.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

7 Mayıs 2014 Çarşamba

ŞEYH NAZIM KIBRISİ VEFAT ETTİ

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Şeyh Nazım olarak bilinen 91 yaşındaki Nazım Kıbrısi'nin hayatını kaybettiği açıklandı.
Yakın Doğu Hastanesi (YDÜ) başhekimi  KKTC'nin önde gelen dini liderlerinden Şeyh Nazım Kıbrısi'nin saat 13.30 itibariyle hayatını kaybettiğini açıkladı. 

17 Nisan tarihinde solunum yetmezliği şikayetiyle YDÜ Hastanesi'ne getirilen Şeyh Nazım Kıbrısi son zamanlarda gelişen akut böbrek yetmezliği ve kronik karaciğer yetersizliği nedeniyle yoğun bakımda tutuluyordu.

Nakşibendi Tarikatı Lideri Şeyh Nazım Kıbrısi’nin cenazesi, Lefkoşa'daki Selimiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verilmek üzere Lefke’ye götürüldü.


92 yaşında hayatını kaybeden, Şeyh Nazım Kıbrısi için cenaze namazı İkindi namazı sonrası başkent Lefkoşa’daki tarihi Selimiye Camii’nde kılındı.  

Cami’deki dini vecibelerin tamamlanmasının ardından Şeyh Nazım’ın tabutu, dergahında toprağa verilmek üzere Lefke’ye götürüldü. 

Nakşibendi Tarikatı lideri Şeyh Nazım Kıbrısi, Lefke’deki dergahının bahçesine defnedildi.

157 yorum:

  1. Allah rahmet eylesin.... Allah vefat eden büyüklerimizin yerini yenileriyle doldursun inşaallah... Allah'tan müntesiplerine başsağlığı diliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Mutasavvıf ve Nakşibendi Şeyhi Şeyh Muhammed Nâzım Âdil Kıbrısî, Larnaka’da 21 Nisan 1922’de doğdu. Lefke'de yaşayan ve dünyanın pek çok ülkesinden müritleri bulunan Şeyh Nazım’ın soyu, anne tarafından Mevlevî tarîkatı kurucusu Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'ye, baba tarafından Kâdirî tarîkatı kurucusu Abdülkâdir Geylânî'ye dayanır. 1940`larda İstanbul'da Kimya Fakültesi’nde okudu. İstanbul'da bulunduğu dönem içerisinde Nakşibendi şeyhi Süleyman Erzurumi'ye bağlandı. Bir müddet kendini yetiştirdikten sonra şeyhinin izni ve işareti ile Şam'a gidip Şeyh Abdullah Dağıstani'ye bağlandı ve onun mânevi terbiyesine girdi.



    Şeyh Abdullah Dağıstani'nin emri ile insanlara tasavvuf terbiyesini vermeye başladı. 1973'te Şeyh'inin vefatı ile onun yerine geçti. 2011'de oğlu Mehmet Adil Efendi'nin, kendi yerine geçip, silsileyi devam ettireceğini ilan etti. 1941'de Hacı Emine Hanım ile olan evliliğinden dört çocuğu bulunan Şeyh Nazım, Türkçe, Arapça, İngilizce ve Kıbrıs Rumcası olmak üzere dört dil biliyordu. Ezanın Arapça lafzı ile okunmasının yasak olduğu dönemde Kıbrıs'a geri geldiği ilk gün şerefeye çıkıp ezanı Arapça lafzı ile okuduğu için bir hafta hapis yattı. Serbest bırakılınca Lefkoşa'nın en büyük camii Selimiye'nin şerefesine çıkıp tekrar Arapça lafız ile ezan okudu ve bunun üzerine kendisine dava açıldı. Davayı beklerken Lefkoşa'nın köylerini gezip Arapça lafız ile ezan okumaya devam etti. Hakkında 114 dava aynı zaman diliminde açıldı ve 100 yılı aşan süre mahkumiyeti gündeme geldi. Davaların okunma gününe yakın, Adnan Menderes döneminde, TBMM'nin ezanın Arapça lafız ile okunmasını serbest bırakması üzere hakkındaki davalar düştü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başımız sagolsun. Alimin ölmesi alemin ölmesidir.

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten İngiliz ajanı olsaydı Allah kalbinize o hüznü vermezdi zaten. Onunla birlikte 10 dakika bile geçirseydiniz hissiyatınız muhakkak değişirdi. Eğer kibirle giderseniz eli boş çıkacagınız bir kapıydı. Tevazuyla varırsanız, kalbiniz o ağırlıkları taşıyamayacak kadar dolu dolu hazinelerle ayrılacağınız bir kapıydı.
      Kesinlikle meyveli ağaç taşlanır. Kesinlikle meyveli ağaç taşlanır. Geçmiş büyüklere bakın ne iftiralar atılmıştı. Mevlana hazretleri için bile nasıl ağır ithamlarda bulunmuşlardı.
      Şeyh Nazım'la aynı asırda yaşamış, ama Onu tanımamış herkes büyük kayıp içerisindedir. Maalesef semamızın parlak bir yıldızı kaydı...
      Bari ajan majan deyip sevenlerini kırmayın.

      Sil
    2. Şimdi Şeyh Nazım'ın vefatından yaklasık 40 gün önceki bir sohbetini dinledim. Ağırlıklı Şam hakkında konuşuyor, kızıyla diyaloğu var. Hayatının bir kısmını Şam'da geçirmiş zaten. Konuşması biraz zor anlaşılıyor, ihtiyarlıktan belki. O hasta ve bitkin haliyle bile Efendimiz(as)'in ismi geçtiğinde doğruluyor, yakın zamana kadar hep ayağa kalkardı nebiyi andıkça. Herhangi bir ajanın haddine mi bu samimiyet?
      Eğer merak ederseniz 24 dakikanız ayırıp izlerseniz belki siz de farkedersiniz.
      http://saltanat.org/videopage.php?id=11213&name=2014-03-25_tr_IsterimSami.mp4

      Sil
    3. "Büyük insan büyüklüğünü, küçük hata ile gizler.
      Küçük insan kendini büyütür, hatasını gizler."

      Sil
    4. Sevenlerini üzmek istemem tabi abi.."ihtimali" diye belirttim zaten. Şarkılı danslı zikir, vekillerinin ihlas suresinden şarkı yapıp oynaması, oynatması..bunlar BİD'ATdır. Küfre gider Allah muhafaza ayetlerden şarkı yapıp oynamak..Adnan oktar zındığı hakkında olumlu konuşmasıysa oturup düşünülecek bir mevzu. İster kabul edin ister etmeyin doğruyu söylemekle mükellefim. Bu danslı ibadeti vs. yahudiler yapıyor. İnsanlara dini sevdirmek için bid'at işlemeye gerek yoktur. Ehli sünnet vel cemaat itikadı bu değil. Adam elinde ud tıngırdatıyor dilinde ihlas suresi...(!) Ve bunları gördükçe ister istemez kendisi hakkında önyargılı tavır aldım. Videoyu izledim samimi görünüyor, ancak temkinli yaklaşıyorum zaman ahir zaman. Binlerce sahte şeyh var..Lakin gene de diyorum varsa bu yaptıklarının bir hikmeti dini İslama hizmet ettiyse gayesi buysa Allahu teala rahmet eylesin.

      Sil
    5. Kardesim ben 5 yil kibrista bulundum. Dergahta ne dans ne sarki gordum. Sadece avrupadan ensturmanlarla ilahiler icin izin isteyen birilerine izin verdini hatırlıyorum. Sen gecenlerde kamil mursit ariyordun. Bu bilmeden hakk dostlarina attigin iftiralarla, daha doğrusu bu kafayla sana mursit falan nasip olmaz diyeyim.

      Sil
    6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    7. selahattin kardeş kırıp dökmeden dikkatlice yazmış yazacaklarını.
      bazı evliyaullahın kimi özel hallerinde şeriatın zahirine aykırı sanılabilecek durumlar görülebilir.Hallacı Mansur "enel Hak" demistir herkesin malumu.Ancak kendisi büyük bir velidir.
      FAKAT
      evliya ile mürşidi kamil birbirinin aynısı kelimeler değildir.
      Her evliyaya tabi olunmaz.Tabi olunacak kişinin mürşidi kamil olması yani irşada yetkili (hem zahiren hem de batınen) kılınmış olması gerekli ve bir silsilenin bir parçası olmalı ki Hz.Peygambere a.s.m'a kadar bir kopukluk olmasın.
      Tabi olunacak mürşidi kamildeki ilk aranacak şart ise şeriatten,sünnetten ve tarikat edeplerinden kıl kadar sapmaması.
      Bu yüzden selahattin kardeş gibi ben de olsam zahir durumunu anlayamadığım evliyadan ziyade zahiren tüm hal ve hareketleri ve onun vekillerinin hal ve hareketleri de şeriata uyan bir mürşid peşinden giderim.
      Şeyh Nazım Kıbrısi'ye rahmetullahi aleyh hüsnü zannımızı muhafaza etmekle birlikte, çalgılar/harem-selamlık/oktar hakkındaki tutum/digger bazı cemaat mensupları hakkındaki menfi yorumlar vs gibi konuları kim yaparsa yapsın.Yapan kişi isterse havada uçsun denizde kaçsın fark etmez.Bunları biz zahire gore seriate gore yorumlamak zorundayız.
      Çünkü bizi, hiçbir velinin makamı değil, kendimizin seriat üstündeki istikametimiz kurtarır.
      Allah bizi ehli sünnet mürşidi kamil sadık bir kuluna ittiba ettirsin ve ayağımızı/kalbimizi istikamet-I şeriatten ayırmasın

      Sil
    8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    9. Bu meseleyi bu ortamda tartışmak oldukça yersiz. Ancak bu blogda bircok gaybi haberde Nazım Kıbrısi kaynak gösterildiği için O'nun ajan olduğunu iddia edersek evliya oldugu tezi çürür. Bu durumda verdiği gaybi haberlerin de bir kıymeti kalmaz.
      Şeyh Nazım'ın evliyalığına "belki" gözüyle bakamayız; ya evliyadır verdiği haberler doğrudur, ya da değildir, yalandır demek gerek. Bu blogdaki Abdullah Dağıstani hazretleri ve Şeyh Nazım’ın bütün nakillerinin blog sahibi tarafından kaldırılması gerek.
      Ancak Şeyh Nazım'ın Arap Baharı'nın adı bile yokken bu rejimlerin çökeceğini önceden haber vermesi manidardır. "Bu Muharremden gelen Muharreme kadar hepsi çökecek " diyordu. Biz onu 1 yıl sonraki muharrem anladık doğal olarak, ancak imtihan sırrı, o kadar hızla gelişmedi.Belki 7 yıllık bir süreç, belki 5 yıllık bir süreç...
      Ayrıca Şeyh Nazım icazetli bir mürşittir. Sadece evliya değil, Mürşid-i Kamildir.Ama size hitab eder, ama etmez. Bu konular mizaç meselesidir. Bizim gibi bilmediği her konuda uzman, başkasını eleştirirken kendisine hiç bakmayan bir miletten belki çok müridi olmaz. Endonozya gibi bir ülkeden 12000 kişilik toplu biatler gerçekleşir. Biz yine iyiyiz, bir de
      Kıbrıslıları görseniz, gusul almayı, kelime-i şahadeti bilmezler, Şeyh Nazım düşmanlarıdır. Ben de naçizane şunu farkettim ki, kim ne kadar
      dinden uzaksa evliyalara da düşman oluveriyor. Vahhabi zihniyeti de ayrı konu...
      Ben Fatih Nurullah Efendi'yi tanımazdım, bu sitede adına rastladım biraz araştırdım, şimdi
      arada sırada sohbetlerini dinliyorum. O da kalkmış gitmiş Kıbrıs'ta şeyh Nazım'ı ziyaret
      etmiş. BİDAT edhli olsa ne diye ayagına gidip ziyaret etsin. Keza Cübbeli Ahmet Haca da
      aynen... Defaaten Şeyh Nazım'ın ziyaretinde bulunmuş. Osmanlı hanedanı, Malezya prensi,
      Norveç'in eski bir bakanı gibi şahıslar benim bizzat gördüğüm ziyaretçiler. Bir de bunlar öyle müze gezer gibi gezip gitmiyorlar, belli aralıklarla sürekli gelen ve müridi olan şahıslar.
      Pervez Müşerref, Yusuf İslam vs. Bilhassa Avrupa ve Amerikada entellektüel seviyesi, eğitim
      durumu yüksek kimseler ziyaretinde bulunuyordu; Prof. ve Dr. ünvanlı insanlar. Tayyip
      Erdoğan ilk başbakan olduğunda Amerika ziyaretinde Şeyh Nazım'ın Amerika vekili ve damadı Hişam Kabbani ile görüşmüştü. Erbakan'ın yanında gördüğümüz Nimetullah hocaefendi Japonya vekili vs, vs...

      Bunca insan ne diye kalkıp şeyh Nazım'a hürmet ediyor hiç düşündünüz mü? Çünkü onlar sizin
      göremediklerinizi görmüşler bilemediklerini bilmişler.
      Şeyh Nazım'ın çoğu müridi sonradan müslüman olmuş Avrupa ve Amerikalılar. Daha şeriat nedir
      bilmeden hop sufizmle tanışmışlar, o yuzden şeriatı, dinin ahkamlarını öğrenme aşamasındaki
      insanlar çok oluyordu çevresinde. Onları hal ve hareketlerinde Şeyh Efendi kınamazdı,
      sünneti yaşamasıyla adeta yaşayarak örnek olurdu. "Burası tekke değil anaokulu, eğer gercek bir tekke gibi olsak etrafımızda bu devirde bir kişi bile olmaz. Bu devirde mürit değil,
      muhip anca buluyoruz" benzerinde sözler söylerdi. Çok espiriliydi gülmekten kırılırdık.
      Gerçekten de kimseyi kırmaması şefkati benim çok dikkatimi çekmişti. Yalnızca İnternetten 3-5 dakikalık videolarla tanınacak bir insan olmadığını bilmenizi isterim. Ben Kıbrıs'tayken tam bir yıl Şeyh Efendi'yi ve ekolünü araştırmıştım. Ailesinden birkaç fertle arkadaş olmuştum, sürekli onlara birşeyler sorup duruyordum. Benim tanıma ve araştırma sürecim
      bir yıldı... O yuzden sizleri kınamak doğru değil aslında, mazursunuz çünkü tanımıyorsunuz..

      Sil
    10. Kendisi 12 tarikate bakıyordu. Onlardan bir kol da Mevleviler idi. Zikirlerinde Mevlevi olanlar semaa dururdu. Ha BIDAT diyorsanız siz durmazsınız olur biter. Büyük bir bidatten kendinizi ve imanınızı kurtarırsınız... Türkçe Olimpiyatlarında türkçe aşk şarkıları söyleyen bir zenci görmektense sema yapan bir zenci bana daha İslama hizmet gibi görünüyor.
      Adnan Oktar hakındaki Şeyh Nazım'ın tutumlarını en iyi Rahmetli Şeyh Abdulkerim Kıbrısi açıklıyor.İsteyen baksın internetten.

      Bursa vekili Ahmet Yasin'i de tanımam, sohbetlerini internetten takip ediyorum. Bana abes gelen birşey duymadım, Adnan Oktar'ı komümizmle olan mücadelesinden dolayı takdir etmekle beraber hataları da var diyor. (Bu arada bu forumlarda birisi Nalıncı Baba kıssasını
      paylaşmıştı. Belki bu da böyle bir durumdur.)
      Tarikatlerde herkesin hoşuna gitmeyecek birşeyler muhakkak bulunur. Biri bana neden Menzil'deki dergahtaki Şeyh Efedinin ailesindeki hanımların bileklerinden dirseklerine kadar altın takılar taktıklarını söylesin. Peygamber (AS) hanımları mı böyle yaşıyordu?
      Ben söyleyim bunlar hep perdedir. Kalbi vesveseye meyilli olanların elendiği ilk elek…

      Şu sözleri diyorsunuz” Ölmüş gitmiş kalbini bilemeyeceğimiz bir zatın arkasından konuşacak adam değilim. Sadece uyarıyorum sizleri hepsi bu anladın mı?” Onca şey konuştuktan sonra hem de. Selahattin ne ettin?
      Sana niye bu kadar kızdığımı söyliyim. Ajanlığından şüphen varsa senden rahmet dilemeni isteyen mi var? Bir şey yazmak zorunda mısın?
      Gecenlerde bir komsum tasındı. Birkaç defa yemeğe çağırmışlığım , hediyeler vermişliğim olan biriydi. Taşınırken bana “Hakkın VARSA sen de helal et” dedi. Helal olsun dedim, ne diyim. Doktoralı, tarikatli birisiydi. Yani sıradan bir kapıcı bile olsa komsunun komsuya her halukarda hakkı olduğunu bilir, hakkını helal et derdi. Senin de “Davasi bu dini yuceltmek İDİYSE Allahu teala rahmet eylesin..” demen bana aynı hisleri hissettirdi.

      “Ayrıca mürşid-i kamil buldum bağlandım Allahu tealaya şükürler olsun. Üstad Necip Fazıl'ın şeyhi Esseyid Abdülhakim Arvasi hazretlerine (kuddise sirruh) tabi oldum. Kendisi irşad kutbudur daha evvel yazdım burada, mürşid-i kâmil arayan kendisine varsın.”
      Abdulhakim Arvasi’yi ben de çok severim. Necip Fazıl’ın “O ve Ben” adlı kitabını okuduktan sonra ben de bir mürşidim olsun istemiştim ilk gençliğimde.. . Bağlılığınız mübarek olsun.

      Türker Kardeş “Her evliyaya tabi olunmaz.Tabi olunacak kişinin mürşidi kamil olması yani irşada yetkili (hem zahiren hem de batınen) kılınmış olması gerekli ve bir silsilenin bir parçası olmalı ki Hz.Peygambere a.s.m'a kadar bir kopukluk olmasın.” Demişsiniz. Siz de Şeyh Nazım’ın silsileden kopuk olduğunu ve irşada yetkili olmadığını mı iddia ediyorsunuz? Bunun cevabını aşagıdaki linkteki yazıda bulabilirsiniz. Merak edenlere Şeyh Nazım’ın Hayatı:

      http://www.tasavvuf.info/nazim1.htm

      http://www.naqshbandi.org/the-tariqa/living-masters/shaykh-muhammad-nazim/

      Sil
    11. yeşil kardeş bu konuda birşey yazmak istemiyorum ama bir konuyu yanlış aktardık belki.
      Ben evliya ve mürşidi kamil tasnifini birine bağlanmak isteyen arkadaşlara genel bir prensip olarak verdim.Dikkat edersen örnek olarak da Hallacı Mansuru verdim başkasını değil.Yeterince detaylı yazmadık belki.
      Şeyh Nazım Kıbrısinin rahm.aleyh silsilesini biliyoruz.Merhum hakkında birşey iddia etmiyoruz.
      Tüm bunlarla beraber velilerin de üstünde kaideler vardır.Bu kaideler şaşmaz.Velinin makamına bakılmaz istikamete bakılır.
      Eğer kişi bir kapıda /kapının sahibinde/ şeriatsızlık görüyorsa, bidat olduğunu düşünüyorsa oraya tabi olmasın.(Burda yorum yapmıyoruz,kaideyi söylüyoruz).
      Benim tabi olduğum Mürşidi Kamil demistirki" bizden sünneti seniyeye/şeriata uymayan birşey görürseniz bizi terk edin".
      Bundan daha ötesi yok.Ben bunu kendi mürşidim hakkında söylüyorum başkası hakkında değil.
      Bu arada yazında bir yerde bir koca karı hasedine benzer bir örneği örnek diye vermişsin ama ben orada seriate uymayan birşey göremedim.Müslüman kadınlar isterse altından zırh yapar içine girer.Bundan hoşlanmayan kişi hased ettiğinden hoşlanmaz en fazla.
      Önemli olan şeriatsızlık varmı yokmu.
      Hangi kapıda olursa olsun,kadın erkek bir arada oturmak,çalgılı (zilli,telli) şarkı türkü söylemek,kadına el öptürmek,fasıkları alenen övmek haramdır.Bu kapıda isterse 1 milyar kişi müslüman olsun yine haramdır.Bunu isterse benim mürşidim yapsın yine de HARAMdır.Hiçbir velinin makamı ilgilendirmez bizi.Bizi ŞERİAT ilgilendirir.
      TEKRAR Şeyh Kıbrısiye Allah rahmet etsin.
      Allah bizi şeriatten kıl kadar ayırmasın.

      Sil
    12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    13. @Yeşil Karaltı kardeş...
      nasılki size yapılan haksız eleştiriler karşısında üzülüyorsanız,
      sizlerde başka bir cemaat hakkında yakışıksız ifadeler kullanarak o cemaatin mensublarının kalbini kırabiliyorsunuz.

      demek istediğinizi çok iyi anlıyorum.
      kendi camianızı çok iyi özetlemişsiniz...
      farklı cemaatlerin farklı mizajlı üyeleri olması doğaldır.
      fakat karşı taraftan olumsuz örnekler vererek kalb kırmassak çok ama çok güzel olacak.

      Bir menkıbe ...
      Bir gün Gavsımız Seyyid Abdulbaki (K.S) Hz.lerine bir sofi geldi dediki;

      Sultanım,Mahmud Efendi Hz.leri nasıl bi zattır cemaati nasıldır?

      Gavsımız Buyurduki ; Onlar süt gibidir leke kabul etmezler az bi leke sütün görüntüsünü bozduğu için onlar kirliyi kabul etmezler...buyurmuştur...

      Ondan bi süre sonra müridlerinden birisi Mahmud Efendi (K.S)Hz.lerine dediki,

      Efendimiz, Menzideki Gavs Hz.leri nasıl bir zattır cemaati nasıldır?

      Mahmud Efendi buyurduki; ONLAR ÖYLE BÜYÜK BİR UMMANKİ HER PİSLİĞİ TERTEMİZ EDER KİRLERİNDEN ARINDIRIR,PİSLİK NE KADAR BÜYÜK OLURSA OLSUN ONLARI BULANDIRAMAZ...ONLAR ONU TEMİZLER... buyurmuşlardır

      Sil
    14. kıbrisi hazretlerinin ise Allah dostunun en büyük kanıtı (kanıt arayanlar) için cübbeli Ahmet hoca'nın kıbrısiyi ziyaretidir.
      cübbeli hoca şeyhinden izinsiz bu ziyareti yapamaz. yaparsa büyük edepsizliktir. şeyhinin izniyle bu ziyareti yapmıştırki bu da kanıt arayanlara bir kanıttır.
      Mahmut efendi hazretleri k.s. biliyoruzki o Allah c.c. dostu, evliyaullah...

      birde kıbrisinin mensubları arkadaşında belirttiği gibi...
      dinini bırakıp gelen, yeni müslüman olmuş kardeşlerimiz.
      bize bazı hareketler ters gelsede susuyoruz.
      çünkü bilmiyoruz, anlayamıyoruz. kavrayanıyoruz.

      Allah c.c. bize sevdiğini sevdirsin...
      sevmediğinide sevdirmesin.

      selametle

      Sil
    15. Zülkarneyn Kardeş benim başka bir cemaati eleştirmek gibi bir kastım yoktu. Türker Bey'in kocakarı kıskançlığı şeklinde tabir ettiği meseleyi diyorsanız, ben orada aceleye getirip maksadımı tam acıklayamamısım.
      Menzildeki hanımların bileziklerine takılanlar orda kalır,ilerleyemezler demek istedim. Kalplerine olmadık vesvese gelir," Peygamberimiz(as)'in evinde 3 ay aş pişmiyordu, bunlar bu sefahhatte," diye düşünenler o noktada kalır. Bu da hanımlar arasında olabilen bir durummuş (yakınım bir hanım menzilli, o anlattı.). Yoksa haşa benim oyle bir düşüncem yok, onlar seyyidelerdir, annelerimizdir. Mesela " Cübbeli neden jetski ye biniyor, ümmettin içinde öyle fakirler varken, O zenginlik icinde yasıyor... Yok efendim felan şeyhin 3-4 karısı varmış..." vs. vs. Ben kibir ve vesvesenin insanın kendisine en büyük perde oldugunu, basit şeylerle uğraşırken büyük hakikatleri kaçırdığını düşünüyorum. Kaldı ki, bunlar zaten şeriate aykırı değildir,
      Şeyh Nazım da İslamın farklı bir rengini temsil ediyordu. Batıdan ve diğer memleketlerden henüz Müslüman olmuş insanlarla ilgileniyordu. Ona bizim kültürümüzde 11 yasında bir cocugun bilebileceği fıkhi şeyler bile soruyorlardı. Yani anlayın işte... Onlar, bizim 1000 yıllık kökten gelen tasvvuf kültürümüzü bilemezler ki, bulamazlar hatta. Şeyh Nazım gibi İnternational bir şeyhe dünyanın ihtiyacı vardı. Abdullah Dağıstani hazretleri kendisine "Sen benim dünyaya açılan kolum olacaksın" demiştir...
      O'nun bir ülküsü, ideolojisi vardı. İslamın yeniden bir halife altında toplanmasını, Osmanlı''nın yeniden İslamın sancaklarını göklere cıkarmasını istiyordu. Efendimiz soyundan Kral Abdullah'ı halifeliğe davet etti, kral yanaşmadı. Osmanoğullarının soyundan (yine Efendimiz'in soyu der anne tarafından..) birilerinin tekrar başa geçmesini, hilafetin kurulmasını, böylece dünyadaki mazlum milletlere el atılabileceğini, İslamın yeryüzünde yine egemen olabileceğini ileri sürdüyse de görünüşte henüz bir şey yok. Onun ülküsünün gerçekleşmesine daha var belki...
      Neyse isteyen araştırır bulur zaten. İstemeyen de gecenin saat 3'ünde "mehdi gelecek sizi kıtır kıtır kesecek, ben o falanca şeyhi yolda görsem döverim" der bir arkadasın dediği gibi.
      Bari tarikatli arkadaşlar böyle yapmasalar. Çok merak ediyorlarsa Şeyh Nazım'ın hakikatini gidip kendi şeyhlerine sorsunlar. Hatta gelip burada paylaşsınlar şeyhlerinin dediği şeyi.
      Klavye başında, sanal alemde şeyh dövmek kolay da, yiğitlerse tekkelerine gitsinler, meramlarını anlatsınlar...
      Uzattım yine kusura bakmayın.
      saltanat.org
      İsteyen yukarıdaki linkten geçmiş sohbetleri takip edilebilir.

      Sil
    16. Yeşil kardeş tekrarlamakta fayda var.Biz hiçbir veli hakkında konuşmuyoruz.Bizim haddimize değil.
      Diyoruz ki bizim için önemli olan istikamettir,şeriattir.Bu işleri de şahıs temelinden çıkarıp kaide temelinde konuşmak çok daha iyidir.Doğru olanı da budur.
      Evliyanın istisnai ŞAHSİ halleri kaide olmaz ve islam ahkamını değiştiremez.Aynen evliya keşfinin şer'i delil olmadığı gibi.
      Eğer benim Mürşidim (K.S) şeriate, sünnete aykırı bir iş yaparsa benim onu terk etmem icap eder çünkü hem bizzat emri bu yöndedir.Hem de Din budur.
      Aynen Hz.Ömer ile sahabenin arasında geçen konuşma gibidir.Buradaki meselede elbette O sahabe Hz.Ömer'den üstün değildir.
      Mesele Şeriati Muhammediye'nin her şahsın,her ahvalin her içtihadın ve her içtimanın üstünde olduğudur.
      Tarikatlere bidat girmediği sürece, ehli sünnet vel cemaate aykırı olmadığı sürece ve kuran-sünnet içinde kaldığı sürece Allah herkesin hizmetini mübarek etsin.
      Eğer arkadaşlar kendi mürşidlerinden,hocalarından veya her kimi takip ediyorlarsa dine aykırı bir durum görüyorlarsa "bu bizim hocamızdır,şeyhimizdir yanlış yapmaz" demesinler.Allah'ın ahkamını üstün tutsunlar.O herkesin üstündedir.üstünedir.
      Çünkü takip ettikleri kişi sapıtırsa (bknz güncel olarak sapıtanlara) (ki ismet sıfatı peygamberlere verilmiştir) bunu ancak şeriat ile anlayabilirler.

      Sil
  4. Ahir zaman konularinda tek guvenilir kaynakti seyh efendi bence. Kac senedir sohbetlerini dinliyorum ALLAH rahmet etsin mekani cennet olsun

    YanıtlaSil
  5. ALLAH(C.C)rahmet eylesin
    https://www.facebook.com/U.Kadir.Misiroglu/posts/747449088638515

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. Selamun aleyküm. Burda bazı kardeşler seyh nazım efendinin k.s. kadınlara el öptürdüğüne ve yahut kadın erkek karışık zikir yaptıklarına şaşırıyorlarsa kuran ı kerimi tam anlayamamışsınız. Kehf suresi musa ve hızır a.s. kıssasındaki 2. Olay neydi? Ya da 1. Ve 2. Olaylara bakarsak ne çıkarıyoruz? Birilerin teknesini deldi hızır a.s. musa.a.s. anlamadı şeriat ilmine göre baktığı için. Zahirde günah olarak görünür. Hikmeti başka.

    YanıtlaSil
  8. Ve 2. Olayda suçsuz küçük bir çocuğu öldürdu. Bu şeriata göre haram değilmi? Bence haram. Hazreti musa ya a.s. görede haram. Kurana görede haram. Ama o işin hikmetinide anlatıyor kuran. İşin batıni boyutunu. Bu ledün ilmidir. Evliyalara verilen. Hızır a.s. da bir evliya. Bu işlerin hikmetleri ister kadına el öptürmek olsun ister hızır as ın tekne delmesi veya günahsız çocuk öldürmesi olsun geleceğe bakan kısmıdır. Bu sözü unutmayın. Zahirde şer görünen şeyin batınında hayır barındırabilir.

    YanıtlaSil
  9. aşağıda kehf suresindeki geçen o kıssadan bir alıntı:

    65- Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

    66- Musa ona: "Allah'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi.

    67- (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.

    68- "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"

    69- Musa: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.

    70- (Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!"

    Meâl-i Şerifi

    71- Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: "Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın."

    72- (Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.

    73- Musa dedi ki: "Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma."

    74- Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: "Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın" dedi.
    75- Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"

    76- (Musa) dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.

    77- Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: "İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın" dedi.

    78- Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."

    79- "Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."

    80- "Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."

    81- "İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin."

    82- "Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."

    YanıtlaSil
  10. Kısacası demek istediğim şudur :
    ilm 2 çeşit
    Birincisi zahiri ilm yani şeriat ilmi çünkü şeriat zahire hükmeder.
    ikincisi batıni ilmdir yani ledün ilmi.
    evliyalar bu 2 ilme vakıf yani ikisiylede hükmederler. Kehf suresinde hazreti Hızır`ın yaptığı odur. Allah evliyalara bu yetkiyi vermiştir. Hazreti Musa a.s. şeriat ilmiyle baktığı için Hızır ı ilk başta anlayamamıştır. Onun için şu ayetlerde Hızır diyorki:

    67- (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.

    68- "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?
    70- (Hızır) dedi ki: "O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!

    Ve Hızır a.s. veyahut başka bir evliya nasıl böyle şeriat dışı görünen bir fiil veyahut nasıl keramet gösterirler?
    Ya Allah`ın izniyle yada Allah`ın emriyle ve bunuda Kehf suresinde öğreniyoruz dikkatle okuduğumuzda.
    82.inci ayetin sonunu okuyun. Son cümleyi:

    82- "Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyük savaştan önce Türkiye'de iki büyük deprem olacağı söylenmiştir. Büyük deprem büyük savaşın habercisidir. Bunu Hızır kıssası bağlamında okursak acaba bu musibetler rahmete mi vesile olacak. Evliya haberlerinde buna dair imalar bulunmaktadır. Bu sadece bir düşüncedir. Gaybı Allah bilir.
      Depremlerden biri İzmir depremidir. Abdullah Gürbüz Baba ifade etmiştir. Yine de hakikat Allah katındadır.

      Sil
  11. Onun için Şeyh Nazım k.s. gibi büyük velilere hor bakmayın ve kötü sözde sakın ola söylemeyin çünkü bu Allah ın çok zoruna gider ve bu konuyla ilgilide bir kudsi hadis var.
    Onuda paylaşalım:

    Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Allah Teâla Hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem."(Buhârî, Rikak 38.)

    Umarım bunları okuyanlar bundan sonra evliyalar hakkında konuşurlarsa 2 defa daha düşünürler ve edepsizlik etmezler.

    Allah`a emanet olun.
    Vesselam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen iştirak esiyorum zat-ı alinizin kıymetli fikirlerine Abdulkadir Türker hocam fevkalade izah etmişsiniz Allah razı olsun. Buradaki linkte Hıziri İlim ve İlm-i Ledün (Gayb İlmi) hakkında Her şer içinde hayır olabileceği gibi hayır gördüklerimizin içinde de şerler olabilir hususunu, zaman zaman Müslümanların Allah dostlarını dahi hadiseler meydana gelirken zahiren (görünürde) şerlilerin tarafındaymış gibi telakki edebildiklerini ancak batıni olarak (saklı iç manası ile) hayra Hakka hizmet ettiklerini detaylı izah eden şu linkteki yazıyı hepinizin okumasını ehemmiyetle tavsiye ederim. http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2165

      Sil
    2. Abdulkadir beyin kaçırdığı ve yanlış yorumladığı çok nokta var.

      Evvelki günkü facia ve Şeyh Kıbrısinin rahimullah hatırına hepsine cevap vermeyeceğim.

      Sadece mümin kişi şunu bilmeli ki Hz.Musa ve Hz.Hızır kıssasından alacağı en büyük hisselerden biri, kendisinin daima (zamanın her AN’ında) seriatin zahirine uyması gerektiğidir.

      Kişi bilse veya tahmin etse ki işin içinde iş var, hakikati başkadır, yine de biz seriate uymak ve tatbik etmekle mükellefiz.

      Kıssada, Hz.Musa'nın ISRARLA şeriati tatbik etmesi buna bir delildir.Başka türlü mana haşa "ahmaklık" anlamına gelir.O Musadır (a.s) ve O şeriatle hükmetmekle mükelleftir.

      Biz temel kaideyi tekrarlayalım.
      Hangi evliya olursa olsun,ahkamı şeriati Muhammediye hepsinin her halinin üstündedir.O’nlardan her kimden bu ahkama aykırı bir iş/hal vuku bulursa bu durum o ahkamı değiştirmez.Müslüman, ancak hayırlı işlerde ve mükellef (ilmihaline vakıf olduğu) olduğu durumlarda birine tabi olabilir.

      Hallac-I Mansur (k.s) enel Hak demiştir.Şeriatin zahirine göre hakkında hükmedilmiş ve O mübarek infaz edilmiştir.Kaldı ki zamanın şeriat alimlerinin çoğunluğu, O’nun bu sözü ilahi aşk ve içinde bulunduğu makamdan dolayı söylediğini bilmelerine ragmen...

      Kimse Hızır A.S’a tabi olmaya özenmemeli, biz Hz.Musaya (bu kıssada…. hakikatte ise Efendimiz A.s’a) –Şeriate tabi olmakla MÜKELLEFİZ.

      İlmi hal ile İlmi kal birbiriyle yarıştırılmaz.

      Sil
    3. Her ilim kendi alanında değerlidir. Her Veli kendi makamınca değerlidir.

      Sil
  12. selamun aleyküm

    Turker Eraslan kardeşime cevaben. Konu ledün ilmi idi. Kehf suresindeki 3 örnek de geleceğe dair yapılan şeylerdir. Birinci örnek geminin delinmesi. Bu yakın geleceği ilgilendiren bir konu. Çocuğun öldürülmesi ve yıkık duvarın tamiri ise ileri gelecek için. Öldürülen çocuk büyüyünce zalim olacaktı ve o yıkık duvarda 2 yetimin miraslarını muhafazaya almak içindi. Şeriata göre bir insan çocuk öldürürse günah ve büyük bir günah. Hızır a.s. zaten diyorki bunların hiçbirini kendime başıma yapmadım. O bir velidir. Rical ı gayb.
    Sıradan müslümanlar ancak şeriat ile amel ederler. Ama evliyaullah ledün yani gayb ilmine sahipler. O ledün ilmi Allah tarafından verilen batıni bir ilimdir . Hızır o yetkiyi Allah`tan aldı. Bizim gibiler bunu herhangi bir kitaptan öğrenemeyiz.
    Sana bir soru soracağım Turker Eraslan dostum.
    Nebiyi nebi veya veliyi veli yapan kimdir?
    Zaten şeriata uymakla mükellefiz ama kehf suresindeki alabileceğimiz ibretlerden biride zahiri ilmden başka bir ilimde var Allah tarafından verilen.
    Hızır a.s. a özenmek zaten doğru değil çünkü Allah`a giden yol şeriat ile başlar, tarikat ile devam eder ve nefs i mutmainne makamına ulaştıktan sonra kişi veli oluyor. O dereceden itibaren bazı yetkiler verilir o veliye.
    Beni yanlış anlama Turker Eraslan kardeşim, ledün ilmi öğrenmeye merakım yok zaten veli değilsem ki değilim zaten öğrenemem.
    Veliler her devirde 128.000 tanedir. Dünyada nekadar müslüman var ?
    1.5 miyarmı? Toplam müslüman halkın % 1 i bile etmiyor. Yani herkeze nasip değil. Allah seçer. Şeyh Nazımı Kıbrısi hazretlerini veli kabul edersen şeriat dışıda görünse yaptığı bazı şeyler hikmeti farklıdır. Yoksa Allah Hızır as a çocuk öldürtüp musa as. a göstermez.

    Ayrıca bu kıssa hakkında Resulullah s.a.v. in şöyle bir hadisi şerifi var:

    Hizir (aleyhisselam), Hz. Musa'ya: -"Artik birbirimizden ayrilma zamani geldi. Simdi sana sabredemedigin seylerin te'vilini haber verecegim" dedi.
    Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bu ara ilave etti: -"Allah Musa'ya rahmet buyursun. Keske, Hz. Hizir'la beraberlige sabretseydi de maceralarini bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!"
    Ravi devam ediyor: Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Birinci (soru)su Musa'nin bir unutmasi idi. Bir serce gelerek geminin kenarina kondu. Sonra denizden gagasiyla su aldi. Hz. Hizir bunu gostererek Hz. Musa'ya, "Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diger mahlukatin ilmi, Allah'in ilminden, su kusun denizden eksilttigi kadar eksiltir."
    Buhari, Tefsir, Kehf 2, 3, 4, Ilm 16, 19, 44, Icare 7, Surut 12, Bed'u'l-Halk 11, Enbiya 27, Tevhid 31; Muslim, Fedail 170, (2380); Tirmizi, Tefsir, Kehf, (3148); Ebu Davud, Sunnet 17, (4705, 4706, 4707).

    Rical i Gayb hakkında biraz kaynak okumanı tavsiye ederim Turker Eraslan kardeşim.
    Allah ne tür yetkiler vermiş. Allah` a emanet olun ve tekrardan herkezin başı sağ olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz şahsen bu tefsiri yapacak adam değiliz Abdulkadir kardeş.
      Bildiği ile amel eden kimseye Allahü Te‘âlâ bilmediğini öğretir.(Hadisi Şerif)

      Sil
  13. Alıntı

    Turker Eraslan15 Mayıs 2014 09:43

    Biz temel kaideyi tekrarlayalım.
    Hangi evliya olursa olsun,ahkamı şeriati Muhammediye hepsinin her halinin üstündedir.O’nlardan her kimden bu ahkama aykırı bir iş/hal vuku bulursa bu durum o ahkamı değiştirmez.Müslüman, ancak hayırlı işlerde ve mükellef (ilmihaline vakıf olduğu) olduğu durumlarda birine tabi olabilir.

    Ahkamı değiştirmez. Veliler zaten şeriat ı Muhammediyye veyahut sünneti seniyye yi ihlasla tatbik ederek o makama kavuşuyorlar.
    İmam ı Rabbani anlatıyor bu konuyu. Velayet kemalatı diye tanımlıyor, zikir ve hizmet ile yükselir veliler.
    Büyüklerimiz zaten söylüyorlar:
    İşin çoğu helal haramı iyi bilmek haramlardan sakınmak ve birazda gayret.

    YanıtlaSil
  14. Selam aleyküm Türker Eraslan kardeş.
    Nasılsın iyisin inşallah ?
    Kaçırdığım ve yanlış yorum yaptığım noktaları merak ettim.
    Allah rızası için gösterirmisin ?
    Ve bir mürşidi kamile intisaplısın demişsin. Hangi mübareğe bağlısınız ? Merak ettim.
    Allah a emanet. Vesselam.

    YanıtlaSil
  15. Selamun aleyküm. Hazreti Musa a.s. ve Hazreti Hızır a.s. kıssası ile ilgili güzel bir yazı buldum. Paylaşmak istedim.
    Benim demek istediklerimi ama bir türlü anlatamadıklarımı burda yazmış birileri.
    Evliya amel ederse nasıl amel eder en alt kısımda anlatılıyor.


    Alıntı:

    Mûsâ -aleyhisselâm- ile Hızır -aleyhisselâm-

    Firavun Kızıldeniz'de boğulduktan sonra Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-, kavmine çok fasîh, belîğ ve heyecanlı vaazlar vermekteydi. Kavmi, Hazret-i Mûsâ'nın ilim ve mârifetteki derinliğine hayran kaldı; mest oldu. İçlerinden biri:

    “–Ey Allâh'ın peygamberi! Şu yeryüzünde Sen'den daha âlim bir kimse var mı?” dedi.

    Hazret-i Mûsâ:

    “–Böyle bir kimse bilmiyorum!” dedi.

    O esnâda kendisine vahiy gelerek:

    “İki denizin birleştiği yerde bir kulum var ki, ona has bir ilim (ledünnî ilim) vermişimdir. Ümmetinin seçkinlerinden biri ile ona git!” diye buyruldu.

    Kendisine işâret edilen zât, Hızır -aleyhisselâm-'dı.

    Hazret-i Mûsâ:

    “–O zâtı nasıl bulabilirim yâ Rabbî?” diye niyâz etti.

    Allâh - celle celâlühû-, zenbiline tuzlanmış ölü bir balık koymasını, bu balığın canlanıp denize atladığı, iki denizin birleştiği yerde Hızır'ı bulacağını bildirdi.

    Mûsâ -aleyhisselâm-, rivâyete göre kız kardeşinin oğlu olan Yûşâ bin Nûn ile Hızır'ı bulmak için derhal sefere çıktı.

    Âyet-i kerîmede bu hâdise şöyle bildirilir:

    “Bir vakit Mûsâ, genç adamına demişti ki:

    «–Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim.»” (el-Kehf, 60)

    Mevlânâ -kuddise sirruh-, bu hâdiseyi ibret ve hikmet dolu noktalarıyla şu şekilde tasvîr eder:

    “Ey kerîm olan kimse! Bu mânevî iştiyâkı, «Kelîmullâh» olan Hazret-i Mûsâ'da gör! Bak kelîm olan Mûsâ -aleyhisselâm- ne diyor:

    «–Bunca makâma sâhip olduğum hâlde kendimde varlık hissetmiyorum. Daha öteler için rûhuma ışık tutacak Hızır'ı arıyorum.»

    Mûsâ -aleyhisselâm-'ın Hızır'ı aramaya kalkması üzerine kavmi O'na dedi ki:

    «–Ey Mûsâ, Sen kavmini bırakmışsın, Sen'den daha aşağı mertebede bir zâtın izine düşmüşsün!

    Hâlbuki Sen, «havf» ve «recâ»dan kurtulmuş bir peygambersin. Daha ne dolaşacak, ne kadar ve ne zamana kadar arayacaksın?

    Aradığın Sen'de... Bunu Sen de bilirsin. Ey semâ kadar yüksek peygamber! Zemînde daha ne kadar dolaşacaksın?»

    Mûsâ -aleyhisselâm- kavmine:

    «–Ne olur, Güneş ile Ay'ın yolunu kesmeyiniz! Ben peygamberlik hilâliyim, Hızır ise velîlik güneşidir. Yâni benden üstün peygamberler var. Hızır ise, velîlerin en üst makâmındadır.» dedi.

    Hazret-i Mûsâ devâmla:

    «–Ben zamânın sultânı bir velî ile sohbet için iki denizin birleştiği yere gidiyorum.

    Hakîkat ve mârifete ulaşmak için Hızır'ı vesîle kılacağım. Bunun için de uzun müddet sefer edeceğim. Tâ ki; O'na kavuşayım.

    YanıtlaSil
  16. Himmet ve azîmet kanatları ile yıllarca uçacağım. Yıllar ne demek, binlerce yıl gitsem, yine O'nu arayıp bulacağım. Bu yolculuk, o cevheri bulmağa değmez mi?» dedi.”

    ***

    Mûsâ -aleyhisselâm- ve Yûşâ bin Nûn;

    “İki denizin birleştiği yere varınca, balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.” (el-Kehf, 61)

    Bir rivâyete göre, Yûşâ bin Nûn, beraberce mola verip Mûsâ -aleyhisselâm-'ın uyuduğu bir sırada balığın birden canlanarak denize atladığını görmüştü. Fakat bunu Hazret-i Mûsâ'ya söylemeyi unutmuştu. Mûsâ -aleyhisselâm-, uyanınca da:

    “–Haydi, yolumuza devâm edelim; belki daha çok yolumuz var!..” demişti.

    Beraberce yola devâm ettiler. Uzun bir müddet gittikten sonra nihâyet bir ağaç altında oturdular.

    “ (Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Mûsâ genç adamına:

    «–Azığımızı getir! Hakîkaten şu yolculuğumuz esnâsında (epeyce) yorulduk.» dedi.” (el-Kehf, 62)

    Yûşâ bin Nûn, birden hatırladı:

    “–Ben onları balığın denize atladığı yerde unuttum!” dedi.

    “ (Genç adam:)

    «–Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı, bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.» dedi.

    Mûsâ:

    «İşte aradığımız yer orası idi.» dedi.

    Hemen izlerinin üzerine geri döndüler. Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, O'na katımızdan bir rahmet vermiş, yine O'na tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (el-Kehf, 63-65)

    Tasavvuftaki “Ledün İlmi” ismini bu âyetten almıştır. Tasavvuf bilgisi, bir kısım ehil zevâta mahsustur ve onun özü zühddür; ihsân duygusuna vâsıl olabilmektir. Yâni bu ilim, kalbî hayatla ilgilidir. Bununla birlikte kişinin bu hususta, istîdâd ve kâbiliyeti kadar mes'ûliyeti vardır. Kul, kendi selâmeti için bu istîdâdı inkişâf ettirmeye mecburdur. Bu da nefsin tezkiyesi ve tasfiyesi ile mümkündür. Ledünnî ilim ise, tasavvuf içinde mânevî eğitim sonucu ulaşılan Hak vergisi (vehbî) bir ilimdir. Zâhirî bilgi ile elde edilemez. Nitekim Hızır -aleyhisselâm- için, Cenâb-ı Hak:

    “…Biz O'na kendimizden bir ilim öğrettik!” (el-Kehf, 65) buyurmaktadır.

    Yine Bakara Sûresi'nde Allâh Teâlâ:

    “…Allâh'tan ittikâ edin, Allâh size (ihtiyâcınız olan şeyleri) öğretir…” (el-Bakara, 282) buyurmuştur.

    Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-'dan şöyle bir rivâyet vardır:

    “İlm-i bâtın, Allâh - celle celâlühû- esrârından bir sır ve hikmetlerinden birtakım hikmetlerdir ki, o ilmi, kullarından dilediklerinin kalbine verir.” (Süyûtî, el-Câmiu's-Sağîr, II, 52)

    YanıtlaSil
  17. Mûsâ -aleyhisselâm-, kendisine vahiy ile işâret edilen zâtı, bir kayanın üstünde hırkasına bürünmüş olarak gördü ve selâm verdi:

    “–Ben Mûsâ'yım!” dedi.

    Hızır -aleyhisselâm- da cevâben:

    “–Demek Benî İsrâîl peygamberi olan Mûsâ sensin!” dedi.

    Mûsâ -aleyhisselâm-:

    “–Bana Allâh tarafından bildirilen, insanların en âlimi sen misin?” diye sordu.

    Hızır -aleyhisselâm- cevâben:

    “–Yâ Mûsâ! Allâh bana bir ilim vermiştir, o sende yoktur. Sana da bir ilim vermiştir, o da bende yoktur.” dedi. 1

    Mûsâ -aleyhisselâm-, Hızır -aleyhisselâm-'dan bu ilmi telâkkî etme arzusunu bildirdi. Zâhiren akılla anlaşılması mümkün olmayan, kendisine acâib ve garâibden görülen bazı hakîkatlerin hikmetini Hızır'dan öğrenecekti.

    “Mûsâ O'na:

    «–Allâh'ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tâbî olabilir miyim?» dedi.” (el-Kehf, 66)

    Hızır -aleyhisselâm-:

    “Dedi ki:

    «–Doğrusu sen, benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?»” (el-Kehf, 67-68)

    Bu sözlerle Hızır -aleyhisselâm-, Hazret-i Mûsâ'nın psikolojik durumu hakkında ilk keşfi yapmış, O'na kendini anlatmış oluyordu ki, bu tespit sonunda gerçekleşecekti. Hazret-i Mûsâ'nın alacağı hisse, kendi yerini bilmek ve bir sabır dersi almaktı. Yâni Hazret-i Mûsâ'ya hâl lisânı ile:

    “–Benimle beraberliğe sabretmek, senin elinden gelmez. Sen bu hususta mâzursun. Çünkü bu ilmin kemâli, henüz Sana verilmemiştir.” demekteydi.

    Mûsâ -aleyhisselâm-:

    “«–İnşâallâh, beni sabredenlerden bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem!» dedi.” (el-Kehf, 69)

    Hızır -aleyhisselâm-:

    “– Eğer bana uyacaksan, ben sana sırrımı açmadıkça, hiç bir şey hakkında bana suâl sorma! Yâni tartışma şöyle dursun; sorup anlamak için bile sorma!” dedi.

    “ (Doğrusu o sâlih kul):

    «–Eğer bana tâbî olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana suâl sorma!» dedi.” (el-Kehf, 70)

    Ve o meşhûr yolculuğa çıktılar. Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinde bu hikmet ve ibret dolu yolculuk şu şekilde anlatılır:

    “Bunun üzerine yürüdüler. Nihâyet gemiye bindikleri zaman O (Hızır), gemiyi deldi.

    YanıtlaSil
  18. Mûsâ:

    «–Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten Sen (ziyânı) büyük bir iş yaptın!» dedi.

    (Hızır:)

    «–Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi?» dedi.

    (Mûsâ:)

    «–Unuttuğum şeyden dolayı beni muâheze etme; işimde bana güçlük çıkarma!» dedi.” (el-Kehf, 71-73)

    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

    “Böylece Hazret-i Mûsâ'dan ilk unutma vâkî oldu. Bu sırada bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve ardından su içmek üzere gagasını denize daldırdı. Bunun üzerine Hızır -aleyhisselâm- Hazret-i Mûsâ'ya:

    «–Al­lâh'ın il­mi ya­nın­da se­nin, be­nim ve bütün mahlûkâtın ilmi, şu ku­şun denizden ga­ga­sıy­la al­dı­ğı su ka­dar­dır.» dedi.” (Bu­hâ­rî, Tef­sîr, 18/2-4)

    “Yine yürüdüler. Nihâyet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Mûsâ dedi ki:

    «–Bir cana karşılık olmaksızın mâsum bir cana nasıl kıyarsın?! Gerçekten sen fenâ bir şey yaptın!»

    (Hızır):

    «–Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi?» dedi.

    (Mûsâ:)

    «–Eğer, bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaşlık etme! Hakîkaten benim tarafımdan (ileri sürülebilecek) mâzeretin sonuna ulaştın!» dedi.” (el-Kehf, 74-76)

    Bu sözü ile Hazret-i Mûsâ, artık özür dileyecek hâli kalmadığını anlatmak istemişti.

    “Yine yürüdüler. Nihâyet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misâfir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Mûsâ:

    «–Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alabilirdin!» dedi.

    (Hızır) şöyle dedi:

    «–İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim!»” (el-Kehf, 77-78)

    “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu hâle getirmek istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı. Erkek çocuğa gelince, onun ebeveyni mü'min kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin!” (el-Kehf, 79-81)

    “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara âit bir hazîne vardı; babaları ise, sâlih bir kimse idi. Rabbin istedi ki, 2o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazînelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur!” (el-Kehf, 82)

    Ebû Zer -radıyallâhu anh-'dan rivâyete göre duvar altındaki hazîneyle alâkalı olarak Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

    “Allâh Teâlâ'nın kitâbında zikrettiği «kenz: hazîne» altından yapılmış düz, pürüzsüz bir levhadır ve orada şunlar yazılıdır:

    «Kadere inandığı hâlde üzüntü ve bitkinlik içinde olana şaşarım. Cehennemi hatırladığı hâlde gülen kişiye de niçin güldü diye şaşarım. Ölümü andığı hâlde gaflette olana da şaşarım. Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedün Rasûlullâh.»” (İbn-i Kesîr, Kısasu'l-Enbiyâ, s. 424)

    YanıtlaSil
  19. Demek ki, başka ilimlerde öğrenmenin yarısını oluşturan suâl, bu ledün ilminde yasaktır. Burada talebenin nefsi, faâliyetten çok kâbiliyette hazırlanacaktır.

    Meselâ, Mîmar Sinan'ın ilmî kudret ve kâbiliyeti, Süleymâniye Câmii inşâsında çalışan bütün sanatkârlardan üstündür. Bununla birlikte Sinan'ın, o câmîdeki bir mermerci kadar mermer işleme sanatını bilmemesi, onun için bir kusur olamaz. Çünkü o sanatkârlar da Sinan'ın tâlimâtı altındadır. Mermer sanatını işleme inceliklerini ondan öğreneceklerdir.

    Gerçekten, ülü'l-azm bir peygamber olan Hazret-i Mûsâ'nın, Hızır'a ledünnî ilmi tahsîl için gönderilmesi, çok câlib-i dikkattir. Mûsâ -aleyhisselâm- için, ledünnî ilmi bilen bir kişiden bu ilmi tahsîl etmek bir nakîse değildir. Bununla, Hazret-i Mûsâ'nın her şeyi bilen bir peygamber olmadığı, Allâh'ın ilminden kendisine verilmeyen ilimlerin de bulunduğu anlatılmış olmaktadır. Ayrıca bu ilmin, kendisinden daha aşağı mertebedeki Hızır vâsıtası ile verilmesi de, peygamberlerin dahî ilâhî ilim karşısında acz içinde bulunduklarını bildirmektedir. Diğer bir hikmet de şudur ki, Hazret-i Mûsâ'nın ve Hızır'ın sâhip oldukları müşterek ilim, gelecek olan “Zü'l-Cenâhayn”in, yâni dünyâ ve âhiret ilmine sâhip olan Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in kadrinin yüceliğini ve makâmının en mükemmel makâm olduğunu telkîn etmektedir.

    Hızır -aleyhisselâm- kıssası, aklın, hâdiseleri ve vukûâtı, ancak sebeplerle düşünüp kavrayabildiği gerçeğini de çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Sebepler ve bahâneler kaldırılınca, akıl, acz içinde kalır ve hikmeti kavrayamaz.

    Öte yandan, Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm- şerîat sâhibi bir peygamberdir ve onu tatbîk ile mükelleftir. Hızır -aleyhisselâm- da, Allâh'ın kendisine vermiş olduğu ledünnî bir ilimle hareket etmektedir.

    Mûsâ -aleyhisselâm-'ın Hızır -aleyhisselâm-'a îtirâzı, şer'î hudutları gözetme hassâsiyetinden kaynaklanmaktaydı. Zîrâ zâhirle mükellef olan Mûsâ -aleyhisselâm-, hâlin, yâni içinde bulunduğu zamanın ilmine vâkıftı ve hâdiseleri bu ilme göre muhâkeme ediyordu.

    Ledünnî ilme sâhip olan Hızır -aleyhisselâm- ise, istikbâle vâkıf olduğu için Mûsâ -aleyhisselâm-'a kader tecellîlerini seyrettiriyordu. Dolayısıyla Hızır -aleyhisselâm-'ın davranışlarıyla, ona îtirâz eden Mûsâ -aleyhisselâm-'ın davranışları, ilm-i ilâhîde herhangi bir tenâkuz arz etmemektedir. Hızır -aleyhisselâm-, sâdece aklın muhâkeme şartlarını aşan bir ilmin îcaplarına göre hakeret ediyordu.

    Demek ki, kâinâtta aklın hudutları dâhilinde kavranamayacak hakîkatler de bulunmaktadır. O hâlde hakîkat arayışında sırf akla istinâd etmek doğru değildir. Gözün bir mesâfeye kadar görebilmesi, kulağın da yine belli bir mesâfeye kadar işitebilmesi gibi, aklın da hâdiseleri ve hakîkatleri kavrayabilme hudûdu vardır. Aklın hudûdu aşılınca, idrâk mutlak bir acze düşer. Bu durumda gönlün Hakk'a teslîm edilmesi îcâb eder.

    YanıtlaSil
  20. Nitekim İmâm-ı Gazâlî Hazretleri de, akılla ilâhî sırlara lâyıkıyla vâsıl olunamayacağı kanâatine vararak, aklın ötesine kalbî hayatla geçmenin zarûretini görmüş, ancak bu şekilde mutlak hakîkate vâsıl olunabileceğini ifâde buyurmuştur.

    Gazâlî Hazretleri, büyük eseri “Tehâfütü'l-Felâsife ”de, feylesofların felsefelerini çürüterek aklın âcizliğini ortaya koymuştur. Kendi mânevî hâlini de şu şekilde ifâdelendirmiştir:

    “Aklımı gerdim; yırtılacak dereceye geldi ve onun bir noktadan sonra mutlak âcizliği ile karşılaştım. İdrâk ettim ki, ilâhî sırları kavramak için, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in rûhânî füyûzâtına nâil olmaktan başka çâre yoktur!

    Hak Teâlâ'ya duâ ve ilticâlarda bulundum. Tefekkür, riyâzât ve zikir gibi mânevî terbiye netîcesinde rûhâniyet-i Rasûlullâh'a kavuştum ve kurtuldum.”

    Nitekim Hızır kıssasındaki hâdiseler, akılla tahlîl edilirse;

    Geminin delinmesi, zâhiren sâhiplerine karşı haksızlık ve zulümdür. Hakîkatte ise fukarânın geçim vâsıtası olan geminin zâlimler tarafından gasbına mânî olmaktır.

    Yine zâhiren, gencin öldürülmesi, bir cinâyettir; hakîkatte ise, sâlih ve sâliha olan ebeveynin ve hattâ öldürülen gencin âhiret hayatlarının korunmasıdır.

    Yine zâhiren kendilerini tardeden bir köydeki yıkılmak üzere olan duvarın tâmir edilmesi, mantığa terstir; hakîkatte ise, iki mazlum yetîme âit emânetin muhâfazasıdır.

    Bu hâllerin sırları, ancak ledünnî (kalbî) bir ilimle ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple kaderin sırrı, sırf akılla idrâk edilemez. Çünkü kaderi tam olarak kavramak, beşer idrâkinin üzerinde bir keyfiyettir.

    Buhârî'de bu kıssa ile alâkalı olarak şu meâlde bir hadîs-i şerîf bulunmaktadır:

    “Allâh İmrân oğlu Mûsâ'ya rahmet etsin! Eğer sabredebilseydi, daha nice acâib ve garâib hâdiseleri Hızır, O'na öğretecekti.” (Buhârî, Enbiyâ, 27; Ahmed bin Hanbel, V, 118)

    Mevlânâ -kuddise sirruh-, ledünnî ilmin bir nasîb işi olduğunu ve bunun ancak kalbî istîdâdı olanlara lutfedildiğini bir misâl ile ne güzel ifâde eder:

    “Ya'kûb'un, Yûsuf'un yüzünde gördüğü fevkalâdelik, kendine mahsûs idi. O nûru görmek, Yûsuf'un birâderlerine nasîb olmamıştı. Kardeşlerinin gönül âlemi, Yûsuf'un hakîkatini görmekten ve anlamaktan uzak idi.”

    “Rûhun gıdâsı aşktır. Canlarınki ise açlıktır.”

    “Ya'kûb'da Yûsuf'un bir câzibesi vardı. Bundan dolayı, Yûsuf'un gömleğinin kokusu, O'na çok uzak bir yerden dahî ulaştı. Gömleği taşıyan kardeşi ise, o kokuyu duymaktan mahrûm idi.”

    “Çok âlim vardır ki, irfandan nasîbi yoktur. İlim hâfızı olmuştur da, Allâh'ın habîbi olamamıştır...” 3
    ____________
    1. Bkz. Buhârî, Tefsîr, 18/2, 3, 4; Enbiyâ, 27; Müslim, Fedâil, 170/2380.

    YanıtlaSil
  21. 2. Hızır -aleyhisselâm- bu üç hâdisenin hikmetini anlatırken “ Onu kusurlu hâle getirmek istedim” , “Böylece istedik ki” , “Rabbin istedi ki” diye üç farklı fâilden bahsetmiştir. Mutasavvıflar bu ifâdelerin, evliyânın üç değişik tasarruf şekline işâret ettiğini söylerler.

    Birincisi, Cenâb-ı Hakk'ın velîsini tasarrufta serbest bırakması, onun istediği şeyi yaratmasıdır. Buna şu hadîs-i şerîf de delil getirilmiştir:

    “ Allâh Teâlâ'nın nice saçı-başı dağınık, kapılardan kovulan, îtibar görmeyen kulu vardır ki, bir şeyin olması için yemin etse, Allâh o şeyi tahakkuk ettirir.” (Müslim, Birr, 138/2622)

    İkincisi, kulun irâdesinin Allâh'ın irâdesine uygun düşerek bir tasarrufun gerçekleştirilmesidir.

    Üçüncüsü de Allâh'ın irâde buyurması ile tahakkuk eden tasarruflardır.

    3. Bu mevzuyla ilgili olarak tafsîlâtlı bilgi için bkz. Osman Nûri Topbaş, Îmândan İhsâna TASAVVUF , s. 341-368.

    YanıtlaSil
  22. Paylaşımınız için için Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  23. slm aleyk...evvela birşeyin şeriatın zhirisindemi batınisindemidiye bakmak yerine acaba vuku bulan şeyin şeriatın zahirisine uygun olup olmadığına bakmak gerekir...örneğin şeyh nazım yada başka biri sure eşliğinde göbek atması şeriatın zahirisine uymuyor demek iftiradır....bunu idda etmek için sure eşliğinde göbek atan adama sormak gerekir neden böyle yaptın diye..cevabını almadan bu yanlıştır demek günahdır cürümdür...başka bir örnekte mevlevilerin sema ayinini şeriata ters görenlere hz mevlana mezarından kalsa inanın bana bunu diyenlere öyle bir cevap verirki utanırlar...mahkemede hakim savcı ne diyorsa doğrudur diyip direkhüküm verse olurmu...ne yazıkki bazı insanlar kendini savcı ve hakim görüyorlar....ya bi dinleseydiniz sanık ne diyor diye....asıl örneği şimdi veriyorum...türkçe olimpiyatlarıyla ilgili atılan iftiralar...ya kardeşim karşı tarafı hiç dinledinizmiki hüküm veriyorsunuz....işte elcevap....

    YanıtlaSil
  24. Bir süredir Türkçe Olimpiyatlarında ufacık çocukların şarkı ve şiir söylemesine şarkı haramdır diye karşı çıkanların saldırılarını görmekteyim. Dünyanın 150 ülkesinden gelen ve yaşların 10-12 arasında değişen çocukların peygamberimiz hakkında şiirlerin yanısıra Türk kültürüne yerleşmiş şarkıları söylemesinden rahatsız olduğunu söyleyenler ufacık kız çocuklarından cinsel olarak tahrik olduklarını da ilave etmekten utanmıyorlar ve çekinmiyorlar. Kendileri islama hizmet için ne yaptınız desek birşey söyleyemezler ama Türkçe olimpiyatlarının islama hizmet etmediğini söylüyorlar.

    Sağdan saldıranlar müzik haram,kızlara şarkı söyletip oynatıyorlar diyorlar,Soldan saldıranlar türkçülük yapıyorlar,asimilasyon yapıyorlar diyorlar. İyice yoldan çıkmışlar Okullar Amerika ya ait,TÜrk okullarında Türkçe öğretilmiyor diyorlar. Türkçe öğretilip öğretilmediğini türkçe olimpiyatlarındaki öğrencilerin çok iyi türkçe konuşması cevap veriyor zaten ama diğer sorulara cevap vermek gerekebilir.

    Her şeyin bir zâhiri bir de bâtını yönü vardır. Zahiri yöne bakıp batıni yönü kestirmek güçtür. Eğer daha önce görmemiş olsaydık bir çakıl taşı görünümünde basit bir tohumla bir ağacı ve o odunla bir meyveyi irtibatlandırmak mümkün değildir. Bu dar görüşlerin,dar düşüncelerin müntesipleri zahire saplanıp kalmışlar,bâtıni yönü göremiyorlar. Sadece kalp gözü açık olan yahut basiret sahibi olanlar görebilirler. Türkçe olimpiyatlarının bâtıni yönü islam birliğinin temellerinin atılmasıdır,Dünya ülkelerinin manen fethidir. Dış ticaretin geliştirilmesidir. Türk karşıtlığını ve islamfobiyi silmektir.

    Ama biz çıkıp desek bizim Türkçe olimpiyatlarında amacımız sizin ülkenizi manen feth etmek o ülkeler öğrencilerini göndermezler. Okullara da kilit vururlar. O yüzden cevap verirken dengeyi iyi ayarlamak lazım.

    Sadece zahire dönük amaca yönelik hizmet,ham yobaz kaba softaların hizmet tarzıdır. Hz. Ali (a.s) buyurmuştur:Her kimin “basiret” feraset ve anlayışı (yoksa) olmazsa düşüncesi ve fikri bozuk olur. Bizim hizmet tarzımız amaca ulaşmak için batıni yönü bulunan araçlar kullanmaktır. O yüzden Türk Okulları ve TÜrkçe olimpiyatları,Hoşgörü ve diyalog gibi direkt ibadet sayılmayan faaliyetlerin hiçbiri hizmetin amacı değildir. Ama araçtır. O yüzden elimizde çekiç,testere,çivi görenler,bu aletlerin zararlarından bahsediyor. Halbuki bunlar bizim elimizde türlü türlü harikalara dönüşüyor,ev oluyor gemi oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haramın helalin sınırlarını biz belirlemiyoruz yaş olarakda 12 ile 18 arasındalar
      felsefe kardeş alimin ölümü alemin ölümüdür bir münkeri bir alim bildiğimiz kişi desteği ile seyrediyorsak avam calgı kadın erkek tegannisini helal addeder ha biz bunu radyoda yv de dinlemiyormuyuz ALLAH(C.C)affetsin dinliyoruz fakat caiz gibi bunu sunmamak lazım çünkü din şeriat bizim değildirki onda tasarruf edebilelim
      buharide bakın nasıl bir hadis var (Bir zaman gelecek, ümmetimden bazısı, zinayı, ipek giymeyi, içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı] helal addedecektir.) [Buharî
      (Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır. Parası da haramdır. Kimin eti haramdan beslendi ise, ona Cehennem ateşi layıktır.) [Taberanî]
      (Ümmetimden bazıları, içkilere başka isim vererek içerler. Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenirler. Allahü teâlâ, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar.) [İbni Mace]
      (Kur'anı mizmarlardan [çalgı aletlerinden] okuyanlara Allah lanet eder.) [Müsamere]
      BÜTÜN BU HADİSLERDEN SONRA BİZ ŞÜPHEMİZDE HAKSIZ DEĞİLİZ

      Sil
  25. Türkçe olimiyatlarını eleştirenler 5 yaşında çocuk zekasıyla sadece somut düşündükleri için bir gün yapılanları takdir etmeleri için dikilen toğumların yeşermesi,meyveye durması gerekecek. Eğer yine ön yargılarından veya gururlarından meyveler zehirli ben yemem diye iddia etmezlerse anca o zaman takdir ederler. Bir hizmetin herkes tarafından takdir edilmesi diye bir şart yoktur. Zaten her yapıtığı takdir edilen yeryüzünde peygamberler dahil böyle birisi de çıkmamıştır....
    Türkçe Olimpiyatlarını Eleştirenlerin gözden kaçırdığı nokta Türkçe olimpiyatları islama hizmette amaç değil,araçtır. Bizi Türkçe olimiyatlarını islama hizmet için amaç edindiğimizi sanarak boşuna eleştiriyorlar.


    Şarkı söylemek yabancı dil öğrenmek için kullanılan bir metoddur. İngilizce şarkılar ezberleyerek söyleyerek hepimiz ingilizce öğrenmedik mi? Arapça dualar ayetler ezberleyerek arapça öğrenmedik mi? Bütün dünyada şarkı söylemek yabancı dil öğrenmek için kullanılan en yaygın metoddur. Bu insanlara da türkçe öğretiliyorken türkçe şarkılar şiirler ezberlettiriliyor ki dilleri Türkçeye çevrilebilsin. Dilleri Türkçe ye kırılsın. Türkçe öğrendiklerini ispatlamak için ezberledikleri şiir ve şarkıları okuyorlar. Ayrıca sahneye çıkmadan önce de yazılı imtihana giriyorlar.


    Tükçe olimpiyatları islama hizmet için nasıl bir araçtır:


    1- Dünyanın bir köşesindeki bir çocuğun Türkçe şarkı ve şiir söylemesi Türkçe öğrenmesi için araçtır.

    2- Türkçe öğrenmek kültürümüzü öğrenmek için araçtır.

    3- Kültürümüzü islam kültürü olduğu için kültürümüzü öğrenmeside dinimizi öğrenmesi içindir araçtır

    4- Dinimizi öğrenmekte islama hizmet için AMAÇTIR.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şöyle bir hüküm var imam lider başkan muhtar gibi kendine uyulan kimsenin men etmeye kudreti olmaz ise içkili çalgılı düğünlere icabeti caiz değildir hüküm böyle iken böyle bir şeyi o önde gelenin düzenlemesine ne demeli
      ha bizim bilmediğimiz arkadaşların bildiği bir hüküm varsa o başka
      "Andolsun hakikaten siz kendinizden öncekilerin yollarına uyacaksınız;karış karış,dirsek dirsek.Hatta onlar kelerin deliğine girseler,onlara uyacaksınız.
      "Ya Rasülallalh.onlar yahudi ve hırıstiyanlarmı "? denildi.Bunun üzerine
      "Ya başka kim."buyurdu.
      (Hadis-i Şerif)

      Sil
    2. Akdoğan kardeş sen iyi niyetle hadisi şerif delil getiriyorsun ama karşındaki adam iddiasında inad eden birine benziyor.Dikkat et!

      Hakiki alimler birine ayet ve hadis delil getirmek istediklerinde once o kişinin durumuna bakarmış eğer ki delil getireceği kişide inad görürse ayet ve hadisi delil getirmezmiş çünkü kişi hatasında inad eder ve bu uğurda ayet ve hadisi inkara kadar giderse neuzubillah küfre düşmüş olur.

      Bu adamlara gore şeriatin çivisini çıkarmak hizmet, incelik, letafet...
      Delilleri de rüya, gözyaşı, ajitasyon ve büyük! hocalarının sapık içtihatlarıdır.
      Aynen mihrcilerin delilleri gibi.Onlar da biz hocamızı rüyada gördük diyorlar

      Allah kalplerimizi dini islam üzere sabit kılsın.

      Sil
  26. PEYGAMBERİMİZ OLSAYDI TÜRKÇE OLİMPİYATLARINI DESTEKLERMİYDİ DİYE SORUYORLAR

    Bu tür organizasyonların peygamberimiz tarafından desteklendiğine dair işaretler vardır. Bu organizasyonları düzenleyenlerin rüyalarına organizasyonun düzenlendiği günlerde peygamber efendimiz teşrif etmişlerdir. Bununla ilgili sayısız gözyaşlarına boğularak dinlediğim örnekler vardır. Bu olimpiyatların vesilesi ile peygamber efendimize yazılmış "Ben Seni Görmeden Sevdim" gibi şiirler birinci yapılmış ve 150 den fazla ülkeye nam-ı celil duyurulmuştur. Allah bu organizasyonları yapanlardan razı olsun.Karşı çıkanlarda o kadar türk ve islam düşmanlarıyla aynı safta olduğunu görsün ve idrak etsin. Dar düşüncelerden sıyrılmayı nasip etsin.

    Sadece organizasyonu düzenleyenler değil katılanlarda peygamberimizi rüyasında görüyor.Mariemou Abidine?nin hikâyesini gazeteci arkadaşımız İbrahim Asalıoğlu anlattı bir sohbetimizde. "Olimpiyatlara Peygamber Efendimizi anlatan ?Ay yüzlüm? şiiri ile katılan Moritanyalı Mariemou Abidine,şiirin o kadar etkisinde kalıyor ki ağlamaktan sonunu getirmekte zorlanıyor. Mariemou?nun peygamberimizi rüyasında gördüğünü fısıldıyor. Bu sırada yüzü kızan Mariemou,ısrar üzerine ?Peygamberimizi kendisine şiir okurken gördüğünü,ancak hangi şiiri okuduğunu hatırlamadığını? söylüyor."

    Şarkının haram olduğunu ve kadınların şarkı söylemesinin haram olduğunu söyleyen hadisler söylüyorlar. Katılanların hepsinin çocuk olması bu örnekleri geçersiz kılmaktadır. Eğer 12 yaşındaki çocukların Türkçe şarkı söylemesinden cinsel olarak etkilenip,tahrik oluyorsanız ve bunu da utanmadan ifade etmeken çekinmiyorsanız diyecek bir söz bulamıyorum.


    Türkçe olimpiyatlarını eleştirenler Türkçe olimpiyatlarının islama hizmet etmediğini iddia ederek Türkçe olimpiyatlarını düzenleyenleri afaroz etmeye kalkıyorlar. Ben biliyorum ki onlar Allah adına karar veriyor. Birilerinin kafir olduğunu hatta kafirlerden daha kötü olduğunu söyleyebiliyorlar. İslamda afaroz olmadığı ve tekfir yasaklandığı halde bunu İslam adına yapıyor. Halbuki cennete cehenneme göndermek Allah ın işidir. Bunu kendi üstlemiş bilmiyor kendisi şirkte. Allah yerine işine kendisini ortak ediyor. Sizde peygamberimizin işine kendinizi ortak etmişsiniz. O olsaydı istemezdi deyiveriyorsunuz. Halbuki peygamberimiz zaten ölmedi. İslam adına yapılan her işin arkasında o var. Her savaşta bulundu. Bugünün cihad yöntemlerinden biride budur. Elbette peygamberimiz yanımızda olacak. Onun adı 150 ülkenin televizyonlarında duyuruluyor. Duyanlar gözyaşlarına boğuluyor. Bu hizmete karşı çıkanlar "benim ismim güneşin doğup battığı her yerde duyurulacaktır" hadisine ters hareket edip islamın duyurulmasına ENGEL olmuyorlar mı? Kendileri daha iyisini yapsınlar biz destekleyelim....

    Türkçe olimpiyatlarına karşı çıkanların arasında Türk düşmanları da var... Direkt faşist,ırkçı Türk düşmanlığ zihniyetini ifade edemediği için münafıklığını gizleyerek bu yolla şeytanın sağdan yaklaşması gibi yaklaşıyorlar.


    TÜRKÇE OLİMPİYATLARINI KARALAMAK İÇİN İFTİRA ŞEBEKESİNİN YAPTIĞI BİR VİDEO VAR. VİDEODAKİ DİĞER İDDİALARA İSE ZATEN DAHA ÖNCE BİNLERCE KEZ CEVAP VERMİŞTİK. SONUÇTA BU VİDEOYU DÜZENLEYENLERİN VE YAYANLARIN FİTNECİ,YALANCI,İFTİRACI OLDUĞUNU HALA DÜŞÜNÜYORUM VE ALLAH TAN ONLAR İÇİN HİDAYET DİLEMEYE DEVAM EDİYORUM. HUSUMETTEN VAZGEÇİN.... TÜKÇE DİLİNİNİN VE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN (buradaki türk kelimesi türk ırkı değil türk milletidir) DÜNYAYA YAYILMASI İSLAMIN YAYILMASINI DA BERABERİNDE GETİRECEKTİR. İSLAMA HİZMETTİR. KENDİNİZE BAŞKA MEŞGALE BULUN,MESELA İMAN HAKİKATLERİNİ ATEİSTLERE DARVİNİSTLERE ANLATIN.


    "Mü'minler arasında hayasızca söylentilerin yayılmasından hoşlanan kimseleri,bu dünyada da ahirette de can yakıcı bir yalnızlığa terk edeceğiz. (Bir şeyin iç yüzünü) Allah bilir,fakat siz bilmezsiniz. Ya Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve keremi bulunmasaydı?Hele ki Allah çok şefkatlidir,pek merhametlidir." (Nur/19-20)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O (a.s.m) adına iftira etmeyin.
      Abdulvahhabın başına gelenleri araştırın.Bir ingiliz ajanı rüyamda seni şöyle gördüm yalanlarıyla abdulvahhabı iyice saptırmış ve vahhabiliği kurdurmuştur.

      Rüya şeri delil değildir.Olmamıştır ve olmayacaktır da.Hiçbir fıkıh hükmü (helal,haram) rüyalara gore yorumlanamaz, değiştirilemez.Harama helal,helale de haram denemez.

      Tabi ehli sünnet alimleri bu dinin dağları gibi.Onların hükümleriyle dini tahrif edemediğiniz için rüya ile masal ile dini tahrif edin sonra da hizmet ediyoruz diye milleti kandırın.

      Dünyadan haberiniz yok.Dünyanın dört bir yanında MEDRESE'ler açılıyor.Alimler yetişritiliyor.Hakiki hizmet, ALLAH için sessizce yapılıyor.

      Sil
    2. Kız ve erkek çocuklarının akıl baliğ zamanlarını bilmiyorsun dünyayı kurtarmaya kalkıyorsun

      Sil
  27. Hristiyanlar da Cennete girecek dedik mi?
    Neden Fethullah Gülen'in sitesinin adı herkul.org?
    Evlenmek sünnet olduğu halde,Fethullah Gülen niçin evlenmedi?
    Mustafa İslamoğlu Hocaya Tecavüzcü İftirası


    "Yahudi ve Hristiyanlar da cennetliktir.(Hoşgörü ve Diyalog İklimi S.155-156)" İFTİRASINA CEVAP
    "Fethullah Gülen Mavi Marmara'dakilerin şehit sayılamayacağını söyledi" İftirasına Cevap
    Seyyid Kutub'a Yapılan İftiralar Ve Cevapları
    Cübbeli Hocaefendi Hazretlerinin,Ahmet Şahin Hocaefendi Hakkındaki Sözlerine Cevap !
    Fethullah Gülenden Kiliseye Bağış İFTİRASINA CEVAP
    "Dr. Reşit Haylamaz'ın Peygamber'in anlatıldığı kitapta Peygamber'e Hakaret" İftirasına Cevap
    Fethullah Gülen Hocaefendiye Atılan "Üstad Kürt olduğu için ziyaretine gitmedim" İftirasına Cevap
    Nurettin Coşan Hocaefendinin Sadeleştirilmiş Üslubu
    Kelime-i şehadeti yarım söylüyorsunuz İftirasına Cevap
    Fethullah Gülen Hacca Gitmedi İftirasına Cevap
    İftira Nedir?


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ocak 2014 tarihli gazetelerden...duyummu temennimi tehditmi siyasi iktidarı beğenmeyip zararı bu zavallı millete olacak hal ve hareketlerle devlet millet teferruat anlayışımı nereye sığdıracağız bu hareketi nasıl hizmet diyeceğiz
      alıntı
      Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce kendi Twitter hesabından yayınladığı mesajlarda Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Cumhuriyet tarihinde görülmemiş skandallar olacağını iddia etti!
      İSTANBUL – Zaman gazetesi yazarı ve Fetullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Hüseyin Gülerce kendi Twitter hesabından tartışma yaratacak mesajlar yayınladı. Twitter hesabından, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Cumhuriyet tarihinde görülmemiş skandallar olacağını iddia eden Hüseyin Gülerce, fırtınanın habercisinin kendisi olmadığını Mehmet Ali Şahin ile Burhan Kuzu olduğunu ekledi.

      İşte Hüseyin Gülerce’nin kendi Twitter hesabından yayınladığı iddialı mesajları:

      Demokrasimiz, milletimiz ve devletimiz bu badireden güçlenerek çıkar. Ancak herkes, Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar, bu topraklarda Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntılara ve savrulmalara hazır olsun..

      Sadece sabredenlerin, sağduyu ile hareket edenlerin, üslup güzelliğini koruyanların ve duruşunu bozmayanlarin kazanacağı fırtınaya giriyoruz. Bu fırtınada dostlar kaybedilecek, çürükler ayıklanacak, vefasızlar ortalığa saçılacak. Herkes yerini bulacak. Sonunda Türkiye kazanacak.

      Fırtınanın habercisi ben değilim, Sayın Mehmet Ali Şahin ve Sayın Burhan Kuzu. Operasyon yapılacağını 6 ay önceden bilen yazarlara dikkat..

      Sil
  28. Allahu Teala islam adına hizmet eden herkezden razı olsun.

    Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a(Allah'ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar. Muhammed suresi ayet 7

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allahu Teala dinine ihanet edenleri kahretsin.

      Sil
    2. . Eğer 12 yaşındaki çocukların Türkçe şarkı söylemesinden cinsel olarak etkilenip,tahrik oluyorsanız ve bunu da utanmadan ifade etmeken çekinmiyorsanız diyecek bir söz bulamıyorum.
      Demiş arkadaşta mesele burda etkilenmek değilki, şeriata göre 12 yaşındaki bir kız buluğ çağına girmişse artık sen saçına baksan gene haram şehvetle bak bakma farketmez Kadınların saçları da avrettir. Avret yerine bir zaruret olmadan şehvetsiz de bakmak haramdır.

      İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
      Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da haramdır. Böyle çıkmalarına izin veren, razı olan ana babası, kocası veya kardeşi de, onun günahına ve azabına ortak olurlar. (Kimya-yı saadet)

      Sil
    3. Ömer biraderim vatandaşın nicki zaten "felsefem".
      Kendine has bir "felsefe" uydurmuş olabilir sıkıntı yok.
      Ancak bunu "din" diye hatta ve hatta "islam dini" diye yutturmaya kalkışınca sıkıntı var.

      Sen dini tahrif ederken utanmıyorsun ama insanlar harama haram deyince şehvet düşkünü sapık demeye getirip bir de "utanın" diyorsun.

      Bunun bir adım sonrası da "benim babaannem de başı kapalıydı" veya "benim kalbim temiz" laflarıdır.

      Belki de bir adım öncesidir günahını almayalım cahil sekülerizmin..!

      Sil
    4. Yani bir insan Allahın c.c. dini namına bu lafı bilmeden söylüyorsa ki bilmeden söylemesi zaten doğru değil ama bunun haram olduğunu bilerek bu lafı söylüyorsa o daha tehlikeli kendisi için, yavuz hırsız misali hem gerçeği örtüyor bide insanı suçlu çıkarıyor.

      Sil
    5. Bu arada Türker kardeş biz daha avretle ilgili haram kısmındayız işin çalgılı eğlence kısmınada girmedik daha.

      Sil
    6. Ömer kardeşim girmeye de hacet yok malesef.
      Çok temel sakatlıklar var.
      İtikadı geçemedik ki ahkama gelelim..!
      peygamberimiz olsaydı şunu yapardı buna onay verirdi demek en küçük ifadesi ile cahil cesaretidir.

      İslam tarihinde aklı başında hiçbir alim,evliya,tarikat vs. bu tarz söylemlere girmemiştir.Haya etmiştir.Edebe riayet etmiştir.Havf duymuştur.Korkmuştur.

      Sil
  29. türker eraslan ve ömer koca aslan...çok teşekkür ederim aydınlattığınız için...üzerimize güneş gibi doğdunuz siz olmasanız şarkının türkünün dansın haram olduğunu nerden bilecektik...bizicehennem ateşinden kurtardınız...siz olmasaydınız şarkının haram olduğunu hiç bilemeyecektik...islama olan bu katkınızdan dolayı sizitebrik ederim....allah sizin gibi insanları başımızdan eksik etmesin...siz olmasanız doğru yolu nasıl bulurduk.........DALGAMI GEÇİYORSUNUZ SİZ....yukarda copy paste yaptığım yazar en enbesilin anlayacağı dilden açıkladığı halde hala armut gibi ..........birkezde ben anlatayım ...ama önce kim olduğumusöyleyeyimde kiminle uğraştığınızı anlayın...

    YanıtlaSil
  30. ömrümün üç yılını sizin gibi teneke kafalılara[ömer döngeloğlunun tabiridir bu]muhyiddin arabinin hak yolda olduğunu veliyyül şeytan olmadığını.... mevlananın müceddid olduğunu töbe haşa homosexsüel top ibne olmadığını yunus emrenin deli olmadığını..bedüzzamanın sapık olmadığını anlatmakla harcadım..sırf muhyiddin arabin,in hani sizin mehdi ile ilgili ifşaatlarından faydalandığınız adamım "Allah bana hamdediyor bende allaha hamdediyorum" sözünün hamd kelimesini iftihar manasında kullandığını ıspatlamak ve anlatmak için 3 ayımı verdim....ama sizin gibilere inandıramadım...mevlananın şems ile hamoluk yaşamadığını mesnevi kurandır sözünü tefsirdir manasına geldiğini anlatmaktan dilimde tüy bitti...bediüzzamanı aklamak içöin sırf altı ay harcadım gene yaranamadım...Allah b,ir kulunu sapıtmak istiyorsa böyle sapıtıyor...atarsın bir cennet ehline cürüm hooop cehennemdesin...bu kadar basit...siz daha şeriatin en temelkuralı olan "bir kişinin imanının inkarı küfürdür"kuralını bilmiyorsunuz...neyse konumuza dönelim....

    YanıtlaSil
  31. biz senden iyi biliriz müzik dans vb..haram olduğunu...yukardaki yazarın anlattığımşey ama sizin gibi cahillerin anlamadığı şey şu...Türkçe Olimpiyatlarını Eleştirenlerin gözden kaçırdığı nokta Türkçe olimpiyatları islama hizmette amaç değil,araçtır. Bizi Türkçe olimiyatlarını islama hizmet için amaç edindiğimizi sanarak boşuna eleştiriyorlar.

    yani ne türkçe olimpiyatlarının nede türk okullarının şeriatle alakası yok...adıüstünde türkçe olimpiyatlarıtürk islam olimpiyatları değil...ordaki okullar türk okulları...türk ruhban okulu değil...bunlar irşadın ısındırma ve motivasyon turları...ve şarkı söyleyenlerin çoğuda zaten müslüman değil...daha imanla şereflenmemişler...alkışı övgüyü yedikten sonra memleketlerine dönünce türk manyağı olduktan sonra islam tebliğ ediliyor...ve kabul edin etmeyin yur dışında bu yöntemin başarı oranı 100de 100...pek azı islamla şerflenmiş olan çocuk yada genç adına ne derseniz katıldığı bir ULUSLARASI organizasyonda siz neyin şeriatinden bahsediyorsunuz...ne alakası var...orda toplu ayinmi yapılıyor sanıyorsunuz...ibadetmi yapılıyor orda...türçe olimpiyatları yada türk okulları şeriatin konusu değil...neyi anlamıyorsunuz siz...ne bekliyordunuz danimarkada ruhban okulumu açalım...ezan sesi olmayan ülkelerde imamhatipmi açalım....bunumu istiyorsunuz AÇIK KONUŞUN KARDEŞİM....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorular ile İslam :

      Münafık kimdir? Münafıklarla cihad nasıl olmalıdır?

      Değerli kardeşimiz;

      Münafık gerçekte iman etmediği halde, kendini mümin gösteren kimsedir. Bu yönüyle, münafıklık, bir ‘inanç sahtekarlığıdır.’ (1)

      Münafık, bukalemun gibidir; bulunduğu araziye göre renk değiştirir. (2)

      Münafık kendini rüzgara göre ayarlar. Hangi taraftan kuvvetli rüzgar eserse, o doğrultuda döner. Onun din ve inanç anlayışına menfaat duygusu hakimdir. (3)

      Zarar verme noktasında ise münafık, pirincin içindeki beyaz taş gibidir.

      İnsanları münafıklığa iten başlıca iki sebep vardır:

      1-İslam'ın nimetlerinden yararlanmak.

      2-Müslümanları içten çökertmeye çalışmak.

      Münafıklar, İslam toplumu içinde azınlıkta kaldıklarından, "Biz de müslümanız." deyip, vaziyeti idareye çalışırlar. Veya, Müslüman görünmek suretiyle, onların sırlarına vakıf olup, bazı yerlere haber ulaştırırlar, kaleyi içten fethe gayret ederler.

      Kur'an-ı Kerim'de, münafıklardan çokça bahisler vardır. Şüphesiz, bu boşuna değildir. Çünkü, düşman tanınmadığında daha çok zarar verir. Pusuda olduğunda daha tehlikelidir. (4)

      Bu zararlı zümreye karşı Cenab-ı Hak şu talimatı verir: "Kafirlerle ve münafıklarla cihad et!" (Tevbe suresi, 73; Tahrim suresi, 9) Hz. Peygamber (asm.), münafıklara kılıç çekmemiştir. Onlara karşı; delil getirmek, ikna ve ilzama çalışmak, had cezalarını uygulamak... tarzında cihad yapmıştır. (5)

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Kur'an-ı Kerim, münafıkların isimlerini belirtmeden onları tarif eder. Nifakın çerçevesini çizer. Bu çerçeveye, her devirde değişik insanlar girebilir.

      Hz. Peygamber (asm), münafıkları genelde tanımakla beraber, onları ismen teşhir edip rezil etmemiştir. Bir kısım fesat vardır ki, perde altında kalsa zamanla söner. Sahibi de, onu gizlemeye çalışır. Eğer perde kaldırılsa "utanmadığında dilediğini yap" denildiği gibi, " ne olursa olsun" der, çekinmeden fesadını icra eder. (6)

      İmanda ve küfürde olduğu gibi, nifakta da mertebeler vardır. Bir kısım münafıklar kendi hallerindedir. Böyleleri ikaz ve irşat edilmeli, dillerindeki imanın kalplerine inmesi sağlanmalıdır. Bir kısmı ise, müslüman görünmekle birlikte İslâm aleyhine çalışır. Bunlara karşı uyanık olmalı, ayrıca başkalarını da uyarmalıdır.

      Münafıklarla ilgili ayetler bir bütün olarak ele alındığında, münafıkları daha iyi tanımak mümkün olacaktır:

      "Şayet dilersek, biz onları sana gösterirdik de, sen de onları simalarıyla tanırdın. Fakat sen onları, sözlerindeki edadan tanırsın.." (Muhammed suresi, 30) Yani, münafık sözlerinde açık verir. Dikkat eden, sözündeki tutarsızlıklardan münafığı tanımakta zorlanmaz. İmanın kemalini elde etmiş kimselere, münafığın hali gizli kalamaz. Öyleleri "mümin'in ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar"(7) hadisinin mazharıdırlar.

      Bununla beraber, şu ayete baktığımızda, bir kısım münafıkları tanımanın zorluğu anlaşılacaktır: "Çevrenizdeki bedevilerden münafıklar var. Medine halkından da nifakta tecrübeli olanlar var. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz..." (Tevbe suresi, 101)

      Şehir münafıkları, münafıklıkta inatçı, tamamen kaypaklaşmış kimselerdir. Sırlarını iyi gizlemesini bilirler. Yağ gibi suyun yüzüne çıkmaya alışkındırlar. Öyle ki, bir vahiy gelmeyince, Resulullah bile, onları doğrudan tanıyamaz. (8)

      Münafıkları anlatan Kur'an ayetleri, Resulullah devrinde nice münafığın samimi müslüman olmasına vesile olmuştur. Mesela, şu ayete bakalım:
      "Mü'minlerden öyle er kimseler var ki, Allah'a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi ahdini yerine getirdi (şehit oldu), kimi de bekliyor. Verdikleri sözde döneklik etmediler.
      Çünkü Allah, sözlerinde sadık olanları, sadakatları dolayısıyla mükafatlandıracak ve münafıkları da, dilerse azaplandıracak veya tövbe nasib edecek. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahim'dir (Affedicidir, Merhametlidir)" (Ahzab suresi, 23-24)

      Bu ayetlerde, sözlerinde sadık olan mü'minler medhedilmek suretiyle münafıklara ve kalbinde maraz olup döneklik edenlere bir tariz vardır. (9) Ayetin devamında, "Allah dilerse onları azablandıracak veya tevbe nasib edecek" denilmesi, onlara bir kurtuluş ümidi göstermektedir. Hele, ayetin Cenab-ı Hakk'ın Gafur ve Rahim ismiyle bitirilmesi, münafıkları büsbütün ümitlendirmekte, onları tevbeye sevketmektedir.

      Kaynaklar:
      1-Sadık Kılıç, Kur'an'a Göre Nifak, Furkan Yay., İst.,1982, s.,27
      2-İbnu Manzur, IV, 358-359
      3-Kılıç, s. 54
      4-Nursi, İşaratu'l-İ'caz, s., 82-83
      5-Razi, XVI, 135; İbnu Kesir, IV, 119; Beydavi, I, 412; Yazır, IV, 2591
      6-Nursi, İşaratu'l-İ'caz, s.,83-84
      7-Acluni, I, 41-42
      8-Yazır, IV, 2611
      9-Beydavi, II, 243

      Selam ve dua ile...

      Sorularla İslamiyet

      Yazar

      Şadi Eren (Prof.Dr.)

      Kategori:

      Cihad

      Ref : http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2651/munafik-kimdir-munafiklarla-cihad-nasil-olmalidir.html

      Sil
  32. Blogumun Müslüman kardeşlerimin kavga alanı olmasından son derece üzgünüm. Bu tarz polemikler islam tarihi boyunca sürekli tekrarlanmış ve hepsi de islama sadece zarar vermiştir. Diyecek bir şey bulamıyorum. Ehli sünnet müntesipleri mümkün olduğu kadar kimseyi sapıklıkla itham etmemek lazımdır. Hiç kimsenin batınını bilmiyoruz. Herkes kendince dini yaşama ve ona hizmet etmek azmindedir. Her cemaat dini en iyi kendinin yaşadığından emindir. Bu takdirde zahir-i şeriata açık muhalif olmamak şartıyla herkesi kendi haline bırakmak lazımdır. Mehdi konusuna verdiğimiz önem O zatın dini Peygamber dönemindeki halini canlandıracağına olan inancımızdır. Mehdiye olan ümidimiz de onun Müslümanları birleştireceği ve ayrılıkları gidereceğidir. İnşaallah o vakitler tez gelir de kardeşlerimiz arasındaki ihtilaflar sona erer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Admin kardeş biz harama haram diyoruz senin de gördüğün üzere.

      Aksi halde bu kafa sebebi iledir ki içki içerek sarhoşu "irşad" edeceğini sanan bir zümre türedi.
      Kadın erkek baldırı bacağı açık bir halde aşk meşk şarkıları söyleyerek irşad olmaz.Olur diyen varsa en hafifinden "sapık"tır.Bu kadar ehli sünnet alimi var.

      İslamın tebliğ metodları da bellidir.Hayatüs sahabeyi isteyen açar okur.Belki en az o kadar iyisi, bir ehli sünnet mürşidi kamile tabi olur da once kendini tebliğe açar.

      Mehdinin birleştirdiği gibi "ayıkladığı" gibi bir hakikat de var.Birleştirme işinden de ulema haber veriyor zaten.Tüm mezhepleri hanefi mezhebinde tüm tarikatleri de nakşibendi tarikatinde birleştirir demişler.

      Harama helal diyenlerin veya haramdan helal bir netice bekleyenlerin kimseyi dinleyecek halleri yok malesef.

      Sil
    2. Burada herkes dini çerçevede fikirlerini savunabilir. Ona sözüm yok. Zaman zaman tartışmanın fazla ısındığını görüyorum. Bu yüzden kaygılanıyorum. Üsluba dikkat edersek hiç bir sırun olmaz. Gayemiz sadece hakikateleri beyan edelim.

      Sil
    3. eyvallah yanlız bu ne usluptur insan titremeden bunu nasıl kullanır hayret ettim
      alıntı
      Zaman yazarı Ali Ünal, “Çalıyor ama çalışıyor” diye AK Parti’ye oy verenler yüzünden Soma faciasının yaşandığını öne sürdüğü yazsısına tepki gelince “Yazdıklarım doğru değilse, o zaman -haşa- Kur’ân doğru söylemiyor demektir” diye yazdı.

      Sil
    4. Hz.Cebrail a.s parti kursa oy vermem diyen damardan bu da çıkar maalesef.

      Sil
    5. yazarlar tefsir yapmaya kalkarsa böyle olur,senin bu ayetten bu tefsiri yapmaya yetkin var mı hangi icazetle yapıyorsun evvela 14 arabi ilmi biliyormusun,
      Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu halde, bazı âyetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı. Resulullah, Kur’an-ı kerimin tefsirini Eshabına bildirmiştir. Eshab-ı kiramın bildirdiğinden başka türlü söyleyenler, dalalete, hatta küfre düşer. Tefsir, yoruma değil, nakle dayanır.
      Şahsi görüşe göre tefsir yapmanın büyük zararını iyi bilen Hazret-i Ebu Bekir, (Kur’an-ı kerimi kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler) buyurmuştur. (Şir’a)

      Sil
  33. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Felsefem, kim olursan ol farketmez ,daha terbiye ve edep sınırlarını çizememişsin kendine birde akıl vermeye kalkıp direk hakaretler etmişsin,yapılan yanlışlar bir değilki hangi birini sayalım şimdi,kötü söz sahibinindir.

      İlim edeple güzel olur. Hak yolcusu ancak edeple yol alır. Zikir, edeple fayda verir. İbadet edeple yapılırsa Allah’a yükselir. Tövbe, edeple kabul edilir. Bunun için Allah dostları talebelerinden her işte edep ister, edep bekler. Tasavvuf yolunda, bütün menzil ve makamlarda insanın önüne tek levha çıkar:
      "Edep Yâ Hû!"

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Ömer kardeşim söyleyeceğim sözü en sonda söylemişsin Allah razı olsun.

      İddia edilen işin doğruluğuna delil istiyoruz.Bize rüyalardan bahsediyorlar.
      Daha karşındaki kişi rüyanın delil olmadığını bilmiyorsa hiç konuşmaya gerek kalmıyor.
      O kişiden de kötü söz çıkması normaldir.

      Felsefem nickli arkadaş, uyarsın uymazsın ben vebali atayım üstümden.
      Fikirlerinden tövbei nasuh et.Güzel bir ehli sünnet mürşidi kamil bul tabi ol.
      Bir Ehli sünnet akaid kitabı sonra da islam ilmihali (her iki konuda da ömer nasuhi hocanın son derece anlaşılır eserleri var) al baştan sona oku.Kalbini zikirle tezkiye etmeye devam et.

      Sil
  34. Son olarak merhumun anısına bu makale altında daha da böyle münazara içeren yorum yapmama kararı alıyorum.
    Allah hepimize iman selameti versin.Bizi sadık kullarından her iki cihanda da ayırmasın.

    YanıtlaSil
  35. slm aleyk...gene gündüz arkamdan şahsım adına konuşmuşsunuz...eleştirmişsiniz..eleştiriye açığız...uslubünüzede kafayı takacak değilim...uslubümü çok eleştirmişsiniz...keşke uslubum kadar fikirleri eleştirseydiniz...ama iyi oldu...bağlı olduğunuz kişilerideşifre ettiniz...menzil...menzil irşad ehli insanların adam akıllı iş yaptıkları güzel bir ilim irfan yuvası ...bu uslüb iyimi...bu uslübte devam edeyim bakalım ne diyeceksiniz...size teneke kafalıları anlatayım...onların uzmanı benim...[menzili tenzih ederim asla ve asla ...bende bir zamanlar ordaydım...] bu teneke kafalar çok sert bir şeriat görüşlüdürler..ve kendi kafasından olmayaları afaroz ederler...islamda değildir derler...ve herkeze bir kulp takarlar...bunların kendilerinden olmayıpta kulp takamayacağı insan yoktur...münafıktırlar...cepleri paralıdır...paradan asla vazgeçmezler...tevhidi ve şeriatı öne sürüp eleştiremecekleri insan yoktur...kalpleri mühürlüdür...irşadla asla doğru yola gelmezler...menzil..cemaat..tarikatların tamamı...tasavvuf...cübbeli ahmet hoca ..gülen ...kıbrisi..vs hedef tahtalarıdır...yerden yere vururlar...başlarını mustafa islamoğlu abdülaziz bayındır süleyman ateş..çok sayıda ilahiyatçı ve süleymaniye vakfı çeker...gizli çok taraftarları vardır...kitapları vardır...vs vs....geçmişede saygıları yoktur...özellikle geçmiş alimlerin hepsinin şeriate aykırı davrandığını idda ederler...mazkaraları muhyiddin arabi...mevlana ...yunus emre ..hallacı mansur...bediüzzaman..gazali rabbanidir...arkalarından en insafsızca hakaretleri şeriat adına kuran adına yaparlar...nice ayetler önünüze sererler...şeriat kurallarına uymayanı asarlar[manevi anlamda] internette birçok videoları veb siteleri vardır...kimse karşılarında duramaz ezer geçerler...vs.vs.vs.aşağıdaki video linkinden ne mal olduklarını anlarsınız...ha unutmadadan mehdiyede dehdi der daşş...geçerler...inkar ederler hırıstiyanlıktan yahudilikten bulaştı derler...lin aşşağıda..

    https://www.youtube.com/watch?v=EjrgrQ5Nr9c

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ref : Ömer Nasuhi Bilmen Kur'an Tefsiri

      Kasas Suresi 30 :

      30. Oraya gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafından, ağaçtan şöyle seslenildi, ya Musa!. Şüphe yok ki, âlemlerin Rabbi olan Allah benim, ben..

      30. Bu mübarek âyetler de Musa Aleyhisselâm'ın Mısır'a geri dönerken Tur civarında kavuştuğu tecellileri bildiriyor, Allah'ın hitabına erişip iki büyük mucize ile öyle iki kesin delil ile Firavun'u hak dine davet etmekle emrolunmuş olduğunu beyan buyuruyor. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm, eşinden ayrılıp o parlayan ateş tarafına gitti. (Ne zamanki ona) o ateş mahalline (vardı) kendisine (o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafından) evet.. O taraftaki (ağaçtan şöyle seslenildi:) yani: Mekân ve zamandan münezzeh olan Allah Teâlâ'nın yüce katından bir nida tecelli etti ki: (ya Musa!, şüphe yok ki, âlemlerin Rabbi olan Allah benim, ben) Ben bütün mahlûkatı yaratan, besleyen Kerem Sahibi yaratıcıyım.

      Ref : http://www.tahavi.com/tefsir/028a.html

      Sil
    2. Musa Aleyhisselâmın ümmeti:

      - Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:

      - «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

      Musa Aleyhisselâm:

      «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

      Allah (c.c.):

      «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

      Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip:

      «Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi.

      Hz. Musa:

      - Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi.

      Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

      İkinci gün Hz. Musa Tur'a gidip:

      - Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:

      - Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:

      - Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:

      - «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

      Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah'ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.

      Büyük Dini Hikayeler, İbrahim sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

      Ref : http://www.biriz.biz/hikaye/dh127.htm

      Nihat Hatipoğlu detay açıklama : http://www.sabah.com.tr/Ramazan/Hatipoglu/2012/07/21/iftarda-sofraniza-allahi-davet-edin

      Sil
    3. Hadisi Kudsi :

      Cenabı Allah hadisi kudsilerle de şöyle buyurmuştur. “Göklere ve yere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım.” “Ey insan oğlu , cesedinde bir et parçası vardır. O kalptir. Özünde rûh vardır. ruhtan içeri sır vardır. Sırdan içeri nûr ve nûrdan içeri ben varım.”

      Sil
    4. Çakallar ince yerden girmişler, Allah'a şükürler olsun ki zaten Kuran'ı Kerim bellerini kırıyor..

      Ben ve Imam hatipli bir arkadaşım bunlara Kur'an Ayetleri ile cevap vermiştik, Gavslık, Himmet ve bunun gibi konuları en sonunda ne dediler biliyor musunuz :

      Böyle bir ayet yok dediler, ben hafızım dediler, biz direk sadece meali yazıyorduk genel kabul görmüş, sadece ayetle cevap veriyorduk, hadis veya başka bir delil vermiyorduk

      Arkadaş dedi sen yarım hafız mısın diye, sonra o yarım hafızın yorumunu sildiler, sonra baktılar Kur'an Ayetleri onlara gereken cevabı veriyor, beni blokladılar..

      Düşünün bu münafıklar sadece İlmihal bilgisi bilen o da tam değil benim gibi biriyle bile baş edemediler..

      Arkadaşla biz hep ya acaba doğru mu söylüyorlar diye direk red etmedik ve samimi araştırdık, Allah'a şükürler olsun, Niyetimiz gibi biz doğru kaldık

      Onlar da niyetleri gibi eğrildiler ikiyüzlüler..

      Sil
  36. bunlarınn en büyük rakibleri menzil ve cübbeli ahmet hocadır...cübbeliden biraz tırsarlar...zira cübbeli onlara sayısız reddiyelerle cevap vermiş...elinden geleni arkasına koymamış ama sonunda allahınızdan bulun demiş...irşadla çevrilemeyeceğini kendide anlamıştır...hatta bunlar için vahabiden daha tehlikelidirler demiştir...gelelim türker akdoğan ve ömer kardaşimize cevap vermeye..bundan bir yada birbuçukyıl önceydi...face de bunların sayfalarında artık bıkmış bu odun kafalılarla son demimi yaşıyorum...yani onlarla cihad döneminin sonlarındaydım...hatta onyedinci hilale laf attılar..o kardeşlerimin isminide orda duydum...neyse...laf cübbeliye geldi..jet sky mevzu...bir atıyorlar bir tutuyorlar...vay sarayı var...vay haremi var..neyse laf gene şeriate gelince içlerinden biri cübbelinin tnt kanalında ömer çelakıl ile yaptığı başı açık mini etekli bir sunucu eşliğinde yaptığı pragramı dillerine doladılar....vay senmisin başı açık bir kadını sunduğu programa sen nasıl katılırsın bire zındık...bende dedimki YA KARDEŞİM CÜBBELİ O PROGRAMA İRŞAD İÇİN ÇIKTI..ADAM İRŞADDEN ALACAĞI SEVABA BAKAR O KADININ SAÇI BACAĞI UMRUNDA DEĞİLDİR...ONUN İÇİN İRŞAD FIRSADI KAÇIRILMAMASI GEREKİR...CÜBBELLİYİ SAVUNUCAM DİYE.SIRTIM TERLEDİ...OYSAKİ CÜBBELİ O PROGRAMA KATILMAKLA ŞERİATİ ÇİĞNEMEMİŞTİ...O PROGRAM CÜBBELİ İÇİN İRŞAD ARACIYDI AMAÇ DEĞİLDİ...CÜBBELİDE ZATEN O PROGRAMDAN SONRA SUNUCUSU ERKEK OLMAYAN PROGRAMLARA ÇIKARKEN YA ERKEK SUNUCU OLSUN YADA GELMEM DEMİŞTİR...ZİRA HAFİFTE OLSA TALEBELERİNDEN UYARI GELMİŞ...ŞERİATE AYKIRI OLDUĞUNDAN DEĞİL...TENEKE KAFALILARIN DİLİNE DÜŞMEYEYİM DİYE...CÜBBELİ ASLINDA ONDANDA KORKMAZDA..TALEBELERİ HATRINA...neyse başımdan böyle bir olay geçdi anlatayım dedim...

    YanıtlaSil
  37. şimdi türker eraslan ömer kocaaslan.ve akdoğan...ben cübbelinin başı açık bayanın sunduğu programa katılmasının şeriate aykırı olmadığını teneke kafalılara anlatırken..tasuvvuf şirktir söylemlerine sırtımı gerip hem cemaati hem menzili savunurken...siz burda neyi eleştiriyorsunuz kardeşim...bir açıklarsanız sevinirim...daha ben bu teneke kafalıların menzil hakkında şeriati öne atarak attıkları iftiraların...100 de birini yazmadım...siz hele bu teneke kafalılara menzili savunmaya kalkında görelim...başınıza neler geliyo...ben çektim çeken bilir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çakallar ince yerden girmişler, Allah'a şükürler olsun ki zaten Kuran'ı Kerim bellerini kırıyor..

      Ben ve Imam hatipli bir arkadaşım bunlara Kur'an Ayetleri ile cevap vermiştik, Gavslık, Himmet ve bunun gibi konuları en sonunda ne dediler biliyor musunuz :

      Böyle bir ayet yok dediler, ben hafızım dediler, biz direk sadece meali yazıyorduk genel kabul görmüş, sadece ayetle cevap veriyorduk, hadis veya başka bir delil vermiyorduk

      Arkadaş dedi sen yarım hafız mısın diye, sonra o yarım hafızın yorumunu sildiler, sonra baktılar Kur'an Ayetleri onlara gereken cevabı veriyor, beni blokladılar..

      Düşünün bu münafıklar sadece İlmihal bilgisi bilen o da tam değil benim gibi biriyle bile baş edemediler..

      Arkadaşla biz hep ya acaba doğru mu söylüyorlar diye direk red etmedik ve samimi araştırdık, Allah'a şükürler olsun, Niyetimiz gibi biz doğru kaldık

      Onlar da niyetleri gibi eğrildiler ikiyüzlüler..

      Sil
    2. Felsefem kardeşim,

      Benden sana bir dost tavsiyesi, Türker Eraslan, Ömer Kocaaslan ve Akdoğan kardeşlere bu ahmaklardan bahsetme, bu kardeşler o ikiyüzlüleri çiğ çiğ yer..

      O ikiyüzlüleri ayetler ile döveriz.. Hadise veya başka delilere bile gerek kalmaz..

      Istersen onların ağızlarından konuş ve nasıl cevap alacaklarını gör o ikiyüzlü İslam düşmanlarının..

      Yukarıda başladık istersen yaz ve o münafıklara sadece ayetle vereceğimiz cevabı gör..

      Hadis ve Kıssada paylaştım çünkü burası Ehli Sünnet Vel Cemaat ama sadece ayetler ile ve birden fazla ayet ve direk o konudaki hükmü veren ayetleri paylaşacağım..

      Münafıklar Kuran'ı referans hiç almasınlar, o mukaddes kitap onları çok fena çarpar..

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  38. değerli güncel..teklifini kabul ediyorum...onların ağzıyla birşeyler söyleyeyim...onlarda cevap versinler...sende cevap ver...şeriat bilginizi bir yoklayalım...AMA SAKIN BUNLARIN BENİM DÜŞÜNCELERİM OLDUĞUNU SANMAYIN...BAKILIM ÇİĞ ÇİĞ YİYEBİLECEKLERMİ BENİ...CEVAP VEREBİLMELERİ İMKANSIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM....

    islamın en şerli en isimleri arasında muhyiddin ibni arabi gelir...bu sapık zat tarihte çokkişinin imanını yitirmesine sebeb olan vahdeti vucud akımının önderidir..bu sapık felsefe şöyle özetlenebilir...allah cc varlığın tamamıdır..herşey allahtır ..allah varlığın toplamıdır...bu sapık zat kitaplarında ısrarla la ilahe illallah demeyip la mevcudade illallah demiştir...la mevcudade ilallah demek allahtan başka varlık yoktur demektir..bu kelimeyi kitablarında her seferinde dillendirip tevhide olan dümanlığını dillendirmiştir...hatta dahada ileri gidip allah kendinden başka birşey yaratmamıştır demiştir...bu sapık kendine çok sayıda tarftar edinip insanların imanını gasp etmiştir...allah bu sapık kimselerin şerrinden korusun...vs....vs...vs... daha fazlasını internetten sınırsız bulabilirsiniz...hadi çiğ çiğ yiyin beni ehli şeriat kardeşler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana biat edenler Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli
      onların elinin üstündedir. (Fetih, 48/10).

      Ben siz ikinizle (Musa, Harun) beraber işitir ve görürüm
      (Taha,24/46)

      Ey Musa! Ben senin rabbınım, ayakkabılarını çıkar, sen
      mukaddes Tuvâ vadisindesin” (Taha, 12)

      Not : Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!” (Taha 11)

      Oraya gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafından, ağaçtan şöyle seslenildi, ya Musa!. Şüphe yok ki, âlemlerin Rabbi olan Allah benim, ben.. (Kasas 30)

      “Doğu da Allah’ındır batı da, yönünüzü nereye çevirirseniz
      Allah’ın yüzü oradadır” (Bakara, 2/115).

      Yerde ve göklerde olan herkes O’nu ister, O her an bir
      şe’ndedir” (Rahman, 55/29).

      Not : Abdulganî Nablûsî de Kitâbu’l-vücûd adlı eserinde “O her an bir
      şe’ndedir” ayeti için, “Her an evvelki suretten başka bir surette
      tecellî etmektedir. Yevm (gün), an, göz açıp kapama kadar bir
      müddettir.

      O evvel, âhir, zahir ve batındır” (Hadid, 57/3)

      “O yer ve gökleri hak ile yarattı” (Nahl, 16/3).

      Not : Haktan maksat vücudun nurudur. Çünkü Allah yer ve göklerin nurudur
      (Nur, 24/35)


      Ektiğiniz şeyi siz mi ekiyorsunuz yoksa biz mi? (Vâkıa, 56/63) 1


      Söyleyiniz, içtiğiniz suyu buluttan siz mi indiriyorsunuz yoksa
      biz mi? (Vâkıa, 56/68).


      Onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın
      zaman sen atmadın fakat Allah attı .” (Enfal, 8/17).


      “Kullarım sana benden sorarlarsa ben yakınım .” (Bakara,
      2/186).

      Sil
    2. Sayfa sahibi için sorun olmadığı sürece benim için sorum yok, Ehli Sünnet Vel Cemaat alimlerinin kabul ettiği her konuda ayetle delil bulacağım kanatindeyim..

      Sil
  39. hatta testi birazdaha zorlaştıralım..bunlar benim fikrim...imamı rabbani hz leri vahdeti vucud felsefesini benimseyen müslümanlara apaçık bir şirkte olduklarını söylemiş...mücadele etmiş çok uzun yıllar hapiste kalmış...destansı bir mücadele vermiştir...tüm kaynaklarda bu vardır...hadi çıkın işin içinden....habu arada gaybi hadisler blogundan mim sin sırrı muhiddina arabi başlıklı enfes çalşmayıda unutmayalım...veliyyül şeytan olarak anılan bu şahsı nasıl veliyyül evliya yapıcaz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saidi Nursî hzleri :

      Çünkü: Meselâ İmam-ı Rabbanî, Muhyiddin-i Arabî için "Kendi mertebelerini en son mertebe zannetmişlerdir" diyordu. Burada Said Nursî çok önemli bir noktaya parmak basıyor; o da "Bu meşrep sahibinin" yani Vahdet-i Vücud yolunda ilerleyen mutasavvıfların "Maddiyattan ve vesaitten (araçlardan) tecerrüt etmiş (sıyrılmış) olmasını şart koşuyor. Burada çok mühim bir tabir daha kullanıyor .O kişi esbap perdesini yırtarak (sebepler perdesinin ötesine geçmiş) bir ruh olmalıdır. "Eğer öyle ise o zaman iştiğrakkârane bir şuhûda mazhar (kendinden geçercesine bir şahitliğe ermiş) olan kimse, Vahdet-i Vücud'dan değil, belki Vahdet-i Şuhûd'dan neş'et eden (doğan) ilmi değil hâli bir Vahdet-i Vücud, onun için bir kemal, bir makam temin edebilir." Bu makama ulaşan bir salik, Said Nursî'ye göre "Allah hesabına kâinatı inkâr etmek derecesine gidebilir. (Mektubât 83)

      Detay : http://www.bediuzzamansaidnursi.org/icerik/said-i-nursînin-vahdet-i-vücuda-bakışı

      Sil
    2. ayriyeten üstad vahdeti vucudun çok tehlikeli olduğunu avamın kesinlikle uğraşmaması gerektirdiğini çok siki bir şekilde tenbih etmiştir...gerçi ben o teneke kafalılara yavuz sultan selimi anlatıyordum ..bediüzzamanıda inkar ettikleri için..bediüzzamanı araya sokunca tartışma sabahlara kadar sürüyordu....

      Sil
  40. harika biryorum...ancak güncel kardeşimizin yaptığıgibi iyi araştırılmış bir yorum durumu kurtarabilirdi...çoktaşekkür ederim....bu yorumdan şu sonuç çıkar...ayetin manasını söyleyeceğim kelime kelime şimdi bulamadım allah affetsin.."size bir fasık bir haber getirdiğinde onu iyice araştırın yoksa hak bir zümreye dil uzatmış olursunuzda allahda sizi bunun için azaba uğratır." manasındaki ayeti kastediyorum...demekki bir yanlış görüldüğünde peşinen hüküm verilmemeli..iyice araştırılmalıdır.....yoksa imanın kaybı olur....bu persfektiften bakılacak olunursa...türkçe olimpiyatları içinde aynı şey söz konusudur....uzun uzun yazmıcam...daha çok konu var...kısacası...uluslararası bir irşad hareketi kurmak ve islama hizmet etmek isteyen insanlarlar tamamen salihane bir şekilde her ülkenin ortakevrensel değerlerini araç edinerek allahın dinine hizmete koyulmuşlar...temeli eğitim olmuş şekli türkçe olmuş çimentosu olimpiyatlar olmuş..vs vs..ama amacı irşad ve hizmet olmuş...bu iş salihliğe bakar...şartlar şunu gerektirmiş bunu gerektirmiş...kimin ne zaruret hali var kimse bilmezki...mesela ben duydumki afrikada bir ülkede bir kabilede ben müslümanım dersen adamı kesiyorlarmışş.öyle öğrenciler varmış..VS VS...KISACASI ANLATMAK İSTEDİĞİM ŞU...MUHYİDDİN ARABİ HZ LERİNİ ŞERİATE SOKUP TÖVBE HAŞA VELİYYÜL ŞEYTAN İLAN ETMEK NEYSE TÜRKÇE OLİMPİYATLARINI ŞERİATE SOKMAK AYNI ŞEYDİR...bu konu burda kapansın...gelelim olimpiyatlarla mehdi kaimin ilişkisine...

    YanıtlaSil
  41. hadi diyelim türk okulları ve türkçe olimpiyatları irşad yapmıyor..islamafobiyi kırmıyor...yalnızca türkiyeye ve türklere sempati kazandırıyor..türkleri sevdiriyor...diyelim...hepinizin bildiği üzere mehdi kaim için şu ifşaatlar vardır...mehdi türkten ayrılmayacak...türkle hareket edecek..türkten ayrılan helak olacak...bunlar sizden duyduğum ve tüm kalbimle inandığım şeyler...mademki türkten ayrılan helak olacak ve mehdi hz leride türkten ayrılmayacak...türk okulları mehdiye dolaylı yoldan hizmet etmiş olmazmı...türk manyağı olarak yetiştirilen bu insanlar mehdinin etrafında toplanan türk milletiyle beraber ona hizmet etmeyeceklermi...sırf bu yüzden türk okullarını desteklemek gerekmezmi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Felsefem kardeşim merhaba,

      Türkçe olimpiyatları özünde ana sorun değil, Şeriatsızlık - İslamsızlık var ise Mollalara sorulur, işin doğruları ve yanlışları öğrenilir fakat sorun :

      Feto fetodur, sorun bazı savcılarını ve polislerini hükümeti yıkmak için yönlendirmesidir, sonra yok ben yapmadım cüretini göstermesi.. Ama asıl falsoyu - açığı Hükümete yapılan harekatı destekleyerek veriyor..

      Bak değerli dostum sana bir olay anlatayım :

      Benim babam 1. Sınıf hakimdir, emekli olmuştur, Askeri ihtilaller, Siyasi baskılar, Sivil baskılar ve nicelerini gördü..

      Babamla bu konuları konuştum, konuşmamızdan şu sonuç çıktı :

      Savcıların ve polislerin hükümete böyle gizli bir operasyonu ( yıllarca takipler var - Başsavcıya haber vermeden, Bilgi vermeye mecburdur ), yapabilme şansı yoktur, ya Cemaat ve bunun gibi gözü kara örgütler (Sağ - Sol farketmez) yapabilir yerleştirdikleri adamlar ile, ya da CIA veya MOSSAD gibi güçlü istihbarat birimleri yapabilir direk veya taşeronları ile yapabilir - eski derin devlete bakınız..

      Yaşın kaç bilmiyorum ama Türkiye'de neler oldu neler, şimdi biraz hizaya geldi.. O zaman savcılar kılını kıpırdatmadılar..

      Konuyu dağıtmadan, yani burada bir dış müdahale var, kim yok bunu savcılar kendi başlarına yaptılar derse Allah inşallah onları ahirette o savcılar ile haşır eder derim..

      Burada Hükümet uyumuştur, güçsüz kalmıştır vb zaten Türkiye'nin düzelmesi için önünde en az 20 yıl ( Atak Helikopterleri, Altay tankları yeni yapıyor, envantere yeni kattı, keza Akıllı füzeleri, Füze sistemlerini yeni kuruyor, şimdi yazılımları ve ticari sivil araç üretimlerini de yapmaya başladı, bu tarz süreçler uzun sürer) var veya Hz Mehdi (As) kıyam edip Münafık - Kafir - Fasık hakkından gelecek..

      Feto hükümete yapılan operasyona en baştan karşı çıksaydı zaten olay biterdi, çünkü yukarıda da belirttiğim gibi savcılar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir şey yapmamışlardır, bundan sonra yapamayacaklardır.. Kim vurduya karşı çıkmalıydı, bak Türkiye'deki Bediüzaman hzlerinin öğrencileri, tüm tarikler dolaylı ( Gazetelere ilan verdiler) ve dolayısız hükümetin yanında bulundu..

      Amerika'daki Almanya'daki İngiltere'deki savcılar yiyorsa Obama'ya, Merkel'e veya Cameron'a aynı operasyonu yapsınlar bakayım..

      Hee doğru, onların Başkanları ve Başbakanları tertemiz yapmaz, onlarda sistem var di mi, hatta müslümanlara, afrikadaki insanlara zulümleri müslümanlar yapıyor di mi ? Biz sömürüyoruz..

      Onların Başkanları alnı secde görmüyor ama kalpleri temiz doğru..

      Allah inşallah nefis ve hevalarına uyan hainlerin şerlerinden bizi korur..

      Sil
    3. güncel kardeşim yaşım 34...cemaatin en kabuk kısmında zavallı biriyim ...hizmette zerre aktif faaliyetim yok..ama ölümüne cematteyim...bu fitnede cematte kalmamın sebebi imanımı sokakta bulmamış olmam...çünküadı üstünde fitne...fitne demek çoğunluğun imanını yitiracaği olaylar demek...sırf bu sebeb dahi cemaatte kalmama yeter...neden çoğunlukta olayımki...bana bir fitne söyleki çoğunluk düşmemiş olsun...azınlıktaki hak guruhda fire vermeden çıkmış olsun...bak mademki muhidiin arabi konuştuk ordan örnek vereyim...imamı rabbani ve bediüzzaman bu fitneden seni aldı götürdü...peki ya arabinin zamanında yaşamış olsaydın...ne yapardın hiç düşündünmü...aynı soruyu ben kendime sordum...la mevcudade illallah diyen adamı ayağımın altına alırdım kesin...sonra düşündüm bufitneden bediüzzaman yada rabbani olmadan nasıl çıkardım diye...1- mala mülke bakardım heralde...zira tağutların en büyük hasleti malmülktür..gariban tağutmu olur...nerde görülmüş...zira günümüzden geçmişe bakarsak bütün tağutlar servet sahibi olmuşlar...fitne zamanı servet sahibi olmayan adama tağut demezdim...bakardım ibni arabiye malı mülkü varmı diye...yoksa muhyiddin arabi 1-0 önde....2-diline bakardım nefretmi var merhametmi diye...tağutlar nefret dili konuşur...hangi tağut konuşmamışki...bakardım muhyiddin arabiye..nefret dili varmıdiye..bakardımki yok...oldumu sana muhyiddin arabi 2-0 önde...sonra bakardım bu adamın yanındaki adamlara onlarda bu iki pis haslet varmı diye..zira tağutun yanında olanlar tağut gibi olur..bakardım muhyiddin arabiye yanındakiler nasıl...bakardımki yanındakilerde aynı hem gariban hem merhametli...oldumu sana 3-0 derdimki bu işin içinde bir iş var bu fitnedir...ben düşmeyeyim der 3-0 galip muhyiddin arabiyi severdim...kurtulurdum...şimdi bakıyorum duruma...gülenin malı mülkü yok...adama malını beyan et diyorlar... adam diyor YOK...[saklaması mümkünmü bu devirde] hangi tağut saklayabilmiş...oldumu sana 1-0 bakıyorum tayyibe zaten malum...bakıyorum diline gülen diyor hüsnüzan hüsnüzan hüsnüzan ...hüsnüzana yol bulamadıysanızallaha havale edin diyor...tayyibe bakıyorum...nefret dili...haşhaşi hadin düzanbaz vs.vs.vs. [hepsini yazmıyım ayıb olur..sonra fikirlerimi değilde uslubumü eleştirirsiniz]oldumu sana 2-0..sonra yanındakilere bakıyorum..yazmama gerek varmı...oldumu sana 3-0...yok arkadaş bize 3-0 yetmez...siyaset gibi başı sonu olmayan girenin bozulduğu iki yüzlülüğün kankilik olduğu muğlak içinde binbir dümenikenin döndüğü adi meşrebdende ıspatla durumu 4-0 yap diyorsanız hay hay yapalım kardeş...

      Sil
    4. babanla o kadar istişare etmişsinde hiç sordunmu ya baba bu işte iranlıların durumu nedir diye...ben söyleyeyim ..el muharebat mossadın ve cia nın desteğiyle[kankadır kendileri bu ayrı bir konu bkz isfahan yahudileri] bizim akp akli melaikelerini yitirmiş goygoycuları[bu erbakanın tabiri] kafaya almışlar ...yedirmişler içirmişler kanki olmuşlar...[reza sarraf el muherabat ajanıdır] neyse demişler gel amerikanın kuyruğuna basalım...olur demişler.başlamışlar el altından rüşvetli avantalı ticaretlerine..amerika göstermelik uyarmış..kuyruğuma basıryorsunuz haa basmayın yaptırım yaparım...bizimkiler büsbütün havaya girmiş kafire bu müstehaktır diye..bilmemişlerki cıa mossad kayıtta...bizim akp geç ayıkmış durumu...anladıklarındada artık iş işten geçmiş...iranlıların kucağına oturan akpye başlamışlar şantaja...şart 1 pkk ya dokunma...şart 2 cemaati devlette bitir...şart 3 ergenkonu serbest burak ...3-5-6-7 gidiyo....evvela bir gözdağı..[17 aralık] olayları biliyorsunuz...17 aralık devlete sızmış ergenekoncu ve iran ajanlarının işidir...ha birde cemaatin giremeyeceği tek ülkede irandır...neyse gelelim cemaat akp kavgasına...akp ye şantajla emredilen cemaati devletten at olayında akp şöyle bir içtihat geliştirir...[işte fitnenin merkezi]türkiye cumhuriyeti devleti
      iktidarı müslümanların elinde bulunmalıdır...bu islam için ülke için ülke için zarurettir...mecburidir...aksi düşünülemez...cemaatte bu uğurda HARCANILABİLİR...[aynı şeyleri kerbelada yezid muaviyeye söyletmedimi ehli beyt için] cemaatte şöyle bir ictihat geliştirdi[hayır bu hizmet çok iş yapıyor hatta dünyanı geleceği buna bağlıdır..hizmet bu uğurda harcanamaz hiçbir uğurda harcanamaz...gerekirse siz iktidardan vazgeçmelisiniz...ama hizmetiHARCAYAMAZSINIZ..[bunuda kerbelada ehli beyt ve hz hüseyin efendimiz söylemedimi] ....işte kavga bu...güncel ve diğer arkadaşlar...eksik safların tarafların kişilerin ve zümrelerin olduğu parayonalarınızı bir gözden geçirin...işin içine kediyide koyun ciğeride...sonra adama sorarlar...KEDİ BÜRDAYSA CİĞER NERDE YOK EĞER CİĞER BURDAYSA KEDİ NERDE...

      Sil
  42. kardeş okullar bir tarafa tartışması ayrı fakat arkadaşlar bu halkın %50 sinin kendisini muhafazakar addedenlerin ise %90 ının oy verdiği insanı sırtından vurmak istediler
    bu konuda yardımcı olarakda bu ülkede yazıyı osmanlıyı mecelle yi yasaklayan chp ile birlik oldular
    hoca siyaseti kaybetti bakalım dönüş yapabilecekmi batacakmı
    başbakanın cumhurbaşkanı seçilmesiyle şu anda kısılan himmetler git gide azalacak ve çöküş başlayacak bunun için başbakanı cumhurbaşkanı seçtirmemek için her imkanla muhalefetin yanında yer alınacak
    peki muhalefet hocayı severmi hayır
    chp düşmanımın düşmanı dostumdur dusturu ile hareket eriyor fakat hocayıda sevmezler
    bir tek bbp belki
    mehdi ye gelinceye kadar neler olur bakalım onunla alakalı bir kaç şey yapıştırayım
    - Günümüzde “filan kişi mehdidir” veya değildir türünden tartışmalar çok oluyor. Bu konuda neler dersiniz?

    Mehdi, ismi mef’uldur, ism-i fail değildir. Yani “hidayete erdirilen” dir, “hidayete erdiren” değildir.

    Mehdiler iki kısımdır;

    Birincisi, mesela yüz kişinin hidayetine vesile olan kişi bir nevi mehdidir. Ona mehdi denilebilir. Bu neviden çok mehdiler var, her zaman da varlar. Ekmel-ül Ulema Bediüzzaman’ın tabiriyle bunlar Mehdiyyundur.

    Bir de Peygamberimiz(Aleyhissalatu vesselam)’ın haber verdiği Ahirzaman’ın beklenen mehdisi vardır ki üç özelliği olacak:

    1-Tamamıyla hâkimdir, silahı var, askeri var.

    2- Çok zengin ve cömerttir.

    3-Çok âlimdir.
    Mehdî aleyhisselâm geldiğinde, kişi ya Mehdî aleyhisselâmın yahut Deccâl’in askeri olur. Bunun ortası yoktur. Mehdî aleyhisselâma asker olabilmek için de 4 haslet kâfî gelir:

    1. Îsâr hasleti.
    2. Farzları yerine getirmek.
    3. Kebâirden sakınmak.
    4. Az da olsa, zikir.


    -Lenin Deccal mıdır?
    -Riyasetinde hile yapan kim ise, o deccaldır. Bu neviden deccallar çoktur.

    -Kur’an’a abdestsiz dokunulabileceğini savunanlar var, bu konuda ne dersiniz?

    -Bunlar Kur’an’ı tanıyamayanlardır. Herhangi bir beşerin yazdığı kitapla Kur’an arasında fark göremeyenlerdir. 150 sene öncesinden Asr-ı saadete kadar uzanan çizgide hiçbir kitapta böyle bir şey dendiğini bilmiyoruz.

    -Faizden alınan bir para talebeye burs verilebilir mi?

    -Verilebilir, ama mukabilinde sevap beklenilmez. Bu haram paranın telef edilmesi farz. Yakılabileceği gibi, mukabilinde bir sevap beklememek şartıyla şahsa, camiye, yüznumaraya da verilebilir. Şayet talebeye veya bir fakire verildiğinde alan kişi “Allah razı olsun” dediğinde veren “âmin” derse kâfir olur. Buna çok dikkat etmek lazım.






    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamun Aleykum,evimde net olmadığı için cevabları ancak gündüz işyerimden vermeye çalışacağım.Kardeş,Muhiddin i Arabiyi,Bediuzzamanı,İmamı Rabbaniyi ve diğer evliyaları vahhabi kafalara ayetlerle kabul ettirmek yerine direk onların sözlerini delil getirmişsin anladığım kadarıyla,önce ayetlerle Allah dostlarının yani evliyaların olduğunu ispatlamamız gerekir.
      Vehhabi=Selefi gibi akımlar Allahu Teala’nın dostunun olamayacağı, Allah’ın bütün müminlerin dostu olduğunu, bir kimsenin “Allah dostu, evliyaullah, veliyullah” gibi vasıflarla anılamayacağını iddia ederler.Eğer iman edenler arasında inanç ve maneviyat bakımından fark bulunmayacak olsaydı onlar sahabeler olur, hepsi Resulüllah’ın huzurunda olduğu için eşit olurlardı.
      DOSTLUK İKİYE AYRILIR
      Allah’u Teala’nın kulları ile olan dostluğu ikiye ayrılır. 1- Hususi dostluk 2- Umumi Dostluk

      1- UMUMİ DOSTLUK
      Bu dostluk bütün iman edenleri kapsamaktadır. Kur’an-ı kerimde bir çok ayeti kerimede bu dostluktan behsedilmektedir.. Onlardan bazıları şöyledir:

      “…Allah iman edenlerin dostudur….” (Bakara 257)

      “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.” (Maide 55)

      Bunlar ve benzeri ayetlerde müminlerin Allahu Teala’nın dostu olduğu vurgulanır. Evet, bütün müminler Allahu Teala’nın dostudur ancak her mü’minin dostlukta derecei ve sevgi seviyesi bir değildir. Ancak bu, bütün herkesin aynı derecede olduğu anlamına gelmez.

      2- HUSUSİ DOSTLUK
      Mesela peygamberlerden Hazreti İbrahim Aleyhisselam Halilullah makamına layık görülmüştür.
      “… Allah İbrahim’i (Halil) dost edindi.” (Nisa 125)

      Halil kelimesi “veli” kelimesine nazaran daha büyük ve derin manalar içermektedir. İbrahim Aleyhissam’a has bir makamdır. Dolayısıyla Peygamberler arasında bile sevgi ve teslimiyet bakımından Allahu Teala’ya yakınlık farkı vardır.

      Müminlerin farkına gelince mesela Enfal Ssuresindeki şu ayet bu konuda delildir:
      “Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”(Enfal 2)
      Ayeti kerimde Allahu Teala’nın anıldığı zaman kalpleri ürperen, titreyen mü’minlerden bahsedilmektedir. Sizinde kendinizden kıyas yapacağınız üzere bu herkeste bulunmayan bir makamdır ancak ayeti kerimeye göre bu dereceyi elde edenlerin olduğu bir makamdır.

      Demek ki Allahu Teala’nın ayetleri veya adı anıldığı zaman kalpleri ürperen, titreyen, inanç kuvveti bakımından derecesi artan müminler vardır. Ve bu mü’minler derece olarak çok üstündürler… Buradan anlaşılıyor ki her mü’min inanç kuvveti ve maneviyat bakımından bir değildir.
      Peki, mü’minler arasında Allahu Teala’ya yakınlık bakımından fark var mıdır?

      Sil
    2. SADIKLARDAN AYRILMAYIN
      Allah’ın hususi dostlarına delil teşkil eden başka bir ayeti kerime şudur:
      “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe 119)

      Allahu Teala, iman eden kullarına “sadıklarla” beraber olmalarını emrediyor. Yani hepiniz sadıklarsınız demiyor, sadıklardan ayrılmayın buyuruyor. O halde her iman eden kişi sadıklardan değildir ve “sadık” olmak Allahu Teala katında, Müslümanlara kendisiyle beraber olunmasını emredeceği kadar önemli bir makamdır. Peki, Allahu Teala’nın onlarla beraber olmamızı istediği “sadıklar” kimlerdir.
      Sadık, Allahu Teala’nın emirlerine sarılmakta ve nehiylerinden kaçınmakta samimi, halis bir niyet taşımak ve dosdoğru olmak, Allah’a ve Resulüne kayıtsız, şartsız itaat etmek ile Allah’a ve Resulüne dost olan demektir.

      Hazreti Ebubekir Radıyallahu anh da bu vasıfların kendisinde fazlaca toplanması nedeniyle Peygamberimiz tarafından “Sıddık” künyesi ile künyelenmiştir. Sıddık kelimesi de “sadık” kelimesinin ziyadesiyle ifade edilmiş halidir.…
      Demek ki “Sadık” makamına ulaşan insanlar, “Sıddık” olan Hazreti Ebubekir’in makamından bir pay sahibidir. Ve bir bağlantı vardır. Bu bağlantı da imanın derecesinden kaynaklanmaktadır.
      İşte bu kimseler Allah dostlarıdır… Allahu Teala’ya olan yakınlıkları sebebiyle “SADIK” kimseler olarak nitelendirilmişlerdir.
      ONLAR HAKKIYLA KORKAR ve SAKINIRLAR
      Allahu Teala Bakara 257’de “Allah iman eden dostudur” ifadesiyle umumi dostluğunu açıkladıktan sonra hususi dostlarını beyan etmek üzere Yunus Suresinde buyuruyor ki:
      “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.” (Yunus 62, 63, 64)

      Görüldüğü üzere bu ayetlerde de Allah’ın dostlarından bahsediliyor ancak “iman” ile birlikte “takva” ifadesi de kullanılıyor. Ve onlara korku olmayacağının, üzülmeyeceklerinin ilahi bir garantisi veriliyor.

      Dolayısıyla bütün bu ayetlerden anlaşılıyor ki, Allahu Teala kendisine iman eden kulları umumi olarak bir dostluk vermiş ise de kendisinden hakkıyla sakınan, amel ve ibadette, zikir ve tefekkürde O’nun rızasını ve sevgisini kazananlara da hususi dostluk vermiştir.

      Tefsir-i Kebir’de bu konu şöyle açıklanmaktadır:
      “Veli”nin kim olduğu meselesini, hem Kur’ân, hem hadis, hem eser, hem de akıl gösterir. Bunun Kur’ân’dan delili,Hak Teâlâ’nın bu ayetteki
      “Onlar iman edip, takvaya ermiş olanlardır” beyanıdır. ‘İman etmek” kelimesi nazarî kuvvetin {tefekkür kuvvetinin) mükemmelliğine, “takvaya ermek” tabiri de amelî kuvvetin mükemmelliğine işarettir. Burada bir başka husus da, imanın, itikad ve amelin toplamına hamledilmesidir. Sonra biz “velî”yi, bütün bu hususlarda ittikâ sahibi olarak tavsif ederiz.

      Takva, ilim hududunda olur ve o hududu aşar. Çünkü Allah’ın celâli, beşer aklının ihata edip kavrayamayacağı derecede yücedir. Binâenaleyh sıddîk, Allah Teâlâ’yı, celâl sıfatlarından bir sıfatla tavsif ettiğinde, Allah’ın kemâl ve celâlinin, kendisinin bildiğine münhasır olmasından tenzih eder. Yine o, Allah’a ibadet ettiğinde Allah’ı, böylesi bir hizmet ve ibadete layık olmaktan tenzih eder. (Yani O’nun pek çok mükemmel tarzda yapılacak ibadetlere müstahak olduğunu düşünür.) Böylece o kimsenin devamlı olarak havf ve takva makamında olmuş olduğu sâbıt olur.

      Sil
    3. İştikak ilminde, vâv, lâm ve yâ harflerinin terkiblerinin yakınlık manasına delâlet ettiği ortadadır. Dolayısıyla, herşeyin “velî”si, O’na yakın olan demektir. Allah’a mekân ve cihet bakımından yakın olmak imkânsızdır. O halde ona yaklaşmak, ancak insanın kalbi, Hak Teâlâ’yı bilmenin nuruna garkolduğunda olur. Bu kimse, baktığında, Allah’ın kudretinin delillerini görür; dinlediğinde Allah’ın ayetlerini dinler; konuştuğunda, Allah’ı sena eder; hareket ettiğinde, Allah’a kulluk ve hizmet için hareket eder, çalışıp çabaladığında, Allah’a taat için çalışıp çabalar. İşte bu şekilde de, Allah’a son derece yaklaşmış olur. İşte bu şahıs, Allah’ın velîsidir. İnsan böyle olduğunda, Allah da onun dostu ve velîsi olur. Nitekim Hak Teâlâ, “Allah imârı edenlerin velîsi (yardımcısı)dır. Onları karanlıklardan nura çıkarır” (Bakara 257) buyurmuştur. Durumun da böyle olması gerekir. Çünkü yakınlık, ancak iki taraflı olur.

      GÖRÜLDÜKLERİ ZAMAN ALLAH HATIRLANIR
      Peygamber Efendimiz S.A.V de Allah c.c dostlarını tarif ederken şöyle buyurmuşlar:
      “Evliyaullah o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” (Nesai, es- Sünenü’l Kübrai Tefsir:180, No:11235, 6/362; Taberi, Cami’ul Beyan, No: 17723, 24, 25, 26, 6/575; Hakim-i Tirmizi, Nevadir’ul-usül, sh: 140; Haysemi, Mecma’uz-zevahid,10/78)

      Evliyanın görülmesinde Allah’ı hatırlatan husus giydikleri cübbe ve sarık veya beyaz sakalları değildir. Onların görülmesiyle Allah’ın hatırlanıyor olması ruhani olgunlukları ve üzerlerindeki tecellinin eserindendir. Yoksa cübbe sarık takan milyonlarca kişi vardır. Ancak hepsinde aynı duygu yaşanmamaktadır.
      ALLAH DOSTU (VELİ) NASIL OLUNUR?
      Velinin çoğulu olan evliya, Allah dostu demektir. Peygamberler ruhlar âleminde İlâhi seçimle belirlendiğinden hiç kimse çalışarak peygamber olamaz ama evliyalık kapısı herkese açıktır. Bu nedenle nefsini aşıp seyr-i sülük eden (mânevî yolda ilerleyen) herkes evliya olabilir. Ancak evliya olmak, evliya anılarını ve kerâmetlerini dinlemek gibi hoş ve kolay değildir.

      Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:
      “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran 31)
      Öncelikle Allah’a dost olmanın yolu, Peygambere itaat ve ittibadan geçer.
      ALLAH DOSTLARI NİYETİ OKUYABİLİR, GAYBI BİLEBİLİR Mİ?
      Bu konularda elbette çok anlatılan kıssalar ve yaşanan kerametler vardır. Kerametin canlı şahitleri bu hususu daha iyi anlamaktadırlar. Ve lakin bizlerin bu konudaki itikadı şöyle olmalıdır: “Allahu Teala dilediği şeyi, dilediği kuluna, dilediği zaman bildirir”
      Bu konudaki düşüncelerde aşırıya kaçmak itikadı olumsuz yönde etkileyebilir. Kaldı ki, bir Müslümanın Allah dostundan istifade etmesi bu yönden değil, manevi yöndendir. En başta da dediğimiz gibi önemli olan Allah dostlarının yaşantılarını örnek almak, manevi terbiyelerinde yetişmeye çalışmaktır.

      KERAMET GÖSTERMEK ZORUNDALAR MI?
      Bir Peygamber risaletini ispat etmek için mucize göstermek mecburiyetindedir. Allah dostları ise keramet göstermek zorunda değillerdir. Kaldı ki yukarıda da belirttiğimiz gibi onlar keramet göstermekten son derece sakınırlar.

      Onların kerametleri, tabi oldukları Peygamberlerin mucizesi ve bereketiyledir.

      Keramet haktır.

      Bu konu daha uzun ama okuyanın sıkılmaması için bu kadar ayetlerle yeterli.
      Peki evliyaların keşif ve kerametlerinin olduğunu nasıl ispat edeceğiz,zira Muhiddin i Arabideki vahdeti vucüd meselesi keşifle alakalı bir haldir, bu bahsede keşif ve kerametin hak olduğunu açıkladıktan sonra gireriz.

      Sil
    4. Güncel ve ömer kardeşlerim...
      Değerli vaktinizi ve ilminizi harcadığınız konu "ben demiyorum ama şunlar şunlar böyle diyor bunlara verecek cevabınız var mıdır,bakalım biliyor musunuz" 'dur.

      Ehli sünnet dışı tarikat münkiri zümrelerin yükünü siz neden üstlenesiniz.

      Seyyid Sıbgatullah Arvasi (k.s) buyuruyor ki
      "Bir kimse papazla oturup kalksa, aynı kaptan, aynı kaşıkla yese içse, ondan gördüğü zarar, bir münkirden gördüğü zararın yanında hiç kalır."

      Tarikat münkirlerinin iftiralarıyla uğraşmamak gerek.
      Kalbte leke yapar.Devam edilirse kalbi karartır neuzubillah.

      Allah razı olsun.Cumanız mübarek olsun.
      Dua edin bizim için inşallah.

      Sil
    5. VELİLERİN KEŞİF VE KERAMETLERİ
      Velilerin kerametleri ehlisünnet âlimlerine göre caiz, olması mümkündür.
      Herşeyden evvel Allah c.c. a inanmayan kafirlerde ve fasık olan müslümanlarda bile bazı özel haller vermişse ,sihir,büyü,istidraç gibi,
      Allahu Teala neden seçkin kullarına yani dostlarına keşif ve keramet vermesin.
      Çünkü Allah Azze ve Celle ADİLDİR.
      Nisa 58
      Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.


      NAKLİ DELİLİMİZ
      Nakli delilimiz, Süleyman Aleyhisselam’ın vezirine dair gelen ilahi haberdir. Şöyle ki o, (Seba melikesi) Belkıs’ın tahtını uzak mesafeden kısa bir zaman içerisinde getirmiştir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:
      ”Ben, gözünü yumup açmadan önce onu sana getiririm, dedi. Bir de Süleyman (Aleyhisselam) o nu yanında hazır görünce:’Bu Rabbimin lutfundan doğan bir şeydir”… dedi”(Neml 40)

      Ayette geçen hadise Süleyman (Aleyhisselam) ın, Belkıs’ın tahtını kimin daha çabuk getireceği sorusu ile başlamıştır. Kuranda geçen anlatımıyla bir cin ”Ben makamınızdan kalkmadan getiririm” dedi. Süleyman (Aleyhisselam) ise sabah oturduğu makamından devlet işlerini halledip öğlene dopru kalkardı. Bunun geç olacağını düşünerek kabul etmedi.
      Yine Kuran’da buyrulduğu üzere ‘onlardan ilim sahibi Ben, gözünü yumup açmadan önce onu sana getiririm.” dedi. Kuran’da geçen bu ilim sahibi ise Süleyman (Aleyhisselam)’ın kâtibi idi.
      Peygamber, cin, melek olmayan ancak Allah’ın salih bir kulu olan bir insandan meydana gelen bu hal bir keramettir.

      Sil
    6. HAZRETİ MERYEM
      “Zekeriyya (Aleyhisselam) Meryem’in yanında yazın kış, kışın ise yaz meyveleri görürdü. (A.İmran 37)
      Meryem annemiz bir Peygamber değildi. Yaşadıkları mucize olamayacağına göre bir kerametti…

      NASIL DUYMUŞTU?
      Yine Nihavend’de bulunan, Hazreti Ömer’in hicretin 23. yılında ordu kumandanı tayin ederek İran’a gönderdiği Sariye Medinede ki halife Ömer (Radıyallahu anh)’ın ”Ey Sariye, dağa dikkat et, dağa!” tarzındaki sözünü işitmiştir. Halbuki ikisi arasında beş yüz fersahtan fazla mesafe bulunuyordu.

      Bu hadisede ise, sahabeler Hazreti Ömer’in hutbe esnasında neden böyle bir şey söylediğine bir mana verememişlerdir. Savaştan dönen Sariye (Radıyallahu anh)’a sorduklarında işin hakikati anlaşılmıştır. Savaş esnasında düşman bir dağın arkasında pusuya yatmıştır. Sahabelerin ise haberi yoktur. Sariye (Radıyallahu anh) Hazreti Ömer’in ”Dağa dikkat et!” sözünü işittiğini ve arkadan düşmana darbe vurarak savaşı kazandıklarını anlatmıştır.

      Yine Hazreti Ömer’in mektubunun atılması suretiyle Nil nehri’nin taşması. Hazreti Halid’in zehir içmesi ve bundan zarar görememsi gibi hadiseler bize bu konuda delil teşkil etmektedir.

      Kerametin mucize ile karıştırılmaması gerekmektedir. Çünkü mucize, nübüvvet iddiasıyla beraber bulunur, halbuki veli bunu iddia edecek olsa anında kafir olur ve keramete layık olma vasfından sıyrılır.Bilakis veli, peygamber aleyhisellama bağlı olduğunu ikrar eder.

      Sil
    7. Aslında velinin gösterdiği her keramet, bağlı olduğu peygamberin bir mucizesi sayılır. Çünkü veli, peygamberine bağlılığından bu hasleti elde etmiştir.

      Bu yazılanlar kerametin vuku bulmasında bir engelin olmadığını anlamamız içindir.
      Allah, düşmanı olan şeytana bile bin türlü harikuladelik veriyor ise dostuna neden vermesin? Sırlarını neden açmasın? Sıkıştığı zaman neden yardım etmesin?

      Sil
    8. Türkeş kardeş sağol Allah razı olsun ikazın için cumanız mübarek olsun,lakin
      amacımız burda ben daha iyi biliyorumdan ziyade temiz ve pak olan Ehli sünnet itikadının haklılığını ve üstünlüğünü siteyi takip eden, Muhiddini Arabi konusunu merak eden kardeşlerimize bir nevi hizmet edeceğimizi düşünerek ehli sünnet sitelerden alıntı yaparak açıklamaya çalıştım,niyetim buydu,
      Onun için son olarak dinimiz islam sitesi bu meseleyi açıklamış ve felsefem nikli kardeşin yazdıklarıda bize bir cevap hakkı doğurmuş bu son naklide yapıp konuyu kapatıyorum

      Sil
    9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    11. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
      (Büyüklerimizin beğendiği, büyük bildiği Muhyiddin-i Arabinin, birçok sözlerinin ehl-i sünnete uymaması, şaşılacak şeydir. Hataları keşfinde, kalbde doğan bilgilerde olduğu için, ictihaddaki hatalar gibi bir şey söylenemez. Onu büyük bilir ve severim. Ehl-i sünnete uymayan yazılarını yanlış ve zararlı bilirim.

      [Bu ifadeler, Füsûsul-Hikem’deki, Ehli sünnete aykırı yazıları ve keşifleri içindir. Nasıl müctehid ictihadında hata ederse, sorumlu olmuyorsa, evliya keşfinde hata ederse sorumlu olmuyor. Ancak bu yanlış keşfe uyanlar sorumlu oluyor. Hiçbir müslüman da İbni Arabi hazretlerinin yanlış keşiflerine uymaz.]

      Onun hakkında konuşanlardan bir kısmı haddi aşıyor, bir kısmı büsbütün mahrum kalıyor. Evliyanın büyüklerinden olan Muhyiddin-i Arabi hazretleri, keşiflerindeki hatalardan dolayı büsbütün reddedilemez. Onun vahdet-i vücud bilgisi, görünüşte, ehl-i sünnet itikadına uymuyor ise de, uydurulması kolaydır. Aradaki farkın, yalnız sözde ve kelimelerde olduğunu gösterdim.) [m.266]

      (Kıyas ve ictihad, dinin 4 temelinden biridir. Evliyanın ilhamları böyle değildir. Bunlara uymaya emrolunmadık. İlham, yalnız sahibi için delildir, başkaları için senet değildir. Tasavvufçuların, ehl-i sünnete uygun olmayan sözlerine uyulmaz. Fakat, onlara iyi gözle bakarak dil uzatmamalı, şuursuz sözlerinden saymalıdır!) [m.272]

      (Şeyh-i ekberi [yani İbni Arabiyi] caiz olmayan bazı bilgileri ile, yine makbuller arasında görüyorum. Evliya arasında bulunuyor. Onu reddeden, beğenmeyen tehlikededir.) [c.3, m.77]

      İmam-ı Süyuti hazretleri Tenbih-ul-gabi kitabında İbni Arabi hazretlerinin büyüklüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

      Ebüssüud efendi hazretleri de ona dil uzatılamayacağına dair fetva vermiştir.

      Abdülgani Nablüsi hazretleri, İbni Arabi gibi büyük bir evliyaya dil uzatanın cahil ve gafil olduğunu, bunların başında İbni Teymiye’nin geldiğini bildirmektedir. (Hadika)

      Ehl-i sünnet âlimleri, vehhabilerin ortaya çıkacaklarını, keramet olarak bilmişler, bunlara, yıllarca önce cevaplar yazmışlardır. Bu âlimlerin başında, Muhyiddin-i Arabi ve Sadreddin-i Konevi ve Celaleddin-i Rumi ve Seyyid Ahmed Bedevi ve imam-ı Rabbani hazretleri gibi Veliler bulunmaktadır.

      Vehhabiler, işte bunun için, bu evliya zatlara dil uzatıyorlar. İmam-ı Rabbani hazretleri, Hazret-i Mehdi gelince Medine’deki [vehhabi] âlimi öldüreceğini bildiriyor. Vehhabiler İmam-ı Rabbaniyi bu yüzden tenkit ederler.

      İbni Arabi hazretleri, Vehhabilerin Arabistan’da türeyeceğini ve bozuk yolda olacaklarını haber verdiği için, Vehhabiler onu asla sevmez,Ehli sünnet gençler bu bozuk itikadlara itibar etmemelidirler

      Sil
    12. Ömer kardeşim Allah razı olsun.
      Nefsim adına,bir muhibban olarak Şeyhi Ekber,İmamı Rabbani gibi (k.s.a ecmain) evliya hallerinden sohbet edemiyoruz.
      Bu iş bir binanın en alt katında duran bir adamın evin damına çıkmış bir adamın halini, onun gördüklerini en alt kattan açıklamaya benzer biraz.
      Biz onlardan sadr olan sırları (kelamı kibarları), onların hallerine vakıf olamadığımız için hakkı ile anlayamıyoruz malesef.
      Hal ehli halinden konuşur.
      Ve İbni arabi gibi Hallacı mansur (ksa ecmain) gibi Ehlullahın halleri ne kadar delil getirilirse getirilsin avama yeterince aktarılamaz.Çünkü bu haller ancak marifet ile bilinebilir.
      Malesef satır ilmi ile değil, sadr ilmi gerekir bu iş için.
      Bu ilm de ancak seyri süluk neticesinde elde edilir.

      Sil
    13. Türker kardeşim merhaba,

      Dediğin gibi genelde bu tarz tartışmaların içersine girmemek lazım, fakat ara ara da Allah için abartmadan cevap vermek lazım..

      O ahmaklar ( kusura bakmasınlar öyleler ) çata çata Ehli Sünnet Vel Cemaat Alimlerine ve Allah dostlarına - Mürşidi Kâmillere ( ki onlarında çoğu zahiri ilimde bilirler ) çatıyorlar, cevap vermek kolay oluyordu..

      Tabi edeple.. Sert yapması gerekende sert yapıyordu..

      Bu Ahmakların bilmedikleri konu Ehli Sünnetin ilk kaynağı Kuran'ı Kerimdir, sonra o konuları detaylı anlatan ve açıklayan sünnetler, icma sonra kıyastır, yani ilk kaynak mukaddes kitaptır o yüzden ayetleri bulmak kolay oluyor..

      Adamların bloklama sebebi ise cevaplar çok açık olduğu için tezgahlarının ortaya çıkması..

      Küfür ve saygısızlık gibi şeyler yapmıyorduk..

      Dediğin gibi gene fazla muhattap olmamak lazım..

      Seyr-u Sülük konusuna kesinlikle katılıyorum..

      Sil
  43. Selamun aleyküm. Hayırlı cumalar.
    Paylaşımlar için Allah razı olsun. Münkirlerle konuşmamak daha iyidir aynen itikadlarında çok ısrar ederler ayrıyeten hidayet Allah'tandır.
    Kendi kendilerine ve ne yazıkki onlara uyanlara zarar veriyorlar.

    Alttaki linkte bir kaç yazı yazdım, sizden yorum bekliyorum.http://gaybihaberleri.blogspot.com.tr/2014/05/israilin-74-yillik-omru.html

    Allah razı olsun vesselam

    YanıtlaSil
  44. güncel kardeşim yaşım 34...cemaatin en kabuk kısmında zavallı biriyim ...hizmette zerre aktif faaliyetim yok..ama ölümüne cematteyim...bu fitnede cematte kalmamın sebebi imanımı sokakta bulmamış olmam...çünküadı üstünde fitne...fitne demek çoğunluğun imanını yitiracaği olaylar demek...sırf bu sebeb dahi cemaatte kalmama yeter...neden çoğunlukta olayımki...bana bir fitne söyleki çoğunluk düşmemiş olsun...azınlıktaki hak guruhda fire vermeden çıkmış olsun...bak mademki muhidiin arabi konuştuk ordan örnek vereyim...imamı rabbani ve bediüzzaman bu fitneden seni aldı götürdü...peki ya arabinin zamanında yaşamış olsaydın...ne yapardın hiç düşündünmü...aynı soruyu ben kendime sordum...la mevcudade illallah diyen adamı ayağımın altına alırdım kesin...sonra düşündüm bufitneden bediüzzaman yada rabbani olmadan nasıl çıkardım diye...1- mala mülke bakardım heralde...zira tağutların en büyük hasleti malmülktür..gariban tağutmu olur...nerde görülmüş...zira günümüzden geçmişe bakarsak bütün tağutlar servet sahibi olmuşlar...fitne zamanı servet sahibi olmayan adama tağut demezdim...bakardım ibni arabiye malı mülkü varmı diye...yoksa muhyiddin arabi 1-0 önde....2-diline bakardım nefretmi var merhametmi diye...tağutlar nefret dili konuşur...hangi tağut konuşmamışki...bakardım muhyiddin arabiye..nefret dili varmıdiye..bakardımki yok...oldumu sana muhyiddin arabi 2-0 önde...sonra bakardım bu adamın yanındaki adamlara onlarda bu iki pis haslet varmı diye..zira tağutun yanında olanlar tağut gibi olur..bakardım muhyiddin arabiye yanındakiler nasıl...bakardımki yanındakilerde aynı hem gariban hem merhametli...oldumu sana 3-0 derdimki bu işin içinde bir iş var bu fitnedir...ben düşmeyeyim der 3-0 galip muhyiddin arabiyi severdim...kurtulurdum...şimdi bakıyorum duruma...gülenin malı mülkü yok...adama malını beyan et diyorlar... adam diyor YOK...[saklaması mümkünmü bu devirde] hangi tağut saklayabilmiş...oldumu sana 1-0 bakıyorum tayyibe zaten malum...bakıyorum diline gülen diyor hüsnüzan hüsnüzan hüsnüzan ...hüsnüzana yol bulamadıysanızallaha havale edin diyor...tayyibe bakıyorum...nefret dili...haşhaşi hadin düzanbaz vs.vs.vs. [hepsini yazmıyım ayıb olur..sonra fikirlerimi değilde uslubumü eleştirirsiniz]oldumu sana 2-0..sonra yanındakilere bakıyorum..yazmama gerek varmı...oldumu sana 3-0...yok arkadaş bize 3-0 yetmez...siyaset gibi başı sonu olmayan girenin bozulduğu iki yüzlülüğün kankilik olduğu muğlak içinde binbir dümenikenin döndüğü adi meşrebdende ıspatla durumu 4-0 yap diyorsanız hay hay yapalım kardeş...

    YanıtlaSil
  45. babanla o kadar istişare etmişsinde hiç sordunmu ya baba bu işte iranlıların durumu nedir diye...ben söyleyeyim ..el muharebat mossadın ve cia nın desteğiyle[kankadır kendileri bu ayrı bir konu bkz isfahan yahudileri] bizim akp akli melaikelerini yitirmiş goygoycuları[bu erbakanın tabiri] kafaya almışlar ...yedirmişler içirmişler kanki olmuşlar...[reza sarraf el muherabat ajanıdır] neyse demişler gel amerikanın kuyruğuna basalım...olur demişler.başlamışlar el altından rüşvetli avantalı ticaretlerine..amerika göstermelik uyarmış..kuyruğuma basıryorsunuz haa basmayın yaptırım yaparım...bizimkiler büsbütün havaya girmiş kafire bu müstehaktır diye..bilmemişlerki cıa mossad kayıtta...bizim akp geç ayıkmış durumu...anladıklarındada artık iş işten geçmiş...iranlıların kucağına oturan akpye başlamışlar şantaja...şart 1 pkk ya dokunma...şart 2 cemaati devlette bitir...şart 3 ergenkonu serbest burak ...3-5-6-7 gidiyo....evvela bir gözdağı..[17 aralık] olayları biliyorsunuz...17 aralık devlete sızmış ergenekoncu ve iran ajanlarının işidir...ha birde cemaatin giremeyeceği tek ülkede irandır...neyse gelelim cemaat akp kavgasına...akp ye şantajla emredilen cemaati devletten at olayında akp şöyle bir içtihat geliştirir...[işte fitnenin merkezi]türkiye cumhuriyeti devleti
    iktidarı müslümanların elinde bulunmalıdır...bu islam için ülke için ülke için zarurettir...mecburidir...aksi düşünülemez...cemaatte bu uğurda HARCANILABİLİR...[aynı şeyleri kerbelada yezid muaviyeye söyletmedimi ehli beyt için] cemaatte şöyle bir ictihat geliştirdi[hayır bu hizmet çok iş yapıyor hatta dünyanı geleceği buna bağlıdır..hizmet bu uğurda harcanamaz hiçbir uğurda harcanamaz...gerekirse siz iktidardan vazgeçmelisiniz...ama hizmetiHARCAYAMAZSINIZ..[bunuda kerbelada ehli beyt ve hz hüseyin efendimiz söylemedimi] ....işte kavga bu...güncel ve diğer arkadaşlar...eksik safların tarafların kişilerin ve zümrelerin olduğu parayonalarınızı bir gözden geçirin...işin içine kediyide koyun ciğeride...sonra adama sorarlar...KEDİ BÜRDAYSA CİĞER NERDE YOK EĞER CİĞER BURDAYSA KEDİ NERDE...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Değerli kardeşim Felsefem, dostum,

      Benim yaşımda 38, Özal dönemlerini, Çiller dönemlerinide ve sonrasınıda iyi hatırlarım..

      Benim sana sorum basit, baya şey yazmışsın (Satırlı yazarsan sevinirim), hepsinide tek tek okudum, yukarıda dediğim gibi sorun kimin gizliden ne yaptığı değil, açıktan ne yapılıyor ona bakıyoruz..

      Madem bunu başka dış güçler yapıyor, Feto neden karşı çıkmıyor ve neden bu harekat kim vurdu harekatı demiyor ?

      Dershane olaylarında ve 17 - 21 Aralık Darbelerinde ileri gelen tüm Cemaatlerde dediğim gibi hükümetin yanındaydı, bu cemaatlerin içinde çok büyük Allah dostları ve Alimler var, taktir edersin ki bu insanlar Kur'an ve Sünneti ve bu iki ipe tabi olanların içtihatlarını çok iyi bilmektedirler..

      Muhyiddin Arabi hzleri hiç bir zaman bana imtihan olamaz, bu mübarek kendi haline göre Kur'an ve Sünnetten başka birşey söylemiyor, Mübareğin her bir sözüne onlarca delil sadece ayet var.. Hadis, Icma ve Kıyaslar hariç..

      Şuan ki kısmi Kur'an ve Sünnet bilgilerim olmazsa eğer bana imtihan olabilir ama o zamanda herkes, her devirde bana imtihan olabilir.. Çok şükür İmtihanlarımın çoğunu, Kur'an, Sünnet ve Himmetle atlatmışımdır..

      Golleri benim ve tüm dünyalarda Kur'an ve Sünnet atar, Allah dostları - Özellikle Mürşidi Kamiler ve Ehli Sünnet Alimleri atar.. Onların Şevkatlerininde, hiddetlerininde altında yatan çoğu gerçeği Kur'an ve Sünnet sayesinde görebilmişimdir..

      Değerli dostum, bu arada konu dışı, Menzile gittiğinide - bağlandığınıda söylemiştin, neden Seyr-u Sülükünü tamamlamadan ayrıldın ?

      Sil
  46. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  47. değerli kardeşim güncel evvela olayın gizlisi saklısı kalmadı kardeş..herşey ortada..olayları yakından takib etmiyorsun heralde...bir yazarın yazısıyla altta iran meselesini kopyalıyorum...demişsinki neden karşı çıkmıyor fettullah gülen...kardeş iş geri dönülemeyecek noktaya geldiğinde biz açıkaçık söyledik ..bu hükümet gitsin diye...yine diyoruz git kardeşim...diye...bu ictihat meselesi..yaniok yaydan çıktı...hadi elalem bilmiyor...mehdi kaimi bekleyen siz bu hükümetin gideceğini bal gibi biliyorsunuz..bizde diyoruz bir an evvel git...yoksa iş dahada kötüye gidecek..gidiyorda...ictihatları tekrar yazıyorum...kuran ve sünnete göre yorumunu sen yaparsın kolaysa...akp nin ictihadı şu...ben bu ülke için çokşey yaptım ben bu ülkenin geleceğiyim. ben olmassam memleket batar..hem islamın hem ülkenin hemde müslümanların geleceği için benim ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmam icab eder dolayısıyle cemaati harcamam lazım gelirse harcarım.affetmem...zira benim iktidarım herşeyden üstündür..hayırlı olanda budur...cemaatin içtihadıda şu...hayır...iktidar uğrunada olsa memleketin hayrınada olsa..ne uğurda olursa olsun sen masuma cürüm atamazsın..günah keçisi ilan edemezsin...iktidarı koruma uğruna kedi düştüğün durumdan ötürü masumları harcaman zalimliktir..gel bu zalimlikten vazgeç...masumu günah keçisi ilan etmektense eğer gitmen gerekiyorsa git...hakk olan budur...eğer yinede vazgeçmiyorsan gel allahı kendimize hakem yapalım karşılıklı lanetleşelim allah haksız olana lanet etsin... korkmuyorsan bu lanetleşmeye amin de ben amin diyorum..[tayyib amin diyemedi ]...........gerçekleri bildiğini idda ediyorsan buyur iranı işin içine katarak yorumunu yap...tarihde kerbeladan selçukluya osmanlıdan türkiye cumhuriyetine kadar kafirlern müslümanlar üzerinde oynadığı tüm pis oyunların taşeronu olan islam düşmanı iranı işin içine katmadan bana demirel gördüm çiller gördüm deme lütfen...ha birde tüm tarikat ve cemattler tayiipten yana onlardamı yanılıyor demişsin...kerbelayı örnek vermiştim..istersen hz hüseyine karşı yezidin saflarında kimler varmış araştırmanı tavsiye ederim...bu daima böyle olmuştur...bir siyasetçi ile bir imam ihtilafa düştüğünde haklı olan daima imamdır..zira siyaset pistir...o koltuğa oturan pislenir...menzilden neden ayrıldığım çok dramatik bir hikaye...menzilin zerre kadar suçu yok..zaten olamazda...sonra yazarım onu...neyse...ben tüm sorularını cevapladım...sende cevaplanmamış suru brakma değerli kardeşim...ÖZELLİKLE İRANI....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. HERKEZİN MİRAÇ KANDİLİ MÜBAREK OLSUN ...HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞALLAH...

      Sil
    2. Felsefe,

      Sen benim sorularıma cevap vermiyorsun, boş boş propoganda yapıyorsun, kıvırdıkça kıvırıyorsun, madem beddualaşalım diyorsun, icabet ediyorum davetine :

      Allah inşallah o Feto denilen münafığın belasını verir, Allah inşallah onu affetmez, Allah-u Teala hzleride inşallah seni onunla haşır eder..

      Sil
  48. KAVGANIN PERDE ARKASI…

    Değerli dostlarım; “Cemaat” ile “AK Parti” arasındaki “kavganın sebebi” İran politikası olup kavganın ardında bu konudaki görüş ayrılığı yatmaktadır.

    Peki, bu görüş ayrılığı bu kadar kavgaya sebep olur mu diyorsanız, cevabım açıktır; evet hem de bal gibi olur…

    ***

    Takip edenler ya da ilgilenenler çok iyi bilirler;

    Cemaat iki seneden fazladır İran’a yaklaşma, onu onaylama, içindeki İran ajanlarını temizle, onunla iş yapma diyor ama hükümete bir türlü isteğini kabul ettiremiyor.

    Aslında herkes Cemaat ile AK Parti kavgasının MİT ile başladığını savunur. Oysa asıl kavga Beşir Atalay’ın sorumluluğunda Kürt sorununu çözmek için “Kürt Açılımı” daha sonra da “Demokratik Açılım” dedikleri şeyle başladı.

    Cemaat bu meseleye kuşkuyla yaklaştı zira Beşir Atalay Cemaate göre İran’cıydı. O zamanlar Cemaat tarafından İran’cı olarak nitelenen bir başka isim de Abdulkadir Aksu idi.

    Derken İran konusundaki politika farklılığı kendisini Uludere faciasında göstermeye başladı.

    Görünen sanki bir istihbarat zaafıydı lakin sorumlu Cemaate göre MİT’in başında Başbakan’ın kendisinin getirdiği İran’cı Hakan Fidan’dan başkası değildi.

    Evet, Cemaate göre Hakan Fidan da İran’cıydı.

    Hal böyle olunca kısa süre sonra MİT krizi patlak verdi ve Hakan Fidan bir savcı tarafından direkt hedef olarak seçildi.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan adamına sahip çıktı ve ilk defa o zaman Cemaatin kendisine karşı bir tutum olduğuna inandırıldı.

    ***

    Kısa süre sonra Başbakan “Dershane” gündemini ortaya attı. İlk defa dershaneleri kapatmaktan bahsediyordu lakin belki işin zorluğu belki de zamana yayma stratejisiyle işi ağırdan aldılar ve hepimizin bildiği meşhur “dershane tartışmalarına” kadar gelindi.

    Bu dershane tartışmasına tam odaklanmadan kızlı-erkekli ev tartışması yaşandı. Asıl amaç ise ışık evleri lağvedebilmekti. Hükümet daha sonra bunun yanlış bir strateji olduğunu anladı ve kendisini tamamen dershane tartışmasına odakladı.
    Buraya kadar gelmeden önce Cemaat ile AK Parti arasında gelgitler yaşandı.
    Çok bilinmez ama mesela Başbakan’ın zehirlenmesini Cemaat önledi. Başbakan bunu da tersinden yorumladı ve zehirlenme işinin de Cemaat tarafından tezgahlandığına inandırıldı.

    Daha ilginç tarafı ünlü bir Bakana kurulan “seks tezgahını” Cemaatin önceden öğrenmesi ve ilgili Bakan’ın bu melun işten yolda giderken bir telefonla geri çevrilmesi olmuştu. ,

    Bu Bakan da daha sonra bu işi Cemaatin tezgahladığına inandırılmıştı.
    Hatta dershane tartışmalarında kendi namusunu kurtaran Cemaate karşı tavır alması Cemaatte şaşkınlık yaratmıştı.

    ***

    YanıtlaSil
  49. Daha sonra Başbakan’ın odasında bulunan böceklerinin (dinleme aygıtları) faili MİT tarafından Cemaat olarak gösterilmişti. Ancak İranlı Kadın ajanları işin arkasında belirince Başbakan ilk defa Hakan Fidan’a “Beni kandırdın” diyecekti ancak bu bile ateşi söndürmeye yetmeyecekti.

    İran meselesinin açtığı zarardan beri Cemaat kendisini bir türlü AK Partiye kabul ettirememişti.

    Yaptığı iyi şeylerin arkasında bile bir bit yeniği aranır olmuştu.

    Cemaat her türlü yolu deneyip İran’ın etkisini dile getirmeye çalışıyordu ama nafile.
    Hatta bunun için kamuoyunu da bilinçlendirmek için “Osmanlı’da Derin Devlet” dizisini bile Devlet’in TRT kanalından STV’ ye almıştı…

    Mesela dizide “Alevi Dedelerinin” İran ajanları tarafından nasıl kandırılmaya çalışıldığını anlatmaya çalışıyordu çünkü gerçekte de durum vahimdi.

    Gerçekten tam kırk Alevi Dedesi Türkiye’den İran’a gidip geri döndürülmüştü. Orada neler konuşuldu, hangi vaatler verildi kimse bilmiyor henüz.

    Ayrıca “mutaa nikahı” gibi Sünni anlayışta kesinlikle yer olmayan haram şeyler Türkiye gündemine sokulmak istendiğinde devreye yine Cemaat girdi ve kendi “medyasıyla” bunu gündeme taşıyıp en azından halkı bilinçlendirmeye çalıştı…
    Şu anda Suriyeli kadın mültecilerin başlı bu nikahla belada; biline…

    ***

    Elbette İran konusundaki fikir ayrılıkları bununla sınırlı değildi. Mesela Türkiye Hükümeti BM’de İran’ın Nükleer Enerjisini kesmek için “Hayır” oyu kullanmıştı.
    Nükleer silaha sahip hem de “Şiiliği” şiar edinmiş İran gibi bir komşunun tehlikesini Cemaat Hükümete yine kabul ettirememişti. Zaten daha önce de Türkiye Brezilya ile birlikte Uranyumu saklama politikası güderek Süper Güçlerin hışmını üzerine çekmişti.

    Cemaat Hükümet ile İran arasındaki bu iş birliğini Türkiye’ye zarar verir kaygısıyla bozmaya çalışıyordu ama Hükümet kesinlikle kendi bildiğini okuyordu…

    ***

    En son yolsuzluk olaylarındaki Halkbank ve İran ilişkisi ise Türkiye’nin İran ile Ekonomik bağlılığını gözler önüne seriyordu.

    Ambargo yüzünden sıkışmış olan İran ile Enerji karşılığında kağıtta olmayan milyar dolarlar Türkiye içinde aklanıyor, kontrol edilemeyen paralar “yolsuzluklara” yol açıyordu.

    Ne var ki Cemaatin İran hassasiyetini anlamak istemeyen Hükümet bu sefer de Cemaati günah keçisi ilan ediyor, Polis teşkilatındaki yolsuzluğu ortaya çıkaran Polisleri görevden alıyor ve davayı zorlaştırmak için iki savcı daha atıyordu.

    Bugün dahi hiç akla hayale gelmeyen hukuka sığmayanlar yapıldı.

    Yani uzun lafın kısası Cemaat karşısında Hükümet’in gözü o kadar dönmüştü ki Hukukun canına okuyor meclisi ve yargıyı yok sayıyordu…

    ***

    Ve şu anda İran konusundaki akıl almaz politika yanlışlıkları ve derken Bakan oğullarının yaptığı korkunç yolsuzluklar ile artık bir yol alamayacağını anlayan hem Recep Tayyip Erdoğan hem de Fethullah Gülen işi “beddua” restleşmesine kadar getirdiler…

    Ve hala ülkeyi AKP’nin tek başına yönetmediğini kabullenemeyenler Başbakana toz kondurmuyor gecenin en karanlık saatinde eksi on iki derece de “ayaz da” otobüs üzerinde konuşsun diye bekliyor o konuştukça da anlamadan bilmeden “tekbir” diye bağırıp “Rabia” işareti yapıyorlar…

    Allah akıl fikir versin diyeceğim de benim dememle olmuyor…

    YanıtlaSil
  50. Felsefe,

    Sen benim sorularıma cevap vermiyorsun, boş boş propoganda yapıyorsun, kıvırdıkça kıvırıyorsun, madem beddualaşalım diyorsun, icabet ediyorum davetine :

    Allah inşallah o Feto denilen münafığın belasını verir, Allah inşallah onu affetmez, Allah-u Teala hzleride inşallah seni onunla haşır eder..

    YanıtlaSil
  51. Selamun aleyküm kardeşler.
    Miraç kandiliniz mübarek olsun.
    Cemaat AKP konusu ile ilgili benim acizane bir görüşüm var paylaşmak istiyorum.
    Kimse alınmasın darılmasın kırılmasın hep dostça konuşalım lütfen. Sadece bir görüştür.
    Bence AKP ye karşı darbe girişimleri chp ile darbe yapıp ondan 3 ay sonrada Selim Han ın karşı darbe yapması ile bu hükümeti ele geçirmesi içindir.
    Çünkü Abdullah Dağistani hazretleri kuddise sirruhu bu olayların arkasında halk partisinin olacağını söylemiş ta kaç sene önce.
    Vakit geldi çünkü.
    Ve mübarekler şu anki hükümet bu işin hikmetlerini daha sonra anlayacaktır diye demişler diye okudum bir yerde. Yazıyı bulursam paylaşırım.

    Tekrar demek istiyorum benim acizane görüşümdür.
    Kızmayın öfkelenmeyin Rabbim bu ümmeti birleştirsin ve içimizdeki fitneci ve ajanları temizlesin inşallah.
    Allah kötüleri kahr u perişan eylesin inşallah ve iyileri bir çatı altında İslam Birliği altında cem eylesin. Amin.
    Vesselam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. abdülkadir kardeşim...zaten işin içinde chp nin olmaması mümkünmü...zeten bu işte bir mhp yoktur..o da yoksa tabii...olabilirde...ama chp pkk kck ergenekon iran cemaat amerika israil mossad hatta suriye hatta barzani hatta rusya...bu işte taraf olmayan yada karıştırılmayan hiçkimsenin olmadığını düşünüyorum..chp nin açıktan olmasada gizli ama taraf olduğunu düşünüyorum..evet chp var ..ama yalnız değil...aslında ben ortada bir darbe girişiminin olmadığını düşünüyorum...zira araştırmalarımın sonucu bana şunu gösterdiki..GERÇEKTEN DARBE YAPMAYA KALKSALARDI YAPARLARDI...deccal uşakları belirli bir vakit kolluyolar ama hangi vakit...bunu birkaç örnekle açıklardım ama konu uzar burda kalsın...yani chp işin içinde...

      Sil
    2. Onların kolladğı vakit Allah'ın takdir ettiği vakittir.
      Sor bakalım neden darbe.
      Bu hükümet dürüsttür kim ne derse desin.
      Bu hükümeti oylarla deviremedikleri için çünkü tarikatlarda destekliyor hükümeti onun için bu iş darbeyle olacak.
      Zahirde şer görünecek ama daha sonra rahmet olduğu anlaşılacaktır.
      Darbeden sonra 3 veyahut 6 ay sonra bir karşı darbe yapılacak ve devletin başına Selim han geçecektir.
      Oda Imam el Mehdinin vekili olacaktır.
      Evlıyaullah böyle söylüyor ve bende inandım.
      Bu devletin kurulacağını Beddiüzzaman hazretleride söylüyor.
      Vesselam

      Sil
    3. selim yada asker kökenli ifşaatlarına aynen katılıyorum...bediüzzaman söylüyorsa doğrudur...fakat hükümet 2010 yada daha evvelki bir vakitten önce gerçekten dürüsttü...ama özzellikle 2010 dan sonra süfyanlaştığını görüyoruz biz...artık dürüst değiller...bu fitnenin hikmetide şu olabilir milletin 100de 50 sinin o asker kökenlinin peşinden gitmesi için olabilir...

      Sil
  52. değerli kardeşim güncel..gel lanetleşelim demişim...nerden çıkarttın kardeşim...bunun ne imasını nede kastını yaptım...böyle birşeyin zerresini kastedmedim..sen yanlış anlamışsın ben yalnızca iki tarafın birbiri hakkındaki içtihadını yazdım...senle benle ne alakası var..teesüf ederim..

    birde kıvırtıyorsun demişsin..nerde kıvırttığımı söyle hemen düzelteyim...nerde anlamadığın yer varsa söyle daha çok açıklayayım...ne soruyorsan sor cevaplayayım..hongi soruna cevap alamadıysan sor cevaplayayım...ben birçok forumda cevap veremeyince karşısındakini aşşağılamaya çalışan yada konuyu değiştirmek için debelenen insanlardan değilim...[ bu forumdaki herkezi başta güncel kardeşimi tenzih ederim]

    sana karşı içimde zerre arkniyet yok...tek istediğim bu yaşananlarda iranın rolü nedir...sorusunun cevabı..hem kendi fikrimi hemde doğruyu söylediğine inandığım kişilerin konu hakkındaki görüşlerini paylaştım...başta güncel olmak üzere admin dahil diğer arkadaşlarında İRAN konusundaki görüşlerini duymak isterim...hepsi bu...güncel kardeşimdende ..iranın yaşadığımız cemaat akp konusundaki görüşlerini bilhassa istirham ediyorum....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Felsefe kardeşim,

      1 - Olayları dediğinden farklı yakından takip ediyorum, dönülmez akşamın ufkunda değiliz, Hükümet İslama hizmetine devam ediyor ve cebren yetkileri elinden alınmadan hizmetlerine devam edecek, elinden alınırkende eğer dövüşmem gerekirsede ölümüne dövüşeceğim, tabiki bir tane Müslüman kardeşimi bırakmayacağım ama savaşırkende kafir ve münafıkların hepsini Allah'a havale edeceğim, öyle ya ben güçsüzüm ama Allah istedikten sonra müslümanların elinden kim bakalım kafirleri ve münafıkları alacak, ki seçimleri kazanıyor Hükümet, amaç Merkez Sağı bölmek ama artık bölemeyecekler bu da kesin, 28 Şubat süreciyle ahmaklar kendi kuyularını kazdılar, sana yukarda münafığın tanımını belirttim ki rüzgar bizim arkamızdan esiyor,

      2 - Feto o beddua ile hepimizi kastetti, hatta şimdi Soma faciası ve diğer musibetler için yavaş yavaş beddua tutuyor tarzı iğrenç propogandalar yapılıyor, ben aynen onun bedduasını iade ediyorum ve onun hain ve ikiyüzlü olduğunu beyan ediyorum,

      3 - Bu olaylar Hakan Fidanın Başbakan'dan onay alarak Cemaati takip etmesiyle başladı, önce uyarı sonra Savcılar Mit Başkanını almaya geldi (Düşün TC'nin Mit Müşteşarını Savcı almaya kalkıyor )

      4 - Dershane olaylarında Semarkand ve İsmailağa camii ilim ve hizmet vakfı Hükümete destek veriyor sen Kerbeladan bahsediyorsun, Semerkand Seyid Abdulbaki hzlerine ve İsmailağa Cematide Mahmud efendi hzlerine bağlı, Ayrıca Bediüzaman hzlerinin tüm hayattaki Hoca öğrencileri tüm olaylarda hükümetin yanında, bu zatları nasıl Kerbeladaki insanlar ile kıyaslayabilirsin,

      5 - Hükümetin amacı, İslam dünyasını, öncelikle Sünni Dünyayı birleştirmek, bu sebeple Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye'ye kadar olan coğrafyayı birleştirmek ama kafirlerin Mısırda ve Suriye'de yaptıkları malum, Tüm cemaatlerin görevi ve cihadı gücü yettiğince bu konuda hükümete destek olmak,

      6 - İran kim, İsrail'in taşeronu, İran'la hükümetimiz tabiki ekonomik ve siyasi olarak irtibat halinde olacak, bunu tek istemeyecek olan İSRAİLDİR, Çünkü Iranı orada arka kapıdan tek onlar sömürmek istiyorlar ve oradaki nüfusun en az %50 si Türkmendir(Horosandan iki ordu çıkacak biri Müslümanların ordusu olacak, diğeri kafirlerin ordusu olacak) ve Türki Cumhuriyetlerine açılan kapılardandır, tabiki İSRAİL Iranı kafa kola almamızdan korkacaktır, hele ki birde Türki Cumhiriyetlerine ulaşırsak en büyük korkuları o,

      Şuanda Türkiye, Kazakistan'a silah ihracı yapmaya ve ordu teknolojisini modernize etmeye başladı, Altay tanklar, Atak helikopterler, Akıllı füzeler, dönülmez ufkun akşamı var doğru ama bu süreç İsrail ve Feto için..

      7 - Doğru İmamla (Gerçek İmamla) Hükümet savaşırsa Imam kazanır ama Feto imam değil, Ehli Sünneti biliyor ama nefs ve hevasına uyuyor, Bediüzaman hzlerinden, diğer Cematlerden bir tanesi destek olmuyor, hatta Bediüzaman hzlerinin öğrencileri onun Risaleyi Nur'a uymadığını ve onu tahrif ettiğini - orjinalini bozduğunu söylüyorlar, diğer Cemaatlerin hareketleri ise alenen onu dışlamak oluyor

      8 - Madem bana teessüf ettin, Allah inşallah benide senide Seyyid Abdulbaki hzlerinin yanında haşreder..

      9 - Kardeşim sen aklını mı yitirdin, Menzili Seyr-u Sülük bitirmeden terk edilir mi, ki bitirsen tabiri cayiz ise ancak kovularak (Çünkü gitmek istemez o makamdaki insanlar) gidersin, mesela bana ilim tatlı gelir, orada ilimde bulursun, hemde öyleki seni susturur - mutmain olursun ama o ilmi bulmak için onu nasıl bulabileceğini bilmek lazım, sonrası teferruata yakın kalır, bu konuda Sadatlar kesin himmet eder, bir sürü değişik kanallardan ilim akar sana, bunun tefferuatını özel konuşalım, sana kesin faydam dokunur, çok değişik cemaatlerden çok hakiki ilim sahibi kardeşim oldu, o ilimle kimse seni bu kapıdan uzaklaştıramaz, aksine insanların irşadına vesile olursun,

      10 - Yukarıda söylediklerimin hepsiyle ilgili linkleri ve kaynakları talep etmen hakkında hepsini sana yönlendiririm..

      11 - Değerli kardeşim bana paragraf paragraf yazarsan çok müteşekkir olacağım.

      Sil
    2. güncel kardeşim 3.maddene şerh düşüyorum bir tek...

      bu olayların başlangıcı naçizane yorumuma göre hakan fidandan da önce, one minute olayıdır.(one minute ardından -ki otoriteye başkaldırıdır- mit müsteşarlığını da kaybedince,gülenciler umudunu yitirmişlerdir)

      Hatta ve hatta one minute olayı türkiye cumhuriyeti tarihinin en önemli siyasi olayıdır.
      Kader istikametini o olayla iyice belli etmiştir.

      Oysaki belki hakikatte o olayda başbakanın kasıtlı ve bilinçli bir halinin olmadığını düşünürüm.

      Sanki direkt olarak kalbine manevi bir müdahale yapılmış gibi bir hali vardı.

      Sil
    3. Türker ve Güncel kardeşler, size naçizane tavsiyem bu konuda kendinizi yormayın. Muhatabınızın birkaç ay önceki yorumlarınıza baksanız hangi noktada durduğunu anlardınız. Her seferinde birileriyle çatışıp "artık bu bloga yazmayacagım" deyip geri dönen arkadaş her defasında bir mikser etkisiyle ortalığı karıştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Önceki aylarda da tutturmuştu Tayyiple Gülen bu işi danışıklı dövüş şeklinde yapıyor, Tayyip hizmetin geleceği icin kendini kurban ediyor vs. vs.. Belli ki dönmüş ama yine yanlış yöne dönmüş...Yazık muhatap alıp onca paragraflar yazıyorsunuz. Blogun da gaybi haber tarzına pek uymayan bu tarz tartışmaları hepimiz zaman zaman yaptık belki ama bu seferki muhatabınızda bir fikir değişikliğine neden olabileceğinizi zannetmiyorum. . Benim şahsen gaybi haber niteliği taşıyan yorumları okumak daha hoşuma gidiyor. Yine de siz bilirsiniz...Ben hararetli tartışmanıza soğuk su katmış olmayayım. Sadece muhatabınız hususunda uyarmak istedim. Ziya Paşa o arkadaşı önceden çözmüş:
      Nadanla sohbet zordur bilene, çünkü nadan ne gelirse söyler diline...

      Sil
    4. Türker kardeşim merhaba,

      Merkez Sağ - Tayip tarzı hükümetler geldiği anda zaten planlarını yapar dış güçler, çünkü bu tür hükümetler rahat durmazlar, onların dümen suyuna girmezler ve diyaloğu hemen atmazlar, dış güçler için en tehlikeli hükümet tipidir.

      Hakan Fidanın burada Fetoyu ve işini yapan ekibi takibe alması öldürücü noktaydı çünkü tüm kirli çamarşırlarını ve o ekibin taşeron olduğunu bulacaktı ki bulmaya başladı, o yüzden alttan alttan vurmak yerine direk vurmaya başladılar, fakat diğer cemaatlerde Fetonun sinek kanadı değeri olmadığı için kimse destek çıkmadı..

      Nacizane kanatimdir hakkını helal et..

      Sil
    5. yeşil kardeşim söylediklerine katılıyorum ve dediğin tarzda münazaraya girmemeye çalışıyorum
      Burada ise düşüncelerine değer verdiğim güncel kardeşimin bir fikrine şerh düşmek istedim.
      Allah tez zamanda tüm müslümanları ve dünyayı bu gülen fitnesinden kurtarsın inşallah

      Sil
  53. değerli güncel kadeşim...

    1 olayları yakinen takipetmiyorsun 6. maddede o konuya değineceğim..akp için savaşmam...oğlu faize para alıp gemi alan bir adamın yanında asla savaşmam..ha ama diyorsan irşad için aldı...islam için aldı..allaha hizmet için aldı..hay hayy...omuz omuza çarpışırız kardeşim..ama önce bana o geminin islam için zaruret olduğunu ıspatlaman gerekecek...

    2-sen beddua dersin ben muabele derim..bedduasına kendini ve cemaatini dahil edenbir adamın beduuası seni neden rahatsız ediyor...haklı olduğun halde bu korkun niye...yoksa Allahın bu bedduayı haklı olana isabet ettireceğinimi sandın..Allaha güvenmiyormusun...AMİN DEMEN GEREKMEZMİ?...

    3 o savcının cemaatin adamı olduğunu kim hangi delile istinaden söylüyor...yoksa delilsiz iftiramı atıyor...

    4 benim kötü bir huyum var...karşımdakini bilgili bir insan sanmışımdır hep...fitneye düşmeme konusunda kendini emin kılmışsın...bu kibrini gösteriyor...merak ediyorum acaba gelmiş geçmiş o kadar büyük zattan hangisi fitneden kendini emin görmüş...kerbela mevzuuda şu..ben sana şöyle demiştim "kerbelada yezidin ordusunda kimler vardı bir araştır istersen"...araştırmadınmı?...istersen mısır fatihi olarak anılan amr bin as r.a. ile başlayabilirsin...oturduğu yerden kalkmayan bediüzzaman talebelerinin öğrencileri menzilden her fırsatta adam çalarken fitneye düşmeyeceklerini mi sandın...(beni menzilden onlar aldı o konuya 9. maddede gelicem)..

    5 tayyip belki ilk zamanlar böyle olabilir...ama şimdicebini doldurmaktan ve koltuktan başka birşey düşünmüyor...ahabı kiramın hz ömerin ikinci elbisesinin hesabını soruyor bizde tayyibe soralım bu kadar malın zarureti neydi diye...zaruret olsa helal olsun deriz...biz o zarureti anlayamadık..

    peygamber efendimiz s.a.v savaş ganimetinden elbisesine yama yapmak için el kadar bir bez parçası alan sahabe için "o bez üzerinde ateş olmuş yanıyor"demiştir..tayyip üzerinde ney yanar onu allah bilir..gemimi yanar villalarmı yanar..dolar mı yanar euro mu yanar bilmem...aynı şeyi sen feto dediğin adam için söyleyebiliyorsan buyur söyle...

    6 ancak ilkokul çocuğuna sorsam bu kadar cevap alabilirdim...kendi adamınız olan mustafa özcan nın iran hakkında yazılarının birini bile okumamışsın hani israilin 74 yıllık ömrü yazısını kaleme alan kişi...bloğun en baştaki yazısının yazarı...ne kadar ilkokul seviyesinde iran bilginin olduğunu o anlatsın sana..reza sarraf ın el muherabat ajanlığınıda deşifre eden kişidir kendileri .ortada iran var el muherabat var petrodolar var altın var rüşvetsiz aklanamayacak milyar dolarlar var vergi 0 cemaat suçlu...yok yaaa...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Felsefe,

      Sen benim sorularıma cevap vermiyorsun, boş boş propoganda yapıyorsun, kıvırdıkça kıvırıyorsun, madem beddualaşalım diyorsun, icabet ediyorum davetine :

      Allah inşallah o Feto denilen münafığın belasını verir, Allah inşallah onu affetmez, Allah-u Teala hzleride inşallah seni onunla haşreder..

      Sil
  54. her irşad eden adam imamdır..menzilde imam..ismailağada imam..okuyucularda imam..fakat bu cemaatle akp arsında bir ihtilaf..onlarda akp ile ihtilaf etseydi onlar haklı olurdu..ama etmiyorlar..çünkü korkuyorlar.hükümet biterse bizde biteriz diye..kendilerince haklılar..ama allahın inayetine güvenmeyenler bitme noktasına gelecek..bedel ödemekten korkanlara allah yardım etsin..


    8 yok ben fettullah gülenle haşr olmayı istiyorum..teesüf ettiğim duanada amin diyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Felsefe,

      Sen benim sorularıma cevap vermiyorsun, boş boş propoganda yapıyorsun, kıvırdıkça kıvırıyorsun, madem beddualaşalım diyorsun, icabet ediyorum davetine :

      Allah inşallah o Feto denilen münafığın belasını verir, Allah inşallah onu affetmez, Allah-u Teala hzleride inşallah seni onunla haşreder..

      Sil
  55. gelelim 9 a 18 19 yaşlarımda menzile girdim..kayserideyim...sohbetler çaylar çorbalar..dersler..ilim..tasavvuf seyri suluk..vs.gidiyoruz..okuyuculardan bir abiyle üniversiede tanıştım..aynen yazıyorum şöyle dedi:"

    -ya o sakallılarla ne işin var senin
    -ne işim olmasınki
    -sen hakkaten ahir zamanda tasavvuf olabileceğine inanıyormusun?
    -elbette niye olmasınki...
    -etrafına bir bak günahsız geçen bir günün oldumu? ordakilere sor onların olmuşmu?ne tasavvufu ne seyrü suluku...
    -abi ne demek istiyorsun anlatsana..
    - bak üstad bediüzzaman derki tarikat dönemi kapanmıştır..yani tasavvuf dönemi kapanmıştır...devir imanı kurtarma devridir....biz iman hakikatlerini öğreniyoruz..gel bizile sohbetlere katıl....

    aklıma yattı...ahir zamanda ne tasavvufuymuş ne tarikatiymiş...olurmu dedim..düştüm peşlerine...okul bitene kadar onlardan dersler gördüm risale okudum...baya birşey öğrendik...işteyim (fırıncıyım) esnaf abilerden biri

    -gel seni oturmalara götürüyüm...
    -abi ben gidiyorum zaten..
    -hocan kim...
    -a hocası
    -tanıyamadım...okuyuculardanmısın..
    -okuyucu?-
    -iki cemaat var biri bediüzzamanın talebelerinin cemaatı biz okuyucular deriz.. birde hocaefendinin cemaatı..ben fettullah gülen hoca efendinin cemaatinden bahsediyorm bizede yazıcılar diyorlar hadisöz ver hatrım için gel..
    -peki geleyim...

    gittik..biz oturuyoruz 40 50 kişi bunlar oturuyo 8 10 kişi...önce hayre ettim..sohbet başladı bitti aramızda günlük meseleler..ordan abinin biri iş için adıyamana gitmiş..geçerken menzile uğramış...çay ikram etmişler menzili övüyo...ben hemen çıkıştım vay onlar geri kafalıda vay tarikat devri bittide vay şöyle vay böyle vs vs..(fitne olmasın diye o kısımları kısa tutuyorum bu blogda) neyse haşrokundu dağılacaz hoca sen kal dedi çekti beni aynen şunları söyledi...

    OĞLUM SEN KAFAYIMI YEDİN...OİNSANLARA LAF SÖYLENİRMİ...SEN BİLİYORMUSUN O GÜZEL İNSANLAR KAÇ KİŞİYİCEHENNEM ATEŞİNDEN ALDI..BAK OĞLUM İRŞAD İSLAMI YAYMAKTIR...İSLAMI YAYAN ADAMA LAF SÖYLEYENE ALLAH LANET EDER..PEYGAMBER KAPISINDAN KOVAR...BİZ MEMLEKETİ ONLARA EMANET EDİPTE YURTDIŞINA GİDİYORUZ..ONLAR OLMASA ELİMİZ AYAĞIMIZ KESİLİR OKUYUCULARINDA ELİ AYAĞI KESİLİR..MEMMLEKETİ TALAN EDERLER...SAKIN HA...SAKIN...TASAVVUFLA İNSANLARI İMANA GETİRİYORSAN TASAVVUF HAKTIR..TARİKATLEYSE TARİKATLA..OKULSA OKULLLA...İRŞAD ŞARTLARA BAĞLIDIR...ZARURETLER ŞEKLİ DEĞİŞTİRİR SEN O ŞEKLE GÖRE İRŞAD EDERSİN..ONLAR TASAVVUFU BAHANE ETMİŞLER BİZ OKULLARI..OKUYUCULAR DERSANELERİ..BİLMEM ŞU CAMİYİ...O KADAR SENE O ODAMLARIN GÜNAHINI ALMIŞSIN TÖVBE ET BİR DAHADA ONLARA LAF ETME....

    yerin zımını girdim...çok vicdan azabı çektim...onlara devam ettim ordada sabit kaldım...inşallah allah irşad ehline laf edenleri benim gibi uyandırır...


    şimdi...güncel kardeşim...mustafa özcanın iran mevzuundaki yazılarından bir kaçını oku...soracağın varsa hakaret etmeden sor cevaplayayım...saygılar...-

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakara 11 :

      11. Onlara, yer yüzünde fesatta bulunmayınız, denilince onlar. "Biz ancak islâh edici kimseleriz" derler.

      11. Bu mübarek ayetler de münafıkların hakkı kabul etmediklerini, müminleri küçümseyip kendi fenalıklarında ısrarlı bulunduklarını bildirmektedir. Şöyle ki (Onlara) o münafıklara (yer yüzünde fesatta bulunmayınız) kötü, fesatçı hareketlerden kaçınınız (denilince) bunu reddederler, kendilerinin alemi ıslah edici olduklarını iddiada bulunarak (Biz ancak islâh edici kimseleriz, derler.) Kendi kusurlarını görüp itiraf etmezler.

      Evet: Yer yüzünde böyle bir takım şahıslar vardır ki kendi sapıklık ve beyinsizliklerinin hiç de farkında değildirler. Onlar bütün insanlık için zarar verici hareketlerde bulundukları halde bunu medenî, insanî bir hareket sanırlar. Artık bu gibi zararlı şahıslardan kaçınmalıdır.

      Ömer Nasuhi Bilmen tefsiri

      Sil
  56. işte o fesatçılardan biri beni menzilden kopardı...cemaatleri temizdi ama çok kördüler...bende kördüm..ama bu cemaat beni uyandırdı..ben senin sorularına cevap yazmaya çalıştım..sende aynı 1 234 diye devam edersin ..ben kendi 1 2 3 4 lerimi senin 1 2 34 lerine göre yazdım şimdisende benim1 2 3 4 lerime göre yaz.buyur kardeşim...

    YanıtlaSil
  57. Bu devirde tarikat yok zann eden yanlış düşünmektedir.
    Evliyalar bu devirde mevcut ise bu devirde tarikat vardır demektir çünkü tarikatla evliya olur yani zikir seyr i sülük.
    O sözün manası şu olsa gerek:
    Bu devirde şeriat yok fitne fesat zirvede her yer faiz haram çoğu insan gaflette ama az da olsa tarikatı tam yaşayan gine mevcut.
    Eskiden tarikat şartları farklıydı kaza namazı kaza orucu kul hakları olmayacaktı vs.
    Şimdiki temel hedef ise müslümanları fitne haram gafletten korumak oldu eskiden tarıkat müntesipleri hep alimdi hafızdı bu zamanda ise her müntesip alim hafız değildir ama bu tarikat yok tasavvuf yok manasına gelmez.
    Allah'a hamd olsun bu devirde Mürşidi Kamiller var yani tasavvufda var ve ahir zamanda
    bu daha da yayılacaktır.

    YanıtlaSil
  58. Eğer ahir zamanda din aynen Resulullah'ın s.a.v. zamanındaki gibi yaşanacaksa tasavvuf dünyaya hakim olacaktır inşallah.
    Risale i nur ve zikir ile inşallah.
    Evliyalardan birisi söyledi dedi ki Risale i Nur eğer tam bir idrak ile okunursa insan nefsi mutmainneye ulaşabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani demek istediğim Kur'an ve Sünneti hakkıyla yaşayabilmemiz için bunlar bize bu dönemde lazım.

      Sil
    2. Müslümanda nefs olduğu sürece nefsini tezkiyeye muhtaçtır.
      Tezkiye de ancak tarikat ile icazetli bir mürşidi kamil ile verilir.
      Kuranı kerim hocaları veya risalei nur talebeleri/hocaları mürşidi kamil olamazlar.Ancak ehli sünnet bir mürşidi kamilden irşad hilafeti alan biri irşad edebilir.Bir silsilenin parçası olmamış biri kendi başına evliya da olsa irşad edemez.
      Dini ilimler öğretebilirler ancak nefisler üzerinde tasarruf edemezler.
      Etmeye kalkarlarsa zarar edip zarar ettirebilirler.
      Tarikatı nakşibendiye ve onun saadetli evliyası, risalei nurlar ve Bediüzzaman ks üzerindeki fitneyi de def edecek inşallah.
      Bediüzzamana k.s iftira ediliyor.kendisi zamanında gavs idi.Söylediği söz de cumhuriyetin ilk yıllarındaki imansızlığı gidermeye yönelik faaliyetlere öncelik verilmesi gerektiğidir.
      Tarikat iman sahibi adama lazımdır.Adamda iman yoksa once onun imanına çalışılır.İslam dairesine girer girmez de nefsini tezkiyeye başlaması gerekir.

      Sil
    3. Risale i nurda zikirdir.
      Yoksa Mehdi Risale i Nur'u kullanmaz demekki çok bereketi ve feyzi var ayrıyeten bunu nakşilik veyahut tasavvuf yaşantısıyla nefis tezkiyesiyle birleştirirsen ne olur acaba ?

      Sil
  59. türker eraslan kardeşim...menzil görmüş biri olarak son yazdığına itirazım var...şöyleki..tasavvuf teskiye seyri suluk bunlar anlatılması zor mevzular...nakşilerde bunları irşad etmek için belirli yetkiler söz konusudur...evet ama bu kulvarda..yani bu yetkilendirme nakşilik arasında bir kuraldır...dışında değil..diğer tarikat yada cemaatleri bağlamaz...demişsinki nakşi olmayan tarikat ve cemaatler mürşidi kamil çıkartamaz..irşad edemezler...bunun ne akılla ne islamla nede kuranla bağdaşan bir yanı olamaz...irşad gibi tüm müslümanların boynuna borç olan bir şeyi siz nasıl olurda tekeliniz altına alırsınız...güzelim menzile böyle abes bir yakıştırmayı nasıl yaparsınız...hangi kaynakta yazıyor bu..irşadın mucidi sizmisiniz...bir kere irşadın tanımında bu yok...

    irşad demek ...müslümandaki yamukluğu gidermek demek...yamuk olmayan az yamuk olana irşad eder az yamuk olan çok yamuk olana irşad eder...tepkimi mazur görün ama bu adamı imandan eder...HİÇBİR TARİKAT YADA CEMAAT İRŞADI YADA MÜRŞİDİ KAMİLLİĞİ TEKELİ ALTINA ALAMAZ...BUNUN ADI DİN FAŞİSTLİĞİDİR...derhal kaynak göstermenizi istirham ediyorum..muhtemelen siz şeyhlerinizi yanlış anlamışsınızdır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. arkadaş sen yazdıklarımı lütfen üstüne alma..!

      Ya demediğim şeyleri yazıyorsun ya da anlamıyorsun.

      Bana iftira edip "nakşi olmayan tarikat ve cemaatler mürşidi kamil çıkartamaz" dediğimi iddia ediyorsun
      Oysa ben ne demişim hemen yukarda?

      "Ancak ehli sünnet bir mürşidi kamilden irşad hilafeti alan biri irşad edebilir.Bir silsilenin parçası olmamış biri kendi başına evliya da olsa irşad edemez."
      Burda herhangi bir tarikat ismi varmı?.Silsilesi kesintisiz olarak Hz.Peygambere dayandığı sürece her mürşidi kamil haktır.

      Daha terimlerin anlamlarını bilmiyorsun burda ahkam kesiyorsun.
      Dediğim gibi bana cevaben yazma.
      Sen olmuşsun.Senin alacak birşeyin kalmamış!

      Ben, fikirlerine değer verdiğim samimi ehli sünnet tarikat münkiri olmayan arkadaşların bazı düşüncelerine varsa şerh düşmek yoksa katılım niyetiyle yazıyorum.

      Ben, karnından konuşan adama ne ayet hadis söylerim ne de ağzına tarikat mürşid ismi de veririm.

      Hasbünallah..!

      Sil
  60. albdulkadir türker kardeşim...risalei nurlarda mehdi ile risalelerin ve şakirtlerin bağlantılı olduğu onlarca kez zikrediliyor...hatta " ben gelmesem mehdi gelmez, ben gelemezsem mehdi gelemez" sözü bediüzzamanın mehdimisiniz sorusuna verdiğiği cevaptır...

    kısacası mehdi ile risaleinur arasında bir bağlantı var o kesin...ama aynı zamanda mehdi ile nakşibendiler arasında da bir bağlantı var..ikisinide inkar edemeyiz...benim fikrim herikiside olacak bir şekilde...gaybi hadisler gurubu bu konuda birşeyler saklıyorlar ne olduğunu çözemedim..hem şakirt hem saadat olacak ama nasıl?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Felsefe kardeşim selamun aleyküm.
      Imam el Mehdi Nakşıbendi tarikatından çıkacaktır bunu Nakşibendi şeyhleri söylüyor yani Abdulhakim El Hüseyni,Muhammed Raşid el Hüseyni Muhammed Nazım el Kıbrısi ve İmam ı Rabbani hepsi bunu söylüyor kaddesallahu teala esraruhum ecmain. Bu bildiklerim şeyhler.
      Ayrıyeten Abdulhakim el Hüseyni Mehdi menzil seyyidlerindendir diyor bunu menzil sofilerine sorun. Ve yahut Abdulbaki Hazretlerine veyahut oğulları veyahut torunlarına sorun.
      Beddiüzzaman hazretlerinin k.s. Risale i Nur u yazma sebebi ondan bir asır sonra gelecek olan Ahir Zaman Mehdisinin o külliyatla irşad faaliyetleri göstermesidir yani risale i nurlarla islama davet edecektir risale i nur bir Tefsirul Kur'an dır ve çok muhteşem bir sohbet kitabı
      Sahabeler islamı nasıl yaydı ?
      Sohbetle.
      Davetle. Usul budur ve risale i nur ışığında Kur'an daha iyi açıklanıyor ve Allah'ın takdiriyle yazıldı.
      Biz Kur'anı nekadar okusakta tefsirini okumadan anlayamayız veyahut kendi nefsimizle yorum ve fikir yürütürüz ve buda insanı cehenneme götürür.
      Biz şu an niye 73 fırkaya ayrıldık ümmet olarak ?
      İç ve dıştaki fitnelerden ve herkesin Kur'an ve sünnete kendi verdiği fikir ve yorumlardan dolayı.
      Gavs ul Azam Abdulhakim el Hüseyni hazretleri k.s. ahir zamanda ümmeti Muhammedin s.a.v. hidayetine 2 cemaat vesile olacak demiş.
      Nakşibendi tarikatı ve Risale i Nur cemaati.
      Fırkalar ve mezhep meşrepler kalkacaktır.
      Mezheb Hanefi olarak ve meşrep Nakşıbendi kalacaktır ve din ozaman tek din olacaktır.
      Bunu Imam ı Rabbanide söylüyor.
      Hatta hazreti İsa a.s. geldiğinde onun içtihadı en çok Hanefi içtihadına benzeyecektir diyor .
      Mehdininde içtihadı en çok Hanefiye benzeyecektir. Onun için Hanefi deniyor.
      En çok onu esas alacaktır.
      Bir gün bir sofi Abdulbaki hazretlerinin k.s. yanına geldi ve mezhebini değiştirmek istedi.
      Hanefi mezhebinden Şafi mezhebine yani Abdulbaki hazretlerinin mezhebine geçmek istedi.
      Abdulbaki hazretleride dedi ki.
      Sofi sen Hanefi olarak kal çünkü gün gelecek bizde Hanefi olacağız inşallah.
      Yani Nurcularda Kadirilerde Rufailerde hangi tarikat veyahut cemaat olursa olsun Nakşibendi olacaklar ve Risale i Nur kullanılacaktır.
      Çünkü Resulullah'ın s.a.v. bir emri var oda şöyle:
      Mescide giden kapıları Ebu Bekirin kapısı hariç her kapıyı kapatın.
      Bir Evliya bunun tefsirini yaparken dedi ki kapı tarikattır Nakşıbendi tarikatı Hazreti Ebu Bekiri'in r.a. kapısıdır. Onun yolu.
      Umarım anlatabildim.
      Vesselam.

      Sil