.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

29 Mart 2014 Cumartesi

DUA


 
ALLAH,

DEVLETİMİZE VE MİLLETİMİZE

ZEVAL VERMESİN.

73 yorum:

  1. müslüman karelerimiz için ne hayırlıysa o olsun.

    AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN AMİN

    YanıtlaSil
  2. O Kısık sese gülenler dalga geçenler Bu MİLLETİN Kısık sesli insanlarının tokadını yiyecekler ve Şok olacaklar İnşallah AMİN AMİN AMİN

    YanıtlaSil
  3. Padişahın işi ne!


    Murat Han (III. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

    - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

    - Akşam garip bir rüya gördüm.

    - Hayırdır inşallah.

    - Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.

    - Nasıl yani?

    - Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

    Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali ‘Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, ‘Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’

    - Nereden biliyorsunuz?

    - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.


    Komşular öfkelidir


    Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir:

    ‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’

    Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.

    - Nereye?

    - Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

    - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek.


    - İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

    - Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

    - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

    - Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.

    - Aman efendim. Nasıl kaldırırız?

    - Basbayağı kaldırırız işte.

    - Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...

    - Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasılhane bulmalıyız.

    - Şurada bir mahalle mescidi var ama...

    - Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?

    - Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.

    - Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.

    Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü şakilere benzemez. Hem mânâlı bir tebessüm okunur dudaklarında.

    YanıtlaSil
  4. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır ‘Sultanım’ der, ‘Yanlış yapıyoruz galiba’.

    - Nasıl yani?

    - Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki, belki de yetimleri?

    - Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

    Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar.

    Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.’

    - Niye?

    - Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.

    - Hayret.


    Sizin zamanınızı satın almadım mı?


    Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. ‘Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.

    - Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.

    - Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’

    - Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.

    - İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim,

    ‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’.

    - Doğru öyle ya?

    - ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’

    - Peki o ne dedi?

    - Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’


    Türbesi Unkapanı’nda


    Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Bir tekke ile adını yaşattı. Türbesi Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. Sultan Murad da 3 sene sonra rahmet-i Rahman’a kavuştu.

    Ruhlarına el-fatiha.

    YanıtlaSil
  5. Seçim sonuçlarından sonra bu duanıza daha derinden bir amin diyorum. Neden? Çünkü yenilenler durmayacaklar. Muhalefetin bütün unsurları şu an yenik durumda. Vatandaşın hayatına somut etki etmeyecek -kaset siyaseti gibi- yöntemlerin seçmeni etkilemediği anlaşıldı. Cemaatin etkisinin taş çatlasa %3 veya %4 olduğu görüldü. (%3'ü chpye -ist ve ankarada-, %1'i mhp'ye -adana, erzurum ve konya gibi illerde- gitti) Eğer daha önce dile getirdikleri gibi oy potansiyeli %7 veya % 8 ise, bu sonuçlar cemaatin kendi arasında bölündüğü anlamına gelir. Her iki ihtmimalde cemaat açısından hezimet. Belki de bundan sonra cemaat silahını kullanan derin güç bu silahı tasfiye edecek. Fakat derin muhalif unsurların vazgeçeceklerini düşünmüyorum. Küresel sermayenin son bir atağı olabilir. Zafer mağruriyeti umarım yönetenleri sarhoşluğa itmez. Şimdi temkin ve itidal zamanı.

    YanıtlaSil
  6. Seçim sonuçları için bugünden itibaren çok şey söylenecek ve yorumlar yapılacaktır. Benim temennim siyasi atmosferin artık yatışması ve herkesin işine gücüne bakmasıdır. Ancak bunun böyle olmayacağı açıktır.
    AKP yapılan bütün manipülasyonlara rağmen yıpratılamamıştır. Ulusal kanal da bir ara gözüm Selahattin Önkibar'a takıldı. Kendine göre milli güçlerin ortak hareket etmesinden söz ediyordu. Seçimden sonra kaos oluşacağını ve suikastler yapılacağından söz ediyordu.

    YanıtlaSil
  7. Bizim duamız siyasi değil, devlet ve millet içindir. Millet sözünü söylemiştir. Milletin iradesine saygı göstermek lazımdır. Ancak küresel sermayenin ve onların ülke içindeki şubelerinin seçim dışı yöntemlere başvurması kaçınılmaz görünüyor. Türkiye onların kontrolundan çıkmıştır. Seçimden sonra cemaatin devlet içindeki örgütünün tasfiyesi gerçekleştirilecektir. Kaotik ortamın cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar sürmesi beklenmelidir. Erdoğan cumhurbaşkanı seçilirse parti içi hareketlenmeler olacak, istifalar gelecek, belki de parti yeniden revize edilecektir.
    Eğer AKP nin ömrü 12 yıl ise kaotik ortam içinde AKP'nin kendini yeniden yapılandırması olacak demektir. Eğer AKP krizi iyi yönetemezse çatlayabilir. Bu durumda küresel güçler duruma hakim olabilir.
    Bu yorumları evliyaullahın görüşlerine göre yapmaya çalışıyoruz. Geleceği bilmiyoruz. Gaybı bilmek Allah'a mahsustur.

    YanıtlaSil
  8. Nazım Kıbrısi bir daha seçim olmayacak demişti. Seçim olduğuna göre görüşünün hatalı olduğuna hükmedebiliriz. Halen Nazım Kıbrısi'nin İngiliz manipülasyonuna göre mi, yoksa kendi keşif ve görüşüne göre mi konuştuğu konusunda tereddüt içindeyim. Hüsn-ü zan etmekle beraber tersi durumları da kafamın bir kenarında bekletiyorum. İngilizlerin bu şekilde bir kenarda beklettikleri bir çok adamı ve grubu olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. F.Gülen'e bile uzun bir süre hüsn-ü zan içinde olan siz Mustafa Abi'nin Nazım Kıbrısi'ye karşı da bu hüsn-ü zannı muhafaza etmenizi temenni ederim. Kendisinin ümmetin içerisinde fitne girmesin diye bazı ramazan ve kurban bayramlarındaki ihtilaflı tarihlerde bile diyanet takvimine göre davrandığını biliyorum. Fasık olmadığına eminim. Kaldı ki sevenleri da öyle F.G. cemaati kadar kalabalık değildir, İngilizin işine yaramaz. Şeyh Nazım'ın Bursa halifesi Ahmet Yasin seçimlerden sonra müslümanlara 1 Nisan şakası yapacaklarından bahsetmişti. Son sohbetlerini izleme fırsatı bulamadım, fakat merak edenler aşagıdaki linkten takip edebilirler.
      http://www.halilurrahman.com/

      Sil
  9. Türkiye hızla bulut zulümatına giriyor. Etrafımız çevreleniyor. Evliyaullah haberlerine göre anladığım Türkiye kendi içinde kapanacak. Benim bu algım hatalı da olabilir. Hep birlikte yorumlarımızla yakın geleceğimizi aydınlatabiliriz.

    YanıtlaSil
  10. Türkiye Avrupa'dan dışlanması demek onların kontrolundan çıkması demek. Ayrıca 3. dünya savaşından az önce Nato'dan ayrılması da Batı ittifakından ayrılması demektir. Bu durmda Türkiye kendi içine kapanacaktır. Bunun ardından 3. dünya savaşına girmemiş gibi görünmesi anlaşılmaya muhtaç bir konu.. Rusya önce Avrupa'yı vuracak. İstanbulu ise boğazları kapatmak amacıyla işgal edecektir. İstanbul Latin donanması tarafından ele geçirilmesi ise karşı tarafın istanbulu alması demektir. Bu iki güç istanbul hakimiyeti için çatışacaktır. İstanbul 6 ay sonra Mehdi tarafından sulh yoluyla yeniden feth edilecektir.

    YanıtlaSil
  11. Rusyanın kuzey doğudan girmesi ise ne zaman olabilir? Rusya önce Avrupayı biçecek. Ancak bir süre sonra içinde bir ihtilal patlayıp iktidarı değişecektir. Bu iktidar batı ile birlikte hareket edecektir.

    YanıtlaSil
  12. Yine de bu senaryoda bir çok şey havada kalıyor. Açıklanamıyor. İsrail'in güneyden gelmesi, Hatay'dan vurması, hemen ardından Yunanın batıdan saldırması... Türkiyenin iki ateş arasında kalması... Türkiye saldırıya uğradığı zaman bölünecektir. Kimin saldırısı ? Rusyanın mı, İsrail-Yunanın saldırısı mı?

    YanıtlaSil
  13. Daha önceki Süyuti hadisinden çıkardığımız sonuca göre: Türkiye'deki idare Mehdi'den önce zalimlerin yok eden Cabir lakaplı yöneticiyi haber veriyor. Buna göre ülke içindeki kargaşayı Cabir sert yöntemlerle bastıracak... Fesada girmiş bozguncuları temizleyecek. Cabir hastalıkları tedavi eder. Eli sopalı bir idareciyi temsil eder. Bu yönetici idareyi Mehdiye teslim eder. Buna benzer bir yorumu Nazım (yine Nazım !) Sultan 4. Selim hadisi (?) yorumunda yapıyordu. Artık kime Cabir olur, Erdoğan mı, 4.Selim mi göreceğiz.

    YanıtlaSil
  14. Hizmet hareketinin 40 küsur yıl sonra bir proje olduğu anlaşıldı. Allah bilir bizim bilmediğimiz gözümüzün önünde daha ne kadar projeleri vardır !..

    YanıtlaSil
  15. En önemli soru şu: 3 aylık tertip dönemi bu sabah itibariyle bitti mi? Yoksa film daha yeni mi başlıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yeni bailıyor... Recep Ayı çok tuhaf şeyler olacak...

      Sil
  16. Büyük ihtimalle yeni başlıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi Ağustosta. Seçim sonuçlarından sonra Erdoğan'ın aday olabileceği konuşuluyor ki bu ihtimal birçoklarını feci rahatsız etmiştir. Temmuz, "sıcak olaylar" için tabiri caizse ölü aydır, hem okullar, üniversiteler tatildir, hem de bu sene Ramazan olması dolayısıyla sokak olaylarına uygun düşmez. (Dikkat ederseniz 2013 Ramazanında Gezi olayları durulmuştu, tencere tava çalan bile kalmamıştı) Dolayısıyla önümüzde tam olarak 3 ay var. Bu arada, Aytunç Altındal'ın 10 nisan öngörüsünü de unutmamak gerek.

    YanıtlaSil
  17. Kabalistlerin inancına göre 10 nisan'dan sonra türkiye büyük bir sarsıntı dönemine girecekmiş.

    YanıtlaSil
  18. ERDOĞAN’A SUNULAN SEÇİMLER
    Erdoğan'a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;
    1) Geri adım atacaksın. Her şeyi geri saracak, İsrail'le ilişkilerini düzeltecek, Çin'den silah almaktan vazgeçeceksin. Şangay'dan uzak duracaksın. Gülen'den özür dileyeceksin. Bu, senin birinci seçeneğin.
    2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. Paralarınla İngiltere'ye gitmene izin vereceğiz.
    3) Bunları kabul etmezsen, bizi bekle. Bu sana iki senaryo sunar;
    a) Kaddafi gibi, Saddam gibi yok olursun.
    b) Mübarek gibi teslim olabilirsin. Seni İngiltere'de bir hapishaneye atarız, yaşamının kalanını orda sürdürürsün.
    İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle karşı karşıya…”
    http://www.son.tv/haber-240012

    YanıtlaSil
  19. Bu sabaha işe gittim ve ilk izlenimim FIRTINA ÖNCESİ SESİZLİK ti.Bunu okulların tatil olması saatlerin değişmesi seçim kutlamalarına bağladım.Fakat bir türlü bu sesizliği üstümden atamadım.Sanki yanlız kalmış gibiydim. Seçimler bitmiş(AKP büyük farkla kazanmasına rağmen) kimin kazandığını düşünmeye başlamıştım.
    Sonra haberlere bakıp öle düşüneyim dedim ve baktığım ilk haber rusyanın (putin) ülkemizdeki seçim sonuçları nedeniyle yaptığı tebrik görüşmediydi.Gelen ilk tebrik bana manidar geldi.Oysa önceleri ABD,AVRUPA dan gelirdi..Sonra saat farkı vardır bizim saatler rusyayla örtüşüyordur diye düşündüm.Fakat ilerleyen saatlerde ne ABD nede AVRUPA dan bir tebrik haberi okumadım.Ya basın bize servis etmedi yada gerçekte böyleydi.Belkide istedikleri olmadı yada resmi sonuçlar açıklanmadığı içindir dedim.

    Sonra başbakan ve cumhur başkanı görüşmesi oldu.Aslında ben ülkemizdeki başbakanlığı israil-abd cumhurbaşkanlığınıda ingiltreye yakın bulurdum.Ben hep böyle düşünmüşümdür.Yani ülkemizdeki başbakanı israil-abd cumhurbaşkanınıda ingiltere seçer ve tayin eder diye....Bu benim görüşüm nekadar doğrudur tartışmaya açıktır.
    TÜRKİYE-RUSYA ittifakı olurmu düşünmeye başladım..Seyh imran hep natonun siyonislere hizmet ettiğini (yahudi-hiristiyan ittifakı) MAİDE 51 de geçer bunların müslümanların düşmanı olduğunu ve müslümanların ittifak yapacak olan rumların ruslar olabileceğini söylerdi.Seyh imranın öngörüsü böyle.Bu rus+türk ittifakı olurmu olursa bu rusların istanbulun işgalinden sonra mı olur bilemem.Ama rusya , çin ve iran
    siyonizme hizmet etmiyosa natoyu duracak güç anca bu 3 ülkede gözüküyor.Başka ülkeler de var ama bunlarda hep abd üstlri var.ALLAH müslümanları DECCALİN FİTNESİNDEN CEHENEM VE KABİR AZABINDAN müslümanın YAŞAMINDAN ÖLÜMÜNE KADAR TÜM FİTNELERDEN korusun AMİN.selametle..

    YanıtlaSil
  20. Seçimler hakkında şimdilik ne diyeceğimi bilemiyorum. Evet ortada AKP açısından bir zafer var.. Durumunu koruyor. Ama içim yine de buruk... Neden bilmiyorum. Herşeyde bir hayır var diyorum. Putin'in Erdoğanı tebrik etmesini de not ediyorum. Batı medyası Erdoğanın zaferi diyor. Herhalde onlar daha farklı bir durum bekliyordu. Manipülasyon ve yönlendirmeler sonuç vermedi. Cihan haber ajansının tekrar bir Taksim ayaklanması çıkarması girişimine kimse mecal bulamadı. Durup dururken milletin iradesine karşı çıkma beyinsizliğine kimse yanaşmadı. O kadar da salak değilller çünkü...
    Seçim yoluyla sonuç alma beklentisi boşa çıktı. Demek şimdi daha acımasız yöntemler devreye girecek. Erdoğan da cemaatin örgütünün üzerine yürüyecek. Şimdilik AKP % 45 gördüğünden kimse meşruiyet sorgulaması yapamayacak. Ona karşı başka argümanlar öne sürülecek. Cemaate yapılan kovuşturmalar nedeniyle içte ve dışta diktatörlük algısını derinleştirecek yayınlar olacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen katılıyorum.Seçim sonucu zahiren iyi çıktı ama tarif edemedigim bir sıkıntı bir baskı var manevi olarak.
      Hissettiğim birşey var ki cumhurbaşkanlığı seçimi kesin yapılır diyemiyorum.
      o zamana kadar bu mağlup şebeke son bir atak yapar gibi hissediyorum.Hatta batı da halkın seçtiği bir cumhurbaşkanlığından (kimin cumhurbaşkanı olmasından daha çok halkın seçmesi önemli) sonra türkiyenin geri döndürülemeyeceğini biliyor.Bu tebrik etmeme durumu aslında siyaseten manipülasyonu bitirdiklerinin, şimdi baska kötü yöntemleri kullanacaklarının bir alameti olabilir.
      Allah bizi, bütün müslümanları korusun ve iman selameti versin.

      Sil
    2. şimdiden başladı ABD li gazeteci karışıklık artacak seçim adil değil
      http://www.odatv.com/n.php?n=karisiklik-daha-da-artacak-0104141200

      Sil
  21. Daha önce tahmin edilen "seçimler şaibeli" yaygarasının çatışmalara dönebileceği öngörüsü için görünen o ki Ankara pilot bölge seçilmiş olabilir. Kimileri sosyal platformlarda II. Gezi vakasına hazırlanın mesajları atıyor.

    YanıtlaSil
  22. ............Seçimi Başbakan’ın kazanmasının, cemaatin kaybettiği anlamına gelmediği yorumunu yaparak, 30 Mart’tan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bazı hareketlenmeler yaşanacağı duyumuna sahip olduğunu söyledi.

    http://www.aktuel.com.tr/gundem/2014/04/01/30-marttan-sonraki-tskya-dikkat

    YanıtlaSil
  23. Dolarda düşüş beni endişelendirdi.. Birileri vurguna mı hazırlanıyor? Doları tırmandıracak gelişmeler mi yaşanacak önümüzdeki günlerde? Sorular sorular...

    YanıtlaSil
  24. allah devletimize zeval vermesin diyorsunuzda...devlet müslüman devletmi ? islam devletimi ? içkinin serbest olduğu, genelevlerin serbest olduğu ve bunun devlet tarafından desteklenip kapısına polis konduğu,müslümanların eziyet gördüğü ,allaha ,peygamberine hergün küfür bile edildiği, neredeyse türkiyenin yüzde 50sinin şirk içinde olduğu devleti allah korusun diyorsunuz..gerçekleri görelim..allah müslümanları korusun ve islam devleti kurmayı nasip etsin..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu anlatamıyoruz işte buradaki bazı kardeşlerimize..

      Sil
    2. Bu devlet islam fıkhına göre dar'ul-islamdır. Bediüzzaman bu devletin kuruluş yıllarında din ile alakasının pamuk ipliğine inceldiği zaman bile bu devlete devlet-i islamiye demiştir. İslam incelir ama kopmaz demiştir.
      Bu konularda ehl-i sünnet fıkhını esas alıp öyle hüküm veriyoruz.
      Türkiyenin hakkındaki söyleminize katılmıyorum. Kimde zerre kadar iman eseri görsek Türkiye hakkındaki ümidimiz canlanmaktadır. Bu söylem hiç kimseye fayda sağlamaz. İnsaflı olmak, ehl-i sünnet alimlerinin görüşlerine tabi olmak en iyisidir.

      Sil
    3. (Dar-ül İslam) İslamiyet merkezi. Müslümanların hakim olduğu yer. İslâm memleketi. İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edildiği yer...mustafa bey devlet gerçekten darul islamıdır..gerçekden..yoksa biz ütopyadamı yaşıyoruz. çiki serbest ,zina serbest,çıplaklık serbest,genel evi(fahişelik) serbest malesef müslüman kızları kandırılarak bu tuzağa düşürülüyor ve devletde kusura bakmayın destek veriyor. kapısına polis diktiğine göre..belki bilirsiniz darul islam dediğiniz devletde bir zamanlar genel evi sahibi vergi şampiyonu olup ödül aldı..ehli sünnet alimleri görüşleri buna uyuşurmu sizce..bir araştırmanızı öneririm..dünyada malesef hiç islam devleti yok....ama inş. o yola doğru gidiyoruz..

      Sil
    4. Üç şartla Darul islam, Darul Harbe dönüşür:
      1-İslam hükümlerinde hiç biriyle hükmedilmeyecek derecede küfür hükümlerini icra etmek,
      2-Darul Harbe bitişik olmak,
      3-Orada hiç bir müslüman ve zimminin güvenlik altında bulunmaması yani imandan dolayı müslümana , akdi zimmetten dolayı kafire şeriatın verdiği güvenliğin ortadan kalkması,
      Bu üç şartın beraberce tahakkuk etmediği sürece , islam diyarının dar-ul-harbe dönüşme ihtimali yoktur.(İbnu Âbidin 448/4;El-fetave-l-Ğıyasiyye s. 105, İsmail Çetin Cemaat 174)

      Bu üç şart İmamı Azama göredir, İmameyne göre ise, TEK ŞART GERÇEKLEŞMELİ: KÜFÜR AHKAMININ İCRASI. (İbnu Âbidin 451/8), Hindiye..

      Sil
    5. türkiye islam ahkamı dışına çıkınca çeşitli yerlerde kıyam oldu şeyh said dahil fakat mağlup olmuşlardır aczimiz sabit olduğu için babalarımız vebalden kurtulmuştur sonuna kadar izleyin
      https://www.facebook.com/photo.php?v=10200500542811962&set=vb.179152168801546&type=2&theater

      Sil
    6. Akdoğan kardeşimiz Darü'l islam, Darü'l Harb konusunda fıhki ölçüleri nakletmiş. Benim de kastettiğim odur. Müçtehidlerimizin ve islam alimlerinin hükümlerine tabi oluyoruz. Yorumlar uzadıkça uzar.

      Sil
    7. Erkan Sezgin kardeşim... Şimdi aklıma Darülislam ile islam devleti kavramlarının farklı olduğu düşüncesi geldi. Dünyada İslam devleti var mı yok mu? Yada islam ülkeleri mi var?

      İslam ülkelerinde müslümanlar ve zimmiler yaşar. İslam ahkamı kısmen yaşanır, kısmen ihmale uğrar. İslam devleti ise ahkamını doğrudan dine dayandırır. Bu açıdan Osmanlı devleti dahi saf bir islam devleti deği, islami bir devlettir denebilir. Yani islam ile islami arasındaki fark önemli...

      Sil
    8. mustafa bey ..evet osmanlı tam anlamıyla islam devleti değildi..onun haricinde tabiki islam devleti idi.babadan oğula geçiş islamda yok..ama islam kuralları geçerlidi ve son yıllarına kadarda uygulanıyordu.(son 100 yıl medeniyet çömüşdü- 2.abdulhamidden sonra zaten parçalanma kesinleşmişdi)
      ".Müçtehidlerimizin ve islam alimlerinin hükümlerine tabi oluyoruz" bu yorumunuza katılıyorum..
      ama osmanlıyı tam islami görmemekle, ozaman günümüz devleti hakkında ne diyeceksiniz.

      Sil
    9. Vurgulamak istediğim islam devleti ile islami devlet arasındaki farktır... Peygamberimiz islam devleti kurmuştur. Hulefa-i Raşidin bu devleti devam ettirmiştir. Ondan sonrası Emeviler, Abbasiler ve diğerleri ancak islami devlet olarak nitelendirilebilir.

      Bu konuda meşhur hadis var. Benden sonra emirler, melikler, zorba idareciler gelir mealinde...

      Günümüzdeki ise Bediüzzaman bunun için geçici arıza tabirini kullanmıştır. Toptan küfür devleti değil, Bediüzzaman yine buna şu tabiri kullanmıştır: "islam ile bağı incelmiş ama kopmamıştır."

      Ayrıca bu devlet-i islamiyenin önünde uzun süre kara bulutlar karanlık perde etmişlerse de bu perde zaman içinde yavaş yavaş kalkmaya başlamıştır. Her gelen bir öncekinden daha iyiye götürmüştür. Baştakilerle sondakileri bir tutmak insafa uymaz. Ancak şimdikini dahi islam devleti ölçüleri ile tartmaya kalkmak gerçekçi olmaz.

      Bediüzzaman milletin % 60-70'i tam dindar mütedeyyin olmadan islami bir partinin zamanı olmadığını beyan etmiştir. O nedenle şimdiki parti muhafazakar bir partidir. İslami bir parti demek doğru değildir. Çünkü millet ne ise yöneticilerde öyle olur. Milletin çoğunluğu tam dindar olursa o zaman elbette idare tarzı da ona göre dindarca olur.

      İnancımız o ki, islam devleti hakikati ancak Mehdi ile gerçekleşecektir. Peygamber yolunu ihya edecek olan odur. Yani hem gerçek manada bir din adamı, hem de din esası üzerine bir yönetici ancak odur.

      Sil
    10. Erkan Sezgin kardeşim...
      Kafir ve fasık insanlar kötü işler yapar. Mümin ve dindar insanlar iyi işler yapar. Zina fasıkların işidir. Zinaya kötüler gider. Devletin fena yerler açması bir devlet politikası mı, teşvik ediyor mu? tartışılır. İslam devletinde (peygamber zamanında) içki tedrici olarak kaldırıldı. Ama Ömer zamanındaki bir olay bize onun zamanında gizli içki içenler olduğunu gösterir. Yani içki, zina gibi durumlar yasaklansa bile gizli olarak işlenir olmuştur. Devler sedd-i zerai kaidesiyle fena işlerin işlendiği yerleri yasaklar. Ancak zahiren yasak iken perde altında meyhane de, umumhanede faaliyetini yürütmüştür.
      Yani ideal durum var, gerçek durum var. Osmanlı'da dahi böyle olmuş. Devletin bu yerleri teşvik etmemesine rağmen tavşan kaçmış, tazı kovalamışsa da her vakit gerçek bu olmuştur.
      Maalesef islamın, Müslümanların en ağır baskılar altında tutulduğu bu devletin ilk zamanlarında din bağları çok zayıflamıştır. Ama yine de hem fıkhi ölçülere göre, hem de bir çok din alimine göre bu devlet darül-islam olma niteliğini tamamen kaybetmemiştir. Bu bizim kanaatimizdir. Büsbütün küfre atmamak yolundaki düşüncemizdir. Bir kimsenin açık küfrü görülmedikçe şek ve şüphe ile hüküm verilmez. Baştaki yöneticilerin imanla mı, imansız mı gittiği gaybidir.
      Eski zamanın müçtehid alimleri Emevi döneminde zalim ve facir insanların bile küfrüne hükmemişlerdir. Ancak hadislere göre İslam deccalı olan Süfyan hilafeti yıkandır. Başka bir yerde süfyanın islamlar içinde çıkacağı ve dini tahribe çalışacağı belirtiliyor. O şahıs dini yıkmayı başaramamıştır. Ondan sonra gelenler de başaramamıştır. Geçici bir arıza olarak kalmışlardır. O kişlerin kabahatleri kendilerinin boynuna asılır. Onların suçu ile devleti suçlamak doğru değildir. Bu Devlet halen hilafet emanetlerinin sahibi olan devlettir. Bu devletin idarecileri Lozan'da ayakta kalabilmenin şartı olarak hilafeti kaldırmışlardır. Ancak Kanuna göre hilafetin manası esasen cumhuriyet manasında mündemiç olduğundan hilafet makamı ilga edilmiştir. Yani kişisel hilafet makamı kalkmış, manası ise cumhuriyete ve onun o zaman ki temsilcisi olan Millet Meclisine devredilmiştir. Buradaki hukuki inceliğe dikkat edilsin. Devlet hilafeti kaldırıp atmamış, kişi üzerindeki hilafeti ilga etmiş. Manasını Millet Meclisine tevdi etmiştir.
      Bediüzzaman der ki: Din incelir ama kopmaz. Bir gün sahibi olan biri gelir. Yine o nuru ışıklandırır.
      Bizim acizane kanaatimiz budur.

      Sil
    11. Faruk Beşer'in 28 Mart 2014 tarihli yazısı:
      Oy vermek şirk midir?
      Müslümanımızın bilgi ve bilinç seviyesini gösteren hususlardan biri de budur; her seçim zamanı böyle söyleyen ve bunu yaymakla kendilerince şirkten kaçınmaya çağıran vatandaşlarımız olur.

      Mantık şudur: Türkiye Cumhuriyeti bir şeriat devleti değildir. Demokrasi de İslam değildir. Partiler demokrasinin kurumlarıdır. O halde herhangi bir partiye oy vermek Allah'ın hükmünden başka bir hükmü, yani başka bir yönetim biçimini istemek, onu kabullenmek demektir. Oysa 'Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse ya kâfirdir, ya zalimdir, ya da fasıktır' (5/44,45,47).

      Önce malumu bir kez daha ilam edelim:

      Türkiye elbette bir şeriat devleti değildir.

      Demokrasi de elbette İslam değildir, İslam da demokrasi değildir.

      İslam bir devlet kuracak olsa elbette bugünkü anlamıyla demokratik bir devlet kurmayacaktır. Ne var ki demokrasi içi boş bir şablondur. İnsanlara bir değer ya da inanç dayatmaz. Demokrasinin temel rüknü, halkın kendisini yönetenleri seçmesi, beğenmediğinde de değiştirebilmesidir. Bunun dışında demokrasi için söylenenlerin hepsi doğal hukukun ve evrensel ahlakın verileridir, demokrasi değildir. Bu iki şartı İslam da kabul eder. Dolayısıyla İslam demokrasi değildir ama demokrasinin içi İslam'la doldurulabilir.

      Ayrıca demokrasi en iyi yönetim biçimi değil, kötülerin en az kötü olanıdır.

      Şeriat dinin bütünü demek olduğuna göre, bir Müslümanın da şeriat istemesi doğaldır, hatta imanı açısından zorunludur.

      Şimdi başlıktaki sorumumuza dönelim. Bir ülkede sınırsız demokrasi bulunsa, komünist partisinden şeriat partisine kadar her fikirde parti yönetime talip olsa, orada bir Müslümanın başka partiye oy vermesi, Allah'ın hükmünü bırakıp başkasını seçmesi anlamına gelebilir. Gelebilir diyoruz çünkü yine de farklı durumlar olabilir: Mesela o ülkede şeriat isteyenlerin sayısı azınlıkta olup şeriat partisine oy vermeleri, oylarının tamamen etkisiz kalmasını, böylece en az kötü yerine daha kötü olanın seçilmesini sonuç verecekse orada bile maslahat-mefsedet hesabı yapılabilir.

      Maslahat kuralı İslam'ın temel kurallarındandır. Hatta İslam'ın tamamı maslahat-mefsedet hesabından ibarettir. Buna kâr-zarar hesabı da diyebilirsiniz. Mesela Allah der ki: 'İçkide ve kumarda sizin için birtakım faydalar vardır ama onların zararı (günahı) faydasından çok daha büyüktür'. Bunun için de yasaklanmışlardır.

      Yararımıza olanı yapmamız maslahat olduğu gibi, zararımıza olanı terketmemiz de maslahattır.

      Bazı şeyler safi maslahattır, onlar zaten İslam'ın kendisidir.

      Bazı şeyler de safi zarardır, onların da giderilmesi İslam'dır.

      Bunların dışındakilerde maslahat ve mefsedet beraber bulunur. İşte fıkıhçının görevi burada başlar ve İslam terazisi ile bunları tartar, hangisi galipse hükmü ona göre verir.

      Her ikisi çatışırsa, öncelikle mefsedetin giderilmesi esastır, varsın maslahat da yapılmamış olsun. Yani 'def-i mazarrat celb-i menafi'dan evladır'.

      Sil
    12. yazının devamı:

      Şimdi tekrar başa dönelim: Şeriatın esamisi olmayan bir ülkede söz gelimi sadece A ve B partisi bulunsa. İslam terazisine vurulduğunda bunların birisi kötü, diğeri ise çok kötü olsa, yüz tane de seçmen bulunsa ve bu seçmenlerin on beş tanesi şeriatçı olsa ne olur? Elbette Müslümanın görevi hep iyiliği yerleştirme, kötülüğü daha aza indirme olacaktır. Ama şartlar bu on beş oyun iyiliği getirmesine yetmez. O halde yapabilecekleri şey kötülüğü aza indirmek olacaktır.

      Az kötüyü seçmek de yine kötülükten yana olmaktır der ve oy vermezlerse ne olur? Verselerdi yüz seçmenin mesela elli beşi az kötüyü iktidara getirecek ve çok kötü kırk beş kişide kalacakken, vermedikleri takdirde az kötü kırka düşecek, çok kötü yüzde altmış oyla iktidara gelmiş olacaktır. Bu durumda işte o çok kötünün seçilmesini sağlayanlar bu akıllı şeriatçılardır.

      Yani siz o ülkede bulunduğunuz sürece hiç oy vermemeniz, en kötüye oy vermeniz demektir. Siz istemeseniz de seçmensiniz, o halde neden en kötünün seçilmesine alet olasınız? Müslümanın basiretli olmama hakkı var mıdır?

      Kısmen de olsa iyilerin bulunması durumunu anlamak ise daha açıktır.

      Sil
    13. mustafa bey görülerinize kısmen katılıyorum ama diyeceğim.oy kullanmak şirkdir çünkü ben onların yaptığı işlerden bende sorumlu olmak istemem. örneğin akpli müslüman bir belediye başkanı, biri tekel bayi açmak istese biri, buna imza atmak zorunda değilmi, yada içki fabrikası kurulacak oranın il ilçe belediye başkanı,imza atmayacakmı açılması için, kaç müslüman o içkiden dolayı günaha girecek onun sayesinde, bazı çiftçilerimize diyecek yok, içki fabrikalarına çalışıyorlar bazıları,bugun başka çocuklar öllüyor yarında kendi çocukları belki ne farkeder..liderlerimiz..o koltuklara gelene kadar çok taviz veriyorlar..onlardan gibi gözükmek hiç samimi değil..kul hakkı zaten çok yiyor özellikle geçmiş hükümette ,şimdikide aynı..ülkemizdeki müslümanların umudu hükümet ama unutmayın amerikayla gerdeğe girdinmi sağlam çıkamazsın..bugun amerika istemesse türkiyede şimdi hükümet zor olur..çünkü biz abd güdümlü devletiz...biz oy vererek içimizdeki kardeşlerimiz başa gelince rahatlıyacaz zannediyoruz..malum onlardan başkalarından icazet alıyorlar..rahmetli erbakan itiraf etmişdi..

      Sil
    14. erkan bey kısmen katılıyorum demişsiniz ama hiçbirşey anlamamışsınız okuduğunuzdan.Yazıda eleştirilen fikirleri siz tekrar yazmışsınız kendi fikriniz olarak.Bu kadar kolay mı bir işe şirk demek.Bir de kalmış içtihat etmeye çalışmışsınız bir müçtehit edasıyla.
      İlim ilim bilmektir.İlim kendini bilmektir.

      Sil
    15. turker bey siz görmek istemiyorsanız sizin sorunuz..ülkemizi yöneten insanlardan samimi olsan iyi hizmetler yararlı işler yapmışlardır..inkar etmiyorum..hatta bu durumdan tüm müslümanlar yararlanmalıdır...

      altdaki videoyu izlemeni tavsiye ederim
      http://www.furkanvakfi.net/parti-metodu-ile-muslumanlar-15-yil-oncesine-gore-daha-rahat-degiller-mi.html

      Sil
    16. seçtiğim adam tekel bayii açacak diye oy vermez isen ki bayii acacağı ihtimal dir onun yerine gelecek karşı tarafdaki adam törenle genelev açar oy silahını kullanmadığın için ve bu nedenle o seçildiği için seninde bu işte bir sorumluluğun var cünkü ehlinden başkasına idarecilik verilmez sen oy verseydin belki o seçilemeyecekti yalova gibi yerde bak 1 oy 1 oy oraya bir müslüman talip olduğu zaman ben tekel bayii ne izin vereceğim diye senden oy istemiyor hizmet için diyor hatalı işlerinden kendi mesuldür

      Sil
    17. yalovanın durumunu bilmiyorum kaybediyse üzüldüm..tabiki iyi hizmet yaptıklarıda var. inkar etmiyoru yaptıkları yalnışlarda var..örneğin 100 bin kişiyi kpssye bile girmeden sözleşmeli kadroya aldılar..yüzde 99,9 adil şekilde almadılarya..neyse konuya döneyim..arkadaşım chpli,akpli farketmez isterse mhpli olsun ben müslümanmı değilmi ona bakarım..içki fabrikası,tekel bay,,idda bayi ..vb(genelevi) açılacak belgeler hazır. belediye başkanı imza atmak zorundamı değilmi,,imza attığında bu onun günahıdır..doğrudur ama sende ona oy vererek destek oluyorsun(olumlu yanıda var olumsuz yanıda) müslüman müslümanın kardeşi ise doğruları söylemekte kardeşliğin görevidir.

      Sil
    18. Erkan Sezgin kardeşim... Dini duyarlığınız nedeniyle AKP ye bile oy vermemeniz elbette sizin tercihiniz .. Bu yazı Faruk Beşer'in yazısı.. konu ile ilgili diye aldım. Oy vermenin şirk olarak tanımlanması biraz ürkütücü bir yorum. Bu takdirde TC vatandaşlarının % 99 u müşrik olur ki, bizim vicdani kanaatimiz bu kadar ağır bir hükmü kaldırmıyor.
      Müçtehid alimlerimizin ve islam alimlerimizin hükmüne tabi olarak ehven-i şerre tabi oluyoruz. Akdoğan kardeşimizin dediği gibi tekel bayisi açmaya izin verecek diye oy vermezsen, karşı taraf % 20-30 oyu varken dindar yda dine hürmetkar % 70-80 halk üzerine bir güzel oturur. Hegemonyasını sürdürür. Bence dini ahkamın iyi anlaşılmasına ve dikkatli uygulanmasına ihtiyaç var.

      Sil
    19. Admin kardeşim her konuda olduğu gibi bu konuda da makul açıklamayı yapmışsın. oy vermenin şirk olup olmamasıyla ilgili kanaatına katılıyorum. kaldı ki oy vermenin şirk olduğunu düşünen kardeşlerin acaba bu devletin ya da milletin nasıl yönetileceği konusunda bir önerileri var mıdır merak ediyorum

      Sil
    20. Erkan Sezgin, verdiği linkten tekfir sevdalısı alparslan kuytul denen kişiyi tavsiye etmişsin.
      alpaslan kuytul denen bu adam "anormal"dir.Ehli sünnet karşıtı, evliya münkiri şia kafalı bir cahildir.

      Sil
    21. Benim anlamadığım, bu millet nasıl bu kadar kolayca kendi nefsini,hiçbir rabbani alimden icazeti olmayan hiçbir hizmeti olmayan hiçbir irşad yetkisi verilmemiş kendinden menkul, sapıtmaya meyilli cahillerin, ve hatta ajanların, alpaslanların,f.gülenlerin,adna oktarların,ahmed hulusilerin peşinden gidiyor.

      Bu kadar istikamet üzere,şeriatı muhammediye üzere ehli sünnet icazetli hilafetli mürşidi kamil varken nasıl oluyor da soytarıları insanlar kendi nefslerine tercih ediyorlar.

      Allahım bize iman selameti ve istikamet nasip et.

      Sil
    22. Siyasi partilere oy vermek, bir millet vekili olarak görev yapmak vs. gibi konular Türkiye Müslümanlar’ı arasında çok tartışılan bir konudur. Sebep ise yönetimde Allah’u Teala’nın dininin geçerli olmaması, dinin devletten ayrı olmasıdır. Tartışmanın temelini de kendilerine delil olarak aldıkları şu ayetlere dayandırırlar.
      “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” (5/44)
      “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, zalim olanlardır.” (5/45)

      Bu konuyu ilimsiz ve derinlemesine ele almadan, sosyal ve kültürel teşhis yapmadan, sadece “işte ayetler, oy vermek, parlamentoya girmek şirktir” diyerek geçiştirmek doğru değildir.

      Müslümanlara zulmederek bastırmak suretiyle başa geçen Suud kraliyetinden Türkiye’ye gelen İngiliz güdümlü vehhabiler “oy vermek şirktir” diyerek ortaya atılmaktadırlar. Maksat fitne çıkarmak, Müslümanları bölmek ve zayıflatmaktır.

      Bu vehhabilerin dışında ülkemizde de Tevhid adına faaliyet gösterip, millet vekili olunmasına ve oy verilmesine karşı çıkanlar da vardır. Bunlar iki guruba ayrılıyorlar. Bunlardan birincisi oy vermezler ama verenlere de karışmazlar. İkinci gurup ise vekil olanları ve onlara oy verenleri müşrik ilan ederler.

      ”Bu Peygamberimizin yöntemi değildir” diyerek Oy vermeyip, oy verenlere de saygı gösterenlere diyecek sözümüz yoktur. Ancak Müslümanları “müşrik” olarak yaftalayanlara bu konuda birkaç meseleyi hatırlatmayı zaruri görüyoruz…

      Sil
    23. ŞİRK DÜZENİNİN VEZİRİ YUSUF ALEYHİSSELAM
      Evvela Kur’an-ı Kerime bir göz atalım, bakalım Rabbimiz bize ne gibi misaller verecek:
      Bildiğiniz gibi Yusuf Aleyhisselam’ın Kur’an-ı Kerimde en güzel kıssa olarak anlatıldığı, kuyuyla başlayan, zindan ile devam eden hikâyesi kralın yanına yerleşmekle devam ediyordu. Özetle kral bir rüya görüyor ve daha önce rüyasını tabir ettiren bir hizmetkâr sayesinde Yusuf Aleyhisselam’a rüyayı tabir ettiriyorlardı. Bu sayede kral Yusuf Aleyhisselam’ı sarayına davet etmiş, zindandan çıkartıyordu.

      İşte önemli olan süreç bundan sonra başlıyordu. ŞİMDİ DİKKAT EDİNİZ! Yusuf Aleyhisselam diyor ki:
      “Yûsuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.” (Yusuf Suresi 55)

      Bakınız! Yusuf Aleyhisselam kralı, halkı ve yönetimi putperestliğe dayanan bir ülkenin yönetiminde idareci olmak istiyor. Bu Allahu Teala’nın bildirdiği bir gerçektir, ayettir. İnkâr eden kâfir olur.

      Allahu Teala bu ayetten sonrada ne buyuruyor:
      “Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde oturmak üzere ülkede imkan ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.” (Yusuf Suresi 56)

      Bakınız Allahu Teala, Yusuf Peygamberin şirk yönetiminde iktidar sahibi olmasını bir rahmet olarak nitelendiriyor.

      DİKKAT!
      Ey Müslümanlar bakınız, Yusuf Aleyhisselam’ın yönetim kadrosunda olduğu o ülkede putperest bir şirk düzeni hâkimdir. Halkı da putperest müşriktir. Bu nokta çok önemlidir. Çünkü bir Peygamber ile misal verilen bu ayetler ile sabittir ki, bir kişi şirk düzeninde bile yönetimde olsa o kişi müşrik olarak vasıflanamaz. Tam aksine Allahu Teala’nın beyanıyla bir rahmettir.

      SORULAR ŞÖYLE:
      Yusuf Aleyhisselam’da mı haşa müşrikti? (Müşrik diyemeyeceğinize göre)
      Yusuf Aleyhisselam’ın şirk düzeninde yönetici olması O’nu müşrik yapmıyorsa bu çağda halkı Müslüman olan bir ülkede yönetici olmak kişiyi neden müşrik yapsın?

      Can alıcı soru:
      Yusuf Aleyhisselam’ın o düzende yönetimde olması şirk değil ise tekrar yönetime gelmek istediğinde ona oy vermek, desteklemek neden şirk olsun?

      Ve en önemlisi de şudur: Yusuf Aleyhisselam’ın, şirk düzeninde görev aldığı halde “şirk düzenini” benimsediğini iddia edemezsiniz. O, bu düzende Allah’ın hükümlerini ve kanunlarını uygulamaya çalışmış, Allah’ın dinini bu vasıta ile yaymaya çalışmıştır.

      Sil
    24. BİZİM ŞERİATIMIZ BAŞKA İDDİASI
      Bu misale şöyle itiraz edilebilir: “O Yusuf Aleyhisselam’ın şeriatıydı, bizim şeriatımız da ise bu yoktur” denilebilir. Buna şu şekilde cevap verilir:

      Allahu Teala bir meseleyi, son kitabında zikredip “bir rahmettir” buyuruyor ise bunun Ümmeti Muhammed’e vereceği çok dersler vardır. Usul-u Fıkıh’ta geçtiği üzere “geçmiş ümmetlerin şeriatı bizim de için de şeriattır. Ta ki Rabbimiz ve Resulü bizlere reddetmeksizin haber vermiş olsun ve mensuh da olmasın”

      Denilirse ki: Allahu Teala “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.” Ayeti ile bu hususu reddetmiştir.

      O zaman deriz ki: Bu ayetlerin öncesi ve sonrası vardır. Allah’u Tala bu ayetlerde tevratı değiştiren Yahudilerden bahsetmekte ve bu husussların TEVRATTA YAZILI OLDUĞUNU beyan etmektedir. Mealler şöyledir:

      ”Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.”
      ”Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.” (Maide 44 – 45)

      Görüldüğü üzere geçmiş ümmetin kitabında yazılı bir hükümden bahsediliyor. Böyle olduğu halde bizim şeriatımızda da “kısas” vardır.

      Yukarıda naklettiğimiz gibi geçmiş ümmetlerin şeriatı bizim de şeriatımızdır. Dolayısıyla Yusuf Aleyhisselam’ın yöntemi de bizim için geçerli bir örnektir.

      Ayrıca bu ayetlerde, “şirk düzeninde Allah’ın hükmünün icra edilmesi” değil, Kitab’ın değiştirilmeye çalışılması ve tahrif edilmesi, İlahi kitaptan Allah’ın hükmünün kaldırılması ve tahrif edilen kitabın Allah’ın hükmüymüş gibi sunulması konu olmuştur.

      Bu ayetler, iddia edildiği gibi, “Allah’ın hükmünü icra edemeyen” toplumlar için delil olmaz.

      Çünkü Allah’ın hükümleri, İslam şeriatının tatbik edildiği toplumda, ancak yargı otoritesinin işleyişiyle olmaktadır. Şirk düzeninde devlete ait cezai işlemi uygulamak zaten imkânsızdır.

      (Oğlunuzu öldüren bir katilin, aynı şekilde öldürülmesini (kısas) istediğiniz zaman bu gerçekleşmeyecektir.)

      Eğer bir Şeriat devletinde olsaydık ve yargı, Allah’ın hükmünü göz ardı etseydi işte o zaman bu ayeti kerimeye muhatap olurdu. (Suudi Arabistan ve İran’da göstermelik bir şeriat olduğu gibi)

      (Bazıları bu konuya “Peygamberimize Müşrikler tarafından yönetim teklif edildi kabul etmedi” diyebilir. Evet, yöneticilik teklif edildi ama davasını bırakmak şartıyla. Putçuluğa dokunmaması şartıyla. Bunu Peygamberimizin verdiği cevaptan anlıyoruz. Bir elime güneşi bir elime ayı koysanız bu davadan vazgeçmem” Dolayısıyla bu iddia da yersizdir)

      Sil
    25. AHKÂM AYETLERİ MEDİNE’DE GELDİ
      Değerli kardeşlerimiz, İslam’ın peyderpey geldiği günlere baktığımızda, önümüze iki safha çıkıyor. Mekke ve Medine devri.

      Mekke devrinde Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e inen ayetlere baktığımız zaman ise hepsinin akaid ile ilgili olan, tağutu ve putçuluğu reddeden, tevhid inancını gönüllere nakşeden ayetler olduğunu görürüz.

      Müslümanlar Medine’ye hicret ettikten ve İslam devleti teşekkül ettikten sonra ise ahkâm ayetlerinin indiğini görmekteyiz.

      Demek ki, Mekke’de gönüller ve zihinler önce put ve putçuluktan temizlendi sonra İslam Devleti meydana gelince Allah’ın hükmü ile hükmetmek farz oldu.

      Şimdi size bir soru soralım: “Ahkam ayetleri şayet Mekke’de gelse idi tatbik edilebilecek miydi?”
      Cevap: Elbette ki tatbik edilemeyecekti. Çünkü İslam’ın devlete yüklediği cezai işlemi ferd tatbik edemez. Mekke’de ise devlet yani yönetim şirk üzerine kuruluydu. Dolayısıyla bu ayetler orada da tatbik edilemeyecekti.

      Yine siyer ilmini bilenlerinize malum olduğu üzere Peygamber Efendimiz ve ashabı Mekke’de belli bir düzen gizliden faaliyette bulunmuşlar daha sonra açıktan açığa İslamı yaymak için faaliyetlere girişmişlerdi. Burada da önemli olan nokta şurasıdır; Peygamberimiz ve ashabı müşrik bir toplulukta, putlarla dolu olan Kabe’nin yanına geliyorlar oradan İslamı haykırıyorlardı. Hatta orada namaz kılıyorlardı. Sonra bir müşrik gelip İslam’a karşı bir açıklama yapıyor, Müslümanları aşağılıyordu. Yani orası adeta bir meclis olmuştu ve herkes kendi düşüncesini paylaşıyor davasını savunuyordu.

      Önemli olan husus, Peygamberimizin ve müşriklerin görüşlerini aynı yerden haykırıyor olmasıdır.

      NE ÇIKIYOR?
      Size yukarıda zikrettiğimiz delil ve misallerden şu dersler çıkmaktadır:
      1- Müslümanlar, şirk düzeninde Müslümanlar için hayırlı işler yapmak, Müslümanların lehine çalışmak ve hatta Allah’ın kanunlarını geçerli kılmak için devlet işlerinde parti kurarak da olsa faaliyet içerisine girebilirler.
      2- Müslümanlar, böyle bir düzende İslam için hayırlı gördükleri partilere destek verebilir, oy kullanabilirler.
      3- Böyle bir düzende Müslümanlar, İslam’ın devlete yüklediği sorumlulukları icra edemediklerinden, Allah’ın hakimiyetinin kurulmasını istemeli ve bunun yanında insanları şuurlandırmalıdırlar. Bunun için var güçleri ile çalışmalıdırlar.
      4- Böyle bir düzende öncelikle putların ve putçuluğun insanların zihninden ve sonra devlet yönetiminden yıkılması gerekmektedir.

      Sil
    26. OY VERMEMEK NEYE YARAR!
      Müslümanlar olarak bu konuda aynı görüşte olsak ve Müslümanların lehine çalışacak bir parti olduğu halde destek vermesek, oy vermesek ne olacak?
      Din düşmanları her zaman olduğu gibi sandığa gidecek ve partilerini daha güçlü bir şekilde iktidara getirecekler. Seçimin geçerli olabilmesi için bir katılım oranı yoktur. Katılım yüzde otuz da olsa seçim kabul edilir ve o parti başa gelir. İlk yapacağı şey Müslümanların dinine, eğitimine, ahlakına, namazına, ezanına müdahale etmek olacaktır.

      Ne olmuş oldu? Oy vermemek ve İslam’a hizmet edeceğine inandığımız partiyi desteklemememiz sonucunda ortalık din düşmanlarına kaldı.

      Halbuki o partiye destek verilmiş olsaydı iktidara gelemese bile şer işlerde iktidara karşı çıkar ve takoz olurdu. Bizim tepkimizi onlar dile getirirdi.

      Yani sistem değişmedikten sonra, biz partiye destek versek de vermesek de bu seçimler yapılıyor ve partiler seçiliyor ve bizler ister istemez o iktidarın otoritesi altına giriyoruz. Din devlete karışamadığı halde o parti, devleti kullanarak pek ala dine karışabiliyor ve Müslümanlar nice sıkıntılara maruz kalıyor.

      Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.” (Enfal 60)

      Her devirde, o devrin şartlarına göre din düşmanlarına karşı güçlenmek, hazırlık yapmak Müslümanlar üzerine vazifedir. Bu parti ile olacaksa partiyle de onlara karşı koymak gereklidir. Çünkü çok örneklerini gördüğümüz üzere bu vasıta ile bir çok hizmet yapılabilmektedir.

      Peygamberimiz ve Müslümanlar’ın Mekke devri, bizlere ilham vermelidir…

      İÇKİYİ YASAKLAYAN BELEDİYE
      Misal olarak Refah Partisi’nin Sultanbeyli Beylideyesi’ni verebiliriz. Belediye’de içki içilmesini yasaklamıştı. Hükümet tüm yurtta kumarı yasaklamıştı. Yani ellerinden geldiği kadar hayırlı işler yapmışlar, mecliste oldukları müddet içinde bir çok şerli işe de engel olmuşlardı.

      Yani Yusuf Alaeyhisselam gibi şirk düzeninde Allah’ın dinine hizmet etmeye çalışıyorlardı. Mevcut hükümetin de Müslümanlara geniş hizmet alanı sağlaması gibi bazı hayırları mevcuttur…

      Sil
    27. OY VERMEMEK NEYE YARAR!
      Müslümanlar olarak bu konuda aynı görüşte olsak ve Müslümanların lehine çalışacak bir parti olduğu halde destek vermesek, oy vermesek ne olacak?
      Din düşmanları her zaman olduğu gibi sandığa gidecek ve partilerini daha güçlü bir şekilde iktidara getirecekler. Seçimin geçerli olabilmesi için bir katılım oranı yoktur. Katılım yüzde otuz da olsa seçim kabul edilir ve o parti başa gelir. İlk yapacağı şey Müslümanların dinine, eğitimine, ahlakına, namazına, ezanına müdahale etmek olacaktır.

      Ne olmuş oldu? Oy vermemek ve İslam’a hizmet edeceğine inandığımız partiyi desteklemememiz sonucunda ortalık din düşmanlarına kaldı.

      Halbuki o partiye destek verilmiş olsaydı iktidara gelemese bile şer işlerde iktidara karşı çıkar ve takoz olurdu. Bizim tepkimizi onlar dile getirirdi.

      Yani sistem değişmedikten sonra, biz partiye destek versek de vermesek de bu seçimler yapılıyor ve partiler seçiliyor ve bizler ister istemez o iktidarın otoritesi altına giriyoruz. Din devlete karışamadığı halde o parti, devleti kullanarak pek ala dine karışabiliyor ve Müslümanlar nice sıkıntılara maruz kalıyor.

      Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.” (Enfal 60)

      Her devirde, o devrin şartlarına göre din düşmanlarına karşı güçlenmek, hazırlık yapmak Müslümanlar üzerine vazifedir. Bu parti ile olacaksa partiyle de onlara karşı koymak gereklidir. Çünkü çok örneklerini gördüğümüz üzere bu vasıta ile bir çok hizmet yapılabilmektedir.

      Peygamberimiz ve Müslümanlar’ın Mekke devri, bizlere ilham vermelidir…

      İÇKİYİ YASAKLAYAN BELEDİYE
      Misal olarak Refah Partisi’nin Sultanbeyli Beylideyesi’ni verebiliriz. Belediye’de içki içilmesini yasaklamıştı. Hükümet tüm yurtta kumarı yasaklamıştı. Yani ellerinden geldiği kadar hayırlı işler yapmışlar, mecliste oldukları müddet içinde bir çok şerli işe de engel olmuşlardı.

      Yani Yusuf Alaeyhisselam gibi şirk düzeninde Allah’ın dinine hizmet etmeye çalışıyorlardı. Mevcut hükümetin de Müslümanlara geniş hizmet alanı sağlaması gibi bazı hayırları mevcuttur…

      Sil
    28. DEVLETTEN FAYDALANIYORSUN!
      Batıl iddialar ile Müslümanları şirkle suçlayanlara baktığınız da devletten emekli olmuş, emekli maaşı ile yaşıyor. Çocuklarını devletin okuluna vermiş ve hatta imam olmaları için uğraşmış. Devletin sigortasından istifade ediyor, devlete vergisini veriyor. Bunları sorduğunuz zaman “şirk düzeninden faydalanmak” diyorlar. Bu düzeni ıslah edelim dediğiniz zaman “şirkle” suçluyorlar. Bu bir çelişki değil midir?

      SONUÇ
      Bütün bunlardan anlıyoruz ki, mevcut düzende İslam’a hizmet etmek için parti kurulabilir ve meclise girilebilir, Müslümanların lehine çalışacağına inandığımız partilere destek ve oy verilebilir (hatta vermek zaruridir) ki medyan İslam düşmanlarına kalmasın…

      Eğer bir kişi oy vermiyorsa bile verenleri şirkle suçlaması batıldır. Bu kişiler Müslümanları şirkle suçladıkları için tövbe etmelidirler.

      Hatta bu kişilerin ne amaçla böyle bir yola girdikleri araştırmalıdır. Çünkü Müslümanları oy vermekten alıkoymak, meydanın küfre kalmasına sebebiyet verecektir.

      PARTİYE OY VERDİK BİTTİ Mİ?
      Müslümanların en büyük sorunu “oy verdik, onlar gereğini yaparlar” diyerek gaflete düşmesidir. Halbuki “İslam’a hizmet edeceğine” inanarak verilen oluşum, oy verenler tarafından devamlı denetlenmeli ve sorgulanmalı, hayırlı işlerde destek olunduğu gibi zararlı işlerde hesap sorulmalı, tepki verilmelidir.

      Bu yolda yürüyen partiler de kimler ile çalıştıklarına, kimleri göreve getirdiğine dikkat etmeli, İslam düşmanlarını “vitrin süslemek” adına göreve getirmemelidir.

      Sil
    29. Bediüzzaman siyasetçi değildir. Gizli veya açık, hiçbir zaman ve zeminde siyasî bir ikbal ve makam peşinde olmamıştır. Fakat şartları müsait gördüğü her zaman siyasetle ilgilenmiştir. Bu ilgi daha çok ikaz, irşat, yol gösterme, tercih beyan etme noktasında fikrî bir ilgidir. Yoksa fiilî siyasetçilik değil.

      Meşrûtiyet yıllarında ‘dindar cumhuriyet modelinin’ temel taşlarını fiilen inşâ ederken, Tek Parti ıdaresi zamanında ise siyasete dönüp bakmamış bile. Çok partili süreç başladığında ise Ahrar çizginin uzantısı, Demokratlar diye tanımladığı Demokrat Partiye destek vermiş.

      Bu desteğini de açıkça oy vermek sûretiyle şüpheye yer bırakmayacak şekilde beyan etmiştir. şimdi burada ‘Bediüzzaman Hazretlerinin Demokratlara niçin oy verdiğinin’ kısa bir tahlilini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

      Öncelikle oy verme işlemini hikâye edelim.

      Yıl 1957. Demokrat Partinin iktidardaki yedinci yılı. 1950, 54 seçimlerinden sonra erken seçim yapılıyor. Bu seçim Demokratların iktidardaki kalacağı üç yılın öncesindeki son seçimdir. Bediüzzaman Hazretleri Isparta’da ikamet etmektedir. Hastadır ve yürüyecek hali yok gibidir.

      Talebesi Zübeyir’e “Git, sandığı buraya getirsinler. Oy kullanacağım” der.

      Zübeyir hemen gider, ama aldığı cevap olumlu değildir.

      “Üstadım, sandık kurulu kanunen sandığı yerinden kaldırmayacağını söyledi.”

      Bediüzzaman hasta olmasına rağmen yerinden kalkar.

      Talebelerine, “Benim oyum mühimdir. Sandık gelmezse biz oraya gideriz” diye emir buyurur.

      Sandık kurulunun önüne gelirler. Kendisine uzatılan oy pusulasını ve mührü alır. Talebeleri yanında ve sandık kurulu heyeti önünde, “Ben Demokratlara atacağım. Demokratların yeri neresi, gösterin” diye pusulayı masanın üzerine koyar. Sandık kurulundan bir üye “ışte burası Üstadım” der.

      Bediüzzaman Hazretleri de “Bismillah” diyerek mührü Demokratların hanesine basar. Bu hadise orada bulunan herkesin gözü önünde, talebelerinin ve sandık kurulunun şahitliğinde olmuştur. şeksiz, şüphesiz, hiçbir yoruma meydan vermeden, açık ve net bir şekilde Bediüzzaman, Demokratların o zamanki temsilcisi Demokrat Parti’ye oy vermiştir. Tercih hürriyetini bu yönde kullanmıştır.

      Akla gelen ilk soru şu.

      Bediüzzaman niçin Demokratlara destek vermiş?

      Temel sebepleri sıralayacak olursak.

      Demokrat Parti, ideoloji ekseninden siyaset yapmayan, siyaseti vatan ve millete hizmet aracı olarak kullanan bir misyonun sahibidir. Demokratlar CHP’ye karşıdır. Demokratlar hürriyetçidir, adaletçidir, parlamenter rejime sıkı sıkıya bağlıdır, din ve vicdan hürriyetinin kâmil mânâda kullanılması için gayret ve çaba içindedirler, kalkınmacı bir politika izlemektedirler, milleti efendi yapmanın yollarını aramaktadırlar. ışte kısaca saydığımız bu özellikleri sebebiyle Bediüzzaman Hazretlerinin siyasî fikirleri ile tam olarak örtüşmese de, en yakın siyasî teşkilât Demokratlardır. Bu sebeple Demokratları desteklemiş Bediüzzaman.

      Peki, 1957 yılında oy kullanılmış. Acaba bu zamana kadar destek verilmemiş mi?

      Hayır. Bediüzzaman Hazretlerinin oy vermesi, yedi yıl gibi bir zaman dilimi beklendiğine işaret etmez. Zira o desteğini daha 1950 yılında açıkça izhar etmiş. “Destek verdiğini göstermek ve izhar etmek için 1957 yılına kadar beklendiği” tarzındaki bir fikir, hakikati ifade etmez. Yanlış bir anlayıştır bu.

      Sil
    30. turker bey
      "alpaslan kuytul denen bu adam "anormal"dir.Ehli sünnet karşıtı, evliya münkiri şia kafalı bir cahildir." demişsiniz...bu hocayı ne kadar araştırdınız..adam sunni ve ehlibeyt düşmanı değil 3 yıldır videolarını izlerim..birkere kıvırdığını görmedim. birkere ehlibeyt ve sünnete ters davranmamıştır..siz 2 dak. içindemi karaverdiniz..bu sırada dinimizde iftira atmak günahtır..bunu bana ıspatlayabilirmisiniz..sağlam bir kaynak veriniz...alparslan hoca parti-pırtıyla işi olmayan, islam davasında giden bir samimi hoca.bütün videolarını izlemenizi tavsiye ederim...size kalsa televizyona çıkan..yaşar nuri öztürkü örnek alalım oda alparslan hoca hakkında sizin düşündüklerinizi söylemişdi..ama kaendisi maşallah buhariye hakaret ediiyor..eondna daha bilgili ya..tvde kadın karşısında şarkı bile söylüyordu..müslüman olduğundan bile şüpheliyim...

      Sil
    31. iftira demişsin ama bana iftira etmişsin yaşar nuri konusunda.
      Her neyse ben en azından tekfir etmedim bu tekfir sevdalısını.O'nu İsmailağa Cemaatine havale ediyorum.Onlar hakkından gelirler.Benim ilgimi çekmiyor.

      Böyle evliya-tarikat münkiri bir adamı dinlemek, bir kafirle aynı kaptan yemek içmekten daha zararlıdır.

      Sil
    32. https://www.youtube.com/watch?v=Tidl0TAf3Ew
      http://www.youtube.com/watch?v=hiiuacmgSPQ
      nasıl hakkından geliyorlara bir iki örnek...

      Sil
    33. Akdogan paylaştığınız yazı çok aydınlatıcı... Teşekkürler...

      Sil
    34. turker bey...hiç araştırmamışsınız belli bu ben bu videoyu yıllar önce...izlemitim...alparslan hocanın verdiği cevap ve usluba...cübbeli hoca tam araştırmadan sanırsam senin gibi hemen şuçluyor....
      bunu izle
      http://www.youtube.com/watch?v=Iq5c0PFb15o

      Sil
    35. erkan bey siz hüsnü niyetli olabilirsiniz ama birine tabi olmaya niyetiniz varsa bu sapitanlar listesinde olan biri olmasın
      http://eliftenyeye.blogspot.com.tr/2012/05/saknlmas-gereken-bidat-ehli-hocalardan.html
      el ezherde normal adamı "anormal" yaparlar sonra paketleyip göreve yollarlar...

      Ben sizi nefsim için değil Allah için uyarıyorum.Arkadaşlar yukarda uzun uzun oy kullanmama fitnesinin sebebini gayet güzel açıklamış.
      Kuytul isimli zata sorarsınız siyasi partiler kanununa muhalefet ediyoruz ama neden dernekler,vakıflar kanunundan yararlanıyoruz diye..!

      Sil
    36. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    37. turker bey..örnek verdiğiniz site sizin gibi hiç araştırmadan belli ideolojilere ve ön yargılara bağlı kalarak..ordada iftira atmışlar..siz önceki msj videoyu izledinizmi? ..
      alparslan hocanın vakıf konusunda sana cvp olacak video

      http://www.furkanvakfi.net/allahin-disindaki-otoriteleri-reddetmek-ve-onlarla-mucadele-etmek-vakif-veya-dernek-gibi-olusumlarla-mumkun-olabilir-mi.html

      http://www.furkanvakfi.net/dernek-vakif-vs-acarak-islama-hizmet-etmek-islami-durusumuza-zarar-verir-mi.html

      Oy kullanan kardeşlerimiz bir kurtuluş yolu olduğu için oy verdikleri için onları anlıyorum ..ben onlara katılmıyorum okadar oy kullanma konusunda ahmed kalkan hocanın videosunu izleyin gerçi siz şimdi onuda inkar edersiniz..

      http://www.youtube.com/watch?v=ij-VkFOqrAM

      Sil
    38. Erkan bey işi uzatıp kalabalık yaparak site sahibine saygısızlık etmemek için bu konudaki son mesajımı yazıyorum.
      Ben dinimi medrese tahsilli, icazet sahibi ehli sünnet, mutasavvıf alimlerden öğrenmeye dikkat ediyorum.
      Böyle bir anda bitivermiş,tarikat münkiri, yeni birşeyler söylemeye çalışan,dini kıt akıllarına ve nefislerine gore yorumlayan kişilerin şerrinden özellikle kaçıyorum.
      Rabıta haktır,İstimdat haktır,Tevessül haktır, Şefaat haktır, Hadisi Şerifler haktır, Ehli sünnet islam geleneği ve Tasavvuf haktır.
      İnsanları ehli sünnet mürşidi kamillere tabi olmaya değil de kendi nefislerine çağıranlar
      ve sizin bahsettiğiniz kişiler benim temel dini bilgilerime gore bidat ehlidir.

      Sil
  25. kötü örnek geneli yansıtmaz bizim üstümüzden silindir geçti kur'anın ezan ın yasaklandığı islam ı hatırlatacak herşeyin yasaklandığı ülkeden tırnaklarla kazınarak bu güne gelindi
    devlette millette bizimdir görülen kötü işler(genelev içki v.b)geçmişten gelen kötü kuruluşlardır gün gelir onlarda biter eğitimle o %50 dediğiniz grupta islah olur inşaallah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İNŞAALLAH! Ancak şu da var ki Şems Tebrizi Hazretlerinin (kuddise sirruh) buyurduğu gibi: Yüzü dost, özü düşmandan usandım. Dili mü’min,kalbi şeytandan usandım. Dostum; herkesin kahrı çekilir de, ben davasız müslüman’dan usandım!

      Sil
    2. Kardeşim sen bu yüzdeyle sanırım AKP dışına oy verenleri kastediyorsun. Bende AK Partiye oy vermiş birisi olarak, eğitimle hizaya gelecek kesimi o % 50 olarak değil bilakis diğer %50 olarak düşünüyorum. Çünkü bir taraf iman sınırlarının dışına çıkmış, şeriat istemezük diyen kesim, diğer taraf ise; Müslüman ama şuursuz bir yığın insan. Bu insanların içinde sisteme karşı gönülden buğz eden % 1-2 olduğunu düşünüyorum. Velasıl-ı kelam; bu iş eğitim ile falan olmaz, ancak savaşla olur. Ölen ölür kalan kalır ve Mehdi as. bir bebeği eğittiği gibi kalanları eğitir. Allah aşkına o kadar batılı olmuşuz ki; evlenirken karımızı kızımızı gelinliğe bürüyüp milletin içine çıkartıyoruz... Laf Müslümanı olmuşuz. Böyle millete böyle idare. Hadi hayırlı işler.

      Sil
    3. Sevdiklerinizle siyaset yapmayın
      Zira siyaset dostlukları zedeler
      Siyasetciler yollarına devam eder
      Siz dostlarınınızı yitirdiğinizle kalırsınız
      aristo

      Sil
    4. ne olursa olsun eğer ortada iki yarı varsa ve bu yarının biri en kötü ihtimalle gaflet içinde fakat itikaden müslüman ise ve diger yarısı hem gaflet hem de itikaden gayri müslim ise bence ilki diğerine yeğdir.Çünkü ilkinin itikadının günün birinde gafletine galebe çalması diğerinin durumundan daha kolaydır.
      Müslüman olsun da çamurdan olsun.Yıkanır temizlenir inşallah.
      kendimizden pay biçelim önce hiç batıp batıp çıktığımız olmadı mı kendi nefsimizde.
      Bediüzzaman gibi bir veli bile kendi hayatını 2 ye ayırmış.eski halinden yenisine geçerken tevbe etmiş.
      ümmet iyi durumda değilse de ümitvar olmak gerek.
      İmanın gereği odur ki Allah'ın (kalpleri çeviren Allah'ın) kalpleri hidayet ve selamet üzere çevireceğini ummaktır.
      Bu kadar müslüman var günah içinde ama yaptığı günahın günah olduğunu biliyor fakat nefislerine uyuyor.Ehli sünnet hakiki bir mürşide tabi olur geçer inşallah.
      Umulur ki bir gün devleti yönetenler gerekli gücü sağlar, çıkar ve der ki biz para basmasını hazineye devrettik, parayı faizle alınan satılan bir meta olmaktan çıkardık, kısmi rezerv sistemini kaldırdık.Ticarette aslolan metadır, metanın el değiştirmesini sağlayan araç (para) amaç değildir.
      Biz böyle dua ederiz inşallah bu iş en az zayiatla mümkünse kansız (merhum erbakan'a rahmet olsun) gerçekleşir.

      Sil
    5. Zaten diğerleri Müslüman değildir, çoğu için konuşuyorum. Artık günahlar tiksinilecek bir duruma gelmiştir. Fısk haddini aşmıştır! Eminim bir çok Müslümana şu şöyle değil bak bu haram desen hadi oradan diyecektir. Nitekim; hadisi şeriflerden de bu devrin halini ve sonunu az çok anlıyoruz. Allah biz Müslümanlara akıl fikir versin diyorum ama bu işin de kansız olmayacağını düşünüyorum. İslamiyet bile yayılırken, istenmemesine rağmen KAN akmıştır. Savaşlar olmuştur ancak ondan sonra zafer ve üstünlük sağlanmıştır. 2. Abdulhamit ve Erbakan kansız olanı tercih ettiler ve gelinen nokta ortada. Her şeyin tayin edilmiş bir vakti zamanı vardır artık o zaman tez gelse çünkü içinde bulunduğumuz durum ve ahvalimiz ; mide sancısı ile mide bulantısının karışımı.

      Sil
  26. Ergün DİLER / Takvim
    Köşk Koalisyonu başlıklı yazısından önümüzdeki döneme ilişkin öngörüler...

    CHP'nin tavrı net olsa da KEMAL BEY yetersiz bulunduğu için değişmesi gerektiğine karar verildi!
    Eğer bilmediğimiz başka gelişmeler olmazsa Erdoğan'ı durdurmak için CHP'nin başına BAMBAŞKA BİR ADAYI ÖNERMEK İÇİN bambaşka biri gelecek! (O adayı biliyorum ama şimdi erken!) Erdoğan karşısında daha da kenetlenmiş bu kez öncekinden çok daha AKILLI bir koalisyon bulacak!
    Hedef bu!
    Çünkü Erdoğan KÖŞK'e CUMHURBAŞKANI olarak değil DEVLET BAŞKANI olarak çıkacak!
    Erdoğan'ın yukarı çıkması devletin geri alınmasına da yol açacak!
    Kemal Bey, CHP'ye ilk BALYOZU vuran isimdi! Şimdi o yapı yıkılacak ve yerine CHP'lileri de şaşırtacak isimler gelecek! Ve o zaman aslında yakın tarihimizdeki birçok korku ve tehdidin ne kadar yapay olduğunu anlayacağız! CHP'liler bir kez daha şaşıracak! OYUNU kuran ve yazan güç, yeni CHP ile cemaati iç içe geçirecek! Yol arkadaşlığı noterden imzalı ortaklığa dönüşecek! Yumuşayan ve başkalaşan CHP, Erdoğan'ın karşısına şehirli ve milliyetçimuhafazakar kesimleri alıp çıkacak!
    Erdoğan'ı son kez yıkmak için gelecekler!
    Köşk'ten uzak tutmak için saldıracaklar!
    Sürpriz başka aktörleri de yanlarına alacaklar! Bugüne kadar yapamadıklarını şimdi yeni kadrolarla yapmaya çalışacaklar!
    Burası Türkiye! Rahat yok!
    Bir yanda Erdoğan, diğer yanda bütün mahalle!
    Maalesef gerçek bu!
    YUMRUKLA start verildi!
    Bakalım nerelere sürükleneceğiz!

    YanıtlaSil