünden daha uzun ömürlü ve zararlı olacağına dikkat çeker. Ayrıca dar bir coğrafyada hüküm sürecek küçük deccalin yol açacağı dini tahribat büyük deccalden daha fazla olacağından cürmü daha büyük olur. Bediüzzaman bir başka yerde ise küçük Deccal’in yani Süfyan ve iki deccal muavininin asker kökenli olacağını ve onların şeriat-ı Muhammediye ve imana ilişeceklerinden söz ederek büyük deccale yani komünizme zemin hazırlayacaklarını bunun da Ye’cüc ve Me’cüc taifesi olan anarşi ve teröre yol açacağını yani zemin hazırlayacağını özellikle vurgular. Bu mesele çok sırlı olduğundan herkesin aklı bu meseleyi algılayamıyor. Hatta ve hatta Deccaliyetin 4 halkası olacağını ve 25 yıl mutlak hakimiyetle dine ve millete azim zarar vereceklerini de izah eder.

      Hal böyle iken siyasi ve dünyevi makam peşinde koşan (bu tesbit N.Fazıl Kısakürek’e aittir) Mehdi ilan etmenin ne anlama geleceğini görmek lazım. Ya cehalet ve tarafgirlik hissiyle hareket ediliyor ya da meczubane bir amaca hizmet ediliyor. Bu da kafa karışıklığına ya da münafıklığa yol açar. Tarikat-ı Muhammediye’nin evradında yer alan sabah ve akşam duasında münafıkların şerrinden ve fasıkların fitnesinden Allah’a sığınılır.



      Sil
    6. 2* Şimdi Mehdi Hz. Peygamber’in soyundan gelir. O ehl-i beytin mümessili ve Peygamber’in varisidir. Soyu itibariyle Arap’tır. Bir zamanların Rumların yoğun yaşadığı bir şehirde doğan biri değildir. Türk de değildir. Rivayetlerde yer alan “Horasan’dan gelen 5 bayrak” yani 5 Türk devlet ile bin yıl süren bayraktarlıktan sonra hakimiyetin Mehdiye intikal edeceği anlaşılır. Bu hakimiyet askeri ve siyasi değil hakimiyet-i İslamiye ve imaniyedir. Çünkü ahir zamanda askeri ve siyasi alan oldukça küfre ve kana ve zulme bulaşacağından kader-i İlahi bir nevi Mesihiyet tarzında bir Mehdiyet takdir etmiş. Bu da delil ve ispatla medenilere galebe çalarak Kur’an hizmeti öngörür. Yani Mehdi’nin siyasi makamı yoktur. Belki dinden sapan bir milleti ve ümmeti dini yenileyerek hidayete erdireceği için başlatacağı cereyanın siyasi neticeleri olabilir. Süfyan ve büyük deccalin ise hem siyasi hem de askeri güçleri vardır. Onun için Bediüzzaman daha 31 Mart vak’asında (“Rum mağlup oldu” ayetinin işaretiyle gelen Süfyani tehlikeyi teşhis ederek “cebr-i keyfi-i küfriye” kavramıyla dikkat çeker ve sonradan buna askeriyeyi de ilave eder. Nitekim hem Süfyan hem Büyük Deccal askeri güçle siyasi hakimiyet kurar ve dünyanın üçte ikisinde cebri, keyfi, küfri, askeri zulüm rejimi kurar.

      Unutulmamalı, hilafetten sonra gelecek olan cebabire yani zorbalar, diktatörler, zalimlerdir. Deccal bunun ilk örneğidir. Nitekim Bediüzzaman Şualar’da şöyle diyor:
      “Şimdi fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş’et eden hodgamlık ve asabiyet-i unsuriye (ırkçılık) ve umumi harpten gelen istibdad-ı askeriye (1. ve 2. Dünya Savaşı sonrası siyasette askerlerin etkisinin artması, askeri diktatörlüklerin kurulması) ve dalaletten çıkan merhametsizlik cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdat meydan almış ki, ehl-i hak, hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse ya eşedd-i zulüm ile, tarafgirlik bahanesiyle çok biçareleri yakacak; o halette o da ezlem (çok zalim) olacak ve mağlup kalacak. (Tıpkı iki hoca olan Necoş ve Fetoş gibi) Çünkü, mezkur hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir iki adamın hatasıyla yirmi otuz adamı, adi bahanelerle vurup, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlup vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesiyle, o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler o vakit, hak namına dehşetli bir haksızlık ederler.”

      “İşte, Kur’an’ın emriyle, gayet şiddetle ve nefretle siyasetten ve idareye karıştırmaktan kaçındığımızın hakiki hikmeti ve sebebi budur. Yoksa bizde öyle bir hak kuvveti var ki, hakkımızı tam ve mükemmel müdafaa edebilirdik.”
      Mesele gayet açık anlatılmış değil mi? İki dünya savaşının sonunda yeniden bağımsızlığını kazanan Müslüman ülkelerde askeri diktatörler başa geçer. Avrupa’da ise 1. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’yı diktatörler kasıp kavururlar. Zulüm ederler. Onlara mukabele etmek siyaseten olması halinde masumların kanına girilecek. Bizde tek parti diktatoryasından demokratik sisteme geçilirken rejimin derin odakları hakimiyetlerini devam ettirmek için muvazaaya girişirler. Öyle ki 1945‘lerde İnönü-Bayar anlaşmasından söz edilir. Buna rağmen halkın Serbest Fırka olayında olduğu gibi gösterdiği tepki cebabire taifesini telaşa düşürür. Bu kez bir ek taktiğe başvurulur. Bu taktiği iyi belleyin. Günümüze kadar bütün karanlığıyla hüküm sürmüştür. Şöyle:


      Sil
    7. 3*Demokrat Parti’nin inkişaf yıllarında 1946-50 halkın maddi ve manevi açlığını ortaya koyması derin odakları telaşlandırır. Bu kez tek parti diktatoryasının 23 yıllık Genelkurmay Başkanı seçildiği DP’den istifa ettirilir ve bazı dindar simalarla parti kurar. Böylece Halkçılara ve Demokratlar’a üçüncü bir siyasi parti Milletçiler diye ortaya çıkar. Bu üçüncü partinin vazifesi Osmanlı sonrası yeni düzeni kuran gizli komitenin çizgilerine (Lozan ruhuna) tabi olmaktır. Böylece milletin çoğunluğunun DP’de toplanıp oyun bozmasını engelleme amaçlanmıştır. Pratikte CHP ye yardım ve güç transfer etmektir. Ki halkçı-ırkçı-kemalist rejim hakimiyetini sürdürsün. Ve bu taktiği hem 27 Mayıs sonrası hem 12 Mart sonrası hem de 12 Eylül sonrası aynen uyguladılar. Yani milletin ekseriyetini temsil eden partiye karşı daima başka sağ parti-partiler çıkarıp oylarını böldürmeyi ve halkçıların hakimiyeti sürdürmesini 2002 tarihine kadar sürdürdüler.

      Gerçi 2002’den sonra aynı yöntem kullanıldı ve kullanılıyor, ama uyanan millet bu oyunu 1911’de Şam’da Emevi Camii’nde verilen müjdeli tarihte bozdu, üstüne üstlük 15 Temmuz’da canını verme pahasına bu meş’um entrikayı yok etti. Aslında millet ilk darbeyi 2002’de, ikinci ağır darbeyi 2006-07 indirdi. Ve 27 Mayıs’ta başlayan darbeci devir 2010’da tarihten silindi. Öyle olduğu için Lozan ruhu FETÖ üzerinden hortlatılmak istendi. Bu Türkiye’yi batının vesayeti altında tutma operasyonudur. Ama bu bitti. Mehdiyet’in 90’yılında ise zındıka komitesinin rejimi tabuta kondu. Sadece leşinin kaldırılması kaldı.

      1990’lara gelinceye kadar Türkiye’de Mehdi meselesi sadece ilim erbabının konusu idi. Sokak malzemesi olmazdı. Ne zamanki Risale-i Nur dostu olduğunu iddia eden ve gaybi bazı sırlara doğru-yanlış vakıf şarklı bir hoca kediciler grubuna verdiği bir takım bilgilerin suiistimal edilerek Mehdi ‘nin altın çağı safsatası kitabı yazılıp piyasaya sürülünce, birçok dini cemaat mal bulmuş Mağribi gibi 80 senedir hüküm süren deccaliyeti görememiş, tanımamış ve anlamamış olmalarına rağmen Mehdi sıfat ve ünvanının üzerine balıklama atıldılar. Üstelik dini ve manevi hizmet noktasında değil, dünyevi-siyasi gözlükle meseleye yanaştılar. Ama gözleri maneviyatta kör olduğundan bir hakikati anlayamadılar. Avam gibi. Halbuki 200 milyon insanın katline sebep olan ve biri Türk kavmi olmak üzere iki ırkı, (ki Çin’in de bunlara katılması ile toplamı neredeyse 1.5 milyarı) hakimiyeti altına alan bu rejim ve ideolojiyi tanımadan birden bire Mehdici kesildiler. Halbuki 5. Şua yazılalı neredeyse bir hesaba göre 80 bir hesaba göre 60 yıl olmuş. Deccalleri’in kimliği teşhis edilmiş. Üstüne üstü Kevser Suresi’nin sırrıyla isimlerinin ebcedi rakamları bile istihraç edilmesine rağmen, bunların saçtığı dinsizlik küfrüyle mücadele yerine Mehdi kavramının üzerinden bilgiçlik taslandı ya da efendisini, şeyhini, liderine Mehdi ilan etmeye kalkışıldı. Ki bunu yapanların çoğu da gözü dini hayatta yani Tevhid adına olacak fütuhatı siyasette bekleyen dinden bihaber zavallı ahir zaman Müslümanları. (Bir kısım Milli Görüşçüler dahil) Bu gerçeği ifade ettikten sonra. Zındıka komitesinin icraatlarına dönelim.

      Bir hususu hatırlatayım. 1909-1910 darbesine seyirce kalan bu millet ve ümmet Bediüzzaman’ın Şam’daki Hutbesi’nde 20-30 yıl sonra beklediği fereci göremedi. Ve Hz. Musa’nın firavunun elinde kurtardığı Beni İsrail gibi mıymıntılık yapınca onların 40 yıl Sina çöllerinde avare avare dolaştırılması gibi bir kadere mahkum oldu. Sina çölü cezası 40 yıldır. Ve ancak 40 yıl sonra önce Türkiye ardından İslam dünyası uyanmaya başladı. Çünkü o tembel nesil cezalı olduğundan vazife yeni nesle kaldı. Bu 40 yıllık süre içinde 23 yıl Mehdi’nin hizmet planı Hz. Peygambere ayna olması hasebiyle tamamlandı. Ve işgal altındaki İslam ülkelerinin istiklali kazanması ile 1946-1961 ayağı kalkmaya başladı. Tabi Latif isminin gereği her şey birden olmadı. Sıfırdan başlandığından Mehdiyet zuhurla işe koyuldu.

      Sil
    8. 4* Çünkü yiğit Anadolu’da çökertildi. Ve Anadolu’da ayağı kalkacaktı. Ve hayat faslının tesirinin görülmesiyle yükseliş ancak 1969’da başlarken yeni 50 yıllık bir süreçte ikinci fasıl bitirilip üçüncüsüne başlanacaktı. Bu tarihler Kur’an’ın 16. Suresi’nin 19. Ayetinden yapılan istihraçlardır. Ayeti şöyle: “Elinizdekiler tükenir; Allah katındaki ise kalıcıdır. Sabredenlere, ödüllerini, yaptıklarının daha güzeliyle vereceğiz” Yani Deccalizm çağında ihanet, tembellik, fasıklık, münafıklık sebebiyle maddi-manevi her şeyi kaybettik. Ama Allah’ın indindeki başta Hz. Peygamber olmak üzere atalarımızın duaları Allah’ın katında kabulü bekliyordu. Ve Sina cezası döneminde zuhur eden Hz. Mehdi , 313 talebesinin çalışması ile İslam bu topraklarda yeniden hayat bulmaya başlar. Ezan yasağı sebebiyle 18 yıllık diyar-ı k… biter. Ayrıca bu ayetin ilk ebcedi hesabına göre 1939 yılında Alem-i İslam’a çullanan kafirlerin 2. Cihan Harbi ile erimeye başlarken, sabreden Müslümanlar mükafaat olarak yükselişe geçer. Ve bu tarih 1969’dur. 40-50 yıllık bir fasılda zirveye ulaşır. Nasıl ki Cenab-ı Allah arıya vahyederek ona bal yapmasını öğretir, onun gibi Hz. Mehdi’ye ilham-ı İlahi ile yani melek-i İlham ile ahir zaman hizmetini başlatır. Tabi bu zat bir müceddit. Din alimi. Bir siyasi soytarı değildir. Bunun neticeleri ise 20-30-40-50-60-70-80-90 yılda artan bir sürurla görülür.

      Bunun işareti ise“Dinde zorlama yoktur” ayetinin ebcedi işaretidir. O tarihte İslam’dan istifa ederek Hak dine hizmetten ayrılan Türk devletinin bu eylemine karşı manevi bir cihadın başlayacağı tarih 1928-29’dur. O tarihte Din-i İslam ibaresi Anayasa’dan çıkarılır. 9 yıl sonra da lakilik kabul edilir. Ama Yeni Türkiye’nin arı kovanı ise o tarihte işe koyulur. İlham-ı İlahi ile. Ve Talut gibi bir avuç insanla yola koyulan Mehdiyet 2019’da “sürur-u mü’minin azami haddi”ne varır. Ondan sonra artık balı yeme devri başlar. Bu arada Şam Hutbesi’nde haberi verilen fecri sadıkın ilk müjdesi olan tarihte Büyük Deccal 16 Aralık 1991 yılında dağılır gider. Ama Süfyani hakimiyet can çekişme devresine girer. Hemen ölmemesinin sebebi 1417’de İsrail ile yapılan anlaşmadır. Sıfatı küçük ama küfrü azim Süfyan’ın yiyeceği ilk ölümcül darbe “kılıç” değil, kalem yarası, 2002’dir. Beyda rivayeti buna işaret eder. Ayrıca Şam Hutbesi’nde fecr-i sadıka giden tarih kronolojisinde böyle yazar. Ölümcül yarayı alan Süfyaniyet’in cenazesinin kaldırılması se bu tarihe eklenecek Nahl, İsraf, Kehf, Meryem surelerinin sıra numaraları ile işari olarak belirtilir. Ehl-i tahkik ne demek istediğimi anlar. Yani 30-40 yıl sonra gaybi ihbarının rakamları toplanırsa 1371 +30+40 =1441. Yani Meryem Suresi’nin sıra numarası ile tamam olur. Acaba Hz. Meryem’in oğlunun 1371 veya 1381’de başlayan nüzulünün o tarihte tamamlanıp Hıristiyan Alemi’nde Mehdiyet’in Mesihiyet şubesi olarak yükselişinin başlama tarihi mi? Allahü Alem. Gayb ona atitir.

      Bir Hadis var: “Cenab-ı Hak muhakkak günahkar bir Müslüman’ın hizmetiyle bu dini kuvvetlendirir.” Bediüzzaman’ın bir talebesi 1945-50 yıllarında bu hadisin ebcedi ve cifri hesabını yapar. Ortaya ilginç bir şey çıkar. Bu Hadis 3 sevilen lidere de yüzde 50’den fazla oy alanların dönemine işaret eder. A)1373-1374-1375 B) 1381-1382-1383-1384- 1391-1394 D) 1424.

      Tabi bu tarihler hem o zamanın manevi hizmetine baktığı gibi manevi hayatın iman ve hayat fasıllarına yansımasıyla siyasete işaretleri olur. Zeka özürlülerinin Deccal ilan ettiği zatın yukardaki 11 tarih içinde bir hesaba göre 6, bir hesaba göre 7 müjde tarihle ilgisi var. Neredeyse hayat faslının tamamına yakına sürede hizmetinin tesiri olur. Ve şimdilik bu konu kalsın. Diyeceksiniz bunları niçin anlattım. Zındıka komitesinin hakimiyetinin nasıl olduğunun anlaşılması için. Çünkü “Haksızlık karşısında susan şeytandır” sözüne masadak olmak istemedim.

      Sil
    9. 5* Süfyanizme hoş bakan bir makine profesörünün yandaşı evinde Risale-i Nur yazılan ailenin çocuğuna “deccal” dedi. O bir fasık yani günahkar olabilir hatta siyaseten çok hataları da olabilir, ama uzun yıllar Süfyaniyete millet adına karşı durdu. Ona daha doğrusu temsil ettiği millete muhalefet edenler ise sandığı Müslüman sayacı yapıp bu ülkenin yüzde 10’unun Müslüman , yüzde 90’ını gayri müslim yapma alçaklığın irtikap ettiler. Müslümana küfür isnad edene ne denir? Necip Fazıl söylemiş, aşağıda.

      Bediüzzaman daha 31 Mart Vak’asında İttihad-ı Muhammedi’nin müttefiki olarak ahrarları (yani demokatları -hürriyetperverleri) gösterir. Öyle ki demokrasiye geçilince masonik-batıcı İttihatçıların müstebit hakimiyeti ile zayıflayan Ahrarlar-demokratlar yeniden güçlenir. Ve o zaman zındıka komitesi milletin eğilimlerini bildiği için halkçıların karşısına çıkan demokratları bölmek için bir emekli mareşale “yürü” denir. Ve Millet Partisi ortaya çıkar. Peki niçin sol partiler tek kalırken hep sağda 2-3 zayıflatan parti kurdurulup demokratlara karşı çıkılıyor. Bu deccaliyetin en mahrem taktiklerinden beridir.

      Şimdi 27 Mayıs’a gidelim. 27 Mayıs darbesinin dış şer odaklarının eseri olduğu bilinir. 27 Mayıs ile ayar çekilen Türkiye’nin Lozan haddine çekilmesi olayıdır. Bu tarih aynı zamanda İngiliz ve İsrail’in bugün kan çanağına döndürülen Ortadoğu’da Kürt kartının karıldığı tarihtir. Bir diğer husus ise asker kökenli ABD Başkanı Eisenhower’in döneminde güvenlik politikaları gereği güçlendirilen askeri vesayet darbe yapar. Böylece iktidarın askeri vesayet üzerinden batıya bağlı kalması sağlanır. 27 Mayıs darbesi sonrası yapılan seçimde tam olmasa da Türk milleti askeri-halkçı diktatoryaya boyun eğmeyeceğini gösterdi. Hele 1965 seçimleri yakın tarihin en önemli hadiselerinden biri olur. AP’nin DP gibi iktidar olması sonucu Kemalist çizgi yine ağır mağlubiyete uğrar. Bu sonuç militer-kemalist vesayeti yeni manipülasyonlara sevk etti. Aynı zamanda harici fitne dört koldan dine, asayişe, siyasete ve vatan bütünlüğüne tuzaklar kurdu.

      DP-AP seçmen kitlesini oluşturan milli birliğin berhava edilmesi hedef alındı. Bütün bunlara rağmen AP’nin zaferi ile neticelenen 1969 seçim sonuçları hem Avrupa’yı hem de ABD’yi kudurttu. Öyle ki, seçim sonrası ilk AET (şimdi AB) toplantısına katılan Çağlayangil’e mendebur Avrupalıların sözü şu oldu: “Hile mi yaptınız ki yeniden kazandınız”. Yani bu kadar fitne ve komplo kurduk ama gene kazandınız, nasıl olur? Çünkü o tarih Mhediyetin yükselişe geçtiği tarihtir. Salak kafirler anlayamadılar.

      O sırada ABD’nin başına Nixon denen azılı İslam düşmanı başa geçmişti. 1966 yılı ile birlikte üniversitelerde fokurdamaya başlayan anarşi sıçrama yapar. Öyle ki Deniz gezmiş ve arkadaşları gibi teröristler hem gladio hem de ODTÜ kantinini işleten Amerikalılar üzerinden silahlandırıp asayişi alt üst edip Türkiye’nin darbenin eşiğine getirirler. Avrupa ve ABD’nin yönlendirmesi ile iki cunta idareye el koymaya kalkışır. Avrupa cuntası 9 Mart gecesi kalkıştığı darbe teşebbüsü ABD cuntası tarafından tasfiye edilip 12 Mart günü idareye el koydu.

      Milletin teveccühüne mazhar olan ve Bediüzzaman’ın bizzat oy vererek desteklediği demokratlar alaşağı edildi. Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam Partisi’nin müttefiki olarak nitelediği Demokratların yediği bu darbenin ne anlama geleceğini 30-40 yıl önce belirtmişti. O darbeden 4-5 yıl sonra 1978’de Mevlana Bağdadi Hazretleri’nin yerine Mehdi’nin şakirtlerinin dağıtacağı zulamata 27 Mayıs ve 12 Mart darbeleri zemin hazırladı. O zemin ise 1973 seçimlerine gidilirken iktidarın oyunun bölünmesi için yeni tuzak sağ partiler kurduruldu. Ve Türkiye’nin koalisyonlar kaosuna sürüklendi.

      Sil
    10. 6*Hem ifsad komitesinin hem de Cuntasal askeriyenin plan ne idi? Demokratların başa geçmesini önlemekti değil mi? 12 Mart darbesinden sonra ilk seçime gidilerken aynı taktiğe başvuruldu. Ne oldu? Onu da Emekli Vali İlhan Sözgen’in hatıratından öğreniyoruz. Meğer bizim darbeciler muhtırayla devirdikleri AP’yi yeniden başa geçirmemek için hazırlık yapıyorlarmış? Yani derin fesadın zihniyeti bütün fitnesiyle sürüyor: Emekli Vali Sözgen’in dinleyelim.

      Sözgen hatıratında 12 Mart döneminde Antalya’nın Serik İlçesi kaymakamı. Mayıs 1971’de Tümgenaral H.İ ilçeye gelir. Yemekte askerden çok cuntacı olduğu anlaşılan general kaymakamdan ilçenin siyasi havasını sorar. Kaymakam “Paşam buralarda AP çok güçlü” Paşa: “AP’nin güçlü olmasının bir önemi yok.” Kaymakam: “Nasıl olur paşam, seçim olsa AP daha çok oy alacak.” Paşa: “Kıymeti yok”. Kaymakam: “Ne yani seçim yaptırılmayacak mı?” Paşa: “Yaptırılacak” Kaymakam: “O zaman AP gene gelir” Paşa: “Gelemez.” Kaymakam: “O zaman sözlerinizden adil bir seçim yaptırılmayacağı yorumu çıkıyor.” Paşa: “Hayır adil bir seçim olacak” Tartışma böyle devam eder. Ve sonunda cuntacı paşa yumurtayı ağzından çıkarır: “Sağı böleceğiz. Bir daha Türkiye’de sağ tek başına hiçbir zaman iktidar olamayacak”.
      Kaymakam yıllar sonra 3.Nisan1998’de Akşam Gazetesi’nden Emin Pazarcı’ya şu yorumu yapıyor: “Gerçekten de o günlerde paşanın dedikleri aynen gerçekleşti.” Yani ben anlatayım bir sağ parti tek başına iktidar olmasın diye aynrı taktiğe başvurmuşlar. Ve bunun sonunda 1973 seçiminde 3 sağ parti, 12 Eylül’den sonra 2 sağ parti. 1991’den sonra 4 sağ parti. Ve şimdi 2 sağ bir sol parti. Yani o derin ve meş’um planı yürürlükte. Konumuzun dışında ama AK Parti şimdi bu oyunu bozuyor. Başkanlık sistemi ile. Ki bu bizi fecr-i sadıka götürecek.

      1973 seçiminden sonra Meclis’e gerecek partilerin birisinin başında bir makine profesörü vardı. Bu hoca, 12 Mart Muhtırası ertesi taktik gereği partisi kapatılır ve İsviçre’ye gitmesi için telkin yapılır. 2 yıl sonra 1973 seçimleri yapılacak. General Turgut Sunalp İsviçre’ye uçuyor. Ve orada mecburi tatil yapan hocaya “Dön” emri ile oyları bölme taktiği veriliyor. Çünkü ABD yönetimi Türkiye’de AET (AB) yanlısı İnönü ve İslam dünyasına hele ki İslam Konfernası Teşkilatına yakın duran Demirel’in tasfiyesi kararı almıştı. Yani CHP’nin başı ve Türkiye’nin başı değişecekti. Yerine Amerikancılar gelecekti. 1969 Nixon yönetimi böyle emir buyurmuştu. 12 Mart muhtırası ile başlayan süreç 1973 seçimleri sonrası devam etmeliydi. Seçim oluyor. Ve (2 sağ parti bir sol parti) cuntasal fitne planı tutar. İşte yalnız Türk siyaseti değil İslam milletinin emsali görülmemiş bir fitne söylemi ile karşı karşıya kalır. Yalan ile ittifak eden yalancıların serencamı yaşanır. Tam bir siyaset hokkabazlığı ile Demokratların oyunu din adına çalanlar onu ortanın solu iktidarına tranfer ederler. Demokratlarla ittifaktan ortanın sol ile ittifaka dümen kırılır. Yani ortanın solunun madrabazı olurlar. Bu Mehdiyet değildir. Ya ne? Anlayan anlardı. Okuyalım.

      1973 seçimleri öncesi yurda dönen Hoca ve arkadaşları solcular hakkında 4 yıl sonra tekrar, yeniden, inadına gönül okşayıcı sözler etmeye başlarlar. Çünkü o makine profesörü parti lideri 23 Kasım 1969 tarihinde “CHP ile aynı fikirdeyiz. Sadece tedavide ayrılıyoruz” demişti. 4 yıl sonra tekrar CHP’ye komplimanlar yapıyor,ama kendilerine oy vermeyen ve solcu olmayan Müslümanlara karşı İslam adına ağır sözler etmeye devam ediyor. Malum solcu lideri himaya eden beyanatlar veriyor. Halkçılar komünistlik kokan köy-kent projesi diye bir şey çıkarıyorlar. Hoca Meclis kürsüsünde bu projeye yöneltilen eleştirileri “Memleket fayda getirmeyen tutumlar” diye niteliyor. “E….komünist değildir”. “C….. partisine komünist diyemem” Yani seçim öncesi ABD’nin iktidar yolunu açtığı lider ve partisine him destek hem de yanaşma taktiği uyguluyor. Sonra seçim olur.

      Sil
    11. 7*Aylardır süren flört sonunda Amerikancı cuntanın istediği selamün-akgün koalisyonu iktidar olur. Üstüne üstlük bir af kanunu çıkar bütün anarşistler salıverilir. Buna karşı çıkan Demokratları ise “renksiz” diyerek saldıran nankör hoca milliyetçilik-halkçılık-sosyalistlik-hatta marksizim kokan görüşlerinin renkliliği ile tavuk iken kendini tavus kuşu sanmaya başlıyor. Sandıkta Müslüman sayımı yapılacağını söylemek böyle bir netice verir. Ama kaderin ve Mehdiyet’in maksadı bu değildi. Ülke yeniden anarşi ile çalkalanır. Buna bir de Kıbrıs harekatı eklenince. Kader kurduğu tuzağı şair ile makinacının koalisyonunu bitirir. Ve Bediüzzaman’ın haberini verdiği Mehdi’nin şakirtleri dağıtacağı zulamat olan sokakları kızıla boyuyan anarşi-teröre karşı milli birlik hükümeti kurulur. Evet küçük deccalin kılıçla böldüğü millet yeniden birleşir. (Bu ilk bölümedir) Bu arada o makinecinin partisinin kurulmasında ideolojik emek veren Necip Fazıl Kısakürek yaşanan çalkantılar sebebiyle günah çıkarmaya başlar. Ne yaptık dercesine? Köşesinden ateş püskürür: 24 Nisan 1977: Selamün-akgün ile başlayarak MC döneminde yaşanan oyunbozanlıkları önce bir güzel eleştirir. İlahi imtihanı kaybettiklerini söyler. Şöyle der:
      “…yaptığımız mahrem toplantılarda, yüzlerine karşı bu davanın gerektirdiği ahlak, fedekarlık, enerji, ruh kuvveti, kültür, bilgi, cesaret ve iradeden, yani gerçek liderlik vasıflarından ortada tek zerre eser göremediğimizi söyledim, fakat anlatamadık” (Haklısın Necip Fazıl haklısın, baksana hala onu Mehdi yapanlar da aynı kafada. )

      Necip Fazıl devam ediyor. Çenesi düşük makine profesörünün yüzüne karşı “Bir gün “E….’ın peki ne yapalım?” sualine en kısa yoldan “az konuşun, yeter” mukabelesinde bulunduk, fakat hissettiremedik.”

      Tarih 25 Nisan 1977 “E,,, benden, işi ne kadar kolayından aldığını gösterircesine bir takım slogan siparişinde bulundu ve beni sathiliğine bir kere daha acı acı güldürdü”

      “Ben bu zatın maddi manevi çehresinde bunca temaslarıma rağmen hiçbir defa, iç hayat, çileli düşünce, acıtıcı nefis muhasebesi adına tek çizgi görmedim ve yalçın ve müsterih bir benlikten başka bir şeye şahit olmadım”

      Konya’dan 1969’da bağımsız aday olduğunda düzenlenen mitingte şahit olduğu bazı haller üzerine ne gördüğünü Necip Fazıl şöyle anlatıyordu “..o günden beri gözüme, dışından mütevazi ve mütebessim, müthiş bir kibir ve taazzum heykeli gibi göründü; ve bu görüşüm her vesileyle kuvvetlendi. Onda profesörü olduğu makine ihtisası yanında, davasının vecdini yaşayan bir insandan ziyade, halkın ve etrafının zaafını işletici siyasi bir makine ustası hüviyetini koklamaya başladım”

      Sil
    12. 8* Şimdi şu deccal denen adamla Mehdi gösterilen adamın önemli siyasi görüşünü yazmaya.

      Anayasa Mahkemesi’nde yapılan savunmadan: “R…P…Atatürk Milliyetçiliğinin de, ulusal devletin de samimi inancı savunucusu ve takipçisidir. “
      “Atatürk devletimiz kurulur kurulmaz milletimize en önemli pedef olarak “Çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmayı göstermişti.”
      Yıl 1977. Makine profesörü konuşuyor: “Türkiyle’de komünist Partisi’nin kurulmasına imkan sağlayacak bir ortamın tesis edilmesine varan ölçüde taraftarız.”

      Peki şu deccal Demirel ne demişti? Yıl 1986. 31 Mayıs Yavuz Donat’a konuşuyor:
      “Eğer Türkiye’de Atatürk ilkelerinden başka fikir ve düşünce olmayacaksa o zaman, çoğulcu idareyi yürütmek mümkün değildir.
      Veya her hangi bir düşünce Atatürk ilkelerine aykırı sayılıp kötülenecekse veya ona karşı tavır alınacaksa bu da çok partiyi yaşatmaz
      Atatürk ilkeleri denilen ilkeler nedir? 1937 yılında Anayasa’ya girmiş, ama aslında CHP’nin umdelerini (prensiplerini) simgeleyen 6 oktur.
      Silahlı Kuvvetler’in çeşitli rehber kitaplarında Atatürk ilkeleri olarak bu 6 ilke gösteriliyor. Halbuki bu 6 ilke Halk Partisi’nindir. Halk Partisi halkın kurduğu bir parti değildir.”

      Bir de 28 Şubat meselesi var. Acaba o dönemde Doğan Güreş Paşa’nın hizmet süresi niçin uzatıldı?. Ordunun alevi ve sabataycı kanadı arasında ne gibi sürtüşme oldu. Hangi kanat İsrail’le ne için anlaştı. Peki darbe yapacak cunta nasıl tasfiye edildi. Kanlı bir maceranın önü nasıl kesildi. 50 bin kişinin gözaltına alınacağı 10 bininin morti edileceği iddiaları. Hasan Güzel, Namık Kemal Zeybek kanlı olaylardan bahsediyordu? Nasıl önlendi. NATO’da alınan karar olan “yeni düşman İslam düşman” ilkesini kim uyum sağladı kim sağlamadı? Ve o tarihte Erbakan’ın 1995'te Günaydın Gazetesi’ne verdiği demeçte “Bizi iktidara sürüklüyorlar” dedi. Peki kim ne için sürükledi. NATO ve İsrail’in bundan ne amacı vardı da 28 Şubat oldu. Arap Baharı’ndan önce Türk baharı o zaman niçin solduruldu? Ve bu taktik beğenilmiş ki 2012 yılında Mısır’da uygulanıp Arap Baharı solduruldu. Peki buna kim çeşni ve alet oldu? Bunları bilmeden oturup langur lungur konuşmak mahalle kahvesi zihniyetidir.

      Ayrıca 2003 kışında Recep Tayyip Erdoğan partisi iktidarda ama kendisi yasaklı iken Demirel’i ziyarete gitti. Orada ne konuşuldu? Demokrasi mücadelesi için kim ne dedi?

      Demirel Deccalmiş. Bu alçakça bir iftira olmasını bırakın, hedef saptırmaktır. Hakiki Deccal Selanikli’den niçin söz edilmiyor. Sultan Abdülhamid’in Şazeli Şeyhi onu daha Hareket Ordusu’nda iken teşhis edip “Sultanım içlerinden Deccal vardı, manen mani olamadım” diye ağlayarak aczini ifade etmişti.

      Eh deccal ateşinde kavrulan beyinlerden ancak bu kadar beklenir. Çünkü Necip Fazıl Kısakürek diyordu: “Bıçak soksan gölgeme/Sıcacık kanım damlar. /Gir de bak bir ülkeme: /Başsız başsız adamlar... )

      Harem kızlarıyla Mehdilik taslayan akl-ı evvellerin sitelerine bakıp ahir zaman ve Mehdi hakkında ahkam kesenler başız adamlardandır değil mi?

      Mehdi iki defa bölünür. Alet olanlar ise iki tane hoca. Biri hezimettin diğeri ise Fetoş. İkisi de aynı adamın Başbakan olmasında rol aldılar. Nasıl?. Niçin? Bunu çözen Deccaliyetin nasıl çalıştığını anlar. Tabi başı varsa.

      Sil
  3. http://www.youtube.com/watch?v=td0xxy2nrGw
    http://www.youtube.com/watch?v=6oFo96L3wYw
    Prof.Ahmet Mete Işıkara neden 2014'de deprem olacak dedi? - RS FM

    YanıtlaSil
  4. ahmet ercan izmir de yarın büyük deprem olabilir

    Bölge beşik gibi sallanmaya devam ederken peş peşe meydana gelen depremler, "Büyük bir depremin habercisi mi, büyük Marmara depremine yol açar mı?" sorusunu akıllara getirdi. Konuyla ilgili Sözcü'ye konuşan deprem uzmanı Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan Ege bölgesi için korkutan uyarılarda bulundu.

    PROF. DR. ÖVGÜN AHMET ERCAN'DAN ÇOK KRİTİK AÇIKLAMALAR

    Sabah erken saatlerde Ege Denizi'nde merkez üssü Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi açıkları olan Richter ölçeğine göre 5.3 büyüklüğünde deprem meydana gelmiş, sarsıntı Akdeniz ve Ege Bölgesi kıyı şeridi ile Marmara Bölgesi'ndeki birçok yerde hissedilmişti. Çanakkale'ye 30 kilometre mesafedeki Bayırköy ile yakınlarındaki Çamköy'de de birçok ev hasar görmüş ahırdaki hayvanlar telef olmuştu. Sarsıntılar sonucu 4 kişi de yaralanmıştı. Saatlerdir ardı ardına sarsıntıların yaşandığı bölgede saat 13:58’de bir büyük deprem daha meydana geldi. AFAD verilerine göre bölge yine 5,3'lük bir şiddetle sarsıldı.

    “YARIN İZMİR’DE BÜYÜK BİR DEPREM OLABİLİR"

    Çanakkale’den meydana gelen hareketlilik, “Sallantılar büyük bir depremin habercisi mi, büyük Marmara ya da Büyük Ege depremine yol açar mı?” sorusunu akıllara getirdi. Konuyla ilgili açıklamala yapan deprem uzmanı Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan korkutucu uyarılarda bulundu. Ercan “Yarın İzmir’de büyük bir deprem olabilir. Özellikle Ege bölgesinde taş evlerde oturanlar en az 15 gün evlerine girmemeli” diye konuştu.

    YanıtlaSil