.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

7 Ocak 2014 Salı

ÜLKEMİZİ KORUYAN MANEVİ KALKAN

Gaybi Haberler bloğumuzda 3 Ocak 2014 Cuma günü yayınlanan “Türkiye’de Büyük Harbe Dönüşecek Olan Hareket” başlıklı yazımızda “Bediüzzaman İslam aleminin en büyük hasareti olan İkinci dünya savaşından kurtulmasının sebebini Kur’andan gelen iman ve salih ameller olarak görmüştür. Bu nedenle eğer ülkemiz bir dış saldırıya uğrayacaksa, zorunlu olarak savaş musibetini defedecek manevi kuvvetin zayıflamış olması gerekmektedir. Ülkemiz – eğer başarıya ulaşsaydı ertesi gün ezan okunmayacaktı- denilen bir duruma düşerse; o zaman ülkemizi savaş ve her türlü belalardan koruyan manevi kalkan olmayacak demektir.” demiştik.
Bu yazı 2013 yılı Mart ayında daha sonra Gezi olaylarındaki marjinal sol grupların ortalığı yakıp yıkıp talan etmeleriyle görüldüğü gibi yeni bir 28 Şubat sürecinin mevcut hükümeti devireceği ve ardından dindarlara baskılar uygulayacak bir dönemin gelebileceğini öngörüyordu.  
Gezi olayları geldi geçti ve planlandığı gibi hükümeti deviremedi. Ancak küresel planlayıcıların komploları devam etti.
Hükümetin dershaneler konusunda dönüşüm projesi özellikle cemaat medyası tarafından büyük bir reaksiyonla karşılandı. Bu hareket cemaate taban sağlayan dershaneleri kapatarak cemaati bitirme operasyonu olarak algılandı.
Dershanelerin dönüşüm projesinin iki yıl için ertelenmesi üzerine cemaat ve iktidar arasında sulh sağlanmış olduğu sanılsa da ardından 17 Aralık olayı patladı. 17 Aralık 2013 günü bir kısım savcılar harekete geçerek içinde bakanların oğullarının da bulunduğu bir grup işadamını rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla gözaltına aldılar. Ancak ertesi gün dış basın bu olayı Gülen cemaatinin hükümetin dershaneleri kapatmak istemesine karşı bir reaksiyonu şeklinde yansıttılar. Bu olayın kamuoyunda hükümet ve cemaat kavgası olduğu algısı yerleşti.17 Aralıktan bu yana özellikle emniyette çok sayıda müdür ve polisin yerleri değiştirildi.
Gülen ve yakınlarının açıklamalarına, Cemaat medyasının yayınlarına bakacak olursak hükümetin dindarlar üzerinde (yani Gülen cemaati üzerinde) büyük baskılar uygulayacağı algısı oluşturulmaktadır. Hatta Hüseyin Gülerce büyük bir fırtınanın geldiği uyarısını yapıyor. Gülerce, bu fırtınanın 6 Ocak 2014 Pazartesi)günü yada Erdoğan’ın Japonya gezisinden dönüşünden sonra başlayacak olduğunu öne sürüyor.
Bu arada Abdülkadir Selvi’nin Yeni Şafak’taki  7 Ocak 2014 tarihli yazısında “Fethullah Gülen Hocaefendi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e hitaben, Başbakan Erdoğan'ın da okumasını talep ettiği, 'Islak imzalı' bir sulh mektubu yazdı.
22 Aralık tarihli mektupta Hocaefendi, 'zatı alinizin uzattığı eli tutarız' derken, daha mektubun mürekkebi kurumadan üç gün sonra 25 Aralık tarihinde Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ı tutuklamayı amaçlayan ikinci dalga operasyonu başlatıldı.” diyor.
Eğer bu mektup bir sulh mektubu ise üç gün sonra ikinci dalga operasyonu ile Başbakanın oğlunu tutuklamaya yeltenenler kimin adına hareket ediyor?  Bu arada söz konusu mektubun Cumhurbaşkanına hitaben yazıldığını ve Başbakanın muhatap alınmamış olduğunu ayrıca hatırlatalım. Acaba cemaat içinde hareket eden, çalışmalarını cemaate mal eden başka bir oluşum mu var?  
Ruşen Çakır 7.1.2014 tarihli Vatan gazetesinde “Hükümetin işi neden hiç de kolay değil...” başlıklı yazısının son bölümünde:
Cumhuriyet tarihinde değişik İslami kişi, grup, cemaat ve partilerin devletin hışmına uğradığını biliyoruz. Fakat cemaat-hükümet savaşının bu tempoyla, yani şiddetlenerek devam etmesi hâlinde bir ilk yaşanabilir ve İslami bir cemaatin kolu kanadı, yine İslami iddialı bir hükümet tarafından kırılmak istenebilir. Böylesi bir durum, kısa vadede yara alan cemaatin, orta ve uzun vadedeyse ona darbe indirenlerin aleyhine olacaktır.

Fethullah Gülen’in kendisi ve izleyicileri, hükümetin ve Erdoğan’ın en çok bundan çekindiğini düşünüyor olmalılar. Ancak unuttukları bir başka husus var: Kendileri de cumhuriyet tarihinde ilk kez iktidardaki İslami iddialı bir hükümetin kolunu kanadını kırmaya yönelik peş peşe hamleler yaptılar ve daha da yapacağa benziyorlar.”  demektedir.
Başa dönersek biz küresel islamofobia süreci planlayıcılarının  seçimle işbaşına gelerek batının kontrolundan çıkma eğilimi gösteren islami demokratik hükümetleri devirerek islam ülkelerini tekrar laik baskıcı rejimlere mahkum etmek istediğini yazmıştık. Gezi olaylarını da böyle görüyorduk. Ancak bu planlarda bir tarafta batı ve onların yerli işbirlikçileri, diğer yanda ise Müslümanlar vardı.
Halbuki Cemaatin mevcut iktidara desteğini terk etmesi ve giderek hükümete karşı operasyonların cephesi haline getiren süreci öngörememiştik. Açıkçası bu durum bizim için halen hazmedilmesi zor bir konu… Henüz cemaatin nasıl olur da -halen hem dindar hem de hükümete muhalif olan- bir çok parti ve grubun aksine, doğrudan yada dolaylı, batının bu hükümeti yıkmak için kullandığı bir enstrüman haline geldiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Bunu anlamak için öne sürdüğüm, bunun dünyadaki islamofobik süreçte yıkılmadan ayakta kalmak için başvurulan bir taktik olduğu yönündeki kabulüme rağmen anlamakta zorlanıyorum.
17 Aralık olayı  patlamadan önce bazı keşif ehlinin “Yakında cemaat darmadağınık olacak” biçimdeki sözlerini işittiğim için böyle bir operasyonda halisane hizmet edenlerin de zarar görme ihtimaline üzülüyorum.
Öyle ya da böyle bu çatışma her iki tarafa da zarar vereceği kesindir. Dindar hükümetle dindar bir hizmet cemaatinin hariçten gelen tehlikeleri bırakıp kendi içlerinde mücadele etmelerinin zararını hepimizin çekeceğini düşünüyorum.  
Bundan önceki dindarlara baskı uygulanan zamanlarda bile dindar cemaatler genellikle sabır içinde temkinle hareket etmiş, iç barışın bozulmasına prim vermemişlerdir.  
Bediüzzaman eserlerinde iki kahraman dövüşürken bir çocuk ikisini de dövebilir diyerek kuvvetin iç çatışmalarda zayıflamasıyla küçük bir kuvvetin dengeleri değiştirebileceğine işaret etmektedir.
Bu arada bir kısım medyanın hükümet ve cemaat kavgasını dikkatle izlediklerini ve bundan gizli bir memnuniyet duyduklarını gözlemliyorum. Birbirini yesinler şeklindeki sevinçlerini saklamıyorlar.
Devlete karşı kurulan komplo cezasız kalmamalıdır. Ancak kurunun yanında yaş yakılırsa her iki taraf kaybeder.  Bu yüzden adaletin terazisi iyi tutulmalıdır. Ülkemizi savaş ve her türlü belalardan koruyan manevi kalkan çatlarsa artık Allah yardımcımız olsun.
Duamız devletimizin ebed müddet beka ve selameti içindir. Devletimizin yanındayız.


90 yorum:

  1. Mehmet Ocaktan'ın yazısı:
    Cemaat bir kez daha düşünmeli
    07 Ocak 2014 Salı - Aksam.com.tr

    http://www.aksam.com.tr/yazarlar/mehmet-ocaktan/cemaat-bir-kez-daha-dusunmeli/haber-274493

    Alıntılar:
    Hemen belirtelim, dünyanın bütün coğrafyalarına Türkiye’nin sesini, rüyalarını götüren her güzel hizmeti coşkuyla alkışlarız ve yüreğimize basarız. Çünkü bu ülkenin hayırda yarışan bütün insanları mübarektir, takdirin en iyisine layıktır.
    Düşünün ki Anadolu’da hizmet camiasına gönül veren bir kadın, günlük ekmeğinden kısarak sırf öğrenciler okusun, Türkiye sevdası daha da büyüsün diye yardımlar yapmakta ve adeta yüreğini ortaya koymaktadır. Bu güzelliklerin ve hizmetin zarar görmesi hepimizin yüreğini kanatır.
    Ama aynı şekilde TÜRGEV gibi bu ülke çocukları için yurtlar yapan, yurtdışına eğitim için öğrenciler gönderen güzide bir kurumumuza ve ona destek veren hayırseverlere bir cadı avı mantığıyla terörist muamelesi uygulanırsa bu da yüreğimizi yakar. Nihai olarak Türkiye düşmanlarını sevindiren son operasyon süreci, maalesef dindarları hedef alan bir sürek avına dönüşmüştür.
    .........

    Şöyle bir tablodan, hizmet camiasına gönül veren hangi insan mutlu olabilir ki... Mesela, son günlerin en yaygın söylentisi: “Cemaat, CHP ile ittifak halinde.” Hizmet hareketine gönül veren insanlara bundan daha büyük bir bühtan olabilir mi? Her şeyden önce eşyanın tabiatına aykırı bir durum.
    Hangi anlayış, nasıl bir yönlendirme hizmete gönül veren bu insanları dindarlara eziyetin tek adresi haline gelmiş bir CHP’nin peşine takabilir ki? Elbette böyle bir şey olmayacaktır. Her şeyden önce cemaatin en tepesindeki isimlerden tabandaki gönül verenlere kadar herkesi bu tür bir durumdan tenzih ederim. Ama maalesef böyle bir algı var ve bu hepimizi yaralıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  2. Turgay GÜLER
    06 Ocak 2014 Pazartesi - Aksam.com.tr
    "O mektupta gözden kaçan ayrıntı"
    http://www.aksam.com.tr/yazarlar/turgay-guler/o-mektupta-gozden-kacan-ayrinti-c2/haber-274443
    .......................

    Bu mektup diyor ki:
    1-17 Aralık operasyonunu yapanlar iyi çocuklardır.
    2-Onların tasfiye edilmesi bizi üzmektedir.
    3-Çağrımı dinlerler, itidal tavsiye edip tansiyonu düşürebilirim.
    Mektubun tamamını bir kez daha okursanız, mektup her ne kadar Cumhurbaşkanına’na yazılmış gibi görünse de asıl adres Başbakan Erdoğan.
    Asıl amaç ise pazarlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu saatten sonra barış zooooor hekes elindekini son mermiye kadar kullanacak benim aklıma gelen ise türkiyede gelecekte bir islami yönetim olsa idi ve bu hadise o zaman olsa idi daha kanlı ve acımasız olacaktı hikmet i ilahi diyorum

      Sil
  3. Emniyet, kurumlardan istihbarat gizlemiş
    07 Ocak 2014 Salı - 02:00 - Aksam.com.tr
    http://www.aksam.com.tr/guncel/emniyet-kurumlardan-istihbarat-gizlemis/haber-274494

    Derin operasyonla deşifre olan Emniyet içindeki paralel yapının, 1 yıl boyunca devletten istihbarat gizlediği ortaya çıktı. Emniyet, MİT bünyesinde kurulan istihbarat havuzundan bilgi saklamış.
    İSTİHBARAT zaafiyetini ortadan kaldırmak ve birimler arasında kopukluk sağlanmaması için Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde geçen yıl “Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi” kuruldu. Bu birime emniyet, jandarma ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) istihbarat uzmanı görevliler atandı. Bu görevliler bağlı oldukları kurumlardan gelen istihbaratları bu havuzda toplayarak ilgili yerlere göndermekle görevlendirildi.

    BASINDAN ÖĞRENDİLER
    Böyle bir merkezin kurulması devlet içindeki paralel yapıyı rahatsız etti. MİT’le bilgi paylaşmak istemeyen paralel yapının polisleri, bu havuza bilgi aktarmama kararı aldı. Merkezin Emniyet ayağı, başta terör ve uyuşturucu soruşturmaları olmak üzere birçok operasyon öncesinde havuza bilgi aktarmadı. Havuzun kurulduğu günden bu yana jandarma ve TSK bilgi akışı sağlarken, emniyetten küçük çaplı bilgi dışında hiçbir istihbarat verilmedi. Bu nedenle koordinasyon yetkilileri operasyonları basından öğrendi.

    BİLGİ VERİRSENİZ TAYİN EDERİZ
    İddiaya göre, paralel yapıya bağlı hareket eden üst düzey Emniyet yetkilileri, kritik şubelerin başındaki polisleri de bu birime bilgi aktarmaması konusunda uyardı. MİT bünyesindeki merkeze bilgi aktarmak isteyen bazı müdürler “tayin edilmekle” tehdit edildi. Paralel yapının amacının MİT’ten bilgi saklayarak elini zayıflatmak olduğu ileri sürüldü.

    YanıtlaSil
  4. Yerel bir gazeteden:
    Başbakanın yurt dışı gezisinden sonra yurda dönmesi ile beraber onlarca vali, emniyet müdürü ve yüzlerce kaymakamın tayin edilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu arada camia da karşı bir hareketle hiç tahmin edemeyeceğimiz yerlerden çıkışlarına devam edecekmiş.

    YanıtlaSil
  5. Bu yazının tümünü buraya almak istemiyordum. Ancak yazı Erdoğan sonrasında olacaklara öyle güçlü bir vurgu yapıyor ki, tam bizim anlatmaya çalıştığımız, biz müslümanların başına gelecekleri anlatıyor.
    .............................................

    http://www.hurfikirler.com/yazi3734/bir-cemaatin-intiharina-sahitlik-etmek.php#.UsqnYoF2uD1.twitter
    ..........................................................
    BİR CEMAATİN İNTİHARINA ŞAHİTLİK ETMEK
    BEKİR BERAT ÖZİPEK
    Yayın Tarihi : 06/01/2014

    Eğer telefonda, “ne yani yolsuzlukların üstüne gitmeyelim mi?” falan deseydi, aramızda sahici bir konuşma olmayacaktı. Çünkü bu sözün karşılığı, aynı siyaseten doğruculukla, “yaa, yolsuzluk çok kötü bişey, herkes yargı kararlarına saygı duymalı” olurdu.
    Ama o zekâma hakaret etmediği için ben de açık konuştum:
    “Tarihi bir hata içindesiniz ve bu ülkeye çok büyük bir kötülük ediyorsunuz” dedim.
    “Hem ülkeye, hem de kendinize.”
    Hakikate şahitlik
    Ben şimdiye kadar Gülen Cemaati’ne karşı kötü gözle bakanlardan olmadım. Onlar ağzıyla kuş tutsa dahi güvenmeyen, faaliyetlerine katılırken bile onları aşağılayan laikçiler gibi de yapmadım; onları içten pazarlıklı, samimiyetsiz ve “nereye çalıştığı kuşkulu” gören bazı İslamcılar gibi de.
    Tersine, onları İslami kesimin ve yeni yükselen sosyal güçlerin en dinamik unsuru oldukları gerçeğine işaret ettim, içindeki pek çok ismi de nezaketi ve tevazuuyla tanıyıp sevdim. Çoğu kez tek başıma kalma pahasına, onlarla ilgili küçümseyici niyetleri ve bağlantılarıyla ilgili mahkum edici yaklaşımları eleştirdim.
    Somut pratik içindeki tutumlarına bakmak gerektiğini savundum hep. Örneğin dershaneler konuşulduğunda lafı eveleyip gevelemeden, ama demeden, bu konuda “Gülen Cemaati haklıdır” deyip yazdım.
    Şimdi de somut pratik içindeki tutumlarına bakıyorum ve hakikate sadakat adına gördüğümü söylüyorum:
    Çok ama çok yanlış bir yoldalar. Ve tuttukları yolun kendileriyle beraber hepimizi felakete götürdüğünü görmüyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devam:

      Hükümeti “Eski Türkiye”ye itmek
      17 Aralık Operasyonu’nun devamının geleceğini öngörmek güç değil.
      Gülen Cemaati, 12 Eylül 2010 Referandumu sonrası oluşan yüksek yargıdaki olağan dışı ağırlığına dayanarak, hükümete yönelik kuşatmayı yargı üzerinden derinleştirecek görünüyor.
      Gerçekten de hükümet açısından güç bir durum bu.
      Vesayetle mücadele ederken kendisini güvence altına alma ihtiyacı hissetmediği güç tarafından sıkıştırılmak, hükümetin beklemediği bir yerden saldırıya uğraması anlamına geliyor.
      Bu süreçte hükümetin yargıdan gelecek siyasi aktivizme ve siyasi manevralara karşı alacağı her önlem, atacağı her adım “yargıya müdahale” gibi algılanacak, bunu söyleyenler yargı eliyle yapılanın ne olduğunu pekala gördükleri halde.
      Peki nereye gider bu savaşın sonu?
      Açık ki hükümet sıkıştığı için Eski Türkiye’nin güçlerini yanına almak isteyecek. Ergenekon ve Balyoz Davalarında dile getirilen şikayetlerin haklı olduğuna ilişkin -öteden beri kendi içinden de gelen- eleştirilere daha fazla kulak verecek. Nitekim Genelkurmay açıklaması ve Ak Partililerin yargılamalara yönelik açıklamaları, bunun çok yakın bir ihtimal olduğunu gösteriyor.
      Hüseyin Gülerce’nin “Cumhuriyet tarihinde hiç yaşanmamış sıkıntılar”a ilişkin “kehaneti” gerçekleştiğinde (düşünüyorum da, bu ülkede yaşamadığımız dert mi kaldı, onlardan daha fazlasından söz ettiğine göre gidişat kötü demek) ileriki günlerde başka “yargı kararları” geldiğinde, hükümet bunları uygulamadığında, kriz daha da derinleştiğinde ne olur? Hükümet eski rejimin yargısına yaslanmak zorunda kalır. Barolar Birliği ile yapılan “sıcak görüşme” bunun habercisi.
      Peki Cemaat bunları nasıl öngöremez? “Hükümet ile Cemaat arasındaki savaşı cemaat kazanır” diyenlere sahiden inanma basiretsizliği göstermiş olabilir mi? Bugün Ak Parti düşmanlığıyla ona tahammül edenlerin, KOÇ’un, CHP’nin muhayyel Türkiye’sinde kendisine sahiden bir yaşama alanı açılacağını tahayyül ediyor olabilir mi? Ya da yeni dönemde kendisinin belirleyici olabileceği zehabına kapılmış olabilir mi?
      Her halükarda tarihi bir yanılgı içindeler.
      Bir an için “lanetleşme”yi hak eden bu hükümeti alaşağı etmeyi başardılar diyelim, yeni gelecek gücün ilk işi onları tasfiye etmek olacak. Bu siyasetin tabiatında vardır, kimse otonom bir güçle iktidarı paylaşmak istemez.
      Dolayısıyla, hükümeti devirmeyi başarsınlar veya başaramasınlar, her iki durumda da, politik olarak hali hazırda kaybedilmiş bir savaş onlarınki.
      Ama politik olanın ötesindeki kaybı daha büyük bu intihar saldırısının.

      Sil
    2. Devam:

      Siyaseti kuşatmanın gerçek maliyeti
      İnsanlık tarihi, büyük felaketleri beraberinde getiren vahim hataların tarihidir. Gülen Cemaati de şu son dönemdeki tutumuyla, hiçbir askeri rejimin veya devletin vermeyeceği zararı verdi kendisine. Darbe olsaydı, dershaneler kapatılsaydı, “AKP’yi ve Cemaati bitirme planları” uygulansaydı bile, şu anki tutumuyla kendisine verdiği zararı veremezdi.
      “İçerideyken göremezsiniz” derler. Şimdi ciddi bir saldırı altında olduklarına ve nefsi müdafaa yaptıklarına birbirlerini ikna ediyorlar. Kulakları o kadar kendi sesleriyle dolu ki, nasıl algılandıklarını görmüyorlar.
      Kestirmeden söyleyeyim, artık yaygın biçimde “hain” olarak algılanıyorlar.
      Çağdaş yaşamcılar ve laik cepheciler zaten “karanlık odak” gözüyle bakıyor onlara; bazıları da “ABD ajanı” olarak. Muhafazakar ve İslami duyarlılıkları olan ve şimdiye kadar onlara ihtiyatlı bir iyimserlikle bakanlar ise artık onları “hain” olarak görme yolunda.
      “Birileri Amerika’da Erdoğan’ın kalemini kırmış, onlar da bunun işbirlikçiliğini yapıyor;” en yaygın algı bu. “Bizi yıkmaya çalışıyorsunuz, bari bunu başka bir merkez adına değil, hiç değilse kendi namınıza yapsaydınız” dediğini aktarıyordu bir Ak Partili.
      Kimin kim adına ne yaptığını tartışabiliriz.
      Ama meselenin en azından onlar açısından yolsuzluk olmadığını -olsaydı on senedir olurdu- ve seçilmiş meşru hükümeti yargıdaki ve emniyetteki güçlerine dayanarak yıkmaya çalıştıklarını ben de görüyorum.
      Özellikle de bu toplumun yüz yıl sonra Kürt Sorununu sulh yoluyla çözmeye ve helalleşmeye ilk kez bu kadar yaklaştığı bir tarihsel anda bu sabotajı affedilemez buluyorum.
      Ve geçmişte başka odaklara karşı savunduğum gibi, bugün de onlara karşı siyaseti savunuyorum.
      Anlamamalarını aklım almıyor ama tekrarlayayım, şimdiden kaybettikleri bir savaş bu, hem de hükümeti yıkmayı başarsalar bile.
      Çünkü toplum, vesayet rejimiyle mücadele ederek iktidara gelen ve bin bir badireyi atlatarak ayakta kalmayı başaran bir sivil hükümeti deviren darbecilere nasıl bakıyorsa onlara da öyle bakacak.

      Sil
    3. Devam:
      Evdeki hesap çarşıya uymaz
      Acaba Cemaat 28 Şubatçılara göstermediği sertliği neden muhafazakar bir hükümete gösteriyor?
      “28 Şubatçılara göstermedikleri direnişi Erdoğan’a yapıyorlar,” diyordu biri, “çünkü son tahlilde onun adaletine güveniyorlar, kaybettiklerinde bile onlara karşı insaflı olacağına inanıyorlar.”
      Ama bu tespitlerinde haklı olsalar bile, eğer buradan hareket ediyorlarsa, ortada büyük bir yanılgı var demektir.
      Evet, belki Kemalistlerden, Ergenekonculardan farklı olarak bugün mücadele ettikleri gücün kendilerine ve ailelerine kötülük etmeyeceğini düşünmekte haklı olabilirler. Ama hayat sandığımızdan çok daha karmaşıktır; ve tarih, özenle hazırlanmış siyasi hesapların öngörülemeyen sonuçlarıyla doludur.
      Ve dolayısıyla, yarın kaybettiklerinde kendilerine merhamet etmesini bekledikleri güç, bugün mücadele ettikleri güç olmayabilir.
      Onu yıkarak yolunu açtıkları kapıdan giren güç, bugünkü “diktatör Erdoğan”ı mumla aratacak ölçüde zulmeder onlara.
      Ve bunu sağlayan da kendileri olur.
      Bu yüzden önceki yazımda Marx’ın “devrim günü elde taşınan bayraklarla zafer günü göndere çekilenler aynı bayraklar olmayacaktır” sözünü nakletmiştim.
      Kime kaybetmek en akılcı yol olur?
      Yol yakınken dönmeleri bu ülkenin hayrına.
      Eğer bu olmazsa, şimdiden sonra Gülen Cemaati için en az kötü olan, bu savaşı Erdoğan’a karşı kaybetmektir. Çünkü ona karşı kaybederlerse, en fazla bürokrasiden tasfiye edilirler. Ama ola ki Erdoğan’ı yıkmayı başarırlarsa, yeni gelenlerin döneminde evlerine gerçek anlamda ateş düşer. Tam da Fethullah Hoca’nın bedduasındaki gibi. Ve o saatten sonra yazılacak “Erdoğan’ın ruhundan istimdat” şiirleri, “keşke olmasaydı” belgeselleri için malzeme olmaktan öte bir işe yaramaz.
      Biliyorum, hiçbir manevi unvanı olmayan benim sözümün onlar açısından fazlaca bir değeri yok.
      Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan bir arkadaşla konuşurken, Fethullah Hoca’nın bedduasını eleştirdiğim ve “biri birine kızabilir, lanet içinde kalmasını da dileyebilir, ama İslam’da suç ve ceza bireysel değil mi, Kuran ‘Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez’ demiyor mu, birinin evine ateş düşmesini dilemek doğru mu?” dediğimde Fethullah Hoca’nın İslami bilgisini ve benim o ölçüde bilemeyeceğimi hatırlattı bana.
      Dediği doğru, Fethullah Hoca kadar dini bilgi sahibi olduğumu hiçbir biçimde iddia edemem.
      Sadece dünyanın en günahkar insanının yakını bile olsa, onun zarar görmesinin haksızlık olduğunu, bunun hiçbir kitapta yerinin olamayacağını iddia ediyorum.
      Doğruyu yanlıştan ayırmak için ne yapmalı?
      Nasıl bir basiret bağlanmasıdır yaşadıkları bilmiyorum, ama milyonlarca insanın seçtiği meşru siyasi aktörü yıkma girişiminde bulunmakla, bu toplumda ayaklarını basacakları zemini yok ettiler hali hazırda.
      Şimdi Gülen Cemaati’nden pek çok insanın da “sahi biz ne yapıyoruz?” sorusunu sürekli zihinlerinde tuttuklarını biliyorum. “Hayatımın hiçbir döneminde kendimi bu kadar kötü hissetmemiştim” diyordu o camiadan biri.
      Onlara tek söyleyeceğim, vicdanlarının sesini dinlemeleri ve bu yanlışın bir parçası olmamaları.
      Biliyorum kızan kızacak, ama ben yine hakikate şahitlik ödevimi yerine getirmeye çalışıyorum.

      Kim ne derse desin.

      Sil
    4. Enfal-48:
      Hani şeytan onlara yaptıkları işi güzel gösterip şöyle demişti: “Bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur. Ben de yanınızdayım! ”Fakat iki ordu birbirini görecek hale gelip karşılaşınca gerisin geri dönüverdi ve: “Ben, dedi, sizden uzağım, ben sizin göremediğiniz şeyleri görüyorum, ben Allah'tan korkarım. Öyle ya, Allah'ın azabı çok şiddetlidir. ”

      Ankebut-38:
      Ad ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturduklari yerler gostermektedir. seytan kendilerine, islediklerini guzel gosterdi; onlari dogru yoldan alikoydu. Oysa kendileri bunu anliyacak durumda idiler.

      En'am-43:
      Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi.


      (Şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi..) [Enam 43]

      (Şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi.) [Enfal 48]

      (Şeytan yaptıklarını onlara hep güzel gösterdi.) [Nahl 63]

      (Şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur.) [Neml 24-26]

      (Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu.) [Ankebut 38]

      Sil
  6. Biraz tuhaf gelecek ama Ergün diler konuya tamamen başka bir perspektiften bakıyor.
    Ergün diler 7.1.2014 tarihli yazısı

    YanıtlaSil
  7. Kriz falan yok!
    Türkiye'nin içinden geçtiği türbülansı çok kişinin anlamadığı ortada! Çoğunluk DUYGULARIYLAhareket ettiği için AKLI devreye sokmuyor! Ülkenin kaderini etkileyecek gelişmeler karşısında sessiz kalmak en çok tercih edilen yöntem. "Düşmanımın düşmanı dostumdur!"düsturu bazılarının diline pelesenk olmuş durumda! Ama bu OLACAKLARI önlemeye yetmez!
    Unutmayın içerideki mücadelenin nedeni DIŞARISI! Ülkedeki kapışmanın mimarı burada yaşamıyor!
    Biraz hafızamızı yoklayalım... Bugünü anlamak için dünü iyi bilmek şart! Neler oldu neler! Hatırlayalım...
    Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Balyoz, Ergenekon, 27 Nisan, 367 kararı, kapatma davası, Mavi Marmara, Uludere saldırısı, 7 Şubat Hakan Fidan operasyonu, Erdoğan'ın ameliyatı ve dedikodular, Wikileaks'in Türkiye dosyası, Şike davası, Çözüm süreci, İmralı'nın devreye girmesi, Gezi eylemleri, Mısır darbesi, ODTÜ karışıklıkları, MGK'da alındığı iddia edilen Gülen'i bitirme kararları ve 17 ARALIK OPERASYONU! Ülke operasyondan başını kaldıramaz hale gelmişken son olan biteni nasıl açıklayacaktık!
    Şimdi SALDIRANLARLA SALDIRIYA uğrayanlar daha önce yan yanayken ne oldu da karşı karşıya geldiler!
    Arkada kim vardı?
    Kim, nasıl bunu gerçekleştirdi? Amaç neydi? Varılacak nokta neresiydi? Türkiye için ne düşünülüyordu? En önemlisi kurguyu yapanlar neredeydi?
    Bugünü anlayabilmek için bütün bu soruların cevabını vermek şart! Yoksa AKIL itiraz eder! Hiç unutmayın oyunu anlamadığımız vakit nerede duracağımız ve kime destek olacağımızı da bilemeyiz!
    Defalarca yazdığım gibi BAŞ KADIN OYUNCU Kraliçe Elizabeth'dir!
    Bu sarsılmaz bir gerçek olarak önümüzde duruyor! Önemli olan Kraliçe'nin buradaki ve dışarıda adamlarının kim olduğunu bilmek ve amaçlarını kestirmektir!
    Dönelim geriye!
    Bazı Türkler'in bulunmaktan büyük onur duyduğu CHATHAM HOUSE'lar Ortadoğu'nun eski yöntemlerle elde tutulamayacağını çok önceden gördü! Cumhuriyet'le birlikte İSLAM'a sırtını dönen bir Türkiye'den DİNE YAKLAŞAN ve SICAK BAKAN bir Türkiye çıkartmaya karar verdiler! Gaz ve petrolün ana merkezi olan bölge 100 yıl sonra yine İSLAM'la kontrol edilecekti! Osmanlı'da olduğu gibi bu mekanizmanın anayurdu yine ANADOLU olacaktı! Çünkü bu topraklar Ortadoğu'ya adalet dağıtmıştı...
    Ekonomik krizden sonra iktidara gelen AK Parti içindeki kadroların büyük bir bölümü, en azından koltuk sahibi olanlar Kraliçe'nin yönettiği sermayenin dümen suyundaydı!
    Bilmeden onların politikalarına hizmet ediyorlardı! Erdoğan ise bu ekipten farklı bir bakış açısına sahipti! Ülkenin kaderini farklı bir yerde arıyordu! Ufkunda MUSEVİ BARONLARIN son sözü söylediği bir yapı yoktu! Hemen hemen aynı dönemde iktidara gelen Putin ve Obama da, Erdoğan gibi düşünüyordu! BARONLARA savaş açan güç, yani ULUSAL SERMAYE ve AKIL, baronların üzerine gidiyordu! Baronlar var oldukça uluslara yaşam hakkı yoktu! Üç devlet elele verip yola çıktı! 2007'den itibaren Türkiye'yi sallayan ERGENEKON operasyonlarının amacı Tel Aviv, Londra ve New York üçgenindeki güçlerin bir kısmının sökülüp atılmasıydı! Bu yapılırken şimdi SALDIRI POZİSYONU alanlar da Erdoğan'la birlikteydi! Ortada ÇELİŞKİ gibi dursa da büyük fotoğrafta bir yanlışlık yoktu!
    Sadece kadrajı genişletip bakmak yeterliydi!
    Ama bizler nedense parçalarla ilgilenir, bütünü kaybederdik!

    YanıtlaSil
  8. Ergün Diler Devam:

    Ergenekon'da bir ORTAKLIK oluştu!
    Amaç İSLAM'ın sıcaklığına karşı çıkan Avrupalı güçleri bertaraf etmekti! Daha çok ORDU merkezli operasyonla bu gerçekleştirildi! Ancak Erdoğan'ın yanında bulunan PARTNER kurunun yanına yaşı da atmayı ihmal etmiyordu! Her zaman son sözü söyleyen ORDU gidiyor, YARGI tamamen öne çıkıyordu! İlk başlarda sorun yoktu!
    Türkiye'nin bölgeyle kucaklaşmasına karşı çıkanlar tasfiye oluyordu! Ancak dalga dalga gelen operasyonlarda KİRLİLİK geri durmuyordu!
    Masum askerler de aynı sepetin içine atılıyordu! Erdoğan'ın ilk başta gözden kaçırdığı buydu! Partnerine güvenip hataya düşüyordu! Çünkü yanındaki ORTAĞIN asıl hedefi FİNALDE Erdoğan-ORDU yani MİLLET-ASKER buluşmasını, ittifakını önlemekti! Bunu o zamanlar çok kişi görmedi! Ama PARTNERE görev verenlerin aklı SON KAREDEYDİ!
    Oyun YARGI'nın öne çıktığı ve DİK DURAN bir BAŞBAKAN figürüyle yürüdü!
    Cumhuriyet'i LAİKLİK çerçevesinden yıllarca korumaya çalışan ORDU, YARGI ile yola getirildi! Bu oyunun ilk aşamasıydı! Daha doğrusu ilk önemli adımdı! Bu büyük bir başarıyla gerçekleştikten sonra OSLO buluşması ve sızması ile MİT'e sıra geldi! Tam da Erdoğan'ın hasta yatağında yattığı sırada başka kimliklerle gelenler ORTAKLIKLARINI gizleyip saldırdılar! Amaç ORDU'dan sonraMİT'i tamamen ele geçirmek, arkasından da ERDOĞAN'ı bitirmekti! Bu nedenle en zayıf zamanda hücum ettiler!
    Aslında 2002'den beri Erdoğan'a yakın duranlar perde arkasında BARONUN etrafıyla sıkı fıkıydı! Sadece gözlerden uzak buluştukları için çok kişi görmüyordu! Ama YEŞİLKÖY'den kalkan özel uçaklar LONDRA'daki özel toplantılara adam taşıyordu! Ankara MASONLARDAN kurtulduğunu sanırken, daha büyük bir dertle karşılaşıyordu! Ama başlarda inanmak istemiyordu!
    Oysa yol arkadaşlığı yapan iki grubun amaçları birbirinden TAMAMEN farklıydı!
    Erdoğan Kürtler'i de içine alacak bir yapı ile ülkeyi büyütecek, ENERJİ yollarını da kontrol edecekti! Bu model hayata geçtiğinde de OBAMA-ERDOĞAN-PUTİN İmparatorluğu kurulmuş olacaktı! Türkiye ile iş yapan BÜYÜK olacaktı! Bölge de Ankara'ya kalacak, tarihimize şanlı bir dönüş yapacaktık!
    Ama sorun PARTNERDEYDİ!
    Yakın gibi dursa da, "sizdenim!" dese de amacı farklıydı! Ordudan sonra MİT'i veBAŞBAKANLIK'ı istiyorlardı! Amaç OBAMA-PUTİN arasındaki dengeyi bozmaktı! Bunun için de Türkiye'nin onların eliyle BARONLARA teslim edilmesi gerekiyordu! Operasyonun adı KARDEŞTİ!Öyle de oldu!
    Uzun süre Ankara yakınına bakamadı!
    OSLO ve 7 Şubat uyandırma servisi görevi gördü! GEZİ'de ittifak ortaya çıkınca saflar netleşti! Artık kimin kim olduğu açık seçik belliydi!
    MİT'i ele geçiremeseler de ERDOĞAN gidince TEŞKİLAT çantada keklikti! Gezi ilk ciddi denemeydi! 17 ve 25 ARALIK operasyonları kararlılığın TAVAN yaptığı eylemlerdi!
    YARGI'nın içine çok uzun zamandır hazırlanıp yerleştirilen grup büyük bir itaatle BARONLARAçalışıyordu! Muhtemelen farkında değillerdi! Belki de darbe yapan askerler gibi onlar da ülkeyi kurtardıklarını sanıyordu! Kim bilir?
    MİT'te baltayı taşa vurunca hedef doğrudan ERDOĞAN oldu! Daha önce de KAPATMA DAVASIile gelmişler, sonuç alamamışlardı! Uluslararası MEDYA kampanyası ile geldiler! Erdoğan giderse ülkenin bütün kalelerine, tersanelerine , bankalarına girilecekti! Amaç ülkenin isminiDEĞİŞTİRMEDEN ele geçirmek ve teslim almaktı!
    Partner 10 yıl öyle çalıştı ki, hem güven sağladı hem de finalde ERDOĞAN'dan başka rakip bırakmadı!
    Ama Erdoğan sıkı, hem de çok sıkı rakipti!
    Devleti onlara bırakmaya niyeti yoktu!
    Hoşgörüyü bir kenara bırakıp DEVLETE sahip çıktı! Yapılması gereken yapılmaya başlandı! Devlet ya onların üzerinden tekrar KRALİÇE'ye bağlanacak ya da ilk kez biz geri alacaktık!
    KAVGANIN ADI buydu!

    YanıtlaSil
  9. Devam:
    Partnerin Londra'da yaşamaması sizi aldatmasın! UNITED KINGDOM'a hangi toprak parçalarının girdiğine iyi bakın!
    Dedim ya İngilizler asla önde görülmezler!
    Piyonlar başta, muhafızlar arkada, güvende olan KRALİÇE ise en sonda olurdu!
    Saldıranların arasında İNGİLİZ görmeyebilirsiniz! Ancak PARANIN izini takip ettiğinizde onları bulursunuz!
    Ankara'yı isteyenlerin PARA KARARGAHINI kim kurduysa, o yönetiyordu! Ama Kraliçe görülmüyordu! Ta ki GEZİ'ye kadar!
    Şimdi ellerinde tuttukları bütün sermaye ile geliyorlar! Bizim BARON bayrağı kimseye bırakmıyor! Düne kadar laikliğin ve Cumhuriyet'in koruyucusu olarak bilinenler şimdi kendilerine hiç benzemeyenlerle elele!
    ORDUYU düne kadar kışkırtan BARON şimdi orduya pek mesafeli!
    Oyunu gören asker de MAHKEMELERİN yenilenmesi için başvuru yaptı bile!
    Ergenekon'la ayrıştırılmak istenen iki MİLLİ yapı, yani HÜKÜMET ile ORDU yan yana! Kurulan kirli oyun geç de olsa bozuldu!
    Bu nedenle açıktan geliyorlar!
    EN güvendikleri KALE yargı! Bu da milli koalisyonla hal yoluna sokulacak!
    Yenilgi onlar için kaçınılmaz!
    DOLARDAKİ artış mı?
    KRİZ değil destek! Amerika doları toplayıp BARONLARI zora sokacak! Para Obama'da, dolayısıyla Erdoğan'da da olacak!
    Oyun biterken ellerindeki de alınacak!
    Bunun adı da karşı oyun!
    GAME OVER yani!

    NOT: Bir dostum "Şimdi saldıranlar en büyük hamleyi seçimlerden bir hafta önceki üniversite sınavlarında yapacaklar. Soruları sızdırıp kaos yaratacaklar!" dedi... Kayıt düşmek için söylemek istedim! Hoş önceki sınavlara daha bakılmadı bile...

    YanıtlaSil
  10. Blogumda yayınlanan yazıların tek hedefi olanı biteni anlama çabasıdır. Ne oluyor ve nereye gidiyoruz? Erdoğan bloku mu kazanacak yoksa İngiltere'ye bağlı masonlar mı? Ya da nereye hizmet ettiklerini bilmeyenler mi? Müslümanların menfaati neyi gerektiriyor?

    YanıtlaSil
  11. Bilmem bir kısım medyanın bu olaylara bakış açısını takip ediyor musunuz? Onlarda bir ümit hali var gibi görünüyor. Muhafazakarlar arasındaki çatışmada bunlar birbirlerini yerlerse meydan bize kalır beklentisi var. Uzun süreli muhafakar iktidar onlarda bıkkınlık oluşturmuş. Siyasetten seçimden muhalefetten tamamen ümidi kesmiş olduklarından çatışmanın yol açacağı bir ara rejim sonucu eski güzel günlere dönüş beklentisi içindeler. İşte bunun için müslümanların bir kısmının sokaklarda sakallarından sürükleneceği zamanlara yani müslümanların bütün kazanımlarının kaybedilebileceği karanlık ihtimallere dikkat çekmek istiyorum. Ne kadar kısa sürse de msülümanların ağzı fena halde yanabilir. Talut'un ordusuna doluşmuş olan ehl-i dünya temizlenmeden zafer ummak hayalcilik olur. Allah ne takdir ederse elbette bizim için bunda bir hayır vardır. El-hayru fî ma'htârahullah... "Allahın seçtiğinde hayr var"

    YanıtlaSil
  12. Arkadaşlar cemaati bitirelim, paralel devleti ortadan kaldıralım da ergenekon neden affediliyor? Eğer Erdoğan ergenekon ile anlaşırsa benim gözümde Talut Erdoğandır. Bu zamana kadar hüsnü zannımla Talut Fethullah Hoca, Davut ise Erdoğan diye düşünmüştüm. Bakın birisi ne yazmış:

    Erdoğan’ın kızkardeşi bile abisinden şüphelenmiş, soluğu Gaziosman Paşa’nın meşhur cinci hocasında almış bile. Abisine büyü yapıldığından, kötü cinlerin etkisiyle 180 derece döndürüldüğünden kuşkulanan kızkardeşi haklı olabilir mi? Bu konudaki en sıkı komplo teorisi Erdoğan’ın İran’lı yeni cumhurbaşkanı Ruhani ile görüşmesi sırasında kötü büyünün başlatıldığı yönünde. Görüşmeyi izleyen biri, “Ruhani Erdoğan’a dokunduğu anda Erdoğan bayıldı ve 3 dakika kendine gelemedi, tüm gazeteciler şahittir” dedi. Bir arkadaşım, “Papaz büyüsü yapılmış, bu onu yok edebilir” dedi. Diğeri, “Erdoğan Menzilci bir hocanın muskası ile korunuyor, İran büyüsü işlemez” dedi. “Başbakan, 28 Ocak’ta İran’a gidecek, yapılanan büyünün tekrarı lazım” diyen bile var. “Erdoğan’ın gözlerindeki nefrete bak, bu benim başbakanım değil” diyenlerin sayısı artıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyü iddiası hakkında diyeceğim yok... Bayılma konusunda eskiden bazı sözler edilmişti. Burada tekrarlamak istemem. Talut hakkında Mehmet Ali Bulut'un bazı yazıları vardı. Ancak Talut savaşta ölür. Savaş Davut sayesinde kazanılır. Savaştan sonra başa Davut geçer. Davuttan sonra Süleyman... Şimdi de aynı metafor mu gerçekleşir bilinmez.

      Sil
    2. Ha bir de Adnan Oktar'ın iddiası var. Erdoğan'ın idaresinin Mehdiye kadar devam edeceği konusunda... Kim haklı çıkacak onu zaman gösterecek. Bizim yaptığımız bir sürü işaret ve iddiadan anlamlı bir bütün çıkarmaya çalışıyoruz ki, yorumlamadaki hata payımız oldukça yüksektir.

      Sil
    3. Belki de aşağıdaki sebeple Ergenekoncular serbest bırakılıyordur.
      25 Şubat 2010, Kıbrıslı Gazetesi

      Nakşibendi tarikatının önde gelen manevi liderlerinden Evliyalar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi Ergenekon soruşturması çerçevesinde açılan davaların kapatılmasını ve paşalara dokunulmamasını istedi..
      Türkün töresinde devletin inanca dayalı askeri bir yapıya dayandığını hatırlatan Şeyh Nazım Kıbrısi AB’nin yüzü suyu hürmetine “orduyu zayıflatmaya çalışıyorlar” dedi..

      Düşünceden (bir fikirden) uygulamaya geçmemiş şeylerin geçersiz olduğunu, İslam hukukunun da bunu bu şekilde ifade ettiğinin altını çizen Şeyh Nazım; ‘kuvveden fiile geçmemiş şeyler hükümsüzdür, eğer siviller –Ergenekon kapsamında- yola gelmezlerse, orduyu kollamazlarsa onlara bed-dua edeceğim’ diyerek TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kahir bir dille uyardı: ‘ahrette dava edeceğim’

      “Eski paşaları toplayıp mahkeme edilmesine vicdanım razı değildir; Ergenekon’u kabul etmiyorum; ben askerin yanındayım’ diyen Şeyh Nazım; devlet ve milletine şerefle hizmet etmiş insanların (öylece) toplanmasını eleştirdi.

      “bu paşalar benim torunlarım-evlatlarım gibidir’ diyen Şeyh Nazım TC Başbakanı Erdoğan’ı Allah’ın divanına şikayet edeceğini söyledi.

      “Ergenekon mahkemelerini ve Erdoğan’ı mahşer gününde Allah’ın divanına şikâyet edeceğim; bed-dua edeceğim ki oturdukları yerde (öylece) kalakalsınlar” ifadelerini kullanan Şeyh Nazım; Türkiye’de ki sivil kanada seslenerek; askerin bu denli aşağılanmasını kınadı.

      TC hükümetine seslenen Şeyh Nazım: ‘yapmanız gereken Ergenekon mahkemelerini ortadan kaldırmaktır’ dedi.

      Şeyh Nazım: Paşalara dokunmayın Ergenekon davalarını kapatın!”

      Kıbrıslı Medya Gurubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Doğan Harman’ı gerek gündeme dair konulara -mümkün mertebe değinmek- gerekse de Mevlit kandili münasebetiyle Kıbrıs Türk Halkı ile tüm dünya Müslümanlarının kandilini kutlamak amacıyla davet eden Şeyh Nazım El-Kıbrısî; ‘Ergenekon soruşturması’ kapsamında yaşananları değerlendirerek TC hükümetini sert bir dille eleştirdi.

      “Ordumuzu perişan ettiler, duyuyorum, izliyorum, üzülüyorum” diyen Şeyh Nazım el-Kıbrısî; Kıbrıslı Medya Gurubu’na şok açıklamalar yaptı.

      Kıbrıslı Medya Gurubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Doğan Harman’ı gerek gündeme dair konulara -mümkün mertebe değinmek- gerekse de Mevlit Kandili münasebetiyle Kıbrıs Türk Halkı ile tüm dünya Müslümanlarının kandilini tebrik etmek amacıyla davet eden Şeyh Nazım El-Kıbrısî; ‘Ergenekon soruşturması’ kapsamında yaşananları değerlendirerek TC hükümetini sert bir dille eleştirdi.

      Türkiye’de de milyonları bulan takipçisi olan Şeyh Nazım; Türklerin askeri bir hüviyet (yapı) içinde yükseldiğe işaret eden Şeyh Nazım; “Müslüman milletiz, biz (ki) İslam’ın sancağını taşımız şanlı bir milletiz; bugünkü hale düşmemiz ise bambaşka…” diyerek başta ‘Kıbrıs Türk halkı ile bütün dünya Müslümanlarının’ Mevlit kandillerini kutladı.

      Sil
    4. ....Devamı:
      ‘Sivillerden razı değilim’

      Türkiye’de yaşanan ve her gün yeni bir gelişmeyle gündemi meşgul eden ‘Ergenekon Soruşturması’ kapsamında yaşananları da Dr. Doğan Harman’a değerlendiren Şeyh Nâzım; Türkiye gündemini de sarsacak açıklamalar yaparak; başta TC hükümeti ile temsilcilerini sert ve kâhir bir dille eleştirdi.

      Özellikle son günlerde tutuklanarak gözaltına alınan paşalara atfen Şeyh Nazım; ‘orduyu zayıflatmak için uğraşmayın’ diyerek uyardı.

      Şeyh Nazım, orduya sahip çıkılması gerektiğini, sivil otoritelerce yıpratılmasının doğru olmadığını vurgulayarak altını çizdi; ‘sivillerden razı değilim; beyanım budur’ dedi.

      ‘Kuvveden fiile geçmedikçe..’

      Düşünceden (bir fikirden) uygulamaya geçmemiş şeylerin geçersiz olduğunu, İslam hukukunun da bunu bu şekilde ifade ettiğinin altını çizen Şeyh Nazım; ‘kuvveden fiile geçmemiş şeyler hükümsüzdür, eğer siviller –Ergenekon kapsamında- yola gelmezlerse, orduyu kollamazlarsa onlara bed-dua edeceğim’ diyerek TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kâhir bir dille uyardı: ‘ahirette dava edeceğim’

      ‘Ben askerin yanındayım’

      “Eski paşaları toplayıp mahkeme edilmesine vicdanım razı değildir; Ergenekon’u kabul etmiyorum; ben askerin yanındayım’ diyen Şeyh Nazım; devlet ve milletine şerefle hizmet etmiş insanların (öylece) toplanmasını eleştirdi.

      “bu paşalar benim torunlarım-evlatlarım gibidir’ diyen Şeyh Nazım TC Başbakanı Erdoğan’ı Allah’ınvanına şikayet edeceğini söyledi.

      “Ergenekon mahkemelerini ve Erdoğan’ı mahşer gününde Allah’ın divanına şikâyet edeceğim; bed-dua edeceğim ki oturdukları yerde (öylece) kalakalsınlar” ifadelerini kullanan Şeyh Nazım; Türkiye’de ki sivil kanada seslenerek; askerin bu denli aşağılanmasını kınadı.

      TC hükümetine seslenen Şeyh Nazım: ‘yapmanız gereken Ergenekon mahkemelerini ortadan kaldırmaktır’ dedi.

      ‘Affetmek ahkâmın en yükseğidir’

      Osmanlı devlet-hüviyetinin dine, Türkiye Cumhuriyeti kimliğinin ‘laik’ vurguya dayandığına işaret eden Şeyh Nazım sözlerini şöyle sürdürdü;

      ‘Herkes hata yapar; paşalarımız (da) hata yapmış olabilirler (ancak) affetmek ahkâmın en yükseğidir (zira) askeriye-mizi- mahkûm etmek devleti batırmak demektir”

      Kıbrıslı Gazetesi

      Sil
    5. Bütün gazetecilerin şahit olduğu iddia edilen Ruhani'nin dokunuşuyla Erdoğan'ın 3 dakika baygın kaldığı ile ilgili haber linki verebilecek olan var mı? Böyle bir olay olduysa, bununla ilgili eften püften spekülatif söylemler değil, dünyanın anlı şanlı (!?) ajanslarının haber sitelerinin haberlerine rastlamalı değil miyiz? Saklanması, gizlenmesi mümkün olmayan bir haber. Ayrıca Erdoğan, Ruhani Cumhurbaşkanı olduktan sonra ne zaman görüştü? (Telefon görüşmesini kastetmiyorum elbette) Görüşmedi ama yine de soruyorum, böyle saçma sapan bir iddiayı ortaya atanların kendilerince gizemli bilgileri vardır belki.

      Sil
  13. arkadaşlar....cevap bulması gereken sorular cevap bulmadan kim ne derse desin boş...benim tek sorum şudur..bu soruyu cevaplayın başka hiç birşey istemem...TAYYYİPTEN SONRA GELECEK OLAN HÜKÜMETİN ÖMRÜ KAÇ AY VE MEHDİ KAİMİN BİRİNCİ KOMUTANI NASIL ZUHUR EDECEK...2014 YILI İÇİNDE...BU SORUYA CEVAP VERENİN ANLINDAN ÖPERİM....bir ihtimal o tayyip olabilir...ama ya değilse?ya mehdi kaim için 90 lı yıllarda "sen okul kolidorlarında tek başına geziyorsun hiç arkadaşın yok oysaki günü geldiğinde tüm dünya senin yanında olacak"diyen hocaefendi haklıysa...ya tayyip kendisine 8 ay evvel sunulan mit raporunda bu olaylar için uyarıldığı halde kasten sebeblerin mehdi lehine işlemesi için göz yumduysa...ya yukardaki mehdiden melhamei kübradan haberi olmayan yazarın sandığı gibi gelecek kötü hükümet cemaati bitirecek fırsatı bulamadan kaderin milletimizin yürüdüğü yollara su serpeceği günlermi gelecek...yada mehdinin ellerinden lesviyatla köpürüp duran hercümerçler musallayamı yatacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gaybı Allah bilir. Nazım Kıbrısi'nin beyanına göre tertip hükümeti üç ay sürecek denmiştir. Tahminen bu hükümet zamanında Rusya'ya yanaşma, Avrupa'dan dışlanma ve Nato'dan çıkma gerçekleşebilir. Bunun akabinde büyük savaş olacak der. Tabi henüz kafamda netleşmeyen çok konu var.

      Sil
    2. mustafa bey tayyibi yıkacak kadar zamanları var...ama cemaati yıkacak zamanları yok...o üç aya depremleride koy...eğer böyle olursa kimse cemaati düşünmez..cemaatin kendi bile...mustafa bey birkonuda bana güvenin...tayyib erdoğan ve hocaefendinin kimsenin bilmediği planları var...her ikiside hata yapacak adam değiller..muhtemelen birilerini yemliyolar...özellikle tayyiperdoğanın kendini feda ettiğini düşünüyorum...eğer 3.dönemine ustalık dönemi demişse kesin bunun altında bir planı var..bence bu iş mehdinin komutanının türkiyenin başına geçmesiyle son bulacak...bir teorim var ama...çok zayıf...mhp yada bbp den çıkacak bir adayla tüm sağ oyların tek çatı altında chpnin tarumar edilmesiyle yüzde yetmiş seksenlik bir halk desteğiyle yeni bir sağ ikdidar...bilmiyorumzayıf ama mümkün bir ihtimal...hatta muhsin yazıcıoğlunun bu potansiyele sahip olduğuiçin öldürüldüğü aklıma gelmiyor değil..

      Sil
  14. Bakanların çocukları Cumhuriyet Savcılığı tarafından gözaltına alındığında Başbakanımız şu konuşmayı yapsaydı ne olurdu?

    “Üç bakanımızın çocuklarının yolsuzluk ve rüşvet iddiası ile gözaltına alınması, o bakanları ve çocuklarını yakından tanıyan biri olarak en başta şahsımı çok üzmüştür. Bu çocukların iddia edilen suçların içinde olacaklarına ihtimal vermiyorum. Bakan çocukları olmaları nedeniyle babaları vasıtasıyla hükümetimize karşı bir komplo kurulduğunu düşünüyorum.

    Ancak ben bu ülkenin Başbakanıyım ve bu göz altıları yapan da devletimizin savcılarıdır. Savcılarımıza güvenmek hukuk devletine saygının bir gereğidir. Bu devletin Başbakanı olarak savcılarımıza da sahip çıkmak zorundayım ve onlara iddia ettikleri konuların araştırılması hususunda her türlü kolaylığı sağlamakla mükellefim.

    Bu bağlamda çocukları tutuklanan Bakanlarımızdan soruşturmanın güvenliği açısından soruşturma sonuçlanana kadar geçici olarak görevlerini bırakmalarını, soruşturmayı yürüten savcılarımızın da tutarlı, gerçek, tarafsız ve kati delillerle yargılama sürecini yürütmelerini ve hızla kalkınan ülkemize olağanüstü hizmetleri üreten bu bakanlarımızın, çocukları üzerinden hain bir komploya karşı aynı duyarlılıkla korunmasını savcılarımızdan istirham ediyorum. Soruşturma sonuçlandığında bakanlarımızın Ak Parti’ye yakışır bir şekilde aklanarak yeniden görevlerinin başına döneceklerine inancım sonsuzdur.

    Eğer bu iddialar yetersiz veya yanıltıcı belgelere dayanan art niyetli iddialar ve amacı da ülkemize olağanüstü hizmetlerle çağ atlatan hükümetimizi yıkarak kalkınmayı durdurmak ise bunun hesabını bütün sorumlularına Aziz Milletimiz adına hükümet olarak biz sorarız. Gerekirse idam cezasını yeniden getirir ve hepsini de asarız. Çünkü o zaman bunun adı ihanettir, bunun adı alçaklıktır, bunun adı şerefsizliktir. Ve bu ülke tüm hainlere, tüm alçaklara ve tüm şerefsizlere rağmen yine kalkınacak ve buna kimse engel olamayacaktır.

    Yargı sürecinde soruşturmayı yürüten savcılarımıza adaletin yerine getirilmesi hususunda başarılar, yargılananlara da Cenab-ı Mevla’dan sabırlar dilerim. İnşaallah ülkemiz için her şeyin hayırlısı olur.”


    Başbakanımız böyle bir açıklama ile konuya yaklaşsaydı her şey çok farklı olurdu. İddialar komplo ise daha başlamadan bitirilebilirdi.

    safa asya kardeşimizden alıntıdır hakkını helal etsin...

    YanıtlaSil
  15. dediğim gibi hem tayyip hemde hocaefendinin bizim garibimize giden hallerinin altında bizim bilmediğimiz bir gaybi haber olmasın...belkide bediüzzaman rüyalarına girip bizi şoke edecek bir zuhuratı haber verdi bizim haberimiz yok...yada bu kavgadan peygamber efendimiz s.a.v in hudeybiye anlaşmasında mekkenin fethini gördüğü gibi türklerin dünya hakimiyetinimi gördüler....Allah c.c bilir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kavgada manevi olarak Hocaefendi değil, Tayyip Erdoğan destekleniyor. Bakınız:
      http://www.mustafaozbag.com/
      26 Aralık 2013 tarihli videoyu izlerseniz anlarsınız....

      Sil
  16. mustafa bey tayyibi yıkacak kadar zamanları var...ama cemaati yıkacak zamanları yok...o üç aya depremleride koy...eğer böyle olursa kimse cemaati düşünmez..cemaatin kendi bile...mustafa bey birkonuda bana güvenin...tayyib erdoğan ve hocaefendinin kimsenin bilmediği planları var...her ikiside hata yapacak adam değiller..muhtemelen birilerini yemliyolar...özellikle tayyiperdoğanın kendini feda ettiğini düşünüyorum...eğer 3.dönemine ustalık dönemi demişse kesin bunun altında bir planı var..bence bu iş mehdinin komutanının türkiyenin başına geçmesiyle son bulacak...bir teorim var ama...çok zayıf...mhp yada bbp den çıkacak bir adayla tüm sağ oyların tek çatı altında chpnin tarumar edilmesiyle yüzde yetmiş seksenlik bir halk desteğiyle yeni bir sağ ikdidar...bilmiyorumzayıf ama mümkün bir ihtimal...hatta muhsin yazıcıoğlunun bu potansiyele sahip olduğuiçin öldürüldüğü aklıma gelmiyor değil..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir sohbette son iktidarın MHP olacağını işitmiştim. Ancak MHP iktidar olursa büyük bir reaksiyon olacak. Bediüzzaman "bu memlekette şimdilik dört parti var" dediği mektubunda Millet partisi dediği bir partinin başa geçmesi durumunda olacakları anlatıyor. CHP kendi başına seçim kazanamaz, belki bu yüzden CHP-MHP koalisyonu olabilir. Cumhurbaşkanı gasıp-gasbedici-, başbakanı çocuksuz olan iktidara uyan kimler olabilir?
      Teorinize zayıf deseniz de bizimle paylaşınız. Belki ummadığımız açılımlar olabilir.

      Sil
    2. — “Ahmet Zihni Bey Futuhatı İslamiyesinde yazılıdır. Mehdi’nin hurucunda Türkler üçyüzbin asker vereceklerdir. Anlaşılıyorki Türkiye kıyamete kadar (islamiyeti) koruyacaktır.”
      ahmet zihni bey in bu kitabı nerde bulunabilir bundan bazı şeyler çıkarılabilir

      Sil
    3. Bu sözü Şeyh Said idam sehpasında söylemiş.

      Sil
    4. evet idam sehpasında söylemiş fakat ahmet zihni beyin kitabından atfen söylüyor bu kitab bulunursa diğer konularada bakılabilir

      Sil
  17. Deprem olmuş, biz yeryüzünün sallanmasını beklerken, kalpleri yıkmış geçmiş bile.. Herkes kendi tarafını seçip, onu destekleyecek söylemlerle karşısındakine saldırıyor. "Yok senin liderin büyülendi, yok senin hocan cinlendi, yok senin liderine şu şeyh hoca kahretti, yok şöyle bir manevi desteği var, yok hepsinin bir hesabı var" bla bla bla.. Bunun daha önce benzerleri yaşanmadı mı? (bkz. Sıffin savaşı)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bediüzzaman, Asr-ı saadetin başına bu kanlı fitne neden geldi diye sormuş ve buna kader cihetinden manevi bir kuvve-i anilmerkeziyye yani merkezkaç kuvvetiyle müslümanların dünyaya dağıldığını, herkesin islamiyet tehlikede diyerek kendi alanında var gücüyle çalıştığını, bu suretle islam ülkelerinin heryerinde çiçekler açıldığını düşünmüştür.
      Hiç bir şey sebepsiz hikmetsiz değil... Demek kader cihetinde böyle hadiselerin yaşanması gerekiyor. Zahiren şerdir. Batınen hayırdır.

      Sil
  18. Geçen yıllarda bir gelecek senaryosu yazan bir kimse bunu "2. Havariç vakası" diye isimlendirmişti. Aynı kişi aynı yazıda bir tarikat şeyhinin 2. menemen vakası türünden bir olaya sebep olacağını iddia ediyordu. O arkadaşın verdiği tarihler gerçekleşmemesine rağmen olay bazında bir çok yerde tutturduğu kanaatindeyim. Ancak muhterem Erbakan hocamızın mehdi olacağı iddiası Hocanın rahmetli olmasıyla gerçekleşmemiş görünüyor.
    O arkadaş Ampül'ün patlamasından, Nato çekirdeğinin Türkiye derin devletine darbesinden söz ediyordu. Bunlarla ne kastettiğini bilmem. Benim işim bulduklarımı yazmak ve onları kendi zihnimde anlamlı bir bütün hale koymaya çalışmak.. Ancak takdir ederseniz ki her puzzle parçası uygun bir yere yerleşmiyor.

    YanıtlaSil
  19. Ergün Diler: 8.1.2014

    Dünyada aklını bu işe verip "Bizi kim yönetiyor?" sorusunu soran insan yok değil! Böyle çalışmalar giderek artmakta!
    Ve bunların hepsi de BİLİMSEL tabana yayılmakta! Yani gizlenen gerçeği KEŞFETMEK için çalışılmakta!
    Türkiye'den de bu projeye destek veren isimler var!
    Yapılan araştırmalarda, 13 MİLYON MÜLKİYET sahibi tespit edildi! 13 milyon kişi üzerine bir bilgi bankası oluşturuldu! Bunların kendi aralarındaki ilişkiler kodlandı! İkinci adım olarak da ULUSLARARASI şirketler mercek altına alındı! Birden fazla ülkede faaliyet gösteren şirket sayısı, 43 bin olarak TESPİT edildi!
    Sıkılmayın dikkatle okuyun!
    43 bin şirketin uluslararası AĞ'lardaki rollerini ve ortaklarını katınca ortaya 600 BİN kişilik bir KOCAMAN AİLE çıktı!
    Ailenin yapısı bir ŞEHİR gibiydi! MERKEZ ve ÇEPER'den oluşuyordu!
    Çeper dediğimiz şey VAROŞ, merkez dediğimiz şey ise finans bölgesi, yani MASLAK'tı! Bir de bunların dışında merkezdeki en yüksek bina, yani ÇEKİRDEK vardı!
    MASLAK dünyaya yayılan ve sözü geçen ŞİRKETLERİN yüzde 75'ine emir verebiliyordu!
    Buraya dikkat!
    Dünyaya yayılan ve tüm gelirlerin yüzde 95'ini oluşturan ULUSLARARASI şirketlerin bağlı olduğu ve bulunduğu yer ÇEKİRDEK'ti!
    Maslak, yani merkez ise gelirlerin yüzde 36'sını elde ediyordu! Çekirdek, yani YÜKSEK BİNA hem merkezi hemVAROŞ'u, yani dünyayı yönetiyordu!
    Bitmedi, devam!
    Dünyadaki gelirlerin yüzde 95'ini elde eden şirketlerin arkasında ise tam 737 kişi, yani 737 BARON vardı!
    Dünyaya söz geçiren ve etkileyen şirketlerin yüzde 80'i bu insanların elindeydi!
    600 bin kişilik aile ve 13 milyon mülkiyet sahibi bilerek ya da bilmeden 737 kişiye bağlıydı! 600 binden 737'ye, yani % 0.1'den daha az sayıda BARON, dünyanın gelirini elde ediyordu!
    Haliyle PARA bunlarda olunca kanun da, darbe de, silah da, kriz de bunların tekelinde oluyordu!
    Dünyadaki kavganın nedeni buydu!
    Bu % 0.1'le ULUS DEVLETLER çarpışıyordu!
    Bu aileler, ki başında ROTHSCHILD'ler geliyor, kontrolü devletlere bırakmak istemiyordu!
    Karşılarına çıkanları süpürüp gidiyorlardı!
    Hedefteki lideri götüremeseler de KRİZLE boğuyorlardı! Para onlardaydı çünkü!
    Ve bu AZINLIĞIN planları kesinlikle LONDRA'da yapılırdı!
    Kraliçe onaylardı!
    Amerikalılar bilerek ya da bilmeden katılırdı!
    AKIL bunlardaydı!
    Bu % 0.1'e baktığınız zaman KARŞIMIZA Amerika'daki ve diğer noktalardaki BRİTANYA FİNANS DEVLERİ çıkıyordu!
    Barclays plc, Capital Group Companies Inc, FMR Corporation, AXA, State Street Corporation, JP Morgan Chase & Co, Legal & General Group plc, Vanguard Group Inc, UBS AG, Merrill Lynch & Co Inc, Wellington Management Co LLP, Deutsche Bank AG, Franklin Resources Inc, Credit Suisse Group, Walton Enterprises LLC, Bank of New York Mellon Corp, Natixis, Goldman Sachs Group Inc, T Rowe Price Group Inc, Legg Mason Inc, Morgan Stanley, Mitsubishi UFJ Financial Group Inc, Northern Trust Corporation, Société Generale, Bank of America Corporation... gibi onlarca şirket! Finans devi!
    İşte aralarında TÜRKİYE'nin de bulunduğu CEPHE bunlarla savaşıyor!
    Önde kullandıkları enstrümanlar, ortada muhafızlar, arkada ise KRALİÇE var!

    YanıtlaSil
  20. A Haber'de canlı yayına katılan Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, paralel devletin Türkiye'ye açıkça suikast yaptığını öne sürdü.

    Eski istihbaratçı Orakoğlu'nun iddiasına göre yapılan operasyonların tamamı da İsrail destekli.

    Ünlü istihbaratçıya göre 'dış güçler' AK Parti'yi tamamen yok edecek plan için düğmeye bastı.

    İşte bomba iddiaları;

    *Yargı ve polis içindeki bir paralel yapı tarafından Türkiye'ye açıkça suikast yapıldı.
    *Bu yolsuzluk kılıfına sokulmuş İsrail destekli küresel ölçekte bir operasyondur. Yolsuzluk operasyonu kamu yararı için yapılır. Ekonomiyi tarumar etmek için değil.

    *Hedefin siyasi bir operasyon olduğu yani seçime yönelik olduğu gayet açık... Polis kendi içindeki Çeteyi temizlemezse halkın güvenini kaybeder.

    AK PARTİ'Yİ TAMAMEN YOK EDECEKLER

    *Dış güçlerin Ak partiyi tamamen yok edecek bir projeyi hayata geçirdi. Türkiye'nin söz sahibi olması hiç istenmiyor. Türkiye Ortadoğu'da ben de varım dedi operasyon geldi. Başbakan'ın Barzani ile Diyarbakır'a gidişi, Kuzey Irak yakınlaşması, Irak petrolünün Türkiye'ye akmaya başlaması ile işte tüm bunlardan rahatsız oldular. Ardından Halkbank uluslar arası anlamda itibarsızlaştırıldı."

    TIR OPERASYONUN ASIL MAKSADI

    Tır meselesiyle Türkiye terörü finansa ediyor şeklinde gösterilmeye çalışıldı. Tır operasyonu Türkiye'nin Cenevre'de elini zayıflatmak için yapıldı. Çünkü Türkiye Ortadoğu'nun en önemli ülkesi.

    KOMPLO TEORİSİ DEĞİL GERÇEKLER

    El kaide'yi derin yapılar kurdu. El Kaide Suriye'de Cenevre öncesi yine faaliyete geçirildi. Komplo teorisi diyecekler ama gerçek olanlar bunlar. Türkiye bu derin güçlere meydan okudu. Olaya baktığımda arkasında büyük güçler olduğunu açıkça görüyorum. 28 şubat'ın sivil ayağına operasyon yaptırmayan kimse açık söylüyorum o vatan hainidir."

    ASIL HEDEF SEÇİMLER

    *Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasını engellemek istiyorlar. Ayrıca çözüm sürecini de sabote etmeyi, Türkiye'nin uluslar arası imajının sarsılmasını ve içe kapanmasını istiyorlar.

    YanıtlaSil
  21. Samuel 24, Davutun Taluta(Saul'a) mübahale ve ahitleşme teklifini anlatır.

    http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=1sa%2024


    Davut kalkıp Saul'un cüppesinin eteğinden gizlice bir parça kesti. 5 Ama sonradan Saul'un eteğinden bir parça kestiği için kendini suçlu buldu. 6 Adamlarına, “Efendime, RAB'bin meshettiği kişiye karşı böyle bir şey yapmaktan, el kaldırmaktan RAB beni uzak tutsun” dedi, “Çünkü o RAB'bin meshettiği kişidir.” 7 Davut bu sözlerle adamlarını engelledi ve Saul'a saldırmalarına izin vermedi. Saul mağaradan çıkıp yoluna koyuldu.
    8 O zaman Davut da mağaradan çıktı. Saul'a, “Efendim kral!” diye seslendi. Saul arkasına bakınca, Davut eğilip yüzüstü yere kapandı. 9 “ ‘Davut sana kötülük yapmak istiyor’ diyenlerin sözlerini neden önemsiyorsun?” dedi, 10 “Bugün RAB'bin mağarada seni elime nasıl teslim ettiğini gözünle görüyorsun. Bazıları seni öldürmemi istedi. Ama ben seni esirgeyip, ‘Efendime el kaldırmayacağım, çünkü o RAB'bin meshettiği kişidir’ dedim. 11 Ey baba, cüppenin eteğinden kesilmiş, elimdeki şu parçaya bak; evet, bak! Cüppenden bir parça kestim, ama seni öldürmedim. Bundan ötürü içimde kötülük ve başkaldırma düşüncesi olmadığını iyice bilesin. Sana kötülük yapmadığım halde sen beni öldürmeye çalışıyorsun. 12 RAB aramızda yargıç olsun ve benim öcümü senden O alsın. Ama ben elimi sana karşı kaldırmayacağım. 13 Eskilerin şu, ‘Kötülük kötü kişilerden gelir’ deyişi uyarınca elim sana karşı kalkmayacaktır. 14 İsrail Kralı kime karşı çıkmış? Sen kimi kovalıyorsun? Ölü bir köpek mi? Bir pire mi? 15 RAB yargıç olsun ve hangimizin haklı olduğuna O karar versin. RAB davama baksın ve beni savunup senin elinden kurtarsın.”

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Talut ve Davut'un arasında geçenlerle ilgili bu konuları yeni okuyorum. Manidar yazılardır. Davut'un attığı bir taşla Golyatı öldürür. Savaş Davut sayesinde kazanılır. Talut savaşta ölür. Daha sonra başa Davut geçer.
      Yalnız Davut'un Efendime el kaldırmayacağım sözü şimdiki duruma uymuş mu kafama takıldı. Öyle ya, yapılan operasyon fiske vurmak için değil, doğrudan yıkıp devirmek amaçlıydı. Yine de Allah müslümanların arasında sulh ve sükun ihsan etsin derim. Yoksa bu gidişle ortada ne Talut, ne de Davut kalmayacak.... Bediüzzaman derki iki kahraman boğuşurken bir çocuk ikisini de dövebilir. Biz akl-ı selimden yanayız.

      Sil
  22. Samuel 31, Talutun(Saul'un) ölümünü anlatır. Talutu, Davut değil, ikisinin ortak düşmanı öldürür. (Ergenekon?) Ve Talut'un ölümünden sonra, Davut o düşmanları yenip yeni hükümdar olur.

    http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=1sa%2031

    YanıtlaSil
  23. Bir süredir Google'da bu blog ile karşılaşıyorum. Yorum yazmadan yapamadım çünkü taraflı bakıyorsunuz olan bitenlere. Erbakan Hoca bugünlere dair 2004 yılında şöyle konuşmuştur:

    "“AKLİ melaikelerini yitirmiş bu Siyonist goygoycu tenekeciler (AKP'den bahsediyor), vakti gelince İsrail’in desteğini kaybedince Cemaat tarafından bitirilmiş gösterilecek, kendi kendilerini yiyecekler. Bu da umum-i tedrishaneler (!) yüzünden (yeni adıyla dershaneler!) vuku bulacak. Be hey dünkü çocuk!”
    Prof. Dr. Necmettin Erbakan (M. Özdoğan Günlükleri, s. 314, 2004)

    Yani bu adamların akıl hocası Erbakan olacakları önceden görmüş biridir. Milli hükümet olduğunu ileri süren bu hükümetin cumhurbaşkanı Britanya kraliçesinden "sadakat nişanı", başbakanı da Amerikan yahudi komitesinden "Üstün cesaret ödülü" almıştır. Bu adamların bugün yaptıkları "bize operasyon var" yaygarası, kendilerini getiren küresel güçlerin çıkarlarından saparak kendi başlarına işler çevirmeye kalkışmaları neticesinde ipliklerinin pazara çıkarılmasından ibarettir; ve asla milli hükümet olmadıkları gibi kendi çıkarlarının da milli çıkarlarla ilgisi yoktur, ancak öyle pazarlamaktadırlar, olanları, ayrı.. Son olarak; milliyetçi başbakan Tayyip Erdoğan ,Amerikan askerleri askerlerimizin başına çuval geçirdiği vakitlerde Amerika'ya nota verelim diyen milliyetçilere Temmuz 2003 tarihinde şöyle bir çıkış yapmıştır: "Ne notası.. müzik notası mı bu, vereceğiz?" SON.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşim mesajınızda belirtilen Erbakan Hocaya atfedilen mesajı biz blogda yakın bir zaman önce yazdık. Ancak bu alıntının sahte olduğu, böyle bir kitabın bulunmadığı ve Hocanın böyle bir sözü olmadığı da söylenmiştir. Malum bu sıralar bilgi ve belge imalatı son hızla sürüyor.

      Sil
    2. Öte yandan herkesin bir bakış açısı ve fikri var. Bunun doğal karşılamak lazım. Aynı hadise bile farklı değerlendirilmektedir. Taraflı olduğumuz doğrudur. Türkiyenin, müslümanların, İslam aleminin tarafını tutuyoruz. Bunu yaparken bir hata işlediysek Allah affetsin deriz. Yazı ve eleştirilerinizi okumak isteriz. Selam...

      Sil
    3. Alıntının fake olması üzücü cidden, bu memleketin büyük gazetelerinin birinde köşe yazarlığı yapan bir adamdan beklenmeyecek derecede kalitesiz, değersiz bir çalışma olmuş, özür dilerim. Benim gibi birçok insanı yanılttı, bu yazar müsveddesi. Ancak alıntının geçersizliği tezimi geçersiz kılmaz. "AKP milli hükümet falan değildir, küresel güçlerin taşeronudur ve zamanı gelince aynı güçler tarafından da fişi çekilmiştir, tıpkı zamanında Saddam'a ve -bugüne doğru- birçoklarına yapıldığı gibi.." Konuya dair "Eymür'ün notu: Erdoğan'ın CIA görüşmeleri!" isimli Arslan Bulut'un 20.06.2013 tarihli yazısına bakabilirsiniz, sadece tek bir yazı ile olmaz tabii, Erbakan'ın -hazır adı geçmişken- AKP projesine dair söylediği de birçok söz var. Özetle; cemaat falan göstermelik, devlet kendisini temizliyor bu operasyonla ve daha ortaya çıkarılmamış yığınlarca yolsuzluk ve illegal işbirliği var, zamanla bunlar dökülecektir, ortaya. Umuyorum... Selametle.

      Sil
    4. Blogumda zaman zaman Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan'ın amerikadan icazetle geldiklerini, belli bir zaman sonra kısmen de olsa boyunduruktan kurtulma çabası içine girince devrildiklerini ve devrilmeye çalışıldığını yazdık. Dolayısıyla az çok iman sahibi her bir yönetici içinde bulunduğu şartları bilir ve ona göre hareket eder. Ama muvaffak olur, ama olmaz.

      Sil
    5. Gördüğüm kadarıyla, sen hadiseyi anlamamışsın, hacı. Bu ülkeyi kuran 'mümtaz kişi'nin ortamlarda pek bilinmeyen bir sözü vardır, der ki milliyetçiliğe dair:
      "Ekonomik alanda düşünürken ve konuşurken sanılmasın ki, biz yabancı sermayeye karşıyız; hayır, bizim memleketimiz geniştir, çok çalışmaya ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Bundan dolayı kanunlarımıza uymak şartıyla yabancı sermayelerine gerekli olan güvenceyi vermeye her zaman hazırız. Memleketimizi medeniyetin gerektirdiği dereceye bir an önce yükseltmek için, yalnız milli sermaye yeterli olmaz, yabancı sermayeye ve uzmanlığına da ihtiyacımız vardır. Bu noktada dar bir milliyetçilikten çıkıyoruz, daha geniş milliyetçi oluyoruz".

      Türkiye bu tarz (kanımca zayıf) fikri temeller üzerine bina edilmiştir. (Hala daha her nasılsa açıkça konuşulmayan) Bu tür birçok nedenlerden zaten Türkiye'nin mayası 'yabancı' temellidir, haa ne olmuştur ama zaman içinde, Türkiye öykündüğü Batı ülkelerine benzeyeceği yerde, içi şarklı dışı garplı, ne batıya ne doğuya benzeyen, başta ulus olmak üzere, sosyal ve hukuk devleti olabilmeyi 'başaramamış' bir ülke olarak karşımıza çıkmıştır, bunda devletin politikaları kadar Türkiye siyasetinin çapsızlığı ve kısırlığı da etkili olmuştur, falan filan.

      Bu talihin geçmişine biraz gidersek; sanayi devrimi ile birlikte küresel sermayenin sahibi ve önderi olmuş milletlerin ünlü ve zengin temsilcileri (başka ifadeyle "küresel elit") dünyanın egemenliğine özellikle 19.yydan itibaren ele geçirmeye başlamış, monarşileri kontrol etmekte güçlük çektiklerinden demokrasi ve sosyalizm (ki buna nasyonal sosyalizm de dahildir) modellerini geliştirerek imparatorlukları tasfiye etmiş "ulus devletler" düzenlerini kurmuştur (bu süreçte mason localarının da etkin bir rol aldığı söyleyenebilir). Yani doğrusu, bize biçilen rol, Türkiye Cumhuriyeti'dir. Ne kadar devrimleri dünya tarihinde görülmemiş türden (mesela; alfabe değişikliği) olsa da. Sorunsa asıl şu; Türkiye hala küresel düzene entegre olabilme problemi yaşıyor (ismi geçenlerden Menderes TC'nin kuruluş ilkelerinden saparak Sovyet Rusya'ya yaklaştığından asıldı, Özal ise, Musul ve Kerkük'ü Kürdistan adıyla alıp Türkiye Cumhuriyeti'ne dahil etmeyi ve ülkeyi yarı İslam motifli bir Anadolu Cumhuriyeti'ne dönüştürmeyi -hatta adını da değiştirerek Anadolu Cumhuriyeti yapmayı- düşünüyordu, bu yüzden öldürüldüğü söyleniyor). İşin ilginci Türkiye (geçmişe kıyasla) olumlu bazı çabalara ve hayat şartlarının iyileşmesine karşın hala küresel sisteme entegre olabilmiş değil ve ne yazık ki entegre olamayan ya da küresel çıkarlarla devlet(ler)inin çıkarlarını bağdaştıramayanların sonu da Hitler Almanyası, Gorbaçov'un Sovyet Rusyası, Kaddafi Libyası , Saddam Irak'ı gibi oluyor. Özetle; Türkiye Cumhuriyeti devleti şu an varlığına dair "tamam mı devam mı," safhasındadır ve gerçekten kritik durumdadır.

      Sil
    6. Dahası eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti (sorunlarına rağmen) modern bir devlet olma esasından vazgeçip önümüzdeki genel seçimlerle birlikte "lümpenlerin gazıyla" haktan hukuktan bihaber "Tayyip Cumhuriyeti" olmaya soyunursa bunun bedelini hepimiz ödemek zorunda kalacağız ve ülkemizin Libya'dan Irak'tan pek farkı kalmayacak ve bu gerek iç savaşla, gerek dış savaş (yani bir Nato müdahalesi) ile yapılacak. O çok övünülen milli ekonominin dizginlerinin aslında yabancıların elinde olduğu ve milli "Halk Bankası" diye övünülen bankanın bile, yüzde kırk küsür hissesinin yabancıların elinde olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle AKP rüzgarının aslında bir proje olduğu ve Türkiye'nin bu projeyle birlikte yeni Osmanlıcılık adı altında Ortadoğu'da küresellerin bir askeri gücü gibi rol üstlenmesi gerektiği ve gerek Suriye gerek Irak ile savaşmaktan da çekinmemesi gerektiği koşulunu görmezlikten gelemeyiz. Ve yalnız sadece bu yüzden, yani Türkiye'nin savaş ekonomisi olmaktan kaçındığı için (daha açık ifadeyle; Tayyip kendi iktidarının çıkarlarını ülkesinin çıkarlarından üstün tutup lafta mangalda kül bırakmayarak aslında "savaştan korktuğu için") muhtemelen 2014'te Erdoğan Esat'tan önce iktidarını kaybedecektir ve bu, dışarıda ve içeride kendisine dönük bir "yargı bombardımanı" ile olacak gibi görünüyor (yurtdışında Tayyip Erdoğan'ın Suriye'de savaş suçlusu olduğuna dair birkaç mahkeme 2013 sonlarında başlamış durumda, aklıma ilk geleni ise Hollanda). Neredeyse her on yirmi senede bir savaşan bir savaş ekonomisine sahip olmuş Osmanlı'nın edebiyatını her yerde yapıp icraatına gelince tırsmak veya savaş ekonomisi olmadan büyük ülke olacağına inanmak ancak Tayyip gibi çapsız taşra politikacılarının işi olabilirdi ve (ne yazık ki) öyle de oldu.."

      Bu konuda muhtemelen en son mesajımdır, elimden geldiği kadar, yeterince açık ifade ettiğimi düşünüyorum.
      Saygılar.
      Ozzy

      Sil
    7. Pardon, gecenin bu saatinde yaptığım yazım ve ifade hatalarını gördüm (bir anda gelişigüzel yazdığımdan dikkatimden kaçmışlar), onlar için, özür dilerim.
      Ozzy

      Sil
    8. "Gördüğüm kadarıyla, sen hadiseyi anlamamışsın, hacı."
      Blogumda muhalif-muvafık herkes yazılarını özgürce yazmış ve onlar kendileri silmedikçe silinmemiştir. Silinmeyecektir de...
      Diğer yandan gördüğüm o ki: hükümete muhalif olanların tamamına yakını dillerinde alaycı ve küçümseyici bir üslup sahibi olagelmiştir. Herşeyi onlar bilmekte karşılarındaki de ancak taşra politikacısını desteklemektedir.
      Belki de onların zihinlerindeki rafine hükümet adamları ingiliz terbiyesi görmüş, hangi yemeğin yanında hangi şarabın içileceğinden haberli, kimseler bilmese de bir mason locasına kayıtlı, muhtemelen kararlarını önce olcadan talimat olarak alıyor ve ona göre icra-i faaliyet ediyor: Böylece Türkiyenin her zaman ingiliz (amerikadaki ingilizler dahil) uluslararası sermayenin gölgesi altında bulundukça Türkiyenin başına zeval gelmeyeceğinden emin olan devlet adamlarını istiyor.

      Bu arada Gaybi hadisler sitesinde bir -adsız- arkadaşı taa Kasım ayları sonunda bir mesaj atarak Türkiyenin 2014 yılı boyunca yargı merkezli çalkantılar yaşayacağı haberini vermiş. Çok ilgimi çekmişti.
      Son olarak Zaman medyasının uluslararası planda Tayyipi savaş suçlusu olarak mahkum ettirmek için var gücüyle delil üretmeye çalıştığını da ilgiyle takip etmekteyiz.
      Uluslararası güçlerin gölgesinden çıkmaya korkanların nasıl büyük Türkiye kuracağını çok merak ediyoruz. Belki de onların böyle derdi yok.. Onların derdi her adımını İsraildeki otoriteye sorarak atmak olduğu gün gibi aşikar...

      Büyük Türkiyenin izindeyiz.

      Çok selam ve saygılarımızla...

      Sil
    9. ozzy kardeş "Neredeyse her on yirmi senede bir savaşan bir savaş ekonomisine sahip olmuş Osmanlı'nın edebiyatını her yerde yapıp icraatına gelince tırsmak veya savaş ekonomisi olmadan büyük ülke olacağına inanmak ancak Tayyip gibi çapsız taşra politikacılarının işi olabilirdi ve (ne yazık ki) öyle de oldu.."" demişsin. Belli ki Osmanlı'nın O'sundan bihabersin. Osmanlı 1. Dünya Savaşına girerken DÜNYANIN 3. SÜPER GÜCÜ idi. İlk dönemlerinde fetih için, son dönemlerinde topraklarını korumak için elbette 10-20 yılda birden çok cephede savaşmak durumunda kalmıştır. Siz döküntü TC devletini koskoca cihan imparatorluğuyla kıyaslayıp savaşamadığızın sebebini korkaklığımıza bağlayacak kadar ütopik bir alemde yaşıyorsunuz... Sizin de bildiğiniz gibi 100 yıldır mandalardan kurtulup özgür bir boğa olamadık....

      Sil
    10. Şu -ez cümle- "Tayyip gitsin" diyenlerin mevcut siyasi profiller arasında kimi lider, hangi partiyi 'hökümet'te görmek istediklerini bir öğrenebilsem gam yemeyeceğim. Tabi, eğer kaçamak güreşmeyip, net bir isim söylerlerse, 'Tayyip Erdoğan' ve politikalarından hangi üstünlükleri, hangi proje avantajları var ki, onu seçmişler sanırım onu da açıklayabilirler bir neden olarak. (Neden Erdoğan değil de, 'X' gelsin?* Bu sorunun cevabı "yeter ki Tayyip gitsin" değil, X öyle biri/parti ki Tayyipten/Akp'den şu üstünlükleri avantajları var. Bekliyorum somut cevap ve alternatifleri.)

      * Şimdi böyle bir soru sorunca, cevap vermek yerine, bazı aklı evveller, hemen her zaman olduğu gibi, biat kültüründen/eli göbeğinde/makarnacı olarak düşünecektir benim gibi hiç bir siyasi partiye oy vermemiş birini.

      Sil
    11. (cevap yazma gereği hissettim)

      Öncelikle yeniden selam;

      Sevgili Mustafa,

      Benim gibi düşünen insanlar koşullara "gerçekçi" bakmayı yeğleyen insanlar, ne kadar resmi tarihin 'açıkça anlatmadığı bazı şeyler'e dokunarak izaha girmiş olsa da. Hadiseyi anlamamışsın derken de bilmediğini değil olaylara sınırlı baktığına dikkat çekmek istemiştim, yanlış anlaşıldıysam özür dilerim.

      Koşulların öngörülebilmesi hususunda ise adamın biri nette ta 2011 yılında şöyle bir blogta: http://kehanet.tumblr.com/post/7743847153/2014-turkiye-buyuk-felaket zaten bugünleri ancak daha sert bir ifadeyle aşağı yukarı söylemiş. Bir iki hafta farkla. Bu konuda astrolojinin etkili metotlardan biri olduğuna inanıyorum (ki okuduğum bazı kaynaklar da 2013 son ayının Türkiye'nin kritik gelişmelere gebe kalacağını söylüyordu, internetin yabancı kaynaklara da ulaşma fırsatı sağladığından bu tür konularda katkısı büyük cidden, meraklısına).

      Büyük Türkiye idealine gelince koşulları kendimce ifade etmeye çalıştım üstte, "Büyük Türkiye" yerine Türkiye küresel düzene uygun modern bir ülke olmalıdır, demokrasisinden devlet anlayışına kadar. Yani ideal bu olmalıdır eğer böyle olmayıp (küresel düzende ne Amerikanın ne Çinin ne Filipinlerin ne de Türkiyenin özgür olmadığının farkına varmadan) Tayyip gibilerle maceraya atılırsanız sonunuz da bugün Afrika ülkelerinde bile nadir görülür türden bir devlet kurumları çatışması olur. Bununla da kalmaz ekonomik krizle birlikte iç savaş ihtimali ülkenin önüne aniden konuverir (ki Türkiye'de iç savaş ne kadar iktidar yanlısı iktidar karşıtları arasında çıkacak görünse de, iktidar karşıtları da kendi içinde bölünmüştür, zamanı geldiğinde biri ülkücüleri kastederek biz faşistlerle aynı safta çarpışmayız diyecek, diğeri solcuları kastederek biz komünistlerle aynı yerde olmayız diyecek, müslüman olanlar o cemaat bu cemaat falan diye kendi arasında bölünecek, Kürtler zaten tek başına baş kaldırmaya dünden razı, El Kaide gibi unsurlar da bu savaşın içinde dış güçler tarafından katılacak yani Türkiye can güvenliğinin hiç olmadığı sokaklara sahip olacak, sadece muhaliflerin kendi çatışmalarından kan gövdeyi götürebilir, öyle ki Suriye'den beter hale gelebilir) daha ilerisi de (Serdar Turgut'un son yazılarına bakarsanız görürsünüz) Türkiye batı tarafında teröre finansman sağlayan ülkeler arasında gösteriliyor bugün, Suriye politikası yüzünden, Tayyip Erdoğan da terörizmin başı olarak hedef tahtasında.. Bu durum birkaç sene içinde Nato'nun bu ülkeye müdahale koşulunu getirebilir (ve acı olansa 'bilenler'in anlattıklarından yola çıkarak Türkiye'nin savaş uçakları ve savunma sistemleri dahi Nato'nun uçaklarını..vs sistemlerinde "düşman" olarak algılamamaktadır ki olası bu savaşta vahim tabloyu siz düşünün). Yani siz önümüdeki genel seçimlerde Türkiye Cumhuriyeti olmaktan çıkıp "Tayyip Cumhuriyeti" olmayı seçerseniz muhtemelen ortada bir Türk devleti kalmayacağından size 'şans dilemek'ten başka sözüm yoktur. Yolunuz açık olsun ama Allah bizim gibileri bu topraklarda tutup o kara günleri göstermesin, açıkçası, "bizler/bizim gibi düşünenler içinde olmadan, ne haliniz varsa görün".

      Yeşil; söylediklerinize gelince;

      Savaş ekonomisinden beslenen bir devletin edebiyatını yaparak oy toplayıp küresel düzende sorumluluk alma vakti gelince (ki bu TC tarihinde hiç olmamış bir koşuldur) savaştan korkma çelişkisine değinmek istemiştim orada. Gerçi nihayetinde bu küresel düzen de böyle sürmeyecek, ona da yukarıdan/ilahi düzen tarafından el konacak 'bir gün'. Tesellimiz bu.

      Sil
    12. Sacred Spirit'e gelince;
      Tayyip Erdoğan'ın ne kadar zayıf bir politikacı olduğunu yolsuzluk soruşturması başladığında (ki bu ortaya çıkanlar buzdağının görünen yüzüdür), kendi polisini askerini suçladığında gördük, böyle bir şeyi dünya siyasi tarihi yazmış mıdır, bilmiyorum, ben ilk defa tecrübe ettim. Hukuk'un üstünlüğü ilkesini tanımayarak sadece kendi hukukunu kuran, üstün kılan padişah Erdoğan'ın ülkesinin ömrü de kendisininki gibi uzun olmayacaktır, bu açıdan "denemesi bedava" diyerek sözlerime nokta koyuyorum.

      (Umarım son msjım)

      Selamlar, saygılar.
      Ozzy

      Sil
    13. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    14. Sorumun cevabını alamadığıma hiç şaşırmadım ama bu sefer bir cevap veren çıkacaktır umudunu taşımıştım, neyse bir başka bahara artık.

      Sil
    15. Cevabı ben vereyim ozzy arkadaşın yerine. Hz Gülen İmparatorluğu. Bir modern mehdi...... Hem Türk hem Global... Elbette önde kendisi olmayacak onun atadığı bir vali idare edecek... Ne ümit ama... Ümit fakirin ekmeğidir :)))

      Sil
    16. Ozzy kardeşim...
      Bakış açınıza saygı duyuyorum. "Büyük Türkiye" yerine Türkiye küresel düzene uygun modern bir ülke olmalıdır" görüşünüze de... Belki aynı şeyleri başka sözlerle söylüyoruz diyeceğim, ama korkarım ona da küresel düzene kılıç sallayan Tayyip cumhuriyeti ile küresel düzene uyumlu Türkiye'nin taban tabana zıd olduğunu söyleyeceksiniz... Fikir tartışmasından değil, fikirlerin birbiriyle bütünleşmesinden yana oldum. Gaybi haberlerin muğlak yapısı ile küresel siyaset gibi birbirinden çok ayrı iki alanı birlikte değerlendiren çok tuhaf bir deneme içindeyim. Yani gaybi haberler ne kadar ucu hayalata açık ise, küresel siyaset o kadar reel güç hesaplarına dayalı bir bilimdir.
      Bu denemede ister istemez uluslararası siyasetin dili yerine gaybi haberlerin muğlak dili blogda öne çıkıyor. Bu yüzden islami duyarlıkların duygusallığı da işin içine karışınca zaman zaman reel söylemlerden uzaklaşıyoruz.

      Söylem itibariyle devletten yana tavır almam başkadır, kendi siyasal tavrım başkadır. Küresel çapta çok büyük bir tehlike karşısındayız. Ya teslim olacağız, ya direneceğiz.
      Blogumda çok farklı düşünce sahipleri ile söyleşirken sivri bir dil kullanmamaya çalışıyorum. Ama bazı kimseler sizin küresel düzene uyumlu modern bir devlet söyleminizi bile islamdışı olarak nitelendirebilir. Malum islam bugün sayısız mezhep, tarikat, ekol, grup, cemaat, cemiyetlere bölünmüş durumda... İçinde bulunduğumuz kargaşa dahi bir anlamda bu kadar grubun devlet içinde yer kapma savaşı olarak değerlendirilebilir. Eğer çatışma bahsettiğiniz vahim durumlara ulaşırsa ülkemiz Suriye'den beter olur. (Sahi gerçekten olur mu? Bu konuda evliyaullahın gaybi haberleri var mı?) Böyle bir durumun bu vehamete erişmeden gaybi bir elin bu gidişatı durdurmasını dua ediyoruz.

      Kafamızın bir köşesinde gaybi haberlerin muğlak seçenekleri, diğer köşesinde uluslararası siyasetin reel şartları içinde gidip gelmesi nedeniyle yazılarımızda çoğu zaman bütünlük olmuyor, bunu kabul ediyorum, ama maksadımız bu devletin, milletin beka ve selametidir. Sanırım karşıdaki cemaat de kendince ülkeye felakete sürüklediğine inandıkları Tayyip'ten bir an önce kurtulmak için şimdi akıl ve havsalamızın almadığı operasyonları yapıyorlar.

      Diyelim ki, muvaffak oldular. Uluslararası güçler Türkiye’yi rahat bırakacaklar mı?

      Sil
    17. Cemaatten bir kardeşimizin ifadeleri:
      " Başa çıkamazlar bu yapıyla. Bak şimdi Ankara'da kendisine konaklayacağı muhteşem bir ev yapıyoruz. Hazırlıklar biter bitmez Hocaefendi Türkiye'ye dönecek ve Allah'ın izniyle de bütün kontrolü elimize alacağız ve ülkeye tam demokrasiyi biz getireceğiz!"
      Geleceği belirtilen tarih ise: 2018... Demek ki o zamana kadar ortam uygun hale getirilecek.
      Hükümetle pazarlık yapılıyor. "50 miletvekili vereceksin". Cevap "vermem"
      MİT'i vereceksin. Cevap "vermem" "Vermezsen al sana"

      Sil
    18. Medyada bazı önemli yazılar görüyorum. Bazılarını sırf ortamın daha fazla gerginleşmesine katkım olmaması için blogumda bahsetmiyorum. Ancak yeri geldiği için onlardan birine link vereceğim:

      Yeni Şafak'ta Yusuf Kaplan'ın yazısı: 10.1.2014
      http://yenisafak.com.tr/yazarlar/YusufKaplan/selefiler-misiri-nasil-batirdilarsa-cemaat-de-turkiyeyi-oyle-batiriyor/47689

      Selefiler, Mısır'ı nasıl batırdılarsa, 'Cemaat' de Türkiye'yi öyle batırıyor!

      Sil
    19. Yusuf Kaplan:
      * Küresel sistem, Türkiye üzerinden çok katmanlı, zekice, İngiliz-işi küresel bir saldırı için düğmeye bastı...
      * Proje, sanıldığından da büyük, yıkıcı ve küresel. Küresel sistem, Türkiye üzerinden bir 'proje' uyguluyor. İslâm'ı dönüştürecek 'ılımlı İslâm' projesi bu.
      * Asıl büyük saldırı, daha sonra gelecek...
      * islâm'ın protestanlaştırılması ve islâm dünyasının silbaştan yeniden dizayn edilmesi
      * Bu proje, 1989'da Soğuk Savaş'ın fiilen sona er/diril/mesinden sonra, İslâm'ın, -bizzat zamanın NATO Genel Sekreteri Willy Cleas'ın açıklamalarıyla- küresel sistemin önündeki tek engel olarak görülmesinden ötürü geliştirilen, teorik çerçevesi aynı yıllarda Bernard Lewis tarafından çizilen, 'İslâm'a Karşı İslâm' stratejisinin bir uzantısı.
      Benim 'Bizantinizm' olarak adlandırdığım, 12 yıl önce bu sütunda, 'İslâm'ı Protestanlaştırma Projesi' olarak tarif ettiğim, -o vakitlerde Umran dergisinde kapak yaptığımız- küresel sisteme eklemlenecek, itiraz etmeyecek bir İslâm anlayışının İslâm dünyasında tohumlarının ekilmesini hedefleyen ama sonuçta İslâm'dan eser kalmayacak yüzyılın yegâne büyük stratejisidir.
      Bu stratejinin iki hedefi var: Birincisi, İslâm'ı, protestanlaştırarak / sekülerleştirerek dönüştürmek, böylelikle içini boşaltmak ve 'öldürmek'...
      İkincisi de, İslâm dünyasının, tarihe girmesini önleyebilmek için İslâm dünyasını silbaştan yeniden dizayn etmek...

      Sil
  24. Sevilay Yükselir 9.1.2014
    “cemaat mensubu olduğunu saklamayan bu arkadaş aracılığı ile işin derinliklerinde gerçekten neler olduğunu anlamaya çalıştım. Açmak için dedim ki; "Yüzde 50 oyumuz sabit, diyor iktidar..."
    Tabii böyle der demez başladı döktürmeye: "Göreceğiz ilk seçimde el mi yaman bey mi yaman! Ablacığım...
    Cemaatin gücünü küçümsemeyin sakın. Bunu basit bir cemaat gibi görmeyin. Polis, yargı elimizde bir kere. AK Parti'nin esamisi okunmaz buralarda.
    Korkma sen. Devletin birçok kurumunda Gülencilerin hâkimiyeti vardır. Başa çıkamazlar bu yapıyla. Bak şimdi Ankara'da kendisine konaklayacağı muhteşem bir ev yapıyoruz.
    Hazırlıklar biter bitmez Hocaefendi Türkiye'ye dönecek ve Allah'ın izniyle de bütün kontrolü elimize alacağız ve ülkeye tam demokrasiyi biz getireceğiz!"
    Uçağın tekerlekleri Atatürk Havalimanı pistine vuruncaya kadar devam etti bu sohbet. Pasaport kontrolüne kadar beraber yürüdük. Önce renk vermeyeyim uzasın gitsin dedim ama ne zaman; "10 yıl sonra bu ülkede herkes Gülenci olacak!" dedi.”

    YanıtlaSil
  25. Yukarıdaki yazıda cemaatin kendi senaryoları ifade edilmiş. Malum her kesimin Mehdi hakkında senaroları olduğu gibi memleketi kurtarmak için kendi özel senaryoları var. Sevilay Yükselir'in yazısından alıntı bunun için verilmiştir. Hayır bu doğru değil deniliyorsa karşı senaryoları okumaya hazırız. Zaten bizim amacımız bu farklı senaryoları karşılaştırıp uyumlu hale getirip geniş bir perspektif geliştirmek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bediüzzaman Şualar'da tevbe suresinin bir ayeti hakkındaki işari tefsirinde "bundan bir asır sonraki zulümatı dağıtanlar Mehdi ve şakirtleri olabilir" demektedir. Birden cemaatin bu perspektifinin bu alıntıdaki duruma dayanmış olabileceğini düşündüm.

      Sil
  26. Ben Bediüzzamanın eserlerinden anladığım kadarıyla gelecek yakın bir zamanda Hürriyet-i Şer'iye olarak tanımlanan dinin kurallarına uygun olan hürriyet rejimi bekliyorum. Tabi eğer yanlış değerlendirmediysem. Kimilerine bakıyorum da onların beklentileri din adına tek adam idaresi bekliyorlar.Mehdiyi de o anlamda dini bir diktatör olarak tanımlıyorlar. Bazen Nazım Kıbrısi'yi de anlamıyorum. seçimle gelen millet iradesini yansıtan bir yönetimi küçümsüyor, onun yerine yetkilerini semavi kutsallıktan alan tek adam idaresini, sultanlığı yüceltiyorlar. O halde nasıl bir rejim bekliyoruz. Kurana ve İslama uyan rejim sultanlık mı, islami bir demokrasi mi, yoksa din adamlarının jüristokrasisi mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nazım Kıbrısi ruhlar aleminde insanlar yaratıldığında idareci kesimin de belirlendiğinden bahseder. O yüzden seçimle gelen iktidarı küçümsüyor. Osmanlı'daki saltanat sistemini yüceltiyor. Diğer ülkelerde de kral ve krallıklara önem veriyor, hatta bu zaman zaman İngiliz Ajanlığıyla suçlanmasına sebep olmuştur. Demokrasi sistemini şöyle bir misalle dile getiriyor: Bir koyun sürüsünde koyunlar seçimle kendi başlarına bir koyun seçseler, artık onları o koyun gütse olmaz.Bu sistem yürümez. Çoban köpeği -ki o da seçimle gelmez- lazımdır... Şimdi bütün dünyada demokrasi beğenilmiş ve uygulanmaktadır, fakat özünde yanlış bir sistem olduğu için tökezlemektedir ve dünya fokur fokur kaynamaktadır, Yakında bu sistemin çöküşü olacaktır, bu ateş doğudan başlamıştır, batıya doğru gidecektir, Avrupayı da saracaktır der.
      Zaten Avrupa da çoğu ülkede krallıkları kaldırmamışlardır, selahiyetleri azaltılmıştır ama tamamen kaldırılmamıştır. Halkın kraliyet ailesine karşı teveccühü azalmamıştır. En basiti Leydi Diana'nın ölümünde halkın üzüntülerin yıllar sürdüğünü hatırlatmak isterim....
      Halkın iradesiyle seçim yapmanın bir diğer tehlikesi de insanlar arasında kin ve nifak sokmasıdır. Bir veli bile olsa karşı partideki insanı desteklemez ve hatta sevmeyiz, bir hırsız bile olsa partimizdekine muhabbet duyarız. Yani insanlar arasında üstünlük, kadir kıymet ölçüsünü "Allah'a Yakınlık" ölçüsünden çıkarıp partimize olan alakasına göre değerlendirebiliriz. Bu bağlamda zannederim Necip Fazıl Kısakürek demokrasiyi eleştirirken "doksan dokuz dahinin oyu yüz aptalın oyundan azdır" demiştir.
      Bir an için ülkemizde monarşi oldugunu düşünelim, monarşik idarenin temel anayasası örfi kanunlar ve şeriat kanunları olsun... Ne Kürt Meselesi ne milliyetçilik olurdu. Halk da hükümdarına değil onun da uymak zorunda olduğu şer'i kurallara göre yönetildiğini bildiği için gönül huzuruyla yönetime uyar. Şimdi ordan burdan getirilmiş ve her an değişen kanunlarla (En basiti Ergenekon olayı, işlerine gelince değiştiriyorlar, neye göre yargıladılar, neye göre serbest bırakıyorlar) yönetilmek demokrasinin en alası olsa yine de halkı manen tatmin etmez.
      Monarşi ülkenin örfüne göre din adamlarının jüritokrasisi olabilir mi bilemiyorum. Ama Türk'ün örfüne göre Ordu idareci sınıftan olduğundan, ordunun da başı olan bir hükümdar ve şer'i kanunlara göre bunları teftiş eden bir Şeyhülislamlık makamı....
      Şu an hükumeti idare edenler evliya dahi olsa laik sistemin bozuk yollarında ilerlemek zorunda oldukları için bu sistemi halk olarak (şu an fitne çıkmasın diye destekliyoruz çünkü elimizde sistemi değiştirecek bir güç yoktur.) ne kadar tasvip edebiliriz. Bu arada cumhuriyeti destekleyen eski Said miydi yeni Said mi?

      Sil
    2. Eski Said'e Ahmed-i Hani türbesinde iken çorba geldiğinde suyunu ekmekle yer, taneleri karıncalara verirmiş. Soranlara da Cumhuriyetperverliklerine hürmeten veriyorum dermiş. Kimileri "Sen Selef-i Salihine muhalefet ediyorsun , dediklerinde Selef-i Salihinin hakiki cumhuriyetperver olduklarına dair beyanı var.
      Yeni Said ise Anakaraya davet edildiğinde oradaki gidişatı hoş görmemiş. Mustafa Kemal ile görüşmesinde onun başka fikirde olduğunu anlamış. Gaybi işaretlerde ahirzamanda gelecek şahıslara siyaset yoluyla galebe edilemez hükmü gereğince onlardan ayrılıp Van'da inzivaya çekilmiştir.
      Sonuç olarak en sondaki hatiattan sonra herşey yeni baştan kurulduğunda lahikalardan anlaşılan "Ahrarlar Hürriyet-i Şer'iyyeye vesile olacaklar"dır. Şimdi mesele bu nasıl zuhur edecek. Ancak yine külliyatta açıkça Mehdi'nin şeriatı ilan, icra ve tatbik edeceği belirtilmektedir.

      Sil
    3. Evet memleket zor zamanlar geçirsin istemiyoruz. Evet kimsenin burnu kanasın istemiyoruz. Tam da devlet olarak biraz belimizi doğrultmuşken yeniden tökezlemek istemiyoruz. Bir yandan da Mehdi(as) bekliyoruz ve sadece memleketimizde dünyada mutlak adalet getirmesi ümidini taşıyoruz. Bu durumda Mehdi As. geldiğinde bizim devlet sistemimizin yıkılması veya öncesinde yıkılmış olması gerekiyor... Bu da çok sancılı bir süreçte olacak. Osmanlının çöküşü ve yeni bir devletin kurulum sürecinde yaşanan zorlukları hatırlarsak benzer bir doğum sancısının kaçınılmaz olduğunu görebiliriz. Bu yüzden her şeyin yıkılması gerekiyor, insanların dünyalarının alt üst olması gerekiyor.
      Benim şahsi kanaatime göre önce zihinsel bir alt-üst süreci geçirmemiz gerekiyor. Çünkü manen üstte olması gerekenleri zihinlerimizde en alta koymuşuz(Allah,Muhammed(as), Kuran, Sünnet vs). Bunu da en hızlı doğal afetler sağlar. Beklenen deprem ve diğer doğal afetlerden sağ kurtulan insanlar zihinsel olarak alt-üst olup tevbeye sarılacaklardır(bu manada bir rahmet özelliği taşırlar). Akabinde beklenen savaş ve kıtlık zamanından sağ kurtulanlar da benzer şekilde... Elimizde dinimizden başka bir şeyimiz kalmayınca elbette bir tek dinimize sarılacağız. Sağ kurtulamayanlar hakkında risalelerde yeterli açıklama var zaten... Bütün bu zorlu sürecin yaşanmasının da asıl hikmetinin insanların saflarını belirlemeleri konusunda yardımcı olmak için olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki; Şeytanın taraftarları ve Hakk'ın taraftarları. Şimdi bilinçli olarak zaten iki tarafın taraftarları var. Fakat Arafta diye tanımlayabileceğimiz çok sayıda insan var. Onlar böyle bir gayeyle uğraşmayan, etliden sütlüden haberi olmayan aksamlarını dizi izleyerek geçiren, şahsi sıkıntılarından başka bir şeyle ugrasmayan milyonlarca insan... Bunların da iki taraftan hangi tarafa gececeğinin belirlenmesi için calkantılı dönemler ve fitneler gerekecek. En basit örnek 17 Aralık sürecinin başlamasıyla insanlar ikiye ayrılmaya başladı. Dindarlarımız da ikiye ayrıldı.... Bu süreç şiddetlenerek devam edecektir, dünyada dahi insanların ikiye ayrılması gerekiyor: hayrı isteyip zulme buğz edenler , şerri isteyip hayra bugz edenler. İşte o büyük savaşlar mümin kafir farkı gözetmeksizin zulüm taraftarları ve hayır taraftarları arasında olacaktır. Sağ kalanların da mümin kafir fark etmeksizin zulme buğz edenler olacagı evliya ifşaatlarında belirtilmiştir.
      Ben hükumetimizin devrilmesini istemezdim ama yukarıdaki sebeplerden galiba devrilecektir tez zamanda. .....Ve süreç başlayacak... Yıkılacak ki yeniden doğrusu kurulsun...

      Sil
  27. Cemil Ertem: 10.1.2014

    Başarsalar nasıl bir Türkiye olacaktı; buyrun!

    7 Şubat darbesi gerçekleşseydi zaten çözüm süreci diye bir şey olmayacak, hatta şimdiki hükümet olmayacaktı. Tabii Gezi ve 17 Aralık olmayacaktı. Ancak şunlar olacaktı; Türkiye’nin doğusunda, şimdiye kadar bu toprakların tanık olmadığı ve yalnız bu ülkenin çocuklarının ölmediği, Ortadoğulu genç insanların öldüğü çok büyük bir iç savaş başlayacaktı. Türkiye’nin, on yılda yaptığı bütün ekonomik adımlar, yeni sanayi çevrimi, altyapı, limanlar, yollar, doğu illerimizdeki üniversiteler yerle bir olacaktı. Türkiye, yeniden bir avuç haraminin ve onların küresel patronlarının elinde kavruk bir ülke olarak kıvranmaya başlayacaktı. 7 Şubat, 17 Aralık operasyonlarını yapan bürokratik faşist yapılar da, devlet içinde daha önce var olan Ergenekon yapılarının yerine geçecek ve yerli-küresel haramilerin ‘hizmetkarlğını’ yapacaktı. Tabii ki bizim yukarıda anlattığımız bütün enerji anlaşmaları, Irak Kürt Yönetimi ile yapılan anlaşmalar, Azerbaycan’ın Türkiye’de yapmakta olduğu yatırımlar, Güney Gaz Koridoru falan hepsi uzak bir geleceğe ertelenecekti.

    YanıtlaSil
  28. TBMM nasıl olmalıdır Mesela son olayda Solun görevi sol el ayıpyerleri kapatmak için yaradılmıştır ülkenin ziynetini açıga çıkaran şeytana karşı solun görevi bunu örtmeli tekrar söylüyorum örtmelidir. Sag sag el yani milliyetcilik kim saldırırsa ona saldırmalıdır yani senin memleketinin insanının ekmegine saldırsınlar sen de onlarla birlikte saldır bu milliyetcilik degildir.Ülke bir aile gidir bir şahısın evinde ki milliyetcilik o evdeki kişilerin ekmegini elal yolla kazanması.Yani milliyetcilik budur.İktidar önüne bakmalı bunlarla meşkul olmamalıdır.Kısacası malesef bütünyük bir eşege yüklenmiş durumdadır Sagıda Soluda eşegin çökmesini bekliyorlar utanmadan.Menfaat yada baş olma sevdası kısaca nefisleri gözlerini kör etmiş göremiyorlar.Eger eşegi kaybederlerse ki bunu bilirsiniz olacak işte ozaman sagın da solun da gözü açılacak umarım Allah o eşegi güçlendirerek geri verir. Peygamber Efendimizin şöyle söyledigi söylenir Fatihası olmayan namaz kabul olmaz Bu bana çok şeyler açtı Bitanesi Fatihası olamayan müslümanın memleketi olmaz.Yani Baş Fatihayı okurda sag el sol el sagcısı solcusu amin demezise o devlet yıkılmaya mahkumdur.Şu anki durumda tek ümidim gene bir hadis in açılımıyla Yarın Kıyamatin Kopacagını bilsen Ağaç dik.Acizane görüşüm Kişinin küçük kıyameti kendi ölümü ise Yarın ölecegini bilsen Çalış çalış.Şuan çok şükür birileri hala çalışıyor yurt dışına gidiyor geliyor işini aksatmamaya bakıyor umarım devam eder .Arkadaşlar sıkı sıkı Fatiha okuyalım.Anladımki Hadis emniyet ve devletmiş.

    YanıtlaSil
  29. Ali Bayramoğlu.. Yeni Şafak.. 4.2.2014
    İki iddia var.

    İlki malum, cemaat mevcut ulus ötesi yapısıyla ve Türkiye'deki etkili örgütlenmesiyle başka 'güçler' tarafından kullanılmaktadır. Bu iddiaya göre ABD'deki neo conlar ve İsrail istihbaratı olağan şüpheliler arasındadır.

    İkinci iddiaya göre cemaat 17 ve 25 Aralık baskınlarıyla hükümete, özellikle başbakana altından kalkamayacakları kadar ciddi bir zarar vermeyi hesaplamıştı. Asıl hedef başbakandı. Tayyip Erdoğan'ın 'terör örtügü liderliği'ne kadar giden bir iddianame çerçevesinde devre dışı bırakılacağına cemaat inanmıştı.

    Başarılı olamadılar.

    YanıtlaSil
  30. 'Erdoğan'ın ölümünü üç yıldan beri bekliyoruz' 11 Şubat 2014
    Enerji Bakanı Taner Yıldız, Başbakan Erdoğan ile ilgili korkunç bir duyumu gündeme getirdi. Fethullah Gülen'in bedduasını algılayamadığını söyleyen Yıldız, Erdoğan'ın işaret edilerek "Uzun adamın ölümünü 3 yıldan beri istiyoruz ama hala ölmedi" denildiğini belirterek, "sadece dershaneler olsaydı bu söylenmezdi" diye konuştu.

    YanıtlaSil
  31. 3. Havalimanı'nda durdurma yok!
    DHMİ Genel Müdürlüğü, 3. Havalimanı ile ilgili mahkeme kararının yapılan iş ve işlemleri durdurmasının söz konusu olmadığını ve projenin planladığı gibi sürdüğünü açıkladı.
    Yorum: Hukuk Türkiye'nin gelişmesini engellemek isteyenlerin başvurduğu bir araç mı?
    Yol yapımına karşı çıkarlar. Maden çıkarmayın diye eylem yaparlar. HES, Nükleer santral hatta rüzgar santrallerine karşı çıkarlar. Havalanı, boğaz köprüsü, ikinci boğaz yapımına hep çevrecilik ayaklarını öne sürüp karşı çıkarlar. Bu yatırımları yapacak müteşebbisleri tutuklayıp onları içeri attırmaya çalışırlar. Türkiye onların gözünde cennet gibi olan ve öyle kalması gereken bir ülke... Cennet gibi ama insanları aç olsun. Turizm ülkesi olsun. Batıdan gelecek 3 aylık bir gelire mahkum olsun. Silah sanayi yapmasın. Atom bombası yaparsan başına İran gibi bela gelir. Dişleri sökülmüş veya törpülenmiş bir sığıntı ülke olsun. Hatta cemaat gelsin bu ülkeyi yönetsin. Zira ne güzel halife-i ru-yi zemin F.Gülen hazretlerinin yüzü suyu hürmetine batının dolarlarının bir kısmı ülkeye akıtılır. Ülke askeri sadece batının istediği yerlerde telef olsun. Batı menfaatlerini gözetsin. Batıya hizmet ettiği için korunan ve kollanılan bir ülke olsun. İşte bu Türkiye onların hayalindeki ülke... Bağımsız olmasın. Gelişmeye çalışarak başını derde sokmasın. Batılıların cennet gibi turizm ülkesi olsun yeter.
    İslam aleminin ve ümmetin umudu olmasın yeter.... mi acaba????
    İslamiyet bize sadece namaz kıl demiyor. İslamiyet ümmetin haklarını korumayı emrediyor. O hakların bir kısmı da islam ülkelerindeki doğal kaynakların yine müslümanların menfaatine işlenmesini emrediyor. Müslüman zengin olmalı ancak zengin yaşamamalıdır. Müslüman bu fakru zaruret zincirlerini kırıp atmalıdır. Müslüman Arabistan, Kuveyt yada Körfez ülkeleri gibi yapmamalıdır. Bir avuç zengin türetmek ve tüm zenginliği bu elitin kontrol etmesi marifet değildir. Tekelleşme değil, ümmetleşme lazımdır. Zenginliği ümmetin fırsat eşitliğine sahip olmayan diğer kısımlarıyla paylaşmak şarttır. Bunun için Türkiye dişiyle tırnağıyla kazıyıp kazandığı imkanları islam aleminin her yerindeki kardeşleriyle paylaşıyor. Türkiye onun için İslam aleminin ümidi olmuştur. Onun içindir ki sömürgeci batı Türkiyede TİKA, İHH ve perde altında MİT tarafından yapılan yardımları içimizdeki beşinci kollarını kullanarak deşifre edip sanki suçmuş gibi ilan etmekteler.
    Eğer bir yapı kendi ülkesine değil de yabancıya hizmet ediyorsa bu hainliktir. Devlet geleneğinde ihanet eden eğer kardeş dahi olsa hukuken bunun cezası verilmiştir.
    Bu arada bir hadis-i şerifte denilmiştir ki: Mehdi'den önce birisi benim yolumda olmadığı halde benim adıma çıkar. F.Gülen'in bu iktidarı yıktıktan sonra batının mehdisi yada halifesi olarak ülkeye getirileceğine dair haberler çok manidardır.
    Halbuki Bediüzzaman demiştir ki: Biz ferec ve fütuhat isteriz, ama kafirlerin kılınçlarıyla değil.. Onların kılınçları başlarını yesin.
    İkinci dünya savaşında bazıları İngiliz siyasetinin etkisiyle ülkemizdeki islama baskı uygulamaların kalkacağı umuduyla karşı siyaseti desteklemenin yararlı olacağını sananlara Bediüzzaman böyle demiştir. Biz Milli siyasetten yanayız. Bu milli siyasetin anahtarı da Ayasofyanın camiye çevrilmesidir. Ne zaman Ayasofyanın camiye çevrildiğini görürsek işte o zaman Türkiyede Mason zincirinin kırıldığını ve Artık milli yani batı güdümünde olmayan siyasetin zamanının geldiğini bileceğiz. İşte o zamana kadar elden geldiğince elbette siyasette yapılacaktır, ama bazıları gibi Necmeddin Erbakan, Özal yada Erdoğanın yaptıklarını küçümsemiyeceğiz. Çünkü onlar kendi şartlarında en iyisini yaptılar. Belki de onların işi daha zordu. Zor için bir şeyler başardılar. Onun için islami cemaatlerin mensupları dualarını eksik etmiyorlar. Bizim siyasetimiz de budur. Particilik değil... Kim olursa olsunlar onları şartlar gereği destekliyoruz. Şeriatın sahibi ise o zamanı gelince vazifesini yapacaktır.

    YanıtlaSil
  32. ali bayramoglu inancı zayıf biridir.nasıl olurda dinden başı cıkmış gözüken bir liberalın yazısını hüküm verecek hale sokarsın..cok utanırsınız..son mezil ve ismailaga cemaatlerinin başlarındakı kumandanların son çıkışlarını okuyun bari ftira ve gıybet yapmayın

    YanıtlaSil
  33. ak parti özerklik sözü verdi pkk ve kck ya halen anlamadınızmı bu nasıl taasup erdogan baglılıgı açık şirk ve küfür var hükümette akılda mı kalmadı sizde halengülen ajan yok casus yok israile calısıyor..dogru israile çalışıyor ama erdoganın oğlu çalısıyor...
    sormak lazım gülen hocanın talebelerinin egittigi cocukları acaba israil terbiye ve ahlaklı insanlar yetiştirilmesine tamül gösterirmi? kısa cevap alabılırım..güleni suclayanlardan byük günaha ve vebale giriyorsunuz..hükümeti pohpohlamak tan beyni dumura ugramış anlaşılan bazılarının

    YanıtlaSil
  34. mustafa adlı kişye kardeş bak şimdi siyaseti islamiye yok o yüzden sonsuz destek olmaz muslumanda beşerın sectıgı bu sıstemde anladınmı bırak bu işleri..erdogan süfyani özelliklerini üstünde toplamaya devam etmektedır..hükümet rejımın hukumetidir..süfyan kemaldır sonra gelen amillerdir..bekel dur deccal ...deccal risaleti ahmediyeye düşman olacak hurufatı degsıtırecek...meşihat dairelerini dagıtacak illa ahir..demekki gelmişşşş

    hilafet tatılde
    hurufat yok oldu.
    şeriat yok
    deccal vazifeyi yapmış..safdiller halen deccaldır tutturmuşlar bir türkü devam ediyorlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hadislerde 30'a yakın deccallerin geleceği en sondakinin en büyük olacağı yazılıdır. Hz. Ali'nin bahsettiği islam deccali olan süfyandır. Yani hurufatı değiştirecek olan süfyandır. Hadisler küllidir. Her asırda masadakları var. O deccal çıkmış vazifesini yapmıştır. En sondakini unutma... İçinde yaşadığımız hak ve hayır suretinde çıkıp müslümanların bile çoğunu kendine bağlayacak büyük deccali hep beraber görüyoruz yada göreceğiz.

      Sil
    2. 1)- KÜÇÜK DECCAL: “Küçük Deccal” tabiri İslam merkezinde faaliyet gösterecek deccala bakar. Küçüklüğü, mahiyeti itibariyle değil, coğrafi tesir alanından kinayedir. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder:
      “Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor.” (S:172)
      İslâm merkezindeki deccalın farklı olduğu da şöyle ifade edilir:
      “İslâmların Deccal'ı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı Süfyan'dır.” (Ş:585)
      ....................................................................
      (İnne şanieke hüvel ebter), "inne" ile 1118 olmakla bu küçük deccallerden 100 sene sonra büyük Deccal’e işâret vardır. Nasıl ki, bu geçmiş yüzün iki başında mason komutasının ve onun bir mukaddimesi olan yeniçeri içerisine giren fesat komutası öteki başında büyük Deccal’in komutası bulunduğundan, (inne şanieke hüvel ebter) işâret ediyor; bunun kuvvetli delillerini daha bulamadım... Bu işâretle şimdilik iktifa ediyorum
      sırrı inna atayna

      Sil
  35. akitçi milli görüşçü yobaz kaba softa takımının yazılarını delıl olarak sunmuş arkadas hükümeti pohpohlama küfürde diyorum..akıl kontrolu var kesin anlamış degılım..haşa tayyip şey dıyecekler

    YanıtlaSil
  36. Ahmet Demir kardeşim... üslup kişiliğin beyanıdır. Kişinin kalbindeki imanı dahi sorguluyorsunuz. Ömrüm 1970 yılından beri risalelerle haşır neşir olmakla geçti. Halen de devam ediyor. Müslümana yobaz demek yalnızca solculara yakışır. Biz Majestelerinin hizmetinde değiliz... Israrla cemaat perde olarak kullanılıyor diyorum .. Kendimi Bediüzzamanın hayatta olan talebelerine yakın hissediyorum. Onların çizgisi bellidir. F.Gülene değil... Halen de şakirtlerinin hiç birine karşı negatif bir duygu beslemiyorum. Halen de İslam menfaati için Erdoğanın desteklenmesi gerekir kanaatindeyim. Kurun partinizi alın oyunuzu. Demokrasi de tek yol bu... Nurdan feyizlenmiş insanlara CHP yolunu göstermenin bir vebali olacaktır.

    YanıtlaSil
  37. Bediüzzaman Rumuzat-ı Semaniye'de: bir yüzün başında küçük deccal komitesi, diğer başında ise büyük deccal gelir demiştir.
    Kendisi için de açıkça ben Mehdi'nin öncüsüyüm (dümdarıyım) Beklenen o zat bir asır sonra gelecek diye ifade etmiştir.

    YanıtlaSil
  38. Bu arada bu rejimin büttün hükümetlerini süfyani ilan etmek haksız bir zulümdür. Biliniz ki ilk süfyani idare olan Emevi devletindeki mesela: Ömer bin Abdülaziz gibi şahsiyetlerin devresi süfyaniyetten ayrı tutulmuştur.

    YanıtlaSil
  39. Ülke "müslümanlarının" (!!??) kısır, saçma sapan, sadece dünyevi ihtiras ve hırslara saplanmış tartışmaları beraberinde bereketsizliği de getiriyor. Tarihin en sıcak ve en kuru kışı geçiyor ve su kaynakları bitti bitecek dereceye gelirken, seçim öncesi belediyeler su kısıtlamasına gidemiyor bile.. Bu gidişle bu yaz, kuraklık öyle ilahi bir tokat atılacak ki bize, alın size "tapındığınız" dünya diyecek..(Anadolu'da kaçacak yeri olmayıp, istanbul'a mecbur olanları çok zorlu bir yaz bekliyor) Bu işin şakası yok ama aktüaliteye dalanlar bunun farkına varınca iş işten geçmiş olacak. Hatta şimdiden geçmiş olsun...!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müslümanların ülke idaresinde söz sahibi olduğu bir sırada bu tartışmalara saplanmak ifade ettiğiniz gibi bereketsizliğe sebep olsa gerek. İşlerimiz Onun rızasına uygun olmazsa başımıza gelen ve gelecek şeylerde elbette kusuru kendimizde aramalıyız. Onun içim zaman zaman rahat battı diyoruz. Müslümanın elindekinin kıymetini bilmesi için illa bir süreliğine elinde kaçırması mı lazım? Ben de Sacred Spirit kardeşimiz gibi şimdiden geçmiş olsun diyorum.

      Sil
    2. Bakın gördünüz mü, aktüalite biraz -nispeten- sakinleşince, nasılda bütün medya farkediverdi kuraklık tehlikesini? Bunu hemen heryerde, 2-3 aydır yazıyorum, beni o zamanlar "obsesif" görenler, şimdi tasarruf önlemlerinden bahsediyorlar. "Bu işin içinde bit yeniği var sanki, bölgemiz üzerinde haarp iklim silahı mı deneniyor acaba", sorduğumda (bir iddia değil, sadece bir soru) beni komplocu ilan edenlerin, anormal derecede kurak geçecek önümüzdeki günler sonrasında bunu gündeme taşımaları beni hiç şaşırtmayacak. Yanılan ben olayım, nolur.

      Sil
    3. Haarp olmasa bile biz yağmuru, suyu, bereketi hakedecek ne yaptık son aylarda? Birbirimizin kuyusunu kazmaktan, tekfir ve hakaret etmekten, ayrılığa düşmekten, Allah ve din davası derken bile, maddeye-dünyaya saplanıp kalmaktan başka? Rahat koltuğumuzda, konforlu evimizde, karnımız tok sırtımız pek halde iken "mehdi" bekleyerek nasıl olsa bu derin sorunları o çözecek demekten başka?

      Sil
    4. Haklısın kardeşim valla yaşlı yaşlı teyzeler bile kıçı başı açık taytla geziyor. Babalar karılarını kızlarını önemsemez olmuş, ne ar kalmış ne namus bu millete her şey müstehaktır.. İnsan karısını soğan gibi soyup sokağa nasıl çıkarır anlamak mümkün değil. Allah korusun. Muhafazakâr kesim de ellerinde iphone bilumum android telefonlarla, kapitalizmin siyonizmin kölesi olmuş davasını sahiplenmemiş adeta zombileşmiş coca colasını yudumluyor. O adeviye meydanında toplanıldı da ne oldu? Pasif direniş yaparsan istersen bir milyon kişi ol muvaffak olamazsın. Ama iş eyleme harbe geldi mi işini bilen 100 adamla tüm putları kırıp küfrü alaşağı edersin. Kötülüğü istemek haramdır ama bunlar bizden değil, müslüman böyle olmaz (ülkedeki alkolik, çıplak kesimden bahsediyorum) bunların tarafları belli zaten. Allahın bizim üstümüze gazap etmeyişi de evliyaullahın duaları hürmetinedir yoksa şimdiye elli kere ot bitmez kuş uçmaz olurdu bu topraklarda. Ben burada fitne çıkarmak için yazmıyorum bunları, ama o savunduğunuz tayyip bile genelevden vergi alıyor. Bunlar aynı sisteme hizmet ediyorlar. Önerim şudur, harekete geçelim örgütlenelim. ÖNCE AYASOFYAYI AÇALIM. HEPSİNDEN EVVEL YAPILACAK İLK İŞ BU OLMALI. Yasal ya da değil, zor kullanarak açılmalı gerekirse zira; "Cesaretiyle yaşamayan, esaretiyle ölür." -Yavuz Sultan Selim- Küffar bu kadar toplanıp 2 ağaç için ortalığı velveleye verebiliyorsa bizim o ayasofyayı zorla açtırmamız gerekir. Fitne çıkmasın diye baş kaldırmamak EN BÜYÜK FİTNEDİR.

      Sil
    5. Selahattin kardeşim çok güzel özetlemişsiniz olayı. Olmayacak dua'ya amin diyoruz, başımızdakilerin İslamı getirebileceklerini zannediyoruz. İşimizle ilgili, maaşımızla ilgili bir durum olduğu zaman sokaklara dökülüyoruz ama din için, namaz için sokaklara dökülmüyor. Milli görüş ayasofya da 5 bin kişi ile namaz kıldı geçen sene ama yandaş ve candaş TV ler dahi yayınlamadılar, gazetelerine almadılar... Ne kadar üzücü bir durum.

      Sil
    6. s.a yazmayım diyorum boyle gorunce sizi dayanamıyorum yine bu bahsedilen ler olacak hadislerde geçiyor elden bir şey gelmiyor beklediğimiz duzeni ALLAH cc hz mehdi as eli ile getirecek ondan başkası hikaye benim gozlemledğim kutuplaşma en ust seviyede şu anda bir kıvılcıma bakıyor sadece kievi gordunuz bizdede denediler olmadı ama yapılanlara bakıyorum iki tarafında ak parti ve cemaat ulusalcılar chp mhp ve diğerleri tam anlamı ile 2 kutupta toplanmış ve gun geçtikçe gerilim artıyor yapılanlar iki taraftanda kutuplaşmaya yonelik senelerdir hadisleri okur ledun ilmi sahibi insnlardan sohbetler dinlerim ve bazı duyduklarım konular hakkında nasıl olur derdim ozaman gorunen durum konjokturde bahsi geçen konunun olması çok zor bir durum gibi gelirdi ama şimdi ki durum ise bunu çok rahat olacağı dengeler değişti insanlar guruplar cemaatler hiç beklenmedik saflara konumlandılar ve o sahbeti şimdi çok iyi anlamaya başladım gaybihadisler vegaybihaberler sitelerini takip ediyorum insanlar bir arayışta onu bekliyor inş gelmesi yakın bana hadis ile desteklememi soyluyorlar bazı arkadaşlar yazdıklarımda ama yediğim ekmek su gibi biliyorum ki hz mehdi as gorevde umuma zuhurunu bekliyoruz şu anda gaybette yani çekilmiş oda bekliyor zamanını bizde oyle yapmamız lazım zaten olacaklar belli bekleyelim ve gorelim ve zuhur ettiğinde umuma halka yani ozaman koşarak inş ona gidelim oda çok yakın inanın bunun belirtileri zaten baş gosteriyor suriye ortada dunyada karışıklık başladı ve turkiyede durum malumunuz bize beklemek duşer ne diyor hadiste evinizin çulu olun diyor bildiğini al bilmediğini bırak evinin reisi ol diyor iran bu işin katalizöru olacak iranla hızlanacak ALLAH ul alem 2015 te vurmaları muhtemel ALLAH cc en iyisini bilir unutmadan bir şeyide eklemek istiyorum kuraklık kesinlikle takip edilmesi gozden kaçırılmaması gerekli bakın sonbahar kış bahar geldi nerdeyse ama yağış yok baraj seviyeleri % 30 altında genel olarak bu yaz belli olur sohbahar kış ömrumuz yeterse zaten 3 de 3 yağmama olayı olursa zaten 2015 şe denk geliyor bu hadise uyan senelerdir ki ALLAH yardımcımız olsun demek duşer sadece s.a cumleten....

      Sil