.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

3 Ocak 2014 Cuma

TALUT KISSASI - BAKARA SURESİ 246-252. AYETLER



246. Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: «Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım» demişlerdi. «Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?» dedi. «Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?» dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.

 247. Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? dediler. «Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir» dedi.

248. Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alâmet vardır, dedi.

 249. Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.

250. Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver; kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler.

251. Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.

252. İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.

11 yorum:

  1. Zaman gazetesinde Ahmet Turan Alkan Tevrattan alıntı yaparak Erdoğanın akıbeti konusunda tehditte bulunduğu için biz de buna mukabil Kur'ana teveccüh ediyoruz. İnanıyoruz ki Kur'anın bu ayetlerinin bu zamana bakan bir yönü vardır.

    YanıtlaSil
  2. Talut giderse Davut gelir....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Talut giderse Davut gelir denmişti... Acaba Recep Tayyip Erdoğan'ın yani uzun adamın cumhurbaşkanı olmasının ardından Ahmet Davutoğlu'nun başbakan olması buna delalet etmiş olabilir mi? (zira Davud aleyhisselam orta boylu idi)
      Mesela dedik... Allahu a'lem...

      Sil
  3. YAZMIŞTIM, dediklerim çıktı. Risale-i Nurları, müellifinin vasiyetine rağmen sadeleştirenler tokat yediler.
    Onların cahillik mazeretleri yoktu. Üstad, çok açık ve kesin şekilde Risalelerin diline dokunulmamasını, aynen muhafaza edilmesini istemişti. Bunu çok iyi biliyorlardı. Üstadın vasiyetini çiğnediler ve tokat yediler.
    Bu tokattan sonra, sadeleştirilmiş risalelerin piyasadan çekilmesi gerekir.
    Üstad Bediüzzaman sadece dinî hizmetler etmemiş, kültür ve lisan yönünden de büyük hizmetler etmiştir.
    Risale-i Nurlar, zengin yazılı edebî Türkçeyi yaşatıyor ve koruyor.
    Risale-i Nurları okuyan bir kimse binlerce kelime, kavram ve ıstılah öğrenir ve medenî bir Müslüman olabilme şansına kavuşur.
    Bugünkü birkaç yüz kelimelik uyduruk, sade suya tirit, canına okunmuş Türkçe ile köy olmaz, kasaba olmaz, medeniyet olmaz.
    Risale-i Nur talebesi her gün üç Osmanlıca kelime öğrense, bir yılda binden fazla kelime, kavram, terim öğrenir ve beş sene sonra hayli kültürlü bir Müslüman olur.
    Risale-i Nurların kerametlerinden biri de lisan ve edebiyat konusundadır.
    Bediüzzaman gibi muhterem ve mübarek bir zatın Risale-i Nurların lisanına dokunulmaması konusundaki vasiyetine uymak gerekir. Bu vasiyeti çiğnemeye hiç kimsenin hakkı ve salahiyeti yoktur.
    Lisanı sadeleştirmek, durulaştırmak, arılaştırmak kültüre hizmet etmez, aksine kültürü yozlaştırır, dejenere eder.
    Yakın tarihimizdeki alfabe ve lisan devrimi, İslam kültürüne karşı yapılmıştır. Faydası yoktur, zararı ve tahribatı çoktur.
    Zahmetsiz ilerleme olmaz. Kültürlü, kemalli, vasıflı, ziyalı Müslüman olmak isteyenin, elbette faydalı din kitaplarını iyice okuması, içindeki bilgileri öğrenmesi, bunları hayata uygulaması gerekir.
    Risale-i Nurlarda ve diğer Osmanlıca din kültürü kitaplarında binlerce islamî kelime, kavram, değer, terim yer almaktadır. Bunlar kısa zamanda öğrenilemez ama birkaç yılda öğrenilebilir ve bu sayede nurlu, ziyalı, uyanık, derecesi yüksek Müslüman olunabilir.
    Agob Martayanın uydurduğu arı ve duru Türkçe ile islamî eğitim olmaz, islamî kültür olmaz, islamî ilerleme olmaz.
    Nur talebesi Kur’an harfleri ile yazılan Osmanlıcayı öğrenmelidir. Risaleleri latin yazısı ile değil, İslam yazısı ile okumalıdır.
    Kur’an yazısını bilmiyorsa, ona birkaç aylık mühlet verilir, bu zaman içinde öğrenir ve ladini huruftan dinî hurufa geçer.
    Nur talebesinin yazı konusunda tercih hakkı yoktur. Mutlaka bizim dinî ve millî yazımızı öğrenmesi gerekir.
    Müslümanların Allahü Teala kelimesini kaldırıp devamlı olarak Tanrı demeleri caiz olmadığı gibi, latin yazısını kabullenip, İslam yazısını terk etmeleri de caiz değildir.
    Türkiye Müslümanlarının ve öncelikle Nur talebelerinin Osmanlıca gazeteler, dergiler ve kitaplar çıkartmaları, onların boynuna borçtur.
    Osmanlıca lisanı, Kur’an yazısı elden giderse din kültürü sarsılır.
    Cenab-ı Hak bizlere lisan, edebiyat, kültür, yazı konusunda uyanıklık ve şuur ihsan buyursun.
    Hazret-i Ali kerremallahu vecheh ve radiyallahu anh efendimiz hazretleri “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” buyurmuşlardır. Risale-i Nurdan feyz alan Müslümanların Bediüzzaman hazretlerine minnet ve şükran borcu vardır. Risaleleri tahriften korusunlar, onun zengin lisanını öğrensinler, içindeki bilgileri hayata tatbik etsinler.
    Müellifinin kesin vasiyetine rağmen Risaleleri sadeleştirmek bir tür tahriftir ve böyle bir şeyden Hak Tealaya sığınırız.

    (İkinci yazı)
    Hangisi Doğru Hangisi
    Yalan Dolan?

    YanıtlaSil
  4. (İkinci yazı)
    Hangisi Doğru Hangisi
    Yalan Dolan?
    ORTALIKTA dolaşan haberlerin, rivayetlerin yarısı doğru, yarısı yalan… Önemli olan, yalanlara inanmadan doğruları öğrenmektir.
    Son birkaç yılın kocaman yalanlarından biri Hükümet ile Cemaat arasında ihtilaf olmadığıydı. Kocaman, kuyruklu yalan.
    Savaşın konusu dershanelermiş. Yalan yalan. Ortada sivil bir darbe teşebbüsü var. Dershane bahane.
    Gezi hadiseleri ağaç seven mâsum ve temiz gençlerin ve halkın işiymiş. Yalan.
    Son hadiselerin ardında dış güçler yokmuş. Yalan.
    Bu işlerin içinde bazı Nurcular varmış. Yalan… Hiç Nurcu darbe yapar mı?
    Doğrularla yalanları birbirinden ayırt etmeden olup bitenleri anlamak mümkün değildir.
    Bendeniz birkaç seneden beri dönen dolapları işitiyordum ama yazamıyordum. İktidar bir şey yok, her şey süt liman diyordu, Cemaat de öyle söylüyordu. Yazsam iki taraf da beni fitnecilikle suçlayabilirdi.
    Devlet içinde devlet kurulduğu, temel müesseselere sızıldığı konusunda ortada çok rivayet vardı. Bunlar zamanında görülmedi, önlenmedi.
    Rivayetler tevatür derecesine varmıştı ama inkar edildi.
    Sonunda bugünkü acayip ve utanç verici savaş başladı.
    Müslümanlar biraz hürriyete kavuştular, rahat yüzü gördüler, bu hürriyet ve rahat onlara battı ve savaşmaya başladılar.
    İşin içyüzünü öğrenmek isteyen yok, herkes dedikodusunu yapıyor. Filan gazetecinin elinde bavullar dolusu dosya varmış. Falan politikacı ikili oynuyormuş. Feşmekan zat Amerikaya gidip geliyormuş. Muhteremin biri rüyalar görüyormuş…
    Sadık da olsalar, rüyalar görenden başkasını bağlamaz.
    Şu veya bu zat kendini Mehdi sanıyormuş. Mehdiyse çıksın ortaya ilan etsin, Müslüman halka duyursun.
    Bir polis müdürü, büyük bir zat için “Onu kelepçelemeye yemin ettim” demiş. Şu cesarete bak.
    Türkiye bize verilmiştir. Onu mutlaka elde edeceğiz, hiçbir güç bizi bu konuda engelleyemez diyorlarmış.
    Darbe teşebbüsünün içinde faiz lobisi, büyük holdingler, yüz milyarlarca dolarlık rantlar varmış.
    Altın kafeste bir zat varmış.
    Kraldan daha fazla kralcılar varmış.
    Bu anlatılanların hangisi doğru, hangisi yalan?
    Bendenizin doğruları şunlar:
    Ülkemde ne askerî ne de sivil darbe olsun.
    Sandıkla gelen sandıkla gitsin.
    Uçağın veya geminin kaptan bölümünde kavga ve savaş olmasın.
    Adalet siyasete bulaşmasın.
    Cemaat holiganlığı, militanlığı, fanatizmi yapılmasın.
    Yalan söylenmesin, iftira edilmesin.
    Sivil darbeyi, Gezi kalkışmasını, fitne ve fesadı doğrudan doğruya veya dolaylı şekilde destekleyen herkesin Allah belasını versin.
    İsteklerim de var: Memleketimde adalet, temizlik, güvenlik olmasını istiyorum. Olur mu dersiniz? Bu kadar yalan, pislik, entrika, dolap, dezenformasyon içinde nasıl olacak?
    02.01.2014
    M.Ş.EYGİ

    YanıtlaSil
  5. Talut kıssası henüz anlaşılmadı...

    YanıtlaSil
  6. FASİD SAPIK VE MÜFSİT OLURLAR
    M.ŞEVKET EYGİ 05/01/2014

    EHL-İ TEVHİD ve ehl-i kıble olan, Kur’anı Kitabullah kabul eden, Resulullah Efendimizi seyyid ve kaid bilen bütün mü’minler kardeştir. Mü’minlerin kardeş olduğunu inkar eden kafir olur.
    Mü’minler arasındaki kardeşliği kabul etmeyenler, bu kardeşliği pekiştirecek yerde tahribe çalışanlar haindir.

    Mü’minlerin Allah katındaki üstünlüğü taqva iledir. Bu ölçüyü inkar edenler kafir ve haindir.

    Bütün mü’minler tek bir Ümmettir. İslamda Ümmet yoktur diyenler katmerli cahildir.

    Meşreb ayrılıkları yüzünden salih din kardeşine düşmanlık etmek nifaktır.

    Parçayı bütünle özdeşleştirmek, bütünü inkar etmek, parçayı bütünden daha büyük görmek cinnet derecesinde bir cahillik ve akıl sapıklığıdır.

    Kafirleri dost ve velî edinmek, onlarla işbirliği yapmak dalalettir, hıyanettir.

    İçinde kadınlarla erkeklerin karışık oturduğu, sahnesinde genç kızların çalgılar eşliğinde neşideler terennüm ettiği, erkeklerin namahrem kızları seyr ettiği, seslerini duyduğu toplantıları medh etmek, fısk ve fücuru medh etmek olur. Böyle toplantıları Resulullah beğenmez, onun ruhaniyeti oralarda bulunmaz.

    Bir geminin kaptanı, o mevkide takdir-i ilahî ile bulunmaktadır. Zaruret bulunmadıkça ona karşı başkaldırılmaz.

    Zaruriyat-i diniyeden birini veya birkaçını inkar edenler dinin tamamını inkar etmiş gibi olur.

    Dünya mülkleri, makam ve mevkileri, riyasetler, taht ve taçlar emanettir.

    Üzerinde yolculuk ettiğimiz geminin güvenliğini tehlikeye atmak maddî ve manevî suçtur.

    Mü’minler birbirlerine şefkatli, merhametlidir. Mü’minlere katı, acımasız, amansız, yavuz muamele edenler günahkardır.

    Nebi ve Resullerden başkası için günahsızdır, mâsumdur, ismet sıfatı ile muttasıftır diyenler bid’atçi ve sapıktır.

    Zekatları Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı şekilde toplayıp sarf edenler zalim fasık ve facirdir. Zekattan mahrum ettikleri Müslüman fakirlerin, miskinlerin, mültecilerin, yetimlerin, dulların, biçare ve bikeslerin vebali ve âhı onların üzerinedir.

    Resulullah Efendimiz meddahların=öğücülerin yüzlerine toprak saçınız buyurmuştur. Meddahlar günahkardır.

    Ruhbanları erbab haline getirip putlaştıranlar, şirke kadar gidecek büyük bir günaha batmış olurlar.

    İçki necistir, Müslüman zaruret olmadıkça içkili mekanlarda iftar etmez.

    İslamı, Kur’anı, Tevhidi, Risalet-i Muhammediyeyi inkar edenlerle birlikte iftar edilmez.

    Din konusunda aşırılık, gulüvv sergileyenler hatâlıdır.

    Kardeşlik… Birlik… Ümmet… Barış… Islah… Mürüvvet… Adalet… İnsaf…

    YanıtlaSil
  7. Kıssayı zaten biliyorum bugüne uyarlaması da uzun boylu talutun yanına kısa zaman sonra orta boylu tr de sanayi-militarist siteler inşa edecek olan belagatı cok kuvvetli iletişim araçlarından faydalanacak davud yani mehdi a.s. gelecek. süleyman çakır eşittir rte ise polat alemdar da mehdidir. dalga geçen geçsin ben bu talut ve çakır/polat ilişkisini yıllardır yazıyorum pek inanan olmadı..bakın bakalım çakır hemen herşeyiyle rte yi ne kadar iyi temsil ediyor. aynı şekilde polatta mehdiyi..

    talut = rte

    davut = beklenen zat..

    ihtimal davut başbakan olacak rte cumhurbaşkanı..ya da davut 12.cumhurbaşkanı olacak o da on ikinci imama tekabül ediyor..anlayana..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konuyla alakasız ama Kurtlar Vadisinin gecen haftaki bölümünde şöyle bir diyalog vardı.
      -Armageddon Timi ne olacak efendim?
      Polat:
      -Onu Kara'yla benim kuracağım SİYAH SANCAK bertaraf edecektir.

      Sil
    2. Kıssaya göre Talut savaşta ölür. Yerine Davut geçer. Davut'un kim olduğunu inanın bilmiyorum. Bizim bildiğimiz Davut mu, başkası mı?

      Sil
  8. Evet ilimde Ve bedenlide nedir bu bedenin özeligi kaslarımı sizce İnsanı bir koltuk gibi düşünün bu koltuga oturacak Ruh u bu koltuk yani beden taşıyabilir özellikte olması lazım evet kaşı burnu saçı uykusu yürüyüşü ensesi evet ense çok önemli.İyi bilinmeliki veli evliya alim velasıl uyumayan kişi uyurken horlamaz.

    YanıtlaSil